Gürsel Tekin 17 Ağustos depreminin yıldönümünde Halk TV'ye konuk oldu

 

CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin 17 Ağustos 1999'da yaşanan büyük depremin yıldönümünde Halk TV'nin yayın konuğu oldu ve önemli açıklamalarda bulundu.

İsmail Dükel: Ben öncelikle stüdyodaki konuklarımıza hoş geldiniz diyorum. Deprem tabi ki doğal afettir. Kaçmak bir yere kadar mümkün. Fakat yapılacak şeyler var depremden önce ya da sonra. O felaketi minimum hale getirmek için bazı önlemler almak gerekiyor. Dünya bunu böyle yapıyor zaten. Japonya'da yaşanan depremler çok daha dert ancak bu kadar ölüm olmuyor. Depremi yaşadıktan sonra da daha farklı bir yöntem geliştirmişler. Ondan sonraki süreç gayet bilimsel gidiyor. Şimdi burada başlayalım isterseniz. Buyurun.
Gürsel Tekin: Çok teşekkür ediyorum. Tabi 16 yıl önce bugün Türkiye hiç beklenmedik bir dram, bir olayla karşı karşıya kaldı. Aslında tarihimizin bütün dönemlerine baktığımızda 60 sene içerisinde çok sayıda depremler olmuş ve yüz bine yakın kayıp olmuş. Marmara depremi söz konusu İstanbul, Marmara olunca uluslararası bir düzeyin dikkatini çeken bir olay oldu. O dönem depremin yaraları iyi kötü sarılmaya çalışıldı. Bütün o imkansızlıklar içerisinde hızlı bir dönüşüm yapıldı ve üç farklı siyasi parti olmasına rağmen deprem dönüşümü için gereken bütün yasal düzenlemeler o dönem yapıldı. Rahmetlik Ecevit özellikle kamuya ait, bakanlıklara ait yerlerin deprem dönüşümünde kullanılması için bir yasa çıkardılar ve ayrıldılar. İki, hayatı kolaylaştırma açısından ve süreci hızlandırmak için biliyorsunuz deprem vergisi çıkarıldı. Deprem vergisinde 77 milyon yurttaşımız üstüne düşen görevi yaptı ve deprem vergisi ödediler. Ortalama 60 milyar dolara yakın deprem vergisi ödendi. Doğal olarak CHP olarak sorduğumuzda ne yaptınız dedik. Bir bakan pişkin bir şekilde duble yollar yaptık dedi. Aslında bunu herhangi bir gelişmiş ülkede herhangi bir bakan söylemiş olsa bir gün o makamda oturamaz. O makamda oturamadığı gibi o parayı başka bir iş için kullandığından dolayı birde ona yargıda hesap verirdi.

İsmail Dükel: En iyi ihtimalle görevi suiistimal etti.
Gürsel Tekin: Suç işlemektir yani. 99 depreminden öncede ciddi çalışmalar vardı. Biz dahil olmak üzere 99'dan sonra bu deprem dönüşümünü nasıl hızlandırabiliriz, ana muhalefet olarak nasıl bir katkı sunabiliriz diye benim de il başkanı olduğum dönemde arkadaşlarımızla, 160'a yakın bilim insanı ile deprem sempozyumu yaptık. Sempozyumda sadece CHP bilim insanları değil fiilen şu an AKP'de görev yapan ulaştırma bakanlığı dahil olmak üzere bütün bu kurumlardan yetkili çağırdık ve İstanbul dışından herkesi çağırdık. Olağanüstü bir ilgi vardı ve bu ilgiden dolayı teşekkür ediyorum. Çok geniş çaplı ve ilk kez sadece Marmara değil Türkiye'nin deprem sorunu masaya yatırıldı ve o gün fark ettik ki Türkiye'de çok ciddi sorunla karşı karşıyayız. Gerek bizim bilim insanlarımızın hazırlamış olduğu çalışmalar gerekse uluslararası, özellikle Japonya. Japonya bu konuda daha deneyimli oldukları için bu uzmanlarla öğrendik ki Türkiye'deki fay hatlarının %66'sı ne yazık ki depreme dayanıklı değil. Yani coğrafyamızın %50'sinden fazlası depreme uygun bir alan. Rahatlıkla vatandaşlarımızın anlayacağı bir dilde anlatmak istiyorum. Bir hekime gidiyorsunuz. Hekim sizin tomografinizi çekiyor. Şu önlemleri alacaksın. Hekimler yani kent bilimcileri uluslararası bir düzeyde. Gerçekten hepsine çok teşekkür ediyorum. Önemli bir çalışma yaptılar ve bu da kamuoyuna yansıdı. Bu da şu demektir. Kenti yönetenler, ülkeyi yönetenler bunu bilerek yapacaklar ve bilerek uygulayacaklar. Yani imar uygulamaları, nereyi planlayıp nerede bina yapacaklarını ona göre planlayacaklar. Çünkü her şey hazır. Fay hatları nereden gitmiş, sorun nereden çıkabilecek biliniyor. Bütün bunlara rağmen AKP iktidarı hiç dinlemedi. Yani ben şimdi gerçekten Ankara'daki yöneticilerin çoğunu tanırım. Ama İstanbul'da bir teknik adam kimliği olan Sayın Topbaş'ın bütün bunları görmemesi son derece beni üzmüştür. En azından Sayın Topbaş'ın elindeki diplomayı yırtması lazım. Hangi fakülte ona mimarlık verdiyse elinden alması lazım. Şimdi bütün bu çalışmaları yaparken bu çalışmaların yanında kamu arazilerine bakıyoruz. Şimdi size şuradan bir harita göstereceğim. Öncelikle Sözcü gazetesine teşekkür ediyorum. Geniş çaplı ancak orada yayınlayabildik. Üç gazete yayınladı işte Cumhuriyet, Sözcü, Taraf ve Yurt gazetesi. Onun dışında diğer gazeteler niye yayınlamadı biraz sonra rant haritasını açıklarken neden yayınlanmadıklarını da görmüş olacaksınız. Burada gördüğümüz gibi İstanbul'un yüz binlik planı. Topbaş'ın iddia ile 460 tane bilim insanı çalıştırarak sözde bir İstanbul Yasası çıkaracaktı. Bütün eksiklere rağmen ilk kez dedim ki ya İstanbul'un bir anayasası olacak. Bugüne kadar hiç kimse yapamadı. İktidar partisi yapıyor, bizim buna destek vermemiz lazım. İçeride bütün arkadaşlarımızın itirazlarına rağmen destek verdik. Yüz binlik plan geçti, bu ne demektir siz anayasa yapacaksınız. Şehirdeki bütün uygulamaları anayasa çerçevesi içinde yapacaksınız. İşte yüz binlik anayasaya baktığınızda üçüncü köprü yok, üçüncü havaalanı yok ve rant yerleri yok. Üstünden belli bir dönem geçtikten sonra Sayın Ecevit dönemindeki deprem dönüşümü ve kentsel dönüşümü için kullanılacak yerlerin ne olduğunu şimdi size gösteriyorum. Bakın şuna.

İsmail Dükel: İstanbul deprem toplanma alanları diyor değil mi?
Gürsel Tekin: Evet olası bir deprem olduğunda insanların, 15 milyon insanın sığınabileceği alanlara ihtiyaçları var. Şimdi buradan birkaç örnek göstereceğim. 500'e yakın yer ve bunlar çok büyük çaplı yerler, öyle ufak falan değiller. Örneğin çocuk esirgeme kurumu yüz dönüm. Son dönemlerde Fikirtepe, Dumlupınar'ın bir kentsel dönüşüm ile ciddi sıkıntısı var. Çünkü orada yüz dönüm, aşağıda kırk dönüm devlet malzeme ofisi var. Oranın tamamını rantçılara vermişsin, vatandaşı sıkıştırmışsın oraya buraya dönüş diyorsun.

