"Senin derdin yurt sorunu değil, 'karma eğitimi nasıl yok ederim' "

“Sadece Dolmabahçe’de vapurdaki kadınları dikizlese ‘tamam’ diyeceğiz. Bu bizim evimizi de dikizliyor, telefonlarımızı dinliyor. Grup toplantısında, ‘Ey Kılıçdaroğlu, senin nefes alışını bile takip ediyoruz’ diyordu. Dikizciden Başbakan olmaz.”

”Dikizci dedim, haklıyım. Dava açmış. Sevsinler senin davanı. İstediğin kadar dava aç. Açmazsan namertsin”

Türk Dil Kurumu’nun sözlüğüne göre “dikizlemek” kelimesinin anlamı “gözetlemek” Ne var bunda? Senin niyetin farklı. Sen kadına birey olarak, insan olarak bakmıyorsun ki.”

“Sen bu ülkenin insanlarına nefret dolu, önyargıyla bakamazsın. Önyargılarından arın biraz, adam ol adam. 60 yaşındasın, kadınlara nasıl böyle bakıyorsun?”

Öğrenci yurtlarıyla ilgili olarak, ‘ben damdan düştüm, bilirim’ diyor. Ne yaptın? Damdan nasıl düştüğünü anlatmasını isterim. Ne oldu, ne yaşadın?”

“Bu iktidar kadına önem vermeyen bir iktidardır. Palayla kadın dövene karşı bir laf etti mi? İçinden ‘oh’ demiştir”

"Farklı yaşam tarzlarına inanmayan bir kişi laik yaşamı benimsememiştir. Kişinin yaşamı farklı olabilir, yaşam tarzlarına saygı göstereceğiz”

-”Sizin teminatınız benim” diyen kişi laik olamaz. ( Sizin teminatınız benim) dediği andan itibaren,’Sizin sahibiniz benim’ demektedir. Kimsin sen, 76 milyonun sahipliğine soyundun”

“Kafalarının gerisinde bir şablon var, o şablonu adım adım uygulamaya koymak istiyorlar. Türkiye’yi, bir Ortadoğu ülkesi haline getirmek istiyorlar”

“Kadınlara sesleniyorum. Suudi Arabistan’da kadınlar araba kullanmak için mücadele ediyor. Yarın sizin için de böyle bir yasak gelirse hiç şaşırmayın.”

“Yıllardır atanamayan öğretmenler var. Her 4 üniversite öğrencisinden biri işsiz”

“Bu ülkede yurt yoksa sorumlusu kim?  TOKİ neden öğrencilere yurt yapmıyor.

”Aklı kullanacaksınız ki ülke büyüsün, kalkınsın. Aklı kullanacaksınız ki yoksulluk olmasın, hiçbir çocuk yatağa aç girmesin”

Grup toplantısında görüşlerini açıklarken, “Hep beraber demokrasiyi savunacağız, hep beraber özgürlüğü savunacağız, hep beraber yeni Türkiye’yi yeniden inşa edeceğiz, demokratik, laik, sosyal hukuk devletini yeniden kuracağız” diyen CHP Lideri Kılıçdaroğlu sık sık alkış ve sloganlarla kesilen konuşmasında şunları söyledi;

"Değerli arkadaşlarım, saygıdeğer milletvekilleri; bu Salı toplantısının sadece bizim açımızdan değil Türkiye açısından da önemli mesajlar içermesini diliyorum. Vereceğimiz mesajların bütün yurttaşlarımız tarafından dikkatle izlenmesini de ayrıca istirham ediyorum.

Önce şunu söyleyeyim: Bir liderimiz vardı, adı Bülent Ecevit. Yedinci ölüm yıl dönümünde onu andık. O bir halk adamıydı, bir gönül dostuydu, katıksız bir sosyal demokrattı. Halkına inanırdı. Ülkenin çıkarlarına odaklanmıştı. Hiçbir zaman ülkesinin çıkarlarından ödün vermedi. “Afyon ekemezsiniz” denildiği anda bayrağı kaldırdı “Bu benim ülkemdir, benim köylüm kendi topraklarında afyonunu ekecektir.” dedi.  “Kıbrıs’a çıkamazsın” dediler, Kıbrıs’a çıktı. O aynı zamanda bizim bir milli kahramanımızdır. 5 kez Başbakanlık koltuğuna oturdu. Hayatı dürüstlük içinde geçti, güven içinde geçti. Hepimizin güven duyduğu, görüşü ne olursu olsun, her yurttaşın güven duyduğu bir siyasi liderdi. Onu tekrar rahmetle anıyoruz, şükranla anıyoruz; ona her zaman saygı duyacağız.
Geçen hafta bir nikaha katıldım değerli arkadaşlarım, genç bir teğmenin nikahına ama tek anormal şey bu nikahın bir hapishanede yapılmış olmasıydı. Fakir bir ailenin çocuğu, bütün okulları birincilikle bitirmiş, başarılı bir teğmen. Tutuklanıyor 18 Eylül 2008’de. Cep telefonu alınıyor, polislere teslim ediliyor. Cep telefonuna bundan bilgisiz habersiz bazı bilgiler yükleniyor. Sonra yüklenen bilgiler dolayısıyla teğmen suçlanıyor.

Değerli arkadaşlarım, bilirkişiliğe gidiliyor, bilirkişi rapor veriyor, bir dakika, bir saniyede yani toplam 61 saniyede 139 bu genç teğmenin cep telefonuna yükleniyor. Bir sefer mümkün değil, birilerinin bu bilgileri yüklediği açık, hayatın olağan akışına da aykırı, yüklenen kişilerle ilgili olarak hiç konuşmamış -cep telefonu kayıtları var- ve bu teğmen iki yıl içeride yatıyor. İki yıl sonra sahtecilik çıkıyor ortaya, bilirkişi raporları çıkıyor ortaya ve tutuklanmasına gerek olmadığına karar veriliyor değerli arkadaşlarım. Hâkimler oturuyor diyorlar ki “Bunun tutukluluğuna gerek yok, dolayısıyla serbest kalması lazım.” Arkasından suç duyurusunda bulunuyorlar. Kim bu genç teğmenin cep telefonuna bu bilgileri yükledi bunlar ortaya çıksın. Garabete bakın değerli arkadaşlarım, 6 savcı değişiyor. Bu olayı soruşturmak için 6 savcı değişiyor. Böyle bir adalet olabilir mi? Böyle bir olay Batıda meydana gelse, yani demokrasisi gelişmiş ülkede meydana gelse emin olun kıyamet kopar. 6 savcı değişiyor, fail bir türlü bulunamıyor. Özellikle cezaevi komisyonunu oluşturan değerli milletvekillerinden rica ediyorum, hukukçu milletvekillerinden rica ediyorum bu davanın takipçisi olacaksınız, bu dosyanın takipçisi olacaksınız, mazlumun takipçisi olacaksınız. Ben bunu bekliyorum sizden.  Her duruşmaya geliyor bu genç teğmen. Son geldiği duruşmada ifade veriyor. İfade verdikten sonra, dosyada hiçbir değişiklik olmamasına karşın tutuklanıyor, hapse atılıyor. Verdiği ifadenin bir bölümünü size okumak istiyorum değerli arkadaşlarım. Şöyle diyor: “Ben Teğmen Çelebi. 15 Mayıs 1919’da İzmir’i hiç direnmeden Yunanlılara teslim eden, bir Yunan teğmeninden tokat yiyen, elinde ucuna beyaz mendil bağlanmış bir sopayla kışladan çıkıp esir kafilesinin başında yürümekten utanmayan Ali Nadir Paşaların ve türevlerinin değil, direnen, savaşan Mustafa Kemallerin emrindeyim.” (Alkışlar) Ve bunu dediği içinde tutuklanıyor tabii. Sen misin bunu diyen, atın bunu içeriye, AKP adaleti. O nedenle dünya hukuk çevreleri ayakta ne oluyor Türkiye’de diye. Bu adalet nereye gidiyor diye, neden güven vermiyor diye. İşte bu nedenlerle güven vermiyor. Bu teğmenin nikah şahidi oldum.  Yoksul bir ailenin, başarılara imza atmış bir teğmen, bunun nikah tanığı oldum. Emin olun duygulanmamak mümkün değil. Anne var baba var, yakın akrabaları var, küçücük bir odada bir nikah memurunun önünde nikah şahitliği yaptık. İnsanın içi sızlıyor, vicdanı sızlıyor, kaldıramıyoruz, gözlerimiz doluyor. Böyle bir tabloyu Allah kimseye yaşatmasın. Doğru değil, isyan etmemek mümkün değil. Başarılı olacaksınız, Anadolu’nun bağrından yoksul bir ailenin çocuğu olarak çıkacaksınız, bütün eğitiminiz boyunca hep bir birinci olacaksınız ve sizi alacaklar, sizin bilginiz dışında telefonunuza yükleme yapacaklar ve sizi hapse atacaklar, bunu kaldırmak mümkün değil değerli arkadaşlarım. Bu ciddi bir acıdır, toplumsal acıdır.

Değerli arkadaşlarım, acıdır, acılar sadece Teğmen Çelebi’nin acısı değil aslında tarihimizden kaynaklanan acılar da vardır. İslam dünyasının kolay kolay  unutmadığı Kerbela acısı da vardır. Bu da başka bir acıdır. Hz. Hüseyin’in Kerbela çöllerinde yakınlarıyla beraber şehit edilmesi İslam tarihinin unutmadığı derin acılardan birisidir, gönül acılarıdır bunlar. Hz. Hüseyin’den söz edenlerin içlerindeki Yezit’i çıkarmaları gerekir, olay budur.  Katliamdan kurtulan Hz. Zeynep Yezit’in sarayına götürülünceye kadar hep Kerbela’daki katliamı anlattı. Onun sözleriyle, onun diliyle tarih Kerbela katliamını anlattı, onun gözyaşlarıyla biz öğrendik. Bu çok derin bir acıdır. İslam dünyasının unutmadığı, derinden etkilediği bir acıdır. Muharrem ayında insanlarımız bu acı etrafında kendi manevi dünyalarını zenginleştirirler. Kin duymadan, kötülük yapmadan, insan sevgisini odak alarak Muharrem ayında oruçlarını tutarlar. Bu dünyanın, Müslüman dünyanın Muharrem ayında barış içinde kavgasız, Müslüman kanının dökülmeden barış içinde yaşamasını dilemek bizim en büyük arzumuzdur ve bunu dilemek de bizim görevimizdir.

Değerli arkadaşlarım, Kerbela zalime karşı direnmektir, zalime karşı direnildi. Asla ve asla iktidara biat etmedi, doğruluktan ayrılmadı Hz. Hüseyin. Dedesi Hz. Muhammed’in derin felsefesinden ve görüşünden etkilendi ama onu katlettiler. Bu çok derin bir acıdır ve hepimizin gönlündedir.

Değerli arkadaşlarım, acılar böyle. Bir ozanımızın “Acıyı bal eyledik” diye bir şiiri var. Özünde yatan şudur: Acılarla karşılaşırsınız ama acıyı kine dönüştürmezsiniz çünkü insan çok değerli bir varlıktır. İnsana saygı duymak hepimizin temel görevidir. Kimliği ne olursa olsun, inancı ne olursa olsun, rengi ne olursa olsun insanı kucaklamak hepimizin ortak görevidir. Zaman zaman Cumhuriyet Halk Partisine eleştiriler yöneltilir, iktidar kanadından gelir, diğer kanatlardan gelir ama üç konu var ki bu konuda hiç kimse Cumhuriyet Halk Partisini eleştiremez. Bunlardan birisi demokrasidir. İkincisi özgürlüklerdir, üçüncüsü cumhuriyettir. Bunlar CHP’nin mayasında olan temel kavramlardır. Hiçbir Cumhuriyet Halk Partili şahsi ikbalini düşünmemiştir. Bakın bütün liderlere, vefat ettiklerinde bıraktıkları miraslara bakın hepsi düzgün, hepsi temiz, hepsi inanç sahibi, hepsi inanca saygılı. Hepsi devletin topladığı 5 kuruş verginin hesabını vermek için çaba harcayan insanlar. İşte rahmetli Bülent Ecevit, az önce anlattım. Erdal İnönü, o da bir başka önemli sosyal demokrattı, bir bilim insanıydı.  Onu da uğurladık, onu da anıyoruz. Bütün bunlara baktığınızda sosyal demokrat liderliğin profiline ve geçmişine bakın bir de diğerlerinin profiline ve geçmişine bakın. Hiçbir sosyal demokrat lider yırtık ayakkabıyla siyasete girmedi ama hiçbir sosyal demokrat lider dünyanın zengin başbakanları arasına da girmedi, mütevazı yaşadılar. Temiz yaşadılar, kul hakkı yemediler, kul hakkını gözettiler. Temiz siyaset dediler, emeğin hakkını verdiler. O nedenle kimse kusura bakmasın, demokrasi konusunda kimse Cumhuriyet Halk Partisinin eline su dökemez; bu bizim temel görevimizdir.

Bu ülkede Anayasa Mahkemesini ilk dillendiren Cumhuriyet Halk Partisidir. Karşı çıktık, Anayasa Mahkemesi gelmelidir bu ülkeye dedik. Yargı bağımsızlığını savunduk. İlk Hedefler Beyannamesini okuyanlar Cumhuriyet Halk Partisinin nasıl çağdaş bir politika izlediğini herkes görür, görmek zorundadır. Eleştirmek kolaydır ama gerçekleri herkesin bilmesi gerekiyor. Hiçbir zaman dini siyasete alet etmedik. Cumhuriyet Halk Partililerin temel özelliklerinden birisi de budur. Herkesin inancına saygılı, herkesin kimliğine saygılı ama dini siyasete alet etmedik çünkü din yüce bir kavramdır. Manevi dünyamızı zenginleştiren bir kavramdır. O manevi dünyanın zenginliğini başka bir alanda harcamamalıyız. İnanca saygılıyız, manevi dünyalara saygılıyız. Bu yapıldı mı? Cumhuriyet Halk Partililer yaptı bunu. Bu bizim görevimiz. Biz bu ülkeye inanca saygılı olmayı, kimliğe saygılı olmayı her ortamda savunan bir siyasal partiyiz. Hiçbir siyasal partinin programında yoktur ama bizim programımızda vardır. “Kişinin etnik kimliği kişinin şerefidir.” der ve biz şeref olarak görürüz onun etnik kimliğini. 34 yurttaşımız Uludere’de öldürülürken o ailelere sahip çıkan bir partiyiz. Mazlumun yanındayız biz. Biz o davanın takipçisiyiz ve takipçisi olmaya devam edeceğiz. Biz kendi insanımızın bağımsız ve özgür bir birey olarak bu ülkede yaşamasını isteriz, temel arzumuz budur. Biz, Hrant Dink cinayetindeki olayın bütün ayrıntılarıyla aydınlanmasını isteriz. Biz, hoşu taktı diye Cihan Kırmızıgül’ün 11 yıl hapse atılmasını içimize sindiremeyiz. Bu, bizim demokrasi anlayışımıza aykırıdır.

Biz, kadın-erkek eşitliğine inanan bir siyasal partiyiz.  Kadınlara seçme seçilme hakkını getiren bir siyasal partiyiz. Birileri diyor ki “Ne demek kadın ve erkek eşit olacak? Kadın ve erkek hiç eşit olur mu?” diyor. Soruyorlar: “Niye olmasın?” “Kadın kadındır, erkek de erkektir.” Zekâya bakın siz, zekâ pırıltısına bakınız siz. Kadının bir birey olarak, erkeğin de bir birey olarak eşit olduğunu kabul etmiyor. Bütün kadın kardeşlerime sesleniyorum, eğer siz erkeklerin sahip olduğu haklara sahip olmak istiyorsanız, eğer siz seçme ve seçilme hakkını sonuna kadar kullanmak istiyorsanız, eğer siz çocuğuma süt veremedim diye kendinizi asmak istemiyorsanız adresiniz belli, yeriniz belli; adres Cumhuriyet Halk Partisidir. Diyor ya “Kadınların haklarını sağladık.” 2013 Dünya Ekonomik Formunun Cinsiyet Raporu yayınlandı. Bizim rakamlarımız değil, dünyanın bildiği rakamlar bunlar. Türkiye kadın ile erkek eşitliği açısından kaçıncı sırada? 136 ülke arasında 120’nci sıradayız. Diyor ya “Ne demek kadınla erkek eşit olur mu? O kadındır bu da erkektir.” Kafa ancak o kadar basıyor, başka türlü bilmiyor ki. Kadını bir birey olarak, bir insan olarak görmüyor, ikinci sınıf yurttaş olarak görüyor kadını. O nedenle söylüyorum bütün kadınlara, hakkınıza sahip çıkın, sonuna kadar mücadele edin.

Kadın tarlada kocasıyla beraber çalışmıyor mu? Gidelim Karadenizli kadına soralım, o yiğit kadınlara soralım, günün 24 saati çalışıyorlar. O kadın da hakkını aramalı, o da milletvekili olmalı, belediye başkanı olmalı, belediye meclis üyesi olmalı, ne eksiği var kadının? Sen efendim, evde otur çocuk bak. Aman ha etliye sütlüye dokunma, ben ne söylersem öyle yap. Kadınlar demeli ki, kusura bakma, geçti bunun zamanı, artık biz de hak istiyoruz demeli.
Ekonomik katılım ve fırsat eşitliği açısından 136 ülke arasında 127’nci sıradayız, Afrika’nın bazı ülkeleri bizden çok daha önde. İş gücüne katılım 136 ülke arasında 123’üncü sıradayız. Daha böyle çok uzun bir liste bu değerli arkadaşlarım. Gördüğümüz nokta şudur: Son on yılda kadına yönelik şiddet yüzde 1400 arttı. Her kadının düşünmesi lazım, bana yönelik şiddet neden binde 1400 arttı? Kim bunun sorumlusu? Diktatöre sorarsanız Cumhuriyet Halk Partisi. Oysa bütün Cumhuriyet Halk Partililer yürekten kadın-erkek eşitliğine inanıyor. Kadına saygı duyuyoruz. Kadını erkeğin gözüyle görmüyoruz biz, bir birey olarak görüyoruz biz, onun hakları var. Haklarıyla beraber onu tanımlamak gerekiyor. 2002 yılında öldürülen kadın sayısı –bir yılda- 66, 2013 842’ye çıktı değerli arkadaşlarım. Yazık günah değil mi bu kadınlara. Bu ekonomi politika bu tabloyu çıkarıyor. Bu sosyal politika bu tabloyu çıkarıyor. Mağdur olan kadın, dövülen kadın, öldürülen kadın, sürülen kadın, kusura bakmayın AKP’ye oy verenler de bazı kadınlar, onlar da artık dirensinler.

Kadının giysisi ve bedeni üzerinden siyasete son. Kadın nasıl giyinecekmiş? Sana ne kardeşim ya, nasıl isterse öyle giyinir. Kadının giysisi üzerinden, hep bununla kadınları meşgul ettik. Cambaza bak politikasını uyguladılar, kadının haklarını parça parça elinden aldılar. Şimdi kadınların uyanma zamanı. Demokrasi geriye gidiyorsa bunun en ağır faturasını bu ülkenin kadınları ödeyecektir. Sizi eve hapseden bir zihniyetten kadınların kendisini kurtarması gerekiyor. Yeni bir atılım ve yeni bir anlayış, bunu yapmak gerekiyor. Ne diyordu? “Efendim, Kabataş İskelesi’nden türbanlı bir kadına -6 aylık çocuğu var- 50-70 kişi birden saldırmış, kadın bayılmış, üstüne idrar…” Daha neler neler…Ne demiştim? Yalancıdan başbakan olmaz. Emin olun yalancıdan başbakan olmaz.  Niye bu tahriki yapıyor? Efendim, başı örtülü kadına bak bu ülkede böyle yapılıyor diye. Utan utan, boyundan utan bari. Böyle yalan atılır mı ya, böyle yalan söylenir mi ya. İnsanda biraz vicdan olur, biraz ahlak olur. 60-70 kişi bir kadına saldıracak. Eğer öyle bir olay varsa, zaten saldıranları insan olarak tanımlamak mümkün değil. Böyle bir şey olabilir mi bu ülkede? Her tarafta mobesa kamerası var, burada yok. “Elde bilgi yok” diyor, oysa var orada, var da böyle bir olay yok.  Ama bizim dünya çapında bir yalancımız var, bu da bir başka gerçek.
Kadınlara şunu da söylemek istiyorum: Sizin kaç çocuk doğuracağınıza bir adam karar veriyor. Niye şunu söylemiyorsunuz: Sana ne kardeşim? Nasıl doğum yapacağınıza bir kişi karar veriyor. Niye sesiniz çıkmıyor, sana ne kardeşim demiyorsunuz.

Bakın, İstanbul’un merdiven altı atölyelerinde binlerce kadın, başı örtülü kadın çalışır. Çoğunu ben gezdim, hiçbirisinin sigortası yok. Onlara sahip çıkan kim? Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz sahip çıkıyoruz. Sigortaları yok, kayıt dışı çalıştırıyorlar. Siz hiç Recep Tayyip Erdoğan’ın ağzından ya bu kayıt dışı kadın çalıştırılmaz, işçiler çalıştırılmaz diye bir laf duydunuz mu? Duymadınız. Neyi söylüyor? “Efendim, Kabataş İskelesi’nde bu oldu.” diye ve yalan söylüyor.

Bakın bir şey daha: Şimdi diyorlar ki “Kadına daha fazla çalışma olanağı sağlayacağız. Nasıl yapacağız? Efendim yasaları değiştireceğiz.” Ben de dedim ki herhâlde güzel değişiklikler yapıyorlar ve kadınlar daha fazla çalışma hayatının içinde olacaklar, erkeği kadını beraber çalışacaklar, evlerine akşam helal ekmek getirecekler, ikisinin de alın teri dökülecek diye düşündüm. Efendim, doğum yaparsa süresi şu kadar olur, bu kadar olursa süresi bu kadar olur yani gittikçe uzayan süreler ve para alacak bunun karşılığında, hiç işe gitmeden işveren para verecek. Hangi işveren çalıştırır ya, yok böyle bir şey. Amaç ne? Sağ gösterip sol vurmak. Bak size bu hakkı getirdim. İyi de kim bu hakkı sana verecek? İşverene zorla diyebilir misiniz “Kadın istihdam edeceksin” diye. Hayır, öyle bir şey yok. Peki, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak ne düşünüyoruz? Çok basit, kardeşim sen kadınların çalışma yaşamında daha fazla yer almasını mı istiyorsun? “Evet” diyorsan adam gibi bir öneri getiriyorum: Kim kadın istihdam ediyorsa onun sigorta primlerinin bir kısmını devlet ödeyecek, bitti, bu kadar basit.Bunu getirebilirler mi? Getiremezler efendim, getiremezler. Onun için zaten sorunumuz var. Halkı kandırarak, hedef değiştirerek asıl amacına ulaşmak istiyor kadını nasıl çalışma yaşamının dışına iterim diye. Bakın size çok tipik bir örnek vereceğim. Değerli arkadaşlarım, bir taksi şoförü düşünün veya bir manav veya bir berber yani bir esnaf oldu ya sigorta primini yatıramadı, iki ay yatıramadı.  Hastalanıp hastaneye gittiği zaman diyorlar ki “Kusara bakma arkadaşım, primini yatıramadın biz sana bakmayız.” Hadi bunu anladık, kusurun var, primini yatırmadın, o da insanlık dışı bir olay ama hadi diyelim ki bu gerekçen var. Diyor ki “Senin eşine de bakmam.” Kadın kardeşlerim bunu unutmasınlar: Sana bu kadar ağır cezayı fatura eden bir iktidara oy vermeyeceksin. Sigorta primini ödeyemedi, olabilir, ekonomik kriz olmuştur, bir şey olmuştur, bir fatura olmuştur ödeyememiştir. Hadi adamı cezalandırdın, ya karısından ne istiyorsun? Karısının günahı ne? Tek günahı ne var, onunla evlenmesi, onu da cezalandırıyorlar. Böyle bir anlayış olabilir mi? Böyle bir sosyal devlet olabilir mi?

Değerli arkadaşlarım, bunlara baktığınız zaman laf çok “Kadın bizim anamızdır, kadın bizim bacımızdır” diye başlarlar edebiyata, laf çok. Efendim, “Cennet kadınların ayakları altındadır.” Bu da gayet güzel, peki kadına önem veriyorlar mı? Hayır, önem vermiyorlar. Elinde palayla kadını döven kişiye ne yaptılar bunlar? Başbakan çıkıp bir laf etti mi? Bir kadına böyle bir saldırı insanlıkla bağdaşmaz diye bir laf etti mi? Hayır, içinden oh demiştir, iyi oldu demiştir. Böyle bir anlayış olabilir mi?

Değerli arkadaşlarım, cennet anaların ayaklarının altındaysa ve sen kadına önem veriyorsan önce çocuğuna süt içiremediği için kendisini asan kadının vicdanını, ağırlığını, sorumluluğunu vicdanında hissedeceksin, onu göreceksin sen önce. Görüyor musun? Görmüyorsun, bilmiyorsun, tanımıyorsun çünkü kadını ikinci sınıf yurttaş olarak görüyorsun. Sorunumuz da budur değerli arkadaşlarım.

Bu grup toplantılarından birisine Erzurum Tortum’dan bir grup kadın gelmişti, bir de Leyla vardı, 17 yaşında başörtülü Leyla vardı. Hangi gruba geldi? Cumhuriyet Halk Partisinin grubuna geldi. Biz bir şey mi söyledik? Hayır. Baş tacı ettik. Kadın milletvekillerimiz onun köyüne kadar gittiler, ziyaret ettiler, avukat arkadaşlarımız onun davasını sonuna kadar izlediler. İşte Cumhuriyet Halk Partisi budur. Cumhuriyet Halk Partisi mazlumun yanındadır. Cumhuriyet Halk Partisi haklının yanındadır ve Cumhuriyet Halk Partisi zulme direnen bir partidir, herkes bunu böyle bilsin.

Kadınlar artık şunu soracak: Bütün kadın kardeşlerime sesleniyorum.

1 – Benim çocuğum işsizse benim çocuğum neden işsiz diye sorsunlar.

2 – Bunun sorumlusu kim? Bu sorunun yanıtını arasınlar.

