CHP Sözcüsü Koç'tan Bakan Şimşek'e, "Sözünü tut, CHP'ye oy ver" çağrısı

"Kendi korkularını yaşıyorlar. Korkunun ecele faydası yok. Hesap verecekler ve gidecekler" diyen CHP Genel Başkan Yardımcısı ve CHP Sözcüsü Haluk Koç  Samanyolu Haber'in sorularını yanıtladı.

Ulaş Omrak: Cumhuriyet Halk Partisi 2015 genel seçimlerine "Yaşanılabilir bir Türkiye" sloganıyla girecek. Merakla beklenen seçim beyannamesi dün Genel Başkan Sayın Kılıçdaroğlu tarafından açıklandı. Birçok vaatlerde bulunuyor CHP ancak ekonomi başlığı ön plana çıktı. Asgari ücretten yine faizsiz kredi gibi, yoksul vatandaşlara taksitli ev seçeneği gibi birçok önemli düzenleme, önemli vaat ön planda. Tabi Cumhuriyet Halk Partisinin bu vaatlerine hemen tepkilerde oluşmaya başladı. İlk tepki siyasal iktidardan geldi. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in açıklamaları önemliydi. Kaynağını açıklasınlar bende CHP'ye oy veririm dedi.

Şimdi hem Mehmet Şimşek'in bu açıklamasına cevap niteliğinde Haluk Koç'un bazı açıklamaları olacak, hem de genel bir değerlendirme yapacağız Parti Sözcüsü Sayın Haluk Koç'la birlikte. Efendim hoşgeldiniz öncelikle yayınımıza.

Haluk Koç: Hoşbulduk, hayırlı yayınlar diliyorum.

Ulaş Omrak: Size hemen bir cevap doğdu oradan başlayalım isterseniz Sayın Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in açıklamalarını sizde gördünüz, okudunuz. Türkiye'nin ekonomik krize girebileceğini savundu. IMF'nin kapısında soluğu alabilirler dedi. Neler söyleyeceksiniz, Cumhuriyet Halk Partisinin bu vaatler konusundaki kaynağı ne olacak?
Haluk Koç: Önce Sayın Maliye Bakanının Cumhuriyet Halk Partisinin dün Sayın Genel Başkanımız tarafından açıklanan seçim bildirgesiyle bir siyasi panik havası içine girdiklerini görmeyi ilginç buluyorum. Bunu tespit ettikten sonra Sayın Şimşek sözlerinin ikinci kısmını uygulamalarda gördüğü zaman umarım yerine getirir, sözünde durur. Yani CHP'ye oy verme tercihine o da katılır. Sayın Genel Başkanımızın ifade ettiği bir hukukun, demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla yerleştirilmesinden öte üreten bir Türkiye, yüksek teknolojiye dayalı üretimin sektörel olarak teşvik edildiği bir Türkiye ve buradan doğan milli gelirinde hakça bölüşüldüğü bir Türkiye için sosyal projelerini açıkladı Cumhuriyet Halk Partisinin.

Şimdi baktığımız zaman bir şeyi söyledi ve son derece özenli altını çizdi. O da şuanda Türkiye'de oluşan gelirin %54'ünü Türkiye nüfusunun %1'i elinde tutuyor. Bu sürdürülebilir bir durum değildir. Bu toplumsal huzursuzluğu, yoksulluğu körükleyen bir durumdur. Yani bu tabana mutlaka oluşan refahın bir denge içerisinde sosyal devlet eliyle yaygınlaştırılması gerekiyor. Ve ilk 100 gün ve ilk 1 yıl içinde uygulama sözünü verdiği projeler ve bunun bütçe karşılıkları da çok net ve açık. Sayın Maliye Bakanı bunları bilebilecek kadar, değerlendirebilecek kadar ekonomi bilgisine sahip bir kişi, olgun bir kişi. Ama siyaseten bulunduğu durum böyle bir polemik noktaya çekmek istiyorsa onun cevabı tabi ki verilir.

Ne söyledi Sayın Kemal Kılıçdaroğlu? İlk 100 günde Ramazan ve Kurban bayramlarında emeklilere birer maaş ikramiye dedi. Taşeron işçi kavramı ortadan kaldırılacak, bu modern kölelik bitirilecek, insanlar yarın sabah işe gittiklerinde iki dudak arasından çıkacak senin işin bitti kardeşim hadi evine git denmeyecek, bir güvenceye sahip olacak ve kadroya geçirilecek dedi.

Ben küçük notlarda aldım. En önemlisi kredi kart borçlularının temerrüde düşmüş alacaklarının, faiz ödemelerinin %80'inin silinebileceğini söyledi.

Şimdi bütün bunlara baktığımız zaman, iki vaadi daha var. Siyasi ahlak yasası çıkartılacak dedi. Bunun zaten hiçbir maliyeti yok. Bunun manevi maliyeti var. Sayın Şimşek bu manevi maliyeti şuana kadar taşıyamamış gruptan. Manevi sorumluluğu yaşanan tüm olaylar çerçevesinde taşıyanlar zaten siyasi etik yasasına karşı çıkmazlar. Bütçede karşılığı yok, yürekte var onun karşılığı.

Bir diğeri kesin hesap komisyonuydu biliyorsunuz. Onun da şeyi yok.

Şimdi gelelim, bakın emeklilere verilecek ikramiye intibak yasası dışında 23, 25 milyar lira arası. Şuanda bütçede faiz dışı fazla 38 milyar lira. Yani bu kamu borç, iç borç stokuna oranlandığında çok rahatlıkla bütçe karşılığı olan bir olay. Kredi kartlarının temerrüde düşen ödemelerin %80'inin silineceği. %40'ı zaten kamu bankalarının biliyorsunuz uhdesinde olan bir kavram ve bir örnek verdi Sayın Kılıçdaroğlu ve doğrudur. Bir banka 10 milyar liralık kredi kartı borçlarından doğan temerrüt faizlerinin işletilmesi için 8 milyarından vazgeçiyor, 2 milyar liraya bir varlık şirketine bunu satıyor düşünebiliyor musunuz? 8 milyarından anında vazgeçebiliyor. Yani bu temerrüt faizine düşmüş vatandaşın ödediği taksitler ne parasını eksiltiyor, ne birikmiş faizi eksiltiyor. Sürekli olarak sağılan bir varlık durumuna düşüyorlar.

Şimdi bunu önlemek bütçeye ek bir şey getirmiyor. Bu tamamen rasyonel, karşılığı olan, uygulanabilen bir olay. İlk 1 yıla bakacak olursak mazotun, asgari ücretin, üniversite öğrencileriyle ilgili yurt ve kredi sorunlarının, teşvik sisteminin sektörel getirişi. Bunların hepsi zaten belli bir kesim bütçede karşılıkları olan uygulamalar.

Şimdi zaten ekonomistlerimiz Faik bey, Selin hanım, Zekeriya bey, İlhan Kesici bey, Akif Hamzaçebi, bunların hepsi de çok uzun uzun çalıştılar ve karşılıkları da kondu. Hepsi uygulanabilir. Sonuçta şunu söylemek istiyorum Sayın Maliye Bakanına. Bütçe bir siyasi tercih meselesidir. Siyasi tercihinizi siz elde ettiğiniz gelirleri rasyonel olarak, akılcı olarak refahın tabana yayılması bakımından tercih yaparak kullanırsanız bütün bunların karşılığını sağlamak mümkündür. Kaldı ki yani baktığımız zaman hükümetin içerisinde görev alan ama böyle hani bozuk saatin günde iki defa doğruyu göstermesi gibi zaman zaman vicdanının sesiyle o bozuk noktaya geldiğinde açıklamalar yapan bir kişi şunu söylüyor çok iyi anımsayacaksınız. Biz israfa çok kaçtık diyor, israfa kaçmasaydık diyor topladığımız vergilerle birçok şey yapabilirdik diyor. İsmi söylemiyorum işte o bozuk saatin günde iki defa doğruyu göstermesi gibi konuşan kişi belli.

Şimdi baktığınız zaman Sayın Maliye Bakanına onu hatırlatmak lazım. Siz Maliye Bakanısınız ne kadar örtülü ödenek veriyorsunuz Başbakanlığa? Bilmiyor. Ne kadar örtülü ödenek veriyorsunuz yeni saraya? Bilinmiyor. Yani israfa ne harcadınız? Peki kamu ihale kanununu değişik kereler delerek, ihlal ederek kendi kafanıza uygun hale getirerek yandaşlarınıza neler akıttınız? Bunlar hep bütçeden gitmedi mi? İşte biz açılmayan ayakkabı kutularını açacağız diyoruz, israfı önleyeceğiz diyoruz ve hak ve hukuk çerçevesindeki ekonominin en temel garanti noktalarından biri olması lazım. Hukukun işlemediği bir ülkede ekonomi sağlam ayaklar üzerinde rekabet temelinde yürümez. Siz işinize gelmeyen üreticiye, işinize gelmeyen sanayiciye, işinize gelmeyen yatırımcıya her gün mali teftiş baskısını öne sürerseniz, iktidar gücünüzü hukuku teslim alarak o insanlar üzerinde bir hani demokrasinin kılıcı derler, bir baskı aracı olarak sunarsanız siz zaten ekonomiyi de tahrip etmiş oluyorsunuz sadece hukuku değil. Onun için hem hukuk, hem verilen vaatlerin bütçe karşılığı çok açık, net var. O zaman Sayın Maliye Bakanına da düşen sözlerinin ikinci kısmını yerine getirmesi. Gel gönül rahatlığıyla Sayın Şimşek CHP'ye oy ver, sende rahat edersin, şuana kadar taşıdığın manevi ıstıraptan da kurtulmuş olursun. İsraf için senden istenen para eğer vicdanını kanatıyorsa ha dersin CHP döneminde hiç olmazsa saray sakinlerine, israfa, debdebeye, yandaşa, hırsıza, arsıza kaynak aktarılmayacak diye için rahat olur. Gel şimdi sözünün ikinci kısmını yerine getir CHP'ye oy ver Sayın Şimşek.


Ulaş Omrak: Efendim 8 Haziran senaryoları da konuşulmaya başlandı şuanda özellikle Ankara kulislerinde. Koalisyon senaryoları ön plana çıkıyor sizin de bildiğiniz gibi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da bu konuyla alakalı önemli bir açıklaması oldu. Koalisyon demek eski Türkiye demektir, kabustur şeklinde bir açıklaması var. Sizce böyle bir açıklamayı niçin yaptı? Neler söylemek istersiniz?
Haluk Koç: Valla esas kabus herhalde şuanda Türkiye'de yaşananlar. Her sabah kimin evine girileceği, kime ne tezgah yapılacağı, devletin derin dehlizlerinde kime ne şekilde kumpas kurulacağı biliyorsunuz her gün yaşanan bir olay. Her gün sabahleyin internetlere girdiğiniz zaman görüyorsunuz ki flaş flaş şuraya baskın yapıldı, şu kadar polis tutuklandı, şuradan şuraya dava açıldı, şu gözaltına alındı. Bunların hepsinin bir tezgah, bir süreç olduğunu görüyoruz. Onun için kabus şuanda yaşanan tablo Türkiye'de. Onun için bu kabusun aşılması gerekiyor.

Şimdi biz öne sürdüğümüz ekonomik programla, seçim programıyla dün dikkat ettiyseniz Sayın Kılıçdaroğlu bu ülkede yaşayan herkesi inancından, kimliğinden, yaşantısından, hayat tarzından dolayı hiçbir şekilde ötekileştirmeden bütün yurttaşlarımız inancı, kökeni ne olursa olsun, yaşam tarzı ne olursa olsun herkesi eşit haklara sahip, eşit hukuku kullanacak eşit yurttaşlar olarak görüp kucakladığımızı ifade ettik. Hiçbir ayrımcılık, ötekileştirme, dışlama sözkonusu değil. Ve bunu da demokrasiyi güçlendirerek ve demin söylediğim gibi bu ülkede milli gelir olacak ise bunun sosyal boyutuyla tabana refah olarak yaygınlaştırma projesiyle beraber.

Şimdi baktığımızda herkesi kucaklayan bir Cumhuriyet Halk Partisi, kendinden olmayanı dışlayan bir iktidar partisi. Şöyle olur, böyle olur biz iktidar olmak için giriyoruz ve çok ciddi bir oy artışıyla da bu seçimlerden çıkacağız. Nasıl bir aritmetik çıkar bunu göreceğiz. Ama birilerinin 400'den başlayıp sonra 330'a inmesi, şimdi koalisyondan bahsetmesi. Demek ki geceleri uyku biraz zor geliyor artık birilerine. Hesap verme dönemi de var bu işin. Ben yaptım oldu, ben yaparım oldu, ben muktedirim, ben kibirden zehirlendim, ben istediğimi ezerim, ben bana bağlı olmayanı yok ederim. Edemezsin kardeşim. Hak hukuk gelir bir gün senden hesap sorar. O günün yaklaştığı görüldüğü için şimdi bu tablolar ifade ediliyor. Biz muhatap almıyoruz, biz kendi işimize bakıyoruz onu rahatlıkla söyleyebilirim.


Ulaş Omrak: Dünyanın farklı yerlerinde onlarca ülkede yardımda faaliyetinde bulunan bir dernek var kimse yok mu derneği. Özellikle 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasından sonra bu derneğe yönelik baskılarda arttı. Şimdi silahlı terör örgütü kapsamında bir suçlamayla karşı karşıya. Bu gelişmeyi nasıl değerlendirirsiniz?
Haluk Koç: Hiç yadırgamadım. Çünkü çizilen senaryolar biliyorsunuz kendilerinden olmayan, kendilerinin değirmenine su taşımayan, onların bu debdebesine, saltanatına, kibrine hizmet etmeyen her toplumsal kesimi terör örgütü olarak, darbeci olarak adlandırmakla meşguller. Biliyorsunuz Beşiktaş'ın Çarşı grubundan terörist, darbeci yarattı. Kimse yok mu derneğinden şimdi bir terör örgütü yaratmaya gayret ediyor. Bunların hepsi safsata, karşılıksız, anlamsız, içi boş. Kendi korkularını yaşıyorlar. Korkunun ecele paydası yok. Hesap verecekler ve gidecekler.

Ulaş Omrak: Efendim çok teşekkür ederiz yayınımıza katıldığınız için."

Anahtar Kelimeler
    Salı, 21 Nisan 2015 14:25

Bağlantılı Konular