İsmail Dükel: Dönüşecek alan kalmamış.
Gürsel Tekin: Kalmıyor. Çok dramatik bir tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum. Kazlıçeşme'de hatırlarsanız yine benim açıkladığım, bir gün tesadüfen İstanbul belediye meclis üyeleri arkadaşlarımı ziyarete giderken kapıdaki güvenlik görevlileri bir fotoğraf çektirebilir miyiz dedi. Yalnız hiç yapmadığım şeyi söyledim, bu fotoğrafları ben de istiyorum dedim. Fotoğraf çektirdik işte İstanbul haritası var, tarihi yarımada haritasını koymuşlar. Durdum orada fotoğrafları çekindik ve fotoğraflar bana geldi. Fotoğraflara baktım o silueti bozan bina yok. O kadar utanmışlar ki haritadaki ucube binaları bantlamışlar. Dikkatimi çekince basın toplantısı yaptım. Sonra bu bir tartışma konusu da oldu. Ben dedim ki burada AKP'li çocukların yerleri var dedim, iftiracı olduk. 17-25 Aralık olmadan önce bu Sözcü gazetesindeki rantı açıklarken Sayın Erdoğan dedim. Bakın burada bakan çocukları, milletvekilleri, yöneticiler var dedim. Bütün bu mücadeleleri yaparken, sayısal çoğunluğu olduğu için AKP'lilerin. Yapılması gereken bir tek şey var yargıya başvurmaktır. Benim il başkanı olduğum dönemde 126 tane dava açtık. 126 davanın içinde 100'e yakın davayı İstanbul halkının lehine karar verdi. Ondan sonraki davaların hiçbir tanesinde İstanbullunun lehine verilen bir karar olmadı. Şimdi bu sefer bu Amerikalıların bir sözü var. Bütün ortaklıklar bozulur, suç ortaklıklarını bozamazsınız. Şimdi bir suç ortaklığı yaratmanız lazım. Suç ortaklığında biliyorsunuz yargı sistemimiz teknik işleri bilmez. Doğal olarak bilirkişiye gönderiyor. Geçmiş dönemlerdeki bilirkişiler ya üniversitelerden alınır ya da odalardan alınacak. Şimdi İstanbul'da İstanbul Mimarlar odası, Mühendisler odası... Bütün odalar, özellikle onlara teşekkür ediyorum. Şerefle namus ile mücadele ediyorlar. İlk etapta bu torba yasası dediğimiz tombala yasa ile kanun değiştirdiler. Bilirkişi müessesi denilen şeyi kuşa çevirdiler. Bu sefer ne oldu? Yandaş bilirkişiler. Örneğin dava açmışız adam bilmiyor. Plan nedir, yoğunluk nedir, büyüme nedir. Ne yapacak bunu, bilirkişi raporuna göre. Bilirkişi ne yapacak bunu, adeta İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde hazırlanmış gibi paket halinde geliyor, paket halinde gelince de bu yargı mensuplarının da yapacağı bir şey kalmıyor. Bütün bunlara baktığımızda doğrusu İstanbul'daki yurttaşlarımıza da birkaç şey söylemek istiyorum. Hani bir cümle vardır, özellikle Cumartesi Annelerinin kullandığı slogandır. Susma sustukça sıra sana gelecek. Bu suskunluğu da anlamış değilim. Vatandaş suskun, sivil toplum kuruluşları suskun. Gölcük depremi olunca. Biz belediye olarak, o zaman Kadıköy Belediye Başkan Yardımcısıydım. Bizde işte kendi imkanlarımız içerisinde nasıl katkı sunabiliriz diye gittik. Bir kadıncağız ağlıyor. Diyor ki, biz ev alırken kurban kestik, kendimize yuva aldık sandık. Meğer kendimize mezar almışız. Tüketicilerinde bu konuda bir duyarlı olması lazım. İnanılır gibi değil bakın Allah aşkına özellikle Ataköy'de... Batı Ataşehir ve Ataköy'de ilk uygulamadır Emlak Bank uygulaması. Hatta o uygulamada da birkaç insan ödeme zorluğu çektiği için intihar etmek zorunda kaldı. O dönem çok pahalı daireler alındı. Bir Alman, bir İngiliz daire satın almıyor, proje satın alıyor. Biz daire satın alıyoruz. Proje satın alanlar, Ataköy dediğimiz yerde ortalama o gün 10 bin liraysa 30 bin liraya daire satın aldılar. Niye satın alıyorsun, daha çok donatı alanlar var, denizi görüyorsunuz vs. Bütün bu haklar ellerinden gasp edildi. Yandaşlara verildi. Bir vatandaşta benim elimdeki hakları niye gasp ediyorsun diye olmadı buna da çok üzüldüm. Defalarca İstanbul'da benzer uygulamalar yaptık. Kardeşim haklarınıza sahip çıkın. Bu uygulamalar İstanbul'u perişan eder. Bunu bireysel olarak siyasetçiyi beklemeyin gitsin dava açsın. Sizde gidip davalar açın. Ama ne yazık ki bu dava süreci çok az sayıda vatandaşın katılımları ile oldu. Şimdi bakın Kartal Adalet Sarayı, Merdivenköy Çocuk Esirgeme Kurumu, Bostancı Mahallesi, Ağaoğlu işte Bahçelievler'de.  Bütün bunlar deprem alanları için ayrılan yerlerdi. İşte Merter'de AVM, Levent İETT garajı. Allah aşkına bu nasıl vicdandır. İstanbul'un ana göbeği haline geldiği... Üç ilçeyi ilgilendiren bir sorundur bu. Bir tarafta Şişli, bir tarafta Beşiktaş ve yukarıda Kağıthane gibi üç ilçenin ortalama şimdiki ilçelere baktığımızda yüz binlik ilçeler değil. Bugün İstanbul'un her ilçesi bir milyona dayanmış. Şimdi bir milyona dayanmış şehirlerin olası bir aksilikte bir depremde sığınabileceği bir tek yer yok. Bunların tamamı kime verildi birde bunu soracaksınız. Yani verildi de sıradan vatandaşlara verilmiş değil. Bir başka imansızlık diyeyim buna. Eski Diyanet İşleri Başkanının kulakları da çınlasın ben çok saygıda duyuyorum. Bir gün aradım kendisini, o zaman tabi Diyaneti eleştiren demecim vardı. Dedim, benim en son eleştireceğim kurumdur,  ama yazışmalarıma cevap vermediniz. Dedi işte hayırdır. Dedim işte bütün bunları anlarım kamu alanlarını ranta çevirirler o yapılır bu yapılır. Ama bir gün AKP'nin bütün bu olumsuzluklarına Diyanetin ortak olacağı hiç aklıma gelmezdi. Çok üzüldüm dedim. Ben iyi bir din adamının oğluyum dedim. Diyanet işleri 96 yılında yazı veriyor Saygı bey. Diyor ki şu bölgede benim camiye ihtiyacım var. Burası ayrılıyor, o zaman da belediye başkanı Sayın Erdoğan. Tayyip Erdoğan döneminde burası cami alanı olarak ayrılıyor. Döneme baktığınızda nüfus orası 35 bin. Sonra 2005 yılında 35 bin, 100 bin'e çıkıyor. 100 binlik nüfus alanında hiç cami yapılmamış. Burası cami yapılması gerekirken camiden çıkardılar. Camiden çıkarabilmesi için Diyanetin benim camiye ihtiyacım yok demesi lazım. Maalesef söylüyorum ki Diyanet işleri o zaman camiye ihtiyacım yok diye yazı verdi ve bir AKP'li rantçıya orası rezidans oldu. Onun için imansız demek zorundayım. İstanbul'un kentsel dönüşümde kullanılması gereken yerlerde şöyle formüle ediliyor. Şu gerekçeler makul olabilir. Atıyorum işte Kazlıçeşme sahildeki yer. Burası önemli bir plan değişikliği yapacağım. Burayı büyük bir paraya satacağım. Bu parayla kentsel dönüşüm konusunda imkanı olmayanlara dönüştüreceğim dersen bu makul sayılabilir. Şimdi ne yapıyorsunuz satışa çıkarıyorsunuz. O gün ki imar durumuna göre satışa çıkartıyorsunuz. Yani ortalama diyelim ki %5 ya da bir emsal imar durumu var. Ortalama bir emsal durumu olduğu için sekiz tane işadamı satın almak istiyor. Bir AKP'li satın alıyor burayı. Bir emsali bir gecede 12 emsale çıkarıyor. Bunun adına ne denilir Allah aşkına? 15 Milyon İstanbullu yurttaşın yerini peşkeş çekiyorsunuz. Gerçekten bu günahların altından kalkmaları mümkün değildir. Bütün o işadamlarının ismi var, hatta bir kısmı da dava konusu olsun dedim, kimsede dava açamadı.

İsmail Dükel: Neden açamadı?
Gürsel Tekin: Nasıl açacak biz kimseye iftira atacak değiliz. Birde şöyle bir şey oldu. Çalışırken on, on beş tane uzman arkadaşımızla çalıştık. İstanbul'daki emlak değerlerine göre bu rantın bedelini çıkardılar. Arkadaşım dedi ki 140 milyar. Bunun kırkını atalım. Arkadaşım 140-15 milyar deriz bu CHP'liler paranın hesabını bilmiyorlar derler. Sen bu 100 milyar dolar de. İstanbul'da maalesef kentsel dönüşüm unutuldu, deprem unutuldu. Şimdi bina yenilemeyi kentsel dönüşüm zannediyorlar...

İsmail Dükel: Kentsel dönüşüme geçeriz ama izin verirseniz birde Saygı beye sorayım ben. Şimdi bende de bazı rakamlar var. 480 acil toplanma alanının 270'i şu anda imara açılmış...
Gürsel Tekin: Efendim izin verirseniz, bunlar çok insafsızca şeylerdir. Arkadaşlarımız bunu bilmeyebilir. Kalan yerleri hemen anlatayım. Göztepe parkı, yüz yıllık park. Şimdi sen bu park alanlarının yol kenarlarını toplanma alanı zannedecekler.

Saygı Öztürk: Bir bölümünü aldılar, küçülte küçülte o sayı öyle kalmıştır.

İsmail Dükel: Belki öyledir değildir bilmiyoruz ama Sayın Tekin'in haklılık payı oldukça fazla. Beş metrekarelik bir yere...
Gürsel Tekin: Keşke bir AKP'li çağırsanız da.

İsmail Dükel: Bir çağırıyoruz hemen söyleyeyim. Herhangi bir hükümet yöneticisi hiç fark etmez. Her programda davet ediyoruz ama gelmiyorlar.
Saygı Öztürk: Zaten çıkacak çok yer buluyorlar da çıkmaya gerek bulmuyorlar.

İsmail Dükel: Hayır en azından burada sorularımıza cevap verirler, sorunları anlatmak gibi dertleri olur en azından. Sen ne diyeceksin abi bu rant işine.
Saygı Öztürk: Deprem gecesini çok iyi hatırlıyoruz. Gecenin bir yarısı, gazetedeki bir arkadaşı aradım yazı işlerindeki bir arkadaş aynen şöyle diyor. Bütün Türkiye yıkıldı dedi. Böyle etrafıma baktım benim bulunduğum bina yıkıldı mı diye, yıkılmamış. Ama tüm Türkiye çöktü. Kocaeli, Sakarya, Bolu hiçbir yer kalmamış dedi. Bizim elektrikler kesik gazeteyi de basamıyoruz dedi. Bunu öğrenebildim. Tabi bizim işimiz hemen olay yerine gitmek. Hemen o saatte olay yerine gidebilmek için çırpındık. Sakarya'ya öğlen vakitlerinde anca gidebildik. Çünkü yollar kapalı. Köprülerin bir kısmı uçmuş. Bir yerden bir yere yürüyerek ya da başka bir araca binerek derken sonuçta Sakarya'ya gittik. Gittiğimizde samimiyetle söylüyorum. Hani bir karton kutuyu alırsınız, bir bükersiniz, iyice bükersiniz ya görünen manzara aynen öyleydi. Herkes şaşkın, kimse ne yaptığını bilmiyor. Aklımıza hemen geliyor, kaç kişi öldü. Allah razı olsun devletten o zaman valiliğin yakınına seyyar telefonlar kurulmuştu. Orada en azından insanlar yakınlarına telefon ettiler. Tabi ki yemek olayı falan yok ama yer altı dünyasından önemli bir isim orada yemekhane kurmuştu. Ama devlet yavaş yavaş olaya hakim olunca o yemekhaneyi içişleri bakanının talimatıyla hemen kaldırıldı. Çünkü böyle uygulamalarda Japonya'daki yer altı örgütlerinin halkı kazanmak için böyle şeyler yaptığı ve gerekçe olarak da bu yüzden kaldırıldığını biliyoruz. Baktığınız zamanda Gürsel Bey olup bitenleri anlatırken, Ankara için de bunları söylüyoruz. Bu ülkenin başbakan yardımcısı çıkıp Ankara Büyükşehir Belediyesi parsel parsel sattı diyor. Bunu da büyük bir basın toplantısı ile herkesin ilgi duyduğu günde açıklamasına rağmen her olayı mahkemeye taşıyan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı bu olayı taşıyamadı. Bir başbakan yardımcısı daha bundan başka ne diyebilir. Yarın gazetede mesela Ankara'da asfalt olayı var. Baktığın zaman olaylar birbirleri ile ilgili. Seçim yapılıyor seçimden sonra Ankara'da 1.5 milyar dolarlık asfalt ihalesi yapılıyor. Buna sadece bir tane müteahhit katılıyor.

İsmail Dükel: Koskoca ülkede bir tane mi var?
Saygı Öztürk: Öyle bir şartname oluşturuluyor ki yani başka türlü... Bu işleri bilen insanlarla konuştuğunuz zaman, İstanbul'da havaalanlarını yapan, köprüleri yapanların bile girmesi mümkün değil o şartnameye göre. Yazdık işte hiç içiniz, vicdanınız sızlamıyor mu. Bugün çok sevinçli bir haber aldım. Kamu ihale grubu son ihaleyi iptal etmiş. Ama hemen şunu soruyorum. Aynı şartnameler kapsamında tam 2 milyon dolarlık ihale veriliyor... Şimdi demek ki kentsel dönüşüm olayı yalnız İstanbul'a özgü değil. Demek ki tüm Türkiye'ye özgün bir durum olduğu ortaya çıkıyor.

İsmail Dükel: Demek ki genel bir politika haline gelmiş durumda bu.
Gürsel Tekin: Biraz önce söyledim. Ortalama bir belediyenin yapacağı iş değildir. Önce bütün ayakları oturmanız lazım. Bir, bu makamlar bakanlığa ait. Burada bir kere onay almanız lazım, bir ortaklık olması lazım yoksa tek başına belediyenin yapacağı işler değildir. 2007 yılında AKP'yi destekleyen birçok gazeteye gittim. Genel yayın müdür bana dedi ki, durmadan belediyeyi suçluyorsun. Biz neden göremiyoruz bunu dedi. Genel yayın müdürünün odasında oturuyoruz, tam camının karşısında benim takip ettiğim 38 dönümlük bir yer var. Allah'ın işi işte, o soruyu bana soracak ya dedim ki burası. Nasıl burası dedi, milli emlağa ait burası... Öyle bir zemine oturtuyorlar ki, her şey tamam. Önce burayı kiralıyorlar 49 yıllığına. Sonra bu bakanlık altı ay sonra satışa çıkarıyor. Şimdi 49 yıllığına kiralanmış bir yere hangi işadamı girer? Doğal olarak ben kalıyorum 49 yıllığına alıyorum...