Atanamayan, atama bekleyen öğretmenler yıllardır bekliyorlar. Annelerin tamamı şunu düşünsün: Yemeyip yedirdim oğlumu kızımı üniversiteye gönderdim ve bitirdiler. Aylardır yıllardır bekliyorlar. İskenderun Dörtyol’da bir babanın gözlerinden akan yaşı unutmuyorum. “On yıldır atama bekliyor çocuğum.” diyor. Anneler kendilerine şu soruyu soracaklar: Benim çocuğumu atamayan kim, sorumlusu kim? Eğer bu sorunun yanıtını bulurlarsa, o zaman bu ülkenin sorunu çözülür. Her 4 üniversite öğrencisinden 1’i işsiz. Nasıl oluyor da işsizlik bu hâle geliyor? Her kadın bunu düşünmeli. Benim çocuğum niye işsiz ve bunun sorumlusu kim? Bu sorunun yanıtını bilip sandığa öyle gidecekler. Türkiye farklı bir yere gidiyor. Demokrasi açığımız büyüyor, özgürlük alanımız gittikçe daralıyor, herkes bunu bilmek zorunda. Kalkmış demeç veriyor. Şu hâle bakın, “kız ve erkek öğrenciler aynı yurtlarda kalmayacak.” Zaten kalmıyor ki kızların yurdu ayrı erkeklerin yurdu ayrı. Nasıl bir kafadır bu? Hayatı boyunca yurdun önünden geçmeyen birisi bu kadar ağır bir eleştiriyi nasıl getirebilir? Senin derdin yurt sorunu değil, senin derdin karma eğitimi ben nasıl yok ederim, senin derdin o. Eğer bu ülkede yurt yoksa sorumlusu kim? Cumhuriyet Halk Partisi. Yurt yoksa sorumlusu kim Allah aşkına? TOKİ kalkıyor Sovyet tipi bir sürü evler yapıyor, niye öğrencilere yurt yapmıyor? Ne engel var, niye yurt yapmıyorsun sen? “Efendim, yeteri kadar yurt yokmuş.” Sen sorumlu değil misin bundan? Bunlar ülkenin sorunlarını bilmeyen insanlar. Kafalarının gerisinde bir şablon var, o şablonu adım adım uygulamaya koymak istiyorlar, Türkiye’yi bir Orta Doğu ülkesi hâline getirmek istiyorlar. Herkesin, her yurttaşın özellikle de kadınların bunu bilmesi lazım. Suudi Arabistan’da kadınlar mücadele ediyor araba kullanacağız diye. Yarın sizin için de böyle bir yasak gelirse hiç şaşmayın.
Efendim biraz da güzellikten söz edelim. İstanbul, dünyanın en güzel kentlerinden birisi. Üç büyük imparatorluğa başkentlik yapmış bir kent. Tarih var orada güzel, doğası güzel, kimsizlikleştirilmeye çalışılıyor İstanbul, o bütün güzellikler ranta kurban edilmek isteniyor ama her şeye rağmen İstanbul çok güzel. İstanbul üzerine şairlerimiz, yazarlarımız şiirler yazdılar, romanlar, öyküler yazdılar ve biz bunları hep okuduk. Size üç şairimizin İstanbul’la ilgili söylediği bir iki dizeden söz etmek isterim. Necip Fazıl şöyle söylüyor: “Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur. Ay ve güneş ezelden beri İstanbulludur.”

Orhan Veli “İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı” diyor o güzelliği duyumsamak için.

Yahya Kemal “Sana bir tepeden baktım aziz İstanbul.” diyor. Daha derinlikli bir söylemle çıkıyor ortaya. Bütün sanatçılar İstanbul’u anlattılar.  İstanbul’a gittiğimizde hep İstanbul’un coşkusunu görürüz, insanların telaşını görürüz, parklarda oturan, sohbet eden insanlarımızı görürüz, gençlerimizi görürüz, yaşlılarımızı görürüz, İstanbul böyle bir şehir. Ama bir de İstanbul’a giden bir başka adam daha var. Dolmabahçe’ye oturuyor, görevi ne? Kadıköy’den gelen vapurları dikizlemek. Kadıköy’den gelen vapurlara gerçekten bakabilirsiniz. Hayat var orada, coşku var orada, İstanbullular var orada. İnsanlar sohbet ediyorlar, koşuyorlar, eğleniyorlar, işlerine şu veya bu şekilde acele gitmek istiyorlar, İstanbulluları görürsünüz o vapurlarda ister Kadıköy’den ister Üsküdar’dan ister Beykoz’dan gelsin ne fark eder. Vapurlar İstanbul’un bir güzelliğidir zaten. O vapurlarda insanlar sohbet ederlerken martıları da izlersiniz. Bazen insanlarımız ekmek kırıntılarını atarlar martılara ve martılar vapurları takip ederler. Bunu seyredebilirsiniz, bu çok güzel bir şey ama bir de kötü niyetle seyretmek var. Bakın ne diyor: “Dolmabahçe’de ofisimin önünde Kadıköy’den gelenlerin durumunu görüyorum. Bunlar benim değerlerimle uyuşan şeyler değil.” Nedir senin değerlerin? İnsanı sevmek değil mi senin değerin? Nefret mi duymaktır senin değerin? Martıları seyretmek midir? O gençlerin heyecanını mı seyretmektir, nedir senin değerin? “Birisiyle bir bankta oturursun, sohbet edersin, bunu saygıyla karşılarsın. Tayyip Erdoğan olarak ben bunu saygıyla karşılamam.” Ne diyorduk? Böyle bir adamın olduğu ülkede demokrasiden söz edilemez. Bunu ancak bir diktatör düşünebilir.Dikizci dedim diye 100 bin liralık dava açmış. Sevsinler senin davanı. Sen istediğin kadar dava aç, açmazsan namertsin zaten.  Ben bunu söyledim. Türk Dil Kurumunun sözlüğüne baktım bu dikizlemek nedir diye. “Bir şeyi gözetlemek” diyor. Ne var bunda? Ama niyet önemli, senin niyetin farklı. Sen kadına birey olarak bakmıyorsun, insan olarak bakmıyorsun, senin niyetin farklı. Bu ülkenin insanlarını hepimiz seviyoruz. Dikizci dedim, vallahi haklıyım, samimi söylüyorum haklıyım. Bundan en ufak bir endişe de duymuyorum. Sen bu ülkenin insanlarına nefret dolu bakamazsın, önyargıyla bakamazsın. Önyargılarından arın biraz, adam ol adam, insanları sev biraz.60 yaşına geldin, 60 yaşındasın sen ya, nasıl yapıyorsun sen bunu? Kadınlara nasıl böyle bakıyorsun sen? Beğenmiyormuş beyefendi. Bugün bir laf daha etmiş. Bu öğrenci yurtlarıyla ilgili olarak “Ben damdan düştüm bunu biliyorum.” diyor. Allah Allah. Bu damdan düştüğünü nasıl düştüğünü bir anlatmasını isterim ben, gerçekten anlatmasını isterim. Ne oldu, neyi yaşadı bu?  Geçmişinde ağır travma sorunları olmayanların böyle bir ifade kullanması mümkün değil. Bir sorunu mu var burada? İşte bu dikizci zihniyet bu ülkeye demokrasi getiremez, özgürlük getiremez, laiklik de getiremez. Dikizciliği söylemenin normal olduğu bir yapı Türkiye’yi düşünün, ben söylüyorum dikizcilik yapıyorsun sen diye, yani gözetliyorsun sen ki sen söylüyorsun, ben söylemiyorum. Çıkıyorsun diyorsun ki “Dolmabahçe’de  vapurdan geçen kadınlara bakıyorum ve ben hicap duyuyorum, üzülüyorum bundan. Tuhaf bir durum bu” diyor. Nasıl bir tuhaf durum, ben bunu anlamıyorum. Dikizcilik yaptığını itiraf edenin normal, bunu eleştirenin de anormal olduğu bir Türkiye yaşıyoruz şimdi biz, bir de böyle bir garabet var. (Alkışlar) “Ben gözetliyorum, bakıyorum” diyor, bu normal sayılıyor; ben bunu eleştiriyorum, bu anormal sayılıyor. Türkiye’nin geldiği hâle bakın. Bunu kimin için söylüyorum? AKP’nin lehine yazı yazan, her söylediğini öven yazarlar için söylüyorum. İnsanda biraz sıkılma olur ya. Eleştirirsiniz, bu doğru değil dersiniz, Sayın Başbakan bu doğru değildir dersiniz.

Efendim, sadece Dolmabahçe’de gidip de vapurdan kadınları dikizlese tamam diyeceğiz, ya bu bizim evimizi de dikizliyor, telefonlarımızı dinliyor. Ne diyordu AKP Grup toplantısında? “Ey Kılıçdaroğlu, senin nefes alışını bile takip ediyoruz.” diyordu.  Özetle, dikizciden başbakan olmaz arkadaşlar, kimse kusura bakmasın.

Bu ülke kurulurken ülkeyi kuranlar –bizim babalarımız, dedelerimiz- hayatın bir gerçeğini biliyorlardı. Bir imparatorluktan devraldılar, her etnik kimlikten insanımız vardı, her inançtan insanımız vardı ve bunları bir arada tutmak gerekiyordu. İnancı ve etnik kimliği öne çıkarmadan insanlığı öne çıkararak bir arada tutmak gerekiyordu ve bunun formülünü buldular, bunun adı laiklik dediler, laik bir ülke olacağız dediler. Beraber huzur içinde yaşayacağız dediler. Herkesin inancına saygı göstereceğiz, kimsenin giyimiyle kuşamıyla uğraşmayacağız ve kendi ülkemizde barış içinde yaşayacağız dediler. Erdoğan laiklikten hiç söz etmez ama Mısıra gitti konuştu. Mısır’daki konuşmayı çıkardım, güzel şeyler söylemiş aslında, onu hep beraber okuyayım dinleyelim. “Yani laik devlet yapısı dinsizliği değil, herkesin dinini inandığı gibi yaşamasının teminatıdır.” diyor. Doğru mu? Doğru. “Böyle görecek, böyle görmesi lazım. Bundan hiç endişe etmesin ve Anayasayı hazırlayacak olanlar da bunu orada teminat altına alması lazım yani laikliğin güvence altına alınması gerekiyor diyor. Demesi lazım ki devlet tüm inanç gruplarının inancını teminat altına alır. Hepsine eşit mesafededir, asla sizi dininizi yaşamaktan alıkoyamayacaktır. Bunu böyle söylemesi lazım. Bu şekilde başlar ve bu şekilde devam ederse o toplum huzur bulacaktır. Müslüman’ı ile Kıptısıyla hepsi hatta daha ileri gidiyorum dinsizin bile ateistin bile inancına devlet saygı duyacaktır.” Doğru mu? Doğru. Nerede söylüyor? Mısır’da söylüyor, Türkiye’de söyleyemiyor bunu, oysa Türkiye’de söylemesi lazım. Laiklikten neden söz etmiyorsun? Dinsizlik değil, doğru. İnançların güvencesidir laiklik; kimse kimsenin inancına müdahale etmesin demektir laiklik. Mahalle baskısının olmadığı bir düzenin adıdır laiklik. Devletin yurttaşın inancını güvence altına almasıdır laiklik, laikliğin özü budur ve bu ülkeyi kuranlar laik sistemi getirerek bunu güvence altına almışlar. Farklı inanç sahibi çok yurttaşımız var; Yezidilerimiz var, Hristiyanlarımız var, Süryanilerimiz var, Alevilerimiz var, Sünnilerimiz var her inançtan insanımız var. Kimseye bir şey söylüyor muyuz? Hayır. Neden inancını yerine getiriyorsun diye birisini suçluyor muyuz? Hayır. Devletin koyduğu kurallar laiklik çerçevesinde güvence altına alınmıştır kişinin inancı, o güvence devam ediyor. Bundan rahatsız mıyız? Asla rahatsız değiliz. Laik sistemin daha güçlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Farklı yaşam tarzlarına inanmayan bir kişi laik yaşamı benimsememiş demektir. Kişilerin yaşamları olabilir, farklı da olabilir, yaşam tarzlarına saygı göstereceğiz.

Değerli arkadaşlarım, laiklik sadece devletin din ve inançlar karşısında tarafsızlığı değildir, bu temel kuraldır ama sadece o değildir. Referansın akıl olduğu, referansın bilim olduğu bir anlayıştır laiklik. Bu çok önemlidir. Aklı önceleyen bir sistemin adıdır laiklik. İşi ehline verin demektir laiklik, işi ehline vereceksiniz. İşi ehline neye göre vereceksiniz? Dine göre değil, inanca göre değil, yaşam biçimine göre değil, giyimine göre değil, ehliyetine göre vereceksiniz. Ehliyeti ne doğurur? Bilgi doğurur. Şoför arabayı nasıl kullanır? Ehliyeti nasıl alır? Bilgiyle alır, birikimiyle alır. Üniversitede hoca nasıl ders verir? Bilgisiyle, birikimiyle ders verir. Laiklik budur. İşi ehline vereceksiniz, aklı önceleyeceksiniz çünkü devlet akılla yönetilir. Devletin akılla yönetildiği rejimin adıdır laiklik. Akılla yönetmezseniz orada laiklik olmaz. Duyguyla değil, başka düşüncelerle değil, akılla yöneteceksiniz devleti, aklı kullanacaksınız. Laiklikte en önemli kriter akılcılıktır, aklı kullanacaksınız. Akıl, Allah’ın insana bahşettiği en değerli şeydir çünkü düşünüyorsunuz, eğriyle doğruyu birbirinden ayırıyorsunuz. Aklı kullanacaksınız ki ülke büyüsün, kalkınsın. Aklı kullanacaksınız ki bu ülkede yoksulluk olmasın. Aklı kullanacaksınız ki hiçbir çocuk yatağa aç girmesin, akıl budur.

Değerli arkadaşlarım, bunlardan birisi kalktı bir açıklama yaptı, sözde bakan. “Efendim, biz Müslüman bir ülkeyiz. Bizden mucit çıkmaz. O nedenle biz ara eleman yetiştirmek zorundayız.” Ya sen kusura bakma ama Müslümanlığı bile bilmiyorsun. Ne demek bizden mucit çıkmaz? Akıl akıl, akıl tutulması var. Niye mucit çıkmasın? Bakın, İslam tarihine bakın binlerce mucit görürsünüz üstelik Müslüman. Aklı o kadar tutulmuş ki Müslümanlığın mucit çıkaramayacağına inanmış. Bunu anlamak mümkün değil.

Değerli arkadaşlarım, laiklik demokrasinin tek başına garantisi değildir ama laiklik olmazsa demokrasi olmaz, ikisi birbirinden farklı değil, biri birini bütünleyen şeylerdir. Herkesin buna dikkat etmesi lazım.

Yine, laiklik “sizin teminatınız benim” diyen adamdan laik olmaz ve o laikliğin dibine kibrit suyu eker. “Sizin teminatınız benim” dediği andan itibaren sizin sahibiniz benim demektir. Kimsin sen ya, 76 milyonun sahipliğine soyundun, kimsin sen?  Laiklik, kula kul olmak değildir, akıldır dedik, aklı kullanacaksın, önceleyeceksin, inançlara saygı göstereceksin, eşit mesafede duracaksın, insana saygı göstereceksin, insanlar arasında ayrım yapmayacaksın.

Değerli arkadaşlarım, bilimi dışlayarak ülkeyi yönetemezsiniz, akıl tutulmasıyla ülkeyi yönetemezsiniz, laiklik farklı bir şeydir ve en büyük darbe güçler ayrılığı ilkesini yok etmektir. Bugün Türkiye’de temel sorun güçler ayrılığı ilkesinin sadece Anayasada yazılı olması, hayatta olmamasıdır, normal yaşamda bitmiş olmasıdır. Yargıya bakın, siyasallaştı; yasama organı yani Türkiye Büyük Millet Meclisi AKP’nin arka bahçesine dönüştü. Ne diyorsunuz siz, biz buna evet diyecek miyiz? Güçler ayrılığı ilkesini yok ediyor, dengeleri yok ediyor dolayısıyla önümüzde ciddi bir sorun var.

Hapiste gazetecilerimiz var, hapiste yazarlarımız var, hapiste avukatlarımız var, hapiste pırıl pırıl gencecik üniversite öğrencilerimiz var, hapiste yazarlarımız, bilim insanlarımız var. Hep beraber demokrasiyi savunacağız, hep beraber özgürlüğü savunacağız, hep beraber yeni Türkiye’yi yeniden inşa edeceğiz.  Demokratik, laik, sosyal hukuk devletini yeniden kuracağız.

Hepinize saygılar sunuyorum."

    Salı, 05 Kasım 2013 11:05

Bağlantılı Konular