Kemal Kılıçdaroğlu, Yüzyılın projesini açıkladı

CHP Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, 'Yüzyılın projesi' olarak adlandırdığı CHP'nin yeni projesini açıkladı. Kemal Kılıçdaroğlu'nun açıkladığı Merkez Türkiye Projesi ayakta alkışlandı.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu şunları söyledi;

"Değerli konuklarımız, saygıdeğer basın mensupları, bizleri televizyonları başında izleyen saygıdeğer yurttaşlarım, yaklaşık bir ay önce 19 Nisan 2015'te yaşanacak bir Türkiye sözüyle sizlerin karşısına çıktım. Nasıl bir Türkiye düşlüyoruz ve düşlediğimiz Türkiye'yi hangi stratejiyle gerçekleştireceğiz? Bunu ifade etmeye çalıştık seçim bildirgemizde.

Kısaca hatırlatayım. 4 ayaklı bir seçim bildirgesi vizyonumuz vardı. Stratejimizin birinci ayağında birinci sınıf demokrasiyi öngörüyorduk. Şu gerçeği hepimiz çok iyi biliyoruz ki, birinci sınıf demokrasiyi kabul eden, demokrasisini derinleştiren bütün ülkelerde kişi başına gelir 30 bin dolarla 65 bin dolar arasında değişiyor. Demokrasi vazgeçilmez bir unsur olarak bütün insanlığın önünde duruyor. Bizde düğmemizi doğru iliklemeliydik ilk düğmemizi. Demokrasiyle, hukukun üstünlüğüyle, can ve mal güvenliğiyle başladık sözlerimize ve stratejimizin birinci ayağı buydu. Dedik ki, biz iktidar olduğumuzda sözümüz söz bu ülkeye birinci sınıf demokrasiyi getireceğiz.

Stratejimizin ikinci ayağı; rekabetçi ve yarışmacı bir ekonomi. Sözü dinlenen, üreten güçlü bir Türkiye. Üreten bir ülkenin güçlü olacağını düşünüyoruz. Üreten bir ülkenin sözünün dinleneceğini çok iyi biliyoruz. Ülkenin gücü ekonomiden büyük ölçüde kaynaklanıyor. O nedenle üreten ülke olsun dedik Türkiye. Üreten ülke derken de katma değeri yüksek ürün üreten bir Türkiye. Üniversiteleri bilgi üreten bir Türkiye bunu düşledik, bunu söyledik. YÖK'ün kaldırılması gerekiyor dememizin temel nedeni de zaten bu.

Stratejimizin üçüncü ayağında elbette demokrasi olmalıydı, elbette Türkiye üretmeliydi ama ürettiğini hakça bölüşen bir toplum olmalıydık. Mademki tasada ve kıvançta beraber olacağız, mademki birlikte yaşayacağız. O aman yarattığımız katma değeri hakça bölüşmemiz gerekiyordu. Bunun yolu da güçlü bir sosyal devlet oluşturmaktan geçiyordu. Ve stratejimizin üçüncü ayağı güçlü bir sosyal devleti kuracağız. Emeklilere iki ay ikramiye verilmesi ramazan ve kurban bayramlarında, asgari ücretin yükseltilmesi. Bunlar bizim refahı tabana yayma, güçlü bir sosyal devlet oluşturma projelerimizdi.

Dördüncü ayağımız stratejide; elbette ki demokrasi, elbette ki üreten Türkiye, elbette ki sosyal devlet. Ama bütün bunları sürdürülebilir hale getirmemiz gerekiyordu. Liyakat esasına dayanan sağlıklı, tutarlı bir devlet yapılanması.

Bu çerçevede sizlere projelerimizi sunmuştuk.