Saygı Öztürk: Gürsel bey oraya bir parantez açalım. Şu anda işte biliyorsunuz Ahmet Davutoğlu hükümeti kurmakla görevlendirildi. Partilere bazı heyetlerle gidildi. Örneğin CHP'ye giden AKP heyetinin içinde şu anda Ankara'nın İncek semtinde 49 yıllığına bir üniversiteye yakın bir yerde o kişinin babasına yer tahsil edildi.

İsmail Dükel: Bir daha söyleyelim abi. CHP-AKP müzakere heyeti AKP'den heyetler gitti. O AKP'li heyetlerin içinde görevli olan zaten toplasan beş kişiydiler. Beş kişiden birisinde devlet 49 yıllığına İncek tarafında bulunan bir araziyi kiraladı.
Saygı Öztürk: Hemen onun yanında bir tane daha kiraladı.

İsmail Dükel: Allah'ın emri üçtür deyip, sonra satarlar bunu.
Saygı Öztürk: Bir okuyucumuz da dedi ki, gariptir belediyenin araçları geziyor burada dedi. Vallahi bilemiyorum orayı bir araştırmak lazım. Yarın bir gün belediyenin araçlarını kiralamıştık derler. Ama şimdilik bu kadarını söylemekle yetineyim.

Gürsel Tekin: Bizi izleyenler şunu merak edebilir. Neden AKP, CHP'yi istemiyor. İstese o iptal edilecek. O müzakere içinde olan adamın gelin CHP ile koalisyon kuralım dediği zaman bu nedir bakayım, bu yasal değildir deyip iptal edecek. Doğal olarak CHP'yi istemezler. Saygı beyle ile geçen konuştum. Bir iki bakanlığımızın olması bile onları çok rahatsız eder. Bunların hepsini kurcalayacağız. Bir ara dedim ki burası satışa çıktı. Ortalama 2 milyon dolara satın alınmıştı. Satın alındıktan sonra bir imar uygulaması ile 6 emsal ortalama 2 milyon doları, ertesi gün oldu 200 milyon dolar. Şimdi böyle bir rantın karşısında... Eskiden ne konuşuyorduk biz? Silah kaçakçılarını, uyuşturucu kaçakçılarını hiç konuşuyor muyuz? Şu anda en büyük kaçakçılık bu. Zamanımız buna ne kadar elverişli bilmiyorum ama... Kuran kursu dahil olmak üzere, mezarlık dahil olmak üzere. Bakın ben 2008 yılında bütün belgeleri ile... Kazlıçeşme'de binayı yapan şahsı eleştirdim bana aynen şu cümleyi kurdu. Efendim ben işadamıyım yaptım kiraya verdim. Kardeşim bir tane de yap bize kiraya ver dedim. Sonra 40 tane numara ile partiye bağışlıyorlar...

İsmail Dükel: Şimdi hangi işadamı bir vermeyeceği yere beş alır.
Gürsel Tekin: Benim babam çok mertti. Beş gelmeden bir vermezdi. Hiç kimse vermez, hangi iş adamı. Bu kadar yoksul insan varken. 650 bin dolar bir gazeteye yardım ettiklerine göre doğal olarak şuralar olacak ki kupon arsadan kazandıklarını oraya verecek. Şunu bitireyim. Gazetenin genel yayın yönetmenini daha sonra aradım benden özür diledi.

İsmail Dükel: Evet aradan sonra devam ediyoruz. Canımızı çok yakan 18 bin vatandaşımızın ölümüne yol açan depremin yıl dönümü. Oradan yola çıktık. Deprem ile beraber rantı konuşuyoruz. AKP iktidarının rant alanına çevirdiği toplanma merkezlerini konuşuyoruz. 100 milyar dolarlık bir ranttan bahsediyoruz sayın izleyenler. Vergiler toplandı, zorunlu deprem sigortaları yaptılar. Bütün bu paralar nerede diye sorduğumuzda Sayın Tekin'in de belirttiği gibi bir bakan çıktı ve hepsi duble yol oldu. Bütün bunları konuşuyoruz. Kaldığımız yerden devam edeceğiz. Bir izleyicimizin sorusunu Sayın Tekin'e sormak istiyorum. Sayın Tekin size soru. Okmeydanı ile ilgili bir soru var. Orada neler olup bittiğini sizin ağzınızdan duymak istiyorlar.
Gürsel Tekin: Şimdi aslında bu kentsel dönüşüm uygulamalarına baktığımızda örneğin haklı olarak vatandaşlarımız şunu sorabilirler. Hep şikayet ediyorsunuz siz olsanız ne yaparsanız. Örneğin Eskişehir var. Orada bir tek kentsel dönüşüm mağduru yok. İzmir'de şu anda kentsel dönüşümde bir tek mağdurumuz yok. Aydın'da yine aynı. CHP belediyelerine baktığımızda İstanbul'da iktidar olabilseydik yerinde dönüşüm dediğimiz hiçbir yurttaşımızın evinden yurdundan sürgün edilmeden sosyal yaşamı dağıtılmadan rahatlıkla kentsel dönüşüm yapılabilirdi. İşte 100 milyarı baz alarak söylediğimizde İstanbul'un acilen dönüşmesi gereken yerlerinde ortalama bütün hesaplara baktığımızda 45 milyar dolar lazım. Yani 45 milyar dolarla İstanbul'un bütün kentsel dönüşümlerini rahatlıkla yapabilirsiniz. Şimdi son dönemlerde AKP'nin yapmış olduğunu sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir tanesi Sultan Mahallesi.  Yani Sulukule dediğimiz yer. Roman yurttaşlarımız 200 yıldır buradalar. Bunları kandırdılar işte biz buraya kentsel dönüşüm yapacağız dediler. Maalesef bu dönüşümde oradaki yurttaşlarımızın %95'i sürgüne tabi tutuldu. Senin paran yok sen villada oturamazsın, TOKİ adında beton yığınları yaptım. Seni oraya sıkıştıracağım. Dünyanın hiçbir yerinde roman yurttaşlarımızın apartman kültürü yoktur. Götürdüler 60 km İstanbul'un ötesine sıkıştırdılar. O yurttaşlarımızın önemli kısmı müzikle ilgilenir. İstanbul'a baktığımızda eğlence piyasasının ana merkezinde. Şimdi buradan alıyorsunuz sürgüne tabi tutuyorsunuz. Kimi çadır kurdu, kimi barakalarda yaşar duruma geldi. Şimdi bu çok dramatik bir şey. Tapulara baktığımızda çok ucuz bir şekilde vatandaşların elinden almış. İkinci kentsel dönüşüm. Beyoğlu Tarlabaşı'ndaki yoksul vatandaşlarımızın tamamını sürgün ettiler. Önce şöyle bir moda uyguluyorlar. Önce orayı sorunlu bir durumdaymış gibi gösterip daha rahat şekilde emniyeti kullanarak vatandaşları oradan tecrit ediyorlar. Bu kentsel dönüşümden oradaki vatandaşlarımızın hiçbir tanesi yararlanamadı. Zaten bizim deprem dönüşümü dediğimiz 2008 yılında... Bunu Sayın Topbaş'ın kendisine de gönderdik. Yani bunu alıp da CHP'nin il merkezinde vitrin olsun diye koymadık. Eğer bir dönüşüm yapacaksanız bu çerçeve içerisinde yapın. Dönüşümler konusunda bizde size destek verelim. Hiçbir yurttaşımız mağdur olmasın. Hiçbir yurttaşımız sürgüne tabi tutulmasın. Özellikle şu an kentsel dönüşüm adı altında büyük bir rantsal dönüşüme dönüştü. Seçim olduğu için ötelemek zorunda kaldılar. Seçimde AKP tek başına iktidar olmuş olsaydı İstanbul'da bu kentsel dönüşümden dolayı mağdur olacak yurttaş sayısı en az 1 milyondu. Çok üzülerek söylüyorum. Bu mağdur olan vatandaşlarımız da ısrarla AKP'ye oy veriyorlar.

