Haluk Koç Başbakan’a sordu: “Kabataş’taki soysuzlar ile Cami’de içki içti dediklerin senin özel görevlendirdiklerin mi”

“Başbakan estin gürledin, milletin en kutsal alanında sömürü yaptın, sörf yaptın, dolaştın. Çık açıkla. Kabataş’ta şu anda, şu saatte, şu görüntülerde, şu kişi, şu kişi, şu kişi bu hanım kardeşimizi taciz etti. Çık göster. Açıkla kimliklerini. Niye açıklayamıyorsun? Onlar senin özel görevlilerin mi?”

“Her zulüm karşı asisini, her zalim kendi başını yiyecek, ona isyan edecek bir süreci yaratır”
“Bu Başbakan, Demokrasi özürlüsüdür, yargı kuşatıcısıdır, medya karartıcısıdır, şiddet uygulama emredicisidir. Kendinden, halkından, yarınından korkan bu Başbakandır.”
“İstenen dikensiz gül bahçesi, muhalefetsiz bir demokrasi, kendi kafama eseni yapacağım diye tutturan bir diktatör.”
“Eşsiz, değersiz Yozgatlı hukukçu Bekir Bozdağ Bey mahkemelere örtülü bir talimat veriyor. Aman ha, 1 yıl daha kalsın. Sakın tahliye filan çıkartmayın diyor.”
“ Bu ramazan gününde Bekir Bozdağ, Bülent Arınç, Tayyip Erdoğan’a  demokrasi adına yüce Tanrı’dan, asgari izan, akıl, denge, duyarlılık diliyorum.“
“İktidar partisi büyük bir korku, büyük bir çekince ve büyük bir paranoya altındadır. AKP intikam peşine düştü, muhalif avı başlattı.”
“Sivil toplum kuruluşlarına demokrasinin kuralları içerisinde çalışma imkanı vermemek bizzat demokrasiye darbedir. TMMOB’ne  dönük olan yapılan düzenleme demokrasiye darbelerden biridir”

“AKP’nin amacı belli. Konuşan herkes susacak, hiç kimse AKP’yi sorgulayamayacak. Sürdürülen operasyonlarda olduğu gibi,  herkes takip edilecek, ileri giden yeni bir örgüt senaryosu içerisine konacak ve süründürülecek”
“Başbakan’a ve yanında arzı endam eden zevatı bir kere daha uyarıyoruz. Gezi eylemleriyle tahrir gösteriler arasında bir benzerlik kurup, Türkiye’de sokakta olanları darbe kışkırtıcılığı olarak yorumlamayın, hayali terör örgütleri, darbe sevdalıları organizasyonları yaratmayın, bu kapıdan size artık mağduriyet çıkmaz.”
“AKP ile TBMM’de birlikte çalışmaya gayret etmek, her an, her dakika her türlü kazığın atılabileceği, her türlü dalaverenin çevrilebileceği bir ortamı da beraberinde yaşamak demektir.”

CHP Sözcüsü Haluk Koç MYK toplantısı devam ederken basın toplantısı düzenledi, açıklamalar yaptı ve gazetecilerin sorularını da şöyle yanıtladı;

