“Taksim gezi olaylarının baş sorumlusu doğrudan doğruya müdahale emrini veren Başbakandır”

CHP MYK Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun başkanlığında çalışmalarını sürdürürken, Genel Başkan yardımcısı ve CHP Sözcüsü Haluk Koç düzenlediği basın toplantısında açıklamalarda bulundu ve soruları da şöyle yanıtladı:

 

“Değerli arkadaşlarım, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Şuanda Cumhuriyet Halk Partisi Merkez Yönetim Kurulu toplantısına devam ediyor. Bu süreçle ilgili değerlendirmelerimizi ve Merkez Yönetim Kurulumuzun görüşlerini paylaşmak üzere huzurunuzdayım. Daha sonrasında sorularınız olursa da kısaca yanıtlayacağım.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten acı ama ibret alınması gereken bir olaylar zinciri yaşıyoruz. Hiçbir şekilde kafasını demokrasiye uyarlayamamış, tek bir kişinin Türkiye’yi nasıl gerdiğini, nasıl karmaşa içine soktuğunu tüm bir toplum ve bütün dünya yaşayarak izliyor. Ben merkezli, her şeyi bildiğini sanan, yönettiği ülkeyi bir korku toplumuna dönüştüren, kifayetsiz muhteris tanımına uygun, tek bir kişinin ihtirasları ile maalesef karşı karşıyayız.

Gezi parkı eylemleriyle usta diye kendisini tarif eden, aslında kapıda çömez bile olamayacak bir demokrasi özürlüsünün tüm dünyaya kendisini teşhir ettiği bir dönemden geçiyoruz. Her gün, her fırsatta saatlerce konuşan, kurduğu medya baskısı ile bu verdiği saçma sapan vaazları naklen birçok kanaldan yayınlatarak millete zorla dinlettiren. Kin, öfke, düşmanlık, bölücülük mesajları ve yalanlarla dolu nutuklarla artık milleti kusma noktasına getiren bir diktatör mantığıyla karşı karşıyayız. Dikkat edin bu diktatörün mantığında, jargonunda diyalog, sağduyu, uzlaşma, çözüm kelimeleri yok. Ben bilirim, ben karar veririm, benim verdiğim kararlara nasıl karşı çıkılabilir. O zamanda baskıyı, şiddeti, korkutmayı, tehdidi, yalan ve karalamayı, hatta toplumun fay hattındaki duyarlılıklarını kanatma pahasına bütün komplo teorilerini devreye sokarım yaklaşımı içinde olan bir diktatör mantığı. Maalesef jargon, mantık bu.

Değerli arkadaşlarım, bu süreçte ürken Başbakan aslı astarı olmayan yalanları her toplantısında tekrar etmektedir. Yaptığı mitinglerde, grup toplantısında ne vesileyle olursa olsun kamuoyunun karşısına çıktığı bütün konuşmalarında aynı yalanları tekrar etmektedir. Nedir bu yalanlar? Bu olayların arkasında faiz lobisi var bunlar bana karşı geliyorlar.

Değerli arkadaşlarım, çok basit bir çürütme getireceğim. Sen değil misin iktidarın başından itibaren bu ülkenin tüm varlıklarını, tüm kaynaklarını, tüm zenginliklerini, tüm tasarruflarını bu lobinin emrine veren? Onların çıkarları doğrultusunda yasama görevi yaparak kanun çıkartan, onları besleyen sen değil misin? Sen değil misin bu çevrelerin şimdiye kadar el üstünde tuttuğu, cilaladığı, parlattığı, pohpohladığı kişi sen değil misin?

Değerli arkadaşlarım, koca bir geç kardeşim bu yalanları diyeceksiniz. Geç. Sana arkasında faiz lobisi var dedirtenler bile bu yalana inanmıyorlar bunu fark et.

İkincisi, belki de en acı olanı. Hatırlıyorsunuz Dolmabahçe Bezmialem Valide Sultan Camisine yoğun polis şiddeti karşısında sığınan insanların orada içki içtiği, uygunsuz hareketlerde bulunduğu yalanı. Bizzat camideki din görevlisi kardeşlerimiz, caminin imamı, müezzini açıklamada bulundular. Böyle bir şey olmadı. Hatta daha sonrada temizliğini bile yaptılar dedi. Bizzat bir gazetede 22. dönemden bizimde arkadaşımız olan eski AKP Sakarya Milletvekili Sayın Süleyman Gündüz makalesinde yazdı. Ve hala toplumun fay hatlarını kanatma pahasına demiştim demin. Bu konudaki yalan provokasyonla devam eden bir Başbakan. Utanç vericidir. Yalan söylemek günahtır. İnançlı insanların gündeminde yoktur.

Değerli arkadaşlarım üçüncüsü, Kabataş’ta başörtülü bir kadın tekmelendi, kirletildi. Şimdi bunu dün Sayın Genel Başkanımızda grup toplantısında ifade ettiler. Eğer böyle bir olay yaşandı ise bunu yapanlar insan değildir. Hatırlıyorsunuz bunu söyledik. Tekrar ediyoruz. Eğer gerçekten böyle bir olay yaşandı ise bunu yapanlar insan değildir. Hayvan bile demiyorum yaratıktır. Ama bu olay eyleme katılan gençlerin duruşunu, barışçı tavırlarını, söylemlerini dikkate aldığınız zaman hiçte başvurabilecekleri bir olay değil. Eğer gerçek değilse bu olay bunu bu şekilde provokasyon konusu yapan kişide yaratıktır, insan değildir.

Değerli arkadaşlarım, olayların arkasında dış güçler var bunlar planlı. Kim söylüyor bunu? Bunu kim söylüyor? Recep Tayyip Erdoğan söylüyor. Kim Recep Tayyip Erdoğan? Recep Tayyip Erdoğan Büyük Ortadoğu Projesinin Eş Başkanı değil mi? Daha Başbakan olmadan önce ABD’ye giden, icazet alan kişi değil mi? Bu proje çerçevesinde İslam dünyasını arkadan hançerletilen kişi değil mi? İsrail’le kurmaca bir kargaşa yaratıp daha sonra Siyonizm’in en sağdık müttefiki halinde ortada dolaştırılan Tayyip Erdoğan değil mi? Suriye’deki kanlı iç savaşın Türkiye tarafından kışkırtılmasına memure edilen kişi değil mi olayların başında? Hangi dış güçler? Dış güçler Recep Tayyip Erdoğan ilişkisini özetlemeye çalıştım. Hangi dış güçler?

Değerli arkadaşlarım, bir önemli yalan. Daha sonra değerli arkadaşım Tanrıkulu bu konuda görüntülü olarak da açıklayacak. Bir Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili cibilliyetsiz, eşkıya, valime hakaret etti. Bunun yanıtını görüntülü olarak Sayın Tanrıkulu Başbakana verecek.

Olayların arkasında Cumhuriyet Halk Partisi var. Bir başka yalan.

Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi olayların başından beri bu demokratik, meşru, anayasal hak olan bu gösterilerin, bu eylemlerin düzenleyicisi değildir. Bu bir halk hareketidir. Bunu açıkça ifade ettik. Ama şu bir gerçek. Cumhuriyet Halk Partili tüm milletvekilleri bulundukları her yerde, alanlarda, karakollarda, emniyette, terörle mücadele dairesinin bahçelerinde, hastanelerde, sokakta bu meşru eylemde şiddete maruz kalan tüm eylemcilerin yanında olmuşlardır. Yarın benzer bir durum olduğunda demokratik meşru hak kullanan, şiddete maruz kalan herkesin de yanında olmaya devam edeceklerdir. Başbakanın karıştırdığı hususlar bunlar.

Değerli arkadaşlarım sonuç; sonuca geldiğimiz zaman bir defa Recep Tayyip Erdoğan’ın kumaşından bir demokrat çıkmayacağını biz hep söyledik. Hep söyledik, hep söyledik. Ama şimdi çok geniş bir kesim bunu görüyor. Bütün dünyaya kendini eksik olmasın çok kolay anlattı Recep Tayyip Erdoğan. Benden demokrat olmaz diyor. Benim kumaşımdan demokrasi elbisesi çıkmaz diyor. Bizzat Başbakan bu görevi kendisi yaptı.

Değerli arkadaşlarım, Başbakan şunu da çok iyi görmeli. Başbakan artık çizilmiştir. Başbakan yenilmiştir, mağlup olmuştur. İnandırıcılığını kaybetmiştir, dağılmıştır. Yönetme kabiliyetini yitirmiş ve artık bir siyasi karikatür haline gelmiştir. Bu çok açık. Bütün mizah dergilerine bakacak olursanız henüz yerlileri var. Yurtdışındakileri çıkartırız. Hepsinin kapağında Başbakan ülkeyi yönetemez, baskıcı bir diktatör taslağı olarak hicvedilmektedir. Burada da Kenan Evren’den diktatörlük kavuğunu almış gözükmektedir. Bu hale düşmüştür bir siyasi karikatür fotoğrafı koymaktadır.

Değerli arkadaşlarım, toplama kalabalıklar ve ne için toplandığını bilmeyen insanların çoğunlukta olduğu kalabalıklar karşısında bindirilmiş kıtalara slogan attırarak kendine güven vermeye ve gemisinden dökülecek safralara karşı güçlüyüm ben, hala ayaktayım mesajı vermeye çabalamaktadır. Bütün telaşı bu. Birde biliyorsunuz son dönemde ilginç bir protesto türü var. Duran Adam eylemleri. Duran Adam eylemi bile nasıl öfkelendiriyor kendisini hepimiz tanık oluyoruz. İşte Sayın Başbakan senin nefret ettiğin demokrasi böyle bir olgu. Böyle bir olay. Bazen duran bir adam bir diktatörü korkutabilir, onun artık yolcu olduğunu herkese anlatabilir. Testi kırıldı artık Sayın Başbakan. Testi kırıldı su tutmuyor. Ne yaparsan yap, ne baskısı kurarsan kur sen yenildin arkadaş. Sen mağlup oldun. Bu çok açık bir sonuçtur.

Şimdi Duran Adamları gözaltına alma gerekçesi; efendim ayakta durarak ve gözkapaklarını kırpıştırarak polise karşı gelmek. Beyler anladık gaddarlık yapıyorsunuz, devlet terörü kullanıyorsunuz, Türkiye’yi maalesef parça parça bölüyorsunuz. Cinayet işlemeyi devlet eliyle meşrulaştırıyorsunuz. Artık komedi alanında da zirve yapıyorsunuz. Bari dünyaya rezil etmeyin Türkiye’yi.

Değerli arkadaşlarım, bakın polis devleti. Şimdi sosyal medyaya düzenleme getirmeye gayret ediyorlar. Yani karartmaya çalışıyorlar haberleşmeyi. Genel yaygın medya gibi yapmaya çalışıyorlar. Hani bu konuda sansür uygulayan ülkelerle yarışmaya kalkıyorlar. Yargı tehdidi ortaya koyuyorlar. Haksız sürek avı, cadı avı başlatıyorlar. Milleti bölme çabalarına devam ediyorlar. Ama bütün bunlar bütün dünyanın sana son dönemde netleşen diktatör tanımını vermeye engel maalesef olmuyor. Tam tersine güçlendiriyor.

Sayın Başbakana dikkat edin. Artık 3 – 5 tane diktatörlükle yönetilen körfez ülkesine gidebilecek noktaya geldi. Demokrasiye saygısı olan hiçbir ülkeye Başbakan şu sıra gidemez. Adalet Bakanı Brüksel gezisini iptal etti. Ankara’daki hava Brüksel’den daha iyi dedi dikkat ederseniz. Ne diyeceklerini şaşırıyorlar. Belki AB Karma Parlamento Komisyonunun olağan toplantısı AKP’nin katılmamasıyla suya düşebilir. Ne anlatacaklar, ne söyleyecekler? Demokrasiyi nasıl tarif edecekler?

Değerli arkadaşlarım, Recep Tayyip Erdoğan siyaset tarzının gereği olarak davranıyor. Bunu söylemek zorundayız. Yaşadığı mağlubiyeti kendi kitlesine, taraftarlarına hissettirtmemek istiyor. Başbakana son bir hatırlatma yapmak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bakın bizim inancımızda kibir sahibine karşı tevazu eden kimse kendisine zulmetmiş olur. Bidat sahiplerine ve zenginlere karşıda kibirli görünmek caizdir. İnancımızda var bu. Bu kibir asla kendini göstermek değildir. Onlara ders vermektir, gafletten uyandırmak içindir. Ama Başbakanın gösterdiği kibir bu kibir değil. Başbakanın o mağrur zulmeden kibirli yapısı bu süreçte deminde söyledim yenilgiye uğramıştır. Başbakan tükürdüğünü yalamak zorunda kalmıştır. Bu sürecin Başbakana bu konuda da bir ders verdiğini umarak bitirmek istiyorum.

Süreci çok yakından izliyorum değerli arkadaşlarım. Şuanda sosyal medya üzerinden yaratmaya çalıştıkları baskı karşısında hiçbir gencimizi AKP’nin elinde tutsak bırakmayacağız. Yeni bir takım örgüt odaklı davalar açma gayretleri boşa çıkacaktır. Bütün dünya Türkiye’deki bu demokrasi ayıbını izliyor. Başbakan kendi kazdığı kuyuda boğulacaktır. Bu çok açık bir gerçektir.

Sizin sorularınız varsa çok kısa cevaplandırayım. Sayın Sezgin Tanrıkulu Başbakanın kendisine yönelttiği suçlamalara 5 dakikalık bir görüntüyle cevap verecektir.

Soru- Efendim öncelikle Egemen Bağış’ın bir açıklaması oldu Duran Adam eylemiyle ilgili.

Haluk KOÇ- Kim? Ne iş yapıyor Egemen Bağış?

Soru- AB Bakanı.

Haluk KOÇ- Öyle mi? Ben öyle bir bakanlık kaldığını tahmin etmiyorum son gelişmeler karşısında.

Soru- Daha çok popülerleşti. CHP’de de duranlar çok CHP’nin başına Duran Adamı getirsinler…

Haluk KOÇ- Valla Egemen Bağış niye o noktada daha duruyor ben onu merak ediyorum. Bir işe yaramayan insan işgal ettiği makamı boşaltmalı. Twitter sihirbazlığıyla, kurnazlığıyla siyaset yapılmayacağını gün gelecek o da öğrenecek. Önce donanım gerekir, önce ahlak gerekir, önce saygı gerekir. Bazılarında olmayan kavramlar üzerine konuşmakta boş oluyor.

Soru- Çözüm süreciyle ilgili dün Selahattin Demirtaş’ın açıklaması olmuştu. Bir hafta mühlet verdi. Bir de Karayılan’dan bir açıklama geldiği söyleniyor. Süreç tıkanmak üzere şeklinde. Buna ne söylersiniz?

Haluk KOÇ- Karayılan bizim muhatabımız değil. Önce siyasi muhataplarımızla ilgili değerlendirmede bulunalım. Bu sorunla ilgili, çözüm süreciyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisinin yapıcı önerileri ortada duruyor. Bunlar dinlenmedi. Kürt kökenli kardeşlerimizi Başbakan tıpkı Oslo sürecinde olduğu gibi kandırmaya çalıştı. Bunu anlattık. Bunu yaşayarak göreceğiz. Umarım daha sıkıntılı bir süreçte Türkiye o boyutta da karşı karşıya kalmaz. Evet Cumhuriyet Halk Partisi barıştan yana, çözümden yana. Ama hukuk devleti kuralları içerisinde meşru zeminde siyasal ve toplumsal uzlaşmanın sağlandığı bir ortamda bu sorununun tüm detaylarıyla halkımızın önünde, milletimizin önünde tartışılmasından yana.

Uyarılarımızı o zamanda yapmıştık. Bir karşılıklı balayı, bir bahar havası estirildi. Ama Tayyip Erdoğan’ın ikiyüzlü siyasetini, çift kimlikli siyasi kimliğini unutanlara bir kere daha önümüzdeki gelişmeler hatırlatma olacak diye düşünüyorum.

Soru- Efendim iki sorum olacak izlinizle. Onlardan bir tanesi dün Başbakan grup toplantısında polisin orantısız güç kullandığına dair iddiaların aksine polisin yetkilerinin güçlendirileceğini söyledi bundan sonraki süreçte. Bununla ilgili düzenlemeyi yaptıklarını da söyledi. Birinci sorum bu.

İkinci sorum da, Sayın Cumhurbaşkanı 3. köprünün ismi çok tartışılıyor özelliklede Aleviler tarafından tartışıldı. Bundan sonraki süreçte yapılacak bir başka proje için Pir Sultan Abdal ya da Hacı Bektaş-i Veli ismi verilebilir dedi. Ne diyeceksiniz?

Haluk KOÇ- İyi polis, kötü polis söylemlerinin içine girmek istemiyorum. Zaten kendi içlerinde bir alan çalışması yapıyorlar öyle gözüküyor.

Sadece köprünün adıyla ilgili hiç kimseye danışmadan kendi aralarında oluşturdukları bir karar sonucu bunu böyle son derece güleç ifadeyle açıklaması toplumun bir kesimini çok ciddi bir şekilde yaralamıştır. Hatta ben şunu söylemiştim. O yetmez ilk tünele de Kuyucu Murat adını versinler demiştim. Tamamlar köprüyü demiştim. Deminde söyledim. Türkiye’nin fay hatları belli. Bu fay hatlarını kanatmamak gerekiyor. Bu temelde iktidarın en ana görevlerinden bir tanesi. Ama onlar buraları kanatarak sürekli kutuplaştırarak bir siyasi güç olmak istiyorlar. Şimdi böyle iyi niyet ifadelerini temkinli yaklaşarak değerlendirmek gerekiyor. Sayın Cumhurbaşkanı da niyetini açıklarsa daha sonrası tutacağı yolla ilgili Sayın Başbakanla çok daha kolay düşünceleri karşılaştırılabilir diye düşünüyorum.

Soru- Polisin yetkilerinin artırılması…

Haluk KOÇ- Herhalde adı demokrasi olan demokratik laik sosyal bir hukuk devleti olarak Anayasada karşılığını bulan bir kuvvetler ayrılığı ilkesi temelinde parlamenter demokratik sistemle yönetilen bir ülke herhalde Belarus’a çevrilemeyecek, karartılamayacak, olağanüstü yetkilerle bir baskı istibdat yönetimi olmayacak. Daha ne yapacak? Son yaşanan şiddeti gördünüz. Burada ne polis müdürleri suçludur, ne bizimde çok eleştirdiğimiz Vali, İçişleri Bakanı suçludur. Burada doğrudan doğruya bu müdahale emrini veren bizzat Başbakandır. Bizzat Başbakandır kendisinin protesto edilmesine karşı mutlaka bir intikam güdüsüyle bu emri vermiştir ve herkesi de o emre uymaya davet etmiştir.

Sayın Genel Başkanımız Kılıçdaroğlu’nun 15 Haziran günü olayların yoğunlaştığı gün yaptığı açıklama son derece önemlidir. Verilen emir kanunsuzdur, bu emirlere uyanlarda suç işlemektedirler açıklaması çok net ortadadır. Bunların hepsinin hesabı sorulur. Tek kişinin ihtirasıyla, tek kişinin beklentileriyle, tek kişinin hırslarıyla, intikam duygusuyla bir devlet yönetilmez.

Polis gücünü daha nasıl artıracak? Ortada gücünü her boyutta gösteren bir polis şiddeti var ve devlet terörü olarak adlandırılacak boyutta. Silah kullanmadılar. Zavallı Ethem Sarısülük’ü kim öldürdü? Uzaylılar mı sıktı o kurşunu? Başbakan kendisini güvence altına alacak bir güç oluşturmak istiyor. Onları da gördük. Bazı paramiliter güçleri de gördük, İzmir’de gördük, Şişhane’de gördük. Türkiye’nin değişik yerlerinde gördük eli çivili sopalarla dolaşanları gördük.

Zaten diktatörler korkarlar. Diktatörler korkularını yenmek için toplumu karartmaya çalışırlar. Baskı oluşturmaya çalışırlar. Bu tarihin her dönemindeki baskıcı yönetimlerde görülen bir usuldür.

Tayyip Erdoğan’ın panzehri demokrasidir. Tayyip Erdoğan’ın panzehri özgürlüklerdir. Tayyip Erdoğan’ın panzehri kurallı, barış içinde tüm demokrasi kurumlarının hükmedilmeden çalıştığı bir çağdaş Türkiye’dir.

Bu alandaki gençlerin talepleri de bu. CHP bunu okuyor. Önümüzdeki dönem bu gençlerin birçoğunu CHP’nin belediye meclis üyesi listelerinde, farklı siyaset alanlarında temsil ettirilirken görürseniz hiç yadırgamayın. Çünkü onların siyasete katkısı gerekiyor.

Çok teşekkür ediyorum.

Anahtar Kelimeler
    Çarşamba, 19 Haziran 2013 18:48

Bağlantılı Konular