"Bir ülkede siyasetin kuralı yoksa hiç bir şeyin kuralı olmaz"

Teke Tek programında Fatih Altaylı'nın sorularını yanıtlayan Gürsel Tekin, yeni internet yasasını eleştirerek, "Sayın Cumhurbaşkanı orada noter görevi yapmıyor. O kadar açık, o kadar net ki, herşeyin yasaklandığı bir dönemde, dünyada teknolojinin önüne geçmek mümkün değil ama Türkiye'de teknolojinin önünde geçmek için getirdikleri yasaya baktığınızda gerçekten kabul edilebilir bir şey değildir. Sayın Cumhurbaşkanı tüm olup bitenlerin suç ortağıdır. Biz bunu yargıya götüreceğiz. Sadece iç hukukta değil dış hukukta da gereğini yapacağız." dedi.

Gürsel Tekin, Teke Tek programında Cumhurbaşkanı Gül tarafından imzalanan internet yasasını değerlendirerek, "Sayın Başbakan AKP'yi ilk kurduğu yıllarda kamuoyuna 3 Y taahhüdü vardı. Yasaksız bir Türkiye,  yolsuzluğun olmadığı ve yoksulluğun olmadığı bir Türkiye vaadi vardı. 2001 yılındaki seçim vaatleri buydu. Şimdi Sayın Cumhurbaşkanıyla ilgili hatırlarsanız cumhurbaşkanının görev süresini men edecek bir kanun teklifi çıkardılar. Bu Sayın Cumhurbaşkanı'na sorulduğunda, "Ana muhalefet bunun gereğini yapar" demişti. Evet doğru ana muhalefet Sayın Cumhurbaşkanı'na çok bayıldığı için değil, anayasaya aykırı olduğu için ana muhalefet bunun gereğini yaptı ve Sayın Cumhurbaşkanı'nın men edilen o görev süresinin önü açıldı. Şimdi aynı şekilde Sayın Cumhurbaşkanı anayasayı korumakla yükümlüdür. Sayın Cumhurbaşkanı orada noter görevi yapmıyor. Okadar açık, o kadar net ki, herşeyin yasaklandığı bir dönemde, dünyada teknolojinin önüne geçmek mümkün değil ama Türkiye'de teknolojinin önünde geçmek için getirdikleri yasaya baktığınızda gerçekten kabul edilebilir bir şey değildir. Sayın Cumhurbaşkanı tüm olup bitenlerin suç ortağıdır. Biz bunu yargıya götüreceğiz. Sadece iç hukukta değil dış hukukta da gereğini yapacağız. Türkiye'nin  Avrupa Birliği süreci içerisinde böyle bir yasakçı anlayışa girmesini Cumhuriyet Halk Partisi'nin kabul etmesi mümkün değil. Ama bu sadece Cumhuriyet Halk Partisi'nin çabasıyla olabilecek bir şey değildir. Kamuoyunun bu konuda bütün haber siteleri, gazeteler, herkesin bu konuda duyarlı olması gerekir." dedi.


Fatih Altaylı'nın sivil toplum kuruluşlarında bir duyarlılık olduğunu, mecliste ana muhalefet dışında harekete geçecek bir yapı olup olmadığı sorusunu ise Gürsel Tekin, "Utanarak söylüyorum  parlamentonun bir saygınlığı var diye biliyorduk ancak, öyle bir saygınlığın olmadığını, hatta zaman zaman insanların kullandığı millet iradesi dediği şeyin milletle hiç ilgisi yok başka şeylerle meşguller. Bir parlamento düşünün komisyona gelen bütün bu kanun tekliflerinin tamamı bürokrasiden geliyor. İnsanlar zannetmesinler bunlar parlamentoda müzakere ediliyor. Bakanlık ne gönderiyorsa, o bir yasa olarak ordan geçiyor. Sayısal çoğunluk AKP'de olduğu için ana muhalefetin yapabileceği fazla bişey yok. Ne yapabiliyor ancak işte parlamentoda yüksek sesle bağırabiliyorsa onu da biliyorsunuz, TRT'yi kestiler basına  da sansür  uygulandığı için muhalefet kendisini yeteri şekilde ifade edemiyor. Geri kalan ne oluyor yargıya gitmek zorunda kalıyorsunuz. Yargıda şimdi baypas edildi. 12 Eylül dönemini aratır durumdayız. 12 Eylül döneminde bile az da olsa yargının işlediğini görüyorduk. Şimdi devletin kurumlarının tamamı sadece bir kişinin ağzına bakıyor. Biz ana muhalefet olarak bunun mücadelesini vereceğiz." şeklinde cevapladı.

Türkiye'nin son yirmi yılda çok değiştiğini ve küresel bir ülke haline dönüştüğünü dile getiren Gürsel Tekin, "Bugün İstanbul'da AVM'lerin yüzde 30'u yabancıların elinde, banka sektörü, ilaç sektörü, teknoloji bütün bunlara baktığımızda küresel sermayenin elinde. Küresel sermaye bu kuralsızlıktan çok rahatsız. Kim bunu kabul edebilir? Hukukun olmadığı yerde herşey olur. O nedenle bu yasakçı anlayış konusunda Avrupa'nın duyarlı olabileceği inancındayım" dedi.

Fatih Altaylı'nın CHP'nin yüksek sesle muhalefet ettiği ve bazı CHP milletvekillerinin dayak yediği HSYK düzenlemesinde, CHP kuvvetler ayrılığı prensibinin ayaklar altına alındığını ve anayasaya aykırı bir durum oluştuğunu hangi maddelere dayanarak itiraz ettiğini sorması üzerine Gürsel Tekin, HSYK düzenlemesine ilişkin, "Hatrılarsanız 2010 yılında referandum oldu, biliyorsunuz 26 maddeyle ilgili, Cumhuriyet Halk Partisi 24 maddeye evet dedi, iki maddeye itirazı vardı. Bu iki maddeye baktığınızda iki maddeden bir tanesi Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluydu, bir tanesi Anayasa mahkemesi ve Özel Yetkili Mahkemeler ile ilgiliydi. Bunları çıkarın, uluslararası hukuka uygun hale getirelim geçirelim. Hayır ya da bunları muaf tutalım, 24 maddeyi referanduma götürmeden kabul edelim dedik. Ama kıyamet koptu. Ne yazık ki üzülerek söylüyorum bu 26 maddenin içinde, kendisine aydınım diyen, kendisine solcuyum diyenlerin destek vermesi de doğrusu vicdanımı çok sızlatmıştır. Bugün geldiğimiz noktaya bakın, siz yargıyı siyasallaştırırsanız işin içinden çıkmanız mümkün değildir. O gün Cumhuriyet Halk Partisi'nin itirazını göz önünde bulundurmuş olsalardı belki bugün bu sorunlarla karşılaşılmayacaktı. Şimdi düşünebiliyor musunuz bir yargı sistemi, yargının başında da bir siyasetçi. Siyasetçinin karar vereceği yerde adalet dağıtacaksınız, böyle bir şey olabilir mi? Biz diyoruz ki uluslararası kriterler ne ise uluslararası kriterleri uygulayalım. Evet farklı uygulamalar var Avrupa'da da ama böyle bir uygulama hiç bir yerde yok. Bir ülkede siyasetin kuralı yoksa hiç bir şeyin kuralı olmaz. Öncelikle siyasetin hukuka bağlanması lazım. Türk siyaseti hala hukuka bağlanabilmiş değildir. Ne yazık ki geçmiş dönemdeki siyasetçilerin de çok büyük günahları var. Çünkü öyle enteresan bir şey oluyor ki, darbe dönemlerinde hazırlanmış bir siyasi partiler yasası. Oh,  herkes geliyor, imparatorluk, tayinli sistem istediğimi yapıyorum, değiştirmeyelim. Sanki üçyüz yıl kalacaklar. Ama yanlış, sonuç itibariyle kaç siyasi parti çürüdü. Dünyada örneği var mı, herhangi bir demokratik ülkede on onbeş tane parti tarihe gömülebilir mi? bu Türkiye'ye mahsus. Nedir bunun gerekçesi, işte Siyasi Partiler Yasası. Gelin değiştirelim diyoruz bunu. İşte millet iradesi diyorsunuz, millet iradesi parlamentoya tecelli ederse, hiçbir milletvekili oradaki arkadaşlarımıza el kaldıramaz. Eşkıyalık sistemi, böyle bir şey olabilir mi? Arkadaşlarımız en meşru haklarını savunacak, ona siz sopayla yumrukla gideceksiniz. Cumhuriyet Halk Partisi de sahipsiz değildir, bunu kabul etmek mümkün değildir. Kaç tane arkadaşımız yaralandı. Nerede yaralanıyor, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde. Böyle bir şey olabilir mi?" değerlendirmesinde bulundu.

Gürsel Tekin, iktidar partisinin 17 Aralık sonrası tutumunu da eleştirerek, "Parlamentodaki milletvekillerinin önemli kısmı din eğitimi almış insanlar. Din eğitimi alabilirsiniz, din terbiyesi almadıysanız durum vahimdir. Saddam'da din eğitimi almıştı. Bir karar geliyor, bu karar ne 17 Aralık'ta yaşamış olduğumuz, 76 milyon yurttaşımızın, yetim çocukların, kimsesiz çocukların hakkı gasp edilmiş, suç üstü olmuş, yolsuzluk yapılmış, hırsızlık yapılmış. Bundan dolayı hesap sorulacak. O milletvekilleri 76 milyonu değil bakanların çocuklarını savunabilecek duruma düşüyor. Bunlara vekil denilebilir mi? Bunun tersini düşünmek bile istemiyorum. bu tablo Cumhuriyet Halk Partisi'nde olsaydı biz birbirimizi yerdik. Bir başka siyasi partiye bırakmazdık. Böyle bir rezillik olabilir mi? Niye değiştiriyorsunuz ne aceleniz var? Daha düne kadar siz, "Ben özel yetkili mahkemelerin başsavcısıyım" demediniz mi Sayın Başbakan? Biz defalarca söyledik, hiçbir hukuk sisteminde özel yetkili mahkemeler olmaz. Sonuç itibariyle bir gün gelir size dokunur. E ne oldu, ne zaman ki kendi çocuklarına dokundu o zaman feryat ettiler. Siyasi partiler hukuk sistemini kendi ihtiyaçları doğrultusunda yapmaz. Ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda yapar.

Başbakan'ın dediklerini bir an doğru sayalım paralel devlet, çeteleşmiş hukuk falan hepsini doğru varsayalım. Bir başbakanın yapması gereken ayın 17'sinden sonra, evet kardeşim bunun gereğini yapın sonuna kadar gidin. Sonra gelin kardeşim, bakın hukuk sistemi evet ben yanlış yaptım. Cumhuriyet Halk Partisi'nin bütün ikazlarına rağmen ben yanlış yaptım. Gelin Hakimler ve Savcılar Kurulu'nu değiştirelim. Hatta daha ileriye gidiyorum belki anayasa mahkemesinin de yöntemi değiştirilebilir, özel yetkili mahkemeler kaldırılabilir. Ama ne zaman yapıyorsunuz, yolsuzlukların hırsızlıkların suç üstü olduğu bir dönemde geceyarısı bütün savcıları baypas ediyorsunuz. Gerekçeniz ne, nereye bağlıyorsunuz? Bana ne savcının ideolojisinin olup olmamasından, savcı hukuka uygun hareket etmiş mi etmemiş mi biz buraya bakacağız.  Örneğin İzmir savcısı. Hiç kimseye bağlı değil. Ne cemaate bağı var ne herhangi bir kimseye bağı var. Devletin bir de vicdanı vardır. Savcının ideolojisi bütün bu suç unsurlarını ortadan akldırmaz ki. Defalarca söyledim bir kez daha söylüyorum. Eğer yürekleri yetiyorsa, Türk siyasetini bu kirlilikten kurtarmak istiyorlarsa, savcıyı hakimi bir kenara bırakın, iş adamı Rıza Sarraf'ın ofisinin giriş çıkışının kamerasını kamuoyuna açıklayın. Eğer açarlarsa Türkiye'nin geleceğine katkı sağlanmış olur. Türk siyasetinin kirli isimlerini kamuoyu ayırt etmiş olur."
dedi.

    Salı, 18 Şubat 2014 15:46

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica