Haluk Koç sordu: "Hırsıza kirvelik yapan Cumhurbaşkanı olabilir mi?

CHP MYK sonrası toplantıyı değerlendiren CHP Sözcüsü Haluk Koç, "Yolsuza yol gösteren, hamilik yapan, hukuk devletinin rafa kaldırılmasını seyreden bir Cumhurbaşkanı acziyeti olabilir mi?" diye sordu.


CHP Sözcüsü ve Genel Başkan yardımcısı Prof.Dr. Haluk Koç, Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Başkanlığı'nda MYK çalışmalarını sürdürürken basın toplantısı düzenledi, açıklamalarda bulundu.

"Değerli arkadaşlarım hoşgeldiniz.
Yine sıcak bir ortam, yine art arda gelen olayların siyaseti derinden etkilediği bir gündemle karşı karşıyayız. Merkez Yönetim Kurulu toplantısı başlamadan az önce Cumhurbaşkanlığı'nın makam olarak ifade etmekte fayda var. Hakimler Savcılar Yüksek Kuruluyla ilgili yasa düzenlemesini onayladığı bilgisi geldi. Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum değerli basın mensupları. Sayın Cumhurbaşkanı anayasanın 104. Maddesinde görevlerini tarif eden kapsam çerçevesinde anayasayı doğrudan ihlal eden bir tutum içine girmekte beis görmemiştir. Anayasaya aykırılığı birçok çevre tarafından açıkça belirtilmesine rağmen kendi hukukçularının anayasaya aykırılığı açıkça ifade etmelerine rağmen bu teklifi maalesef onaylamıştır.

Şu cümleye bakar mısınız değerli arkadaşlarım. Aynen kendi deyiminden okuyorum. 'Kanunun diğer lehinde ve aleyhinde tartışılan maddelerinin ise anayasa mahkemesince değerlendirilmesinin daha doğru olacağını düşünerek onayladım' diyor Sayın Cumhurbaşkanı. Şu soruları sorma hakkımız var. Sayın Gül siz orada niye oturuyorsunuz? Sizin orada oturmanızı ve görevlerinizi belirleyen bir çerçeve yok mu? Yani görevimi yapamıyorum, anayasaya açıkça aykırı olan yasa tekliflerini dahi onaylamak durumunda, zorunda kalıyorum serzenişi Cumhurbaşkanı'na yakışmıyor.

Değerli arkadaşlarım, bu iş bitmiş demektir. Yani açıkça ifade ediyorum Cumhurbaşkanlığı makamı şuanda Türkiye’de yaşanan pisliklerin, rüşvetin, yolsuzlukların üzerini örtme gayretlerinin ne yazık ki bir parçası haline gelmiş bulunmaktadır. Suçluların korunmasını kolaylaştırıyorsunuz Sayın Cumhurbaşkanı. Koyduğunuz iradenin siyasi yorumu budur. Artık sahte gülücüklerle demokrasi, hukuk devletinin üstünlüğü şarkılarını söylemenizin hiçbir anlamı kalmamıştır. Hırsıza kirvelik yapan bir Cumhurbaşkanı olabilir mi? Yolsuza yol gösteren, hamilik yapan bir Cumhurbaşkanlığı kavramı olabilir mi? Hukuk devletin rafa kaldırılmasını seyreden bir Cumhurbaşkanı acziyeti olabilir mi? Sayın Cumhurbaşkanı maalesef dolaylı yoldan yaşanan bu kirli dönemin irade ortaklarının arasına girmiş bulunuyorsunuz. Hep klasik bir deyimdir biliyorsunuz Cumhurbaşkanlığı makamı sanki bir noterlik makamı gibi değerlendirilir. İktidarda olan partinin onu oraya getiren oylarının çerçevesinde bir hareket etme gerçeğini yansıtır bu deyim. Ama noterlik mesleğine de, noterlik kavramına da biraz haksızlık yapmış oluyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı'nın bugün düştüğü durum noterlikle filan açıklanacak bir durum değil. Basit bir evrak memurluğu düzeyine kadar inmiştir.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin gündemi dedim. 17 Aralık'tan beri Türkiye'de yaşananlar gerçekten kelimelerin seçilerek, bulunarak kullanılması durumunda bile anlatılması çok zor olaylarla karşımıza geliyor. Rezillik, pislik, rüşvet, soygun, utanmazlık, pişkinlik, hırsızlık, yalancılık. Bunlar benim kullandığım deyimler değil. Bu süreci tarif etmek için bakarsanız medya organlarına sosyal medya ve yazılı medya organlarına bu kelimelerle bu süreci ifade eden birçok örneğe rastlayabilirsiniz. Yani Türkiye çürüyen bir iktidarın meşruiyeti tartışılan bir Başbakanın siyaseten can çekiştiği bir ülke haline gelmiştir. Dünyadaki pek çok örneğinde olduğu gibi yolsuzluk batağına saplananlar genellikle demokrasinin de geri kalan kısımlarını yok ederek gitmemekte direnmeye çalışırlar. Dünya bunun örnekleriyle doludur. Böylece ne yaparlar mesela? Yasama organının denetim işlevini engellerler. Hukuku kendilerine bağlarlar. Medya ve internet gibi araçlara kabul edilmesi mümkün olmayan karartma getirirler, sansür getirirler ve hepsinden öte bu tarz yöneticilerin kullandıkları en büyük propaganda aracı yalanı gündelik hale getirmeleridir. Ve bu şekilde kurdukları saadet zincirinin gizlenmesi için ellerinden geleni yaparlar.

Değerli arkadaşlarım, şimdi hırsızlıklar, yolsuzluklar, parasal ilişkiler, bu kirli trafik ortaya dökülünce şu sözü çok sık duyar olduk. Son sözü millet söyleyecek. Bir twitter mesajıyla örnek vermiştim geçen toplantılardan birinde. Bizim eve hırsız girdi, hırsızı yakaladık biz karakola gidelim diyoruz hırsız sandığa gidelim diyor. Yani bu tabloyla özetlemek mümkün.

Şimdi bu nakaratlar son sözü millet söyleyecek nakaratları yani hesap verilecek yerin bağımsız yargı olmayacağını bu şekilde haykırma gayretleriyle karşı karşıyayız. Başbakan artık yaralıdır değerli arkadaşlar. Başbakan artık şaibelidir. Başbakan suçluların telaşı içinde kimyası, coğrafyası bozulmuş hani köyün yalancı çobanı diye bir fıkra vardır biliyorsunuz. Köyün yalancı çobanına dönmüş vaziyette sağa sola höykürmektedir.

Şimdi yargıdan kaçan, bu pisliklerle ilgili tüm iddiaları soruşturulamaz hale getirme gayretleri bu noktadan sonra beyhudedir bunu anlamaları gerekiyor.

Şimdi çok açık söylüyorum. Buradan bütün milletimizin huzurunda Cumhuriyet Halk Partisi adına son gelişen olaylar çerçevesinde çok açık bir çağrıda bulunuyorum. Üç noktayı huzurlarınıza getiriyorum. Bir; 17 Aralık ve 18 Aralık günlerinde Başbakan ve oğlunun arasında hangi saatlerde, hangi dakikalarda telefon görüşmeleri olmuştur? Bu görüşmelerdeki resmi kayıtların mutlaka TİB tarafından açıklanması gerekmektedir. Montaj, komplo, yalan, iftira. Geç bunları kardeşim. 17 – 18 Aralık günlerinde Başbakan'la oğlunun arasında hangi saat, hangi dakika görüşmeler yapılmıştır TİB tarafından bunların resmi olarak açıklanması gerekmektedir. Bir görelim bakalım. Kayıtlarda var. Çünkü bu talepte niye bulunuyoruz? Cumhuriyet tarihinde bakın ilk defa, ilk defa bir Cumhuriyet Başbakanı hırsızlıkla suçlanmaktadır. Çok ağır bir suçlamadır. Ortada odur, budur diyerek kaçacak bir şey yok. TİB var ortada. Her şeyin kaydı kuydu orada. Resmi olarak açıklayacaksınız bunları.

Değerli arkadaşlarım, bu iddia kolay kolay altından kalkılacak bir iddia değildir.
İkincisi; Başbakan 17 Aralık sabahı saat 08.02'de bir telaş ve panik havası içerisinde ruh halinin de konuşmalarına yansıdığını görüyoruz. Oğlunu aramaktadır ve bir takım isimler söylemektedir evler söylemektedir. İkinci çağrımız şu; Başbakan oğluna abisini söylüyor, Burak'ı söylüyor. Eniştesini söylüyor, Berat Albayrak’ı söylüyor. Amcasını söylüyor, Mustafa Erdoğan'ı söylüyor ve diğer eniştesini söylüyor Ziya İlgen'i söylüyor. Bu kişiler üzerindeki tüm malvarlıkları kamuoyuna açıklanmalıdır. Recep Tayyip Erdoğan'ın oğluyla yaptığı sabah 08.02’deki konuşmada haber ver önlem alsınlar dediği bu kişilerin tümünün malvarlıkları açıklanmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, zulada bile sıfırlayamadıkları paranın bakiyesiyle, bir kısmıyla bakiyenin 6 milyon dolarlık villa almaya kalkıyorlar biliyorsunuz. Yani üzerlerindeki diğer malvarlıklarının kamuoyu tarafından mutlaka bilinmesi gerekiyor.
Üç; açık bir soru daha. Akşam saatlerinde henüz sıfırlayamadıkları para miktarının 30 milyon Euro olduğu kayıtlarda var. Şimdi soru açık ve net. O telaş içerisinde evden kaçırmaya, dağıtmaya çalıştığınız toplam para miktarı ne kadardır? Zor sorular değil. O istifleyenler bunun miktarını da bilir herhalde. Çünkü bu paranın toplam miktarının yanında kaynağı nedir? Bu kadar yüksek bir miktarın, meblağın bankacılık sistemi devre dışında bırakılarak Başbakan'ın ve yakınlarının evlerinde saklanmasının gerekçesi ne olabilir değerli arkadaşlarım? Bu manzara inanın Türkiye'yi demokratik ülkeler kamuoyunda bir muz cumhuriyeti fotoğrafına sığdırıyor. Çok acı bir durum bu.

Şimdi Başbakan'ın tepkilerini biliyoruz. İnkar ediyor. Tabi ki inkar edecek başka bir seçenek daha var. Ya inkar edecek ya arabaya binip doğru cezaevine gidecek. Bu kadar açık. İki seçenek arasına sıkışmış. Ya inkar edecek, ya arabaya binecek cezaevine gidecek. Peki o anda eğer telepati, telekinezi bir takım gaipten haberleşme imkanları yok ise o telaş içerisinde sabah 7’de başlayan operasyonun Bilal Erdoğan'a ulaşma riski karşısında o telaşla, o panikle telefon dışında bir haberleşme imkanı yok. Bu da çok açık.

Bir başka gerçek, dünden beri eğer yabancı basını izliyorsanız bütün yabancı basın organlarında yazılı ve görsel Türkiye’de yaşanan bu süreç çok ilginç şekilde kamuoylarına yansıtılıyor. Yani istifa etmedikçe Başbakan Türkiye Cumhuriyeti devleti kendisiyle beraber itibarsızlaştırılan bir devlet konumuna süratle çekiliyor.
Bir dördüncü gerçek daha söyleyeceğim o da şu; Alo Fatih'i kabul ettin değil mi? Alo Mustafa'yı kabul ettin, Alo Cemil, Alo Bekir onları zaten mecliste kendi adamların onları yaşıyoruz. E kardeşim bunları niye inkar ediyorsun? Bunları niye inkar ediyorsun? Her biri çok net, refleksleri yerinde, günün ortamından duygusal yansımaları tam dört dörtlük kayıtlar. Tarzan zorda, Tarzan kuyruğu kaptırmış durumda değerli arkadaşlarım. Yani bu işin sonu mahkemede ve hapiste biter. Ya da dün Sayın Genel Başkanımızın ifade ettiği gibi bir vakit gizli bir şekilde yurtdışına kapağı atmaktan geçer.

Yalanın siyasette günlük olarak kullanılması Türkiye'de rutin haline indirilen günlük başvurulan bir yöntem haline gelmiştir maalesef. Son olarak oğluyla yaptığı bu telefon konuşma kayıtlarını inkara yeltenmesi, bunu da komploya, tezgaha bağlaması acınacak bir köşeye sıkışmışlığın hazin ifadesidir. Bu hale düşmemeliydi bir Başbakan. Yalan kronolojisi oldukça geniş biliyorsunuz. Kabataş'ta türbanlı bacıma saldırdılar, bebeğini darp ettiler, üzerine idrarla kirlettiler, görüntüler var elimde. Sonuç? Koca bir yalan. Camide içki içtiler. Sonuç? Koskoca bir yalan. Beni ve ofisimi dinleyen böcekler yurtdışına kaçtı. Sonuç? Koskoca bir yalan. Efendim Urla’daki villalar zaten 30 senedir oradaydı Zeytinli'deydi. Sonuç? Google haritalarından koca bir yalan. Uludere'nin sorumlularını yakalayacağız, tespit edeceğiz, hesap soracağız. Soruldu mu, yakalandı mı? Koca bir yalan. Apo'yla görüştük diyen şerefsizdir, alçaktır. Görüştüler mi? Görüştüler. Koca bir yalan. Yani yalan repertuarı bu kadar gelişmiş, siyasette bu kadar yalanı kullanma alışkanlığı edinmiş başka bir siyasetçi örneği yok değerli arkadaşlar.
Şimdi bütün bu yalanların sahibinden bugün oğluyla yaptığı konuşma kayıtları ortaya döküldüğünde ileri sürdüğü yeni yalanlara inanmasını bekliyor toplum. Köyün yalancı çobanını söylemiştim hatırlıyorsunuz. Kurt geliyor, kurt geliyor sonunda gerçekten kurt geliyor kimse inanmıyor. Hesap bu hesap.

Değerli arkadaşlarım, Başbakan inandırıcılığını demin vurguladım kaybetmiştir. Olaylar ortada, diyaloglar açık, ilişkiler açık. 17 Aralık sonrasında Bilal'i ve aileyi korumak için yapılanlar, edilenler ortada. Yasa teklifleri, gerçekleştirilen, çıkartılan özel yasalar ihtiyaca binaen çıkartılan, yolsuzlukların üzerini örtmek, soruşturulamaz hale getirmek için yapılan gayretler ortada. MİT yasası, HSYK yasası, sansür yasası hepsi ortada. Artık tuzun koktuğu yerdeyiz değerli basın mensupları. Başbakan ya istifa edecek, hakkındaki suçlamaların yandaş değil bağımsız yargı önünde araştırılmasının ve yargılanmasının yolunu açacak ya da ki burası çok tehlikeli. Ya da ülkeyi ekonomik, sosyal, siyasal her alanda açmaza sürükleyerek tamiri zor bir kaosun içine sokacak. Kargaşanın içine sokacak. Ya istifa edecek yargılanmanın yolunu açacak ya da ülkeyi ekonomik, sosyal ve siyasal açıdan büyük bir kaosun içine çekecek. Hani papağan gibi ötüyordun, istikrar diyordun kendini tarif ederken. Bu mu istikrar? Güçlü yönetim diyordun bu mu güçlü yönetim? Ülkeyi getirdiğin duruma bak. Doğabilecek her türlü ekonomik kaosun, sıkıntının, fırtınanın sorumlusu senin bu davranışların, sebep oldukların. İstikrarsızlığın tek adresi sensin.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Genel Başkanı'mız dünkü grup toplantısında uyardı. Israr, inat ve bu iddiaların soruşturulmasının önünü geçilmesi, engellenmesi ülkeyi zora sokacağı vurgusunu dün yaptı. Şimdi gelelim bu ülkede namuslarıyla, onurlarıyla, tıpkı sizin anneleriniz, babalarınız gibi, sizi yetiştiren, bizi yetiştiren. Tıpkı sizler gibi emek vererek hayatını kazanan, binbir güçlükle mücadele ederek ayakta durmaya çalışan milyonlarca yurttaşımıza seslenmek istiyorum. Acı gerçek şudur; bakın bir lokma, bir hırka için geldik dediler. Allah rızası için geldik dediler. Hizmet etmek için geldik dediler. Bugün Başbakan dahil bu kadronun bir kısmı hepsini söylemiyorum. Başbakan dahil yakınındaki bir kısım yetkili bugün maalesef iktidar gücüyle bir lokma, bir hırkadan Allah razı olsundan devlet gücüyle milleti soyar hale gelmişlerdir. Evlerinde stokladıkları kaynağı belirsiz milyar dolarlar çeşitli araçlarla taşına taşına bitirilemiyor değerli arkadaşlarım. Zulaya attıkları ve basılma, yakalanma tehlikesi karşısında dağıtıp saklamaya çalıştıkları paranın bile bakiyesi 30 milyon Euro varın gerisini siz düşünün. Paraları taşıya taşıya bitiremedikleri anlaşılıyor o kayıtlarda. Son dönemlerde bir dizi var biliyorsunuz bir sitcom var. Orada bir tekerleme var öyle tarif edelim. Çoluk çocuk, damat enişte ne çektiniz be? Hem hırsızlık yapacaksınız, hem çaldığınızı istifleyeceksiniz, saklayacaksınız, hem acil durumlarda o zulayı boşaltacaksınız, eriteceksiniz, taşıyacaksınız. Yani gerçekten buna can dayanmaz. Ha milletten yaptıkları hırsızlıkların, yolsuzlukların riski ve zahmeti için milletten tazminat istemedikleri kaldı. Onu da yapacak kadar yüzsüzleşirler bunlar.

Değerli arkadaşlarım, bu rezaletler dizisinden şantaj, montaj, komplo komikliğiyle çıkamazlar. Son söz yüce divanın olacaktır. Eğer kaçmazsa. Gidiş bu gidiştir. Gün neler gösterecek bunları hep beraber göreceğiz. Türkiye bu kirle, bu yükle yoluna devam etmeyecektir. Türkiye yeni bir başlangıç yapacak kadrolara sahiptir. Temiz siyaset erbabına da sahiptir. Bütün milletimizle bu gerçekleri bir kere daha paylaşmak istiyorum. Ve kamuoyu adına sorduğum sorulara yanıt bekliyoruz. TİB’den yanıt, malvarlıkları konusunda yanıt, kayıtlar konusunda kayıt. Hiç kimse hiçbir yere kaçamaz. Hiç kimse merak etmesin kimse hiçbir şeyi örtemez. Mazlumun ahı, garibin ahı, yetimin ahı hiçbir yerde bırakılmayacak. Fitil fitil burunlarından gelecek.

Evet değerli arkadaşlarım sorularınız varsa alabilirim.


Soru: MİT yasasıyla ilgili CHP’nin çok sert bir tutumu biliyorsunuz. Tek elde toplanan yetkiler, koruma kalkanları üstünde olan şeyler eleştirildi. MİT yasasının devreye girmesiyle nasıl bir manzara bekliyorsunuz? Özellikle bu son gelişmelerle ilgili olarak?

Haluk Koç:
Şimdi MİT yasası biliyorsunuz geçen yıl 7 Şubat tarihinden itibaren özel ihtiyaç üzerine hukuk devleti kuralları ve MİT'in o zamanki mevcut kanunundaki görev kapsamı dışında MİT'in yaptığı işlerin yargı önüne gitmesini engellemek için çıkartılarak başlandı. Bugün son bu hırsızlık, rüşvet, yolsuzluk olaylarından sonrada MİT'in Başbakan'ın bu konulardaki özel ihtiyaçlarını gözetecek bir istihbarat kuruluşu şeklinde yapılanması bekleniyor. Bakın, bir istihbarat devleti son derece tehlikelidir. Bu telefon dinlemeleri konusunda vakti zamanında yaptığımız bütün uyarılara kulak tıkadılar. O zamanki beraber yürüdükleri paralellerle, kesişen çizgilerle ne derseniz deyin bu ülkenin yurtseverleri üzerinde terör estirirken son derece mutluydular. Hatırlıyorsunuz değil mi? dinlemeler konusunda olsun, görüntüler konusunda olsun. Ne oldu? Beraber gittikleri paralel oldu geldi bunları aynı yöntemle sıkıntıya soktu.

Şimdi oluşturmaya çalıştıkları muhaberat devleti, istihbarat devleti kendi patronajlığı içerisinde gün gelir tekrar başlarına bela olur. Demokrasilerde kurallar bellidir, şeffaflık bellidir, hesap verilebilirlik bellidir, demokratik açıklık bellidir. Bu kurallara uyulmadan yapılan o günün koşullarına göre özel ihtiyaçtan kaynaklanan her türlü yasal düzenleme dönüp o düzenlemeyi yapanı zayıf gününde teslim alır, rehin alır veya yok eder. Böyle bir tehlikenin içindeler. Hem Türkiye, hem kendileri.

Sizlere iyi çalışmalar diliyorum."

 

    Çarşamba, 26 Şubat 2014 17:51

Bağlantılı Konular