CHP Sözcüsü Haluk Koç Hükümete, “Yangının üzerine ateşle gitmeyin." dedi

CHP’nin Mersin Mitinginin iptal edildiğini açıklayan ve Başbakan Erdoğan’a öfke tedavi uygulaması öneren  CHP Sözcüsü ve Genel Başkan yardımcısı Haluk Koç MYK Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Başkanlığı’nda çalışmalarını sürdürürken düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

 

“Değerli basın mensupları, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Çok önemli bir haftadayız. Türkiye’nin demokrasisinin sınavdan geçtiği bir haftadayız. Cumhuriyet Halk Partisi Merkez Yönetim Kurulu şuanda toplantı halinde. Hem yaşadığımız süreçle ilgili değerlendirmelerde bulunuyor, hem de bundan sonraki izlenecek politikayla ilgili de tespitleri yapıyor.

Değerli arkadaşlarım, bugün internet üzerinden de naklen yayınlanıyor şuandaki basın toplantısı. Umarım daha önceki son bir yıldır yaptığımız basın toplantılarının birer cümle olarak kamuoyuna yansımasının ötesinde bir yansıması olur.

Son bir haftada yaşananları başta iktidar olmak üzere tüm siyaset kurumunun çok iyi değerlendirmesi gerekiyor. Bunu dün Sayın Genel Başkanımızda grup konuşmasında altını çizerek ifade etti. Tepkilerini yıllardır biriktiren toplum küçük bir kıvılcımla ayağa kalkabildi. Bunun örneğini gördük, görmeye de devam ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, baskı, dayatma, haksızlık, hukuksuzluk ve sömürünün her türlüsü ile insanlar bir yere kadar sindirilebiliyorlar, susturulabiliyorlar. Ondan sonrasında toplum kendilerine sunulanın demokrasi olmadığını anlıyor, görüyor ve tepkisini ortaya koyabiliyor. Olduğu kadarıyla aklını kinine ve öfkesine teslim eden, hala kaldıysa vicdanını da kafasının arkasındaki saplantılara tutsak etmiş dayatmacı bir yönetim anlayışına karşı artık yeter, yetti artık diye sesini yükseltebiliyor. Alanlara çıkabiliyor, sokaklarda bunu haykırabiliyor.

Değerli arkadaşlarım, kimdir bu insanlar? Bunlar gerçekten Başbakanın nitelemesiyle çapulcu mu, yoksa bir şeyler anlatmaya çalışan, demin tarif ettiğim gibi bir şeyleri haykırmaya çalışan insanlar mı? Dikkat ederseniz 15 – 40 yaşları arasında gençlerin çoğunlukta olduğu bir kitle var karşımızda. Her görüşten, her sosyal kesimden yurttaşın ağır ve kabul edilemez polis baskısına ve müdahalesine karşın yükselttikleri talepleri hala okuyamayan iktidarın bundan sonra atacağı adımlarında önemini müsaade ederseniz belirtmek istiyorum.

İktidar yetkililerine sesleniyoruz. Sayın Başbakan Yardımcısının metnini dün okuduktan sonra bir saat süren basın toplantısında soru cevap kısımda abanın altından sopa da göstererek şuanda Kuzey Afrika’da bir dizi ziyarette bulunan Başbakanı hiddetlendirmemek adına bazı manzaraları görebildiğini, bazılarını ise demin söylediğim gibi Başbakanı hiddetlendirmeden yorumlamaya çalışan gayretini gördük laf kalabalığı arasında.

Değerli arkadaşlarım, önerilerimiz açık ve net. Yangının üzerine ateşle gitmeyin. Şimdiye kadar yaptığınız her yanlışı bile alkışlattığınız bir ruh halinden artık çıkın. Stratejiniz buydu. Attığınız yanlış adımları bile kurduğunuz baskıyla alkışlattınız. Doğruymuş gibi gösterdiniz. Bugünün gerçekleriyle acil olarak siyaseten yüzleşin. Bu olayları, bu demokratik tepki gösterilerini araya girmiş olabilecek veya özellikle araya sokulmuş olabilecek provokatörlerin eylemleri ile marjinal grup değerlendirmesine tabi tutmayın. Yanılırsınız, hata yaparsınız. Siyasi sonuçları çok daha ağır olur. Elinizdeki polis gücünü acımasız, hoyrat, kaba bir güç olarak bu talepleri yükselten halka karşı kullanmayınız.

Değerli arkadaşlarım, iktidarın bütün mensuplarına sesleniyoruz. İktidar deyince genellikle tek kişi Türkiye’de muhatap alınır biliyorsunuz. Ama iktidarın Başbakanın altındaki kademelerine şimdi çok büyük görev düşüyor. Özellikle Başbakanın öfke kontrol tedavisi ile söylemlerinin, hakaretlerinin önüne geçecek tedbirleri alın. Nasıl tedavi edeceksiniz edin. Öfkesini nasıl tedavi edeceksiniz edin. Başbakanı sabah, öğlen, akşam, yatarken hani doktor reçetesinde hap kullanma gibi her fırsatta, her ortamda konuşturup topluma ayar verme seanslarını durdurun. Milletin aklıyla alay etmeyin artık. 72 kanaldan birden canlı yayınla kavşak açılışında, market açılışında, parti içi toplantıda, buğday ununun nasıl olacağı konusunda, ekmek nasıl yapılacağı konusunda, ayakkabıcıların sorunları konusunda her yerde, her konuda konuşturmaktan vazgeçin, milletin aklıyla alay etmeyin artık.

Değerli arkadaşlarım, çeşitli ilişkiler, tehditler ve türlü rantsal dümenlerle esir alıp meslek onurlarını iğdiş ettiğiniz medya kuruluşları üzerindeki iktidar ipoteğini kaldırın artık. Sözlerim ağır olabilir. Sözlerim yaralayıcı olabilir. Ama söylenmesi gereken sözlerdir ve bugün altı çizilerek, tekrar edilerek söylenmesi gereken sözlerdir.

Komşularınıza halkınızın taleplerini dinleyin, gereğini yapın diye Mısır’dan Suriye’ye kadar haykıran Başbakanın şimdi bu tavsiyeleri yaptıklarından aynı şekilde geri aldığını görün ve Türkiye’yi dış politika alanında rahatlatın, risklerden uzaklaştırın. Burada çıkartılan sözler var, söylenen sözler var. İnanılmaz sözler var. Mübarek’e ve Esad’a söylediği sözler var. Halkın sokaktaki tepkisini gör, gereğini yap diyor. Men dakka dukka. Aynı sözler geri geliyor şimdi.

Değerli basın mensupları, bir başka tavsiyemiz. Toplumu, milleti ayrıştırmayın. Bu toplumun, bu milletin %100’ü hepimizin. %49’u senin, %51’i diğerlerinin değil. %100’ü hepimizin. Ayrıştırmayın bu toplumu. İnanç temelinde ayrıştırmayın, etnik köken temelinde ayrıştırtmayın. Eğim aldığı noktalara göre ayrıştırmayın. Hayat, yaşam tarzlarına göre ayrıştırmayın. Bu toplumun %100’ü hepimizin.

Değerli arkadaşlarım, hem Başbakan, hem Yargıç, hem Başsavcı, hem Rektör, hem Başhekim, hem terzi, hem Diyanet İşleri Başkanı, hem polis, hem mimar, hem mühendis, hem asker olmayın. Olmaya gayret etmeyin. Siz siyasetçisiniz.

Demokrasinin olanaklarını kullanarak aldığınız iktidar yetkisiyle demokrasinin içini boşaltmayın. Demokrasi hokkabazlığı yapmayın. Şunu çok bilin. Demokrasilerde sürprizler yoktur. Demokrasilerde torbanın içinden tavşan çıkartılmaz. Demokraside kurallar vardır, kurumlar vardır. O kurallara uyun, demokrasinin gereği olan kurumları güçlendirin, içini boşaltmayın. İktidara gelenler demokrasi için kurul icat etmezler. Kendilerine göre kurum oluşturmazlar. Bunun ayırdına varın. Hep söyledik, uyardık değerli arkadaşlarım. Demokrasi, hukuk devleti temel hak ve özgürlükler tek kişinin beklentilerine, siyasi hesaplarına ve kaprislerine emanet edilemez. Bunlar önemli kavramlardır. Faşizm ille bir Eylül sabahı tankların yürümesiyle gelmeyebilir bir ülkeye. Faşizm demokrasinin tanıdığı hak ve özgürlükleri kullanarak sandıktan çıkan bir iradenin kendisini oraya taşıyan hak ve özgürlükleri karartarak, içini boşaltarak, budayarak da gelebilir. Buna da sivil faşizm denir. Bugün yaşadığımız süreci anlatmaya çalışıyorum.

Değerli basın mensupları, yaşadığımız olaylarla ilişkili olarak iktidar çevrelerinin Cumhuriyet Halk Partisini organizasyonla ilişkili kılma gayretleri bir siyasi bunamanın son halkasıdır. Bu bir büyük sivil toplum hareketidir. Evinde tencere, tava çalan 70 yaşındaki teyzede, sokaktaki 16 – 17 yaşındaki gençte, şimdiye kadar politikanın kenarında kalmış sadece kendi dünyasıyla ilgilenmiş insanların ortaya koyduğu benim özgürlüğüme karışma, benim yaşam standartlarımla oynama, ben özgür bir birey olmak istiyorum. Demokrasinin kuralları içinde yaşamak istiyorum. Eşit bir yurttaş olmak istiyorum. Bana yol göstertme, bana ayar vermeye kalkma diyen milyonlarca liderinin olduğu bir harekettir bunu iyi okumak lazım. İnanıyorum sizin içinizde de bu duygular var. Bir Başbakan demin söyledim her şey olabilir mi? Her şeyden öte bütün bu özellikleri kapsayıp bir toplum mühendisliği yaratabilir mi? Demokrasiler buna müsaade edebilir mi?

Değerli arkadaşlarım, bu gençleri, bu yeni orta sınıfı sosyolojik olarak tarif edilen bu yeni orta sınıfı iyi değerlendirmek gerekiyor. İyi okumak gerekiyor. Alanlarda yükselen sesler Cumhuriyet Halk Partisinin öteden beri seslendirdiği gerçekten demokrasi, gerçekten özgürlük, gerçekten hukuk devleti, gerçekten eşitlik, gerçekten özgür birey arayışlarıyla, söylemleriyle örtüşen söylemlerdir. Cumhuriyet Halk Partisinin ilişkisini arıyorsanız Cumhuriyet Halk Partisinin söylemleri bugün sokakta milyonlar tarafından dile getiriliyor.

Değerli arkadaşlarım, en basiti nasıl direngen olduğunuzu, nasıl takoz olduğunuzu, nasıl ikiyüzlü olduğunuzu anlatan iki örnek. Geçen hafta Salı günü %10 seçim barajının kaldırılmasıyla ilgili hazırladığımız kanun teklifini genel kurula indirdik. Sayın Sezgin Tanrıkulu sundu. Anlattı gereğini. Cumhuriyet Halk Partisi Sayın Genel Başkanının sunduğu demokrasi ve özgürlük manifestosunun 18 maddesinden bir tanesiydi hatırlıyorsunuz. Somut adım, söylemden eyleme geçiren bir adım. Sonuç; AKP oylarıyla reddedildi.

İkincisi dün, Sayın Rıza Türmen’in İzmir Milletvekilimizin hazırladığı toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanılmasına ilişkin kanun teklifi de dün aynı şekilde genel kurula indirildi. Bu da AKP oylarıyla reddedildi. Somut örnekler.

Değerli arkadaşlarım, özeleştiri ve özür önemli erdemlerdir. Önemli müesseselerdir öyle söyleyeyim. Sayın Cumhurbaşkanının sağduyu sesini ve mesajını Başbakanın sindirmesi gerekir, hazmetmesi gerekir.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak yurttaşlarımızın anayasal hakları olan toplantı ve gösteri yapma özgürlüklerinin güvence altında olmasını istiyoruz. Devletin polisinin milletine orantısız şiddet kullanılmasının, gaz bombası atmasının, çivili sopalarla sivil kıyafetlerle bir milis gücü gibi saldırmasının önüne geçilmesini istiyoruz. Bu gösterilerde her türlü provokatif girişimin engellenmesi, bu amaçla çeşitli odaklardan gelebilecek gayretlerin dikkatle izlenmesi ve sağduyu ile dışlanmasının gereğinin altını çiziyoruz. Kamu veya özel mala zarar verilmesi asla kabul edilemez. Buna da iktidar partisinin ilçe binalarının uğradığı zararda dahil. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Gösteri olmaktan çıkar. Haklı olunun yerde haksız duruma düşülür.

Değerli arkadaşlarım, bir iki çift sözde medyaya. Bunu ben ilk defa söylemiyorum. Ama sizleri hep tenzih ederek söylemiştim daha önce burada olanlar hatırlar. Sayın Genel Başkanımızda bunu hem İstanbul’daki bir konuşmasında hem de dünkü grup konuşmasında o vurguyu çok özenle yaparak ifade etti. Sizler emek verensiniz. Hangi dünya görüşünden yaklaşırsa yaklaşsın çalıştığınız medya kuruluşu sizler onun emekçilerisiniz, saygınsınız. Ama sizlerin ürettiği genel yayın mutfaklarında çok farklı muameleye tabi tutuluyor bunu da biliyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bazı merkez medya gruplarına sözümüz var. Acı bir tespitle başlıyorum. Nasıl acınacak hale geldiğinizi gördünüz mü, fark ettiğiniz mi? Kusura bakmayın. En büyük merkez medyanın amiral gemisi gibi tarif edilen gazetesinde Cumhuriyet Halk Partisinin haftalık resmi görüşlerini açıklayan kişinin bir kere bir yılda haberi olduysa varın gerisini düşünün siz. Bu yazılı kısmı. Kime gidiyorsa gitsin adres. Acınacak hale düştünüz. Görsel ve yazılı boyutta ilk aşamada acınacak hale düştünüz.

Değerli arkadaşlarım, penguenlerin yaşamını konu alan belgeseller gösterdiniz. Yemek tariflerine ve evlilik programlarına devam ettiniz Türkiye’de dünyayı sarsan toplumsal olaylar olurken. Haber kanalı, habercilik, yaşananlar, penguenler, yemek tarifleri. Acımadan kastettiğim bu. Siz onları görmediniz, görmemeniz için yapılan telkinlere uydunuz. Mahcup oldunuz. Ismarlama, çanak halk diliyle tabir edilen birebir programlarla güya Başbakana hamle fırsatı vermek için kanallarınızı açtınız. Ama Başbakanın camdan konuşmayacağını o programda unuttunuz. Güya Başbakana hamle yapma fırsatı verdiniz vermesine de Başbakanın doğaçlama konuşacağı cümlelerle onları hesap edemediniz. Halkın nasıl galeyana geldiğini, toplumun nasıl tepkisinin kabartıldığına tanık oldunuz ve sebep oldunuz. Bire bir program yapanlar. Canınız sıkıldı mı bilmiyorum? Bugüne kadar bu milletin tüm temel değerlerini ısmarlama aydın ve akil diye tarif edilen hep aynı tiplere, prototiplere ekranlarınızı açarak her gece tartışma programları yaparak bu halkın uzun yıllardır her gece müsekkin alarak, sakinleştirici alarak yatmasına sebep oldunuz. Bu tepkinin nasıl oluştuğunu merak ediyor musunuz? Sizin payınız yok mu işte? Bu birikmiş, patlayan halk tepkisinde sizlerin de çok ağır sorumluluk boyutu var, payları var.

Değerli arkadaşlarım, işte bir fırsat çıktı. Bir özeleştiri de siz yapacaksınız artık. Mesleğinizin gereklerine onurlu bir şekilde bundan sonrasında yerine getirecek yeni bir sayfa açmanız gerekiyor. Türkiye’nin normalleşmesine katkı vermeniz gerekiyor. Medya bağımsızlığını ve meslek onurlarınızı esas işleri ticaret olan medya sahibi grupların iktidar ilişkilerine rehin bırakmamanız gerekiyor artık.

Sanıyorum büyük plazalarda oturup bu telkinleri vicdanına hala sığdıramayanlar olacaktır. Dikkate almayan olacaktır. Ama sıfır imkanla yayın yapan bazı televizyon kanallarının, güç şartlarda çalışan bazı yazı medya organlarının gösterdiği onuru hiç olmazsa gösterin. Objektif olun, toplumu yansıtın.

Değerli arkadaşlarım, ilginç bir gelişme var. O da şu; Sayın Başbakan biliyorsunuz bir yurt dışı gezide. Türkiye belki daha sonrasında dünyadaki siyaset sosyolojisinde çok tartışılacak bir süreci yaşıyor. Üç gencimizi kaybettik. Binlerce yaralı var. Sokaklar gaz kokusundan geçilmiyor. Türkiye’nin üzerinde bir kabus var. Başbakan gezide. İngiltere’de bir güvenlik görevlisi öldü diye İngiltere Başbakanı bir yurt dışı gezisini kesip, biliyorsunuz ülkesine dönmüştü.

Değerli arkadaşlarım, Başbakan seyahate çıkarken yaptığı bir açıklama; Fas Kralı VI.Muhammed ve Başbakan Abdulilâh İbn Kîrân ile temaslarda  bulunacağını hatırlatan Erdoğan, temaslarında ikili ilişkileri, bölgesel sorunları görüşeceğini söyledi.

Şimdi Fas Haber Ajansı ve uluslararası ajansların düştüğü habere göre Fas Kralı VI. Muhammed Başbakanı kabul etmemiş gözüküyor. Türkiye Cumhuriyet Başbakanın maruz bırakıldığı bu diplomatik reddediliş kabul edilmesi zor bir manzaradır değerli arkadaşlar.

Aynı şekilde bugün geçtiği Tunus’ta Tunus muhalefet cephesi ki en geniş cephe, Başkanı Hamami Başbakana verilen yemeğe katılmayacağını ifade ediyor ve şu açıklamayı yapabiliyor; biz despotlarla beraber onların verdiği yemeğe katılmıyoruz.

Değerli arkadaşlarım zor günlerden geçiyoruz. Konuşmamın başında siyasetin bu süreci iyi değerlendirmesi gerektiğini söylemiştim. CHP olarak biz üzerimize düşen görevi yapıyoruz. Sağduyu çağrısını tekrarlıyoruz. Halkımızın demokratik hakkının kullanılması karşısında devlet terörü yaratılmasının önüne geçilmesini söylüyoruz. Kışkırtmalara karşı, provokasyonlara karşı uyanık olunmasını söylüyoruz ve siyasi iktidara da, siyasi iktidarın Başbakanın altındaki kademelerine de Başbakana dönük taleplerin onlar tarafından da bu süreçte yerine getirilmesinin önemini bir kere daha ifade ediyorum.

Evet, sorunuz varsa alabilirim.

Soru- Dün Sayın Genel Başkan Kılıçdaroğlu ‘da grup konuşmasında CHP olarak da kendimize düşen dersleri çıkarmamız gerekiyor dedi. Sizde bundan bahsettiniz. CHP kendisine nasıl ders çıkaracak bunlardan. Bir de şunu sormak istiyorum; kısa bir süre önce bir küfür gerginliği de vardı mecliste. Partinize yönelik bu konu üzerinden de eleştiriler var. Ankara Milletvekili Levent Gök’ün polislere yönelik bir küfrü var. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

Haluk KOÇ- Şimdi küfür kabul edilemez. Siz sordunuz madem öyle, ya Pazar gecesiydi ya pazartesi gecesiydi, geceleri şaşırdık artık. Siz sordunuz diye söylüyorum, hiç açmayacaktım. Ankara Emniyet Müdürlüğünde terörle mücadele şubesinin bahçesinde otobüslerle rastgele Kızılay’dan toplanan küçücük çocuklar, anne-kız 700’e yakın insanın orada kötü muameleye maruz kalmaması için Genel Başkan Yardımcısı olarak ben, Ankara Milletvekillerimiz orada bulunurken üzülerek söylüyorum bizzat milletvekilleri olarak biz dizilmiş polislerden en ağır küfürleri işittik. Bunu da emniyet mensuplarının özlük haklarıyla ilgili 3 dönemdir, bilhassa 2002-2007 döneminde en çok mücadele eden milletvekili olarak ben toplumsal cinneti söyledik. Daha sonra müdürler el koydu. Yani odanın iki penceresi var sevgili dostum, tek pencereden bakmayın. Aşmamız gerekiyor. Onları özetlemeye çalışıyorum. Sağduyu çağrımız onadır.

CHP ders alıyor mu? CHP zaten bu değerlendirmeyi yapıyor. Onu söyledim. Sokaktaki o kitlenin talep ettiği demokrasi ve özgürlük çerçevesini siyaseten daha da belirginleştirerek sunacağız. Zaten bunu sunduk ve bugün yaşadığımız süreci de anlatmaya çalışıyoruz. Bunu medya boyutunda söyledim. Bir kere daha sizi kıracak cümle sarf etmedim. Ne ben ne Sayın Genel Başkanım onu söyleyeyim. Ama bu atmosferin medyada doğmasına sebep olanları sizlerde çok iyi biliyorsunuz. Halkta zaten onları deşifre etti. Acı olan odur.

Soru- Cumartesi günü Mersin’de yapılacak mitingin iptal edildiğine yönelik…

Haluk KOÇ- Şu aşamada böyle bir mitingin doğru olmadığını düşündük ve o mitingi ve Ordu Mitingi henüz iptal edilmedi ama gelişmelere göre değerlendirilecek. Mersin Mitingini de iptal ettik. Doğru bir karardır. Yani yangının üzerine körükle gitmemek lazım. Ama CHP’liler bizler demin tarif ettiğimiz kitlenin bir parçasıyız. Bizim çocuklarımız, bizim ailelerimiz herkes AKP’ye oy verenlerinde çoğu aynı şekilde. Yani bu tepkiyi ortak duyan bir toplumuz hep beraber demokrasiyi kucaklamamız lazım.

Söylediğim bir cümleyi tekrar ederek bu soruyu bitireyim; iktidar içinde bizim içinde bu toplumun %50’si yok. %100’ü olmalı. Hepsi bizim. Böyle bir ayrımla işin içine girersek zaten gerginliğin baş aktörü olmuş oluruz. Onun iktidarı, bilhassa Sayın Başbakanı uyarma ihtiyacı duyuyoruz ve AKP içerisinde Sayın Başbakana telkinde bulunabilecek, Sayın Başbakana uzun süre yol arkadaşlığı yapmış, nazı geçebilecek, huyunu bildiğimiz için söylüyoruz. Herkesi göreve davet ediyoruz. Sağduyu, Başbakanın teskin edilmesi bir şekilde Başbakana öfke tedavisi uygulanması.

Evet, değerli arkadaşlarım, sizlere kolaylıklar diliyorum. İyi çalışmalar diliyorum. “

Anahtar Kelimeler
    Çarşamba, 05 Haziran 2013 18:31

Bağlantılı Konular