“Değerli arkadaşlarım, öncelikle tüm ulusumuza hayırlı bir ramazan geçirmelerini diliyoruz. Kargaşadan uzak, barış içerisinde, huzur içerisinde ama her zaman olduğu gibi bunların ir bölümü temennide kalıyor. Ne yazık ki süreç yeni karışıklıklarla, yeni baskılarla pek temenni edildiği düzeyde akmıyor. Bunu da ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, şuanda Merkez Yönetim Kurulumuz halinde ama dün gece mecliste yaşanan bir AKP klasiğiyle başlamak istiyorum. AKP klasiği deyince aranızda yeni muhabirliğe başlayanlar var. Belki uzun dönem AKP’yi izlememiş olanlar olabilir. Çok net ifade edeyim AKP’yle TBMM’de iş tutmak, yani birlikte çalışmaya gayret etmek her an, her dakika her türlü kazığın atılabileceği, her türlü dalaverenin çevrilebileceği bir ortamı da beraberinde yaşamak demektir. Bunu deneyimli bir kişi olarak söylüyorum. AKP parlamentoya girdiği andan itibaren, iktidar olduğu andan itibaren uzun süre mecliste grup başkanvekili olarak görev yapmış bir kişi olarak söylüyorum. Uzlaşmadan uzak, hani nerede kimi hangi saat nasıl kandırırım hesabını güden ve bunun ince tezgahını döşeyen bir toplum kesimine kazık atarken bu attığı kazığı bir başka toplum kesimine de bir lütufmuş gibi, onlara dönük bir yararmış gibi sunarak buradan çıkmayı hep düşünmüş olan bir siyasi parti. TESK yasasında böyle olmuştur 2005 – 2006’da. Türkiye Ziraat Odaları Birliği yasasında aynısını yapmışlardır. Medeni kanunda aynısını yapmışlardır. Türk ceza kanununda aynısını yapmışlardır. Şimdi de meşhur bir torba yasa var. Torba değil büyük bir denk. Dengin için torbalar var, torbaların içerisinde küçük çıkınlar var, çıkınların içerisinde küçük küçük parçacıklar var. Böyle bir kanun tekniğiyle getirilen bir süreç izliyorsunuz ve burada ve utanmadan koskoca bir Başbakan Yardımcısı, Hükümet Sözcüsü çıkıyor getirdikleri torba kanunun kanun tekniğine aykırılıklarını görmüyor. İçeride neyi neye istiflediklerini görmüyor, muhalefet niye bu maddeler üzerinde önerge verip konuşuyor da uzatıyor diye utanmadan 1,5 saat hükümet toplantısı sonrasında muhalefeti eleştiriyor.

Değerli arkadaşlarım, şimdi bakın, iktidar partisi büyük bir korku, büyük bir çekince ve büyük bir paranoya altındadır. Bu açık net ortadadır. Şimdi kendisine dönük olarak işletildiğini zannettikleri bir sürecin bütün akıllarına göre sorumlularından intikam peşine düştüler. Yani iktidar partisi işi gücü bıraktı şimdi bu sürecin sorumluları arasında gördüğü bütün sivil toplum kuruluşlarından, meslek odalarından, muhalefet unsurlarından intikam peşine düştü. Yani bizzat muhalif avı başlattı AKP. Sivil toplum kuruluşlarına demokrasinin kuralları içerisinde çalışma imkanı vermemek bizzat demokrasiye darbedir. AKP’yle demokrasinin artık yan yana gelmeyeceğini çok iyi görmüş oluyoruz, yaşamış oluyoruz, ders çıkartmış oluyoruz. Şimdi baktığınız zaman bu darbe AKP’nin korkusunu hissettiği, olmayacak darbe rüyalarına yattığı, bizim uzaklarımızda olan kimsenin onaylamadığı darbe girişimlerinden Türkiye’ye mağduriyet ithal eden AKP bizzat demokrasiye darbeyi AKP yapmaktadır. Dün gece Türkiye Mühendis Mimar Odaları Birliğine dönük çıkartılan torba yasadaki o madde bunlardan bir tanesidir.

Değerli arkadaşlarım, maalesef bu intikam peşinde koşmayı parmak demokrasisine dayandırarak yapıyor. Ben çok tanığım. Bu dönem görevi bazı AKP milletvekilleri daha sonra bu süreci eleştirecekler. Sürecin dışına çıktıktan tekrar milletvekili olma beklentileri tükendikten sonra maalesef. Biliyorsunuz harita, plan, etüt ve projelerde bedeli karşılığı bir ön inceleme yapıyordu meslek odaları. Bu ön inceleme yani bu vize işlemi TMMOB’un ve bağlı odaların elinden alındı bu yetki doğrudan Şehircilik Bakanlığına bağlandı. Bunun birkaç anlamı var. Bir defa TMMOB bir meslek odası, sivil toplum kuruluşu. Kamu adına, sivil toplum adına bir ön denetim yapıyorlar. Demokratik kuruluş bunlar.

İkincisi; yakın sürece baktığınız zaman TMMOB en istikrarlı, en mücadeleci muhalif unsurlardan bir tanesi. Değişik konularda TBMMOB’un TTB’yle, KESK’le, DİSK’le oluşturduğu dörtlü mücadele grubu değişik toplumsal alanlarda Türkiye’de önemli bir sivil toplum muhalefeti odağıydı. Bunu hepimiz biliyoruz.

Şimdi, AKP tarafından ele geçirilemeyen yapılardan bir tanesiydi. Aynı zamanda çözüm olarak tarif edilen henüz bizim bilmediğimiz, AKP’nin taraf olarak işlettiği bir süreci de destekleyen önemli kurumlardan bir tanesiydi.
Şimdi bütün bunları alt alta getirecek olursanız kendisine muhalefet odağı olabilecek her yeri kuşatmak, her yeri yok etmek.

Değerli arkadaşlarım, bakın eş zamanlı olarak dün İstanbul’da platformda olan TMMOB üyelerinin gözaltına alındıktan sonra evleri aranmaya başlandı. Bu nedir? Yani TMMOB’dan da bu evleri aranan kişiler sözü geçince aklınıza ne gelmesi lazım? Türkiye’nin daha önce yaşadıkları. Yani bir örgüt senaryosu çiziliyor, bir örgüt üretme dönemi başladı yeni bir örgüt. Bu gayretler bunun içindir.

Değerli basın mensupları, amaç belli, konuşan herkes susacak. Sorgulayan hiç kimse ısrarla AKP’yi sorgulayamayacak, herkes takip edilecek aksini yapan. İleri giderlerse hareketleri eylemli yeni bir örgüt senaryosu içerisine konacak ve yıllarca bu insanlar süründürülecekler daha önce yaşadığımız gibi. Dikensiz gül bahçesi, muhalefetsiz bir demokrasi, kendi kafama eseni yapacağım diye tutturan bir diktatör. Boşuna söylenmedi bu söz.

Değerli arkadaşlarım, yoğun bir siyasi haftadayız. Ekonomik koşullara konuların çokluğu nedeniyle girmeyeceğim. Ama Türkiye bakın uyarıyoruz Sayın Faik Öztrak’ta iki kez basın açıklaması yaptı. Türkiye çok daha sıcak bir sonbahara gidiyor. Üretmeyen, sıcak para dönüşüyle kendi ekonomisini ayakta tutmaya çalışan ama dünyadaki dengelerin değişmesi, bu değirmenin suyunun kesilmesi karşısında ne yapacağını bilemeyen ve siyasi olayların ağırlığı altında da bölgesinde ezilen bir Türkiye. Çok ciddi verilerde sıkıntılar var. Çok daha sıcak bir ekonomi sonbaharına gidiyoruz. Herhalde AKP’yi şiddetle muhaliflerine saldırtan unsurlardan bir tanesi de bu.

Değerli arkadaşlarım, korku toplumu yaratan bir iktidar sözkonusuydu Türkiye’de. Ama bugün artık yavaş yavaş kendisi toplumdan, halkından korkan bir iktidar fotoğrafı yerleşmeye başladı. Buna nereden geliyorsunuz diyeceksiniz. Hepimiz izledik, bir sürü düzmece dava, gizli tanık müessesesi, garabeti, üretilmiş deliller, yargı üzerinde oluşturulan vesayet, haksız, hukuksuz tutukluluklar, partizanlık, yandaş kayırmalar, rant üzerine kurulu ilişkiler, baskı, zulüm, polis şiddeti, Türkiye’yi yalnızlaştıran gayri milli dış politika. Altını çizerek söylüyorum. Ve demokrasinin evrensel kurallarını bir kenara bırakıp kendi kafasına göre kurallandırılmış bir demokrasi. Tayyip tarzı bir demokrasi. Artık bütün bunlar toplumu ve halkı isyan noktasına getirmiştir. Bunları söyledik.

Değerli arkadaşlarım, AKP hala darbe yasalarının arkasına sığınan, gerçek bir demokrasiyi tüm kurum ve kurallarıyla yaşama geçirmemek için direnen bir siyasi görüntüyü vermektedir. Şarkı şu; mağdurum. Ben mağdurum, ben zaten hep mağdurdum. Ben hep mağdurum. Şarkı bu. İçerde mağduriyet üretme noktası bittiği zaman Mısır’daki gelişmelerden Türkiye’ye mağduriyet ithal eden bir AKP mantığı. Mağduriyetin ithal edildiğini de gördük. Türkiye böyle bir mantık içerisinde. Hep mağdurum.

Değerli arkadaşlarım, bu gelişmeleri bir darbe paranoyasına çevirerek Türkiye’de masum ve demokratik yasal haklarını kullanan sivil toplum muhalefetini daha çok ezmenin gerekçesini oluşturmak istiyorlar. Orantısız bir polis şiddeti yaşadık. O emri bizzat Başbakan verdi demiştik kendisi de itiraf etti. Orantısız polis şiddetinden şimdi orantısız adalet kavramına geldik. Orantısız polis şiddeti, orantısız adalet kavramı. Bir sürüde kavram üretmek zorunda kalıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, yolda yürüyen, kafede kızıyla çay içen, bayrak satan geçimini sağlayan kişi bunların yanında en doğal demokratik haklarını kullanan insanlar her yaştan insana şiddet uygulama serbest, gözaltına alma, tutuklama reva, evlerinde kapılarını kırıp arama yapmak normal. Elinde satır, elinde pala, elinde çivili sopa, elinde kazma veya ateşli silah. Bunların hepsini gördük. Ortaya dökülen bir takım yaratıklara polis şefkati var, polis muhabbeti var, polis koruması var ve ayrıca hakim ve savcılardan da özel bir hukuk şefkati var. Bunları yaşadık değerli arkadaşlar. Bunları yaşadık. Ondan sonra Başbakanın düşünüp bu insanlar niye sokağa çıkıyor, niye hiddetleniyorlar diye sorması gerekir. Böyle bir orantısız adalet kavramı olabilir mi? Elinde pala rastgele sallıyor, gördünüz görüntüleri ve kadına sallıyor, kadınında böğrüne tekme atıyor. Gel kardeşim yapma şunu bırak kenara denip polis tarafından şefkatle alınıp nereye götürülüyor? Gözaltına hakime çıkartılıyor. Hakimde evladım bir daha yapma yakışır mı sana diye bırakıyor. Öteki tarafta çok basit nedenlerle insanlar gözaltında ve ağır bedeller ödüyor.

Değerli arkadaşlarım, bunlar hoş manzaralar değil. Başbakanın deyişiyle herhalde uygulamalarda destan yazmak bu. Böyle destan yazılıyorsa o destanı yazanlara da, yazdıranlara da lanet olsun yüzbinkere. Bu kafayla, bu mantıkla devam ederlerse toplumun yarısına gerekirse vurun öldürün algısı yaratarak uygulamaları özendirirse Başbakan girdiği kuyudan çıkamaz. Türkiye’deki her gelişmeden korkan, altında bir darbe senaryosu arayan bu Başbakandır. Olması mümkün olmayan darbeyle yatıp çeşitli darbe çeşitleri senaryosuyla uyanan bizzat bu Başbakandır. Bir darbe zehirlenmesi yaşıyor. Bir korku. Adaleti yönlendiren, talimatlandıran ve artık evinde oturan insanları da bu kadar da olmaz diye sokağa taşıran bizzat bu düşüncelerdir, bu uygulamalardır. Mısır’daki gelişmelerle empati kuran, yaz ortasında kar yağdırmaya çalışan bizzat bu Başbakandır.

Değerli arkadaşlarım, olay açık bunu çok söyledik ama Başbakan bunları duya duya alışacak ve aynada gerçek fotoğrafını görecek. İtibarsızlaşan, ağırlığı kalmayan, bir yıl içerisinde siyasi hükmü de sona erecek olan ve bu tabloda bizzat partisinin içinde tartışılan bizzat Başbakanın kendisidir. İtibarsız, ağırlığı yok, bir yıl içinde siyasi hükmü de bitecek olan ve kendi partisi içinde böyle değerlendirilen bir Başbakandır.

Değerli arkadaşlarım, hak etti mi? Bilemem. Demokrasi özürlüsüdür, yargı kuşatıcısıdır, medya karartıcısıdır, prangalayıcısıdır, şiddet uygulama emredicisidir. İşte kendinden, halkından, yarınından korkan bu Başbakandır.

Değerli arkadaşlarım, bu sözlerim önemli. Kim nereye alırsa alsın. Bakın her Firavunun bir Musa’sı vardır. Her zulüm kendi isyanını, her zalim kendi başını yiyecek karşı asisini yaratır. Sayın Başbakan hiç unutma Bolu beyi eğer zulümde o mertebeye çıkmasaydı karşısında Köroğlu olmayacaktı. Unutma seyisin oğlu Ali’yi Koçyiğit Köroğlu yapan babasının gözüne Bolu beyi tarafından mil çektirilmesidir. Yani onun için diyorum her zulüm karşı asisini yaratır. Her zalim kendi başını yiyecek, ona isyan edecek bir süreci yaratır. Bu örnekleri onun için verdim.

Değerli arkadaşlarım, işte Başbakanın karşısında da artık aşağıladığı, sövmekten çekinmediği, baskı altına aldığı, diktatörlük tasladığı koskoca bir halk var. İki konuya değineceğim mutlaka sorularınız olacaktır. Bir; Mısır’la ilgili çok kısa bir değerlendirme yapacağım.

Bakın, Mursi’nin demokrasi konusundaki çerçevesindeki günahlarının, yanlışlarının, uygulamalarının cevabını sivil demokratik karşı duruşla halk meydanlarda ve sandıklarda vermeliydi Mısır’da. Halkın gerçek demokrasi, kurallı demokrasi, özgürlükçü demokrasi mücadelesini maalesef Mısır ordusu çalarak Ortadoğu’daki emperyalist taleplere ipoteklemiştir. Yaşananlar Mısır’da gayrimeşrudur asla kabul edilemez ve bu girişime karşı Cumhuriyet Halk Partisinin kurumsal görüşünü bizzat Sayın Genel Başkanımız açıklamıştır.

Değerli arkadaşlarım, bu gelişmelerin önemli sonuçlarından bir tanesi de Mısır’daki darbenin Türkiye’deki iktidara bir maliyeti var mıdır yok mudur? Türkiye’deki iktidara bir maliyeti vardır. Önemli sonuçlardan bir tanesidir. Davutoğlu Ahmet beyin kulakları çınlasın. Hala Dışişleri Bakanı değil mi bu saatte kadar bir gelişme yok sabahtan buyana. Davutoğlu Ahmet beyin kulakları çınlasın. Stratejik derinliklerde Başbakanla beraber yüzecekleri yerde keşke bölgede yaşadıklarımızla ilgili stratejik gerçeklerde buluşabilselerdi.

Onlar o rüyaların içerisinde, o derinliklerde gittiler. Suriye’de ayrı gittiler, Irak’ın bütünün de ayrı gittiler, bakıyorsunuz çat kapı her türlü alışverişin yapıldığı Katar’la bile şimdi nane molla olmaya başladılar. Mısır’da bütün kurdukları teori çöktü. Sahiplenemiyorlar. Çok etkili oldukları ABD’ye de en ufak bir imada bulunamıyorlar. Böyle bir süreç. Bu dostluklar bu kadar kolay kaybedilmezdi eğer stratejik gerçeklerle hareket etselerdi derinlik yerine.

İsrail’le danışıklı dövüş, kim kimi ebeleyecek diye oynamazlardı bunca zamandır. Güney Akdeniz havzalarında Kıbrıs Rum kesiminin siyasi ve ekonomik açıdan en zayıf olduğu dönemde Türkiye’nin ulusal haklarının çiğnenmesine böylesine zavallı bir şekilde seyirci kalmazlardı. Keşke o stratejik derinlik yerine gerçeklikte bulaşabilselerdi.

Değerli arkadaşlarım, onun için Başbakana ve yanında arzı endam eden bu zevata bir kere daha tavsiye ediyoruz, gezi eylemleriyle tahrir gösteriler arasında bir benzerlik kurup Türkiye’de sokakta olanları darbe kışkırtıcılığı olarak yorumlamayın, hayali terör örgütleri, darbe sevdalıları organizasyonları yaratmayın, bu kapıdan size artık mağduriyet çıkmaz.

Değerli arkadaşlarım, benim değineceğim son kısa bölüm Anayasa Mahkemesinin kararıyla ilgili. Bu konuda da görüşlerimizi ifade etmek istiyorum. Biliyorsunuz Anayasa Mahkemesi bazı suçlarda uzun tutukluluk süresini, 10 yıla kadar uzayan tutukluluk süresini bu maddeyi iptal etti ve iptal hükmünün 1 yıl sonra yürürlüğe girmesini karara bağladı.

Şimdi değerli arkadaşlarım, öncelikle ilk bölüm doğru. Şimdi gelelim ikinci bölüme. Hukuken doğru olan bir normun 1 yıl uygulamasının ertelenmesine gelelim. Altında ne var? Şimdi sorularım çok net ve açık. Anayasa Mahkemesi Anayasaya aykırılık tespitinde bulundu mu oy birliğiyle bulunmadı mı? Bulundu değil mi? 10 yıl uzun dedi. Bu bir.

Bu iptal ile uygulamada bir hukuksal boşluk doğdu mu? Hayır. Böyle bir boşlukta yok uygulamada. Peki, hukuka aykırı olarak iptal edilmiş bir normun 1 yıl daha geçerli kabul edilebilir olması sizlerce makul mü? Anlaşılabilir mi? Anayasaya aykırı. İptal ettik. O aykırı olan 1 yıl daha uygulanabilir. Yani 1 yıl daha Anayasaya aykırı hukuksuzluk geçerli olabilir Türkiye hukukunda.

Bu makul mü? Bu anlaşılabilir mi? Bu durum Anayasamızın 153. Maddesine de aykırı. Yani Anayasa Mahkemesi anılan yetkiyi kötüye kullanıyor. Onu söylemeye çalışıyorum. Burada konu insan yaşamı ve özgürlüğüdür değerli arkadaşlarım. Hiçbiriniz bir gün bir odada hiç dışarı çıkmadan kaldınız mı? Bu bir hastane odası da olabilir, evde dinlemede olabilir. Konu insan yaşamı ve özgürlüğü ve yıllardan bahsediyoruz. Ben 1 yıl daha haksız olarak kişilerin özgürlüklerini gasp edebilirim yetkisi veriyorsun devlete. Sonuç, Anayasa Mahkemesi bizzat kendisi Anayasa ihlali yapıyor burada.

Değerli arkadaşlarım, hukukun bizzat en üst yargı organı tarafından zorlanması, siyasi iktidarın beklentilerinin parantez içinde söyleyeyim; gerektiğinde örtülü talimatlarının açıkça yerine getirilmediği bir düzen hukuk devletiyle de demokrasiyle de bağdaşmaz. Anayasa Mahkemesi Başkanı anladı bu işi. Dün Sayın Fikret Bila’ya verdiği bir demeç var. Bunu gördüğü için söylüyor. Hakimler derhal uygulayabilir diyor. Biz 1 yıl erteledik ama hakimler derhal uygulayabilir diyor.

Bunu 10 yıla çıkartan önergenin de altında o zaman grup başkanvekili olarak imzası olan eşsiz, değersiz Yozgatlı hukukçu Bekir Bozdağ Bey anında cevap yetiştiriyor. Yani mahkemelere örtülü bir talimat veriyor. Aman ha, 1 yıl daha kalsın. Sakın tahliye filan çıkartmayın diyor.

Değerli arkadaşlarım, içinde yaşadığımız demokrasi fotoğrafı, manzarası bu. Bekir Bozdağ, Bülent Arınç, Tayyip Erdoğan Türkiye’ye demokrasi getiriyorlar. Uygulamalar ortada. Şartlar ortada, bu ramazan gününde hepsine demokrasi adına asgari izan, akıl, denge, duyarlılık vermesini diliyorum yüce tanrının. Olmayacak duaları da bazen yapıyoruz. Ama hiç olmazsa yapmış olmak için onu da belirtelim.

Sorularınız varsa alabilirim.

Soru- Yeni Anayasa çalışmalarıyla ilgili dün muhalefet liderlerini ziyaret etmişti Meclis Başkanı. Bugünde Başbakanla bir görüşmesi var. Siz bu son turdan umutlu musunuz acaba? Eskişehir’deki gezi olayları sırasında siviller tarafından yaralanan bir vatandaşın hayatını kaybettiği belirtiliyor. Onunla ilgili bir değerlendirmeniz olacak mı?

Haluk KOÇ- Evet. Bu 6. Ölüm olayı oldu. Komiserimizle beraber rahmetli Sarı’yla beraber Adana’daki son İsmail Korkmaz’da başından bir darbe almıştı. 6. İnsanımızı kaybettik. Failler yok her zamanki gibi. Sarısülük’ün faili ortada, serbest. Yani deminden beri anlattığım demokrasi ve hukuk üzerindeki AKP uygulamalarının bu sürecin sorgulanmasında da ne gibi engeller, barikatlar ortaya koyduğunu hep beraber görüyoruz.

Acı olan bir gerçek daha var. Önce Allah’tan rahmet diliyorum, Antakyalı aynı zamanda Eskişehir’deki genç çocuğumuz çok ızdırap çekti. Nihat Matkap Bey ziyaret etmişti, bilgi verdi. Oradaki arkadaşlarımız görüşüyorlardı. Allah kimseye başka bu tür evlat acısı da, bu tür acılarda yaşatmasın. Bu hepimizin dileği.

Baktığınız zaman süreç birçok açıdan provokasyon kokan bir süreçten de geçiyoruz, onu da söyleyeyim. Bakın, camide lıkır lıkır içki içtiler diyorlardı değil mi? Size sundular mı onun gösterilerini? Görsel bölümünü? Kuyruklu yalan devam ettirildi. Peki Kabataş’da bir türbanlı kardeşimize kucağında çocuğuyla beraber bir takım yaratıkların saldırdığı söylendi. Hep beraber lanetledik. Her taraf mobese. Herkes her şeyi izliyor. Biri biri gözetliyor bir büyük evdeyiz. Peki, bunu yapan soysuzlar yakalanıp teşhir edilebildi mi? Şimdi ben soruyorum, Sayın Başbakan Anadolu’da meydan meydan dolaşıp provokasyon yaptığın konularda bu olayları yaratanlar acaba ortaya çıkartamadığına göre bunca zamandır, belgeleyemediğine göre şudur şudur şudur diye toplumun önüne getiremediğine göre acaba senin özel görevlendirdiğin provokatörler mi? Özel görevliler mi bunlar Başbakan? Estin gürledim, milletin en kutsal alanında sömürü yaptın, sörf yaptın, dolaştın. Çık açıkla kimse. Kabataş’da şu anda, şu saatte, şu görüntülerde, şu kişi, şu kişi, şu kişi bu hanım kardeşimizi taciz etti. Çık göster. Açıkla kimliklerini.

Yok. Aynı olay. Soruların cevabında. Provokatör bunlar. Eğer olduysa da bizzat Başbakanın veya onun bilgisindeki derin yapının görevlendirmesiyle çıkan süreçler. Çünkü bir yere taşıyacaklar olayı. Toplumda kutuplaştırmaya çalışacaklar, fay hatlarını ateşlemeye çalışacaklar. Ondan sonrada dünden beri yaşadığımız gibi yeni örgütler inşa edecekler. Senaryolar yazacaklar. Hiç kimse yemeyecek, hiç kimsede bu oyuna gelmeyecek.

Soru- Anayasa sorusu vardı…

Haluk KOÇ- Anayasa Sayın Genel Başkanımız toplantıdan sonra açıkladı. Görüşmelerin devam etmesinden yanayız. Ama AKP Başkanlık sistemiyle ilgili dayatmasını masadan çekmediği sürece bu masanın üzerinde ortaklaşa bir üretim olmayacağı da çok net ve açık. 39 madde bilhassa yürürlük ve yürütmeyle ilgili 39 madde başkanlık sistemi dayatması dolayısıyla kitlenmiş bulunuyor. AKP bunu çekmeden havada iyi niyet gösterisinin de bir anlamı kalmamı oluyor. CHP görüşmelerin devamından yana, masadan kalkan kaçan olacak olursa zaten iktidar partisi olacağı belli, tıpkı İç Tüzük Komisyonunda kaçtığı gibi.

Soru- Torba teklif henüz yasalaşmadı ama yasalaştıktan sonra Anayasa Mahkemesine gitmeyi düşünüyor musunuz? Şimdiden tartışmaya başladınız mı MYK’da? İkinci olarak da, Genel Başkanın bir açıklaması oldu yabancı bir gazeteciye Gezi Parkı eylemcilerinden yerel seçimlerde aday çıkarmayı planlıyoruz dedi. Böyle bir plan var mı? İsim var mı?

Haluk KOÇ- Şimdi tabi ki, her çıkan yasa CHP Grubunda hukuk uzmanları tarafından da değerlendiriliyor. Anayasa Mahkemesine başvurulacak hususlar olacaktır. Maddeler olacaktır. Onlar gerekçelendirildikten sonra kanuni süresi içerisinde CHP başvuracaktır. Ama sosyal boyutta hak kazanılmış, çeşitli toplum kesimlerinde bir iyileşme sağlamış, maddi ya da statü bakımından maddelerle ilgili tabi ki CHP bir işlem yapmayacaktır. Ama eşitsizlik olan, hak kaybı olan deminde bahsettiğim gibi olumsuzluklar olan noktalarda CHP çalışmalarını yapıp başvuracaktır.

Diğer konuya gelince, CHP demokrasi ve özgürlük manifestosuyla bugün sokakta hayatıma karışma, ben kurallı ve kurumları iyi çalışan bir demokrasi istiyorum. Ben bu çağın gerektirdiği, sorumluluklarını bilen özgür bir yurttaş olmak istiyorum diyen herkesin talepleriyle örtüşecek manifestosunu yayınladı.

Bu son olaylardan sonra daha da genişletiliyor. Değişik formlarda CHP’nin gençlik kollarının veya milletvekillerinin katıldığı süreçleri yaşıyoruz. Orada gelişen, konuşulan her süreç CHP’ye rapor olarak dönüyor ve bunlarla ilgili tabi ki CHP ve bilhassa belediye meclis üyeliği seçimlerinde örgütüne tüm üyeyle vereceği seçim hakkının yanında kullanacağı kontenjanlarda bu şekilde kent duyarlılığı bakımından, mesleki açıdan, cinsiyet açısından öne çıkan toplumsal önderlik yapan birçok kişinin de kontenjan bölümünde bilhassa belediye meclislerinde halkçı, katılımcı bir belediye süreci yaşanması için mutlaka hem teklifte götürülür, hem başvuranlar arasından değerlendirme de yapılır.

Yani Sayın Genel Başkanın yurtdışı muhabire verdiğini onaylamış oluyorum. Doğrulamış oluyorum. Başka soru yoksa ben birçok konuya değindim. Sizin de vaktinizi aldım. İyi çalışmalar diliyorum hepinize.”

    Çarşamba, 10 Temmuz 2013 15:45

Bağlantılı Konular