Gürsel Tekin, CHP muhabirleriyle kahvaltıda buluştu

CHP’nin çalışmalarını, etkinliklerini izleyen yazılı basının temsilcileriyle bir araya gelen Gürsel Tekin, kahvaltıda gazetecilerin sorularını yanıtlayarak güncen olayları değerlendirdi.

Emrehan beyin istifası ve ABD’ye ilişkin?
Emrehan beyin, yani tamamen duygusal bir davranış, sorun olacağını zannetmiyorum.

Gürsel bey vazgeçiririz gibi bir açıklamanız olmuş.
Evet vazgeçiririz ne olacak.

Döner mi yani?
Niye dönmesin yani ne olacak? Sayın Bülent Arınç dönmedi mi? Emrehan’da döner ne olacak. Sayın Genel Başkanımız herhalde konuşur. Benim bir görüşmem olmadı ama kendisi çok özellikle teknoloji konusunda yetişmiş çok değerli bir arkadaşımızdır. Zaman zaman olur bunlar. Bu aile içi şeylerdir, bunlar telafi edilir yani.

Genel Başkanın bu büyükelçi görüşmesi konusunda bir bilginiz var mı?
İkili görüşmelerde bilgimiz olmaz yani bu özel görüşmedir. Ben tabi içeriğini bilmiyorum ama zaman zaman bu tür görüşmeler olur.

İlk defa bu şekilde oldu galiba değil mi?
Evet. Öyle talep geldi. Bence çok verimli bir görüşme olmuştur. Bazen olup biten özellikle kamuoyunda basına, medyaya yansıyan cümlelerde rahatsız olduklarını ifade ettiklerini biliyorum. Ama yani sadece bu yemekte değil, yemekte neyin konuşulduğunu bilmiyorum ama ondan önce bize gelen bilgi bu konularda rahatsız olduklarını…

CHP milletvekillerinin ABD’ye karşı söylemlerinden mi?
Zaman zaman gazetelerdeki, hayır hayır onunla ilgili değil. Yani işte muhatap bulmadı falan gibi şeyler rahatsız edici şeyler yani.

Faruk Loğoğlu’nun katılmama sebebi nedir dünkü görüşmeye?
Vallahi onu tam bilmiyorum. Yani ikili bir görüşme talebi olduğu için galiba ondandır.

Ziyaret olacak mı diyorsunuz?
İhtiyaç duyulursa yani CHP ihtiyaç duyarsa elbette olur. Bu CHP Türkiye’nin en köklü, en eski siyasi partisi. Bütün müttefiklerimiz bunları çok iyi biliyorlar. O açıdan bizim şuanda böyle bir program yok ama önümüzdeki günlerde elbette olur. Buda rahatlıkla bu görüşmeler sağlanır en üst düzeyde.

Anayasa değişikliği konusunda biraz CHP’nin sıcak baktığını görüyoruz. Yani 60 maddelik pakete. O konuda dünde herhalde değerlendirmişsinizdir MYK’da.
Aslında bizim tabi bütün siyasi partilerin böyle part time değil ama tam demokrasi, evrensel hukuk hayata geçsin diye hepimizin meydanlarda vermiş olduğu sözler vardır. Ama ne yazık ki bütün siyasi partilerin birinci önceliği rey olduğu için demokrasi hep ötelenmiştir. Sadece bugüne mahsus değil. 80’den sonra 83’ten itibaren rahmetlik Özal’ın döneminde taahhüt etmiş olduğu geldiğimizde 12 Eylül anayasasını değiştireceğiz demişlerdi. Valla biz neredeyse yaşlandık halen bu anayasa maalesef değişmiyor. Gerekçesi de siyasi partilerin birinci önceliği rey olduğu için birinci önceliği demokrasi olsa bu anayasa paketi böyle 64, 50 değil bir bütünüyle geçer diye düşünüyorum. Gelin bu rey kaygılarınızı bir tarafa bırakın. Gerçekten Türkiye’nin geleceğine bir tarih yazacaksak hep beraber bu tarihi yazalım diyorum. Part time demokrasi olmaz. Tam demokrasi.

Tutuklu milletvekilleriyle ilgili bir önkoşul olacağı yönünde söylentiler vardı. MYK’da bununla ilgili nasıl bir değerlendirme oldu?
MYK’da alınmış bir karar yok. Sadece AKP grup başkanvekilleriyle bizim grup başkanvekillerimizin bir görüşmesi oldu. Talepler alındı, daha sonra BDP ve MHP’yle görüşüleceği söylendi AKP’nin. Ondan sonra bir daha bir görüşme olacak. Ama bizim talebimiz böyle yarım yamalak işte işimize gelen kısmını, işimize gelmeyen kısmını öteleyelim değil de bir bütün olarak düşünüyoruz. Bunun içinde de tutuklu milletvekilleri ayıbını da silelim istiyoruz. Sadece tutuklu milletvekilleri değil, aynı zamanda tutuklu öğrenciler, tutuklu gazeteciler bugün insanlık ayıbıdır. Yani Türkiye’nin bu ayıptan kurtulması lazım. Bu da elbette vazgeçilmez en temel taleplerimizden bir tanesidir.

Gürsel bey şuanda MYK’da iki koltuk boş. Gülseren hanımın istifası, dünde Emrehan beyin istifasıyla iki koltuk boşaldı. Yani kısa sürede doldurulması sözkonusu olur mu?

Daha geniş bir MYK revizyonuyla beraber hayata geçebilecek mi sizce?
Bunu bilemiyorum. Yani bu Sayın Genel Başkamıza sorulacak bir sorudur. Bu konuda ben bir şey söyleyemem ama CHP’de koltuklar boşaldığı zaman işler aksamaz. Sonuç itibariyle işler yürüyecektir. Önümüzdeki süreçte nasıl bir gelişme olur hep beraber göreceğiz.

3 Kasım’a kadar öyle bir değişiklik olabileceğini mi öngörüyorsunuz?
Hayır.

Önümüzdeki günlerde göreceğiz derken…
Gayet doğaldır. Yani önümüzde bir yerel seçim süreci var. Yerel seçim süreciyle beraber elbette bazı değişiklikler olabilir.

MİT müsteşarıyla ilgili bir takım iddialar ortaya atılıyor daha önce basında. Hükümette sahip çıktı bakanlar. Sizin değerlendirmeniz ne bu konuda?
Şimdi bizim tabi doğrusu devletin kurumlarıyla iktidarın kurumları olmaz. Yani devletin kurumları olur. Bizim MİT gibi ve benzer kurumlar adeta Sayın Başbakan cümleleri de kullanınca tarifi sanki şey gibi böyle bir il teşkilatını tarif eder gibi. Ama yani sonuç itibariyle bu meselelerde bizim çok net bir bilgimiz yok. Elbette Türkiye’nin en önemli kuruluşları MİT bizim hepimizin, Türkiye’nin geleceği için çok önemli olan bir kuruluşla ilgili ne olup bittiğini doğrusu bilmiyoruz. Yani en azından bu olup bitenlerle ilgili siyaseten, hukuken olması gereken muhalefetinde bu konuda bilgilendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Yani biz şimdi ne diyeceğimizi bilmiyoruz. Olayların nasıl geliştiğini bilmiyoruz. Bütün bunlara rağmen eğer gerçekten dışarıda bir saldırı varsa tabi ki bizde bu konuda çok rahatsız oluruz. Sonuç itibariyle devletin bir kurumudur.

Birde bu Başbakanın dinlenmesiyle ilgili konuyu ilk siz açıklamıştınız. Şimdi bir soru önergesinde verilen cevapta meclisteki makam odasının o yer ahşap zeminin söküldüğü, tekrar yeniden böcek aramalarının yapıldığı konuşulduğu anlaşıldı daha doğrusu.
Şimdi soru önergeleri midemi bulandırıyor. Yani CHP milletvekili olarak herhalde bundan sonra soru önergesi verir miyim vermez miyim doğrusu bir kendimi gözden geçirmek istiyorum. Bu kadar gayri ciddi, bu kadar ciddiyetsiz bir anlayış hiçbir ülkede yok. Gidin hemen Türkiye’nin ötesinde Bulgaristan, Yunanistan aklınıza gelebilecek herhangi bir ülkede milletvekili, yani milletinvekili. Başbakan diyor ya milletin iradesini temsil eden. Milletin iradesini temsil eden milletvekillerinin sorularına cevap verilmeyecek duruma gelmişse orada her şeyin yeniden tartışılması gerekiyor.

Şimdi bu dinlemeler klasik, bildik hepimizin bildiği, hatta ben bu konuda 3 kez soru önergesi verdim. Ne gariptir kimse bir şey söylemedi. Sonra Sayın Başbakan bir gün bir televizyonda kanalda kendisinin de dinlendiğini, hatta daha ileri giderek yanımızda yöremizdeki arkadaşlarımız bizi dinlemiş dedi. Şimdi ben çok merak ediyorum. Bir ülkenin Başbakanı yani en stratejik yerde ve özellikle son dönemlerde yaşamış olduğumuz bu ciddi meselelerinde olduğu bir ortamda Başbakanın dinlenmesi büyük bir zafiyettir, büyük bir sıkıntıdır. Bir tarafta işte her an herkesle savaşabilecek bir pozisyona gelen bir Başbakanın dinlenmesi doğrusu kabul edilebilecek bir iş değildir.

Şimdi hadi diyelim ki CHP’nin sorusuna cevap vermediniz. Sayın Başbakanın sorusuna cevap alabilmiş değiliz. Bir Başbakanı beyanı doğru kabul edilir. Televizyonda evet ben dinleniyorum. Hatta daha ileri giderek biz kendimiz tarif ettik kabloların nereden geçtiğini tarif ettik. Evinin altında nelerin olduğunu. Ana muhalefet milletvekili olarak bu ülkenin Başbakanının da sağlıklı bir şekilde yürümesi gerektiğine inandığımız için. Şimdi soruyorum Sayın Başbakanın bu beyanı doğal olarak bir hukuk sisteminde ertesi gün bütün savcıların harekete geçmesi lazım. Şimdi Sayın Başbakan yanımızda yöremizde demiş olduğu arkadaşları soruşturmaya tabi tutuldu mu? Şuanda neredeler? Bende bu soruyu soruyorum. Umut ediyorum ki herhalde bu soruya… Eğer o gün benim sormuş olduğum ya da Başbakanın kameraların karşısında söylemiş olduğu meselenin üstüne gidilmiş olsaydı bugün hiç bu meseleler konuşulmayacaktı. Neden hangi gerekçeyle bile bile bu soruşturma açılmadı? Soruşturma açıldıysa gizli açtıysanız ne oldu bunu da çok merek ediyoruz. Umut ediyorum ki herhalde bununla ilgilide bir cevap verirler. Yani 76 milyon insanın güvencesi olabilecek bir Başbakan kendi güvencesini alamamışsa vay bizim halimize kardeşim.

İstanbul’da özellikle BDP’yle ittifak arayışı. BDP yalanladı ama böyle bir şey olabilir mi? Nasıl bakarsınız? Yani resmi bir ittifak olmayabilir belki ama.
CHP 2009’da yapmış olduğu ittifakın aynısını 2014 yılında yapacaktır. Kimle yapmıştı 2009’da? Milletle yapmıştı. 2014’te milletle ittifak yapıp yolumuza devam edeceğiz ve İstanbul’un seçimini de alacağız.

Eski bir il başkanı da olarak önseçime bakış açınız nedir İstanbul özelinde?
İstanbul özeli gibi düşünmeyelim. Yani bir siyasi partide biraz önce bir anayasa tartışmasında nasıl part time bir anayasa olmaz dedik. Eğer önseçim olacaksa mutlak her yerde olmalı.

Aynı zamanda bakın değerli arkadaşlar. Son 5 aydır özellikle Türkiye’nin meselelerinin konuşulmaması için konuştuğumuz meselelere bir bakın. Demokratik bir ülkede bu meseleler konuşulmaz. Hani millet iradesi diyoruz ya. Millet iradesi millet kendi belediye başkanını seçemeyecekse, millet kendi milletvekilini seçemeyecekse sen bin tane anayasa yap. Tırişka onlar kardeşim. Gelin bir tek anayasa yapalım. Bakın AKP’ye açık çağrıda bulunuyorum. Gelin bir tarih yazalım. 12 Eylül döneminde bize dayatılmış anti demokratik bir siyasi partiler yasasını hemen ortadan kaldıralım. Bakın Sayın Başbakan dün söyledi. Biz temayül yapacağız. Ne demektir temayül? Gelin millet temayül yapsın kardeşim. Oturalım bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, demokratik ülkelerde olduğu gibi siyasi partiler yasasını değiştirelim. Herkesin net anlayabileceği şekilde Türkiye’de vatandaş muhtarlarını nasıl seçiyorsa belediye başkanını da öyle seçsin, milletvekilini de öyle seçsin. Bu olmadığı sürece sizin paket maket açıklamalarınız bir anlam ifade etmez. Eğer gerçekten demokrasi çok iyi bir şeyse önce siyasi partiler kendi mutfağını işletecek. Kendi mutfağınıza layık görmediğiniz bir şeyi vatandaşa niye layık görüyorsunuz kardeşim. Çok zor bir şey mi yani? Bakın CHP sayısı belli, AKP’nin belli. Hemen önümüzdeki hafta getirelim bunu Başbakanda yorulmasın, millet iradesine inanalım. Kim kendi belediye başkanını seçmek istiyorsa seçsin. Kim milletvekilini seçmek istiyorsa seçebilsin. Bu imkanı getirebilirsek demokrasiyi geliştirebiliriz.

Geçen gün yapılan kapalı grup toplantısında da gündeme gelmişti şimdi konuşuluyor da bazı AKP milletvekillerinin türbanla meclis genel kuruluna geleceği söyleniyor. Genel Başkan daha önce sanıyorum o zaman MYK’da görüşeceğiz demişti tavrınızı. Tavır belirlediniz mi? Bakış açınız ne olur, ne yaparsınız AKP’liler gelirse türbanla?
10 aydır İstanbul’un hiçbir meselesini konuşamadık. İstanbul’da Ahmet mi olacak, Mehmet mi olacak, şu mu olacak? Tam bir magazinsel bir şeyle geçiştiriyoruz. 11 yıllık iktidar Türkiye’de ilk kez alın devletin verilerine bakın, yani bu veriler bana ait değildir. Aynı zamanda devletin kendi verileridir. Türkiye’de ilk kez AKP döneminde kadınların bu kadar mağduriyeti yükselmiştir. Sadece geçen ay müsaade ederseniz elimde var hemen bakıyım. Geçen ay intihar eden kadın kardeşlerimizin çoğunluğu türbanlı ve kapalı. O parlamentoda herhangi bir milletvekili, bu kadar vicdanı olan bir milletvekili acaba bu 36 tane kadınınız şiddete mağdur olmuş, intihar etmiş bu kadınlarımız hangi gerekçeyle intihar etti diye gidip soran oldu mu? Ayamama deresinde 9 tane kadın kardeşimizin 9’u da türbanlıydı. Rant kurbanı oldu. AKP’nin rant kurbanı oldu 9’u da hayatını kaybetti. Sayın Cemil Çiçek hiçbir gün aklınıza geldi mi bu kadınlarımızın gelin kadınların birinci önceliği ekonomik sorununu çözelim. Ekonomik sorununu çözersek siyasal sorununu kadın kendisi çözebilir. Bunun için yapılması gereken CHP 2011 seçiminden hemen sonra aile sigortasını kanun teklifi olarak parlamentoya verdi. Gelin Sayın Çiçek sizden rica ediyorum. Sayın Çiçek yarın Samsun’daki ablamız gibi çocuğuna süt alamadığı için kendisi intihar eden kadınımız gibi yarın oluşabilecek benzer bir şey olursa bunun sorumlusu Sayın Cemil Çiçek olur ve o parlamentodaki 550 tane milletvekili olur. Gelin bunu hayata geçirelim. Bunu hayata geçirelim kadının ekonomik özgürlüğü olsun, siyasal özgürlüğüne bakarız.

Adana’da yanımda kimler vardı. Adana’daki kardeşlerimizin tamamı kapalı değil miydi? Hepsi türbanlı değil miydi? Köleleştirilmiş kadınları 11 yaşındaki çocuk okulda olması gereken çocuk eğer tarlada çalışıyorsa bu ülke bu ayıptan kurtulmadığı sürece bunları konuşmamız bir fantezinin ötesine geçmez. Öteki Türkiye raporunu yakında çıkaracağım. Bir tanesini Başbakana, tabi bir tanesini Cemil Çiçek’e hepsine göndereceğim. Bir tanesini de Fatma Şahin’e. Öteki Türkiye raporuna baktığınızda hepimizin insanlığımızdan iğrenmesi gerekir. Ama ne yazık ki insanlıkta kalmamış bizde yapacak bir şey yok.

Amerika gezisi ne zaman?
Amerika gezisi öyle bir gezi yok şuanda. Planlanabilir. Önümüzdeki günlerde birçok talep var bunu samimi olarak söylüyorum. Yani CHP’ye özellikle dışarıda çok ciddi ilgi var. Ciddi de talep var. Bu geçmiş yıllarda işte reformcu, demokrasinin önünü açacak diye dışarıda herkesi bir nebzede olsa inandırmışlardı ama şimdi gelmiş olduğumuz noktada tablonun böyle olmadığını, gerçekten dışarıda Türkiye’nin fotoğrafının çok değiştiğini ve çok sıkıntılı bir süreç olduğunu hepimiz görüyoruz. 2005 yılında davul zurnayla burada AB’ye giriyoruz diye biliyorsunuz akşamı bile beklemediler gündüz havaifişek attılar. Yani gündüz havaifişek atılmazdı ama acele ettiler. Yani ulan akşama da ne olur ne olmaz darbe marbe olur hiç olmazsa biran önce bunu yapalım. Şimdi gelmiş olduğumuz noktaya özellikle Sayın Egemen Bağış’ın ve AKP yetkililerinin bu süreçle ilgili kullanmış olduğu cümlelere baktığınızda doğrusu şaşırtıcı, çelişkili. 2005 yılında sizin başlattığınız o sürecin şimdi geldiği tablo çok apayrı bir tablo ve sıkıntılı bir tablo. Dışarıda otoriter bir ülke olarak görülüyoruz. Darbeyi aratmayacak bir manzarayla karşı karşıyayız.

Şimdi mesela şuanda 2850 öğrenci cezaevinde yatıyor. Bunların bir kısmı işte sembolik olarak dediğimiz Puşi bilmem ne böyle bir şey olabilir mi? Bu hangi demokraside izah edilebilecek bir sorudur.

ODTÜ konusuna gelirsek hem orada bir yol yapım çalışması var, hem ağaçlar sökülüyor…
Mesele rant ve yol bulma meselesiyse gerisi hikayedir, teferruattır.

Bir konu daha var ki orada çok önemli. İstanbul’da gezi eylemlerinde görülen işte sivil kişilerin, işte oradaki vatandaşlara saldırın benzeri burada da yaşandı. Kazmayla, kürekle oradaki gençlere, vatandaşlara saldırıldı. Bununla ilgili ne söyleyebilirsiniz?
Şimdi tabi doğayla ilgili, ormanla ilgili, parkla ilgili, çevreyle ilgili bunların önemli bir kısmını ranta çevirdiler. Yani bu konuda 6 – 7 yıldır İstanbul il başkanı olduğum dönemden itibaren de çok ciddi mücadele ettim. Önemli kısmını yargıya götürdüm. Daha önce yargıya götürdüğümüz dosyaların çoğunun sonucunu alabiliyorduk. Sonra bir tombala yasasıyla yani ona torba yasası demiyorum tombala yasasıyla bir yasa çıkardılar. Bilirkişini müessesesini değiştirdiler. Bilirkişi eskiden üniversitelerde namuslu, gerçekten bilim adına görev yapan insanları değiştirdiler şimdi ne kadar işgüzar varsa bilirkişi yaptılar. Ve hiçbir hakim, savcı imar uygulamasını bilmiyor. Yani bugüne kadar maalesef halen Türkiye’de bu çok ciddi bir sorundur. Bugüne kadar hukuken imar uygulamasını bilecek hukukçu yetiştirilmemiş. Büyük bir şaşkınlık. Yani dünyanın her yerinde çok önemlidir. Kentleşiyoruz. Türkiye neredeyse kentleşmede %80 gibi bir noktaya geldi. Ama imar uygulamasını bilen hukuk sistemi yok. Doğal olarak da bunu bilmediği için bilirkişi raporuna göre hareket ediyor. Bilirkişi raporlarının tamamı organize edilmiş, paketlenmiş, hazırlanmış ve gelmiş böyle karar veriliyor.

Şimdi böyle olunca bu rant meselesinin ötesinde ama aklıma özellikle Oktay Ekinci kendisini rahmetle anıyorum gerçekten bu konuda çok ciddi mücadele etti, çok namuslu bir insan. Allah rahmet etsin ve İstanbul’un doğasının tahrip edilmemesi için Oktay Ekinci ve onlarca arkadaşı yıllarca mücadele etti. Şunu samimi olarak size söylüyorum. Buna inanmanızı istiyorum. Oktay Ekinci ve arkadaşları isteseydi belki bugün İstanbul’da hepsinin 10’ar tane plazası olurdu. Ama hiçbir gün kenti katledelim, bu kentte rantı elde edelim dememişler namuslu davranmışlar. Bundan dolayı da çok ağır bedeller ödediler. Biliyorsunuz komisyondan alındılar.

Şimdi şurada hani… Bir fıkra var ama burada kız kardeşlerimiz var anlatabilecek durumda değilim. Demiş ki ya valla kardeşim her şey aklıma gelirdi de şeytan çıkmış, vallahi demiş bu iş hiç aklıma gelmezdi. Şimdi bütün bu park, orman falan filan bunların hepsini anlarım yani. Ama 15 – 20 yıldır insanların en temiz, en hassas olan duygularını suiistimal edip onlara din iman edebiyatı yapıp sonrada camileri ortadan kaldıracak bir iktidar hiç aklıma gelmezdi. Şimdi Erzurum’da, sadece Erzurum’da değil, ben tabi bu konuda Sayın Diyanet İşleri Başkanına da birkaç kez çağrı yaptım il başkanı olduğum dönem. Hani derler ya et kokarsa tuz var, tuz kokarsa ne olur? Sayın Diyanet İşleri Başkanına özellikle 2006- 2007 yılında İstanbul’da bir iki tane cami planını plandan çıkarıp rezidans yapması çok içimi acıtmıştı. Buna siyasetçiler bu pis işlere karışabilir. Arkadaşlar kirlenmiş bir siyasetten demokrasi bekleyemezsiniz. Türk siyaseti kirlenmiştir. Türk siyasetinin birinci önceliği arınması gerekiyor. Bu kadar kirliliğin içinde demokrasiyi, hukuku getirme şansınız yok. Eğer hukuku getirirseniz bu kirliliğin tamamı cezaevine girecek demektir. Onun için hukuk sistemi de istenmiyor. Ve diyanet işleri başkanına hadi dedik bunların hepsini anladım ey diyanet işleri başkanı siz bu suç ortaklığına nasıl dahil oldunuz diye doğrusu 7 yıldır sordum cevap alamadım, cevap almamda mümkün değildi. 95 yılında diyanet işleri yazı veriyor benim burada bu bölgede camiye ihtiyacım var diyor. Son derece makul. O zaman Sayın Başbakanımız dini bütünken, kendisi belediye başkanı. Hemen planları işliyor. Ona da itiraz yok. Üstünden 11 yıl geçiyor. 11 yıl sonra bölgedeki nüfus oranı 3 kat artıyor. Yani onun dışında o süreçte bir başka yerde cami yapılsa anlayacağım. Camide yapılmıyor. O süreç içerisinde nüfus 3 katına çıkıyor diyanet işlerinin vermiş olduğu yazı çok manalı ve çok anlamlıdır. Benim bu bölgede camiye ihtiyacım yok diye bu yazıyı veriyor. Doğrusu etle tuzun geldiği duruma bir bakın.

Şimdi buradan Erzurum gibi hassas ey Dadaşlar şimdi size sesleniyorum. Benim hemşerilerim, siz sadece bir derginin yıllar önce bir derginin kapağındaki habere tahammül etmemiş Dadaşlar bu iki tane caminin yerle bir olmasına nasıl tahammül ettiniz? Ne yapılıyor şimdi bu iki caminin yerine? Eğer bu iki caminin yerine bir başka bir şey yapacaksanız, kamu yararına bir şey yapacaksanız elbette değişebilir hiç itiraz yok. Ama camiyi yıkıp yerine bir rezidans yapıyorsanız hepinizi Allah’a havale ediyorum. Dadaş hemşerilerimi de Allah’a havale ediyorum. Başka bir şey demiyorum.

Şurada, arkadaşlar özellikle bunu görmenizi istiyorum. Neden diyeceksiniz ya ne bu işte. Çok gariptir tam böyle yıllar önce yapılmıştır, o zaman kent gelişmemiş, şehir gelişmemiş. Sonra şehir gelişiyor burası ana artel oluyor kardeşim. Yani lokumlu yere dönüyor. Burayı niye kaldırıyorlar? Bak buradan yol geçiyor duble yol. Burada duble yol. E neye yarar burası kardeşim. Burada ancak bir rezidans olur. Burada ancak bir alışveriş merkezi olur. Burada ne iş var fukara gidecek Allah’ın evine. Allah’ın evini nereden gönderelim? Şimdi şöyle bir gerçekçe getirecekler onu biliyorum. Efendim bu cami eskiydi yerine yenisini yapalım. Aynı yerine yap itiraz yok. Yıkın yerine yapın. Hayır. Niye? Kardeşim bak burada 4 yolun ağzında cami mi olur ya. Lokum gibi bir yer. Maalesef manzara bu çocuklar. Geldiğimiz noktaya bakın. Et kokmuştu, tuzda koktu. Ben bu konuda Sayın diyanet işleri başkanı ne diyecek hala merak ediyorum. Gerçekten merak ediyorum. Buna hangi gerekçe uyduracaksınız? Yazık.

Başbakanında açıklamaları var bu konuyla ilgili.
Ne diyor Sayın Başbakan?

Gerekirse camide yıkarız.
Yıkmışlar gerekirse değil canım, yıkmışlar, götürmüşler, yutmuşlar. Bu sadece burada değil. Malatya’da oldu, İstanbul’da birçok yerde oldu. Mezarlık yeri gitti, mezarlık. Hadi devlet olarak adamın sağlığında bir şey yapamadın hiç olmazsa ölmüşken rahat bırak. Ölüsünü rahat bırakmadılar buna emin olun. Yargıya götürdüm. Ya arkadaş dedim Allah’tan korkun. Hadi millete sağken saygınız yok ölmüş adamın mezarına niye dokunuyorsunuz? Dediler biz naklettik. Öyle birde şey var. Yani müthiş bir gerekçeleri var. Burada başka bir şey daha söyleyeyim. Yani kusuruma bakmasınlar bana herkes kızabilir. Basınımızda bu işlerin suç ortağıdır. Eğer bu mesele gazetelerin birinci sayfasında yoksa benim kişisel düşüncem ister bana kızsınlar, ister bağırsınlar ne yapacaklarsa yapsınlar. Şimdi bunu bana hiçbir Allah’ın kulu anlatamaz. Hiçbir Allah’ın kulu. Ya kardeşim gerekçede söyleyecekler ben onu söyleyeyim size. Biz yenileyeceğiz. Nereyi yenileyeceksiniz? Buradan kaldıracaksın ta öbür tarafa götüreceksin.

Efendim internete düşen bir haber var. Sayın Fethullah Gülen bir teşekkür ilanı vermiş rahatsızlığı nedeniyle kendisini arayanlara teşekkür babında. İki tanede CHP’li olduğu söyleniyor biride sizsiniz galiba. Bir şey söylemek istiyor musunuz?
Elbette tabi son derece insani bir görevdir. Yani ben bu konuda herkesi bu özellikle sağa bakıyorum arkadaşlarıma. Bunu işlemenizi istiyorum. Erzurum’da bak ajansınız var. Erzurum’da. Bir de Sayın hocaya sesleneyim Allah aşkına Erzurumludur ya ne diyeceksiniz ya.

Evet aradım kendisine bir geçmiş olsun dedim.

Birebir görüştünüz mü aracılar mı?
O da çok özel kalsın. Aynı hassasiyeti hocamda göstermişti Allah razı olsun annemin öldüğünde.

Bir başdanışman kavgası var Genel Merkezde. Kim başdanışman, kim değil?
Başı benim gerisini bilmem kardeşim.

En son Aydın Ayaydın’la ilgili oldu bu.
Aydın bey milletvekili yani danışman ben anlamış değilim. Benim bildiğim şuanda Sayın Genel Başkanın danışmaları Sayın Rasim Bölücek ve Şükrü beydir. Onun dışında elbette Sayın Genel Başkan milletvekili olarak her arkadaşımızdan bilgi edinebilir, bilgi alabilir kendi alanlarında ama böyle bir danışmanlık şeyi sözkonusu değildir. Ben arkadaşları milletvekili biliyorum. Milletvekilliği başka bir şeydir, danışmanlık başka bir şeydir.

Siyaset çok kirlendi. Eğer bir ülkede hukuk sistemi yoksa, bir ülkede her şey şeffaf görünmüyorsa o ülkede bu kirliliklerin olmaması mümkün değil. Türk siyasetinin ivedilikle kirlilikten kurtulması lazım. Hani bizim Anadolu’da derler ya tarla kırağı düştü mü hepsini yakıyor. Kırağıyı bilen var mı? Tarlaya düştü mü tamamını yakar. Ya şurası muhalefetti, şurası iktidardı, şurası şeydi diye ayırt etmez. Gelin bu kırağıdan korunalım ve gerçekten dünyada olduğu gibi herkesin hesap verebileceği şeffaf, arınmış… Mesela belediyeler tartışılıyor. Bir program ne olursunuz bir programda şöyle bir tartışma olsa. Ya örnek belediyeleri alalım. Londra belediyesi, Berlin belediyesi, Paris, Atina belediyeleri bakın ne olursunuz hepiniz İngilizce biliyorsunuz, Almanca biliyorsunuz. Girin bugünkü uygulamanın tamamını görebilirsiniz. Bu saatten itibaren belediyelerin her türlü uygulamasını, harcamalarını, ihalelerini, gelmişlerini, gitmişlerini, belediye başkanının bütün harcamalarını görme şansınız var. Biz vergi ödüyoruz, yurttaş olarak siz vergi ödüyorsunuz. Vergi ödediğiniz yeri denetleyemiyorsanız ben paket açtım, demokrasi memokrasi bu palavralardan vazgeçsinler. Bunların tamamı palavradır, tamamı milleti uyutmaktır ve kandırmaktır. Gelin arındıralım kardeşim. Hesap verilebilir. Hayır kardeşim.

İki; bir başka şey söyleyeyim. Mesela bu saydığım belediyelerin başkanlarının ailelerine, çocuklarına bir bakın. Bizim belediyelerimizin başkanlarının çocuklarına, ailelerine bakın. Benim vatandaş Ahmet’imin oğlu akşama kadar 800 liraya üniversite bitirmiş iki üniversite. 800 lira maaş alabilecek iş için kapı kapı dolaşırken siyasetçilerin çocuklarının katrilyonluk mal sahibi olması bizi vicdanen yaralamaz mı? Bunun sağcısına da, solcusuna da, dinlisine de, dinsizine de sesleniyorum. Elinizi vicdanınıza koyun ya kendinizi soydurmayın. İdeolojikman efendim işte herkes bir kılıf bulmuş. Kimi din adına soyuyor, kimi Atatürkçülük adına soyuyor, kimi milliyetçilik adına soyuyor, kimi vatanseverlik adına soyuyor. Gelin soyulmaktan kurtulalım kardeşim.

56 milyar TMSF’nin tahsil edemediği para var. Bu 56 milyar içinde Kırşehir’li Cafer abimin, Ağrı’daki Osman abimin ya da Muş’taki Ali abimin hiç şeyi var mı? Yani o mu aldı? O vergi ödedi 56 milyonu bir çete aldı dağıttı ve o çeteden bu devlet hesap soramadı. Sorun bakıyım hadi. Garip açlığından dolayı gitti bir kilo baklava alacağım diye gitti cezaevinde yattı. 56 milyar dolar parayı çarçur edenlerden niye hesap sormuyorsunuz? E soramazsınız. Niye? Çünkü sizde onun bir parçasısınız. Suç ortağı olduğunuz sürece hiçbir şeyin hesabını soramazsınız.

Biz bu konuya girmeyelim.
Bence de girme. 56 milyar. Efendim 12 Eylül döneminin hesabını soracaklarmış. 28 Şubat’ın hesabını soracakmış. Yok ya geçin ne hesabı soracaksın. Gelin bu işin parasal hesabını soralım hadi yüreğiniz yetiyorsa.

Sarıgül meselesi efendim.
Zaten şaşırdım dedim ki…

Sarıgül meselesi Baykal’ında açıklamaları vardı. Nasıl değerlendiriyorsunuz? Son durum nedir?
Bir başkalarının değerlendirmesi üzerine değil ama ben şunu söyleyeyim. CHP Genel Başkan Yardımcısı olarak benim bütün çabam, bütün uğraşım beni var etmiş, gerçekten bugünkü noktaya taşımış siyasi partinin CHP’nin İstanbul’da nasıl iktidar olmasıyla ilgili meşgulüm. Bu konuda elimden gelen bütün çabayı sarf edeceğim. Birçok arkadaşlarımızda çabayı sarf edecek. Önümüzdeki günlerde siyasi partilerde rekabet her zaman büyük bir zenginliktir. Biraz önce konuşmuş olduğumuz bu temel meseleleri konuşma şansımızı ancak öyle bulabiliriz. Benim dışımda aday adayı olabilecek arkadaşlarımız, ben Ümraniye’de anlatacağım, öbürü Bağcılar’da anlatacak, öbürü Pendik’te anlatacak, bir başkası Sultanbeyli’de anlatacak. Ve 7 Şubat’a da daha dünya kadar gün var. Kimin nefesi buna yeterse, CHP’nin kadroları kimi isterse el ele, kol kola İstanbul halkının karşısına çıkar ve İstanbul’u bu ranttan, bu zulümden kurtarmış oluruz.

Başbakanın İstanbul’daki trafikle ilgili, trafik demek bir başka bir şey. Trafik depremi. Trafik demişken aklıma geldi. Biliyorsunuz AKP’nin en çok övündüğü şey duble yollardır. Elbette ki duble yollar bizimde çok arzu ettiğimiz, medeni dünyada da olması gereken. Duble yollardan sonra Türkiye’de ilk kez kazalar 3,5 kat arttı. Ölümler 4 kat arttı. Şimdi burada bir şey var. Yani nerede bir aksilik var? Nerede bir sorun. Yani Almanya’da ya da Fransa’da bu yollar yapılıp kazalar azalırken bizde bu kazalar niye yükseldi, gerekçeleri nedir? Acaba orada da rant mı var? Onları da araştırıyoruz, sizin de araştırmanızı istiyorum.

İkincisi; Sayın Başbakan kendisi tabi zaman zaman helikopter ve uçak kullandığı için gerçekten İstanbul trafiğinden çok haberdar değil. Gazeteler yani bırakın Başbakanın en yakın gazeteleri yazdı. İstanbul trafiği tam bir çile haline dönüşmüştü. Başbakan dedi ki İstanbul’un trafik sorunu yok medya sorunu var. Sayın Başbakan İstanbul’un iki sorunu var. Bir tanesi beton lobisi, bir tanesi de imar çetesi. İkisi de sizi esir almış. Adres arıyorsanız adres iki yer. Beton lobisi, imar çetesi.

Dün Van depreminin yıldönümüydü. Türkiye seferber oldu. İlk kez yani 13 yaşında deprem yaşamış bir insanım. Daha çocuktum 13 yaşındaydım depremi yaşadım. İlk kez Van depreminden sonra 76 milyon kenetlendi ve 76 milyon olağanüstü bir çaba sarf etti. Hatırlayın tantana televizyonlarda kampanyalar açıldı. Nerede o paralar? Bakın insanların en hassas, en duygusal can verdiği bir günde ekranların karşısına çıkıp şu parayı vereceğim deyip o paraları vermemişlerse bu çok alçakça bir şeydir.

İki; bu paralar verildiyse nerede bu paralar? Halen Van’da bu sorunlar niye çözülemedi? Şuanda Van’da insanlar uzun süredir açlık grevindeler. Bütün bu ulusal aynı zamanda uluslararası bütün bu desteğe rağmen Van’daki sorunun çözülmemesini doğrusu anlamakta zorluk çekiyoruz. Bu vesileyle Allah bizi depremlerden korusun, birde rantçılardan korusun. Bak iki şey. Allah bizi depremden korusun, birde rantçılardan korusun. Bu çok kötüdür. Bunu özellikle deprem kısmını da söyleyeyim dedim.

Hepinizi çok seviyorum. Ayın 9’unda İstanbul’da inşallah sizin hepinizi davet edeceğim. Orada bir çay, kahve içeceğiz. Ümraniye’de kent mağdurlarıyla buluşturacağım sizi.

    Perşembe, 24 Ekim 2013 13:00
Yandex.Metrica