"Dış politikayla ilgili bir hata yaparsanız bunun bedelini bütün Türkiye öder"

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Parti Meclisi Toplantısı öncesinde açıklamalarda bulundu.

"Sen Şam'a gidecekken 2,5 milyon Suriyeli Türkiye’ye geldi. Nasıl bir öngörüdür, nasıl bir devlet yönetimidir, nasıl bir akıldışılıktır."

"Parti Meclisimizin değerli üyeleri, büyük bir olasılıkla kurultay öncesi yaptığımız son Parti Meclisi olacak. Olağanüstü bir durum çıkarsa Parti Meclisi'ni tekrar yeniden toplarız.

Gerek miting meydanlarında, gerek grupta yaptığım konuşmalarda ısrarla bir konuyu hep vurguladım, "Bir devlet nasıl yönetilir" diye. Devlet yönetiminin ne kadar önemli olduğunu vurguladım. Devletin akılla, bilgiyle, birikimle, hukukla yönetilmesi gerektiğinin altını özenle çizdim. Devleti kendi kişisel ikballerinizle yönetirseniz ülkeyi kaosa sürüklersiniz. Gerek tarihe bakın, gerek geleceğe bakın bütün bilginler devlet yöneticilerine hep bunu öğütlemişlerdir, "Devleti bilgiyle, akılla yönetin" diye. Bu çizgiden uzaklaştığınız zaman bir toplumu kaosa sürüklersiniz. Devlet yönetiminde elbette, yani devleti yöneten iktidarlar elbette hata da yapabilirler. İç politikada yapılan hataların bedelini toplumun bir kesimi ödeyebilir. Tarım politikasında hata yapmışsınızdır, çiftçiler bedel ödemiştir. Emek politikasıyla ilgili hata yapmışsınızdır, taşeron işçiler bedelini ödemiştir. Ama dış politikayla ilgili bir hata yaparsanız bunun bedelini bütün Türkiye öder. Yani ülkenin tamamı öder. Ve bir özelliği daha vardır. Dış politikadaki hata sadece bugünkü kuşaklara değil, gelecek kuşaklara da yansır.

O nedenledir ki, dış politika asla iç politikanın malzemesi haline dönüştürülmez ve dış politikanın bir diğer özelliği, dış politika ulusal çıkarlar üzerine inşa edilmek zorundadır. Yani Türkiye içinde farklı görüşleri olan siyasal partiler dış politikada birlik oluştururlar. Dış politikanın temel özellikleri bunlardır. Kuşkusuz dengelerin iyi korunması, dostlukların iyi korunması, çıkarların iyi korunması dış politikanın ana ögelerinden biridir.

Değerli arkadaşlarım,

Suriye politikasının Türkiye açısından ortaya çıkardığı tablo iç açıcı bir tablo değil. En baştan beri Suriye politikasının yanlışlığını ısrarla ama ısrarla vurguladık. Biz "Siz yanlış yapıyorsunuz, mezhep endeksli dış politika olmaz. Bu doğru değildir" dedik. "Siz Esadçısınız" dediler. "Yanlış bir politika izliyorsunuz, Türkiye'yi Ortadoğu bataklığına sürüklemeyin" dedik, "Siz Baasçısınız" dediler. Oysa biz dış politikaya hiçbir zaman bir partinin ekseninden bakmadık. CHP'nin dış politikası, diye bir kavramı özellikle hiç kullanmadık. Hep Türkiye'nin dış politikasından söz ettik. Türkiye'nin dış politikasının yanlışlığından söz ettik ve ısrarla hep bunu vurguladık.

Değerli arkadaşlarım,

24 Ağustos 2012… Bu tarihi bütün yurttaşlarımın bilmesini isterim. Grup toplantılarında, Parti Meclisi'nde, miting meydanlarında bu hataları sayarken sadece söylemekle yetinmedik. Bu tarihte, 24 Ağustos 2012'de dönemin Başbakanı'na bir mektup gönderdim Suriye politikası konusunda. Ve değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz bizi hep şöyle eleştirirlerdi. "CHP hep eleştirir, hep tenkit eder ama hiçbir zaman çözüm önermez." Bu mektupta değerli arkadaşlarım, çözümümüz de var. Suriye'de nasıl bir politika izlememiz gerektiği burada anlatılmış durumda.

Bakın bu mektubun birinci sayfasından okuyorum size değerli arkadaşlarım: "Suriye'deki şiddet ve çatışmaların durdurulmaması halinde ülkenin parçalanması, iç savaş boyutlarının genişleyerek bölgesel ve uluslararası bir itilafa dönüşmesi de dışlanamayacak bir olasılıktır" demişiz.

Bizim öngörümüz bu ve bugün üzülerek söylüyorum gerçekleşti. Biz devleti yönetmiyoruz bakın. Bizim emrimizde Dışişleri Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, bizim emrimizde büyükelçiler yok. Ama biz aklımızı kullanıyoruz. Biz dünya dengelerini okuyoruz. Biz Ortadoğu'nun ne olduğunu biliyoruz. Sadece bugününü değil, tarihini de çok iyi biliyoruz. Ama siz ülkeyi yönetiyorsunuz bırakın Türkiye'nin gerçeğini, dünyanın gerçeğini, bırakın Ortadoğu'nun gerçeğini Suriye'nin gerçeğini dahi bilmiyorsunuz.

Bu mektubun ekinde arkadaşlarım 3 sayfalık "Cumhuriyet Halk Partisi Suriye Çözüm Önerisi" var. Hem gerekçesi, hem yol haritası tek tek sıralanmış. Türkiye'de toplanacak bir uluslararası Suriye konferansının hangi gündemle toplanması gerektiği burada açıklanmış. Birinci gün, ikinci gün, üçüncü gün oturumlarında neler konuşulmalı burada anlatılmış.

Değerli arkadaşlarım,

Biz bunu yaptık ve gönderdik. Niçin gönderdik? Ülkemizi sevdiğimiz için. Ülkemizin çıkarları için gönderdik. "Dikkat edin, yanlış yapıyorsunuz" dedik. "Ortadoğu bataklığına saplanan bir Türkiye o bataklıktan bedel ödemeden kurtulamaz" dedik. "Hayır" dediler, "Biz bildiğimizi okuruz, her şeyi en iyi biz biliriz" dediler.

Değerli arkadaşlarım,

Ben bu mektubu gönderdim, arkasından dönemin Başbakanı daha sonraki bir tarihte Suriye politikamızı eleştirdi. Bizim Suriye'ye yönelik onlara gönderdiğimiz mektubu eleştirdi ve kendi önerilerini de saydı. Neler yapacaklarını da söyledi. 5 Eylül 2012, Sayın Erdoğan konuşuyor: "CHP yarın Şam'a gidecek yüz bulamayacak, göreceksiniz" diyor. "Ama inşallah biz en kısa zamanda Şam'a gidecek, oradaki kardeşlerimizle muhabbetle kucaklaşacağız" diyor.

2012 – 2015 buyurun gidin bakalım, gidebildiniz mi? 1İnşallah Selahaddin Eyyubi'nin kabri başında Fatiha okuyacak, Emevi camisinde namazımızı da kılacağız. Bilal-i Habeşi'nin, İbn-i Arabi'nin türbesinde, Süleymaniye Külliyesi'nde, Hicaz Demiryolu İstasyonu’nda kardeşliğimiz için özgürce dua edeceğiz1 diyor. Bu başka bir ülkenin toprakları için kullanılan cümleler arkadaşlar. Biz ne söylüyoruz, onlar ne söylüyorlar.

Peki değerli arkadaşlarım, bunlar oldu da ne oldu? Bizim söylediklerimize uymadılar. Kendi söylediklerini yaptılar. Ne oldu? 2,5 milyon Suriyeli geldi Türkiye'ye. Hedefe bakar mısınız arkadaşlar. 180 derece birbirine zıt bir gerçekleşme. Sen Şam'a gidecekken 2,5 milyon Suriyeli Türkiye'ye geldi. Nasıl bir öngörüdür, nasıl bir devlet yönetimidir, nasıl bir akıldışılıktır arkadaşlar. Bu tabloyu sağduyusu olan, aklı olan her yurttaşımın değerlendirmesini isterim. Süleyman Şah Türbesi; gidecektik ya Bilal-i Habeşi'ye. Süleyman Şah Türbesi’ni kaçırmak zorunda kaldık. Öngörüye bakın siz, hedeflere bakın, ilkelere bakın siz değerli arkadaşlarım.

Musul Başkonsolosluğumuz basıldı. 49 kişi rehin alındı. Rehin alanlar IŞİD terör örgütü ama IŞİD demekten korkuyorlar. IŞİD'e terör örgütü demekten korkuyorlar. Şu öngörüye bakın, şu hedeflere bakın, şu ilkelere bakın, şu devlet yönetimindeki anlayışa bakın. Niğde'de, Suruç'ta, Ankara'nın göbeğinde terör estirdiler. Biz boşuna mı diyorduk size, "Ortadoğu bataklığına Türkiye'yi sokmayın" diye. Sonuçta ne oldu? Türkiye terör ithal eden ülke konumuna geldi. Yazık günah değil mi bu ülkeye? Bir devlet böyle mi yönetilir? Bir ülke böyle mi yönetilir? Görkemli tarihi olan, Ortadoğu'nun ne olduğunu en iyi bilmesi gereken bir Türkiye böyle mi yönetilir? Kişisel hırslarla ayağa kalkıp bir ülkemi yöneteceksiniz siz?
Bu da yetmedi değerli arkadaşlarım, tırlarla silah gönderdiler. "Silah göndermeyin" dedik. "Komşuya silah gönderirseniz Müslümanı Müslüman'a kırdırırsınız. Yapmayın etmeyin" dedik. "Biz silah göndermiyoruz" dediler. "İnsani yardım gönderiyoruz" dediler. Sonunda belgeler çıktı, videolar çıktı silah gönderilmiş.

Bakın değerli arkadaşlarım, o da ciddi bir dramdır aslında. Onun üzerinde de bizim durmamız gerekiyor. Sayın Davutoğlu'nun yaptığı açıklama var Rus uçağının düşürülmesi üzerine. "MİT tırlarına operasyon yapanlar bu katliamdan sorumludurlar" diyor. Yani "Biz silah gönderiyorduk izin vermediler." Oysa o silahların tamamı gitti. İzin vermediler ve sorumlular... İtiraf ediyor. Devlet yönetiminde vatandaşa yalan söylemek var mıdır? Acaba o yalanları söylerken hiç mi vicdanınız sızlamadı sizin? Aynı kabinede bir bakan, aynı kabinede Davutoğlu Başbakan, O da bakan. Şimdi onun söylediklerine bakalım ne söylüyor… "Burada bizi izleyenlerin huzurunda yemin ediyorum" diyor Sayın Tuğrul Türkeş. "Vallahi ve billahi o silahlar Türkmenlere gitmiyor" diyor. "Bilerek söylüyorum" diyor. "İddiayla söylüyorum bizim o bölgeyle irtibatımız var. Bayır Bucak Türkmenleriyle, Halep'tekilerle irtibatımız var" diyor. O silahlar oraya gitmedi.

Evet o silahlar nereye gitti? Bu sorunun cevabını hep beraber bekliyoruz. Nereye gitti o silahlar? Bütün bunlar hangi gerekçeye dayandırıldı, o da çok ilginç. Suriye’de demokrasi yok. Sen kendi ülkene demokrasiyi getirdin mi ki Suriye'deki demokrasiyle uğraşıyorsun? Önce kendi ülkene demokrasiyi getir.

Suriye'ye maliyeti ne oldu değerli arkadaşlarım. 18 Aralık 2011 – 21 Haziran 2015 Suriye’de ölen insan sayısı 250 bin. 250 bin kişi iç savaşta hayatını kaybetti. Bunun 69 bin 123'ü sivil arkadaşlar, masum insanlar. 10 bin 901'i çocuk. 7001'i de kadın. Kadınlara, bu masum insanlara, çocuklara yazık günah değil mi? Kimin elleri kanlı? Bunun hesabını sormak zorundayız kimin elleri kanlı? Kim yaptı, kim ortaya koydu bu tabloyu?
Az önce gönderdiğim mektuptan bir bölüm okumuştum. 2012'de dönemin Başbakanına gönderdiğim mektuptan bir bölüm okumuştum. Eğer bu iş böyle devam ederse olay uluslararası boyuta ulaşabilir, diye. Şimdi Suriye'de kim var? Amerika var, Rusya var, İran var, Fransa var. En son BM Güvenlik Konseyi bir karar aldı isteyen herkes artık oraya gidebilecek. Türkiye nerede? Biz onlara zamanında dedik ki "Gelin şu Türkiye'de bir uluslararası Suriye konferansı toplayın. Eğer Suriye'nin sorunları varsa, Ortadoğu'da bir sorun varsa sorunun çözümünde adres Türkiye olsun" dedik. Bunu niçin söyledik? Kendi ülkemizin çıkarları için söyledik. Ortadoğu’da sorun çıktığında bu sorunu ancak Türkiye çözer algısının yerleşmesini istedik. Kendi insanımız için, bölgenin çıkarları için, ülkemizin çıkarları için istedik bunu. "Hayır" dediler. Bizim önerimizi onlar kabul etmedi, Rusya aynı öneriyi yaptı ve bizimkiler Cenevre'ye, Viyana'ya gittiler. Niye gittiniz o zaman? Biz öneriyi yapınca kabul etmiyorsunuz da diğerleri öneri yapınca neden koşa koşa gittiniz? Çünkü iplerin elinizden çıktığını gördünüz ve gördüler.

Değerli arkadaşlarım,

Bir gerçek var Türkiye'nin politikası tamamen çökmüştür. Suriye'nin toprak bütünlüğü federatif bir yapıya doğru, Suriye süratle koşmaktadır. Esad'lı, Esad'sız çözüm tamamen çökmüştür. Neleri öngörüyorlardı, nelerle karşılaştılar. Ve bu süreçte en büyük zararı oradaki Türkmenler görüyor. En büyük zararı görenler Türkmenler. Türkmen tablosuyla ilgili bir bilgi sunayım size değerli Parti Meclisimizin üyeleri. Tel Abyad bölgesindeki Türkmenler, tümüyle PYD'nin kontrolünde. Cerablus - Mare hattındaki Türkmenler, İŞİD'in kontrolünde, İblid bölgesindeki Türkmenler, muhaliflerin kontrolünde. Humus ve Hama'daki Türkmenler, Esad rejiminin kontrolünde. Türkmenlerin kendi kontrolünde olduğu sadece bayır bölgesi var, oradaki yerleşik Türkmen nüfus 15- 20 bin kadar. 3 - 3.5 milyon Türkmen'den söz ediyoruz değerli arkadaşlarım. Faturayı ödeyenler yine bizim soydaşlarımız. Yazık günah değil mi?


Değerli arkadaşlarım,

Suriye politikasındaki yanlışlıklar zinciri devam ediyor. Ama bir şeyinde altını özenle çizmek isterim, Türkiye güçlü bir ülkedir, Türkiye büyük bir ülkedir. Türkiye kendi sınırlarının ihlaline izin vermez, vermemelidir. Kendi ülkesinin çıkarlarını korumalıdır. Bir başka ülke, Türkiye bir şey yapmaz, diye bizim sınırlarımız, toprak bütünlüğümüzü ihlal etmemelidir. Herkes bu konuda dikkatli olmalıdır. Rusya'yla köklü ilişkilerimiz var, tarihten gelen ilişkilerimiz de var, bugün de köklü ilişkilerimiz var. Biz nasıl kendi ülkemizin yöneticilerine sağduyu öneriyorsak, Rusya'nın yöneticilerine de sağduyu öneriyoruz. Kin ve öfkeyle ilişkiler yürümez, sağduyuyla yürür ilişkiler. Oturup iki ülkede özeleştirisini yapabilmeli. Kavga, iki ülkeye de zarar verir. Bölgenin de, Türkiye'nin de, Rusya'nın da savaşa tahammülü yoktur. Tam tersine, ülkeler el ele verip, Suriye sorununu çözmek zorundadırlar. Bunu çözdüğümüz andan itibaren bölgede rahatlayacaktır, dünyada rahatlayacaktır. Ortadoğu'nun kaynaması, daha doğrusu kaynayan bir Ortadoğu, bütün Dünya'yı etkiliyor. Fransa'ya bakın, Belçika'ya bakın, Almanya'ya bakın, Türkiye'ye bakın, bütün bu tablo hep Ortadoğu'dan gelenlerle, Ortadoğu'dan ortaya çıkan terörle başka bir sürece evriliyor, korkunun egemen olduğu bir sürece evriliyor. O nedenle hepimizin çok dikkatli olması gerekir ve bu konuda daha tutarlı olmamız gerekir.

Bir tabloyu daha bilgilerinize sunmak isterim. Devlet yönetiminde bilim ve akıl gerekir ama aynı zamanda tutarlılıkta gerekir. 2 başlı devlet yönetimi olmaz. Düşürülen bir uçak dolayısıyla arka arkaya açıklamalar yapılıyor, biri diğerini yalanlayan açıklamalar, tutarsız açıklamalar. Nereden? Kaçak Saray'dan yapılıyor. Bir bekle kardeşim, bir bekle. Açıklama yapıyorsun, 10 dakika sonra onu düzeltiyorsun. Devlet böyle mi yönetilir? Bir bekle, bu ülkenin bir Başbakan'ı var, bir Genelkurmay Başkanı var, bekle de önce onlar bir açıklama yapsınlar.

Bir cümleyi burada kullanmıştım ve çok alınmışlardı. "Her şeye maydanoz olan kişi Cumhurbaşkanlığı yapamaz" diye, yapmamalıdır. Böyle bir şey olamaz. Devlet belli bir tutarlılık içinde yönetilir. Açıklama yapıyorsunuz, 10 dakika sonra düzeltiyorsunuz açıklamanızı, neden? Türkiye'nin iyi yönetilmediğini artık bütün Dünya biliyor, bütün vatandaşlarımın da bilmesini isterim. Böyle bir yönetim Türkiye'ye felaket getirir, bölgeye de felaket getirir. Sağduyu çağrımızı yineliyoruz, Türkiye’nin çıkarlarını sonuna kadar savunuyoruz. Bölgede taraf olan devletlerin sağduyuyla hareket etmesini, başka ülkelerin sınırlarına tecavüz etmemesi, uyarıları dikkate alması gerektiği konusunda da duyarlılığımızı kamuoyuyla paylaşıyoruz. Ülkelerin barışması, kaynaşması, dünyaya barışın gelmesi açısından çok ama çok önemlidir, biz bunu savunuyoruz. Suriye'de geldiğimiz nokta, herkesin kazandığı ama Türkiye'nin kaybettiği bir noktadır, üzülerek söylüyorum. En ağır bedeli de Suriye'de ki Türkmen kardeşlerimiz ödüyor. Plansız programsız, dünya dengelerini okumadan, ben her bilirim, ben her şeyi yaparım, ben dünyanın merkezindeki adamım diye yola çıkarsanız, bir dönem kullanmıştım, Ortadoğu’nun şamar oğlanı haline gelirsiniz, sizi kapıda bekletirler. Altını özenle çizerek yine söylüyorum, en büyük endişem, Suriye sorununun çözümünde PYD masaya oturacak, Türkmenlerde acaba masaya oturacak mı? Bu gerçeğin altını bütün millete havale ediyorum, geldiğimiz trajik noktayı kamuoyuna sunmak açısından. Peki, bu tabloyu kim yarattı? Sınırımızı ihlal etti diye Rusya'nın uçağını düşürdük. Peki, bu tabloyu kim yarattı? Bu tablonun asıl sorumlusu kim? Türkiye'yi, Ortadoğu bataklığına sürükleyen kim? İŞİD terörünü Türkiye'ye ithal edenler kimler? Bu soruların cevaplarını her vatandaşım vicdanında kendisine sorsun. Oluk oluk Müslüman kanı akıyor Ortadoğu coğrafyasında. Her vatandaşım bu soruyu kendisine sorsun, vicdanına sorsun. Mezhep endeksli, kimlik endeksli bir politikanın Türkiye'yi getirdiği nokta budur. Ortadoğu neden yıllardır bir türlü düzelmiyor? Bu politikalar yüzünden. Bir o politikalardan ayrışmıştık, şimdi o politikaların bir parçası haline dönüştür, sorunumuzda burada. Ama baştan söyledim, Türkiye güçlü ülkedir, sorunlarını çözme kapasitesine sahiptir. Hiç kimsenin umutsuzluğa kapılmasını istemeyiz. Herkes, bütün bu gerçekleri düşünerek, kendi vicdanında ve gönlünde yol haritasını yeniden belirlemelidir."




 

    Çarşamba, 25 Kasım 2015 16:33

Bağlantılı Konular