"CHP üyesi olmadığı halde beklentilerine ve umutlarına sahip çıkan herkesle onur duyuyorum."

"Oy artışımızdan sevinemedik. Daha büyük bir beklenti içindeydik. Bunu sağlayamadık. Bizim şikayet  etme, faturayı halka çıkarmak gibi bir lüksümüz yok. Kendimize bakacağız."

"Meşhur bir söz vardır, "Roma bir günde inşa edilmedi" diye. Biz ağır da olsa kararlı adımlarla gidiyoruz. Her türlü baskıya, şiddete göğüs geriyoruz. Türkiye'nin daha sağlıklı bir demokratik yapıya kavuşması için mücadele ediyoruz. Bu mücadeleden asla dönmeyeceğiz"

"CHP'ye oy versin ya da vermesin sandığa giderek demokratik hakkını kullanan tüm vatandaşlara, gençlere, kadınlara ve seçim sonuçlarına sahip çıkan gönüllülere teşekkürlerimi sunuyorum."

"CHP üyesi olmadığı halde beklentilerine ve umutlarına sahip çıkan herkesle onur duyuyorum."

"Bingöl'de birinci sıradan belediye meclis üyesi seçilen, ancak Belediye Başkanının yakışıksız  sözleri nedeniyle istifa eden Nurten Ertuğrul'u kutluyor,  bu kadına en samimi teşekkürlerimi gönderiyorum"

"Bizim ne geleneklerimizde ne dinimizde kadının çalışmayacağına dair hiçbir hüküm yoktur. Kadın çalışıyor mu çalışmıyor mu gitsin Karadeniz'e baksınlar, kırsal kesime baksınlar, sabahın köründe kalkıp tarlaya giden kadınlara baksınlar. Oralarda kadın çalışacak da makam, mevki olunca mı kadına kapılar kapalı olacak. Bütün kadınlar o kadın kardeşimizin söylediğinden bir ders çıkarsınlar."

"Kadın siyasette de olacak, hayatın her alanında da olacak. Bunu yaptığımız zaman zaten Türkiye'yi çağdaş uygarlığa taşımış olacağız."

"Bu seçim,  cumhuriyet tarihinin yaşadığı en şaibeli seçimlerden birisi. 44 ilde elektrikler kesildi. Kedi trafoya girmiş. Trafodaki kediyi aramak istiyorsanız, Bakanlar Kurulu sıralarına bakmak lazım. Kediler orada."

"Yerel seçimler çağdaş demokraside olması gereken seçimlerden farklı bir yapıda gerçekleşti. Muhalefet sadece bir partiyle değil, partili devletle mücadele etti. Düşünün A.A.'nın Genel Müdürü bile iktidar partisine servis yapıyor."


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Grup Genel Kurul Toplantısı'nda yaptığı konuşma
"Değerli milletvekilleri, saygıdeğer arkadaşlarım, bizleri televizyonları başında izleyen saygıdeğer yurttaşlarım; herkesi sükûnete davet ediyorum. Demokrasi yolu engellerle doludur. Bu, Cumhuriyet Halk Partisi liderine yapılan ilk saldırı değildir. Rahmetli İsmet İnönü’ye de saldırılar düzenlendi, taşlar atıldı, kafası yarıldı ama bir tek hedefimiz var: Bu ülkeye sağlıklı bir demokrasiyi ya getireceğiz ya getireceğiz. Baskılar, şiddet bizi engelleyemez. Biz, hiç kimsenin önünde diz çökmemiş bir gelenekten geliyoruz. Yedi düvele karşı mücadele etmiş bir gelenekten geliyoruz. Öyle birisi yumruk atacak, biz geri adım atacağız; asla geri adım atmayacağız, inançlarımızdan asla vazgeçmeyeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, 30 Mart yerel seçimlerini geride bıraktık. Hemen bir cümle söyleyeyim, tek sözcük, çalıştık. Öncelikle, yerel seçimler dolayısıyla üç kesime teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Bunlardan birincisi, sandığa gidip bir demokrasi şöleni içinde oy kullanan bütün yurttaşlarıma yürekten teşekkür ediyorum. Gerçekten de demokrasi güzel bir şey. Hangi görüşten olursa olsun insanlarımız sandığa gideceklerdir, tercihlerini yapacaklardır, oylarını kullanacaklardır. Yüksek bir katılım oldu. Cumhuriyet Halk Partisine oy versin vermesin sandığa gidip oy kullanan bütün yurttaşlarıma yürekten teşekkür ediyorum.

İkinci teşekkürüm gençlere. Ankara seçimlerinden sonra biliyorsunuz bir şaibe algısı çok net bir şekilde toplumun gündemindeydi. Bine yakın genç Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi'ne geldi ve aynı zamanda bu seçimlerde ilk kez 2,5 milyon gencin oy kullanma hakkı doğdu. Miting meydanlarında çok sayıda gençle karşılaştık. Onlar bizim umudumuz, onlar bizim geleceğimizdi. Onları her zaman kucakladık, bine yakın genci bir akşam Cumhuriyet Halk Partisi'nin Genel Merkezinde görünce doğrusunu isterseniz gururlandım. Onların hiçbirisi CHP üyesi değildi ama beklentileri, umutları vardı, güzel bir Türkiye umuyorlardı. O beklentileri asla boşa çıkarmamak gibi bir görevimiz var. Üçüncü teşekkürüm gönüllü çalışan bu gençlere.

Üçüncü teşekkürüm kadınlara. Cumhuriyet Halk Partisinde kadınlar gerçekten olağanüstü bir çaba harcadılar. Belediye başkan adaylıkları, meclis üyeliği adaylıkları, il genel meclisi üyesi adaylıkları arzu ettikleri ölçüde olmasa bile her birisi birer demokrasi savunucusu olarak meydanlardaydı. Onlara gerçekten yürekten teşekkür ediyorum. Çünkü onlar, olası bir baskı yönetiminin kendilerine daha ağır bir fatura çıkaracaklarının bilincindeydiler. O nedenle kadınlara da teşekkür ediyorum.

Bu vesileyle bugün gazetelerde yer alan bir kadın haberi var. Bingöl'de iktidar partisinden, AKP'den seçilen bir belediye meclis üyesi kadın başkan yardımcısı olmak ister. Bunu gidip söylediği zaman onu reddederler ve başkan yardımcılığı koltuğunu ona vermezler. Bu kadının söylediği şu cümleler çok çok önemlidir. Diyor ki "Gece gündüz yirmi dört saat kapı kapı dolaşıp çalışma yapacağız. Sonra bize dinen ve örfen kadınların görev alamayacağı söylenecek. Bunu kabul etmem söz konusu değil." Bu kadına en samimi teşekkürlerimi gönderiyorum. Bizim ne geleneklerimizde ne de dinimizde kadının çalışmayacağına dair hiçbir hüküm yoktur. Kadın çalışıyor mu çalışmıyor mu gitsinler Karadeniz'e baksınlar, kırsal kesime gidip baksınlar, sabahın köründe kalkıp tarlaya giden kadınlara baksınlar, oralarda kadın çalışacak da makam, mevki olunca mı kadına kapatılacak? Bütün kadınlar, o kadın kardeşimizin bu söyleminden bir ders çıkarsınlar. Kadın siyasette de alacak, hayatının her alanında da olacak. Bunu yaptığımız zaman zaten Türkiye'yi çağdaş uygarlığa taşımış olacağız.

Değerli arkadaşlar, bu seçimler hepimizin bildiği çağdaş bir demokraside olması gereken seçimlerden farklı idi. Oralarda iktidar mücadelesi yapılır. Biz bir devletle mücadele eden bir seçim gerçekleştirdik. Başbakanın bakanları, müsteşarları, valileri, kaymakamları, emniyet müdürleri, jandarması, polisi bütün bunların tamamı bir blok oluşturmuştu, karşısında da muhalefet vardı, biz böyle bir mücadele yaptık. O nedenle bu mücadeleyi sağlıklı işleyen bir demokrasideki mücadeleden daha farklı bir yerde konumlandırmamız gerekiyor. Düşünün Anadolu Ajansının Genel Müdürü bile iktidar partisine servis yapıyor. Oysa onun bilgi vermesi gereken kitle Türkiye Cumhuriyeti'nin yurttaşları, bütün dünyaya bilgi vermesi lazım. Ama o, özel olarak bilgiyi belli bir siyasal partiye vermeyi görev edinen kişi.

Bu seçimin bir diğer özelliği cumhuriyet tarihinin yaşadığı en şaibeli seçimlerden birisinin olmasıdır. Üzülerek söylüyorum, yıllar ilerledi daha sağlıklı, daha tutarlı bir demokrasi bir demokrasiyi oluşturmak yerine, hepimiz tanık olduk, daha şaibeli bir sürecin içine demokrasimiz sokuldu. Bakın değerli arkadaşlar, 44 ilde elektrikler kesildi. Diğer zamanlar elektrikler kesilmiyor da neden seçim akşamı kesiliyor? Kediden söz ediyorlar. Kedi trafoya girmiş! Doğrusunu isterseniz arkadaşlara hemen şunu söyledim: Şero yerinde mi diye sordum, Genel Merkezin kedisi biliyorsunuz. Şero'nun trafoya girmediğini öğrendik. Ama kediyi aramak istiyorsanız Bakanlar Kurulunda Bakanlar Kurulu sıralarına bakmak lazım, kediler orada aslında.

Demokraside bir başka olgunluk işareti şudur değerli arkadaşlar: Seçimler yargı gözetiminde yapılır, hükümet gözetiminde değil. Üzülerek söylüyorum, yargı gözetiminden çok hükümet gözetiminde bir seçimin yapıldığına tanık olduk. Bakanların gidip seçim kurullarına manevi baskı kurmaları da bunun tipik örneklerinden birisidir.

Bu seçimler bizim beklentilerimizi karşıladı mı? Siyasete girerken hep şunu söyledim: Halka her ortamda doğruları söyleyeceğim. Seçimler beklentilerimizi karşıladı mı? Açık yüreklilikle hayır, çünkü bizim beklentilerimiz daha yüksekti. Şu anlama gelmesin: Bizim oylarımızda düşüş oldu. Hayır. 2009 seçimlerine göre 2 milyon oyumuz arttı; 2011 seçimlerine göre 300 oyumuz arttı ama bu bizi tatmin etmiyor. Halkın beklentileri de yüksek, bizim beklentilerimiz de yüksek, gençlerin beklentileri yüksek, aydınların beklentileri yüksek, dünyanın CHP’den beklentileri yüksekti. Biz, o nedenle oy artışımızdan sevinemedik, daha büyük bir beklenti içindeydik. Peki, hedefimiz neydi? En azından beklentilerimizi gerçekleştirmekti, bunu sağlayamadık. Bizim şikâyet etme gibi bir lüksümüz yok. Faturayı halka çıkarmak gibi bir lüksümüz yok. Dönüp kendimize bakacağız, neden beklentilerimizi gerçekleştiremedik? Bunun üzerinde çalışacağız, hep beraber çalışacağız. Eksikliklerimiz var demek ki. Demek ki bir yerde belli şeyler eksik. Bu da ya bizden kaynaklanıyor ya da bizim söylememizden, bunu gidermek zorundayız. Bunun için çalışacağız. Hiç kimse unutmasın, meşhur bir söz var "Roma bir günde inşa edilmedi" diye. Biz, ağır da olsa kararlı adımlarla gidiyoruz. Her türlü baskıya, her türlü şiddete göğüz geriyoruz, Türkiye'nin daha sağlıklı bir demokratik yapıya kavuşması için mücadele ediyoruz. Bu mücadeleden asla dönmeyeceğiz.

Beklentilerimiz yüksekti, neden? Değerli arkadaşlarım, bir siyasal iktidar düşünün 4 bakanı yolsuzluk dolayısıyla istifa etmiş. Bir siyasal iktidar düşünün Başbakanın oğlunun evinde sıfırlanmak isteyen milyonlarca avro var. Bir hükümet düşünün genel müdürlerin evlerinin ayakkabı kutularında dolarlar fışkırıyor. Türkiye'nin bu yükü çekemeyeceğini düşünüyordum. Böyle bir yapıya Türkiye'nin daha ciddi bir tepki göstereceğini düşünüyordum. Sadece ben mi böyle düşünüyordum? Hayır. Bu ülkenin yarısından fazlası böyle düşünüyordu. O nedenle beklentilerimiz yüksekti. Ben, gittiğim bütün seçim çalışmalarımda, miting meydanlarında kamuoyunun vicdanına seslendim. Vicdan çük önemli bir kavramdır. İnsanın kendi iç dünyasında hesaplaşmasıdır vicdan. Doğru ile eğriyi kendi iç dünyasında test etmesidir vicdan. "Komşusu açken tok yatan benden değildir" hadisi şerifinin sorgulanmasıdır vicdan, vicdan böyle bir şeydir. Vicdan, kul hakkı yiyenlere kapı aralamamaktır, vicdan budur ve vicdanın temelinde ahlak yatar. Ahlak, çok erdemli bir kavram, çok soylu bir kavram, hâlâ bütün inançların ortak temelini oluşturur ahlak. Size ahlak konusunda, değerli arkadaşlarım, bazı düşünürlerin, bilginlerin ve sevgili Peygamberimizin sözlerinden bir demet sunmak istiyorum. "Devletler kanunla değil, ahlakla daha iyi yönetilir" Sokrates söylüyor, yüzyıllar önce söylemiş bunu.

"Sizin en hayırlınız ahlakı en güzeli olanıdır." Sevgili Peygamberimizin sözüdür.

"İnsanlara verilen şeylerin en hayırlısı güzel ahlaktır." Sevgili Peygamberimizin hadisi şerifidir.

"Her binanın bir temeli vardır. İslam binasının temeli güzel ahlaktır" Abdullah Bin Abbas.

Cicero "Memleketler parasızlıktan değil, ahlaksızlıktan çökerler." diyor.

Mevlana "Bütün bir cihanı araştırdım, güzel ahlaktan daha üstün bir liyakat bulamadım." diyor. Biz bunlara güveniyoruz. Ahlakı egemen olan bir toplumu inşa etmek durumundayız. Sevgiyi egemen kılacağımız bir toplumu inşa etmek durumundayız. Kul hakkı yiyenlerden hesabının sorulmasını istediğimiz bir toplumu inşa etmekten yanayız, ahlak budur ve ahlakın ayrılmadığı ikiz kardeşi adalettir. Adalet, ahlak üzerinde yücelir. Adalet aynı zamanda toplumun vicdanıdır. O nedenle bizim beklentilerimiz yüksekti. Bu kadar yolsuzluğa batmış bir siyasal yapının daha ağır bir şekilde demokratik yollardan cezalandırılacağını düşünüyorduk. Kuşkusuz 2 milyon oy kaybı var. Bu da çok önemli bir süreç, aşağıya doğru giden bir süreçtir bu. Toplumun bunu hazmetmesi gerekiyor. Seçimlerden sonra ilk söylediğim şuydu: Uyuyan vicdanları uyandırmak zorundayız. 76 milyonun bütün bu haksızlıkları sindirmesi mümkün değildir. Her birimize görev düşüyor ve çalışacağız.

Değerli arkadaşlarım, bu arada sizin de çok iyi bildiğiniz bur havuz medyası var. Onlar da bize tavsiyelerde bulunuyorlar. "Efendim, bakın 17 Aralık süreci geçti, yolsuzluklarla niye uğraşıyorsunuz?" diyorlar. "Bakın vatandaş yine onlara oy verdi." Eğer biz yolsuzluklarla uğraşamazsak tüyü bitmemiş yetimin hakkını kim savunacak? Eğer biz yolsuzlukları gündemde tutmasak bu ülkeye ahlakı kim getirecek? Hırsızlığın prim yaptığı bir demokrasi olabilir mi? Soygunun prim yaptığı bir ahlak düzeni olabilir mi? Havuz medyası ne yazarsa yazsın, oradaki kalemlere de acıyorum, samimi söylüyorum, kalemini iktidara kiralayan insandan yazar olmaz. Kalemini havuz medyasından gelen parayla kiralayandan aydın olmaz. Yolsuzluğun üzerine önce sizin gitmeniz lazım ama neredeyse alkış tutacaklar.

Bakın değerli arkadaşlar, bize görmeyin dedikleri yolsuzlukları bir daha söyleyeyim. Bir bakan 28 kez de 52 milyon dolar rüşvet alıyor, iddianame Mecliste, 28 seferde 52 milyon dolar. Bir başka bakan, 10 seferde 10 milyon dolar; bir başka bakan 3 seferde 1,5 milyon dolar rüşvet alıyor. Biz bunları sormayacak mıyız? Bunları sormazsak sokaktaki vatandaş bize demeyecek mi "Arkadaş sen ne görev yapıyorsun Parlamentoda? Ben vergi veriyorum. Bu vergileri birileri götürüyor, neden bunun hesabını sormayacaksın?" diye bana soracak. Biz, soyulan bütün insanların haklarını korumak zorundayız ve bunun mücadelesini yapmak zorundayız.

Değerli arkadaşlarım, o kadar ileri gittiler ki uyuyan vicdanlara bir kez daha seslenmek istiyorum: Dini imanı ağzından düşürmeyen, her seferinde dini en acımasız şekilde istismar eden Başbakanlık koltuğunda oturan bir zat var. Onun şimdi özel koruması altında bir bakan vardı, Kur'an'ı Kerim'le dalga geçip "Bakara makara" deyip konuşan bir adam. O, şimdi yine onun koruması altında, yine onun koruması altında. Uyuyan vicdanlara sesleniyorum: Elinizi vicdanınıza koyup bir kez daha düşünün, sizin inancınızla dalga geçen bir adamı koruyana oy verirken acaba bir vicdan muhasebesi yaptınız mı? Çok önemli bir çağrıdır bu, bir vicdan muhasebesi yaptınız mı? Ben merak ediyorum, böyle bir lafı Cumhuriyet Halk Partisinin bir ilçe başkanı söyleseydi, diyelim ki böyle bir lafı Cumhuriyet Halk Partisi ilçe başkanı söyledi yer yerinden oynardı, kıyamet kopardı, niye böyle bir suskunluk var? Havuz medyasına soruyorum: Niye böyle bir suskunluk var? Acaba hiç utanma duygusu diye bir duygunun farkında olduğunuzun ya da farkında olmadığınızın hesabını yaptınız mı? Diyorlar ki "Abdestimizden şüphemiz yok." Vallahi sizin her tarafınız şüpheli, abdestiniz de dâhil.

Bu seçimlerin bizim için beklentilerimizi karşılamadığını söyledim. Daha yüksek bir oy bekliyorduk, olmadı. Dönüp kendimizi sorgulayacağız niye olmadı diye ve çalışacağız. Çalışmaya başladık, bütün örgütün çalışması lazım. Önümüzdeki bu ayın sonunda veya önümüzdeki ayın başında kadın kollarını topluyoruz, bütün illerdeki MYK üyelerini topluyoruz, sonra il başkanlarımızı toplayacağız, sonra belediye başkanlarımızı toplayacağız, eksiğimiz nedir açık yüreklilikle konuşacağız. Bütün bunların hepsini sorgulamak zorundayız. Ne gerekiyorsa yapmak durumundayız ve çalışacağız. Emekli hayatından memnun oluncaya kadar çalışacağız. Çiftçi elde ettiği ürünün karşılığını alıncaya kadar çalışacağız. Üstünlerin hukukunun değil, hukukun üstünlüğünü sağlayıncaya kadar çalışacağız. Bütün komşularımızla barış içinde yaşayıncaya kadar çalışacağız. Bir tek çocuğun bile yatağa aç girmediği bir Türkiye için çalışacağız, kararlılıkla ve inançla çalışacağız; bize düşen görev bu.

Bu seçimden neyi çıkardınız? Tek sözcük, çalışacaksınız, çalışacağız, daha fazla çalışacağız. Elbette çalıştık. Sözlerime başlarken çalıştık dedim, demek ki yetmiyor, daha fazla çalışacağız, gerekirse yirmi dört saat çalışacağız. Bakın şu gerçek ortaya çıktı: Henüz daha kapısını çalmadığımız milyonlarca ev var, tokalaşmadığımız milyonlarca insan var, halini hatırını sormadığımız milyonlarca kadın var, demek ki daha fazla çalışacağız. Eğer Türkiye'yi içinde bulunduğu cendereden çıkarmak istiyorsak daha fazla çalışacağız, bu işin kuralı budur. İster fötrlü vatandaşım olsun ister dağdaki çoban olsun birinci sınıf yurttaş sayılıncaya kadar hep beraber çalışacağız, bu işin kuralı budur.

Değerli arkadaşlarım, bizim demokrasi tarihimize baktığımızda toplumun vicdanını kanatan bir olay vardır, birden fazla olay vardır, siyasi idamlar, siyasal düşünceleri nedeniyle 27 Mayısta, 12 Eylülde, 12 Martta insanlarımızı idam ettik ve bu idamlar toplumda çok derin yarılmalara yol açtı. Bunları hâlâ telafi etmiş değiliz. O zaman düşünmemiz gereken bir şey düşünüldü ve Türkiye'de idamlara son verildi. Bu bir olgunluk belirtisidir. Mısır'dan öğreniyoruz 529 kişi idama mahkûm edilmiş. Mısırlı kardeşlerimize sesleniyoruz: İster dünya tarihine bakın ister Türkiye tarihine bakın siyasi idamlar bir topluma asla huzur getirmemiştir. İdamlar toplumun vicdanında derin yaralar açmıştır. Bizim tarihimizde bunları görebilirsiniz, dünya tarihinde de görebilirsiniz. Bizim tarihi örnek göstermemin nedeni bunun faturalarını yakın bir geçmişte ödemiş olan bir ülke olarak söylüyorum. Eğer 529 kişi idam edilirse bu doğru değildir, Mısır'da barışı sağlayamazsınız. Barışın yolu idamdan geçmez. Huzurun yolu idamdan geçmez; özgürlüklerin büyümesinden, genişlemesinden geçer. Herkesin düşüncesini özgürce açıklayabileceği bir Mısır'ı bir arzu ederiz. O nedenle Mısır yöneticilerine, Cumhuriyet Halk Partisi'nin, Ana Muhalefet Partisinin Genel Başkanı olarak siyasal idamları yapmayın çağrısında bulunuyoruz. Ve şu konuya da dikkat çekiyorum: Mahkemelerin idam kararı verdiği kişiler bizimle aynı dünya görüşünü paylaşmıyorlar ama biz idamların bir topluma getirdiği faturayı çok iyi biliyoruz. Bunun için elimizden gelen tüm çabayı göstereceğiz. Bakın Orta Doğu'nun üç büyük ülkesinde büyükelçimiz yok. Bizim dış politikamızın açmazlarıdır bu, Türkiye'yi getirdiği noktadır bu. Nasıl olurda üç büyük ülkede bizim büyükelçimiz olmaz? Büyükelçimizin olmadığı ülkelerden birisi de Mısır. İktidarın söyleyecek sözü yok ama bizim var. Biz oraya heyet gönderdik. "Niye gönderdiniz?" diye eleştirdiler. Biz, daha fazla demokrasi olsun orada, onu istedik. Siyasi idamlar olmasın, biz yine onu istiyoruz ama onlar ağızlarını bile açmıyorlar.

Değerli arkadaşlarım, Suriye politikası konusunda önemli bir tablo çıktı karşımıza. Öteden beri Suriye'de izlenen politikayı eleştirdik, doğru olmadığını defalarca ama defalarca söyledik. Bize "Siz Baasçısınız" dediler. "Siz Suriye yönetimini destekliyorsunuz" dediler. Oysa biz Suriye'de kan akmasını istemiyoruz, tek istediğimiz bu. Gelinen noktada önemli bir gelişme oldu değerli arkadaşlarım. 27 Mart 2014'te AGİT'in bir toplantısı var. Toplantıya bizim büyükelçi de katılıyor, Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi. Eleştiriler üzerine söz alıyor ve şöyle söylüyor: "Reyhanlı'da 52 kişinin hayatını kaybetmesine ve 146 kişinin yaralanmasına neden olan bombalı saldırılar El Kaide unsurları tarafından yapıldı. Bu El Kaide unsurlarının Suriye dışındaki operasyonudur." Başbakanlık koltuğunda oturan zat ne diyordu? Suçu CHP'ye yüklemişti. Peki, Allah aşkına bu nedir? Türkiye Cumhuriyeti'nin büyükelçisi çıkıyor, bu saldırının El Kaide militanları tarafından yapıldığını açıkça söylüyor ve uluslararası tutanaklara geçiriyor bunu. Başbakanlık koltuğunda oturan zat acaba utanacak mı? Dış politikada halkına yalan söylemek olur mu arkadaşlar? Hadi içeride söylersin, alıştık zaten, dış politikada yalan söylemek mümkün mü? En ağır eleştiriler yapıldı bize. Neredeyse bombayı bizim koyduğumuzu söyleyecekti. Bir büyükelçi çıkıyor, onun El Kaide unsurları tarafından yapıldığını söylüyor.

Bir başka olay değerli arkadaşlarım, 13 Mart 2014, Dışişleri Bakanlığının makamı, Bakan ve 4 kişi konuşuyorlar. Suriye'ye saldırının yollarını arıyorlar "Nasıl saldıracağız Suriye'ye?" Bunlardan birisi diyor ki "Ben oraya 4 adam gönderirim, Süleyman Şah Türbesine saldırtırız veya Türkiye'ye sekiz füze gönderirim, savaş gerekçesi yaratırım" diyor. Emin olun değerli arkadaşlarım, ilk dinlediğimde bunun doğru olmadığına kanaat getirdim, böyle bir şey olamaz dedim. Arkadaşlar dediler ki "Biz de aynı görüşteyiz, bunu kullanmayalım"  ve kullanmadık. Fakat bir süre sonra Dışişleri Bakanlığı bu görüşmeleri doğruladı. İki açıdan sakınca var, bir travma yaşandı. Bir, devletin mahremi diye bir şeyin kalmadığını öğrendik. Şimdi ben, Adalet ve Kalkınma Partisine oy veren değerli yurttaşlarımın vicdanlarına sesleniyorum ve şu soruyu kendinize bir sorun: Devletin mahremi kalmadı dediğimiz ortamda hükümette kim vardı? Devletin mahremi kalmadı dediğimiz ortamda bu konuşmalar nasıl yapılıyor? Kendi askerini öldürteceksin, sonra Suriyeliler öldürdü diye oraya asker göndereceksin. Sen vicdanını sorgula bakalım değerli arkadaşım, uyuyan vicdanını bir sorgula bakalım ne oluyor bu ülkede.

Değerli arkadaşlar, sonra bir haber Sayın Cumhurbaşkanından "İçeriden bu dinlemeler yapılmıştır" diye. Bu daha da vahim tabii, nasıl böyle bir dinleme yapılabilir? O zaman yapmamız gereken, yine bize iş düşüyor. Yine biz çalışacağız, yine biz anlatacağız sağır kulaklar duyuncaya kadar, uyuyan vicdanlar uyanıncaya kadar çalışmalarımızı götüreceğiz. Asla moralimizi bozmayacağız, onurlu duruşumuzu asla değiştirmeyeceğiz, kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz. Çocuklarımız bizden güzel bir Türkiye bekliyor. Çocuklarımız bizden özgürce yaşayabilecekleri bir Türkiye bekliyor. Çocuklarımız bizden yasaklardan arınmış bir Türkiye bekliyor. Yolu çalışmaktan geçiyor; hep beraber çalışacağız.

Hepinize saygılar sunuyorum.

    Çarşamba, 09 Nisan 2014 16:56

Bağlantılı Konular