Değerli konuklar, bir gerçeği herhalde hepimiz kabul ediyoruz. Coğrafi konum olarak eşsiz bir durumdayız. Nüfus yapısı olarak da gerçekten mukayeseli üstünlüğümüz var. Orada da eşsiz bir durumdayız. İki alanda büyük avantajlarımız var, üstünlüklerimiz var. Bu üstünlüklerimizi bizim avantaja dönüştürmemiz gerekiyor. Türkiye'nin ve bölgenin çıkarlarına hizmet edecek üstünlükleri avantaja dönüştürerek kullanmamız gerekiyor. Ülkemizin rekabet gücünü artırmamız gerekiyor.

Şimdi bir tanıtım filmimiz var 6 dakika. Bu tanıtım filmimizi izleyelim ve ondan sonra ben konuşmama devam edeyim.

Değerli konuklarımız, saygıdeğer basın mensupları, bu projeye 100. yüzyılın projesi dememizin anlamı bu. Eğer biz gücümüzü kullanırsak, coğrafyanın bize verdiği avantajları kullanırsak, genç nüfusumuzun yaratıcı değerini, emeğini kullanabilirsek Türkiye bölgenin ve dünyanın önemli bir ülkesi haline gelecektir. Küresel dünyada söz sahibi olacaktır, gücü olacaktır, dinlenecektir. Sadece ve sadece ekonomik büyüme projesi olarak görmüyoruz biz bunu. Ortadoğu'da, Afrika'da, Kafkalarda, Avrupa'da barışında projesi olarak görüyoruz. Sadece ekonomiler entegre edilmeyecek. Kültürler, kentler, bütün bunlar hepsi entegre olacak. İnsanlık farklı bir sürecin içine girdi zaten. Bizde o sürecin içine girmekte geç kalmayacağız.

Değerli konuklarımız, bu projeyi niye hazırladık? Belki böyle bir soru akla gelebilir. Nedeni şu; küresel ekonomide gelişen ve yükselen ekonomiler var. Gelişen ve yükselen ekonomilerin toplam küresel ekonomide çok daha fazla pay aldıklarını biliyoruz. Türkiye'de bu sınıfta. Rakamlar vermek isterim size. 1990 yılında gelişen ve yükselen ekonomilerin küresel gelirden aldıkları pay %30, ticaretten aldıkları pay ise %23. Bugün aynı ekonomiler küresel gelirden %30 değil, %57 pay alıyorlar. Küresel ticaretten %23 değil, %42 oranında pay alıyorlar. Olağanüstü bir gelişme. Ama Türkiye bütün avantajlarına rağmen bu başarıyı yakalayamıyor. Neden yakalayamıyor? İşte bu projeyle biz bu başarıyı yakalamak istiyoruz. Sadece proje bizim öngördüğümüz, yeniden bulduğumuz bir projede değil. Tanıtım filminde izlediniz, 3 dev proje zaten dünyada hayata geçmek üzere. Düğmeye basılmış ve üzerinde çalışılıyor. Latin Amerika'da, Güney Amerika bölgesel altyapıları birleştirme projesi. Devasa bir proje.

İkincisi, güney doğu Asya yarım adasında tüm tren yollarını birbirlerine bağlamayı amaçlayan Kunming Singapur demiryolu projesi. Bir üçüncüsü, 2013'te Çinliler açıkladılar İpekyolu ekonomik kuşak girişimi ve 21.yüzyıl deniz İpekyolu projesi. Biz küresel dördüncü projeyi Türkiye'de hayata geçirmeyi amaçlıyoruz. Dünyanın önemli bir gücü, önemli bir parçası olma iddiasındayız. Bu coğrafi üstünlüğümüzü genç nüfusumuzun bize verdiği avantajı değerlendirmek istiyoruz.

Değerli konuklar, bu projeyle biz şunu amaçlıyoruz. Yine tanıtım filmimizde gördünüz 4,5 saatlik bir uçuş mesafesinde 58 ülkeye ulaşıyoruz. 1,5 milyar nüfusa ulaşıyoruz. 21.6 trilyon dolarlık bir ekonomiye ulaşıyoruz 4,5 saatlik bir mesafede. Hiçbir ülkeye nasip olmayacak olağanüstü bir avantaj. Ama bu avantaj bugüne kadar hep göz ardı edildi. Biz bunu yakalamak istiyoruz. Bundan yararlanmak istiyoruz. Devasa bir ekonominin güçlü bir parçası olmak istiyoruz. Küresel ekonominin güçlü bir parçası olmak istiyoruz. Coğrafi olarak baktığınızda Avrupa, Asya, Afrika arasında bir pırlanta gibi duran Türkiye'yi görüyorsunuz. Olağanüstü bir avantaj. Ama bu avantaj bugüne kadar yeteri kadar kullanılmış değil. Demiryoluyla, karayoluyla, havayoluyla, denizyoluyla küresel sisteme Türkiye entegre olacaktır bu projeyle.

Proje hayata geçtiğinde Bağdat'ın ürününü Köstence'ye, Şangay'ın ürününü Tebriz'e, Aşkabat'ın ürününü Hamburg'a, Taşkent'in ürününü Rabat'a ulaştırmak mümkün olacak. Üstelik maliyetleri bir hayli düşürerek, üstelik avantaj sağlayarak, üstelik herkesin avantaj sağladığı bir projeyle bunu gerçekleştireceğiz. Sadece bir lojistik merkezi yapmıyoruz biz. Karayolu, denizyolu, havayolu, bunları birleştirmiyoruz biz. Mükemmel altyapısıyla Anadolu'da bir mega kent oluşturuyoruz. Mükemmel bir yapısıyla, görkemli bir yapısıyla bir mega kent oluşturuyoruz.

Bu mega kentten ürünler Kafkasya'ya, Asya'ya, Ortadoğu'ya, Afrika'ya, Karadeniz'e, Avrupa'ya ulaşacak ve dolayısıyla o nedenledir ki biz 21. yüzyılın projesi, 100 yılın projesi ve merkez Türkiye dedik. Her şeyin merkezi bu bölgede Türkiye olacak. Bunun iddiasını sürdüreceğiz.

Bu proje bölgemize ne kazandıracak? Bölgemize barışı getirecek, zenginleşmeyi getirecek, yoksulluğu bitirecek. Sadece Türkiye'yi değil bölgeyi kendi içinde entegre edecek. Güçlü bir bölge ama kalbinde güçlü bir Türkiye olacak.

Yine tanıtım filmimizde izledik Şangay'dan yüklenen bir mal eğer Bakü'ye gidecekse 50 – 55 gün geçiyor. Ama bu proje hayata geçtiğinde 15 saatlik bir süre içinde o mal Bakü'de olacak. Nereden? Mega kentten, merkez Türkiye'den Bakü'de olacak 15 saatte. Maliyetlerde en az %15 – 20'lik bir avantaj sağlanacak.

Değerli arkadaşlarım, Merkez Türkiye projesinin yapımı nasıl ve ne kadar sürecek? Kamu özel işbirliğiyle bu projeyi gerçekleştireceğiz. Projeyi gerçekleştirirken sadece Türkiye'nin fonlarını değil, uluslararası bu tür projelere destek veren Avrupa Yatırım ve Kalkınma Bankası, Asya Kalkınma Bankası gibi pek çok fondan da yararlanacağız. İşe Türkiye'de Karadeniz doğu ve güneydoğudaki demiryolu, karayolu altyapılarını yeniden ele alıp gözden geçirerek düzeltmeyle başlayacağız. Ulaştırma, iletişim, enerji altyapısını yeniden düzenleyerek başlayacağız. Samsun ve Trabzon'u mega kentle buluşturacağız. Mersin ve İskenderun'u mega kentle buluşturacağız. Altyapılarını mükemmel bir şekilde hayata geçireceğiz ve mega kentin yapımını etap etap gerçekleştireceğiz ve güçlendireceğiz. Aklınıza şu soru gelebilir neden etap etap yapılacaktır diye. Çünkü mega kent projesi birbirini tamamlayan ve içten içe büyüyen bir proje olacaktır. 2015'te olgunlaşacaktır ama 2035'te, ama 2035'ten sonrada kendi iç dinamikleriyle kendi büyümesini sağlayacaktır.

Değerli basın mensupları, mega kentin yönetimi nasıl olacak? Merkez Türkiye projesinin kalbini oluşturan mega kent özel bir yasayla kurulacak. Bürokrasinin sıfıra indiği özel bir yasayla. Valisi olacak, vali atanacak merkezi yönetimden. Ama yönetimi büyük ölçüde sivil toplum kuruluşlarından olacak. Kentte serbest ticaret bölgesi, organize sanayi bölgesi ve teknopark yerleşkesi olacak. Bu mega kent aynı zamanda bir bilim üssü olacak, bilgi üretecek burası. Arge çalışmalarının yoğunlaştığı bir merkez olacak. Yönetiminde Türkiye Odalar Borsalar Birliği, Türkiye İhracatçılar Meclisi, Uluslararası Nakliyeciler Derneği, Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmetleri Üretenleri Derneği, Turizm Yatırımcıları Derneği gibi ekonomiyle doğrudan doğruya ilişkisi olan pek çok kuruluş burada görev alacak.

Merkez Türkiye projesinin mega kenti de içine alan bu projenin maliyeti ne olacak? Az önce ifade edildi 20 yılda tamamlanacak olan bu projenin maliyeti 200 milyar dolar olacak. Bunun 40 milyar dolarını kamu altyapı yatırımlarını sağlayacak, 160 milyar doları özel sektör tarafından gerçekleşecek. Mega kent projesi başladığı andan itibaren dünyanın bütün önemli kuruluşları bu kentte yer almak için yarışacaklar. Çünkü onlar biliyorlar ki, mega kentte olmak Kafkasya'da olmak demektir. Orada fabrikası olmak demek Mısır'da, Afrika'da olmak demektir. Orada olmak demek Ortadoğu'da olmak demektir. Türki Cumhuriyetlerde olmak demektir, Asya'da olmak demektir. Dolayısıyla ulaşım açısından, maliyet açısından olağanüstü avantajlar sağlayacaktır. Bunu bütün dünya biliyor ve görecektir. Nitekim daha önce söylediğim 3 projenin varlık nedeni de bu gerekçelerle ortaya çıkmıştır.

Değerli basın mensupları, bu proje bizim ekonomimize ne kazandıracak? Proje tamamlandığında ekonomiye yıllık 147 milyar dolarlık bir katma değer yaratacak. Bugüne kadar 147 milyar dolarlık bir katma değer yaratan bir proje Türkiye'de ortaya konmadı. Bu projenin özelliği sadece Türkiye'nin içine yönelik değil, küresel ekonominin en güçlü projelerinden birisi. Küresel ekonominin büyümesine katkı veren en önemli projelerden birisi. Dünyanın bütün yollarını birbirine bağlayan görkemli projelerden birisi. Bu proje sadece Türkiye'ye kazandırmayacak bu proje dünyaya kazandıracak. O nedenle biz bu projeye 100 yılın projesi dedik. Yine bu proje 2 milyon 200 bin vatandaşımıza iş imkanı sağlayacak. İşsizlik en ciddi sorunumuz ama bu sorunu bu tür projelerle aşacağız, aşmak zorundayız. Genç nüfusumuz var, taşı sıksa suyunu çıkaracak ama iş imkanı yok, işi yok.

Değerli arkadaşlarım, mega kent Anadolu'da kurulacak olan mega kent sadece bir ticaret ve üretim merkezi mi olacak? Hayır. Eğer uygar dünyanın bir parçası olacaksak, eğer dünya bizi konuşacaksa bu mega kent aynı zamanda bir kültür, bir sanat, bir fuarlar merkezi olacak. Kendimizi konuşturacağız fuarlarla, kültürümüzle, sanatımızla konuşturacağız. Çünkü dünyanın gözü mega kentte olacak ve buradan çıkacak her şey üretim olsun, ticaret olsun, sanat olsun, kültür olsun bütün dünya tarafından konuşulsun istiyoruz. Mega kent aynı zamanda kendi enerjisini, güneş enerjisini kullanacak. Temiz enerjiyi kullanacağız. Akıllı bir kent yapacağız. Akıllı kent mantığıyla projelendireceğiz burayı. Bütün dünyanın imrendiği görkemli bir kent yapacağız. Anadolu'nun kalbinde yapacağız.

Şu soru aklınıza gelebilir. Neden 2035? 2035'in Türkiye için çok önemli bir anlamı var. Genç nüfusumuzun olduğunu söyledik. Yaşlı nüfus az, genç nüfusumuz fazla ve bunu da bir üstünlük olarak, bir avantaj olarak kabul ediyoruz. 2035 tarihinde Türkiye yaşlı nüfusu fazla olan ülkeler sınıfına girecek. O nedenle bizim önümüzdeki 20 yılı 2015- 2035'i çok iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Bu avantajı çok iyi kullanmamız gerekiyor. Bu avantajı kullanamazsanız Türkiye bölgesinde kan kaybeder, dünyada da kan kaybeder. Bizim kaygımızda bu zaten. O nedenle bu projenin bizatihi hayata geçmesi Türkiye'nin geleceği açısından çok ama çok önemli.

Önümüzde 20 yıllık bir zaman dilimi var ve bu zaman dilimini çok iyi kullanmak zorundayız. Akla şu soru gelebilir Anadolu'da bir mega kent kuracaksınız. Kurduğunuz mega kent diğer kentlerin rakibi mi olacak? Diğer kentler kan kaybederken burasımı güçlenecek? Hayır. Tam tersine bu kent Anadolu'nun bütün kentlerine, hatta bütün dünyaya özellikle Ortadoğu'ya, Kafkaslara, Orta Asya'ya, Afrika'ya büyük katkılarda bulunacak. Türkiye'ye katkılarda bulunacak.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin en temel sorunu orta gelir tuzağından çıkmak. Orta gelir tuzağına yakalandık buradan çıkmak istiyoruz. Sadece orta gelir tuzağı değil, bizim aynı zamanda orta teknoloji tuzağından da çıkmamız gerekiyor. Bu merkez iki alanda da bize büyük bir güç verecektir. Türkiye orta gelir tuzağından çıkacak, kişi başına gelir 33 bin 323 dolara çıkacak, orta teknoloji tuzağından da kurtulacağız. Çünkü teknoparklar burada olacak, dünyanın bilim insanları buraya gelecek. Onlara çok önemli avantajlar sağlayacağız. Mega kent için özel yasa çıkaracağımızı söyledik. Özel bir yasayla yönetilecek burası. Özel yasa çıkarmamızın temel nedeni burayı bir dünya markası haline getirmektir. Bu bölge için, bu kent için özel teşvikler getireceğiz, özel yönetimler getireceğiz. Sesi olan, ürünleriyle dünyaya ses veren bir kent haline dönüştüreceğiz.

Projenin bir başka önemli avantajı Anadolu ses verecek. Bugün Anadolu'nun içi boşaldı. İçi boşalan bir Anadolu var. Gelişmişlikte bölgeler arası dengesizlikler var. Bunların tamamını gidermek zorundayız. Yeni bir anlayışla Anadolu coğrafyasını ekonominin görkemli bir yapısına dönüştürmek için çaba harcamak zorundayız. Belki böyle bir projeyi beklemiyordu kamuoyu. Ama Türkiye'nin ve dünyanın bu projeye ihtiyacı var.

Bakın altını çiziyorum Türkiye'nin ve dünyanın buna ihtiyacı var. Denizi olmayan ülkeler için Türkiye'yi bir küresel liman haline dönüştürüyoruz, bir avantaja dönüştürüyoruz. Hem Türkiye için, hem denizi olmayan ülkeler için. Ürünlerini getirecekler, burada paketleyecekler, burada imal edecekler, argeyi burada geliştirecekler. 1,5 milyar nüfusa buradan gönderecekler. 21 trilyon dolar geliri buradan ulaştıracaklar ve oradan yararlanacaklar. Bölgesel dengesizlikleri bu projeyle de önemli ölçüde gidermiş olacağız.

Tabi bu proje bizim diğer projelerimizle bütünleşik bir projedir. Nasıl biz asgari ücreti 1500 lira yapacağız diye yola çıkıp refahı tabana yayacağız diyorsak Bakü'ye Çinlilerin 15 günde mallarını satmalarına imkan sağlıyoruz. Güney Amerika'dan malların çok daha düşük maliyetlerle Orta Asya'ya gitmesini istiyoruz. Bu hem bizim yararımıza, hem o ülkelerin yararına. Sadece bu mu? Hayır. Eğer Türkiye orta gelir tuzağını, orta teknoloji tuzağını aşacaksa bir cümleyle özetlediğimiz çok önemli bir projemiz daha var. Her yıl 15 bin üniversite mezununu her alanda yurtdışına doktoraya göndereceğiz. Ne demektir biliyor musunuz? 10 yıl içinde Türkiye'nin olağanüstü bir sıçrama yapması demektir. Olağanüstü bakın sıradan bir sıçrama değil olağanüstü bir sıçrama yapması demektir. En az 50 bin doktora yapmış insanımızın mega kentte, arge merkezlerinde, üniversitelerde, sanayide çalışması demektir. En az 50 bin kişi. Türkiye bugüne kadar bu kadar kısa süre içinde 50 bin kişi yetiştirmedi ama yetiştireceğiz. Bu proje bakın diğer bütün projelerimizle bir Puzzle'ın parçaları gibi uyum içinde.

Hani derler ya bizim sevdamız Türkiye'dir diye. Lafla peynir gemisi yürümüyor arkadaşlar. Bakın, bu projeyi hazırlarken çok nitelikli uzmanlarla çalıştık. Uzun uzun tartıştık. Mukayeseli üstünlüklerimizi masaya yatırdık. Neyi nasıl yapabiliriz onu tartıştık. Büyüme hızından tutun kişi başına gelire kadar, maliyetten tutun hangi demiryollarını, karayollarını mega kente getireceğimize kadar, eğer bir kenti inşa ediyorsanız bürokraside boğulmasın, yok olmasın diye özel yasa çıkarıncaya kadar hepsini düşündük.

Biz CHP olarak mademki Türkiye'nin kurucu partisiyiz, mademki Anadolu'nun ve Trakya'nın bir partisiyiz Anadolu'yu ve Trakya'yı öksüz bırakamayız. Dünya büyürken ve gelişirken herkes yaratılan katma değerden olağanüstü gelir elde ederken Türkiye'nin mahzun bir şekilde bir köşede kendi iç kavgalarıyla enerjisini tüketmesini kabul etmiyoruz. Üretmek istiyoruz, çalışmak istiyoruz, dünyayla kaynaşmak istiyoruz, uygar ülke olmak istiyoruz, demokrasinin bütün nimetlerinden bütün yurttaşlarımızın yararlanmasını istiyoruz. Ve biz 100 yılın projesini sadece Türkiye'nin önüne değil, dünyanın önüne koyuyoruz. Mademki 3 proje daha önce yürürlüğe girdi, daha önce çalışıyor dünyanın 4. projesi, uluslararası bir proje, dünyayı entegre eden bir proje neden Türkiye'de olmasın. Üstelik coğrafi konumumuz çok elverişli. Üstelik olağanüstü enerjik bir nüfusumuz var, genç nüfusumuz var. Bu üstünlüklerimizi fırsata dönüştüreceğiz. Bu proje fırsata dönüştürme projesidir. Bu proje uluslararası bir projedir. Bu proje Türkiye'yi dünyada ve bölgesinde güçlü hale getirecek olan bir projedir. Bu projeye dünyanın hiçbir güçlü firması asla göz ardı edemeyeceği bir projedir. Her uluslararası kuruluşun dikkatle dinleyeceği, gelişmeleri yakından izleyeceği bir projedir. Bu proje aynı zamanda Karadeniz'le Akdeniz'i birleştiren bir projedir. Demiryolu, karayoluyla biz yapacağız bunu. Sadece doğu-batı ekseninde değil, güney-kuzey ekseninde de Türkiye'nin katma değer yaratması gerekiyor. Kuzey ülkelerinin eğer Afrika'ya mal satacaklarsa işte Türkiye burada bir köprü vazifesi görecek.

O nedenle biz 100 yılın projesini bugün sizin önünüze ve dünya kamuoyunun önüne koyuyoruz. Biz Türkiye'yi düşünüyoruz, çocuklarımızı düşünüyoruz. Barışı düşünüyoruz, bölgeyi düşünüyoruz, dünyayı düşünüyoruz, dünyayla entegre olmak istiyoruz, güçlü bir Türkiye, sözü dilenen bir Türkiye, demokrasisi gelişmiş bir Türkiye, insan hakları gelişmiş bir Türkiye, refahı tabana yayılmış bir Türkiye, kişi başına geliri 30 – 35 bin dolar olan bir Türkiye. Bunu hedefliyoruz, bunu düşlüyoruz.

Biz bunu yapacağız, kararlıyız. Ama yetkiyi millet bize verecek. O nedenle ben buradan bütün yurttaşlarıma sesleniyorum. Güçlü olmak mı istiyorsun, Türkiye'nin güçlü olmasını mı istiyorsun, bayrağının gönderde şerefle mi dalgalanmasını istiyorsun, siyasetinin onurlu olmasını mı istiyorsun, her kuruşun hesabının bu millete verildiği bir siyaset mi istiyorsun, ödediğin vergilerin sana kazanç olarak dönmesini mi istiyorsun, senin yıllık gelirinin 30 bin doların altına düşmemesini mi istiyorsun? Adresin belli kardeşim, eski kavgaları bir tarafa bırak, eski algıları bir tarafa bırak. Adresin belli, yerin belli, belli olmak zorunda. Ya büyüyeceğiz, ya bu treni kaçıracağız. Büyümekten yanayım, gelişmekten yanayım, kalkınmaktan yanayım. Söyledim miting meydanlarında defalarca söyledim bir kez daha söylüyorum bu güzel ülkede hiçbir çocuk yatağa aç girmemeli. Bu güzel ülkede hepimiz sokaklarda çatık kaşla gezmemeliyiz, güler yüzle gezmeliyiz. Kendi ülkemizle kıvanç duymalıyız. İç kavgalarımızdan uzak olmalıyız.

Gel kardeşim 100 yılın projesini beraber, hep beraber hayata geçirelim. Eğer CHP iktidarına evet derseniz 100 yılın projesine hep beraber merhaba diyeceğiz.

Hepinize en içten selamlarımı, saygılarımı sunuyorum. Asla umutsuz değiliz asla. Güzel şeyler yapacağız, çok güzel şeyler yapacağız. Türkiye'yi kısır çekişmelerin ötesinde görkemli bir ülke yapacağız azimliyiz ve kararlıyız. Bize güven Türkiye! Teşekkür ediyorum."

    Perşembe, 21 May 2015 11:10

Bağlantılı Konular