İsmail Dükel: Mağdur olmak hoşlarına mı gidiyor?
Gürsel Tekin: Gitmiyor. Ben 2008 yılında özellikle Sultanbeyli'de 2B ve tapu sorunu olduğunda gittiğimde reaksiyon gösterdiler. Hayır, böyle bir şey yapmazlar. 2011 yılında tekrar gittiğimde ise başkanım çok haklıymışsınız maalesef bu tapularımız verilmedi dediler. Belli bir süre sonra bu durum ortaya çıkıyor. Roman yurttaşlarımızda olduğu gibi, Tarlabaşı'nda olduğu gibi. Şimdi belli rant alanları. İstanbul'a merkez olan yerleri yoksul vatandaşları istemiyorlar. Yoksul vatandaşlar dağlara gitsin, buralar zenginlerin eline geçsin. Baktığınızda da zaten bir vatandaşın eline geçti AKP'ye çok yakın olan bir gazetenin sahibine. İkincisi Yeditepeler. Biliyorsunuz İstanbul'un sembolik aynı zamanda üç bin yıllık İstanbul tarihine baktığınızda, eskiden klima yok elektrik yok. Bu Yeditepe İstanbul'a klima görevi yapıyordu. Bizans bile dokunamamış, ama şu anda ne yazık ki hiçbirisi kalmadı. Eskide 70-80'li yıllarda bu büyük kentlerde gecekondulaşma başlayınca, işgüzar emlakçılar vardı. Onlar çok profesyonelce davranırdı. Bir yeri imara açacaksa ve orada gecekondulaşma olacaksa önce cami yaparlar. Cami yaptıklarında belediyeler dokunamazlar. Görürsünüz ondan sonra etrafında gece kondular oluşur. Şimdi AKP'nin modası oldu. Bir yere açacaksanız önce oraya en kutsal değerlerimizi alet edeceksiniz. Mesela Çamlıca Tepesi. Diyanet işleri bu konuda ne düşünüyor diye çok merak ediyorum. Çamlıca tepesi dediğimiz İstanbul'un adeta on tane ilçesine hava sirkülasyonu olan bir ilçede oraya cami koydular. Eyvallah kardeşim bizimde ihtiyacımızdır dedik camiye itirazımız yok ama üstünden üç ay geçti üç ay sonra 80 dönüm araziyi imara açtılar. Rezidans, otel, alışveriş merkezi vs.

İsmail Dükel: Bu kurnaz emlakçıların yaptıklarından farklı bir şey yapmıyor bu AKP yani.
Gürsel Tekin: Bunlar daha profesyonel.

Saygı Öztürk: Ama orada şunu yapıyorlar. Onlar yapılıyor daha sonra o camiyi de satıyorlar. Belediyeler benim borcum var deyip o camiyi de satıyorlar. Eğer o camiyi CHP'li bir belediye satsa gerçekten... Ama İstanbul'da enim bildiğim, resmi belgelere dayanarak söylüyorum. Altı tane camiyi sattılar.

İsmail Dükel: Belediye diyor ki, borcum var. Maliye de diyor ki neyin var. Camim var diyorlar satıyorlar. Artık mezarlığa da göz koydular.
Gürsel Tekin: Koymak değil, zaten bir sürü mezarlığı açtılar.

İsmail Dükel: İsterseniz sizin bu konu ile ilgili son sözlerinizi alayım ardından siyasete geçelim.
Gürsel Tekin: Şunu söylemek istiyoruz. İstanbul, İzmir, Ankara ve bütün büyükşehirlerdeki yaşayan yurttaşlarıma şunu söylemek istiyorum. Hepimiz duyarlı olmak zorundayız. Yanı başımızdaki yeşil alanlar ya da kamu alanları hepimizin ortak malıdır. Bunların satışına bunların peşkeş çekilmesine göz yummamalıyız. Bireysel olarak mutlaka dava açmalıyız. Ama ne yazık ki bu duyarlılığımız yok. Kendi ellerimizdeki yerler gasp edildi ama herkes izlemek zorunda kaldı. Bu duyarlılığı sadece mimarlar odasına ya da işte inşaat ve mühendis odasına bırakmamalıyız. Mesela Ankara'da çok duyarlı bir mücadele var. Özellikle en son kapatılan yol ile ilgili. Çok acımasızca bir şey yapılıyor, özellikle bu mücadele bir kadın kardeşimizi afişe ederek yarın onun herhangi bir güvenliği açısından herhangi bir sorun olursa bunun sorumlusu bu iktidar olacak. Bunu herkesin bilmesi gerekiyor. Bu babasının mücadelesi değildir, bütün Ankaralılar için mücadele ediliyor. Efendim biz yargı kararı almışta biz bu yolu kapattık. Bugüne kadar yargının almış olduğu hiçbir kararı uygulamadınız da bir tanesi mi aklınıza geldi. Kaçak Sarayla ilgili de yargı kararı var hadi git oraya da.

İsmail Dükel: O kadar çok var, hangisini uygulamış bugüne kadar.
Gürsel Tekin: İşlerine gelince yargı kararı olmaktan çıkıyor.

Saygı Öztürk: Mahkeme karar verdiği zaman birçok olay da bunun gibi yapılan bir park yapılıyor, Atatürk Orman Çiftliği'nin arazisine. Oraya da mahkeme durdurma kararı veriliyor. Hemen arkasından küçük bir plan değişikliği ile olduğu yerden devam ediyor.
Gürsel Tekin: Bir yurttaşımız malı mülkü olan, uzun süre devlet hastanesinde yatıyor. Ölmeden önce çocuklarına talimat veriyor, üç tane arsamı sağlık bakanlığına bağışlayacaksınız. Sağlık bakanlığı buraları hastane yapsın diye. Belli bir süre geçiyor. Bakanlıklar burada hastane ya da benzeri uygulama yapmıyor sonra dönemin maliye bakanı bakıyor burası çok güzel bir kupon arsa. Burayı bana devret diyor ve bir sürü numara ile alıyor. Sağlık bakanlığı diyor ki burası şartlı bağıştır. Ama bakanın ömrü kalmıyor görevden alıyorlar. Yeni bakan geliyor diyor ki burası çok güzel bir yer, İstanbul'un en güzel yeri olmuş. O dönemler tabi İstanbul'un dışında olduğu için ama şu an deniz görüyor vs. Bu sefer TOKİ'ye devrediyor. Bunu da bir belediye başkanının oğluna veriyor. Uygulamalara bakın bir Allah aşkına. Özellikle sosyal medyada bize hakaret edenler bize iftiracı diyenler şu harita bir tek iftira bulun. Siyaseti bırakacağım ben... Bu 100 milyar dolar para çalınıyor ifadesi bile sizi rahatsız etmeli. Benim partimle ilgili böyle bir iddia olsun ben rahatsız olurum.

İsmail Dükel: 17-25 Aralık'ın rakamsal büyüklüğünü hatırlıyor musunuz?
Gürsel Tekin: 87 milyar Euro.

İsmail Dükel: Anladığımız kadarıyla %41 vatandaşı rahatsız etmemiş.
Gürsel Tekin: Etmiştir, etmemesi mümkün değildir ama orada da şöyle bir durum var. Seçmenin bir kısmını da çok haklı görüyorum. Geçen hafta Soma'da bu maden ocağında şehit düşen kardeşlerimizin eşlerini Hürriyet gazetesi İstanbul'a getirmiş gezdiriyordu. Bir gün bende katıldım. Kadınlar tabi çok dramatik şeyler anlattı. Birisi öyle bir şey anlattı ki, öyle çaresiz kaldık ki dedi. Hepsini bitirdiler dedi. Anadolu’nun dört bir yanında tarım ve hayvancılık bitmiş durumda. Bir tek sosyal yardıma mahkum ettik. Düşünün ben Ardahanlıyım. Oranın bir köyünde çok ciddi insanların gelirleri vardı. Sosyal dayanışma vardı. Her köyde binlerce küçükbaş hayvan vardı. Şimdi geldiğimiz noktada bunlar yok. İşte devletin vereceği 300 lira yardım. Seçim döneminde kaymakam çağırıyor muhtarı. Diyor ki köyünüzde kaç tane sosyal yardım alan var, şu kadar. Seçimde alamazsak keseriz yardımı. Kesiyorlar da bunun örnekleri var. Örneğin Şenkaya'da örneğin Niğde'de Kömürlü köyünde.

İsmail Dükel: Muhtara falan gitmeyin, geçen gün bültenlerimizde yer aldı. Bir AKP'li vekil çıktı ve bütün bu sorunların bir tek sebebi vardır bürokratlardır dedi. 5 milyon lira biraz gönderdi Sayın Başbakan. O parayı eğer dağıtsaydı bürokratlar, biz seçimleri almıştık dedi. Ama dağıtmadı dedi. Bunu kameraların karşısında söyledi deyip siyasete geçelim.
Saygı Öztürk: İsmail, bir cümle daha oraya eklemek istiyorum. Tabi ki insanları ülkemizde yoksullaştırdılar. Az önce Gürsel beyin de söylediği gibi insanları devlete bağlı hale getirdiler. Yasa gereği kadınların hamilelik döneminde ilk 10. haftasında test yapılır. Testin amacı da hastalık veya genetik bir şey varsa ortaya çıkıyor, gerektiği zaman bu insanların doğumları erkene alınıyor yani doğum yaptırmıyor. Hastalıklı doğacağı bilindiği için. Bakın bunu paralı hale getirdiler. 800-1000 lira arasında bunun için ücret alınıyor. İnsanlar bu parayı verip de çoğu insan yaptıramıyor. Yaptıramayınca bunların arasında hastalıklı olarak çocuklar oluyor. Bak işte senin çocuğun hastalıklı ben sana her ay bakım parası vereceğim diyor. Ne oluyor, devlet koruyucu önlemler almak yerine tamamen daha sonra işte hastalıklara bir ömür muhtaç etmek zorunda bırakıyorlar. Baktığın zaman şu olup bitenler devlete hatta hükümete bağımlı hale getirmenin sonuçları.

İsmail Dükel: Yine senden devam edelim Saygı abi. Süremizin bundan sonraki bölümünde siyaset diyelim. Şimdi AKP, CHP ile uzun süre görüştü ve sonunda olmadığını her iki lider çıkıp açıkladı. Arkasından Davutoğlu'na gitti, bir görüşme oldu ve 21 dakika geç geldi. Görüşme 2 saat 26 dakika sürdü ardında Davutoğlu çıkıp olmadı dedi. Bahçeli'de açıklamayı her zaman ki gibi yazılı olarak yaptı. Dedi ki olmuyor böyle bir şey. Bundan sonraki süreç nereye evriliyor. Saygı abi seni dinliyoruz.
Saygı Öztürk: Bundan sonraki süreç şu. İşte Cumhurbaşkanı 45 günlük bir süre tanıdı. Ama bakın bu olaylar için 32 gün bu kadar bekleten bir süreç yaşandı. Birde geçmişe bakalım, 2-3 Kasım 2003 tarihinde yani AKP'nin oy çokluğu ile yüksek oyu alıp hükümeti kurma görevi kendisine o dönem Abdullah beye Başbakanlık kaç günde verildi? 13 Gün sonra verildi. Bundan sonraki ya da bundan önceki dönemlere baktığımız zaman. Hep görev verilme 13-14-17 gün...

İsmail Dükel: Bu ülkede üç gün sonra hükümet kuruluyordu.
Saygı Öztürk: Dolayısıyla 32 gün sonra verilmesinin amacı insanlara yılgınlık yaratmak işte bakın bu ülkede AKP olmayınca hükümet bile kurulamıyor. Bu mesajlar verile verile ve bir hükümet boşluğunun ülkede yarattığı kaos. İşte koalisyonun ülkede nasıl kötü bir yönetim şekli olduğundan bunu kamuoyuna yerleştirmeye çalıştılar. Cumhurbaşkanı görev verdi burada da bir oyalama taktiği. Burada da Cumhurbaşkanı açıkladı 45 günlük süreyi esnetmem.

İsmail Dükel: Demirel 8 gün esnetti mesela.
Saygı Öztürk: Anayasa profesörleri ile konuştuğunuz zaman böyle bir genişletmenin her zaman olabileceğini söylüyorlar. Çünkü kesin olarak 45 günde gidilir diye bir şey yok ki. Ne oldu artık büyük bir umut doğmuştu. AKP iktidarı 7 Haziran akşamı gideceği anlaşılmış. Üç siyasi partinin bir araya gelebilecekleri... Mitinglerde yolsuzluklardan hesap soralım diyorlardı. Seçim barajını düşürelim diyorlardı. Birçok noktada ortak konuşuyorlardı. Ama görüyoruz ki üç siyasi parti bir araya gelemedi.

Gürsel Tekin: Öyle demeyin Saygı Bey. CHP baştan itibaren o konuda her türlü duyarlılığı gösterdi.

Saygı Öztürk: Bir araya gelememek derken şu anlamda söylüyorum yani sonuçta baktığımızda üç siyasi partinin ortak bir noktada buluşamadıkları ortaya çıktı. Şimdi kamuoyu şunu gördü. Hangi siyasi partinin böyle bir koalisyon için özveride bulunduğunu kamuoyu biliyor. Kimlerin bu koalisyon için engel oluşturduğunu da biliyor. O yüzden kamuoyunun bildiği bir konu olduğu için daha fazlasına girmeye gerek yok. Şimdi bundan sonra ne olacak ayın 23'ünde süre doluyor. Buna da yine anayasa profesörlerine sorduğunuz zaman diyorlar ki şu gün, şu dakika itibariyle hükümeti kurmakla görevlendirilen, ancak yaptığı temaslarda kuramayacağı ortaya çıkan Davutoğlu'nun hiçbir zaman Perşembeyi beklemesine gerek olmadan şu dakikada görevi geri bırakması gerekiyor. Anayasa bunu emreder, ama burada bir uzatma görüyoruz. Bırak da en azından ikinci parti olan CHP'ye böyle bir görev verilsin. Belki CHP ile MHP ülke AKP ile seçimlere gidileceğine bizimle gidelim anlayışı sergileyebilir ya da belki bu süre içinde bir bakarsınız farklı gelişmeler olur. Belki şu anda CHP ile MHP arasında görüşmeler de devam ediyor olabilir. Bu durumda görevin CHP Genel Başkanına verilmemesinin de beraberinde getireceği yeni bir gerilim vardır. İnsanlar şunu merak ediyor nasıl gidilecek. Görünen o ki Cumhurbaşkanı ülkeyi erken seçime götürecek. Bu karar kapsamında anayasanın 116. maddesine göre böyle bir hükümette TBMM'den güvenoyu alma zorunluluğu yok. Güvenoyu almayan bir partinin seçime gidemeyeceğine göre zaten yeni hükümetin kurulacak olan hükümetin TBMM'den güvenoyu alması da gerekmiyor. Şimdi insanlar şunu merak eder, bütün siyasi partiler mi olacak. Bunun sayısını kim belirleyecek. Bakanlık sayısı 26 ise dört siyasi partiye göre dağılımı nasıl olacak. Bunu da TBMM Başkanının vereceği sayıyı cumhurbaşkanı dikkate almak zorunda. Şunu merak ederim, içişleri ve ulaştırma bakanlıkları bağımsız olacak.
Gürsel Tekin: Bağımsız olmadı işte.

Saygı Öztürk: CHP diyecek ki ben turizm bakanlığını istemiyorum. Öbürü de ben de onu istemem. Maliye bakanlığını ben istiyorum diyecek. Şu bakanlık işte etkili bakanlıktır... Bu konuda tabi ki yetkinin cumhurbaşkanın da olduğu belirtiliyor. Ama anayasa da hangi partiye hangi bakanlık verili hükmü yok. Anayasa da açıklık olmadığına artık kura ile mi belirlenir bilemiyoruz. Ülkeyi CHP, MHP ve HDP'nin hükümetsiz bırakması hakikaten olacak iş değil. %60 diyorsunuz, seçim meydanlarında 13 yıldır meydanlarda AKP'ye son vermek için uğraşıyorsunuz. Böyle bir fırsatı değerlendirememeleri büyük talihsizliktir diye bakıyorum.

İsmail Dükel: Kısa bir soru kısa bir cevap Saygı abi. Hükümeti kurma görevini Sayın Kılıçdaroğlu'na verir mi vermez mi?
Saygı Öztürk: Bana göre vermez.

İsmail Dükel: Neden vermez?
Gürsel Tekin: Bir kere kritik bir döneme girdik. Son 13 yıllık uygulamaya baktığımızda ve son iki yılda en çok muzdarip üç siyasi parti CHP, MHP, HDP. Seçim döneminde gördük. Kaymakamlıklar, valiliklerin kamu imkânlarının nasıl bir partinin arka bahçesi olarak kullanıldığını biliyoruz. Eğer burada mümkünse uzun vadeli hükümet her an çıkabilir. Ben Sayın Bahçeli'den bir manevra bekliyorum. Çareler tükenmez. Eğer %60'lık bloktan bir hükümet çıkmıyorsa o zaman yapılması gereken bir şey var. MHP ve HDP'nin dışarıdan destekleyeceği CHP iktidarı ile seçime gitmemiz lazım. Eğer adil bir şey istiyorsanız...

İsmail Dükel: Bahçeli hiçbir şekilde içeriden ve dışarıdan desteğinin olduğu yerde ben olmam diyor.
Gürsel Tekin: Ben olması gerekeni söylüyorum. Ama sağlıklı seçimin olabilmesi için mutlak ve mutlak iki siyasi partinin destekleyeceği mümkünse MHP, CHP ortaklığı değilse de CHP iktidarında bir seçimin olması lazım. Şunu açık ve net söylüyorum. Bu tabloda ben sistemi değiştirdim, yasaları tanımıyorum, yasama yürütme benim ayak bağımdır diyen bir kişinin önderliğinde seçimin nasıl olacağını hepimizin düşünmesi lazım. Sağlıklı seçimin yapılması için üç siyasi partinin sorumluluk almalı. Aksi takdirde tarihi bir hata yaparlar. İnanıyorum ki MHP bu çerçevede hemen... Sayın Davutoğlu'nun görevi Sayın Genel Başkanımızla görüştüğü günden itibaren bitmiştir. Bir önceki denemesyonu yaptın zaten MHP ile. İpe un sermek için yine Devlet beye gideceğim dedin. Hadi gittin kardeşim, ona da tahammül edelim. CHP'nin sinirlerini kontrol etmek için bu kadar uzattılar. Aman ha Türkiye'nin sıkıntıları var CHP sıkıntı yaratmıyor çerçevesi içinde sabırla davrandık. Sayın Davutoğlu'nun iade etmesi lazım, zaten bitmiştir görevi. Sayın Kılıçdaroğlu'na görev verildiğinde inanıyorum ki çare çıkacaktır.

İsmail Dükel: Pekala. Saygı abi diyor ki bu görevin verileceğini düşünmüyorum. Sizde verir diyorsunuz.
Gürsel Tekin: Burası eşkıya yeri değil burası Türkiye Cumhuriyeti.

İsmail Dükel: Vermezse?
Gürsel Tekin: Sayın Davutoğlu iade etsin gerisi kolay.

İsmail Dükel: Efendim şöyle bir hataya mı düşüyoruz acaba...
Gürsel Tekin: Ne diyor cumhurbaşkanı? Anayasayı esnetmem diyor. 45 günlük süre var ya.

İsmail Dükel: Yeni bir sistem oluşturdum diyor, ona uygun yasalar yapın diyor. Kitaba bakıp, yasaya bakıp cumhurbaşkanının...
Gürsel Tekin: Bu cümleyi niye kullandı. Onu da söyleyeyim, bugüne kadar anayasayı tanımadıklarını fiilen biliyoruz. Özellikle altını çizerek söylüyorum. Din, iman, başörtüsü, imam hatip, 28 Şubat, Ergenekon aklınıza gelebilecek her şeyi kullandılar. Şu anda elinde bir argümana ihtiyacı var. CHP seni mutlu etmeyecek merak etme.

İsmail Dükel: Kılıçdaroğlu'na görev verdiğini varsayalım, süreç nasıl işleyecek?
Gürsel Tekin: Sayın Genel Başkanımıza görev verildiği an göreceksiniz en geç cumartesiye kadar hükümet çıkar.

İsmail Dükel: Nasıl bir hükümet olur bu?
Gürsel Tekin: Ben Sayın Bahçeli'nin bu duyarlılığını biliyorum. Buradan mutlaka bir şey çıkar. Bir seçim hükümeti kurulacaksa öyle acelece şeye de gerek yok. Sekiz ay sonra seçime gidelim ama sekiz ay içerisinde CHP ve %60'lık bloka ben inanıyorum. Devletin işleyişi, özgürlükler konusunda yapabileceğimiz çok şey var. Bir kere 77 milyon insan nefes alacak.

İsmail Dükel: Benim orada bir tereddütüm yok. Baştan beri %60 blokun birlikte değerlendirmesi gerektiğini söyleyenlerdenim. Örneğin cumhurbaşkanı seçimleri oldu ve seçildi. Başbakanlıktan istifa etmesi gereken Sayın Erdoğan etmedi. Kendisinin resmi görevinin başlayacağı güne kadar yasaya rağmen götürdü. Zaten karşınızda yasayı ve anayasayı tanımadığını bir adım daha atıp bekleme odasına aldığını söyleyen bir cumhurbaşkanı var. Bu cumhurbaşkanından yasaya uygun hareket etmesini bekliyor musunuz?
Gürsel Tekin: Üç siyasi parti bir uzlaşma yaparsa hiç kimse dayanamaz önünde merak etmeyin. Bütün bunları yani yasa tanımaz, anayasa tanımaz bu kişilerle... Yarın biz topluma millete derdimizi anlatamayız.

Saygı Öztürk: Gürsel Bey arada şu var. Madem cumhurbaşkanı anayasayı dinlemiyorsa, anayasanın ilgili maddeleri var. Cumhurbaşkanı madem yasanın dışına çıkıp tanımıyor, bunun gereği şöyle. 184 milletvekili TBMM'ye cumhurbaşkanının yasayı çiğnediğini açıkça gündeme getirdikleri zaman cumhurbaşkanının durumu daha da tartışmalı bir noktaya gelir. Yani cumhurbaşkanı şu andaki yaptığı açıklamalarla ve namus ve şeref üzerine yemin ettiği bir anayasa var ve bunu yok sayıyor. Bu durumda muhalefet partileri, madem cumhurbaşkanı yasayı tanımıyor, anayasanın gereklerini yerine getirmiyor ve icranın başı olarak görüyorsa o zaman burada da muhalefet partisinin göreve çağırılması gerekiyor. Muhalefet harekete geçilse... Dikkat ederseniz cumhurbaşkanı hep güçlü olduğu dönemlerde konuları gündeme getiriyor. Cumhurbaşkanının seçimlerden önceki durumunu biliyoruz. Seçimlerden önce 400 milletvekili için miting alanlarındaydı. CHP, MHP için istemedi o milletvekillerini. Şimdi pekâlâ seçim gecesi yani 7 Haziran'dan itibaren cumhurbaşkanına bu halk anayasa gereği bir ders verdi. %52 olan oy oranını %41'e kadar indirmiş oldu. Şimdi %41'e indirildiğine göre büyük bir ders verdi. Ne oldu cumhurbaşkanı büyük bir sessizliğe gömüldü. Günlerce konuşmadı. Nihayet çıktığında son derece ılımlı, beklenen açıklamalar yapmaya başladı. Şimdi üç siyasi partinin hükümet kuramaması, bir yerde AKP'nin canlanması. Yani AKP olmadan hükümet kurulamayacağının bir yerde ortaya çıkması ya da öyle bir tablonun çıkması. Cumhurbaşkanı yeniden sahneye çıktı. Bu kez anayasayı da yok sayan, kabul etseniz de etmeseniz de yapılan değişikliklerden söz etmeye başladı. Böyle bir durumda demek ki muhalefet partileri, madem cumhurbaşkanı anayasayı yok sayıyor. Üstelik anayasayı korumak adına orada bulunan ve onun için orada bulunan bir cumhurbaşkanının o zaman yine anayasadaki ilgili hükümlere göre 184 milletvekili TBMM'ne başvurusunu yapması halinde cumhurbaşkanı ile ilgili yeni bir süreç başlayacak. Denilecek ki CHP, MHP ve HDP'nin oyları, sonuçta 184 milletvekili tamam ama birde cumhurbaşkanının vatana ihanet suçunu işlediğine ilişkin bir kanaat getirebilmesi için 414 milletvekilinin oyuna ihtiyaç vardır TBMM'de. Şimdi AKP'den böyle bir şeye destek olunamayacağına göre zaten bunun çıkmayacağı düşünülür. En azından Türkiye'de cumhurbaşkanının bugüne kadar anayasa dışına çıkıldığı konular toplu olarak gündeme getirilir. TBMM'de bununla ilgili iddialar kamuoyunun gündemine taşınır.
Gürsel Tekin: Yeni düzenlemeler yapılır.

