"Türkiye kurucu ayarlarına dönmek zorundadır"

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara Kızılay'daki terör saldırısı nedeniyle yapılan olağanüstü MYK toplantısı sonrasında yaptığı basın açıklamasında, "Türkiye hangi ayarlarla kurulduysa ona dönmek zorundadır. Yani "Yurtta barış, dünyada barış- Yurtta sulh, dünyada sulh"a dönmek zorundadır. Bütün komşularıyla barış içinde, dostluk içinde bir çerçeveyi oluşturmak zorundadır. Kurucu ayarlarına dönmeyen bir Türkiye, felakete hazır bir Türkiye'dir. Bu dış politikanın 180 derece değişmesi gerekiyor. Değişmediği sürece Türkiye terör ithal eden ülke konumunu sürdürecektir." dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun açıklamaları şöyle:

Terör bir insanlık suçudur
Değerli basın mensupları, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Gönül isterdi ki, bugün güzel bir konuda basın toplantısı yapmış olalım.
Ama maalesef üzülerek ifade edeyim; 37 masum insanın dün Ankara'da hayatını kaybetmesi ve onlarca vatandaşımızın yaralanması bu basın toplantımızın ana konusu. Kuşkusuz ölenlere Allah'tan rahmet diliyoruz, yakınlarına başsağlığı diliyoruz. "Hepimizin, Türk milletinin başı sağ olsun" diyoruz. Yaralılarımız var, onlara da acil şifalar diliyoruz.

Değerli basın mensupları, önce bir konuda bütün siyasal partilerin, Türkiye'deki bütün sivil toplum örgütlerinin, meslek kuruluşlarının yani 7'den 70’e hepimizin üzerinde anlaşacağı bir konu olmalı. Terör bir insanlık suçudur. Kimden gelirse gelsin, nereden gelirse gelsin teröre karşı ortak, dik ve onurlu duruşumuzu sergilemek zorundayız. Bunu yaptığımız zaman bu ülkede birlikte huzur içinde yaşayabiliriz. Bu konuda üstümüze düşen ne varsa, Cumhuriyet Halk Partisi olarak üstümüze düşen ne varsa, yerine getirmeye hazırız. Bunu her yerde, her ortamda ifade ettik. Çünkü terör yaşlı, genç, kadın, erkek, çocuk ayırmaz. Kandan beslenen bir anlayış, bir dünya görüşü, kandan beslenen bir görüş bu ayrımı yapmaz. O nedenle terörü hep beraber kınamalıyız ve terör karşısında ortak, net tavır takınmalıyız.

Her türlü desteği vermeye hazırız
Değerli arkadaşlarım, terörle mücadele konusunda her terör olayından sonra televizyonların karşısına geçtim ve şu çağrıyı yaptım, terörü bitirmek için iktidara şu çağrıyı yaptım: "Terörü bitirmek için bizden ne istiyorsanız her türlü desteği vermeye hazırız."Defalarca söyledim bunu, "Ne istiyorsanız her türlü desteği vermeye hazırız. Açık çek veriyoruz size. Yeter ki, bu ülkede terörü bitirelim. Bizim üstümüze düşen bir görev varsa söyleyin gereğini yapalım, terörü beraber bitirelim. Bu ülke mutlu insanların yaşadığı bir ülke olsun. Neden acıyı, gözyaşını günlük yaşamımızın bir parçası haline getirelim?" Bunu her yerde, her ortamda ifade ettim değerli basın mensupları.

Vatandaşın can ve mal güvenliğinden siz sorumlusunuz
Gayet iyi biliyorsunuz 7 Haziran sonrası bir tablo ortaya çıktı ve terör azmaya başladı. Çıkıp meydanlarda şunu söylediler, "Bizi tek başına iktidara getirin terörü bitireceğiz. 1 Kasım'da bizi tek başına iktidara getirin söz terörü bitireceğiz." Terör bitti mi? Bırakın bir bölgede olmayı Türkiye sathına yayıldı. Vatandaşlarıma şu soruyu soruyorum: "Ne oldu da terör bütün yurda yayılmaya başladı? Ne oldu da yayıldı? 14 yıldır ülkeyi yönetenler acaba ne yapıyorlardı? 14 yıldır yönetiyorlardı ne oldu acaba?" Bu soruyu her vatandaşım evet bu ülkede terör olmasın diyen her vatandaşım kendisine sormak zorundadır. Sorarsak bu ülkeye demokrasiyi getiririz gerçek anlamda. Sormayıp da böyle takılır bir şeyin arkasına gidersek, bu doğru değil. Hayatı sorgulamak zorundayız. Madem ki terörden şikayetçiyiz, onu sorgulamak zorundayız.

Değerli arkadaşlarım, Ankara'da bu kaçıncı saldırı? Her saldırıdan sonra önlem alıyoruz. Ama her saldırıdan sonra neredeyse daha çok insanımız hayatını kaybediyor. Bunu da bütün vatandaşlarımın kendisine sorması lazım. Ülkeyi ben yönetmiyorum. Yönetenler belli. 14 yıldır yönetenler de belli. Hesabını vermeleri lazım. Neden oluyor bütün bunların hepsi, hangi gerekçeyle oluyor? Hükümetsiniz, devleti yöneteceksiniz. Vatandaşın can ve mal güvenliğinden siz sorumlusunuz.

Ankara'da aylardır Emniyet Müdürü yok!
Bakın, şu soruyu her vatandaşım bırakın kendisine sormayı vicdanına sorsun: Aylardır Ankara'ya Emniyet Müdürü atayamayan bir siyasal iktidar Türkiye Cumhuriyeti'ni yönetebilir mi? Terörü engelleyebilir mi? Aylardır! Sayın Davutoğlu'na açık çağrı yapıyorum. Ankara Emniyet Müdürü'nü sen atayamıyorsan, önünde engel varsa bana söyle kardeşim, beraber olalım birlikte Emniyet Müdürü'nü atayalım, kimi istiyorsanız. Emniyet Müdürü'nün olmadığı bir başkent düşünebilir misiniz arkadaşlar? Aylardır Emniyet Müdürü yok!

Şimdi ben merak ediyorum faturayı kime çıkaracaklar. Yine vatandaşa mı çıkaracaklar? Emniyet Müdürü atayacaktık ama şu engel oldu. Kim engel oldu size çıkın milletin önüne açıkça söyleyin. Ben Emniyet Müdürü atayacaktım şu engel oldu. Beraber o engel olan kişinin üstüne yürüyelim. Ben sizin iradenize destek vermek istiyorum eğer Türkiye'yi yönetmek istiyorsanız. Halkın oyuyla geldiniz, saygı duyuyoruz. Tek başına yönetiyorsunuz, saygı duyuyoruz. Ama bu ülkeyi bilgiyle ve birikimle yöneteceksiniz.

Öyle bir noktaya geldik ki değerli basın mensupları, bütün ülkelerin gizli servis ajanları Türkiye'de at koşturuyor. Nasıl bir ülkedir bu? Nasıl bu hale geldik biz? Her yerde bunları görebiliyorsunuz. Gidin Doğu-Güneydoğu'ya her yerde, her bölgede görebiliyorsunuz bunları. Nasıl oluyor bu, neden oluyor bu? Almanya'da, Fransa'da, Amerika'da, Japonya'da, Rusya'da olmayan bir olay neden Türkiye'de oluyor? Bütün gizli servislerin rahat çalışabilecekleri bir alan mıdır Türkiye? Bütün arzularını hayata geçirebilecekleri bir alan mıdır Türkiye? Böyle bir yönetim boşluğunu Türkiye kabul edemez, etmemelidir de.

Türkiye Cumhuriyeti yönetilmiyor, savruluyor
Çok önemli bir konu daha değerli arkadaşlarım, Anayasamızın 112. maddesi var, siyasi sorumluluktan söz eder. Kimin siyasi sorumluluğu? Ülkeyi yönetenlerin siyasi sorumluluğundan söz eder. “Bakanların görevleri ve siyasi sorumlulukları” der maddenin başında. Yüzlerce insanımız hayatını kaybetti terör dolayısıyla. Kim bunun sorumlusu, kim? Bizim mahalledeki bakkal değil, alışverişe giden vatandaş değil, Şanlıurfa'daki taksici değil. Kim bunun sorumlusu? Dünyanın bütün demokrasilerinde bunun sorumlusu siyasi iktidardır. Sayın Davutoğlu'na açık ve net çağrı yapıyorum. Siz töhmet altında kalıyorsunuz. "Yönetemiyorsunuz" imajı sizin yakanıza yapışıyor. Görevini yapamayan, gereğini yapamayan, Ankara'ya bir Emniyet Müdürü bile tayin edemeyen bir kişiyi siz eğer yanınızda tutarsanız, ona sorumluluk vermezseniz, aynı sorumluluğu paylaşmış oluyorsunuz demektir. Paylaşmayın sorumlulukları. Yapamıyorsa görevini, yerine getiremiyorsa alacaksınız görevden. Bu kadar basit.

Değerli arkadaşlarım, defalarca söyledim bir kez daha söyleyeceğim. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en derin krizlerinden birisini yaşıyor. Bu krizin adı yönetim krizidir. Türkiye Cumhuriyeti yönetilmiyor. Tek kelimeyle söyleyeyim savruluyor. Biz bunu hak etmiyoruz. Ülke olarak hak etmiyoruz. Vatandaş olarak da hak etmiyoruz. Siyasi partiler olarak da hak etmiyoruz. Cumhuriyeti kolay kurmadık. Böylesine hepimizin gözlerinin önünde savrulan bir Türkiye'yi görmek istemiyoruz.

En acı feryat, annelerin feryadıdır
Bakın değerli basın mensupları, en acı feryat nedir biliyor musunuz? Annelerin feryadıdır. En dayanılmaz acı nedir biliyor musunuz? Evlat acısıdır. Bu acıyı bu ülkeye yaşatanlara biz ne söyleyeceğiz? Bu acıya katlanmak bizim hakkımız mıdır, bizim işimiz midir? Kim bize bu acıyı tattırıyor? O annelerin acısı, gözyaşı, feryatları, figanları emin olun dünyayı kapladı. Ama hala birileri duymazlıktan geliyor. Söylüyoruz, “Çözecekseniz yolunuz, yönteminiz varsa size her türlü desteği verelim.” Buyurun çözün iktidarsınız. Vatandaş size oy verdi. Vatandaş size oy verdi bize yeni dertler yaratın diye değil, dertlerimizi çözün diye oy verdi.

Değerli arkadaşlarım, eğer siz devletin imkanlarını kendiniz için, ikbaliniz için, kişisel hırslarınız için kullanırsanız bu tür ortamlara zemin hazırlarsınız. Türkiye'nin geldiği nokta budur.

Fatura gariban annelere, onların evlatlarına çıkıyor
Acilen ne yapmalıyız? Bu düşüncemi de ifade edeyim bütün saygıdeğer vatandaşlarıma. Önce Türkiye kurucu ayarlarına dönmek zorundadır. Türkiye hangi ayarlarla kurulduysa ona dönmek zorundadır. Yani "Yurtta barış, dünyada barış- Yurtta sulh, dünyada sulh"a dönmek zorundadır. Bütün komşularıyla barış içinde, dostluk içinde bir çerçeveyi oluşturmak zorundadır. Kurucu ayarlarına dönmeyen bir Türkiye felakete hazır bir Türkiye'dir. İsrail'le, Suriye'yle, Irak'la, İran'la, Rusya'yla, Libya'yla ilişkilerimizi düzeltmek zorundayız. Niye kavga ediyoruz? Hangi gerekçeyle kavga ediyoruz. Yaptıkları kavganın faturası gariban annelere çıkıyor, onların evlatlarına çıkıyor. Demek ki önce bu dış politikanın 180 derece değişmesi gerekiyor. Değişmediği sürece Türkiye terör ithal eden ülke konumunu sürdürecektir.

Önemli bir nokta daha değerli arkadaşlarım. Bugün geldiğimiz noktada terör tek başına bir siyasal partinin sorunu olmanın ötesine geçmiştir. Terör artık bizim bir ulusal sorunumuz haline gelmiştir. Ve terör konusunda bütün siyasal partilerin ortak mücadele etmesi lazım.

TBMM terör konusunda harekete geçmeli
Bu bağlamda en büyük görev TBMM Başkanına düşüyor bu aşamada. Parlamentoyu çalıştırmalı, terör konusunda çalıştırmalı, sorunun çözümü konusunda TBMM'yi çalıştırmalı. Sayın Meclis Başkanından istirhamım, madem ki biz TBMM'ye "Kurucu Meclis" diyoruz, madem ki biz TBMM'ye "Gazi Meclis" diyoruz, şimdi o işleme dönmeli. Terör konusunda TBMM harekete geçmeli. Nasıl çözüleceği konusunda net, açık iradesini ortaya koymalı. Biz hazırız. 9 kez araştırma önergesi verdik. Dedik ki şu terör konusunu oturup TBMM'de çözelim, hükümet gelsin bilgi versin. Arzu ediyorlarsa kapalı toplantı yapılsın. 9'unda da ret çıktı. Aynı düşüncemizi şimdi medyanın önünde bir kez daha Sayın Meclis Başkanı'na yapıyoruz. Madem ki kurucu ayarlarına döneceğiz, sadece sözde değil özde de dönmemiz gerekiyor. Parlamentoda terör konusunda bütün siyasal partileri bir araya gelmeli ve bu sorunu çözmek için ortak çaba harcamalı.

Siyasi sorumlu kimse, sorumluluğunun gereğini yapsın
Bir başka önemli konu değerli arkadaşlarım, Anayasanın 112. Maddesinin gereği yapılmalı. Anayasaya sadakat yemini ettik, "Bu anayasaya uyacağız" diye. Eğer bir bakan görevini yapamıyorsa, annelerin feryatları, acıları bile onun kulaklarına henüz ulaşmamışsa, o kişi oradan ayrılmalı. Bu görev de Sayın Davutoğlu'na düşüyor. Anayasanın 112. Maddesinin gereğini yerine getirin. Siyasi sorumlu kimse sorumluluğunun gereğini yapsın, sorumluluğunun gereğini yerine getirsin.

Devlette ciddi bir çürüme var
Bir başka nokta değerli arkadaşlarım, devlette ciddi bir çürüme var. Eğer bir hükümet bir ilin emniyet müdürünü atamaktan acizse, orada bir çürüme var demektir. Devleti devlet yapan liyakat sistemidir. İşi ehline verme sistemidir devleti devlet yapan. Konunun uzmanına teslim edeceksiniz konuyu ki sağlıklı çözüm üretilsin. Devlette çürüme olduğu için liyakat sistemi bitmiştir, ona geri dönmek zorundadır. Liyakat sistemine geri dönmek zorundadır devlet. Bunu yaptığımız takdirde terörle mücadele konusunda en yetkin insanları konunun başına getirmiş, sorumluluklarının başına getirmiş oluruz. Ve ancak sorunu böyle çözmüş oluruz. Çünkü devlet akılla yönetilir, bilgiyle yönetilir, birikimle, tecrübeyle yönetilir, “Ben her şeyi bilirim” mantığıyla devlet yönetilmez. “Ben her şeyi bilirim, kimsenin düşüncesine ihtiyacım yok” derseniz, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti tablosuyla karşı karşıya gelirsiniz. En büyük acımız bu.

Hangi gerekçeyle "Terörle yaşamaya alışmalıyız" diyorsunuz?
Değerli arkadaşlarım, üzülerek etmek istediğim son bir konu daha var. Hepinizin izlediği gibi, sizler gazeteci arkadaşlarımız sahada, bizler de evlerimizde televizyonlarda olayları izliyorduk. Neredeyse her haber televizyon kanalının içinde bir tane hükümet komiseri bir arkadaşımız vardı. Ve şunu anlatıyorlar halka, terörle yaşamaya alışmalıyız. İyide niye terörle yaşamaya alışmalıyız? Bir beceriksizliği halkla fatura etmenin anlamı nedir? Bunun ahlaki bir yönü var mıdır acaba? Hangi gerekçeyle siz televizyonlara çıkıp “Terörle yaşamaya alışmalıyız” diyorsunuz? Bir beceriksizliğin üstünü kapatmaya çalışıyorsunuz. Aydın diye de geçiniyorsunuz aynı zamanda. Okumuş yazmış diye geçiniyorsunuz. Televizyon ekranlarına sizi beceriksizliği kapatmak için değil, sorunun nasıl çözebiliriz diye aslında çıkarmaları gerekir. Yani bu hükümet terörü sürdürecek, Ey Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları sizler de terörle yaşamaya alışın. İyi de neden? Hangi gerekçeyle bunu bize söylüyorlar? Türkiye Cumhuriyeti bu kadar beceriksiz mi? Güçlüdür Türkiye Cumhuriyeti, iç dinamikleri vardır Türkiye Cumhuriyeti'nin. Olayları görme, sezme ve çözme yeteneği vardır Türkiye Cumhuriyeti'nin.

Cumhuriyet Halk Partisi bu ülkede evlat acısı istemiyor
Açık ve net düşüncelerimizi söylüyoruz sorunun çözümü konusunda, açık ve net. Emin olun hükümet, Cumhuriyetin kuruluş ayarlarına dönsün, terör en kısa sürede çözülür. Birinci sınıf demokrasi istiyoruz, neden birinci sınıf demokrasiyi getirmiyorlar bu ülkeye? Hangi gerekçeyle getirmiyorlar bu ülkeye? Her bomba patlamadan sonra gözyaşları döküyoruz. İyi de bizim aklımız yok mu? Bir daha bomba patlamasın diye bunun altyapısını neden oluşturmuyoruz? Neden önlemlerini almıyoruz? Zaafı olan kurumların yöneticilerini alırsınız, almazsanız o zaafa siz ortak olursunuz. Biliyorum ben bunları anlattım diye yine CHP karşı diyecekler. Evet, Cumhuriyet Halk Partisi teröre karşı kardeşim, bu kadar açık, bu kadar net. Cumhuriyet Halk Partisi anaların ağlamasını istemiyor. Bu ülkede evlat acısı istemiyor. Bu ülkede herkesin huzur içinde, barış içinde, kardeşçe yaşamasını istiyor. Bunu da demokrasi ve özgürlükler çerçevesinde istiyor, biz bunu istiyoruz. Onlar neyi istiyorlarsa çıkıp bir anlatsınlar.

Hepinize çok teşekkür ediyorum sayın basın mensupları."

    Pazartesi, 14 Mart 2016 16:01

Bağlantılı Konular