Genel Başkan Kılıçdaroğlu’ndan iftar sohbetinde, iyi ve güzel ahlaklı davranış çağrısı

CHP Lideri Kılıçdaroğlu; “ Ozanımız, ‘Cehennem dediğin dal odun yoktur. Herkes ateşini buradan götürür’ demiş. Bu,  ahlaklı, iyi ve güzel davranışlıysan sorun yok demektir.”

"Hırs akılla kontrol edildiği zaman insanoğlunun çıkarınadır. Eğer hırsınızı aklın gerisine değil de aklın önüne koyarsanız o zaman insanoğlu felakete sürüklenir.”
“Milli irade bir kişinin iki dudağı arasındaki irade değildir.”
“Siyasetçi ya da siyaset zenginleşme aracı değildir. Siyaset, halka adanmışlıktır. Ülkeyi yönetme iddiasıyla siyasete atılanın siyasette zenginleşmemesi lazım.”

“Sanat insanoğlunun yaratıcılığını gösterir. Bu bazen bir sinema filmi, bazen bir karikatür, bazen bir şiir, bazen bir heykeldir. Sanatçılar toplumun aykırı kesimleridir. Onlara ve sanata Osmanlı Padişahlarından tutunda Selçuklulara kadar herkes önem vermiştir”

Genel Başkan Kılıçdaroğlu OSTİM’de katıldığı iftar sohbetinde şunları söyledi;

“Sevgili dostlarım,
Sizlerle beraber olmak benim için büyük bir keyif. Bizim güzel bir türkümüz var. Aslında bütün türkülerimiz güzeldir. Güzel bir türkümüz var. Belki bu geceye uygun söylenmiş türkülerden birisidir. Bu toprakların hamurunda sevgi vardır, hoşgörü vardır ve bu ozanımızda bu toprakların insanıdır.

Şöyle diyor; cehennem dediğin dal odun yoktur. Herkes ateşini buradan götürür. Ne kadar güzel değil mi? Cehennem, ateş ama diyor ki, eğer sen iyi davranıyorsan,ahlaklıysan,   güzel davranıyorsan zaten bir sorun yok ki. Cehennem dediğin dal odun yoktur. Herkes ateşini buradan götürür.

Bu aklın yoğunlaşması demektir güzellik üzerine. İki mısra yazıyor, emin olun bu iki satır üzerine bilim adamları onlarca kitap yazarlar. Aklın yoğunlaşması çok önemlidir. İnsanoğlunun muazzam bir avantajı var. Allah vergisi. AKIL. 21. Yüzyılda insanoğlu şunu keşfetti; dünyanın en stratejik ürünü akıldır. Yani insan zekasıdır. Tekerleği insanoğlu 3 milyon yılda buluyor. 3 milyon yılda tekerleği buluyor. Şimdi her saniyede binlerce buluş var.

Biz aklımızı eğitimle terbiye ediyoruz. Aklımızı değerlerimizle terbiye ediyoruz. Aklımızı hasletlerimizle terbiye ediyoruz. Aklımızı sevgiyle, hoşgörüyle terbiye ediyoruz. Aklımızı okuyarak terbiye ediyoruz. O nedenle aklı kullanmak, zekayı kullanmak çok güzel bir şeydir ve sadece insanoğluna mahsustur.
Aklımızı kullanırken ne yapacağız? İnsanoğlu güç kullanmayı sever. Herkesin gücü vardır. Ama güç akılla beraber insanoğlunun yararına sonuç doğurur. Eğer siz gücü onun aleyhine kullanırsanız olmaz. Sonunda insanlığa hizmet etmemiş olursunuz.
O nedenle bir reklam filmi vardır, onu da belki dinlemişsinizdir ama unutup gitmişsinizdir. Şunu söyler o reklam filminde; bir lastik firmasının reklam filmi. “Kontrolsüz güç güç değildir” der. Gücü kim kontrol eder? İnsanoğlu kontrol eder. Yani zeka sahibi olan kontrol eder.

O halde siyasetçi de zekasını, gücünü kullanmalıdır. Gücünü kontrol ederek kullanmalıdır. Eğer siz zekanızı, gücünüzü kontrol etmek değil de akılınızı güce teslim ederseniz o olmaz. Yani akıl hırsın önüne geçmemelidir. Herkesin bir hırsı vardır. Herkesin bir amacı vardır. Herkes bir şeyler yapmak ister. İş dünyasından gelir daha fazla kazanmak ister. Bürokrattır, daha başarılı daha yüksek mevkilere gelmek ister. Siyasettir, iktidar olmak ister. Herkesin bir düşüncesi, bir amacı, bir hırsı vardır. Ama hırs akılla kontrol edildiği zaman insanoğlunun çıkarınadır. Eğer siz hırsınızı aklın gerisine değil de aklın önüne koyarsanız o zaman insanoğlu felakete sürüklenir.

Tarihte bunun binlerce ama binlerce örneği vardır. Siyasette böyle bir şeydir. İnsanoğlu demokrasiyi bulmuştur. Keşfetmiştir demokrasiyi. Ama birden bire bir makinayı keşfetme gibi değil bu. İnsanlık tarihine baktığınızda insanlık tarihinin içinde demokrasi süzülüp bugüne gelmiştir. Şu anda bulduğumuz en mükemmel sistem. Belki bizim torunlarımız veya onların torunları daha mükemmel bir sistem bulacaklar. Daha güzel bir sistem bulacaklar.

Demokrasiyi niye yapıyoruz? Temsili demokrasi diyoruz. Sizler oy kullanıyorsunuz. Ama bir kişiye gücü teslim etmiyoruz çağdaş demokrasilerde. Yani milli irade bir kişinin iki dudağı arasındaki irade değildir. Anayasamız ne diyor; bütün çağdaş ülkelerin anayasalarında olduğu gibi. Milli iradeyi farklı güçler kullanıyorlar. Örneğin, yürütme organı kullanır. Örneğin, yasama organı kullanır. Örneğin, yargı organı kullanır. Bir kişiye vermiyorlar. Neden? Olur ya bir kişi hırsına sahip olmazsa ülkeyi felakete götürebilir diye.

Çağdaş demokrasilerde 4.güç var. O da medya. Yani halkın gözü, kulağı ve sesi olan medya. Olaya böyle baktığımızda biz daha henüz demokrasi konusunda küçük adımlar atmışız. Bir Fransız tarihçi şöyle der; 1789 Fransız İhtilali hala oturmamıştır. Düşünün, 1789 Fransız İhtilali hala oturmamıştır diyor. Bizim demokrasimiz ne kadar? 1950’de çok partili hayata geçtik. 1789’a baktığımız zaman bizim demokrasimiz daha bebek bile değil.

Ama biz 1789 Fransız İhtilalinden bu yana onun geçirdiği evrelerimi geçireceğiz? Hayır. Dünyayı okuyoruz. Dünyayı biliyoruz. Üniversitelerimiz var. Çocuklarımız var. Onları en iyi okullarda okutmak istiyoruz. Daha iyi yerlere gelsinler diyoruz. Sadece çocuklarımız mı? Hayır. Kendi ülkemizde başarılı olsun. Ülkemizin sanayicileri, iş adamları, iş kadınları onlarda başarılı olsun. Üniversitelerimiz dünya üniversiteleri düzeyinde eğitim versin. Bütün amacımız bu değil mi? Amacımız bu.

Bunu ne için söylüyoruz? Aklımızı kullandığımız için söylüyoruz. Çünkü akıl sahibi olan aynı zamanda ülkesini seven kişidir. Ülkemizi seviyoruz. Başarılı olalım diyoruz. Farklı görüşler elbette olacaktır. Farklı görüşün olmadığı bir dünyada toplumlar gelişemez. Toplumlar büyüyemez. Farklı görüş olacak ki, o görüşü biz sorgulayalım. Önce bir tez olur. Birisi çıkar bir düşünceyi söyler. Onun karşılığında bir başka düşünce olur. Onun adı da anti-tezdir. Sentez, anti-tezini doğurur. Sonra bu ikisi birleşir yeni bir tez olur. Onun karşılığında başka bir tez çıkar ortaya.

İnsanoğlu böyle gelişir, böyle büyür. Örnek veririm; burada da vereyim; Ortaçağ’da birisi çıktı, dedi ki dünya yuvarlaktır. O kişi dışında dünyada binlerce, yüzbinlerce insan vardı. Hiç kimse dünyanın yuvarlak olduğunu iddia etmemişti. Çünkü herkese göre dünya düzdü. Ama bugün dünya düzdür diyen var mı? Hayır. Dünya yuvarlaktır diyen bilim insanı engizisyon mahkemelerinde yargılandı. Sen nasıl böyle söylersin diye. Ne oldu? Onun haklılığını artık herkes biliyor. Herkes çok iyi biliyor ki, artık dünya yuvarlaktır.
Buna benzer olaylar hayatımızın her aşamasında vardır. Aklı sürekli geliştiren bir kavram vardır. O kavramın adı sorgulamadır. İnsanoğlu böyle bir yeteneğe sahiptir. Allah’ın verdiği bir yetenek. Dinlendiği andan itibaren çocuk soru sorar önce. Hep bu nedir diye soru sorar. Biz onu okula göndererek soru sormasını daha kaliteli hale getirmeye çalışırız. Daha iyi sorular yöneltsin bütün dünyaya diye. Akıl budur.  Aklı kullandığımız zaman, sorguladığımız zaman olağanüstü güzelliklere insanoğlu imza atar. Peki, sorgulamayı doğuran nedir? O da meraktır. Merakta sadece insanoğlunda vardır. Allah’ın verdiği olağanüstü güzel bir şeydir ve hiç unutmayın Amerikalıların Mars’a gönderdikleri aletin adı da ‘MERAK’tır. Ne var orada diye?

Bizim değerlerimiz var, doğru. Bizim kültürümüz var. Değeri ve kültürü yaratan bizim tarihsel birikimimizdir. Babalarımızın bize anlattıklarıdır. Onlar bazen gerçek bir olayı anlatırlar. Bazen masal anlatırlar. Bazen başka şeyler anlatırlar. Onlar kuşaktan kuşağa gelir ve bizim kültürümüzü oluşturur. İnsanoğlu okudukça, sorguladıkça değerlerimiz ve kültürümüz de zenginleşir. Akıl değerlere ve kültüre saygı duymayı gerektirir. Aklın bir başka önemli noktası da budur. Akıl insanoğlunda vardır ve insanoğlu bir başka insana düşüncelerini beğenmese bile saygı göstermek durumundadır. Saygıyla aklı yan yana koyduğunuz zaman saygılı bir insan kimliğini ortaya çıkartmış olursunuz.

Hayat böyledir. Aklı egemen kılacağız. Siyasetçi için de aynı çerçevede düşünmek zorundayız. Siyasetçinin normal insandan bir farkı vardır. Siyasetçi ya da siyaset zenginleşme aracı değildir. Siyaset, halka adanmışlıktır. Ben ülkeyi yöneteceğim diye siyasetçi alana çıkar. Ülkeyi yönetme iddiasıyla siyasete atılanın siyasette zenginleşmemesi lazım. Zenginleşirse oraya ciddi soru işaretleri koymamız gerekiyor.

Ahlaki değerler bu açıdan çok önemlidir. Siyaset, halka adanmışlıktır. Ben halk için çalışacağım. Halkın çıkarları için çalışacağım. Öyle olduğu zamanda siz siyaseti toplumun mutluluğu üzerine inşa etmek zorundasınız. Siyaset toplumun mutluluğu üzerine inşa edilirse siyasetçi görevini yapmış olur. Huzurlu bir toplum yaratmış olursunuz. Huzurlu toplum sadece iç politikayla oluşmaz. Dış politikayla da siz huzura destek vermek zorundasınız.

Bizim bir önderimiz var. Adı; Mustafa Kemal Atatürk. Çok güzel bir laf etmiş. Çok güzel şeyler söylemiş. Ama en beğendiğim cümlelerden birisi de şu; “savaş zorunlu olmadıkça bir cinayettir” der. Bizim bakanlığın adı nedir? Savaş Bakanlığı değil. Milli Savunma Bakanlığıdır dikkat edin. Akılla konmuştur o oraya. Biz gidip birisine savaş açacağız diye bir şey düşünmemiş o insanlar. Üstelik yedi düvele karşı mücadele etmişler. Ama asla savaşı sevmemişler. Topraklarımızdan çıkın demişler. Bizi özgür bırakın demişler. Biz kendi ülkemizde özgürce yaşamak istiyoruz demişler. Biz kendi kararımızı kendi özgür irademizle verelim demişler. Ama savaşa karşı çıkmışlar.

Komşularımızla ilişkilerimizi de akıl üzerine inşa etmek zorundayız. Bütün ülkeler kendi dış politikalarını kendi ülkelerinin çıkarları üzerine inşa ederler. Bizde kendi dış politikamızı başkalarının değil, kendi ülkemizin, kendi insanımızın çıkarları üzerine inşa etmek durumundayız. O zaman ne olur? Hem dışarıda hem içeride saygın bir toplum yaratmış olursunuz.

İnsanoğlunun zekasıyla ilgili bir sanat adamından söz etmek isterim size ve sözlerimi de bitirmek isterim; sanat insanoğlunun yaratıcılığını gösterir. Bu bazen bir sinema filmidir. Bazen bir karikatürdür. Bazen bir şiirdir. Bazen bir heykeldir. Bütün devletler ama bütün devletler kuruluşundan bu yana sanata hep önem vermiştir. Sanat adamları el üstünde tutulmuştur. Çünkü onlar toplumun aykırı kesimleridir. Onlara Osmanlı Padişahlarından tutunda Selçuklulara kadar sanata önem verilmiştir. Sanat bu kadar değerlidir ve önemlidir.

Lise yıllarında 3 Silahşörler diye bir kitap okumuştum. Onun önsözünde anlatılan çok güzel bir öykü var. Yazar bu kitabı yazdığında Paris’te gazetede yayınlanıyor. Tefrika ediliyor. O kadar çok ilgi toplamış ki, insanlar sabah erken gidip gazete bayinin önünde bekliyorlar, gazete çıksın alıp okuyalım bakalım ne oldu romanın sonu diye. Yaz geliyor, gene böyle bir yaz günü yazar diyor ki, gazetenin patronuna telefon açıyor, ben tatile gitmek istiyorum diyor. Nasıl gidersin diyor, sen tatile? Bütün Parisliler sen yazı yazıyorsun, romanını yazıyorsun romanın sonucunu merak ediyorlar. Romanı bitirmeden ben seni tatile göndermem diyor. Ben gideceğim diyor tatile. Mahkemeye veriyor. Yargıcın karşısına çıkıyor sanatçı, Aleksandr Dumas, patronu anlatıyor böyle böyle. Bu roman yazıyor, bütün Parisliler bekliyor, bu romanın sonu alınmadan biterse ne olacak? Bütün Parislilere karşı haksızlık yapmış oluruz. Yargıç diyor ki, haklısın diyor. Romanı bitirmeden tatile çıkamazsın diyor. Geriye dönüyor, diyor ki, bana bir kağıt kalem getirir misiniz? Bir kağıt kalem getiriyorlar, eline alıyor kalemi kağıda şunu yazıyor; romanın kahramanıyla ilgili olarak eline aldı kılıcı ayakları titredi yere düştü ve öldü. Altına son yazıyor, götür yayınla diyor, roman bitti diyor. Patron yalvarıyor, romanı böyle bitiremezsin. O zaman bana saygı göstereceksin diyor. Ben tatile çıkacağım, sen bilirsin diyor. Aman sen tatile çık, tatilini yap, döndükten sonra da biz romana devam ederiz.

Sanatın gücü budur değerli arkadaşlar. Sanatı yaratan nedir? Akıldır. Sanat budur. Bazen bir karikatürü görürsünüz. Emin olun 12 sayfalık gazeteyi okursanız bir karikatürü seyrettiğiniz zaman belki aynı zevki alamazsınız. Size o bir çizgi, size dünyanın bilgisini aktarır.

Onun için sanat çok güzel bir şeydir. Keşke hepimiz sanata gerekli değeri ve önemi versek. Bilmiyorum, bir siyaset konuşması olmadı. Güzel bir sohbet olduğuna inanıyorum ben. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Sağ olun, var olun.”

    Salı, 16 Temmuz 2013 14:34

Bağlantılı Konular