Pavey: "Gelenek tarihimizi korumaksa, asıl gelenekçi benim."

"Gelenek tarihimizi korumaksa, asıl gelenekçi benim."

Kesinlikle aday değilim
* Önümüzdeki yerel seçimde CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olduğunuz doğru mu?
Bu nereden çıktı kesinlikle bilmiyorum. Açıklamamda da söyledim, kesinlikle aday değilim, düşünmüyorum. Başka da söyleyecek bir şey yok. Benim dışımda gelişen bir şeydi.

* O halde bu söylentinin nereden çıktığını öğrenebildiniz mi?
Bilmiyorum ama çok üstünde de durmadım açıkçası.

* Neden kategorik olarak reddediyorsunuz?
Böyle bir şey düşünmedim ve CHP’nin yetkili kurullarında da konuşulmadı. Böyle bir konuşma bile geçmedi.

* Şu an için böyle bir teklif yoksa bile ileride Kılıçdaroğlu size böyle bir teklifle gelirse ne yaparsınız?
Ben İstanbul milletvekili olarak İstanbul için çalışmaya devam edeceğim zaten. Partimiz İstanbul için hangi adayı çıkarırsa onun yanında çalışmaya hazırım. Biz bunun için bütün enerjimizi ve çabamızı koyacağız. Bu tamamen partimizin kararı çerçevesinde gelişecek bir şey.

*Tamamen kapıyı da kapatmıyorsunuz?
Hayır hayır asla, bu benim gündemimde olan bir şey değil. Kesinlikle aday değilim.

Ambulansa yol verenler
* Başından itibaren Gezi Parkı’ndaydınız. Gençlerin dilini ve taleplerini siz nasıl okudunuz?
Ben Gezi Parkı’ndaki insanları ambulans geçerken yolun kenarına çekilenler olarak tarif ediyorum. Onların istediği, dünya fakirlerin de zengin olup özel araca binmesi değil, zenginlerin de fakirlerle birlikte kamu araçlarına binmesidir.

* Başbakan Erdoğan olaylarda CHP’nin bizzat rolü olduğunu söyledi defalarca. Gerçekten de Ak Parti’yi sandıkta düşüremeyenler sokakta mı düşürmeye çalıştı?
Gezi Parkı muhalefetle iktidarın çatışma alanı değildi. Orası modern toplumla gelenekçi ve baskıcı zihniyet arasındaki çatışmayı ortaya koydu. Bunu, Türkiye’deki çözümü en zor alanlardan biri olarak görüyorum. Bu inanılmaz bir nefretin büyümesi olarak devam ediyor. Bu nefreti engellemek bizim geleceğe en büyük borcumuz. Gezi Parkı’ndakilere en büyük borcumuz bu çatışmayı çözecek anahtarı sunmaktır. AKP’nin de bu çatışmayı derinleştirmek yerine bir an önce bu toplumsal nefretin önlenmesi için ortak çözümleri bulmaya yakınlaşması gerekir.

* Gelenekçi ve baskıcı diye tarif ettiğiniz tarafın içine CHP’nin statükocu politikaları da zaman zaman düşmüyor mu?
Türkiye’nin yepyeni bir yüzünü gösterdi gençler. Bütün otoritenin kurduğu komplocu, propagandacı her şeye rağmen ayakta kalmayı başardılar. Bunun için gözlerini, bedenlerini, uykularını feda ettiler. Ben Türkiye’nin bu yeni yüzüne büyük bir borcumuz olduğunu düşünüyorum. Bu nesiller ve sınıflar arası modernitede birleşen insanların bir duruşuydu. CHP kendi politikalarını da etkileyecek büyük dersler çıkarıyor şu anda. Biz bunun için çabalıyoruz.

*Ne tür dersler çıkardı CHP?
Orada talep edilen bireysel hak ve özgürlüklerin, gençlerin ortaya koyduğu yeni dilin revize edilerek bizim politikalarımıza yansıtılması gerekiyor. Bunun söylemlerimize yansıması için biz şu anda çalışıyoruz. Gençlik kollarımızdan kadın kollarına partimizin tüm kurullarından herkes bütün forumlarda varlar. Sıradan insan olarak, sadece dinlemek için gidiyoruz. Dinliyoruz, anlamaya çalışıyoruz.

* Gezi’deki insiyatif, CHP’nin parti olarak oradaki iradeyi sahiplenmesine de izin vermedi.
Ben zaten tamamen sıradan bir insan olarak oradaydım, milletvekili kimliğimle değil. Gençler ne yaşıyorsa biz de onu yaşadık. Zaman zaman milletvekilliğimizi insan kalkanı olarak, koruma olarak kullanmaya çalıştık. Gençlerin orada bize de herkese de vermek, anlatmak istediği ve çok doğru anlattığı şuydu; bu siyasi bir şey değildi. Bireysel hak ve özgürlüklerle ilgiliydi. Gençler evrensel bir çıta koydular. Bunun siyasi bir çatışma alanı olmaması için de çok dikkat ve özen gösterilmesini istediler. Ben bizim de o dikkat ve özenle davrandığımızı düşünüyorum.

* Gezi’de AK Parti karşıtlığı konusunda birleşebilenlerin kendilerini temsil eden bir siyasi parti eksikliğini de dile getirdiklerini gördük. Bu CHP açısından trajik bir tablo değil mi?
Birincisi, Gezi Parkı bir siyasi çatışma alanı değildi. İkincisi de iktidar çevresi başta, ‘Bu işi CHP başlattı’ dedi. Bunu Egemen Bağış’ın ağzından da duyduk. O tutmadı, bu sefer ‘kırmızılı kadın’ı görmüş bir dünyaya bu sefer ‘Bunlar terörist’ propagandasını yutturmaya çalıştılar. O da tutmayınca bu sefer ‘Muhalefet yok, o yüzden orada gençler’ dediler. Hangisi? Hangisine inanacağız? (Gülüyor) Ben şuna inanıyorum; oradan çıkan mesajları çok iyi okumak bizim görevimizdir

AKP kavramların içini boşalttı
“Londra’daki 450 hektarlık Hyde Park’tan 350 hektarlık Regents Park’a bakın. Dünyanın metrekaresi en pahalı küresel başkentlerinden biri ve yeni imar izni yok. Bunu imara açmamak evrensel bir çıtadır. Ben AKP’nin 1215 Magna Carta ile başlamış bireysel hak ve özgürlükler kavramlarını bize siper gibi kullanarak, içlerini boşaltıp yerine örf ve âdetleri koyarak bir ikiyüzlülükte bulunduğunu düşünüyorum. İstanbul’un bir tuğla daha kaldıracak hali yok. Yorgun artık şehrimiz, şişmiş bir balon gibi ve patlayacak. Daha çöp sorununa çözüm bulamamış bir şehri daha da şişirmeye çalışıyorsunuz, hâlâ AVM’lerden, toplu konutlardan bahsediyorsunuz. Nerede bize cilalayıp, allayıp pullayıp sunduğunuz muhafazakârlık? Gelenek tarihimizi, geçmişimizi, İstanbul’un siluetini korumaksa, asıl gelenekçi benim. Bazen asıl muhafazakâr benmişim gibi hissediyorum.”

Eliaçık'ınki namus duruşu
* İhsan Eliaçık ve Antikapitalist Müslümanların geçen hafta İstiklal Caddesi’nde düzenlediği yeryüzü iftarına katıldınız. Onlarınki de biraz fazla popülizm kokmuyor mu, o da dini siyasete alet etmek değil mi?
Ben kendilerinin bütün tehditlere rağmen çok cesur durduğunu düşünüyorum ve bu duruşu namus duruşu olarak tanımlıyorum. Herkesin onlara büyük de bir minnet borcu var, çünkü bu kadar ağır bir propaganda saldırısında Gezi Parkı’nın ağaçlarına ve insanlarına koruma kalkanı olarak inanılmaz büyük bir görev yaptılar.

Gazda ilk annem düştü

* Anneniz Ayşe Önal 68 kuşağı aktivistlerinden. O da katıldı mı Gezi direnişine sizinle beraber?
Evet katıldı. Hatta şöyle bir anımız var. Yine bir akşam nöbetteyiz. Milletvekillerimiz Aykut Erdoğdu, Candan Yüceer, Yüceer’in kocası, annem ve ben varız. Biz hepimiz genç 35 yaş kuşağıyız, sadece annem aramızda bir önceki kuşaktan. Annem bize ahkâm kesip tecrübesi ile eziyor. ‘Ben bu işlerin kitabını yazarım. Gaz da neymiş. Benim arkamda durun sizi korurum’ filan diyor. Derken kesif bir gaz kokusu geldi. Baktık annem yerde. Az önce bizi korumayı vaat eden tecrübeli gösterici ilk düşen olmuş. Biz ise hâlâ sapasağlam ayaktayız.

* Tekerlekli sandalye üzerinde gaz yiyen çok insan oldu. Siz de onlardan biriydiniz. O durumda gaza maruz kalmak nasıl bir duygu?
Çok farklı değil, herkes gibi ağır saldırıya uğradığını hissediyorsun. Ancak uzaklaşmak, kaçmak daha uzun ve çetrefilli oldğu için daha çok gaz yiyorsun.

* Yoğun gaza maruz kaldığınız o günlerden birinde yaşadıklarınızı Meclis’te 25 Haziran’da yaptığınız konuşmada anlattınız. Şöyle dediniz: ‘22 Haziran 2013 günü taksiyle Dolmabahçe’den Gümüşsuyu’na karanfil koymaya giderken, polisin yolu kapattığını gördüm. Yürüyemeyeceğimi ve beni geçirmelerini rica ettim. Memur nazikçe amirine bilgi verdi. Ne yaptıysam amirin beni insan yerine koymasını sağlayamadım. Vali Bey’e ulaşamayınca hayli önemli bir görevde bulunan birini aradım. “Neden sürekli böyle bir muameleyle karşılaşıyoruz” diye sordum. Vali’nin, ‘CHP’li vekillerin gözünün yaşına bakmayın’ emrini verdiğini söyledi.’ Kimdi bunu size aktaran önemli görevdeki kişi?
Ben meclisteki konuşmamda söylenebilecek her şeyi söyledim. Çok yüksek bir mevkide birisinden bu yanıtı aldım. Bu kadarını söyleyebilirim.

*Hükümette yüksek bir mevkide birisi mi bu kişi?
Evet. Başbakan’a çok yakın birisi.

‘Ben darbeci değilim’  sosyo- psikolojik baskı

* Mısır’da yaşananları siz nasıl tanımladınız?
Öncelikle şunu söylemek isterim; ‘Darbeci misin, değil misin’ şeklindeki bir soruyu otoriter siyasetin sindirmeci üslubunun bir parçası olarak görüyorum. Mısır’da bir darbe olurken buradaki herkes neden refleks olarak ‘Ben darbeci değilim’ demek zorunda bırakılıyor.

* Ama böyle bir tartışma sizin partinizin içinde de yaşandı. Birgül Ayman Güler’in Mısır’daki darbenin desteklenmesi gerektiği yönündeki sözleri tepki görmedi mi?
Her milletvekili kendi sözlerinden sorumludur. Benim çıtam evrensel sosyal demokrasi. Ama bir toplumda siz herkesin bir refleks olarak başka bir ülkedeki darbeden konuşulurken, ‘Ama ben darbeci değilim’ refleksini göstermesini siyasal alandaki sosyo-psikolojik baskının sonucu olduğunu düşünüyorum. Mesela Fransa’da böyle bir durumda kimse kendi duruşunu açıklamak durumunda bile hissetmez, güler bu tartışmaya.

* Hükümet Müslüman Kardeşler’e yönelik darbe üzerinden ‘Gezi’de de bize aynısı yapılmaya çalışıldı’ şeklindeki vurgusunda haklı olabilir mi?
Komploculuk geleneği var Türkiye’de. Üçüncü dünya görüşüdür bu. Komploculukla ve paranoyayla halkı daha iyi yönetirsiniz. Söyleyecek sözünüz kalmadığında, halkınıza gerçekten zulüm ettiğiniz ortaya çıktığında popülist söylemlere, komploculuğa sığınırsınız. Bence asıl komplo Ali İsmail Korkmaz’ın dövüldüğünü gösteren MOBESE görüntülerini yok etmektir. Bütün Gezi Parkı insanlarını komploculukla suçlayanlar bence gerçek komployu burada arasın. Gezi’nin gençleri bizlerin bile zorbela çıkmayı başardığı ağır propagandadan çıkmayı başardı. Ama o propagandayı yapanlara şunu sormak isterim; mağdurun yanında durmak erdemdir de zalimin yanında durmak nedir? O, ya saray soytarılığı ya da dalkavukluktur. Ülkemizdeki bu güce tapınma kültürünü acilen dönüştürmemiz gerekiyor.

Dileğim barış sürecinin ne olursa olsun yürümesi

*Kürt sorununda gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz? Gezi, barış sürecini etkiledi mi?
Ulusal bir barış sürecinin ancak toplumun bütün kesimlerinin katılımıyla olabileceğine inanıyorum. Biz biliyorsunuz bilgilendirilmiyoruz bile bu konuda. Sizin bildiğiniz kadar biliyoruz. Barış sürecinde ikna olmadığım belki minik bir yer şu olabilir; her barış süreci çok şeffaf olmalı. Topluma açık olarak yürütülmelidir. Benim kişisel arzum bu sürecin yolunda gitmesi ve çok acılar yaşatan bu sorunun çözülmesidir. Ama bu konuda geçmişte çok çalışan bir parti olarak CHP’nin bilgilendirilmesi gerekir. Bütün barış süreçleri şeffaf ve toplumun her kesimini kapsayıcı olmalıdır. Bunun yeri de meclistir.

*Gülseren Onanç’ın genel başkan yardımcılığından istifasına neden olan anket sonuçlarını doğrulayan bir şey söylüyorsunuz. Barış sürecini destekliyorsunuz, yanlış anlamıyorum değil mi?
Sosyal demokrat taban olarak, Gürsel Tekin’in de söylediği gibi, bütün CHP’lilerin çocuklarının ismi Umut, Barış... Nasıl barış sürecine karşı olabilirsiniz ki? Ama kapalı bir süreçle gitmez. Bir şeyler aksak gidiyor gibi bir durum var. Biz bu sürecin katılımcısı yapılmadığımız için doğrusu aksak giden tarafı anlayamıyorum. Ama dileğim ne olursa olsun yürümesi.

Haber: Hürriyet

    Pazartesi, 15 Temmuz 2013 09:27

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica