'Gezi'cilerden Tarhan'a yönerge

Bir grup Gezi Parkı direnişçisi, geçen hafta bir çalışma başlatarak gönüllü sandık timleri oluşturma ve milletvekilleriyle görüşmeler yapıp yönergeler sunma kararı aldı. Aysun Akkaya, Aykut Can, Aslı Köse, Eda Özyurt, İnan Muslu, Tuna Mitrani isimli direnişçiler ilk olarak CHP Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan ile Meclis'te görüştü.Tarhan direnişçilere "Bana getirdiğiniz önerileri dikkatle inceleyeceğim" sözü verdi.

Sandıkta adalet sağlanması
*Bir önceki seçimde oy sayımında yaşanan adaletsizlikler ve geçersiz sayılması gereken taraflı oyların kullanılması doğru şekilde takip edilip müdahale edilmedi.
Önümüzdeki seçimlerde seçim sandıklarını koruyacak ve denetleyecek gönüllü sandık timleri oluşturulup eğitim verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Sandık zamanı, tüm Türkiye genelindeki timlerin, oluşturulacak merkezi bir komite tarafından koordine edilip, raporlarını o komiteye sunmalarını öneriyoruz. Sandıkla ilgili doğru haberin komite tarafından duyurulması gerek. CHP’nin ana muhalefet partisi olarak bu konuyla ilgili tüm partilere işbirliği çağrısı yapmasını doğru buluyoruz. Bu çalışma, tüm muhalefet partilerinin işbirliğiyle gerçekleşmelidir. Sandık başında partiler üstü bir sivil toplum kuruluşu görevlendirilmesi mümkün müdür güvenliği sağlamak için?

EMİNE ÜLKER TARHAN: Sandık timleri son derece etkili ve sonuç alıcı olur ancak parti olarak bunu organize edecek mekanizma, yani karar mekanizması ne der onu bilmiyorum. Orada tıkanıyorum zaten. Bugünden itibaren hemen bunu yapmalıyız diye düşünüyorum. Bunu çok önemsiyorum çünkü tutanakların tutulması kadar önemli bir aşama yok, herşey onun üzerinden gider. Seçim yargıçları bunu bilir.

Herşey o tutanak üzerine inşa edilir. Benim bu konuda fikirlerim olabilir ama temenni düzeyinde kalır, partiyi bağlayacak bildirimleri seçimden yetkili olan MYKdaki Seçim ve Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ile görüşmenizi öneririm.

Seçim sandıklarındaki oyların sayılması ve merkeze ulaştırılması kısmındaki şaibe dışında cok önemli bir konu daha var; o da seçmen kayıtları - sayılar, boş adresler, ölülerin oy kullanması vs. Seçmen listeleri ev ev düzenlendiğinde, mesela listede sizin evinizde tanımadığınız birilerini görürseniz ya da yan parselde böyle bir bina olmadığını biliyorsanız; normalde bunu il ve ilçe seçim kurullarına şikâyet edebilirsiniz. Ancak şu an içinde bulunduğumuz koşullarda her şeyin iktidar partisine hatta Başbakan’ a bağlı olduğu bir düzende hiçbir şey yapmazlar. Sözleriniz duvarlara çarpıp geri döner. Mükerrer oy kullanımı, hatta ülkenin nüfusu konusunda bile spekülasyonlar var, CIA ayrı sayı açıklıyor bizimkiler ayrı. Onlar 81 milyon diyor, bizimkiler 74 milyon. CIA’e bu verileri kim verdi diye soru önergesi veriyorum, tatmin edici yanıt yok.

Bunu medyayla paylaşmanız ve siyaseti aracı kurmanız uygun olur. Bir organizasyon oluşturup, biz bunu basına taşıyalım. Tek tek, somut olgulara dayalı olarak, isim isim verdiğiniz örnekler her zaman ilgi çeker. Basın muhalefeti haber yapmıyor yakınmaları var; tamam kısmen doğru ama kısmen de yanlış. Eğer haber değeri taşıyorsa, yapıyor. O yüzden de somut olgulara dayalı, isim isim verebildiğiniz adaletsizliklerin haber yapılması konusunda yardımcı olmaya çalışırım.

*Seçimlerde, seçmen listeleri adrese göre alfabetik sırayla geliyordu. Artık soy isme göre sıralanmış şekilde asmaya başladılar. Bu şekilde seçmen kişi kendi soy ismine bakıyor, adrese bakıyor, ikisi tutuyorsa problem yok diyor. Aynı adrese bir başkasının kayıt edilip edilmediğini göremiyor.

Tarhan: Bunu denetlemenin çok daha zor olduğunu söyleyebilirim. Bununla ancak münferit, tek tek savaşılabilir. Belki biz bu konudaki bütün şikâyetleri toplayıp bir havuz oluşturabilirsek, birlikte değerlendirebileceğimiz bir yöntemle o şekilde bir ses çıkarabiliriz. Bir de şöyle bir çekincem var; bu karar partinin genel merkezinin yetkisi dâhilindedir. Ben bu konuda fikir beyan edebilirim, konuşurum, hukukçu ve siyasetçi olarak elimden gelen desteği de sağlarım ama sonuçta karar verecek olan, MYK ve genel başkandır. Bunu parti çatısı altında yapmayı nasıl değerlendirirler onu bilemiyorum.

*Suriyeli göçmenlerin oy kullanabileceği yönünde söylentiler var. Hala net bir bilgi verilmiyor bu konuyla ilgili.

Tarhan: Son dakika atraksiyonu yapılacak, şu anda bilgimiz olmaması çok normal. Nasıl TMMOB ile ilgili operasyon gece yarısı tek bir önergeyle yapıldıysa, bu konuda da şu an uyuyan yılan uyandırılmayacak. Tartışılması engellenecek. CHP Hatay Milletvekilleri tarafından bu konuyla ilgili verilmiş soru önergeleri var, yerel basına veriliyor ancak yanıt vermiyorlar. Şu anda maalesef soru önergelerine yanıt vermemelerini denetleyecek ve yaptırıma bağlayacak bir mekanizma, bir anayasal denetim yolu yok. Bu rahatlıkla, yine bir son dakika operasyonuyla seçimden 1 ay hadi bilemedin 2 ay kala onları oy kullanabilecek hale getirebilirler. Bunu yapabilirler; yasal bir kılıf bulur, bir torba yasanın içine atar ve getiriverirler; çünkü Suriyeli mültecilere boşuna o kadar yatırım yapıp milyon dolarlar harcamadılar, mutlaka karşılığını almak isterler.

Yüzde 10 barajının düşürülmesi
*Seçim barajının düşürülmesi ile ilgili militan bir duruş sergilenip; sadece şikâyet değil gerekirse bunun tüm demokratik mekanizmaları gayrimeşru yaptığı gerekçesiyle meclisi boykot edebilme ihtimali üstünde durulması gerektiğini düşünüyoruz. Tüm ülkelerdeki baraj oranları mutlaka belgeler ile sunulup karşılaştırılmalıdır. Türkiye’deki bu anti demokratik, çağdışı ve adaletsiz durum belgelerle gözler önüne serilmelidir.

Tarhan: Bunun yasa teklifini ben ve Sezgin Tanrıkulu vermiştik. Ayrıca ben sadece bu da değil, hepsi bir arada bir “Acil Demokrasi Paketi” de sundum. Bu paket, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’nın yeniden yazılması (bir tane bile özgürlüğü bağlayıcı ceza koymadık, hepsini para cezası olarak öngördük), seçim barajının düşürülmesi, tutukluluk süresi gibi tüm demokratik hakları kapsıyor aslında. Fakat bunun basın toplantısını yaparsınız; dersiniz ki, böyle böyle bir derdim var. En fazla iki gün konuşulur ve unutulur; mecliste gündeme almadıkları takdirde bunun mücadelesini nasıl verebilirsiniz? Konuşmaktan sesiniz kısılır; dersiniz ki, seçim barajı düşsün hatta olmayıversin dersiniz. Ancak karşımızdaki irade, darbeye dayalı bir politika yapıyor; yani politikalarını darbe yasalarına dayandırarak onlara sığınarak yapıyor, ondan güç alıyor. Yoksa bir gecede MİT yasasını değiştirip müsteşarı yargıdan kaçırabilen iktidar için, seçim barajının düşürülmesi 10 dakikalık iştir.

*Bu konu mecliste; “Baraj yüzdesi böyle kaldığı sürece seçimlere katılmayacağız” diye bir kampanyaya dönüştürülerek, diğer tüm muhalefet partilerin de desteğini alacak şekilde bir işbirliği yapılamaz mı? İktidar böyle bir harekette o zaman köşeye sıkışır mı sizce?

Tarhan: Çok güçlü bir etkisi olur elbet. Seçime bu şekilde girmeyi göze alabilirler mi? Alırlar muhtemelen; önce bunu blöf olarak görür muhtemelen ama iş ciddiyse ve AKP buna rağmen seçime girerse, kurulacak hükümetin bir meşruiyeti kalmaz tabi. Böyle bir çalışma yapılabilir mi, yapılabilir, üzerine bir perspektif çizip konuşulabilir. Son olaylardan sonra batıdan aldıkları tepki ve karizmalarındaki sarsılma da önlerinde bir engel olabilir, köşeye sıkıştırabilir. Bu cüretlerini kısıtlayabilir, yoksa artık kontrolü yitirmiş vaziyetteler.

Ancak size bir gözlemimi söyleyeyim; ben baraj ile oynayacaklarını düşünüyorum. %7 / %8 civarında dişe dokunmayan bir şey yapabilirler ve “ Biz yaptık, bizden günah gitti” diyebilirler. Böyle bir çıkış hem demokratikleşme ve çözüm süreci adına BDP’yi tatmin edici olur hem de toplumdaki tepkiyi biraz hafifletir diye düşünüyorlar bence. Hem de bu değişiklik, geriye kalan hiç bir partinin değil, sadece BDP’nin işine yarar. Diğer küçük partileri ve olası oluşumları yine meclis dışında bırakır. Bu da AKP’nin işine gelir.

Üslup ve söylemler
*Çözüm süreci ile ilgili düşünceleriniz neler? Halkın büyük bir kısmının tedirginliği bu yönde. Sokakta birbiri ile yan yana yaşayan insanlar, bugün ayrıştırılıyor, birbirleriyle ötekileştiriliyor. Sizin bu konudaki söylemleriniz bazı çevreler tarafından aşırı ulusalcı olarak nitelendiriliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Tarhan: Kamplaşmayı ve farklılıkların altını çizerek derinleştirmeyi marifet sanan bir dil kullanıyor bizi yönetenler ve çözüm ortakları. Siz ne kadar kendi ırksal kökeniniz üzerinden siyaset yapar ve başka bir şey konuşmazsanız, karşınızdaki de ben kimim acaba diye sorgulamaya ve tepki duymaya başlar. İnsan odaklı siyaset yani din, ırk, mezhep, aşiret değil salt insan odaklı siyaset yapılabilseydi belki çözüm daha kolay olabilirdi. Sorun yoksulluk, ezilen kesimler, fırsat eşitsizliği olsaydı belki daha kolaydı, oysa öyle değil. Eleştirilere konu olan ve özellikle BDP’ lilere ve bağımsızlara ilişkin söylediğim şu idi: Neden töre cinayetleriyle de savaşmıyorsunuz? Ahmet Türk gibi siyasetçilerin Kızıltepe’deki arazilerinde ezilen, köle gibi çalıştırılan çocuklar var neden onları da korumuyorsunuz? Ben olsaydım yapardım. O bölgede yaygın uyuşturucu bağlantılarından, insan kaçakçılığından söz ediliyor. Parasal açıdan bu kadar güçlü yapıların mağdur edebiyatı yapması ilginç. Önce bununla mücadele edilmesi lazım. O bölgede bir kız çocuğu diri diri toprağa gömülerek öldürüldü 3 sene önce töre cinayetinden dolayı. O zaman ben YARSAV başkanıydım ve bu konuda açıklama yapmıştım. Çocuk gelinden geçilmiyor o bölge. Gelsinler, birlikte çalışalım trikotaj atölyelerinde boğaz tokluğuna çalışan kızlarımız için. Bütün bunlar için ortak mücadele edelim. Kadına yönelik şiddet, cinayetler en çok o bölgede var niye onlarla savaşmıyoruz? Bu söylediğim şeyin neresi yanlış? Batıdakilerle de savaşalım ama en çok orada var, oradakilerden başlayalım. Ben o bölgelerde çalıştım yabancısı değilim. Ama uyuşturucudan kazanılmış servetle son model arabalarda yanlarında 50 korumayla gezenler, bizim gibi gidecek bir köyü dahi olmayan insanları statükoculukla, kibirli olmakla filan suçlayamazlar, izin vermem buna. Bunun savaşını da sonuna kadar veririm.

*Doğudaki bu feodal yapı nasıl kırılır?

Tarhan: Ancak içeriden destek ile kırılır. Ben kırılsın desem ne olur? Halkın talebi, feodal ağaların ranttan vazgeçmesi ile olur bu. Binlerce dönüm arazisinde çocuk işçi çalıştırmayacak. Başka insanları kendisi ile eşit görecek, ağa olmaktan, sömürüden vazgeçecek, o zaman kırılır. Öncelikle feodaliteyle mücadeleyi içselleştirecekler. Benim kültürümde feodalite yok ki. Toprağımız olmamış hiç. Benim dedem Ermeni bir ustadan ayakkabı tamirciliğini öğrenerek hayatını sürdürmüş. Ermeni, Türk, göçmen ama yoksul bu insanlar birbirleriyle dayanışmışlar ve bu sayede ayakta kalmışlar. Yoksulluğun ırkı mı olurmuş. Biz feodaliteyi değil, dayanışma kültürünü biliriz. Bana statükocu, kibirli, elitist diyenler var. Bak bakalım geride neler var. Onun için benim geçmişimle ilgili hiçbir şey yazılmaz çizilmez çünkü foyaları meydana çıkacak. Ben hayatında tatil yapmamış, babasından ayakkabı
ustalığını devralmış Ali Ustanın, bir emekçinin kızıyım. Bizi kanayan ellerini hergün iyileştirip, nasıl el emeği ile okuttuğunu ben bilirim.

Ben eşit yurttaşlık temeline inanıyorum. Her türlü ayrımcılıktan uzak durulması, insanı yaradandan ötürü değil, salt insan olduğu için sevmek ve değer vermek gerektiğinden bahsediyorum. Ancak Kürt sorununa ayrı, terör sorununa ayrı bakmak gerekiyor. Ben hiçbir hak talebinin, eline silah alıp adam öldürmekle, şehirlerin göbeğindeki masum insanları bombalamakla çözülebileceğine inanmıyorum. Hak talebini toplu katliamlarla meşru kılamazsınız. Nereden başladığına, nasıl başlatıldığına bakılması ve geriye doğru bir hafıza çalışması yapılması gerek. Teröristle değil, siyasi temsilcilerle müzakere edilmesi gerektiğini düşünüyorum. BDP’dir Kürt sorununun muhatabı, Öcalan değil. Çok insanın kanına girmiş bir insanla masaya oturulması uzlaşılmaya çalışılması önümüzdeki dönemde yeni sorunlara yol açacaktır. Serbest bırakılırsa bu yeni bir kangrene yol açacak, temiz bir çözüm olarak algılanmayacaktır. Oysa siyasi muhatapları var. Neden onların muhatap alınmadığını ve onlarla ilgili niye bu kadar sert söylem kullanıldığını bilmiyorum. Nevruzdaki görüntüler bir travma yaratmayacak mı sanıyorlar insanlarda? Ne lüzum vardı buna? Başka, daha doğru bir yöntem bulunabilirdi. Mecliste selam bile vermedikleri insanlar varken, Öcalan ile oturup sorun çözmeye çalışırlarsa ben bunu eleştiririm. Ayrıca bunun için toplum mühendisliği yapılmasını da eleştiririm. Daha dün elinde iple dolaşıp “Asıcam da asıcam, dokunulmazlıkları kaldırıcam” diyen bir adamın ve şürekasının bugün Öcalan’dan sevgi kelebeği gibi bahsetmesini de eleştiririm bir siyasetçi olarak; görmezden gelemem ben bunu. Sorunu terörle çözmeye çalışmak, ancak bölünmeye yol açacaktır ve böyle giderse bu ülke muhtemelen bölünecektir gidişat bunu gösteriyor. Kuzey Irakta, Kürdistan denilen o bölgeye yapılan yatırımlar, petrol anlaşmaları, uluslararası şirket bağlantıları vs. O kadar çok göstergesi var ki bunun. Tüm bunlar güneydoğunun gözden çıkartıldığını gösteriyor. Çözüm denilen şey bölünmeyle olacak olsaydı eğer, bunu herkes, son 30 yıldır iktidara gelmiş geçmiş tüm partiler yapardı. Bölünerek çözmek AKP’nin başarısı falan değildir.

Ulusalcılığa gelirsek; ulusalcılıktan benim anladığım, ayaklarının bu coğrafyaya basması, bu topraklara tutunmak, bu topraklardan beslenmek ve buraya borçlu olmak, buraya ait değerler için savaşmak, ulusal değerleri önemsemektir. Ulusal değerleri olmayan birisini düşünemiyorum. Dünyada global pasaport da yok henüz. Ben kendimi küresel değil, ulusal görüyorum. Ulusalcılık benim önemli özelliklerimden birisidir ama eşit yurttaşlık, kadın hakları ve yoksullukla mücadele de aynı oranda önemlidir benim için. Geldiğim yerden de kaynaklanıyor olabilir ama sadece o değil. İngiltere İşçi Partisi’ni özel olarak takip ettiğimi bilmenizi isterim. Tek ulus derler onlar da farkında mısınız? Hatta Recep Tayyip Erdoğan bile son zamanlarda bu söylem üzerinden gidiyor; tek ulus tek bayrak, tek vs. Ulusalcılığı maalesef bugün bazı sebepler yüzünden faşistlikle, ırk milliyetçiliğiyle karıştırıyorlar, ya da tahrif etmek istiyorlar. Zaman zaman kullanarak sizi köşeye sıkıştırmaya çalışıyorlar. Benim 7 yaşıma kadar hayatımı silkeleseler ırkçı tek bir söylemle karşılaşamazlar. Asıl balkanlardan, Kafkaslardan gelenler, “Defolun gidin, haddinizi bilin.” diyenler ırkçılığın hasını yapıyorlar. Zaten bu konuda bir yanlışımı bulsalardı çoktan onu kullanıp önüme getirirlerdi. Ancak ulusal değerlere bağlı olmak ulusalcılıksa, evet ben ulusalcıyım ama en çok da değiştirme arzusu duyan bir devrimciyim.

Gezi sonrası Türkiye
*Son bir ay içerisinde sokaklarda yaşanan şiddet, adaletsizlik, hukuksuzluk, medyanın suskunluğu durumu ortadadır. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? Şu andan itibaren ne yapılması gerek?

Tarhan: Ben bir sistem mücadelesi verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu ülkede artık bu çürümüş yapıların alaşağı edilmesi, kangrenlerin kesilmesi gerekiyor. Bu kadar insan bu kadar bedel ödedi. Olanlardan iktidar kadar acıları görmezden gelen penguen medyası da sorumludur. Boşuna ölmediler onlar, boşuna gözlerini kaybetmediler. Onun için bir şeylerin değişmesi şart. Artık ne iktidar eski iktidar, ne muhalefet eski muhalefet olma lüksüne sahip. Bunun değişmesi için ne yapılması gerekiyor bilmiyorum, 10 gündür oturup düşünüyorum, bazı insanlarla görüşüyorum. Bana ve ülkesine değer veren insanlar beni arıyorlar, ne düşündüğümü öğrenmeye çalışıyorlar. Ancak henüz olanları okumaya çalışıyorum, izliyorum. Ama şunu biliyorum bu bir enerjiye yol açmalı. O kadar iyi insanı bir arada görebilir miyiz bir daha düşünün. Değiştirme, özgüvenle itiraz edebilme nasıl da güzelleştiriyor insanları hatırlayın. “Bak boşu boşuna o kadar insan öldü, yaralandı” demek yerine birileri bir şeyleri değiştirecekse eğer, o enerjiyi sağlayacak ya da yeni bir kan aşılayacaksa, bunu yapmalı, zorlamalı çünkü bir kere başarıldı bu; bir kere korku duvarı yıkıldı, siz yıktınız ama yeni bir korku duvarı örülmeye çalışılıyor şimdi; tutuklamalar, demir yumrukla toplumu korkutmalar, TMMOB’ u etkisizleştirmek, palalıları / silahlıları sokağa salmak vs. Buna izin verilmemeli, en az bir 10 yıl daha kaybederiz. Ethem Sarısülük yoğun bakımdayken ikinci gün hastaneye gittiğimde, polisler ve doktorlar annesine göstermiyorlardı oğlunu. Aklımda tek kalan, çalışmaktan elleri şişmiş o annenin, ellerimi avuçları arasına alarak “ Söyleyin bana oğlumu bir kez göstersinler, başka bir şey istemiyorum” demesiydi. Ancak araya girip doktorla konuşup ikna ederek camın arkasından oğlunu görmesini sağlayabildim. Doktorları, polisleri korkutup, bir oğlu annesine uzaktan dahi göstermemek… Bu faşizm değildir de nedir bana söyler misiniz?

Bugün, her soruya yanıt verebilecek samimiyete ve özgüvene sahip insanlar değil; bir gizem arkasına gizlenmiş, sadece danışıklı sorulara yanıt veren ya da hiçbir soruya cevap vermeyen bir sürü kirli insan yönetiyor bu ülkeyi ve onlara oy veriliyor. Kabadayı, bütün çirkinliklerini gizlemeyi becermiş, kafalarda bir sürü soru işareti yaratan mafya tipi örgütlenmelerin başları var bu ülkenin tepesinde adeta bir şuç şebekesi yönetir gibi yönetiyorlar ülkeyi. Yargı da ordu da polis de onları koruyor. Peki, o zaman şunu sormaya hakkım yok mu? Bizim gibi dürüst, şeffaf, her şeyi silkelenebilecek, her soruya yanıt verebilecek insanlar bunca hırpalanırken, neden bu kadar kirliliğin içine girsinler, neden yorulsunlar? Sizin gibi sorgulayan, naif, zeki insanların yaratacağı bir değerin söz söyleme, bir yerlere gelme ihtimali de oldukça zayıf, onu da hatırlatmak isterim ama yine de vazgeçilmemeli. Zamanında “Devlet için adam vuran da kurşun yiyen de bizim için kutsaldır.” diyen bir kadın yönetti bu ülkeyi düşünün o kabul gördü. Ben o ara Güneydoğu’da hem yargıçlık yapıyordum hem de köylere keşiflere gidiyordum. O köylüler bile son derece naïf bir sevgi duyuyorlardı. Şunu söylemeye çalışıyorum; net, dürüst, şeffaf, akıllı, hümanist, yenilikçi vs. bir sürü şey olabilirsiniz ama bu ülkeyi değiştirmeye gücünüz olur mu hangi dinamikler bunu sağlıyor bu da tartışılmalı.

Yerel seçim öncesi
*CHP Genel Başkanı’ndan başlayarak tüm kademelerin revize edilmesi, direniş amacını ve ruhunu kavrayabilmiş, aynı zamanda hitap yeteneği olan, gençlik ile diyalog kurabilen yepyeni bir kadronun acilen oluşması ve bu oluşan kadronun gelecek hedeflerini acilen hazırlaması gerektiğini düşünmekteyiz. Bu konuda yardımcı olacak insanlar direnişe tam destek vermiş bizler gibi binlerce üniversite gençliğidir. Pratikte ne gibi dersler çıkarıldığını ve partinin kendini bu dinamiklere uyarlamak için neler yapacağını görmek istiyoruz.

*Gezi'den sonra adaylar için gençlik kotası olacak mı? Mecliste 25-35 yaş aralığındaki gençleri milletvekili ve bakan olarak görmek istemekteyiz. Yaş ortalaması çok yüksek. Her milletvekili kendisine genç bir danışman alabilir genç kadro ile oluşturulacak alt kadrodan.

*Gençleri organize ve mobilize etmek için internet üstünden bir kampanya yapmak gibi bir plan var mı? Türkiye ve dünyada uygulanan başarılı seçim kampanyalarını inceleyip karşılaştırmaya dayalı bir çalışma düşünülüyor mu? Yerel seçim kampanyası ne zaman başlayacak?

* CHP milletvekilleri olarak forumlara sık sık konuk olunması ve gençlerle daha çok bütünleşilmesi gerekmektedir. Parti dışından politika ile çok iç içe olmayan gençlerle, gruplarla toplanıp görüş alışverişi yapmak için sürekli yapılabilecek toplantılar için çağrı yapmayı düşünür müsünüz?

*Seçim propagandaları için artık sadece parti başkanının etrafta dolaşmaması, partililerin de konuşmacı olmaları hatta toplanan halkı yanlarına alıp onları miting alanlarında forumlardaki gibi dinlemeleri, demokratik bir profil çizmeleri ve aynı zamanda bu profilin altı doldurulmuş şekilde, görüşleri dikkate alarak kendi uygulamalarına adapte etmeleri şarttır.

*Muhakkak daha fazla halkın arasına inilmesi lazım. Örneğin Ramazan ayının bunun için iyi bir fırsat olduğunu düşünmekteyiz. Zengin sofralarda davetlere katılmak yerine, camilere, halk sofralarına konuk olunmalı ve halkın sesine kulak verilmelidir. Sosyal medyada gerekli destek verilecektir.

Tarhan: Adayların ön seçimle belirlenmesi ya da kota açma gibi bir değişiklik öngörülüyor mu bilmiyorum. Oysaki ben gençlerin alt kadro olmasından çok bir kotaya tabi olmasından çok, aktif olarak yönetim kadrosunda yer almalarını ve karar mekanizmasının bir parçası olmaları gerektiğini düşünüyorum. Daha evvel de dediğim gibi, bu zeka, dinamizm ve gençliğin yönetim kademelerinde olması gerekiyor. Ben elimden gelen desteği veririm, pek çok öneriyi sunabilirim, ancak parti içinde şu andaki konumum itibariyle bu önerileri gündeme alma yetkisine sahip değilim..

Türkiye’ye dair yeni bir politika yazmak ve yol haritası çizmek var aklımda. Biz belki biraz önce bahsettiğim zorluklardan dolayı kısa vadede bunu başaramayabiliriz ama ilerisi için bir rehber olur en azından. Onun için bir ekip oluşturmayı kurgulamaya çalışıyorum, bu yeni bir durum benim için. Bunun için çalışma yapmam gerekiyor. Bunun için sizlerden beslenmeye ihtiyacım var. Ben siyasete Türkiye’de bir şeyleri değiştirme amacıyla girdim, daha doğrusu siyaset beni çağırdı ben de geldim. Milletvekilliği benim için sadece bir araç. Bir şeyleri değiştiremiyorsanız koltuklar beyhudedir. Ben sistem değişsin istiyorum, sadece kişiler değil. Konuşmalarımın internette tıklanma rekoru kırmasını değil, birşeylerin sorgulanmasını sağlamak istiyorum. Bunu yapamayacaksam burada olmamın bir anlamı yok. Sistemle mücadeleye kavga etmeden, sükûnetle devam etmeye karar verdim ama bunun politikasını yazmam ve içselleştirmem gerekiyor. Bunu yapacağım, arkamdan kimse gelir mi gelmez mi onu bilmiyorum ama ben bu mücadelenin kararını verdim. Şimdilik fikir aşamasında; nasıl olacak o
henüz net değil. Bu ülkede yeni ne söylenebilir politika adına bunun manifestosu yazılmalı. Gezi olaylarının süzgeçten geçirilip, ortaya yeni ne çıkartılabilir bakmamız lazım. Sizler şunlar şunlar olmalı demelisiniz, düşünmeli ve yazmalısınız. Birlikte sonra belki konuşmalıyız. Bana getirdiğiniz önerileri dikkatle inceleyeceğim.

Direnişçiler kendilerini böyle tanıttı
Kendimizi tanıtmak gerekirse; biz bu ülkede yaşayan, politikadan uzak yetiştirilmeye çalışılmış ama her zaman gazetelerdeki haberleri okurken, haksızlıklara bizzat şahit olurken ve bugün maruz kaldığımız toplumsal baskı, anti demokratik ortam, ifade özgürlüğümüzün kısıtlanması ve bu ülkenin bütün güzelliklerinin satılmasından rahatsız birçok insandan sadece birkaçıyız.

Gezi Parkı’nın yıkılmasına karşı yapılan eyleme haksız polis müdahalesi ile başlayan ve gitgide büyüyen olaylarla birlikte artık sadece düşünmenin yetmeyeceğini acı tecrübelerle anladık. Bizler artık yerimizde oturmama ve bir şeyler yapmak istemenin heyecanı ile bu ülkede nasıl daha demokratik bir yönetim sağlanabilir; daha eşit, özgür ve herkesin haklarına saygılı bir toplum için nasıl birleşilir düşünmeye başladık.

İlk aşama olarak; aklımıza gelen önerileri, sosyal medya üzerinden gelen birçok görüş ve yorumla birleştirdik ve Ankara’ya gidip, meclis içinde direnişe destek veren insanlardan biri olan Ankara Milletvekili Emine Ülker TARHAN ile görüşmeye karar verdik.

Amacımız, sokaktaki insanın muhalefete nasıl baktığını, neden bu ülkede birçok insanın hala oy vermediğini ve hiçbir siyasi oluşumu samimi bulmadığını anlatıp, gözlem ve önerilerimizi kendisiyle paylaşıp fikrini almaktı.

Bugün gelinen noktada, hepinizin yardımınıza, dayanışmaya ihtiyacımız var.

Yaptığımız görüşme sonrası Emine Ülker Tarhan’dan edindiğimiz bilgilere istinaden;
Şu an elimizdeki imkânlar dâhilinde sandıkta adaleti sağlayabilmek amacıyla tüm Türkiye genelinde “Sandık Timleri / Denetmenleri” oluşturmaya karar verdik.
Sandık başında görevli olmak yada sandık timlerinin oluşturulmasında aktif görev almak, bize katılmak isteyenler, lütfen bizlere e-mail yoluyla ulaşsınlar: Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir.

Haber: Gerçek Gündem

    Salı, 16 Temmuz 2013 12:30

Bağlantılı Konular