"Başbakan ‘Çete var’ diyor. Çeteyi merak ediyorsan, Bakanlar Kurulu’nu topla, sağına soluna bak"

“Helal paranın, alın teriyle kazanılmış paranın ayakkabı kutusunda ne işi var? Çok zor bir soru değil. İnsan olanın anlayabileceği bir soru bu”

 

 

 

“İlk kez Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yolsuzlukları savunan bir Başbakanla karşı karşıyayız. O nedenle meşruiyeti yoktur artık. Topal ördek hükümetidir bunlar”

“Ahlakı içselleştirmemiş, ahlaksızlığı olağan bir şeymiş gibi topluma kabul ettiren bir hükümetle karşı karşıyayız. Şimdi daha iyi anlıyorum, bu Sayıştay Raporları TBMM’ye neden gelmiyor? Neden Sayıştay Raporlarının gelmemesi için özel çabalar harcadılar? Neden Sayıştay Raporları meclise gelmesin diye özel yasalar çıkardılar?”

“Defalarca söyledim Sayın Başbakan’a. Çık şu kürsüye de ki, ben kul hakkı yemedim. Diyemiyor”

“Diyor ki, hortumları kestik. Doğru. Bir yerlere giden hortumlar kesildi. Ama AKP Genel Merkezi’ne ve Bakanlar Kurulu’na bağlandı. Bu hortumların çapı çok büyük. Oluk oluk dolarlar akıyor. Hiç utanmıyor musunuz, Allahtan korkmuyor musunuz siz, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yerken hiç utanmıyor musunuz?”

“Yolsuzluk kirli siyasetçi, kirli bürokrat  ve kirli işadamıyla yapılır. Yolsuzluk tek başına yapılacak bir olay değil. Önce yolsuzluğa izin verecek kirli bir siyasetçiye,  o siyasetçinin emrinde bürokratlara ve hortumlamayı iş edinen kirli işadamına ihtiyaç var Biz buna şeytan üçgeni diyoruz”

“Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük yolsuzluk operasyonuyla karşı karşıyayız. İçinde bakanların oğullarının, işadamlarının olduğu bir tablo bu”

“4 bakan istifa etmedi, altlarında kırmızı plakalar, devletin bürokrasisini kullanıyorlar. İlk yaptıkları iş polisleri görevden almak oldu. İnsanda biraz utanma olur, ar olur ar. Neden bu polisleri görevden alıyorsunuz? Onlarda mı çete mensubu?”

“Yolsuzluğun altyapısını oluşturmuşlardı. Şimdi,  yolsuzluğu nasıl örteriz diye bir altyapı oluşturuyorlar. Süratle, adı yolsuzluğa bulaşan bakanların da imzasıyla bir yönetmelik çıkardılar. Bundan sonra savcı operasyon için talimat verirse önceden hırsızlara haber verilecek. Bilgiyi vermek suç değil midir? Hırsıza bilgi verilir mi önceden? Geleceğim hazırlığını yap. Ve utanmadan böyle bir yönetmelik çıkarıyorlar.”

“Deniz Feneri henüz belleklerimizden silinmedi. O dönem polisler İstanbul’da şuralarda arama yapılacak diye kendi bakanlarına, İçişleri Bakanına haber verdiler. Ne oldu? Köstebek bakanın özel koruma müdürü Kırıkkale belediye başkanını aradı. Kırıkkale belediye başkanı İstanbul’dan Deniz Feneri yetkililerini aradı arama yapılacak diye. Biz bunu belgeleriyle ve telefon konuşmalarının tümünü yayınladık. Hiçbir ses çıkmadı, hiçbir soruşturma açılmadı. O köstebek bakan İçişleri Bakanlığından Devlet Bakanlığına, Başbakan Yardımcılığına terfi ettirildi”

“ Yönetilmeyen, yönetilemeyen savrulan, nereye gittiği konusunda kaygı duyulan bir Türkiye var”

“ Hangi partiye oy vermiş olursan ol, kul hakkı, yetim hakkı yiyenlere güvenme. Onlar sizi soydular. Ne kadar yoksul varsa siyasette o kadar zenginleşen, köşeyi dönen var demektir”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu sabah 08.00’de başlayıp 14.00’te biten MYK toplantısından sonra Parti Meclisi toplantısına başkanlık etti. Kılıçdaroğlu PM gündemine geçilirken bir konuşma yaparak şunları söyledi;

“Parti Meclisimizin değerli üyeleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum. İçinde bulunduğumuz koşulları sizde biliyorsunuz, bende biliyorum. Türkiye gerçekten zor bir süreçten geçiyor. Yönetilmeyen bir Türkiye var, savrulan bir Türkiye var. Nereye gittiği konusunda kaygı duyulan bir Türkiye var.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük yolsuzluk operasyonuyla karşı karşıyayız. İçinde bakanların oğullarının, işadamlarının olduğu bir tablo. Sizde çok iyi biliyorsunuz ki, yolsuzluk tek başına yapılacak bir olay değil. Üç önemli ayağı var yolsuzluğun. Önce yolsuzluğa izin verecek kirli bir siyasetçiye ihtiyaç var. Çünkü siyasi olarak talimatı verecek bir siyasetçi gerekiyor. 76 milyon insanın ödediği vergiyi hortumlayan bir siyasetçiye ihtiyaç var. İkinci ayağı, o siyasetçinin emrinde bürokratlar. Siyasetçi talimatı verir ama gereğini bürokrat yerine getirir. Yeteri kadar kirli bürokrata ihtiyaç var. O da var bu sistemin içinde. Bir üçüncü ayağı, devleti hortumlamayı iş edinen kirli işadamı. Biz buna şeytan üçgeni diyoruz. Siyasetçi var mı kirli? Var. Kirli bürokrat var mı? Var. Kirli işadamı var mı? Var.

Şimdi cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk operasyonu diyorum sadece miktar olarak değil. 4 bakanın adının karıştığı, çocuklarının adının karıştığı ciddi bir olay var karşımızda. Ortaya çıkan delillere,  telefon konuşmalarına bakınca,  yolsuzluğun boyutları çok daha büyük.  Sıradan bir olay değil.  Örgütlü bir olay,  bilinçli bir olay. Devleti hortumlayan bir yapı var karşımızda. Ne beklenirdi? Beklenen şuydu; adı yolsuzluğa bulaşan bakanlar hemen Ankara’ya gelir Sayın Başbakana derlerdi ki, Sayın Başbakan biz temiziz, çocuklarımızda temiz. Asla kirli işlere bulaşmadık. Ama eliniz rahat olsun. Biz size istifa dilekçelerimizi veriyoruz, hiç kimseye de müdahale etmeyin. Ne savcıya, ne polise. Çünkü kimse bizi suçlayamaz. Biz tertemiz insanlarız. Biz devleti yönetmek için geldik derlerdi ve istifa dilekçelerini verirlerdi. Ve Sayın Başbakan televizyonların karşısına çıkar şunu söylerdi. Ben bakanlarıma güveniyorum, ben polislerime güveniyorum, ben savcılarıma güveniyorum, ben devletime güveniyorum. Ben bu devleti 11 yıl saydam kurallar uygulayarak yönettim derdi, onların istifa dilekçelerini kabul ederdi. Bağımsız yargı kararını verecek der ve susardı. Ve 76 milyon yurttaş bu Başbakanı alkışlardı. Hepimizin söyleyeceği hiçbir şey kalmazdı. Sadece Başbakana davranışından ötürü teşekkür ederdik. Sayın Başbakan çağdaş bir demokraside olması gereken davranışı sergilediniz. Bakanlara da teşekkür ederdik. Sizin temiz olduğunuz davranışınızdan belli derdik.

Ama bu böyle olmadı değerli arkadaşlar. Bu bakanlar Ankara’ya geldiler bütün programlarını iptal ettiler. Ankara’dan ayrılmayacağız dediler. İstifa etmeyeceğiz dediler. Koltuğu babalarının malı gibi gördüler. Devleti hortumlamaktan utanmadılar. Ve çıktılar milletin önüne gülerek alay eder gibi efendim devletin içinde çeteler var dediler.

Parti Meclisimizin değerli üyeleri, Türkiye kendi tarihinde Osmanlı dahil böyle bir olayla karşılaşmamıştır. Dünya yolsuzluk tarihinde, dünyada böyle bir örnek asla olmamıştır. Eğer çeteyi siz sokakta kurarsanız onu bir şekliyle çözersiniz. Çete bürokraside oluşursa bir şekliyle çözersiniz. Ama çete bakanlar kurulunda oluşursa orada zorluğunuz vardır. Geldiğimiz süreç budur.

Bu ülkede 76 milyon yurttaşıma hitap ediyorum. Hangi partiye oy vermişse vermiş. Kul hakkı yiyenlere güvenmeyiniz. Yetimin hakkını yiyenlere güvenmeyiniz. Onlar sizi soydular. Siyaset zenginleşme aracı değildir ısrarla söylüyorum. Siyasetin yolu halkın zenginleşmesini sağlamaktır. Ne kadar yoksul varsa siyasette o kadar zenginleşen var demektir. Köşeyi dönen var demektir. Din iman edebiyatı yapıyorlardı daha düne kadar. Hala dillerinden düşürmüyorlar. Defalarca söyledim Sayın Başbakana. Çık şu kürsüye de ki, ben kul hakkı yemedim. Diyemiyor. Babalar ve oğullarla beraber çıkmışlar meydana devletin içinde çete var diyorlar değerli arkadaşlarım.

Sayın Başbakana birkaç sorum var. 11 yıldır iktidardasın 11 yıl. Başbakansın, hükümeti yönetiyorsun. Bütün istihbarat örgütleri senin emrinde. 11 yıldır iktidardasın bakanlar, bürokrasi, bütün istihbarat senin elinde devletin içinde çete olduğunu senin bakanların ve onların çocuklarının yolsuzluk yapıldıktan sonra senin dillendirmen ne kadar doğru. Sen 11 yıldır iktidardasın, istihbarat örgütleri emrinde. Sen nasıl olurda çetenin farkına varmazsın o zaman. Bir kamu bankasının Genel Müdürünün evinde ayakkabı kutusu içinde milyonu aşan dolar bulunuyor. Sayın Başbakana soruyorum o Genel Müdürün evine o ayakkabı kutusunun içinde milyon dolarları çeteler mi yerleştirdi? Bakanların çocuklarının yatak odalarında 1 değil, 2 değil, 3 değil, 5 değil, 10’a yakın kasayı çeteler mi yerleştirdi? Para sayma makinalarını çeteler mi yerleştirdi? Milyonlarca doları, avroyu çeteler mi yerleştirdi? Ve nasıl oluyor da bu çeteler bunları yerleştirirken bu çocukların yatak odasında uyurken bunların hiç haberi olmuyor. Ben asıl bu soruların yanıtlarını bekliyorum.

Adı yolsuzluğa bulaşmış bakan ve oğlunun konuşmaları medyaya düştü. Bakan ne diyor İçişleri Bakanı. Oğlum dikkatli ol telefonda bunları konuşma. Ne demek bu? İçişleri Bakanı. Adı yolsuzluğa bulaşmış oğluyla konuşuyor. Ben merak ediyorum bu konuşmayı çeteler mi onlara zorla yaptırdı? Nasıl oluyor bu sistem? Bir babayla oğul arasında her türlü konuşma olur. Neyi gizler? Aile mahremiyeti varsa bir olay gizlenir. İki; yolsuzluk varsa gizlenir. Onun dışında ne olacak? Neden oğlum bunları dikkatli konuş diyor. Telefonda konuşma bunları diyor. Yüz yüze görüş diyor. Çeteler mi bunu önerdi acaba Sayın Bakana? Yolsuzluğu ortaya çıkaran ve sadece savcının emrini yerine getiren polisler var. Hukuka göre, adli kolluk yönetmeliğine göre savcı polisleri alır kendi verdiği talimatlar çerçevesinde polislerin görev yapmasını sağlar. Polislerde giderler savcının talimatlarını yerine getirirler.

4 bakan istifa etmedi Ankara’da kaldılar, altlarında kırmızı plakalar, devletin bütün kurumlarını ve bürokrasisini kullanıyorlar. İlk yaptıkları iş bu polisleri görevden almak oldu. İnsanda biraz utanma olur, ar olur ar. Neden bu polisleri görevden alıyorsunuz? Onlarda mı çete mensubu? Ben sormayacak mıyım 11 yıldır sen iktidardasın, 11 yıl. Bunlar devletin polisi, halkın polisi. Bunları da mı çete devletin içine yerleştirdi? Ne yaptı bu polisler? Ankara’da, İstanbul’da, Türkiye’nin pek çok yerinde bu polislerin görevlerine son verildi. Savcılar iş yapamasın diye, yolsuzlukları örtelim diye. Bu örtülecek türden bir yolsuzluk değil.

Aynı şekilde değerli arkadaşlarım, yolsuzlukları duyumlar üzerine, ihbar üzerine neyse araştıran savcılar var. Devletin savcıları. Adı üstünde,  cumhuriyet savcıları. Mahkeme kararıyla telefon dinlemeleri yapılıyor, görüntülü deliller toplanıyor. Şimdi bu savcılarda çete oldu. Peki bu savcılar düne kadar devletin savcısıydı, alkış tutuyordunuz. Kurşun geçirmez zırhlı aracını bu çete diye suçladığın savcılara tahsis ettin. Eğer bunlar gerçekten çeteyse, yani savcısı, polisi gerçekten çeteyse o zaman bu ülkede bir yönetim sorunu var. Bu ülke yönetilmiyor. Bu ülkeyi çeteler yönetiyor. 11 yıldır iktidardasın, istihbarat örgütleri emrinde, savcısı, polisi çete, senin yolsuzluklarını çıkarmışlar sen dönüp diyorsun ki yolsuzluktan söz etmeyin. Bakanlarımdan söz etmeyin. Savcıdan, polisten söz edin, delilleri ortaya çıkarmasınlar. Çünkü onlar çetedir. Bu ülkede bir yönetim zafiyeti olduğunu biliyoruz zaten. Yolsuzluklardan beslenen bir siyasal iktidar olduğunu biliyoruz. Efendim diyor ki, hortumları kestik. Doğru. Bir yerlere giden hortumlar kesildi. Ama iki yere bağlandı hortumlar. AKP Genel Merkezine ve bakanlar kuruluna bağlandı. Ama hortumların çapı çok büyük. Oluk oluk dolarlar akıyor buraya. Hiç utanmıyor musunuz, Allahtan korkmuyor musunuz siz, yetim hakkını yerken, tüyü bitmemiş yetimin hakkını yerken hiç utanmıyor musunuz?

Şimdi altyapıyı oluşturuyorlar. Malum yolsuzluğun altyapısını oluşturmuşlardı. Şimdi başka bir altyapıyı oluşturuyorlar. Yolsuzluğu nasıl örteriz diye. İlk yaptıkları iş süratle bir yönetmelik çıkardılar. Yönetmeliği çıkaran bakanların içinde adı yolsuzluğa bulaşanda var. Efendim bundan sonra savcı talimat verirse önceden hırsızlara haber verilecek. Böylece yolsuzlukla mücadele edecekler.

Parti Meclisimizin değerli üyeleri, Deniz Feneri henüz belleklerimizden silinmedi. O dönem polisler kendi bakanlarına, İçişleri Bakanına haber verdiler. İstanbul’da şuralarda arama yapılacak diye. Ne oldu? O bakanın, köstebek bakanın özel koruma müdürü Kırıkkale belediye başkanını aradı. Kırıkkale belediye başkanı İstanbul’dan Deniz Feneri yetkililerini aradı arama yapılacak diye. Biz bunu belgeleriyle ve telefon konuşmalarının tümünü yayınladık. Hiçbir ses çıkmadı, hiçbir soruşturma açılmadı. O köstebek bakan İçişleri Bakanlığından Devlet Bakanlığına, Başbakan Yardımcılığına terfi ettirildi. Bilgiyi vermek suç değil midir? Hırsıza bilgi verilir mi önceden? Geleceğim hazırlığını yap. Ve utanmadan böyle bir yönetmelik çıkarıyorlar.

Şimdi buradan bütün hukuk çevrelerine çağrıda bulunuyorum. O yönetmelikleri asla dikkate almayınız. Barolar süratle dava açmalı, yargı süratle karar vermeli. Yargı halkın yargısıysa, halk adına karar veriyorsa, milli iradeyi kullanıyorsa yolsuzluğa izin vermemelidir. Böyle bir kepazelik Türkiye Cumhuriyeti tarihinde asla görülmemiştir.

Değerli arkadaşlarım, yönetmeliği değiştiriyorsun kamu ihale kurumunu da değiştirdiler biliyorsunuz. Kamu İhale Kurumu Yasasını değiştirdiler. Kamu İhale Yasasını değiştirdiler. Kamu İhale Kurumu neydi? Yolsuzluklardan arınmış bir Kamu ihale sistemini getirmek istiyorlardı. Değişiklikler yaptılar, kamu ihale kurumunun içine çete yerleştirdiler. Yetmedi, şimdi Bakanlar Kurulu içine yerleştirdiler. Çete var diyor. Defalarca söyledim, bir kez daha söylüyorum. Çete varsa bu ülkede tüyü bitmemiş yetimin hakkını soyan varsa Sayın Başbakan süratle Bakanlar Kurulunu toplasın. Şöyle sağına soluna baksın. İki çete reisini de öbür tarafta görür. Dört çeteyi orada görürü. Bu çeteyi kim yönetiyor diye öğrenmek istiyorsa bir önerim var; geçer aynanın karşısına çete reisini orada görür. Kimdir bu çete reisi?

Değerli arkadaşlarım, son bir soru daha soruyorum Recep Tayyip Erdoğan’a; elini vicdanına koyup bana öyle yanıt versin, helal paranın, alın teriyle kazanılmış bir paranın ayakkabı kutusunda ne işi var? Çok zor bir soru değil. İnsan olanın anlayabileceği bir soruyu soruyorum. Gerçekten Müslümanlığa bağlı bir insana bu soruyu soruyorum.

