Gürsel Tekin, Meclis Özel Dergisi'nin sorularını yanıtladı

CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin, Meclis Özel Dergisi'nin kasım sayısına konuk oldu ve bir röportaj gerçekleştirdi.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerini nasıl değerlendirirsiniz? Öncelikli olarak CHP çıkan sonucu nasıl yorumladı?
Millet iradesinin tecelli ettiği her seçim sonucuna saygı duyarız. Lakin Türkiye'nin uzun zamandır sağlıklı seçim yapma imkânı elde edemediğinin altını çizmek gerekir. Bu noktada, Yüksek Seçim Kurulu ve meclisin ivedilikle gerekli çalışmaları yürütmesi gerekir. Seçim sonuçlarının güvenliğinin tartışma konusu olması dahi düşündürücüdür. 2013 Almanya seçimlerine bir bakalım; seçim barajının %5 olduğu bu seçimlerde %4.93'te kalan bir siyasi parti sonuçlara itiraz etme gereği dahi görmemiştir. Türkiye, bu ve benzeri örneklerde görülen seçim güvenliğini hayata geçirmek zorundadır. Bunun için atılması gereken ilk adım, seçim sürecinde görev alan devlet mekanizmalarının tamamının bağımsız hale getirilmesidir. Seçimler, iktidarın kontrolünde olan değil, herkesin güvenebileceği bağımsız kurumlarca yürütülürse tartışmasız ve güvenilir olur. Bağımsız hale getirilmesi gereken kurumların başında da devlet televizyonu TRT gelmektedir. Yine 2013 Almanya seçimlerini izlerken bütün siyasi partileri ziyaret ettik. Her parti seçim sonuçlarını Alman Devlet Televizyonu'nundan takip etmekteydi. Merkel'in "nasıl olsa ben iktidarım devlet televizyonu benim emrim altında olacak" gibi bir anlayışta olabilmesi mümkün değil. Devlet televizyonu gibi kamuoyu yoklama ve araştırma şirketlerinin de son derece bağımsız ve objektif olduğunu gözlemledik. Hiçbiri iktidarın olanaklarından geçinen şirketler değildi.

Umarım Türkiye'de önümüzdeki seçimlere Avrupa standartlarında, tam bağımsız kurumlarla girer. Bizler bu noktada üzerimize düşeni yapmaya hazırız.


Sizce Ekmeleddin İhsanoğlu doğru bir aday mıydı?
Türkiye için kesinlikle çok doğru bir adaydı. Bir adayın doğruluğunu ya da yanlışlığını sadece bir seçim sonucuna bağlamak eksik bir değerlendirme olur. Ekmel Bey, Ortadoğu'nun bugün ihtiyaç duyduğu politikaları üretebilecek, bölgeye hakim önemli bir şahsiyettir. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin bu nedenle Ekmel Bey'den çok Türkiye'nin bir kaybı olduğuna inanıyorum. IŞİD ve benzeri terör örgütlerinin katliam naralarıyla halkları yerinden ettiği Ortadoğu'da çözüme katkı sağlayabilecek, bölgede bozulmuş ilişkilerimizi yeniden inşa edebilecek tek isimdi. Sadece Ortadoğu değil küresel siyasete hakim ve etkili bir isimdi. Ilımlı ve barışçıl tavrı ile hem Türkiye'de, hem de Ortadoğu'daki yangını da söndürebilecek bir iradeye sahipti.

Hükümet IŞİD'e karşı ne gibi önlemler almalıdır?
Sebeplerden bahsetmeden sonuçları tartışmaya devam ettikçe hiçbir önlem alamazlar. Kesin çözüm ancak sebeplerin masaya yatırılmasıyla gelir. CHP olarak sürecin en başında Gaziantep'te bir miting yaptık. Herkes tarafından kabul görebilecek, komşuluk ilişkilerini koruyacak, barışçıl adımları sonuna kadar destekleyeceğimizi ifade ettik. Komşularla sıfır sorun politikasından bahsettiklerinde tavrımız bu oldu. Ancak altı ay sonra ansızı Sayın Erdoğan "Sabrım taştı" diye bir söylemde bulundu. Yine CHP olarak biz "Sizin sabrınızı taşıracak olan nedir?" diye sorduk. Eğer böyle bir sabır taşma durumu varsa, istişare edelim, gerekirse biz de destek verelim dedik. Milli menfaatlerimizi ilgilendiren bir durum söz konusu ise bizimle paylaşmaları gerektiğini söyledik. Bizi ciddiye almayarak çeşitli söylemlerle bu süreci götürdüler. Ve bugün iç yakan bir iç savaşın içinde olan Suriye ve sınırlarımızda yaşam mücadelesi veren 2 milyonu aşkın Suriyeli mülteci ile karşı karşıyayız. Bu sürece kayıtsız kalamazdık. Genel Başkanımız Suriye'ye bir heyet gönderdi. Daha heyet Suriye'ye ayak basmadan, "Diktatörün yanında oluyorlar" diyerek yandaş medya ile inanılmaz bir saldırı başladı. Biz bu ziyareti iki tarafın yanlışlarının önüne geçebilmek adına yaptık ve arkadaşlarımız bu konuyla ilgili iki yıl önce bir rapor hazırladı. Bu rapor geldiğinde Sayın Genel Başkanımız mutlaka Dışişleri Bakanlığına da verilmesini istedi ve nihayetinde raporu kendilerine ulaştırdık. Bugün artarak devam eden sorunlardan raporun ciddiye alınmadığını anlıyoruz.

Suriye ile olan bu durum Irak'la olan ilişkilerimizi de başka bir noktaya getirdi. Türkiye Cumhuriyeti'nin bir bakanını uçağı Irak'a inemedi. Bunu kabullenmek mümkün değildir. Bu coğrafyanın en önemli ülkesinin uçağının bir ülkeye inememesi büyük zafiyettir. Yine Sayın Genel Başkanımızın önderliğinde bir heyetle Irak'a gittik. Maliki ve oradaki tüm devlet kurumlarıyla görüştük. Irak'ta bulunan yüzlerce iş adamımızın mağduriyetlerini yerinde gözlemledik ve bir rapor haline getirdik. Bu rapor da yine Dışişleri Bakanlığı'na gönderildi.

Suriye ve Irak’ın yanı sıra Mısır ile olan ilişkiler sıfır noktasına taşındı. Mısır ile Türkiye halkları tarih boyunca kardeşlik ilişkileri içinde olmuşlardır. Bu yakın ilişkiler Mısır’ın iç sorunlarına müdahale edebileceğiz anlamına gelmemeliydi.

 Empati yapalım; herhangi bir ülkenin Türkiye'deki yönetime müdahale etmesini kabul edebilir miyiz? Hayır. Bozulan ilişkilere olumlu katkı sağlamak adına Mısır'da temaslarda bulunduk ve bu görüşmelerimizi de rapor halinde sunduk. Raporlarda altını çizdiğimiz birçok tehlikeyi bugün yaşıyoruz. Örneğin, Özgür Suriye Ordusu diye silahlandırılanlar ansızın plaka değiştirip IŞİD militanı olarak karşımıza çıktılar. Kamuoyunda geniş yer bulan o tırlarla yardım değil orada kontrol altında tutulması imkânsız örgütlere silah taşındığı bugün gün gibi ortadadır.

Bunca yanlıştan sonra hükümetin ne müdahale etme ne de önlem alma şansı kalmamıştır. Suç ortağı olduktan sonra suçtan paçayı kolay kurtaramazsınız malum. Bugün Ortadoğu'da hükümetin eli kolu bağlanmış durumdadır.

Ortadoğu'da büyük saygınlığı ve ağırlığı olan Türkiye Cumhuriyeti, terör örgütleriyle işbirliği yapan bir ülke konumuna getirilmiştir. Türkiye'nin getirildiği bu nokta, çok kısa bir sürede çözülebilecek bir sorun değildir. Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca Ortadoğu siyaseti hep çalkantılı olmuştur. Ancak, Türkiye Irak İran Savaşı'nda olduğu gibi tarafsızlığını her zaman korumayı başarabilmiştir. Tarafsız kalmak kesinlikle kayıtsız kalmak değildir.

Türkiye'nin Ortadoğu halkları ile kardeşlik, akrabalık ilişkileri vardır. Bu kadar iç içe girmiş toplumlar varken, yaşananlara kayıtsız kalmak kend
i iç barışımızı da tehlikeye sokacaktır.

Önerim şudur; Türkiye ivedilikle dış politikasını gözden geçirmelidir. Dış politika acilen milli bir politika haline dönüştürülmelidir. Bu politikanın iç politikaya kesinlikle malzeme yapılamayacağının da hükümet tarafında bilinmesi gerekmektedir.


Peki, Suriyeli göçmenlerle ilgili nasıl bir yol izlenmeli? Tampon bölge mi oluşturulmalıdır?
Başlangıçta savaştan kaçan Suriyelilere yönelik uygulanan açık kapı politikası tarafımızdan memnuniyetle karşılanmıştır. Ancak hükümetin başarısız, öngörüsüz ve kısa vadeli Ortadoğu politikasının bir uzantısı olarak Türkiye'ye sığınan Suriyelilerin yaşamlarını idame ettirebilmeleri adına uzun soluklu bir politika hazırlanmamıştır. İnsani, hukuki ve siyasi boyutu olmayan bu politikalar sonucu bugün sayıları 2 milyonu aşan Suriyeliler kayıt dışı işsizlik, dilencilik, hırsızlık ve fuhuş gibi suçların kucağına bırakılmıştır. Bu sıkıntılar, hâlihazırda yoksulluk ve işsizlikle mücadele eden sınır illerindeki halkımıza da misli ile yansımıştır. Hükümetin 12 yıldır izlediği kayıt dışı istihdam politikalarının sonucu olarak ortaya çıkan yedek işgücü ordusu ile emek sömürüsü akıl almaz boyutlara ulaşmış, bu durum savaştan kaçarak Türkiye'ye sığınan Suriyelilerle daha da vahimleşmiştir. Bu krizin getirdiği sürtüşmeler ve huzursuzluklarda yaşanan sıkıntıları tabiri caizse katmerlendirmiştir.

Yukarıda özetlemeye çalıştığım sorunlar, 2 milyon insanı bir tampon bölgeye yerleştirmekle çözülecek sorunlar değildir. İvedilikle yapılması gereken, gerek Irak gerekse Suriye'de yaşananlara kalıcı ve barışçıl çözüm yolları bulmak olmalıdır. CHP olarak da biz üzerimize düşeni yapmaya hazırız. Gerekirse bu ülkelerle biz gider görüşürüz. Yeter ki barış sağlansın.


 

Kobani'deki çatışmaların ardından Türkiye'de gelişen protestolarda Atatürk büstü yakıldı, çevreye zarar verildi. Bu olaylarla ilgili neler söylersiniz?
Tüm dünyada bayrak ülkelerin namusudur. Bir ülkenin bayrağına saygı duymak kendisine saygı duymak demektir. Bayrak hepimizin ortak değeridir. Siyasal düşüncelerimiz, inançlarımız, mezheplerimiz farklı olabilir ama hepimizin ortak değeri olan bayrağa herkesin saygılı olması gerekmektedir. Bugün dünya coğrafyasında son yüzyılın lideri olarak anılan bir insanın heykelini yıkmak ancak IŞİD zihniyetine sahip kişilerce gerçekleştirilecek eylemlerdir. Atatürk'e tahammül edemeyen IŞİD'e tahammül edecek demektir. Bu tür olayların önüne geçmek için önümüzdeki günlerde daha ağır yasakların getirilmesi planlanıyor gibi gözüküyor, bekleyip göreceğiz.

Hatırlarsanız AKP 3 temel hedefle iktidara gelmişti; yolsuzluğu bitirmek, yasaksız bir Türkiye yaratmak ve yoksulluğu bitirmek. Maalesef tam tersini başardılar.

Bu üç büyük sorunla gerçekten mücadele edebilecek ve üstesinden gelebilecek ve özgürce düşünebilecek bir iktidara ihtiyaç var. Bu iktidarın adresi Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Toplumsal uzlaşma dediğimiz bu sürecin ilacı olabilecek 19 tane kanun teklifi sunduk, bir tanesi dahi parlamentodan geçmedi
. Bizim her derde bir ilacımız var. Lafla değil icraatla iş yapmaya çalışıyoruz.

Meclisten geçen son tezkereyle ilgili neler söylemek istersiniz?
Ben bunu torba tezkere olarak ifade ediyorum. Tezkereye gerekçe olarak IŞİD verilmekte. Bu sekiz ay önce getirilmiş olsaydı anlaşılır bir tarafı olurdu. Ancak mesele IŞİD tehdidi değil. Öyle olsaydı Türkiye "Size 48 saat oradan çekilin." derdi ve bu bile yeterli olurdu. Buna bile cesaret edemeyen bir iktidarla karşı karşıyayız.

Ortaöğretimde başörtüsünün serbest bırakılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu iktidar ne zaman sıkışsa iki figürü çok iyi kullanıyor. Bir tanesi kadın figürü diğeri ise örtünme figürü. Bugün 10 yaşındaki bir çocuğun özgürlüğünü tartışır hale geldik. Bizler bu konuyu çocuğun üstün yararı bağlamında değerlendiririz. Hiçbir çocuğun o yaşta kapanması düşünülemez. Hedef kız ve erkek öğrencilere ayrı eğitim verilmesi gibi gerici bir uygulama olabilir mi? Kabul edilemez. Benzeri zihniyete ancak IŞİD'in uygulamalarında rastlarsınız.

Türkiye'nin acilen bilim üretmeye ihtiyacı vardır. Bizim ODTÜ, Bilkent, Boğaziçi gibi üniversitelerimiz dünyanın ilk yüz üniversitesi arasına girerken, bu okullar hükümet tarafından "terör yuvası" olarak adlandırılıyor. Bu anlayıştan acilen kurtulmamız lazım.

Bir taraftan inançlar ve çocuklar üzerinden siyaset yürütmek, diğer taraftan her türlü hırsızlığı yapıp yalanı söylemek nasıl açıklanır? Millete din iman, kendinize gelince han hamam, ne güzel memleket!


CHP 2015 seçimlerinde nasıl bir yol izleyecek?
Uzun yıllardır partime emek vermekteyim. CHP'nin çok büyük bir talihsizliği var, kabul etmem gerekir. Maalesef biz iyilerimizi değil de hep kötülerimizi pazarlamışız.

Örneğin, 1 Mart tezkeresinde en doğru duruşu biz ve Sayın Baykal sergilemiştir. Bugün yaşanacakları ön görerek, Suriye ve Irak'a yapılacak müdahalelerin Ortadoğu coğrafyasını çökerteceğini söylemiştik. 2003'te dile getirdiğimiz uyarıların bugün ne kadar haklı olduğunu 11 yıl sonra çöküşün geldiğini görüyoruz. Bu ve bunun gibi birçok konuda en doğru tespiti yapan siyasi parti CHP olmuştur. Ancak bunları kamuoyunda duyuracak medya ve televizyon kanallarına sahip değiliz ne yazık ki. Böyle olunca da kendi projelerinizi, kendi öngörülerinizi anlatma olanaklarınız çok dar kalıyor.

Bu dönem Sayın Genel Başkanımızla Türkiye'yi dolaşacağız. Çalışmalarımızı, Türkiye'ye dair planlarımızı tek tek anlatacağız. Söz verdiğimiz adil düzen için, ayrıştırma yapmadan, dün nasıl 81 ilde olduysak yarın da olmaya devam edecek ve Türkiye'nin her coğrafyasını kucaklayacağız. 

 

Haberin fotoğraf galerisi için tıklayınız.

Gürsel Tekin, Meclis Özel Dergisi kasım sayısının konuğu

    Salı, 11 Kasım 2014 11:28
Yandex.Metrica