Gürsel Tekin, Düzce TV'nin konuğu oldu

CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin 17 Mart 2015 tarihinde Düzce TV'nin canlı yayınında Mehmet İbrahimoğlu'nun sorularını yanıtladı.

Mehmet İbrahimoğlu: İyi akşamlar efendim gündemle yine sizlerle birlikteyiz. Bu kez Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezindeyiz ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Sekreteri Gürsel Tekin'in konuğuyuz. Efendim merhabalar.
Gürsel Tekin: Merhaba iyi akşamlar, saygılar.

Mehmet İbrahimoğlu: Önce bizi konuk ettiğiniz için teşekkür ediyoruz Düzce televizyonu olarak. Nasıl gidiyor çalışmalar? Artık iyice heyecan başladı mı? Birde tabi 7 Nisan herhalde tam olarak isimlerin açıklanması. Nasıl gidiyor çalışmalar? Müracaatlardan memnun musunuz?
Gürsel Tekin: Çok memnunuz. Özellikle şuanda ortalama bütün siyasi partilere başvurulara baktığımızda en çok başvuru Cumhuriyet Halk Partisine var. Bu bizi çok mutlu ediyor, çok sevindiriyor. Bu da şunu gösteriyor ki önümüzdeki dönemde çok ciddi iddialıyız. Özellikle milletvekili çıkaramadığımız illerde başta Düzce olmak üzere yapılan bütün araştırmalarda da inşallah Düzce olmak üzere birçok yerlerde milletvekili çıkarıyoruz. Bu Türkiye açısından çok önemli. Türkiye demokrasisi, Türkiye'nin geleceğiyle ilgili gerçekten uzun süredir tek başına hükmeden bir siyasal iktidarın sürekli bir ağlama duvarı gibi düşman yaratarak süreci götürmesi Türkiye açısından çok talihsiz bir dönemdir. İnşallah Cumhuriyet Halk Partisi iktidarıyla ve Cumhuriyet Halk Partisinin projeleriyle bunlara son vereceğiz.

Bu çalışmalarımız aslında sadece bugüne mahsus değil. 2011 yılında belki ilk kez bir siyasi parti bir üniversitede, bir laboratuvarda aylarca, günlerce projelerini hazırladı ve bu projeler çok kısa süre içerisinde yani seçim arifesinde tanıtıldığı için bir kısmı çok anlaşılamadı. Öyle ki anlaşılamadı iktidar medyası, yazarları, televizyonlarının çok ciddi eleştiri konusu oldu. Sonra ne garipse tabi bizim en çok eleştirilen bu projelerimizin 6 tanesini AKP iktidarı hayata geçirdi yarım yamalakta olsa. Demek ki CHP'nin öngörüleri, CHP'nin çok önemli projeleri varmış ve o projeler sadece bir seçime yönelik değildi, 50 yıllık bir öngörü olarak hazırlanmıştı. Tabi keşke iktidar olabilseydik, onları hayata geçirebilseydik olmadı.

Şimdi Türkiye'nin çok temel birkaç meselesi var. Bunun bir tanesi dünyanın her yerinde olduğu gibi ekonomidir. Ekonomiyle ilgili çok ciddi sıkıntıların oluştuğunu sizlerde hissediyorsunuz. Bunu en iyi şekilde Düzcelilerin hissetmesi lazım. İşsizliğin, yoksulluğun dorukta olduğu illerimizin içinde maalesef ne yazık ki Düzce'de var. İşsizlikle ilgili, yoksullukla ilgili çare bulmadığınız sürece siz büyük Türkiye'yi büyük hayallerinizi yaratmanız mümkün değildir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz işsizliği 4 yıl içerisinde, öyle çok uzun 12 yıl - 15 yıl değil 4 yıl içerisinde sıfır noktaya getirmek istiyoruz. Aile sigortası dediğimiz yani sosyal devlette olması gereken bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi sosyal devleti hayata geçirmek istiyoruz. Sosyal devletin üç ayağı var. Sağlık, eğitim ve geçim. Bu devletin olmazsa olmaz görevlerinden bir tanesidir. Vatandaşlarımız haklı olarak şimdi sosyal yardımdan pay alanlar şöyle düşünebilir. Sanki birileri lütuf ediyormuş gibi. Sakın öyle değildir. Onlar sizin en doğal haklarınızdır. Sizin paylarınızdır, sizin hakkınızdır. 76 milyon, 77 milyon yurttaşımız vergi mükellefidir. Şuanda şu saatte doğan çocuğumuz vergi mükellefi olarak doğdu. Yani 5 dakika önce doğan çocuğumuz Türkiye Cumhuriyeti vergi dairesinin vergi mükellefi olarak doğdu.

Şimdi biraz sonra babası annesi ona mama alacaktır, üst alacak, baş alacak, oyuncak alacak. Bütün bunların hepsinin vergisi var. Demek ki yoksul vatandaşımız, işi olmayan vatandaşımızda birer vergi mükellefidir. Yani soluduğunuz havanın dışında her şeye vergi ödüyorsunuz. Her şeye vergi öderken 77 milyon yurttaşımız doğal olarak bu milli gelirden pay alması lazım. Mili gelirden pay alması için işte sosyal devlet dediğimiz bizim aile sigortası dediğimiz yani belki bunun adı önümüzdeki süreçte değişebilir yeni bir adla olabilir. Dünyada olduğu gibi bir sosyal devleti hayata geçirmek istiyoruz. Hiçbir insan, hiçbir yurttaşımız ben akşam ya da sabah çocuğuma ne alacağım kaygısıyla yaşamamalı. Bu ne dinen kabul edilecek bir iştir ne de vicdanen kabul edilecek bir iştir. Yani inancımızın gereği de ne diyor? Komşun açken sen tok yatmayacaksın. Hani siz saraylarda yatan vatandaş bir anne hepimiz için bir ıstırap olması lazım. Çocuğuna süt alamadığı için kendisini astı. Bu ülke büyük bir ülke olabilir mi? Cumhuriyet Halk Partisinin ikinci şeyi bu yoksulluğu ortadan kaldıracak.

Üçüncüsü en önemlisi büyük Türkiye hayalimiz var bizim. Herkesin güven duyduğu, içerde ve dışarıda kendi iç barışını sağlamış büyük Türkiye hayalimiz var. Düşünebiliyor musunuz Türkiye gibi çok önemli, bu coğrafyanın, özellikle İslam coğrafyasının sigortası haline dönüşmüş Türkiye'nin geldiği duruma bakın. Tam bir maskaralıkla karşı karşıyayız. İktidar defalarca bizler, Sayın Genel Başkanımızın uyarılarına rağmen dış politikayı iç politika malzemesi haline getirmeyin. Bu bir milli meseledir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi bir milli meseledir. Bu mesele hepimizin ortak meselesi haline dönüşmesi lazım. Eski Başbakan durmadan işte Mısır, Sisi, Esad, bilmem kim Esed falan. Yapmayın yani bitişik komşularımız. Bu coğrafyada beraber yaşayacağız. Oradan çıkacak her türlü yangının bizi etkilememesi mümkün değildir. Sonuçta öyle etkiledi ki bugün sadece Suriye'den buraya gelen Irak'tan, Libya'dan gelen yurttaşlarımıza harcamış olduğumuz paranın miktarı 6 milyar dolardır. Biz sosyal yardımda yurttaşlarımıza ne kadar para vereceğiz yılda? Hani nereden parayı bulacaksınız diyen o cambazlar var ya o cambazlara söylüyorum. Sadece 3 milyar dolar yılda kendi yurttaşlarımıza sosyal devletin yapması gereken bu parayı nereden bulacaksınız diyenler ama Ortadoğu coğrafyasının kirli oyuncağı olanlar 6 milyar dolar maalesef Suriye'den buraya gelen yurttaşlarımıza para harcamak zorunda kaldılar. 6 milyar dolar dediğimiz bu. Bunun dışında gerek küresel dünyanın gerek buradaki iş dünyasının yardımlarını da hesaplamıyorum. Bütün bunlara baktığımızda Türkiye'de bir para meselesi yok. Türkiye'de bir irade meselesi var, Türkiye'de bir kararlılık meselesi olması gerekiyor. Cumhuriyet Halk Partisi bu konuda kararlı bir şekilde bunun üstesinden de gelecek ve güvenilir büyük Türkiye'yi yaratmanız için dış politikanızı yeniden gözden geçirmeniz lazım.


Mehmet İbrahimoğlu: Ne kadar zamanda düzelir efendim dış politika?
Gürsel Tekin: Çok kolay. Niye kolay? Biz aslında 2012 yılında Sayın Genel Başkanımızın Başkanlığında benimde olduğum bir heyetle Irak'a gittik. Daha sonra bir grup arkadaşımızı Suriye'ye gönderdik ve Ortadoğu coğrafyasının tamamında ana muhalefet ne oluyor, ne yapılabilir? Yani bir bahar esintisidir söylentisi var bu baharın kışa dönme ihtimali var. Yani bir tipiye, bir zemheriye dönme ihtimali var. Bununla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi olarak bir çalışma yapalım dedik ve 3 - 4 ülkeye heyetlerimizi gitti, yetmedi Sayın Genel Başkanımızın başkanlığında bütün İslam coğrafyasının tamamında oradaki siyasi partilerin liderlerini, temsilcilerini İstanbul’da topladık 3 gün bir konferans oldu. Bütün amacımız Ortadoğu coğrafyasındaki, İslam coğrafyasındaki bu sorunları çözebilmek, buraya bir katkı sunabilmek. Çünkü buna öncü olabilecek en önemli ülkelerin başında Türkiye geliyor. Ayın zamanda şunu hepimizin görmesi gereken iki temel şey var. Arap coğrafyasında çok zengin ülkeler olabilir. Yani benzetme çok kaba olabilir vazgeçtim söylemeyeceğim. Çok paraları olabilir çok anlam ifade etmiyor. Ama İslam coğrafyasının güvendiği iki ülke vardır ki bunun bir tanesi Türkiye'dir, bir tanesi Mısır'dır ve bu iki ülke, kardeş ülke İslam coğrafyasının da güvencesi haline dönüşmüştü. Ne zamana kadar? AKP iktidarına kadar. AKP iktidarından sonra maalesef İslam coğrafyasının tamamıyla bağlarımız koptu. Öylesine koptu ki daha dün Rabia, Mısır, Sisi diyenler bugün Amerika'ya yalvarır duruma geldiler. Efendim bizi Mısır'la barıştırın. Niçin Mısır'la barıştırın? Sisi 23 Nisan'dan sonra ro roları kapatacağım deyince Türkiye'nin etekleri tutuştu. Bir öngörünüz olacak. Yani böyle yalandan iç politikaya malzeme olsun diye ona meydan oku, buna meydan oku derseniz den Esed dediğiniz adama bugün Esat demek zorunda kalırsınız. Yarında Sayın Esat diyeceksiniz.

Şimdi bütün bu öngörüleriniz olacak. Bu öngörüleriniz olmazsa maalesef Türkiye'yi itibarsız bir hale getirirsiniz.

Mehmet İbrahimoğlu: Ama İslam coğrafyasında biliyorsunuz 54 defa Katar'a gittik, 45 seferde onlar bizi ziyaret ettiler.
Gürsel Tekin: O tamamen duygusal. O ilişkiler duygusal ilişkiler. Yani o gidiş gelişlerin…

Mehmet İbrahimoğlu: Seçim için bir para gönderdikleriyle ilgili bir bilginiz var mı?
Gürsel Tekin: Bizim bilgilerimizin ötesinde şuanda savcılıkta ifadesi olan Sayın Eski Başbakanın koruma müdürünün ifadeleri var. Koruma müdürünün ifadesi aynen şöyle; Libya Devlet Başkanı Kaddafi'ye 6 kez gittik biz. 6 kez bir ekiple gittik geldik. Şimdi doğrusu hepimizin kafasına takılan çok önemli soruların bir tanesi şu; 6 kez bir koruma polisi bir başka ülkenin devlet adamıyla ne işi olabilir, hangi ilişkiler çerçevesinde gitti geldi?

İkincisi, bu 6 kez gidiş gelişlerde bir önceki dışişleri bakanı, bugünkü başbakan Sayın Davutoğlu'nun bilgisi var mı? Hangi diplomatik ölçüler içerisinde bu ilişkiler oldu gitti geldi? İkincisi o polisin müdürünün daha ilginç bir ifadesi var. Eski bir bakanla gidip geldiklerini söylüyor. Bütün bu gidiş gelişlerin bir anlamı olmalı diye düşünüyoruz. Hangi ölçülerde neden gidilip gelindi? Gidip gelirken dolu boş gidip gelmeler oldu mu, olmadı mı önümüzdeki günlerde onlara da bakacağız. Ama şunu bilmemiz lazım ki özellikle Kaddafi'yle iktidar arasındaki sıcak ilişkiler hat safhadaydı, çok iyi bir durumdaydı. Sonra ne olduysa işte eski Dışişleri Bakanı bugünkü Başbakan Libya'ya demokrasi getireceğiz ve demokrasi mücadelesini verecek Kaddafi’nin muhaliflerine de 200 milyon dolar çantayla para götürdüm demişti. Doğrusu demokrasilerde Libya'da üçe bölünmüş, paramparça edilmiş bir Libya. Kaddafi'yle bu kadar yakın ilişkileriniz varken neden bu duruma gelindi? Her şeyden önce Türkiye’nin Kaddafi’yle ilgilide başka bir borcu var ve biliyorsunuz 74 Kıbrıs hareketinde bütün dünya sırtını Türkiye'ye çevirirken Kaddafi Türkiye'nin yanında durmuştu ve bu savaşta özellikle Kıbrıs mücadelemizde yanımızda olan bir insandı. Ama iktidara kimler talimat verdi, hangi gerekçelerle, hangi talimatlarla Kaddafi'nin kafası ezildi, Libya üçe bölündü, paramparça edilmiş bir Libya, leş kargaları gibi enerji kaynaklarına konmuş ülkeler, sıfıra çıkmış Türkiye'yle karşı karşıya kaldık.


Mehmet İbrahimoğlu: O zaman Irak'a tekrar geri dönersek aynı şey Irak'ta da yok muydu? El ele göz göze kahvaltılar, geziler yok muydu efendim?
Gürsel Tekin: Libya Irak. Tam da onu anlatmak istiyorum. Bu müzakereler, bu görüşmeler ve heyetlerimizin hazırlamış olduğu raporların tamamını Sayın Genel Başkanımızın talimatıyla eski Dışişleri Bakanı Sayın Davutoğlu'na gönderildi. Aslında tabi devlet işleyişine baktığımızda iktidarın muhalefete bilgi vermesi gerekirken Sayın Genel Başkanımızın devlet adamlığı ölçüsüyle bizim itirazlarımıza rağmen hayır bunları mutlaka Dışişleri Bakanlığına göndermelisin demişti. Çok sağlıklı raporlar hazırlanmıştı. O raporlara iktidar bakmış olsaydı, onları ciddiye almış olsaydı inanın bugün Ortadoğu coğrafyasındaki bu sorunla karşı karşıya kalmamış olacaktı. Büyük olasılıkla Cumhuriyet Halk Partisi göndermiş olduğu için belki o raporlar hiç açılmamış ya da incelenmemiştir. Yazık keşke açılabilseydi, keşke incelenebilseydi.

Aynı kararlılıkla Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında ortalama 6 ay içerisinde Ortadoğu coğrafyasındaki bu sorunlar rahatlıkla giderilebilir. Buna emin olmanızı istiyorum.


Mehmet İbrahimoğlu: Gayet güzel.
Gürsel Tekin: Kesinlikle. Çünkü neden Ortadoğu bizim için çok önemli? Bakın Ortadoğu özellikle Irak'a gittiğimizde Irak Devlet Başkanı aynen şunu söyledi. Önümüzdeki sadece 2013 yılı için söylemişti. 2013 yılı için 500 milyar dolar yatırımımız var. Buna en uygun Türkiye'dir. Hem yakınlık sebebiyle aynı zamanda gelişmişlikle ilgili. Türkiye 500 milyar dolar yatırımı Türk şirketleri, Türk firmaları yapmış olacaktı. Türkiye bizim için çok önemli. Türkiye’ye biz bütün kapılarımızı açmak istiyoruz ve açtık kapılarımızı. Ama ne yazık ki Türkiye kapılarımızdan girmeyi tercih etmedi bacalarımızdan girmeyi tercih etti. Bacalarımızdan girmeyi tercih etti derken oradaki özellikle iktidara ya da hükümete muhalif olan yasadışı örgütlerle iktidarın iş kurmaları tabi doğal olarak oradaki sistemi rahatsız ettiği için ne yazık ki bırakın yeni yatırımcıları mevcut yatırımcıların tamamı perişan oldu ve oradan geri dönmek zorunda kaldı. Libya'da bir tek Türk firması kalmadı.

Bir Başbakana devlet adamları aynı zamanda her söylediği sözlerin bir güvence olduğunu kabul ederler. Bir İngiliz Başbakanı, bir Alman Başbakanının söylediği her cümleyi o vatandaş onu referans kabul eder, yasa gibi kabul eder. Bizim eski Başbakan Antep’te hatırlayın 2010 yılında miting yaptı. Mitingde Esad’la beraberdi büyük laflar etti. O işte efendim yıllardır aramıza tel örgüsü ördüler, Esad kardeşimizle bu tel örgüleri kaldıracağız. İşte burada Antep'teki kardeşlerimiz elini kolunu sallayarak Şam'a gidecek, Şam'daki kardeşlerimiz elini kolunu sallayarak Antep'e gelecek, pasaport sorulmayacak, ekonomi gelişecek ve bunu referans kabul eden birçok yurttaşımız Suriye’de biliyorsunuz fabrika açanlar, otel açanlar, yatırım yapanlar hepsi perişan oldu. Maalesef ne yazık ki siyasetçilerin sözleri bir referans kabul edilemeyecek durumdadır.


Mehmet İbrahimoğlu: Aslında belki sadece Güney değil yani Kuzey'de Ermenistan'da her an bir şey olma ihtimali var. Biz Türki devletlerden çok fazla yararlanıyoruz. Onun ötesinde Yunanistan'a da kurtuluş savaşında aldığımız adaları tek tek vermeye başladık. Aynı Süleyman Şah türbesinin yerini bırakmamız gibi. Bunlara ilgili ne diyorsunuz? Özellikle şu adalar çok fazla dikkat çekmiyor ufak falan ama yani sonuçta…
Gürsel Tekin: Olur mu Türkiye için büyük ölçüsü olmaz. Çok anlamlıdır. Yani Süleyman Şah türbesi bir AVM yapılacak ya da otel yapılacak bir alan gibi görülmemeli. Büyük müydü, küçük müydü böyle bakılırsa bu ülkenin dış politikası tartışılır hale gelir.

Şimdi özellikle bizim dış politikamız 2007 yılından 2003 yılından itibaren kırılgan hale geldi. Hatırlarsanız 2005 yılında gündüz saat 1'de işte AB'ye girdik diye havai fişekler atıyorlardı. Avrupa’yla şuanda ilişkilerimiz sıfır noktada. Hani her şeyi sıfırlayacağız dediler ya. Ortadoğu'yla sıfır noktada dedikleri gerçekten sıfırlandık hepsi bize düşman oldu. Balkanlar keza öyle, Rusya öyle, İran'la öyle. Şuanda elle tutulabilir bizim evet ya müttefikimizdir, kardeş ülkemizdir, dost ülkemizdir diyebileceğimiz bir ülke görmüyorum. Varsa birileri söylesin. Efendim hatta kutsal yalnızlık tartışması başlattılar. Çok abes bir şeydir böyle kutsal yalnızlık gibi. Türkiye coğrafyası çok önemli bir coğrafya. Bir tarafı Asya, bir tarafı Avrupa, bir tarafı sorunlu, sıkıntılı Ortadoğu coğrafyası. Şimdi böyle kanamalı bir coğrafyanın ortasındayız efendim işte yalnız kalacaksınız. Bunu böyle kabul etmek mümkün değildir. Onurlu, çok milli duruşu olan bir dış politikayla ben inanıyorum ki Türkiye yeniden bütün bu coğrafyada Asya'da, Ortadoğu'da ve Avrupa'da çok güvenilir bir duruma gelecektir. Bu da Cumhuriyet Halk Partisi iktidarıyla mümkündür. Yani Cumhuriyet Halk Partisini çok eleştirenlere birçok şeyler hatırlatmak istiyorum. İsmet Paşa'yı okumalarını istiyorum. Mustafa Kemal Atatürk'ün mücadelesini okumalarını istiyorum. Öyle iç politikada palavra atmak çok kolaydır. Evinizin içinde tilki olacaksınız, evinizin dışında aslan olacaksınız. Bu iktidar ne yapıyor? Evin içinde aslan, evin ötesinde tilki. Yapmayın kardeşim gelin tam tersini yapın. Siz burada benden ne olacak, beni korkutunca ne anlam ifade edecek. Sen vatandaşı, öğrenciyi, işçiyi, köylüyü, hak arayan vatandaşı sindirerek bir şey elde edemezsin. Tam tersine buradan farklı davranacaksın ama dışarıda öyle bir görüntü vereceksin ki evet aslan diyecekler. İşte dışarıda o görüntüyü İsmet paşa vermişti. Hani İsmet Paşa'yı eleştirenler var ya cehaletlerinden İsmet Paşa’nın serüvenini Mustafa Kemal Atatürk'ün serüvenini okuyamamış cahiller bunu söylüyor. Şimdi geldiğimiz noktaya bakın sıradan ülkeler bize meydan okuyor. Uçağımız düşürüldü. Tabi çabuk unutuluyor. Türkiye coğrafyasında özellikle sınırlara baktığımızda sınırlarımızda kuşlarımıza kimse mermi atamazken ne yazık ki uçağımız düşürüldü iki pilotumuz şehit oldu. İktidar aman intikamını alacağız. Durun sağduyulu olun falan filan. Tezkere çıkaracağız tezkereye Cumhuriyet Halk Partisi olarak da oy verdik. Hadi niye intikam alamadınız? Alamazsınız. Kim düşürdü uçağı soruyoruz cevabı yok. Uçak niye oraya gitti cevabı yok. 53 tane vatandaşımız Reyhanlı’da hayatını kaybetti onun cevabı yok. Gece yarısı hani son günlerde bir Osmanlıcılık tartışması var ya siz mi Osmanlı'ya sahip çıkacaksınız? Osmanlı'nın mirasına sahip çıkamadınız gece yarısı göç etmek zorunda kaldınız. Türkiye'nin geldiği duruma bakın. Nerede bizim tanklarımız? Şöyle bir şey olabilir mi? Paletleri atmışta. Zavallılık. Türkiye hiç bu kadar zavallı duruma düşmemişti. Yazıklar olsun. Hadi bunlar şey derlerdi ya biz küresel dünyanın bir parçası olduk. Ne yazık ki Türkiye gibi bir ülkeyi kümesel bir duruma düşürdüler.


Mehmet İbrahimoğlu: Cumhurbaşkanı Kürt sorunu yoktur diyor.
Gürsel Tekin: Dese ne olur?

Mehmet İbrahimoğlu: Demirtaş'ta ben Başbakana güvenmiyorum diyor, bu hükümete güvenmiyorum diyor. Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında Kürt sorunu nasıl çözülecek? Bunlarla ilgili projeleriniz nedir? Özellikle bizim orada da çok Kürt vatandaşımız var. Ki biz 26 etnik kökeniz yani Düzce olarak. Güzel yaşayan insanlarız.
Gürsel Tekin: Şimdi biraz önce Antep'teki konuşmayı kendisine referans edinip yatırım yapan vatanlarımızın sonra hangi belalarla karşı karşıya kaldığını söylemiştim. Eski Başbakanın söylediklerini referans almak doğrusu Türkiye açısından hep tehlikelidir. Yani onu ciddiye bile almıyoruz. Diyelim ki yok dedi keşke onun yok demesiyle yok olsa. Nedir o zaman 5 yıldır siz müzakere ediyorsunuz, adalar, odalar arasında gidip geliyorsunuz. Kandil arasında mekik dokumuşsunuz. 6 - 7 Kasım, Aralık'ta sıkıntıya kalıp Abdullah Öcalan'a aman ne olursunuz telefon ettirin bu mesele dursun dediniz. Bütün bunları görmemezlikten, sadece iç politikada %1, %2 milliyetçi duygusu olan vatandaşlarımı nasıl kandırabilirim tehlikesiyle karşı karşıyayız. Bu hayallerden vazgeçsinler. O zaman kardeşim bende şunu söylerim kendisine. Sayın Davutoğlu İstanbul'da konuşuyordu. Başbakanda muhtarlar mı ne toplantısıydı çünkü o kadar toplantı, taksiciler toplantısı mı ne toplantısı vardı o gün bilmiyorum. Yakında kasaplar toplantısı da yapacak. O toplantıda şey diyor bu ülkede Kürt sorunu yok. Aynı anda konuşuyorlar, galiba birer saat aralıklı. Davutoğlu’da diyor ki, barış süreci bizim vazgeçilmez sürecimizdir. Anneleri göreve davet ediyorum. Şimdi bunların hangisine inanacağız Allah aşkına. Bunu kazaren iki CHP'li aynı gün farklı konuşsalar bütün bu gazetelerin manşetlerinde oluruz. Şimdi her ikisinin de söylediklerinin bir anlamı yok onu söyleyeyim.

Mehmet İbrahimoğlu: CHP nasıl çözecek bu işi?
Gürsel Tekin: CHP demokrasiyle çözecek, CHP özgürlükle çözecek. Demokrasi, özgürlük sadece Kürtler için ihtiyaç değildir. Sadece Türkler için ihtiyaç değildir. Bu ülkede yaşayan her yurttaşımız için bir ilaçtır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak birinci demokrasisi olan ülkelerde hangi demokratik kriterler varsa Türkiye'de bu olacaktır. Bu olduğu zaman bu meselelerin tamamı ortadan kalkacaktır.

Mehmet İbrahimoğlu: Özellikle yurtdışında daha güçlü ve güvenli olmamız için güçlü bir MİT’e ihtiyacımız var ama MİT şuanda herhalde Türkiye içinde daha güçlü. Birde partili bir MİT Başkanıyla ilgili düşünceleriniz neler?
Gürsel Tekin: Şimdi bizim her şeye rağmen, iktidarın bütün çabalarına rağmen devletin kurumlarını bu kadar yozlaştırmasına rağmen halen sağduyulu, halen vatansever çok devlet terbiyesi almış insanların olması Türkiye açısından da, CHP açısından da büyük bir şanstır. Üzülerek söylüyorum MİT 77 milyonun güvencesi olması gereken bir kurumdur. Bu kurumun tarafsızlığı tartışma konusu bile olmaması gerekirken ne yazık ki uzun süredir tartışma konusu olan bu kurumun başkanı bir siyasi partiden milletvekili adayı olup tekrar dönmesi siyaseten de, demokratik teamüller açısından da kabul edilecek bir anlayış değildir.

Mehmet İbrahimoğlu: Özellikle seçime doğru Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekili aday adaylarının çok fazla olduğundan bahsettiniz ve seçime doğru giderken birazcık çelme takmak amacıyla herhalde ya da başka bir düşünce midir? Cumhuriyet Halk Partisinin kapatılması diye bir şey gündeme geldi. Bununla ilgili görüşünüz nedir efendim?
Gürsel Tekin: Biraz öncede söyledim çok sayıda aday adaylarımız var. Çok görkemli demokratik bir şölende oluşuyor. Düzce'deki milletvekili arkadaşlarımızın tamamına başarılar diliyorum. Gerçekten ciddi mücadele ediyorlar. İnşallah içlerinden hangisi milletvekili olur bilmiyorum ama ben inanıyorum ki…

Mehmet İbrahimoğlu: Belki iki birden olacak.
Gürsel Tekin: İnşallah arzu ederiz, Türkiye'nin geleceği açısından. Ama kesinlikle bir garantidir onu söyleyebilirim. Arkadaşlarımız çalışırsa çok birikimli, çok yetenekli kardeşlerimiz var. Büyük olasılıkla iyi bir sonuç bekliyoruz. Şimdi tabi hepimizin, vatandaşın, yurttaşın, gazetecinin, televizyoncunun, polisin, kamuda görev yapan her yurttaşımızın güvencesi anayasası olması lazım. Yani gelişmiş ülkelerin tamamına baktığınızda herkesin güvencesi kendi anayasasıdır. Hiç kimse Almanya'da kimse Merkel'den korkmaz. Korkacak bir gerekçe yok yani ya da herhangi bir bakandan korkmaz. Merkel’e şu cümleyi kursam acaba benim ticari yaşamımda bir sıkıntı olur mu kaygısı aklının ucundan geçmez. Obama için geçmez. Yani 2003 yılında Mısırlı bir gazeteci Amerika'da doğmuş büyümüş Mısırlı bir gazeteci kendi köşesinde eli kanlı Bush diye yazabildi. Ama hiç kimse ya sen ta Mısırlısın gelmişsin burada bizim Başbakanımıza hakaret ediyorsun, bunu nasıl yazıyorsun deme cesaretini gösterecek durumda değildi. Çünkü her vatandaşın güvencesi kendi anayasası olmalı. Türkiye'de bu sistemi değiştirmek istiyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarıyla bu iktidar dönemi, şu iktidar dönemi, benim memurum, senin işçin, benim belediyem, senin belediyen anlayışını tarihe gömmek istiyoruz. Öyle bir anayasa yapacağız ki, öyle bir hukuk sistemi yapacağız ki herkes kendisini özgür hissedecek. Efendim benim iş dünyasında falan siyasi partinin mensubuyum, falan siyasi partiye oy veriyorum acaba benim üstümde Cumhuriyet Halk Partisi geldi böyle bir baskı olacak mı? Asla olmayacaktır. Cumhuriyet Halk Partisi 77 milyonun güvencesi olacaktır. Sadece 77 milyonun güvencesi değil aynı zamanda bugün yönetenlerinde güvencesi olacağız. Çünkü yönetenlerin yönetim zaaflarından dolayı önümüzdeki süreçte hangi belalarla karşı karşıya kalacaklarını biliyoruz. Onlara da güvence olacağız. Bunu oturtabilirsek, yani bu evrensel anayasayı dünyada kabul görmüş herkesin kendisini özgürce hissettiği evet ya bu benim anayasamdır Kürt'ünde, Türk'ünde, Alevi'sinin de Çerkez'inde, Boşnak'ında, Arnavut'unda, Laz'ında evet ya bu benim içindir dediği bir anayasada göreceksiniz ki bu meselelerin hepsi kendiliğinden çözülmesi gereken meselelerdir. Enerjimizi nelere harcıyoruz? Bugüne kadar Türkiye enerjisini maalesef hep içe dönük harcamış. Hep içe dönük aslan olmuşuz. Hiç dışa dönük aslan olmayı becerememişiz. Dışa dönük aslan olmayı becerdiğimizde göreceksiniz ki Türkiye bu coğrafyanın en kalkınmış ülkesi olacaktır. Tarımıyla, hayvancılığıyla, ithalatıyla, ihracatıyla, işgücüyle, genç nüfusuyla ama sürekli iç mücadelede ne yazık ki Türkiye'yi büyütemiyoruz. Türkiye'yi büyütmenin yolu yasakları kaldırarak mümkündür. Biliyorsunuz bunlar 2002 yılında 3Y'yle geldiler. Yolsuzluğu bitireceğiz dediler, yasakları kaldıracağız dediler, yasaksız Türkiye yaratacağız dediler ve yoksulluğu bitireceğiz. 3Y'den 3Z'ye döndüler. Zalim oldular, zulüm oldular, zengin oldular. 3Y - 3Z. Yani hani bu zaman zaman kendilerini şöyle ifade ediyorlar. Muhafazakarız diyorlar. Vallahi muhafazakarlık tanımını, benim bildiğim muhafazakarlık tanımı hiç bu AKP'ye uyan bir tanım değildir. Kendisini muhafazakar seçmen olarak kabul eden seçmenlerimiz rica ediyorum muhafazakarlığın ne olduğuna bir baksınlar eğer bu tanım AKP'ye uyuyorsa AKP'ye oy versinler. Ne yazık ki muhafazakarlığı da, milliyetçiliği de ayaklar altına alan bir iktidarla karşı karşıyayız.

Mehmet İbrahimoğlu: İçerde aslan olmak daha kolay geliyor herhalde.
Gürsel Tekin: Tabi ki kolay. Yani evinizde çocuğunuzu, kızınızı rahatlıkla dövebilirsiniz o çok kolay işlerdir.

Mehmet İbrahimoğlu: Aman yanlış anlaşılmasın çocuk, kadın dövmek falan.
Gürsel Tekin: Tabi ki elbette kimseyi hiçbirimiz insana el kaldıralım demeyiz, öyle bir geleneğimizde yok. Ama sürekli bir babanın içerde çocuklarına disiplin etmek için otorite kurduğu bir anlayışı iktidar yöneticileri devletin Türkiye açısından sürekli otorite kurarak bunu sağlaması mümkün değildir. Bunu keşke dışarıya sağlayabilselerdi bugün Türkiye başka bir noktada olurdu.

Mehmet İbrahimoğlu: Efendim iç güvenlik yasası İmralı’dan gelen bir talimatla birlikte geri çekildi. Yanlış ifade etmiyorum değil mi?
Gürsel Tekin: Aynen doğru ifade ediyorsunuz.

Mehmet İbrahimoğlu: Peki ne olacak şimdi iç güvenlik yasası? Zaten mecliste 4 Nisan'da herhalde tatile giriyor değil mi? Oraya yetiştirecekler mi ya da bu değişiklikler?
Gürsel Tekin: Şimdi aslında onların arzu ettiği birkaç madde geçti. Yani iktidarın talep etmiş olduğu birkaç madde geçti geri kalan maddelerde İmralı'ya takıldı. İmralı'nın dayatmasıyla geri çekmek zorunda kaldı. Bakın, ana muhalefet, muhalefet partileri, sivil toplum örgütleri, gazeteciler, çeşitli kuruluşların bütün tepkisine rağmen iktidar müzakere bile etmedi geri çekmeyi boş verin. Yani müzakere ihtiyacı bile duymadı. Hatta öyle ağır cümleler kullandılar ki işte bunu geri çekmek, buna karşı çıkmak vatan hainliğidir diyen bir grup başkanı da oldu. Şimdi doğrusu vallahi kim vatan haini şimdi çektiler herhalde vatan haini onlar oldu diye düşünüyorum. Yetmedi Sayın Gül buna takıldı eski Cumhurbaşkanı. Bunun yeniden gözden geçirilmesi gerekir, bu bir güvenlik yasası değil, bu bir sıkıyönetim yasasıdır. Sıkıyönetim yasasıyla bu meseleleri halledemezsiniz bunu geri çekin. Hatta Sayın Ali Babacan geçen gün bir konuşmasında izlediyseniz eğer siz hukuk güvencesi getirmezseniz yasaklı bir anlayışa yabancı yatırımcı getiremezsiniz. Herhalde onu bana söylemiyordur Davutoğlu’na söylüyor diye düşünüyorum. Bu yasakçı anlayış yani savcının ve hakimin yetkisini kaymakamlara, valilere vermek demokrasi açısından çok tehlikelidir, bunun önüne geçmek mümkün değil. Hele polis devleti anlayışıyla bu süreci götürmek çok tehlikeli olur. Bizim hukuk devletine ihtiyacımız var. Baştan itibaren söyledim evrensel hukuka ihtiyacımız var. Evrensel hukukla Türkiye'yi büyütebiliriz. Şu argümanları da sık sık kullanıyorlar. Çünkü bunlar bütün şeylerini yalan üstüne kurguladıkları için ben AKP'nin adını değiştirdim şimdi yalan ve talan partisi haline dönüştü. Yalan ve talan. Yani yalan makinası. Çıkıyor mesela Davutoğlu, ya Davutoğlu aklıselim bir insansın, profesörlük unvanın var. Efendim diyor bunlar Molotofu savunuyorlar. Yani bir akıl tutulması. Bunu kim savunuyor? 3 tane lider Molotof kokteylinin meşruiyetini savunuyormuş. Efendim işte bunlar bonzai savunuyorlar falan. Bunlar ayıp cümlelerdir. Yani bonzaiyle ilgili, Molotof kokteyliyle ilgili getirilebilecek en ağır ceza ne varsa Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz buna oy vermeye hazırız ve ilk kez bonzaiyi Türkiye gündemine getiren siyasetçide benim. Defalarca da bununla ilgili önlem alalım, yasal bir düzenleme yapalım dememize rağmen üstünden 1,5 yıl geçti. Bizi izleyen vatandaşların çok net bilmesi gereken birkaç şey var. En çok bizim güvenliğe ihtiyacımız var Cumhuriyet Halk Partisi olarak, sivil toplum örgütleri, sıradan vatandaş, AKP'ye oy vermeyen işadamları, farklı düşüncede olan siyasal güçlerin güvenliğe ihtiyacı vardır. Biz güvenlik yasasının geçmesine bırakın elimizi gövdemizi koyarız. Bu bir güvenlik yasası değildir. AKP'nin güvenliğe ihtiyacı var mı? Hayır asla güvenliğe ihtiyacı yok. Niçin yok? Polis teşkilatının yarısı AKP'ye korumakla görevlendirilmiş. Sadece AKP'nin bakanlarının, milletvekillerini değil, AKP'nin bütün gazetecilerinin ikişer, üçer tane polisi var.

Düzceli vatandaşım, hani senin kapına senin ödediğin vergilerle senin payını getirenler sana lütfediyormuş gibi, sana sanki sadaka veriyormuş gibi davrananlara şunu soracaksın. Senin ödediğin vergilerle o akşamları televizyonlara çıkan vatandaşa, milletin geleneklerine hakaret eden o gazetecilerin tamamı 3 polisle korunuyor. O 3 polisin maaşını sen ödüyorsun vatandaşım unutma. Onlarca AKP'li gazeteci polisle gezer onlarca. Ne hakkınız var sizin? Ey İçişleri Bakanı şimdi sana soruyorum sen benim paramla bunları niçin korursun? Bunları kimden korursun? Bunların hangi alanda korunmaya ihtiyacı var? Hangi suçlara bulaştırdınız ki koruyorsunuz? İnşallah CHP iktidarında bu işlere bulaşmış kimler varsa bunun hesabını soracağım.


Mehmet İbrahimoğlu: Hukuku yeniden düzene sokacaksınız.
Gürsel Tekin: Kesinlikle elbette. Adaletin olmadığı yerde hiçbir düzen kuramazsınız. Türkiye'nin olmazsa olmazlarından bir tanesi hukuk sistemi.

Mehmet İbrahimoğlu: Peki efendim polis yetmiyor da jandarmayı onun için mi alıyorlar polis gücü olarak kullanacaklar?
Gürsel Tekin: Şimdi jandarma tabi Genelkurmay'a buradan çağrıda bulunmak istiyorum. Polisin hani o destan yazdı denilen polislerin, polis kardeşlerime de seslenmek istiyorum. Size destan yazdı diyenler hepinizi sürgün ettiler. Size kahraman polis diyenler sizi cezaevlerine attılar. Geçmiş dönemlere de baktığımızda iktidarlar maalesef üzülerek söylüyorum polis teşkilatı iktidarların arka bahçesi olmuştur. Bütün kirliliklerini polisle temizlemiştir. Polisi maalesef hep kirli işlerinde kullanmıştır. Son 20 yıla baktığınızda tamamında göreceksiniz. Polis kardeşlerime seslenmek istiyorum sakın ha sakın geçici iktidarların, taşeron iktidarların taşeronu olmaktan vazgeçin Türkiye Cumhuriyeti hukuk sistemi size hangi yetkileri vermişse o çerçevede davranın.

Şimdi bakın vatandaş kendi doğasına sahip çıkacak, kendi tarlasına, kendi havasına sahip çıkmak istiyor. Tabloya baktığınızda Tokat'taki vatandaşlarımızın tamamı orada yaşayan köylüler, şeyler bir belediye başkanına bunlara terörist diyor. Jandarmada buna alet oluyor ve onlara gaz sıkıyor. Şiddetle kınıyorum. Umut ediyorum ki Sayın Genelkurmay Başkanı bu manzarayı görür ve bu manzara konusunda ciddi bir araştırma yapacaktır diye düşünüyorum.


Mehmet İbrahimoğlu: Doğa deyince doğaya nasıl sahip çıkacağız efendim. Doğaya sahip çıkmak için yürümeye kalkanlar gaz yiyor, su yiyor.
Gürsel Tekin: Yürüyeceğiz.

Mehmet İbrahimoğlu: İstanbul kuzey ormanları tamamen yeniden bir şey çıkarttılar ortalıktan kalmak üzere. 3. havalimanı var biliyorsunuz. Betonlaşıyor, AVM'ye açıyoruz herhalde o yolu. İstanbul’da vekil olmanıza bir itirazımız yok inşallah her dönem burada olursunuz ama İstanbul’da kalırsanız nereden nefes almayı düşünüyorsunuz?
Gürsel Tekin: Bunlara yalan ve talan partisi dediğim için belki neye dayanarak söylüyorsun diyebilirler vatandaşlarımız. 2008'in sonunda 3.köprünün yapılacağını ve 3.köprüyle ilgili projeyi açıkladım. İşte o zaman dönemin başbakanı beni yalanladı yok böyle bir şey falan dedi. Sonra uzun süre mücadele ettik 3.köprünün yapılmaması açısından. 3.köprü  biz sadist insanlar değiliz İstanbul’da yaşıyoruz. Bende istiyorum İstanbul’da rahatlıkla ulaşımı istediğim yerlere gidip geleyim. Şunu bütün İstanbulluların bilmesi lazım. 3.köprü değil 13 tanede köprü alsanız bu akılla, bu mantıkla trafik sorununu çözmeniz mümkün değildir. Dünyada olduğu gibi trafik sorununu bir tek şeyle çözebilirsiniz metroyla, raylı sistemle çözebilirsiniz ve en önemlisi deniz ulaşımını iyi kullanabilirsiniz. Bu konuda da çok ciddi projelerimiz vardı. Ne yazık ki tabi yine televizyonlarda kirli tartışmalar efendim 3.köprüye ihtiyaçtı, falandı, filandı. Bütün ulaşım uzmanlarını getirdik Japon ulaşım uzmanı dahil olmak üzere Sayın Topbaş'ın kendi raporunda var. 3.köprü, 4.köprüyle siz trafik sorununu çözemezsiniz tam tersine İstanbul’un sırtına yük getirirsin demişti. Ama belli ki Topbaş’ında buna gücü yetmedi o da teslim oldu. Bunun üzerine bu mücadeleyi yaparken birkaç eylem yaptık. Orman bakanı çıktı dedi ki bir tek ağaç kesilmeyecek. Sorduk ya bir tek ağaç kesilmeden siz bu güzergahtan 167 kilometreyi nasıl sağlayacaksınız? Viyadük kullanacağız. Şimdi size soruyorum siz neye inanıyorsunuz Allah aşkına orman bakanı. Sizin kendi cümleleriniz. Burada bir tek ağaç kesilmeyecek dediniz. Şuana kadar kesilen ağaç sayısı 5 milyon. Daha önümüzdeki günlerde ne kadar kesileceğini bilmiyoruz.

Mehmet İbrahimoğlu: Yeni çıkarılan o ilave yasayla serbestte kaldı. AVM yapacaksanız kenarını kesebilirsiniz.
Gürsel Tekin: Kesinlikle. İkincisi, şimdi bu 3.köprü aynı zamanda yeni bir yapılaşma getirecek. O zaman dedik ki, madem ki buna gücümüz yetmiyor lanet olsun yapacaksınız hadi hem doğayı koruyalım, çevreyi koruyalım. İkincisi, burada imara açmayın. Hayır dediler imara açmayacağız. Şimdi birde o bölgeyi imara açacaklar. Şunu İstanbul'da yaşayan, Marmara'da yaşayan bütün yurttaşlarımızın bilmesi gereken iki temel kural var. İnsanlar iki şeysiz yaşayamazlar. Bir havasız, iki susuz yaşayamazlar. Onun dışında her şeye çare vardır. Önümüzdeki dönemlerde çocuklarımız bizi lanetleyecektir. Hem hava konusunda bütün hava koridorları kesiliyor çünkü. İkincisi maalesef ciddi su sorunuyla karşı karşıya kalacak sadece İstanbul değil Marmara'nın tamamı. İstanbul’un yedi tepesi şarkılara konu olsun diye yapılmış değildir. Bizanslardan kalmadır. Yedi tepenin temel görevi İstanbul’un hava sirkülasyonunu yani klima görevi yapıyor. Şuanda bir tek tepe kalmadı. Bütün tepeler talan edildi.

Mehmet İbrahimoğlu: Valla bize fazla güvenmeyin. Suyu hadi gönderiyoruz size de havayı gönderme ihtimalimiz yok. Bizimki de temiz değil artık.
Gürsel Tekin: Maalesef sizinki de temiz değildir. Hatta 2008 yılında özellikle oradan Düzce ve Adapazarı'ndan gelen o su güzergahından nasıl rezilliklerin olduğunu da kamuoyuyla paylaştım. Sonra nihayet bir kısmını önlem almışlar ama tamamına halen önlem alınabilmiş değildir. Sanayi atakları var.

Mehmet İbrahimoğlu: Hemen CHP'nin yapacağı çalışmalarla ilgili bilgileri aktaralım isterseniz Düzcelilere. Ama ondan önce şunu söyleyeyim ben. KPSS'siz devlet memurları alınmaya başlandı. 4 yıllık üniversitelere çocuklar alınmaya başlandı. Yani şimdi bizi izleyen buradan Düzcelilerin suçu ne ya da sizlerin çocukların suçu ne?
Gürsel Tekin: Suçu var. Düzcelilerinde suçu var, hepimizin suçu var. Niye suçu var? Bir talana, bir yalana bu kadar oy verirsek bunların hepsi başımıza mubahtır. Türkiye'de güvenilir iki tane kurum vardı. Bunun bir tanesi tapu. Tapu o kadar güvenlikli bir alana dönüşmüştü ki dünyanın bütün ülkelerine bakın en çok mülkiyet sahibi Türklerdir. Gerekçe olarak da tapuyu bir güvence görüyor. Kim gelirse gelsin bu tapuya dokunamaz diye. Maalesef tapu güvence olmaktan çıktı. İkinci güvence hepimiz üniversite sınavlarına girdik. Hiçbirimizin annesinin, babasının aklından şu cümle geçmezdi. Oğlumun sorusu çalındı. Asla kimsenin aklına gelmezdi. Oğlum çalışmadın seneye bir daha çalış derdi. Şimdi ne oluyor? Daha çocuklar sınava girmeden bütün aileleri şu kaygı alıyor. Eyvah benim çocuğumun soruları çalınacak mı? Sınava girip çıktıktan sonra bir başka kaygıyla karşı karşıya. Deveye demişler ki boynun niye eğri? Demiş nerem düzgün ki. Bu iktidarın Allah aşkına ne olursunuz sizden rica ediyorum Düzce milletvekilleri olabilir, AKP’nin Genel Merkezi yöneticileri olabilir. Bu meseleleri karşı karşıya konuşalım. Onlarda gözümüzün içine bakarak hayır kardeşim sınav sistemi çok doğru yapılıyor. KPSS sistemi tam bir kepaze sistemi haline dönüştü. Adını değiştirdik kepaze sistemi. Tam bir kepazelik. Şimdi bakıyorsunuz utanmadan, arlanmadan Cuma günleri koşa koşa cumaya gidiyorlar. Kanim olsun size Cuma yapmayın ya. Yani Allah’ın huzuruna gidince şu aklınıza gelmiyor mu? Düzceli Mehmet efendinin çocuğu inim inim inlerken o Mehmet efendi yemeden içmeden çocuğunu okutmuş. Şimdi siz Mehmet efendinin çocuğunun hakkını alacaksınız kendi çocuğunuza vereceksiniz, hak etmediği halde çocuğunuza vereceksiniz ama hiçbir şey olmamış gibi Allah'ın huzuruna çıkacaksınız Allah'ı kandıracaksınız. Allah'ı kandıramazsınız. Düzceliyi, Tokatlıyı, İstanbulluyu, Ardahanlıyı kandırabilirsiniz. Nereye kadar kandırabilirsiniz? İşte bugüne kadar. Bundan sonra kandıracak bir tarafınız yok. Yalanla, dolanla Türkiye'yi yeniden kandırmanız mümkün değildir. Ben bu dönem Düzceli vatandaşlarımızı bütün bu kepazelikler karşısında ciddi bir ders verecekleri inancı içindeyim.

Mehmet İbrahimoğlu: Düzce vekilleriyle ilgili ne düşünüyorsunuz efendim?
Gürsel Tekin: Düzce'nin vekilleri var mı? Şunu merak ediyorum. Mesela Düzce vekilleri mesela ben İngiltere'ye gittim parlamento nasıl işliyor diye gerçekten merak ettim bir iki günde oradaydım. İktidar milletvekilleri çata çat kendi bakanlarını eleştirebiliyor. İktidar milletvekilleri uygulamaları rahatlıkla eleştirebiliyor. Çünkü onların milletin vekili tayinli milletvekilleri değildir. Doğal olarak milletin vekili olunca milletin taleplerini oraya taşımak zorunda ve mesela Düzce'nin sorunlarını bugüne kadar hangi milletvekili parlamentonun kürsüsünde çıktı anlattı doğrusu hiç görmedim. Görmediğim için onun için Düzce'nin vekili var mı yok mu diye soruyorum. Ama Cumhuriyet Halk Partisinin vekillerinin olduğu yerlerde bakın çata çat o bölgenin sorunları tartışılmıştır, parlamentonun gündemine getirilmiştir ve konuşulmuştur. Ciddide mücadele sonucu vatandaşlarımızın hakları alınmıştır. Ama ben görmedim. Yani görenler varsa da Düzceliler bana söylesinler bizim vekillerimiz Düzce'yle ilgili şunları yaptı desinler.

Mehmet İbrahimoğlu: Gelelim seçimdeki stratejilerinize belki daha seçim beyannamesi açıklanmadı ama belli başlı şeyler biliniyor. Biz buraya özellikle sizden Cumhuriyet Halk Partisinin seçimle ilgili stratejilerini ve gelecekle ilgili düşüncelerini alabilmek için geldik. Lütfen bize kadın, emekli, işçi, özellikle emeklilerden hatta dün vardı dün Düzce'de bir amcamla konuşurken ya şu CHP gelse de hiç olmazsa iki bayramda iki tane maaş vereceklermiş alabilsek diyordu.
Gürsel Tekin: Emekliden başlayayım. Sadece iki maaş değil, iki maaş tabi ki ikramiye alınacaktır her iki bayramda kurban ve ramazan bayramında. Onun dışında da emeklilerin maaşları geçinebilir bir durumda olacak. Yani bu ülkenin vatandaşları, onurlu emeklileri bir Alman emeklisi gibi, bir İngiliz emeklisi gibi, bir Fransız emeklisi gibi rahatlıkla dünyayı dolaşabilecek imkanları yaratmamız lazım.

İki; taşeron işçilik. Bu bir kölelik sistemidir. Cumhuriyet Halk Partisinin iktidarında ilk 6 ayında yapacakları işlerin bir tanesi emeklinin sorununu çözmek, ikincisi taşeronluk sistemini ortadan kaldıracağız. Bir devletin taşeronu olabilir mi, köleleştirilmiş insan olabilir mi? Sabahleyin işinize gidiyorsunuz, akşam hiçbir güvenceniz yok. Ne zaman dönüp dönmeyeceğiniz belli değil. Eşinizin korkuları, çocuklarınızın şu korku içerisinde olacak. Benim babam acaba yarın kapı dışarı edilir mi, edilmez mi? Cumhuriyet Halk Partisi bunun güvencesi olacak. 2 milyon taşeron işçi sosyal güvencesi olacak ve sendikalı olacak.

Üçüncüsü, özellikle esnaf. Esnaf perişan edilir bir vaziyettedir. Esnafa Cumhuriyet Halk Partisi olarak çok ciddi bir projemiz var. Kısmen anlatayım. Özellikle ödemiş olduğu vergi karşılığında her yıl kredi alacak faizsiz kredi alacak. Çünkü kendisini geliştirebilmesi açısından. Onun dışında farklı şeylerimiz daha var onları da önümüzdeki günlerde Sayın Genel Başkanımız anlatacak.

En önemlisi hepimizin unuttuğu ya da farkında olmadığı. 42 milyon yurttaşımız borçlu. Borçlu insan korkaktır, ürkektir, hele Anadolu insanıysa kendisine dert edinir. Bu dertlerden dolayı sadece dert edinmez, bu meselelerden dolayı çok sayıda insanlar intihar etti. Aydın'da geçen gün bir mobilyacı şerefli, onurlu insanlar Anadolu insanı. Borcunu ödeyemediği için, 4 senedini ödeyemediği için sabahın 5'inde gidiyor namazını kılıyor, namazdan sonra gidiyor kendi atölyesinde kendini asıyor. Yani buradaki siyasetçiler gibi pişkin değildir. Buradaki siyasetçiler gibi rezil değildir. Borcum borç ne inkar ederim ne veririm anlayışı içerisinde değil. Bu insanların derdine çare olacağız. 42 milyon yurttaşımızın borçlarını yeniden planlayacağız. Özellikle kredi kartı borçları öyle bir duruma getirdi ki aile içerisinde bir krize dönüştürdü, bir savaşa dönüştürdü. Pırıl pırıl gencecik çocuklar sokakta bankalar kredi kartları dağıtıyor onlarda hevesle onları alıyor harcamalar yapıyorlar ve o harcamaların sonucunda ailelere getirdiği dramatik sonuçların hepsini biliyoruz. Bunu ciddi bir projeyle bertaraf edeceğiz. Özellikle tarımı ve hayvancılık Türkiye’de yeniden inşa edilecek ve gerçekten güçlü hale getirilecek bir duruma gelecek. Üreten bir Türkiye düşünüyoruz. Tüketen bir Türkiye değil. Şuanda maalesef tüketen bir Türkiye haline geldik. Türkiye coğrafyasının 81 ilinin 25'inde baca tütmüyor. Neredeyse konkordato ilan edilecek. Bunu kabul etmek mümkün değil. Cazip iller yaratacağız ve aynı zamanda kısa süre içerisinde özellikle yoksul vatandaşlarımızın aile sigortası dediğimiz yani sosyal devlette olması gereken aile sigortasıyla yurttaşlarımızı iş imkanı yaratana kadar onun güvencesi devlet olacak. İşte kapınıza kömür getirdim, kapınıza pirinç getirdim, makarna getirdim devri bitecek. Bir memur gibi, bir işçi gibi, bir vatandaş gibi anayasal güvencesi olan bir vatandaş gibi kendi şeyiyle gidecek maaşını alacak, aldığı maaşla hangi ihtiyaçlara gerek duyuyorsa kendi ihtiyacını kendisi karşılayacaktır. Yani sıfır yoksulluk olacaktır, sıfırda yolsuzluk olacaktır. Eğer bir ülkede yolsuzluk varsa o ülkede yoksulluğu kaldırmanız mümkün değildir. Türkiye'de siyasetçi zenginleşmek için yapmayacak bunu. Dünya ölçeklerinde olduğu gibi hiçbir Alman milletvekili ben zenginleyişim siyasete giren var mı? Siyasete girip de zenginleşen vekil var mı? Ama bakın şimdi Düzce'ye AKP'de siyaset yapan arkadaşlarımıza, büyüklerine bakmayın bir bakın etrafınıza. Daha dün birbirinizi tanımıyor muydunuz, aynı camiye, aynı cemaate gittiğiniz insanların bugün sosyal yaşamlarının, bugün servetlerinin nasıl değiştiğini görmüyor musunuz? Bütün bunlara baktığımızda bütün bunların önüne Cumhuriyet Halk Partisiyle geçmek mümkün. Ama tabi bunların hepsi bir hukuk çerçevesinde olacak. Yani sağlam bir anayasal güvence olacaktır. Herkes kendisini güvende hissedecektir. Bu ülkede servet sahibi olan bizim için ne kadar kıymetliyse hiçbir şey olmayanda o derecede kıymetli olacak. Hangi siyasal düşüncede olur, kime oy verir o onun tercihidir. Ama hükmeden, hükümet olan, devlet olan anlayış bu anlayışı kendisine rehber edinmeli.


Mehmet İbrahimoğlu: Özellikle yoksullarla ilgili bölümü ben bir kez daha rica edeceğim sizden. Çünkü herkesin korkusu kömür gelmeyecekmiş bak söyledi işte. Gürsel Tekin çıktı bak artık kömür yok dedi. Yok mu hakikaten onu bir kez daha üzerine basa basa söylerseniz.
Gürsel Tekin: Şimdi şöyle, bütün yurttaşlarımızın bilmesi gereken şuanda sosyal yardım dedikleri sosyal yardımlarda harcadıkları paranın miktarı bildiğim kadarıyla 9 katrilyon. 9 katrilyonun ortalama bizim hesaplarımıza göre vatandaşın cebine yani sosyal yardım olarak vatandaşın cebine giren paranın miktarı 3 katrilyonla 4 katrilyon. Şimdi geriye 5 katrilyon nereye gidiyor? Buraya bakmamız lazım. 5 katrilyona baktığımızda aracı firmalar, aracı kuruluşlar, dağıtıcılar, kaymakamlıklar, ilçe başkanları adeta çarçur ediliyor. Bizim projemiz direk vatandaşın şuanda ortalama kendileri sosyal yardım olarak vatandaşa vermiş oldukları paraya baktığımızda onun 2 katı kadar biz nakit para vermek istiyoruz. Biz değil devlet olarak verecek. Vatandaş o nakit parasıyla bankaya gidecek maaşını çekecek kendi maaşıyla kömüre ihtiyaç duyuyorsa kömür alacak, yiyeceğe, içeceğe neye ihtiyaç duyuyorsa onu alacak ve onurlu vatandaş gibi, benim ablam gibi, benim kardeşim gibi markete gidecek eline sepetini alacak kendi sepetiyle kendi alışverişini yapacak. Birileri lütfediyor kapısının önüne getiriyor dönemini bitirmek istiyoruz. Bu model sadece bize ait bir model değildir. Aynı zamanda ben inanıyorum ki Almanya'da yaşayan ya da Avrupa'da yaşayan onlarca Düzceli yurttaşlarımız var. Oradaki sistem neyse aynı sistemi Türkiye'de sosyal devlet olarak Cumhuriyet Halk Partisi döneminde bunu hayata geçirmek istiyoruz.

Sağlığa gelince, sağlık bir kere her vatandaşımız Türkiye Cumhuriyeti TC vatandaşı taşıyan her vatandaşımız istediği hastanede rahatlıkla hizmet alabilecek.


Mehmet İbrahimoğlu: TC duracak ama değil mi?
Gürsel Tekin: Elbette. Hiç kimsenin gücü yetmez bunları kaldırmaya. Bunlar bakmayın şeylere. TC'yi kaldırıyorlar ama öbür taraftan da milliyetçilik yapıyorlar. Yani bu lahana turşusu bu ne perhiz onu da anlamakta zorluk çekiyorum.

Sağlık Türkiye'de üstünde hastane olan bütün kurumlara her vatandaşımız rahatlıkla girebilecek, hizmetini alabilecektir. Bu konuda hiçbir tereddüt yok. Maalesef şuanda en az yatırım yaptığımız alan sağlıktır. Devlet hastanelerinin nasıl bir perişanlık içinde olduğunu biliyoruz. Bunları en kısa süre içerisinde inşa edeceğiz.

Üçüncüsü eğitim. Eğitimle ilgili hiçbir yurttaşımızın kaygısı olmadan hem eğitim sistemini anlaşılabilir, dünyada yarışabilir bir eğitim sistemi, aynı zamanda eğitimin bütün ihtiyaçları devlet tarafından karşılanacaktır.

Şimdi şu palavracılar kafa karıştırıyorlar ya parayı nereden bulacaksınız falan filan. Parayı nereden bulacaksınız? O zaman ben harcanan paraları biraz önce söyledim 9 katrilyonun nasıl talan edildiğini, onların yandaş ceplere gittiğini. Bir başka 17 Aralık, 25 Aralık'ta bizim hesaplarımız değildir uluslararası bir kuruluşun hesabıdır. 87 milyar Euro yolsuzlukta maalesef paralar çalınmıştır. 87 milyar.

İki; kaçak saraya 2 milyar dolar para harcandı. Ortalama kaçak sarayın her ay ödemiş olduğu elektrik faturası neredeyse Düzce'de oturan bütün vatandaşlarımızın faturası kadardır. Bilmiyorum bütün Düzceliler 1,5 milyon para ödüyor mu, ödemiyor mu o kadar.

Şimdi paraya baktığınızda çarçur edilen paralarla bütün bu hizmetler son derece rahatlıkla yapılabilecek bir durumdadır. Türkiye'nin parası vardır. Türkiye'nin gücü vardır. Türkiye'nin sadece sağlam, iyi bir iradeye ve gerçekten hesap verebilir, çalmayan, çırpmayan bir yönetim anlayışına ihtiyacı vardır.


Mehmet İbrahimoğlu: Şimdi açıkladıklarınızı ya da seçim stratejilerinizi halka nasıl anlatacaksınız? Diyelim ki, Düzce'ye geldiniz bir günde yapacağınız bir saatlik mitingle bunların hepsini herkese anlatma şansınız yok. Ulusal kanallara çıkma şansınızda çok fazla yok bir ya da iki kanal haricinde. Bunları nasıl anlatacaksınız?
Gürsel Tekin: Çok haklısınız. Tabi bütün demokratik ülkelerde devlet televizyonları vardır. Devlet televizyonlarının kuruluş amacı olası yani öz sermayesiyle olan gazeteleri, televizyonları dengelemek için vardır. Demokrasinin vazgeçilmezi işte İngiltere'de, Almanya'da gittiğinizde göreceksiniz. Alman televizyonunu seçim döneminde izledim birkaç günde oradaydık. O Alman televizyonunun temel görevi bütün siyasi partiler çıkacak bütün siyasi partiler kendi projelerini anlatacaktır. Vatandaş orada projeleri dinleyecektir ona göre bir kanaatini getirecektir. Kimin ne kadar doğru söyleyip söylemediğiyle ilgilidir. Maalesef Türkiye'de bu mekanizma işlemiyor. Olabildikçe işte böyle tarafsız yayın yapan sizler gibi birçok gazetelere, televizyonlara bu projelerimizi anlatacağız. Başka türlü hem merkez medyaya olan baskıdan dolayı aynı zamanda devletin 16 televizyonunun maalesef şuanda TRT'nin televizyonları işgal orduları tarafından işgal edilmiş bir vaziyettedir. Orada kendimizi ifade etmemiz zor. Biz anlatacağız, örgütlerimiz anlatacak, birebir vatandaş kulaktan kulağa anlatacak. Cumhuriyet Halk Partisi bugüne kadar dün olduğu gibi bugünden itibaren de yapamayacağı hiçbir şeyi vatandaşa söylemeyecektir. Bütün vatandaşlarımızın bunu çok iyi bilmesi lazım. Bunu söyleyiverelim tutar mı tutmaz mı bakarız seçimi geçirelim anlayışı içerisinde değiliz. Hele Sayın Kemal Kılıçdaroğlu hiç değildir. Kemal Kılıçdaroğlu aynı zamanda hesap uzmanıdır. Yani parayı bilen, devleti bilen, bütçeyi bilen bir insandır. Öbürleri gibi öyle sucuk satarak gelmiş falan değildir. Yani bütün projelerimiz uygulanabilir projelerdir, büyük projelerdir ve gerçekten Türkiye'nin bir nefes almaya ihtiyacı var. Bu nefesi Cumhuriyet Halk Partisiyle alacaktır.

Mehmet İbrahimoğlu: O zaman CHP iktidara hazır diyorsunuz.
Gürsel Tekin: Kesinlikle. Sadece işsizlik, yoksulluk, taşeron işçi değil tamamıyla ilgili. Yani Türkiye'de inanın küresel iklim dahil olmak üzere tamamıyla ilgili çok ciddi projelerimiz var. Dış politikayı hiç anlatmama gerek yok saatlerce anlatabiliriz. Dış politikanın ekonomiye çok büyük katkısı olacak. Bizi izleyen vatandaşlarımız haklı olarak nedir. Bu işsizliği ancak böyle bitirebilirsiniz. Ortadoğu coğrafyasıyla yeniden bir ilişkiye girdiğinizde şuanda resmi olarak 6 milyon işsizinizin olduğu bir dönemde ancak böyle azaltabilirsiniz. Sanayinizi geliştireceksiniz ve Ortadoğu'yla ilişkilerinizi düzelttiğinizde göreceksiniz işsizlik sıfır noktaya gelecektir.

Mehmet İbrahimoğlu: Peki merkez bankasıyla devletin anlaşamamasına ne diyorsunuz? Gene dolar fırladı gitti.
Gürsel Tekin: Sorumsuzluk yani bunun Türkçesi budur. Devlet adamları çok sorumlu davranırlar. Devlet adamları yalan söylemezler. Devlet adamları Türkiye'nin iç barışını bozacak cümleler kullanmazlar. Devlet adamları vatandaşın ya da milletin, vatanın önceliğini kendi önceliğinden daha kutsal sayar. Şimdi bütün bunları saymıyorsunuz işte yalandan çıkıyorsunuz camide bira içildi diyorsunuz, Beşiktaş’ta bilmem ne oldu diyorsunuz. Yok işte efendim faizciye, şimdi faizcilere bakıyoruz en büyük faizciler şuanda AKP'liler. Hani bunlar dün diyorlardı ya biz faize karşıyız. Şimdi bu faizler nereye gidiyor doğrusu merak ediyoruz. Bu faizleri kim tetikliyor? Hani siz demediniz mi faiz lobisi gezi parkını harekete geçirdi. Siz bu gezi parkını harekete geçiren bu faiz lobisiyle ilgili ne yaptınız? Getirin gündeme. Getirdiniz de Cumhuriyet Halk Partisi sizi desteklemedi mi? Niye siz merkez bankası başkanıyla uğraşırsınız? Sizin her türlü işe, her türlü keramete gücünüz yeterken bir zavallı, gariban merkez bankası başkanına gücünüz yetmiyor mu? Bir kararnameyle görevden alacaksınız. Bir yasayla sistemini değiştireceksiniz. Yasada değil bir kanunla. Şimdi bütün bunları yapmıyorsunuz. Ne yapıyorsunuz? Sözde iyi polis, kötü polis oynuyorsunuz. Şimdi ekonomide kırılma başlayacak ya buna bir sorumlu arayacaksınız. İşte paralel yapı, derin yapı, o yapı, Ergenekon falan filan. Şimdi geldiler ekonomide müthiş bir kırılma var, beceriksizlik, yolsuzluk, hukuk sistemi, yabancı yatırımcı çekiliyor. Bütün bunların önüne geçmenin yolu bir merkez bankası başkanıyla kavga edeyim faturayı oraya çıkarayım.

Bu AKP iktidarının şöyle bir şeyi var kedi hikayesi gibi. Hiç suçları yok kardeşim. Bugüne kadar hep iyi bunlar yapmış. Ama bütün kötülerin, bütün sorumsuzlukların şeyi başka mecralar. Siz nasıl yönetiyorsunuz? Şunu vatandaşların bilmesi lazım, yurttaşlarımızın özellikle Düzceli vatandaşlarımızın çok iyi bilmesi lazım. Bu iktidar yönetebilecek durumda değildir. Bu kadar sorun yaratmış, bu kadar sıkıntı yaratmış bir iktidarın bu sorunları çözmesi mümkün değildir. İvedilikle yeni bir yapılaşmaya, yeni bir iktidara ihtiyaç vardır ve Türkiye'nin bütün bu tahrip edilmiş sorunlarını kısa süre içerisinde tamir etmekle görevli olan kendisine görev addeden ve kurucu bir parti Cumhuriyet Halk Partisi bütün bunları en kısa süre içerisinde halledecektir.


Mehmet İbrahimoğlu: Peki efendim son dönemde hep siyasetçi özellikle baktığımız zaman siyasetçiye olan güven sarsıldı, güven kalmadı. Bunlardan ötürü müdür?
Gürsel Tekin: Bu kadar yalana kim sarsılmaz Allah aşkına. Yani öyle yalanlar konuşuluyor ki bu yalanları siz sokakta kahvede konuşamazsınız. Bu kadar sorumsuzca yalanlar konuşulduğu zaman o zaman haklı olarak insanlarda diyor ki lanet olsun siz nesiniz. Her gün sizin yalanlarınızı mı dinleyeceğim diyecek. Yalan üzerine kurulmuş bir siyaset anlayışına itibar olmaz. Siyaset çok kirlendi bir siyasetçi olarak söylüyorum. Bir siyasal süreç eğer yolsuzlukla tartışılır hale gelmişse o güvenini kaybetmiş demektir.

Mehmet İbrahimoğlu: Eğitimde, işsizlikte, yardımlarda her şey daha fazlasıyla devam edecek ama Türkiye'nin en büyük dertlerinden birisi de şu uyuşturucu batağı. Özellikle belki şu yasaya konuldu monuldu ama biz Düzce'de artık bıkmaya başladık. Her bir köşe başında yatan çocuk, genç bir neslimiz neredeyse yok oluyor. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında uyuşturucu illeti denilen bu illetle nasıl bir mücadeleniz olacak? Net olarak açıklayın da gençliğimiz kaybolmasın.
Gürsel Tekin: Yine diyecekler ya sürekli AKP'yi eleştirmekle meşguller. 12 yıl içerisinde uyuşturucu batağına batmış çocuk sayımız, genç sayımız maalesef üzülerek söylüyorum son 50 yılın en yüksek ortalamasıdır. Düzce belki en iyilerinden bir tanesidir. Özellikle büyükşehirleri görmeniz lazım. Bonzai denilen bir lanet çok kolay. Aslında Türkiye eski Türkiye değil. Rahatlıkla her şeye önlem alabilecek imkanlarınız, olanaklarınız var. Girişleriniz var, çıkışlarınız var. Getirenler var, gümrükte hangi firmaların getirdiğini biliyoruz. Bütün bunları önlemek mümkünken acaba neden olmuyor doğrusu ben zaman zaman bir vatandaş gibi bende kendime soruyorum. Hastanelerin uyuşturucu tedavisi yapan hastaneler neredeyse gerçekten bir yatakta iki kişi var. Türkiye hiç böyle bir manzarayla karşı karşıya kalmış değildir. 1,5 yıldır mücadele ediyorum özellikle bonzai, uyuşturucuyla ilgili. Ama bugüne kadar iktidarın belli güçlere harcamış olduğu o çabayı maalesef bu şeye harcamadılar. Polisin tamamını, istihbaratın tamamını kendi istikballeri üzerine kurmuş bir iktidarın bunlarla mücadele etme imkanı olur mu? Polise ne yapmış istihbarat sen muhalefeti dinle. Polis sen paralelin peşine koş. Bunların peşine kim gidecek? Maalesef çok ciddi sorun. Bu sorunla köklü olarak mücadele edilmesi gerekir. Sadece yasayla değil aynı zamanda sosyal alanda bu uyuşturucunun önüne geçmemiz lazım. Eğitim sistemimizi yeniden gözden geçirmemiz lazım. Herkesin rahatlıkla okuyabileceği imkanları yaratmamız lazım. Üniversitelerin tamamında barınma sorununu çözmemiz lazım. Üniversitelerin barınma sorununu sadece 6 ay içerisinde çözeceğiz.

Bakın 6 sene değil 6 ay. Hani bu sürekli ucube binalar diken Toki. Toki'nin temel görevi bu meseleleri çözecek. Tokinin temel görevi villalar, şunlara siyasetçilere villa yapmak değildir. Bu sorun gerçekten gençlerin ciddi bir illetle karşı karşıya olduğunu, aynı zamanda özellikle bu dışarıdan gelen Suriye ve şeyinde yaratmış olduğu çok ciddi sıkıntılarda maalesef büyüyerek devam ediyor.


Mehmet İbrahimoğlu: Düzce tarım bölgesi efendim biliyorsunuz ama artık bizim köylümüzde bir şey ekmemeye başladı. Onlarda normal gidip pazardan almaya başladı. Çünkü ektiği zaman ürünü beş para etmez bir hale geldi. Tarımla ilgili partinizin çalışmaları seçim sonrasında iktidarda neler yapacaksınız? Düzceli çiftçimize bir umut verelim.
Gürsel Tekin: Tabi kesinlikle. Tarım bugün Hollanda'ya baktığımızda Hollanda Konya kadardır. Konya kadar Hollanda her yıl 80 milyar dolar tarımdan para kazanıyor. Bu 80 milyar doların 20 - 25 milyar dolarını Türklerden alıyor. 25 milyar dolar. Şimdi 25 milyar dolarımız dışarı gidiyor. Türkiye olarak bizim yapmamız gereken, biz aynı zamanda tarım coğrafyasıyız. Girdileri ivedilikle tarımın sağlıklı olabilmesi için girdileri düzeltmemiz lazım. Siz 4 bin lira mazot satarak tarımda insanların ektiğini biçip satması mümkün değildir. Siz bütün girdileri Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında mazot kesinlikle 1500 lira olacaktır tarımla uğraşanlar için. Girdilerin tamamı vergiden muaf olacaktır.

Üçüncüsü, dengeli, planlı bir tarım olacak. Yani plansız bir tarım. Şimdi bizde de şöyle bir plan olmadığı için örneğin diyelim ki geçen sene Niğde, Nevşehir, Düzce bölgelerinde soğan ekildi. Herkes soğan ektiği için o sene ertesi yıl maalesef soğan para etmiyor. Ertesi yıl bu sene para etmiyor ekmeyelim diyorsunuz bir başka şey ekiyorsunuz seneye bir bakıyorsunuz o soğan altın olmuş. Planlı bir tarım şeyi olması lazım. Tarımı teşvik edeceğiz, hayvancılığı teşvik edeceğiz. Türkiye gibi bir ülke hani AKP'nin çok güzel sloganları var bir tanesi de hayaldi gerçek oldu. Hiç kimsenin aklına şu gelmezdi. Saman ithal edeceğiz düşünebiliyor musunuz? Saman ithal eder duruma geldik. Kurbanlık koyun, kurbanlık inek ithal eder duruma geldik. Kaldı ki, Türkiye coğrafyasına baktığınızda 50 yıl önce, 60 yıl önce, 40 yıl önce sadece Türkiye coğrafyasına değil Rusya'ya, İran'a, çevremizdeki bütün ülkelere biz koyun ve inek satarken şimdi maalesef saman ihraç eder duruma geldik. Tarımı yeniden canlandıracağız ve özellikle Düzce, Bolu, Adapazarı o bölgelere baktığımızda coğrafyası bu işe çok uygun. Bu uygun coğrafyayı devletin teşvikiyle, imkanlarıyla en iyi yere getireceğiz. 25 milyar doları siz elin vatandaşına veriyorsunuz ama kendi vatandaşına, Düzceliye, bölgedeki insanlara gelince benim param yok diyorsunuz. Paramız var ama paramız hovardaca harcanıyor.


Mehmet İbrahimoğlu: Seçimlere bir şey kalmadı. 7 Nisan'dan sonra yola döküleceksiniz. Her seçimin sonrasında ortaya çıkan bir cümle var. Sandıklara bir sahip çıkamadık, ikincisi de kedi girdi. Kedilere ve sandıklara sahip çıkmayla ilgili hazırladığınız bir strateji var mı?
Gürsel Tekin: Elbette her siyasi parti bizler dahil kendi sandıklarımıza olabildiğince sahip çıkacağız. Ama devletin temel görevi ne? Devlet sahip çıkacak buna siyasi partiler değil. Yani devletin varlık sebebi o. YSK, İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, bütün bu kurumlar seçimde kendisine görev addedecek ve seferberlik olarak bu meseleye sahip çıkacak. Ne yazık ki devletin kurumları iktidarın arka bahçesi haline dönüştüğü için buralarda bu sıkıntılar oluyor. İşte o zaman kedi giriyor, yok köpek çıktı, yok trafo patladı, yok efendim Anadolu ajansının genel müdürü AKP'nin Genel Merkezine gider. Bütün bu rezilliğin önüne bir taraftan örgütlerimizin çalışmalarıyla olacak ama aynı zamanda da profesyonel bir yapıyla bunları denetleyeceğiz. Ben inanıyorum ki en azından YSK bir önceki seçimler gibi tartışılır bir durum yaratmadan bu meseleyi çözer. Bakanlarda pişkin pişkin çıkıp işte kedi girdi, bilmem ne girdi demez. 58 tane yerde elektrik kesiliyor bir bakanın kullandığı cümleye bak. Bir trafo için geçerli olabilir ama ne kerametli bir kediymiş 58 tane trafoyu birden patlatıyor. Bütün bu rezilliklerden vazgeçmeliyiz. İnsanların reyleri vicdanlarıdır, namuslarıdır, şerefleridir, haysiyetleridir. İnsanların reyini çalmak ne dinen, ne vicdanen kabul edilecek bir anlayış değildir. Bu insanoğluna yol, su elektrik olarak döner bunu herkesin bilmesi lazım. Hırsızlıktan vazgeçeceksiniz, hak yemekten vazgeçeceksiniz, haklıdan yana olacaksınız. Aksi takdirde bu yaptıklarınızın tamamının bedelini hukuken ödemezseniz de Allah katında çok fena ödersiniz onu da söyleyeyim.

Mehmet İbrahimoğlu: Son olarak Düzcelilere mesajını alayım.
Gürsel Tekin: Ben başta bütün Düzceli hemşerilerimize saygılarımı, sevgilerimi iletiyorum. İki dönemdir mevcut iktidar partisi geçmişte AKP şimdi yalan talan partisine oy verdiler. Ben inanıyorum ki bu yalanların, talanların limiti dolmuştur. Bu kez gelin Türkiye'nin daha rahat nefes alabilmesi için, ekonomisinin çözüldüğü, yoksulluğun bittiği, işsizliğin bittiği, iç barışını sağladığı bir dönemi hep beraber başlatalım. Bunun da adresi Cumhuriyet Halk Partisidir. Umut ediyorum ki Cumhuriyet Halk Partisi bu dönem Düzce'de önemli bir sonuç alacaktır. Düzce'de şuanda hararetli bir çalışmada var özellikle bizim partide aday adayı arkadaşlarımıza, bütün aday adayı arkadaşlarıma da başarılar diliyorum.

Mehmet İbrahimoğlu: Efendim teşekkür ederim ben.
Gürsel Tekin: Ben teşekkür ediyorum.

Mehmet İbrahimoğlu: Bizi konuk ettiğiniz için öncelikle teşekkür ediyorum. Ama biz aynı zamanda Düzce'ye geldiğinizde sizi Düzce'de bekliyoruz.
Gürsel Tekin: İnşallah tabi geleceğim, mutlaka ziyaret edeceğim.

Mehmet İbrahimoğlu: Peki çok teşekkür ediyorum.
Gürsel Tekin: Şunu da söyleyeyim kafası takılan vatandaşlarımız olabilir. Emekli, işsizlerle ilgili, sosyal politikalarımızla ilgili, taşeron işçiyle ilgili bütün bu hesaplar kitaplar yapıldı, bütçede hangi paylar yapılacak. Sanki bir hükümet kuruyormuşuz gibi bunların hepsini hazırlamışız.
Mehmet İbrahimoğlu: Daha detaylı bilgileri ya da son gelişmeleri de kısmetse Gürsel Beyi Düzce'de ağırladığımızda orada yine konuşuruz diyorum. Efendim bizden bu akşamlık bu kadar. Başka programda görüşmek üzere iyi akşamlar.

    Salı, 17 Mart 2015 16:30

Bağlantılı Konular