Oturup bana bunun yanıtını verecek. Helal paranın ayakkabı kutusunda ne işi var? Devletin bankası duruyor. Sen devletin genel müdürüsün. Banka emrinde. Nasıl oluyor da bu parayı götürüp evinde saklıyorsun. Acı olanı ne biliyor musunuz? Bu haram paranın Müslümanım diye tafra atan Başbakan tarafından savunulmuş olması. Acı olanda bu zaten.

Efendim ne oluyormuş? İçişleri Bakanı koskoca İçişleri Bakanı oğlu gözaltına alınıyormuş da bunu gazetelerden öğreniyormuş. Sen hiç utanmadın mı çocuğuna yolsuzluk tavsiye derken? Aman oğlum bunları telefonda konuşma derken hiç yüzün kızarmadı mı senin? Şimdi kalkıyorsun da çok acı bir olay diyorsun.

Böyle bir tabloyla karşı karşıyayız değerli arkadaşlarım. Siyaset kirlilikten arınmalı. Temiz siyaset olmalı. Düzgün siyaset olmalı. Her kuruşun hesabını siyaset kurumu halkına vermeli. Japonya’da oluyor. Almanya’da oluyor. Fransa’da oluyor. Papua Yeni Gine’de oluyor. Uganda’da oluyor. Türkiye’de niye olmuyor?

Kul hakkı yemenin en ağır günah olduğunu bu insanlar bilmiyor mu? Biliyorlar. Allah ile aldatmak diye bir kitap var biliyorsunuz. Allah ile kulu aldatıyorlar. Bunların yatacak yeri de yok.

Değerli arkadaşlarım, bu hükümetin meşruiyeti yoktur. Bunlar Türkiye Cumhuriyetini yönetemezler. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir Başbakan yolsuzlukları savunmamıştır. Yolsuzluk yapanlara sahip çıkmamıştır. İlk kez Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yolsuzlukları savunan bir Başbakanla karşı karşıyayız. O nedenle bunun meşruiyeti yoktur artık. Topal ördek hükümetidir bunlar.

Ahlakı içselleştirmemiş olan bir iktidarla karşı karşıyayız. Ahlaksızlığı olağan bir şeymiş gibi topluma kabul ettiren bir hükümetle karşı karşıyayız. Şimdi daha iyi anlıyorum, bu Sayıştay Raporları TBMM’ye neden gelmiyor? Neden Sayıştay Raporlarının gelmemesi için özel çabalar harcadılar? Neden Sayıştay Raporları meclise gelmesin diye özel yasalar çıkardılar? Biz Anayasa Mahkemesine gittik. Anayasa Mahkemesinin iptal kararını bile bunlar okumadılar.

Türkiye bu sürecin içinde. Köy köy geziyor. İl il geziyor. Çeteler var diye bağırıyor. Çete reisi sensin. Kime bağırıyorsun sen? O vatandaşın sana ödediği 5 kuruşu millet için harca diye ödediği 5 kuruşun hesabını vermiyorsun sen. Bıraktık, 5 kuruştan vazgeçtik. Milyarca dolar götürüyorlar bunlar. Benim merak ettiğim şu; bunların gözünü kaç lira doyuracak acaba? Emin olun merak ettiğim bir konu. Milyar dolarla doymuyor bunlar. Haram paraya bu kadar alışmış bir kitle biz siyaset anlayışı nasıl olabilir? Ahlaktan bahsediyor, hangi ahlaktan bahsediyorsun sen? Ahlaksızlığın daniskasısın sen. Gayet rahat söylüyorum. Keşke mahkemeye verse. Veremez. Emin olun veremez. Bütün rezilliklerini hiç değilse mahkemede dökelim ortaya.

Ahlaksızlığın bu kadarını ben Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiç görmedim. Bizim eski bir Milli Eğitim Bakanımız vardı. Can Yücel’in babası. Can Yücel sınava giriyor. Yurtdışına gitmek için. Sınavı kazanıyor. Baba ben yurtdışına gideceğim diyor. Oğlum, sen yurtdışına gideceksin biliyorum, sınavı da kazandın biliyorum. Ama ben seni yurtdışına gönderirsem derler ki, Milli Eğitim Bakanı oğluna torpil yaptı ve göndermedi. Bizim ahlak anlayışımız budur.

Daha öncede söyledim. Bize her türlü eleştiriyi yapabilirler. Ama kimse bir konuda CHP’yi eleştiremez. Biz kul hakkı yemeyiz.

Teşekkür ediyorum değerli arkadaşlarım.”

    Pazar, 22 Aralık 2013 17:03

Bağlantılı Konular