Saygı Öztürk: Bununla ilgili belki daha sonra yasa önerilerini düzenlemeyle ilgili başvurular yapılır. Yani bir takım yolları vardır bunların. O zaman size TBMM'de son derece büyük bir görev düşüyor. Bu görevde madem cumhurbaşkanının bu konu ile ilgili bir problemi varsa bu problemi çözecek olan TBMM'dir.

İsmail Dükel: Yanımızda CHP'nin kurmaylarından Gürsel Tekin var. En azından bunu başlatmak siyaseten hangi dönemde uygun olur. Buna gerek olmayacağını dileyeceksiniz ama...
Gürsel Tekin: Umarım ki cumhurbaşkanı bu anayasa bu hakkı bana vermiyor, esneklik hakkı vermiyor diyen, bu hassasiyeti gösteren cumhurbaşkanı umarım bu hatayı yapmaz. Bu hatayı yaparsa tabi ki CHP olarak biz ve bizim dışımızdaki siyasi partilerin katılımıyla mutlaka bu hak gaspı anayasa mahkemesine gidilecek. Hatta şunu da söylemek istiyorum. Şimdi özellikle ilk dönemlerde birçok yargı kararları hızlı bir şekilde çıktı. 7 Haziran'dan sonra hatırlıyorsunuz değil mi? Bu çok bilinçli bir politika. Bağıran, hakimiyet kuran bunu bilinçli bir şekilde yapıyorlar. Özellikle anayasa mahkemesinden çıkması gereken önemli kararlar var ama bu kararlar hep baskı altında tutuluyor. Çocukları tehdit edilerek, aileler baskı altında tutularak. Bunları CHP olarak biz biliyoruz. Hiçbir bağırtı ve çığırtı, hiçbir ceberutluk kimsenin yanına kar kalmayacaktır. Türkiye'nin önemli sorunları var. Her gün şehitlerin geldiği, ekonominin paramparça olduğu bir ortamda kuralların ve yasaların işlemesini arzu ediyoruz. Umarım ki bu olacaktır. Önce bir kere Sayın Davutoğlu bu akşamdan itibaren gidip iade etmesi lazım. Sonraki süreçte CHP olarak anayasanın bize vermiş olduğu bütün haklarımızı elbette sonuna kadar savunacağız.

İsmail Dükel: Bugün ayın 17'si ve 23'üne beş gün kaldı. İade etmedi görevi. CHP ya da diğer partiler ne yapabilir. Bakın ne yapar diye sormuyorum, ne yapabilir?
Gürsel Tekin: Silahlı örgütlerimiz yok. Devletin mekanizmasını kullanan bir parti de değiliz. Her şeye rağmen yargı sistemimiz var. Anayasa mahkemesine başvuracağız. Bir anayasa ihlali var, verilmesi gereken bir hak verilmiyorsa yapabileceğimiz başka bir şey var mı? Bunu deneyeceğiz, ben umut ediyorum ki o noktaya gelmez.

İsmail Dükel: Sayın Tekin dört dakikamız var. Ama birde çok önemli bir şey var. Sayın Cumhurbaşkanının Trabzon'da bir elini şehit cenazesi üzerine koyup öbür eline mikrofonu alıp halka hitabıydı. Bu konu gerçekten her Türk vatandaşına olması gerektiği gibi benim canımı çok yaktı bu bir. O cami miting alanına çevrildi, o musalla taşındaki şehit tabutu da seçim kürsüsü haline geldi. Yani kalan sürede bununla ilgili değerlendirmenizi alacağım.
Gürsel Tekin: Yani seçim döneminde Kur-an'ı Kerim bir seçim malzemesi haline getirilmişse bunların hepsi yapılabilir. Yani iktidarda kalmak için yapılması gereken ne varsa bütün kutsal değerleri kullanabilirler. Bir babanın çocuğundan daha kıymetli bir şeyi var mı? Kendi evlatlarını bu kirli işte kullandılar. 17-25 Aralık'ta. Yetmedi kendi kızlarını afişe ederek suikast düzenlenecek dediler iftira çıktı. Kendi evlatlarını bu pis işlerde kullanan kişiler bütün her şeyi kullanabilirler. Allah bunları ıslah etsin diyorum.

İsmail Dükel: Allah bizleri korusun.
Gürsel Tekin: Bizleri korur çok şükür. Biz ne olacak, harama dokunmadık, yolsuzluk yapmadık bize ne olacak. Bunlar gibi fütursuz dönemler yaşamadık ama bunlar gibi gelenler vardı ama şimdi akıbetlerine bir bakın. Geriye dönün siz Ankara siyasetçilerisiniz. Yani ailelerine bakıyorum üzülüyorum. Mütevazı olun...

Saygı Öztürk: Bu görüntüler toplumda rahatsızlık yaratıyor o kesin. Ama Güneydoğu'da asıl olup bitenleri de biz kamuoyuna tam anlamıyla duyurulamadığı da ayrı bir gerçek. Bülent Ecevit döneminde kaldırılan olağanüstü şekilde biz kaldırdık diye övünen bir partidir. Hâlbuki CHP o hükümet döneminde olağanüstü hal son kez uzatılmıştı. Bugün sokağa çıkma yasakları ve Güneydoğu'nun ilçelerini birer silah deposu haline getirilmesine seyirci kaldıkları, şu yaşananlar birer gerçektir.
Gürsel Tekin: Bir şey daha var. Çok kullanır insanlarımız Anadolu’da. Büyük lokma ye, büyük söz söyleme. Bunlar demiyorlar mıydı muhalefet partileri Sivas’ın ötesine geçemiyorlar diye. Ne yazık ki üzülerek söylüyorum ki hiçbirisi şu an Sivas'ın ötesine geçemiyorlar.

Saygı Öztürk: Bu ülkede asayişi sağlamakla görevli olanlar söylüyorlar...
Gürsel Tekin: Sayın Beşir Atalay kendi iline gidemedi dün.

İsmail Dükel: Gidenler de pet şişeleri kafalarına aldı... Sayın Tekin çok teşekkürler.
Gürsel Tekin: Ben teşekkür ediyorum. Allah bizi depremlerden, yolsuzluklardan korusun diyorum ne diyeyim.

Anahtar Kelimeler
    Pazartesi, 17 Ağustos 2015 22:50

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica