"Türkiye yarı kapalı rejime dönüştürüldü"

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Haluk Koç, "Eğer Cumhurbaşkanı HSYK yasasını onaylarsa, yargı artık hükümetin güdümünde bir resmi daire konumuna indirgeniyor" dedi.

CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplandı.

CHP Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Prof.Dr. Haluk Koç MYK Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında çalışmalarını sürdürürken basın toplantısı yaparak şunları söyledi;

"Değerli arkadaşlarım, şuanda toplantımız devam ediyor. Ben değerlendirmelerimizi yapmak için huzurunuzdayım. Şuanda her zaman olduğu gibi ülkenin Başbakanı bütün televizyon ekranlarını esir almış durumda. Kendi iç dünyasını yansıtan saçmalamalarına böğüre böğüre devam ediyor. Böyle tarif edeyim. Kendine göre bir takım şeyler ifade ediyor. Ona gerektiğinde verilecek cevap var. O bütün ekranları tutsun ama bir şekilde bunları da kayıtlara geçirmek bizim siyaset olarak görevimiz.

Değerli basın mensupları, Türkiye maalesef bu adaylık tartışmalarının yanı sıra ciddi bir şekilde yarı kapalı bir rejime dönüştürülmüş durumda. Hükümetin telaşla, korkuyla, panikle yolsuzlukları örtme çabası içinde olması herkesin malumu. Demokrasiyi tarif eden tüm yapılar birer birer iğdiş ediliyor Türkiye'de. Eğer Cumhurbaşkanı HSYK yasasını onaylarsa yargı artık hükümetin güdümünde bir resmi daire konumuna indirgeniyor. Tüm demokratik teamüller parça parça ayaklar altına alınıyor Türkiye’de değerli arkadaşlarım. Adalet Bakanı ve Müsteşarı bundan sonra artık başkadı olarak görev yapacakları bir konuma gelmişlerdir. başkadının da temel görevi ülkedeki diktatörün çıkarlarını korumak, yolsuzluk ve hırsızlık iddialarını boşa çıkartacak hukuk adımlarını atmaktır. Muhalefetin tüm uyarıları, AB normlarının değişik çevrelerden hatırlatılması, Avrupa Konseyi Venedik Komisyonunun kriterleri ve uyarıları, hırsızlığın üstünü örtme gayretleri yüzünden maalesef görmezden gelinmiştir, reddedilmiştir. Aynen internete sansür yasasında olduğu gibi ben yapabilirim ki modundan çıkamayan ülkenin Cumhurbaşkanı bu açık anayasa ihlalilene de gözünü maalesef kapatacak gibi durmaktadır.

Cumhuriyet Halk Partisi bildiğiniz gibi bugün Anayasa Mahkemesine daha Cumhurbaşkanı onaylamadan iptal başvurusu yaptı. Bu yasa düzenlemesi hukuk rejimini yargı, yürütme, yasama ayaklarını fiilen çökerten bir düzenlemedir. İptalden öte yok hükmünde olan bu düzenleme bizim başvurumuzun gerekçesini oluşturmaktadır. Yok hükmünde olması gereken bir düzenleme. Anayasa Mahkemesi en olumsuz şartlarda yok hükmünde bulunan bu başvuruyu değerlendirmek durumundadır. Şunu da hatırlatmak istiyorum. Cumhuriyet Halk Partisinin yasanın esasıyla ilgili Anayasa Mahkemesine başvurma hakkını bugün yapılan başvuru engellememektedir. Ancak burada Cumhurbaşkanının anayasanın 104. maddesindeki görevlerini hatırlatmakta yarar var. Anayasa 104 Cumhurbaşkanına şu görevleri veriyor. Ülkenin anayasasını korumak, devlet kurumları arasında ahenkli çalışmayı düzenlemek.

Şimdi Cumhurbaşkanı anayasanın 104. maddesindeki görevleri ile diktatörün talepleri arasına sıkışmış ve böyle bir manzara hukuk devletinde trajikomik bir görüntü ortaya çıkartıyor. Cumhurbaşkanının tavırları, kararları ve mahcup açıklamaları yok aslında birbirimizden farkımız hepimiz aynı yolun yolcusuyuz şeklinde değerlendirilebilir. Yakın dönem siyasi hesaplarda Cumhurbaşkanı hareket alanını anlaşılan geniş tutmak istiyor. Cumhurbaşkanı gelecekte kafasında planladığı koltuk için hesap hiçbir zaman yapamaz, görevleri demin belirttiğim gibi anayasada tanımlanmıştır. Bu çizginin dışında hareket edemez. Anayasa ihlali hukuk devletinin çökertilmesi, yasakçı bir toplum yaratılması maalesef Sayın Cumhurbaşkanının 104’deki yetkileri elinde olmasına rağmen umurunda bile gözükmemektedir. Yakın dönem hangi koltuğu ne şekilde elde edebilirim. Dayandığı hesap budur. Yolsuzlukların, hırsızlıkların üzerinin örtülmesi Cumhurbaşkanı tarafından da sahiplenilmiş görünmesi açık söyleyeyim bizi üzmektedir. Makamını ve kendisini açıkça yıpratmaktadır Sayın Cumhurbaşkanı. Bizzat anayasanın 104. maddesini ihlal etmektedir. Anayasayı koruma görevi verilen Sayın Cumhurbaşkanı şimdi anayasayı doğrudan ihlal etmektedir. Anayasaya aykırı yasaları onaylanama durumunda kalmasından.
Sayın Cemil Çiçek söylemişti 108. madde çöktü diye. Şimdi görülüyor ki, anayasanın 104. maddesi de açıkça çökmüş bulunmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye maalesef en temel özgürlük alanlarını dahi bu gözü dönmüş kadronun elinde kaybetmektedir. Herkesin her alanda fişlendiği, takip edildiği bir Türkiye'yle karşı karşıyayız. Türkiye sınır tanımayan gazeteciler örgütünün 2014 basın özgürlüğü listesinde 180 ülke arasında 154. sırada yer almaktadır. İçler acısı bir durum. Alo Fatih kulağın çınlasın.
Şimdi bu Alo Fatih gerçeği diğer önemli yayın kuruluşlarında da değişik kademelerde mutlaka yaşanmaktadır. Türkiye artık demokrasiyi tüm kurumlarıyla yargı ve medya başta olmak üzere rafa kaldırmış hale gelmiştir. Bir diktatörün korkuları, etrafında dönen yolsuzluk, rüşvet hırsızlık iddiaları, ortaya dökülen belgeler yargıyı tam denetime alma, medyayı da daha da karartma sonucuna Türkiye’yi götürmektedir. Evet diktatör korktukça baskı artmaktadır. Diktatör iddialar karşısında yalan ve çarpıtma dışında başka savunma yolu bulamamaktadır. Diktatör köşeye sıkıştıkça saldırmaktadır, saldırganlaşmaktadır, sinirlenmektedir. Diktatörün demokrasi maskesi bütünüyle düşmüştür. Ayakkabı kutuları, villa yalanları, paralar, rüşvetler, ballı rüşvetler karşılığında dağıtılan ihaleler, bütün bu rezaletler, pislikler artık diktatörün yalanları ve demagojileriyle ne yazık ki gizlenememektedir. Mızrak çuvala sığmıyor değerli arkadaşlarım. Başbakan öncülüğünde çevrilen bütün dolaplar yargıdan kaçırılmak istenmektedir. Bir twit var müellifini söylemiyorum. Çok da ri twit almış. Benim eve hırsız girmiş herifi yakaladık. Biz diyoruz karakola gidelim, hırsız diyor sandığa gidelim. Yani buda herhalde yaşadığımız süreci bir twitter esprisiyle özetleyen bir manzara. Halkın bu olaylardan bilgi sahibi olmasını engellemek istemektedir.

Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisinin Sayın Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu son iki grup toplantısında resmi mahkeme kararı ile yapılan dinleme kayıtlarını sansürü delerek tüm Türkiye’ye dinletmiştir. Medya sansüründen imar rantına, rüşvet havuzundan bakanların oğullarıyla olan ahlaksız konuşmalarına kadar tüm pislikleri kamuoyunun bilgisine grup salonunda getirmiştir. Paniğe kapılan Başbakan ve hakkında yargıya müdahale ettiği için fezleke düzenlenen, suçlu konumunda olan Adalet Bakanı Sayın Kılıçdaroğlu’nu bu açıklamalardan dolayı suçlu ilan etme gafletine bile sürüklemiştir. Hırsızın bu kadar arsızlaştığı, yalanın insanın yüzü kızarmadan bu kadar kolay söylenebildiği bir ülkede siyaset kurumu tüm inandırıcılığını ne yazık ki kaybeder değerli arkadaşlarım. Bu yalanlardan bir tanesi de Kabataş olayıyla ilgilidir. Türbanlı bacıma saldırıldı. Dikkat edin toplumun fay hatlarını kırabilecek bir açıklama. Türbanlı bacıma saldırıldı, bebeği darp edildi, üstü başı idrarla kirletildi diye halkı galeyana getirmeye çalışan Başbakanın yalan söylediği görüntülerle tespit edildi, kanıtlandı. Buna rağmen hala dünkü grup konuşmasında vicdan, vicdan, vicdan diye anlamsız, kin çökmüş bir suratla bas bas bağıran Başbakan tescilli bir yalan makinasına dönüşmüş durumda. Acıdır bu tablo. Neydi bu iddia? Kabataş’ta başörtülü bir kadına ve bebeğine güya eylemciler saldırmıştı. Günlerce bu iddialar soruşturuldu, kamera görüntüleri incelendi. Sonuç koca bir iftira, boş bir yalan. Yaşanmamış bir olayı gerçek gibi göstermek insanların inançları ve anneliği üzerinden siyaset yaparak insanları bölme gayreti maalesef Başbakan tarafından hunharca kullanılmıştır. Yalan üreterek senaryo yazmak bunun adı açık seçik bizzat diktatör eliyle provokasyon yapmaktır. Vatandaşı birbirine kırdırmaktır. Sağduyulu yurttaşlarımız diktatörün bu provokasyonuna gelmemişlerdir.

Değerli arkadaşlarım, şunu söyleyeceğim. Bütün diktatörlerin ortak özelliği benim bütün yalanlarım doğrudur iddiasını bilerek sürdürmektir. Vicdan kavramını yalanla ambalajlayan bu kişi vicdan vicdan diye bağırıyor ya dün grup toplantısında. Ali İsmail'in, Abdullah Cömert'in, Medeni'nin, Ethem'in, Ahmet'in, Berkin'in, Ayvalıtaş'ın acıları ailelerinin ve toplumun ızdırabı karşısında vicdanı terk ediyor şeytanın yeryüzündeki sureti gibide maalesef davranabiliyor. Acı olan bu. İnternetten gazetesine, televizyondan sosyal medyasına kadar her şeyi sansürleyen bir faşizan rejim Kürt sorununu nasıl çözecek merak ediyorum. Çünkü 17 Aralık büyük yolsuzluk, rüşvet olaylarının açığa çıkmasının arkasında çözüm sürecinin engellenmesi gerekçesini de koyuyor. Bu önemli sorunun çözümüne nasıl katkı sağlayacak, ülkeye demokrasiyi ve barışı nasıl getirecek bu diktatör? Batıda faşist olan doğuda demokrat ve özgürlükçü olabilir mi? kendi söylediğiyle çelişen bir Başbakan fotoğrafı. Kürt sorununun çözümüne bu şekilde provokatif yaklaşan bir kişi biliyorsunuz son gün fişleme iddiaları tekrar ortaya çıktı. Yeni Goebbels rolüne soyunan İçişleri Bakanı belge gösterin dedi değil mi? belgeler yayınlandı. Mavi, kırmızı, yeşil. Şimdi Kürt yurttaşlarımın da dikkatine sunuyorum. Bu ülkede kökeni, inancı ne olursa olsun tüm yurttaşlarımın dikkatine sunuyorum. Maliye bakanlığında vergi denetim kuruluna eleman alınacak. Mülakat yapılıyor. Olumsuz olan, kırmızı olanların gerekçelerini okuyorum. MS mavi, ilim yayma cemiyetinden referansı var. Yani olumlu. OG kırmızı kesinlikle olumsuz. Sebep? Kürt asıllı Muşlu olması. NT kırmızı, bakanlık özel kalemden kesinlikle olumsuz bilgisi geliyor. Nedeni? Gaziosmanpaşa’da oturan Alevi bir yurttaş olması. BBA kesinlikle olumsuz kırmızı. Sebep? Diyarbakırlı olması. AC kırmızı, olumsuz. Babasının isminin Ali Haydar olması. SA kırmızı, olumsuz. Hopalı, ulusalcı olması. MK kırmızı, ulusalcı olması. Ordu milletvekili bir başka kişi daha referans veriyor bu ulusalcı diyor kırmızı oluyor. CÖ mavi. Düşük puan almış, ilim yayma cemiyeti ve bir vakıftan öneriliyor. Sayın Efkan Ala belge belge diyordun al alnına dayalım bu belgeleri. Siz bu insanlarımızı Kürt diye, ulusalcı diye, Alevi diye nasıl bölebilirsiniz? Nasıl böyle bir hakkı kendinizde görebilirsiniz? İnsandan utanmıyorsunuz Allah’tan da korkmuyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, açıklama yapsın. Bıraksın Goebbels rollerini açıklama yapsın. Tablo bu. Bu devletin bir kurumu. Ya diğerleri? Muşlular, Diyarbakırlılar, Hopalılar, değişik siyasi görüşler bugün iktidarda olanlardan farklı olanlar bu ülkenin birinci yurttaşı değil mi sizin gözünüzde? En büyük bölücü sizsiniz.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de her alanda herkes fişlenmektedir. Diktatörün uygulamaları ve demin söylediğim o ismi bir daha söylüyorum. Eteğindeki Goebbels özentileri hep beraber her gün yeni belgelerle ortaya dökülmektedirler. Başbakan toplamış kendi şürekâsını kendi saha ve seyircisi önünde konuşuyor şuanda. Bütün yayın kanalları bloke vaziyette. İlk 20 dakika tek konu Cumhuriyet Halk Partisi.

Değerli arkadaşlarım, yine depreşmiş Başbaka'nın Cumhuriyet Halk Partisi korkusu. Alışılmış saçmalamalarına bütün hızıyla devam ediyor. Tabi şundan korkuyor. Hırsıza karşıda, yolsuza karşıda, rüşvetçiye karşıda, bölücüye karşıda bu ülkenin bütün kökenlerden, bütün inançlardan insanlarını ayırmaya karşıda Cumhuriyet Halk Partisi Başbakanın korkulu rüyası olmaya devam edecekte ondan. Korkuyorlar, korksunlar, korkacaklar. Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi Başbakanı bu ülkede diktatörlük yaptırtmayacak. Bu kadar açık. Sabah akşam Cumhuriyet Halk Partisinden bahsetsin. Ne kadar mutlu bize. Demek diktatörü rahatsız ediyoruz, etmeye de devam edeceğiz siyaset olarak.

Değerli arkadaşlarım, bütün pisliklerinizle beraber gideceksiniz. Ankara Arena’da bağıran Başbakana bütün pisliklerinizle beraber gideceksiniz. Gelmemek üzere sandığa gömüleceksiniz. Cumhuriyet Halk Partisi ile paralel diye tarif ettiği yapı arasında ilişki kuruyor.
Bir kere daha hatırlatıyorum; tarif ettiğim bu yapıla 12 yıldır halvet olan. Ne istediniz de vermedik, hangi valiyi istediniz hakimi savcıyı istediniz de atamadık diyen sen misin? Değişik toplantılarda bitsin artık bu vuslat diye hüngür hüngür gözyaşı dökenler senim Başbakan Yardımcın mı değil mi? Beraber yürümediniz mi bu yollarda? Bu ülkede hukuku iğdiş eden siz değil misiniz? Ergenekon’u, Balyoz’u, kumpasları kuranlar, sahte delilleri, dijital verileri, gizli tanık müesseseni suç imal edip zorla suçlu bularak o suçun içine yerleştirmeyi beraber yapmadınız mı? Niye ayağınıza bastınız?

Değerli arkadaşlarım, sizi gidi siyaset tüccarları. Sizi gidi hırsızlığı kutsayanlar, sizi gidi zenginliğe boğulup halkını unutanlar vebalinizde büyük, günahınızda büyük. Şeytanın sureti oldunuz dünyada. Türkiye’de sizi siyasetten silecek tek siyasi yapı CHP’dir. Bunu biliyorsun, bunun korkusuyla yatıp kalkıyorsun. Rüyanda da CHP’yi görüyorsun. Kork. CHP’den kork.
Fitil fitil ödeyeceksin bunları. Sandıkta da ödeyeceksin, demin söylediğim twitter esprisindeki gibi eve hırsız girmiş, hırsızı yakaladık. Karakola gidelim diyoruz, hırsız sandığa gidelim diyor. Karakola gideceksin. Yargıya gideceksin. Yaptıklarının hesabını vereceksin. Bu millet bunun altında hiçbir zaman kalmayacak.

Değerli arkadaşlarım, Başbakan istediği kadar bağırsın, istediği kadar çağırsın, istediği masalı anlatsın, istediği tahrifatı yakın tarihten çıkartarak yapsın, saçmalasın dursun. Ortada bir tek gerçek var. Millet bunu haykırıyor. Hırsız var diyor. Her yer rüşvet, her yer yolsuzluk diyor. Sen istediğin kadar bağır, kendi şürekanın önünde milletin söylediği tek söz var, Türkiye’de hırsız var, her yer rüşvet her yer yolsuzluk.

Değerli arkadaşlarım, bir uyarıyla bitirmek istiyorum. Evinde ayakkabı kutusu içerisinde açıklanamayan bir servet çıkan Halk Bankası Genel Müdürü hakim, savcı, polis değişikliklerinden sonra tahliye edildi. Sıra iki bakan oğluyla Zarrap’a geldi. O da yakında olur. Düzeneği kurdular. İçişleri Bakanı bile ne diyor? Oğlum beni aramadı, ben oğlumu aramadım ama görüştük. Yani yalan söylemenin, kıvırmanın bile artık çok zor olduğu bir dönemdeler. Şimdi Halk Bankası Genel Müdürü tahliye edildikten sonra yurtdışına çıkış yasağı konmadı. Şu anda milletvekili görevi yapan ve kumpas diye ifade dilen davalarla suçlanan 3 tane milletvekiline hala yurtdışına çıkış yasağı var. Sayın Mehmet Haberal’a, Sayın Mustafa Balbay’a, Sayın Sinan Aygün’e. BDP’li milletvekillerine de keza bildiğim kadarıyla yurtdışına çıkış yasağı var.

Bu nasıl bir çelişki? Be ne yaman çelişki? 138.madde çöktü diyen TBMM’nin Başkanı bari meclisi çökertme. Buna acilen çözüm bulunması gerekiyor. Bunu da son noktada hatırlatmak istedim.


Sizlerin soruları varsa yanıtlayabilirim."

Soru: Fethullah Gülen'le cemaat yetkilisi bir ismin arasında geçtiği iddia edilen bir ses olduğu iddia ediliyor. O görüşmede Başkan Yardımcısı Ayaydın’ın yanlarına giderek İstanbul adaylığında Gürsel Tekin değil bizim adayımız Mustafa Sarıgül. Onun gösterileceği kesin söylediği iddia ediliyor. CHP adayını henüz belirlemişti o tarihte. Bu iddiayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Haluk Koç: "Görüşünü ifade etmiş olabilir Sayın Ayaydın. Herkesin gönlünde bir aslan yatar. Değişik aşamalardan geçti. Sayın Sarıgül'ün adaylığı PM'nin daha sonraki toplantısında kararlaştırıldı. Burada Sayın Ayaydın’ın düşüncesini belirtmesinden daha doğal bir şey olamaz. Bunu bende daha değişik toplantılarda farklı yönleriyle dile getirmiştim. Sorular üzerine. Bu Başbakanın Alo Fatih ile bağdaştırılabilecek bir olay değil. Onu ifade edeyim. Alo Fatih'i temize çıkartacak bir karşı hamle olarak sunulması komik. Çünkü Alo Fatih bambaşka bir olay. Bir koca Başbakanın telefon açarak önemli bir yayın kuruluşunun görsel ve yazılı organı bulunan önemli bir yayın kuruluşunun hem televizyon ekranında hem gazete birinci sayfasındaki haber verişinde müdahale etmesi bu Alo Fatih serisi bilmiyorum ne kadar daha devam eder ama sorduğunuz soruyla mukayese edilebilecek bir nokta değil."

Soru: Aynı zamanda yanınıza gelerek belirtti diye bir ifade kullanıldı. Cemaat yetkilisi, Ayaydın yanınıza gelerek kesin aday olarak Mustafa Sarıgül'ü göstereceğiz demiş?
Haluk Koç: "Mustafa Sarıgül'ün kesin adaylığı yanılmıyorum tarih olarak herhalde Aralık ayındaki PM’de kararlaştırıldı. Kesinleşmesi Sayın Sarıgül adaylığı Aralık ayındaki PM'de netleşti. Sayın Ayaydın beklentisini ifade etmiş olabilir. Resmi olarak partide o tarihte netleşti."

Soru:  Sarıyer ne oldu?
Haluk Koç"Sarıyer'de teslim belgesini almış arkadaşlarımız. Normal saatinde de teslim etmişler. Zannediyorum. CHP’nin yetkili ilçe seçim kuruluna belgesini sunup teslim belgesini alması önemli olan. Yani CHP’yi nerede ne şekilde engelleyebileceklerini düşünüyorlar. Bunlar boş gayretler"



 

    Çarşamba, 19 Şubat 2014 15:32

Bağlantılı Konular