Kılıçdaroğlu'ndan, "Emekliye 100 lira vereceğim" diyen Davutoğlu'na, "Al o 100 liranı başına çal"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Dedik ya emekliye Ramazan ve Kurban bayramlarında birer ikramiye vereceğiz diye, bunlarda bir telaş, bir telaş. Kıyamet kopuyor, itirazların arkası kesilmiyor. Bugün kendisini Başbakan sanan kişi demiş ki, 100 lira seyyanen zam yapacağım. Al 100 lirayı başına çal."

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun 31.03.2015 tarihinde yaptığı Grup Genel Kurulu toplantısında yaptığı konuşma;

"Gençler var olduğu sürece hiçbir baraj iktidarımızı engelleyemez.

Sevgili dostlarım, bizleri televizyonları başında izleyen saygıdeğer vatandaşlarım; bu dönemin son grup toplantısından, bize oy veren vermeyen, bizi seven sevmeyen bütün yurttaşlarıma en içten selamlarımı, saygılarımı, hürmetlerimi gönderiyorum.  Farklı bir Türkiye'yi inşa etmek için yola çıkacağız. Güzel bir Türkiye'yi inşa etmek için yola çıkacağız. Ayrılığın gayrılığın olmadığı bir Türkiye'yi inşa etmek için yola çıkacağız. O nedenle söyledim, oy veren vermeyen bütün vatandaşlarımı başımın tacı olarak kabul ediyorum, hepsine selamlarımı saygılarımı gönderiyorum.

Cumhuriyet, en değerli kurumdur, en değer verdiğimiz kurumdur. Hepimiz bu cumhuriyetin kuruluşuna doğrudan tanıklık etmedik ama ne anlam içerdiğini çok iyi biliyoruz. Padişahın kulu olmaktan cumhuriyetin özgür bireyi olma noktasına getirdi bizi cumhuriyet. O nedenle cumhuriyet çok önemlidir. Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandıracağız. Kim yapacak bunu, kim yaptı bunu? Tarihe bakıyoruz, kim yaptı? CHP yaptı. Kim taçlandıracak? CHP taçlandıracak.

Son seçimlerde, yani ön seçimlerde bir demokrasi şölenini Türkiye Cumhuriyeti'ne yaşattık, bir demokrasi şöleni.  Değişik çevreler bizi uyardı "Aman ha, yapmayın kavga çıkar; aman ha yapmayın şöyle olur, aman ha yapmayın şöyle olur, aman ha yapmayın böyle olur." Demokrasiye inanıyorsak yapacağız dedik ve yaptık.  Diyorlar ki "Sizin hedefiniz, hayalleriniz yok, amacınız yok." Hedefimiz de var, amacımız da var, hayallerimiz de var. Bu ülkeyi gerçek anlamda demokrasiyle taçlandırılmış birinci sınıf ülke yapacağız. Demokrasinin olduğu birinci sınıf ülke yapacağız; en büyük hedefimiz bu. Bu ülkede devleti elinde sopası olan devlet değil, ezilenin yanında olan, fakirin fukaranın yanında olan, garip gurebanın yanında olan sosyal devlet yapacağız.  Diyorlardı ki "Efendim, herkes değişiyor, CHP değişmiyor." Açık ve net söylüyorum, son dört yılda sadece Türkiye'de değil, bütün dünyada en hızlı değişimi yaşayan parti CHP'dir. Herkes böyle bilsin.  Bakınız, söyleyeyim, daha bu başlangıç, göreceksiniz çok güzel değişiklikler olacak CHP'de.  Madem böyle diyorsunuz, ilk kurultayda bir tüzük değişikliği daha yapacağız. Kontenjan hakkını bir kez kullanan ikinci kez kullanamayacak.  Gerçek değişimi, gerçek dönüşümü yapacağız. Çağdaş uygarlıkla buluşturacağız Türkiye Cumhuriyeti'ni. Biz ön seçim yaptık. Bize demokrasi dersini verenler nerede acaba? Bize "CHP değişmiyor, bu CHP'den bir şey olmaz" diyenler nerede acaba? "CHP, cumhuriyetin güvencesidir, teminatıdır" dediğimiz zaman "Bu CHP'den bir şey olmaz" diyenler nerede acaba?  Hepimizin bilmesini ve içselleştirmesini istiyorum. Cumhuriyet Halk Partisi cumhuriyetin savunucusu, demokrasinin savunucusu, özgürlüklerin savunucusudur. Dolayısıyla, Cumhuriyet Halk Partisi hiçbir zaman, altını çizerek söylüyorum, 77 milyon yurttaşım duysun:

1- CHP, etnik kimlik üzerinden siyaset yapmaz.
2- CHP, asla ve asla inanç üzerinden siyaset yapmaz.
3- CHP, yaşam tarzı üzerinden asla ve asla siyaset yapmaz, herkes böyle bilsin.

55 yerde ön seçim yaptık. Olağanüstü bir gelişme, 55 yerde. Gençler ve kadınlar siyasette daha fazla olsun dedim. Bütün arkadaşlarıma yürekten teşekkür ediyorum kadınları ve gençleri büyük ölçüde tercih ettikleri için.  Bir destan yazacağız Türkiye'de, inşallah 8 Haziranda o destanı hayata geçireceğiz.  Yaklaşık 1 milyon üyemize dedik ki, buyurun sandığa gidin, milletvekilinizi kendiniz seçin. Yaklaşık yüzde 60'ı sandığa gitti, özgür iradeleriyle milletvekillerini seçtiler. Şimdi soruyorum, 77 milyon yurttaşımın da aynı soruyu sormalarını istiyorum. Daha düne kadar kendilerine "Millet, millet, millet" diyenler neden milletten kaçıyorlar? Neden, milletin vekillerini milletin kendisi seçmiyor?

12 Eylül darbe hukukunun arkasına saklanıyorlar, bir de "Biz darbeci değiliz" diyorlar. En büyük darbeyi yapanlar şimdi iktidardadırlar. Bunun hesabını soracağız.

Yine, 77 milyon yurttaşıma soruyorum: Kim demokrat, kim milletten yana, kim millete saygı duyuyor, kim milletin iradesine saygı duyuyor? Sen eğer milletin vekilini millet seçsin demiyorsan millete saygı duymuyorsun. Saygı duyan parti kim? Türkiye'de tek parti var, adı var, sanı var, unvanı var, kültürü var, tarihi var, o parti CHP'dir, Cumhuriyet Halk Partisidir.

Şimdi gelelim bir başka konuya. Hepinize teşekkür ederim. Aday adaylarına da, listelere girenlere de yürekten teşekkür ediyorum. En büyük teşekkürüm, sandığa gidip oy kullanan partililerimize.  Ama bir şey daha var. Kırgınlık yok, listeye girmedim diye elbette insanlar üzülürler. Bu, inşan olmanın gayet doğal bir sonucudur. İnsani duygularımız vardır. Keşke hepimizin kazanabileceği ortamları yaratabilsek ama sonuçta böyle bir tablo var ve hepimiz bu tabloya razı olacağız. Milletin iradesine, üyelerimizin iradesine saygı göstereceğiz.

Şimdi, hepimize bir görev düşüyor. Sanki listenin birinci sırasındaymış gibi hepimiz ama hepimiz çalışmak zorundayız, hepimiz çalışacağız, bunu bekliyorum.  Türkiye'deki bütün kadınlara ve bütün gençlere sesleniyorum, kadınlara diyorum: Size seçme ve seçilme hakkını veren parti CHP'dir. Onun için diyorum, eğer siyaseten bir ev arıyorsanız eviniz CHP'dir. Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu CHP'dir.  Size, kadın erkek eşitliğini sağlayan CHP'dir. Bütün gençlere sesleniyorum. Az önce sadece partimize üye olanlara ve oy kullananlara teşekkür ettim. Şimdi söylüyorum: Gerçek anlamda bir demokrasiyi istiyorsanız, seçme ve seçilme hakkınızın yasalara uygun olarak kullanılmasını istiyorsanız, sevgili gençler, çıkış yolu siyasettir. Düşünün, hangi partide demokrasi var? Hangi partide dayatma var? Hangi partide lider baskısı var? Hangi partide demokrat lider var? Hangi partide insanların elinde sopayla insanları dizayn etmeye çalışan bir anlayış var? Hangi partide bütün insanları kucaklayan bir anlayış var? Eğer soruların yanıtı belliyse -ki bellidir, CHP'dir) o zaman bütün gençleri CHP'nin çatısı altına bekliyorum.

Yine, gençler ve kadınlar kendilerine sorsunlar: Hangi partide gençlik kotası var? Hangi partide cinsiyet kotası var? Hangi parti yüzde 10 seçim barajının demokrasiye aykırı olduğunu savunuyor? Hangi parti 12 Eylül darbe hukukunun kaldırılmasını istiyor? Yer belli, adres belli, söylem belli; CHP. Hepinizi bekliyorum.

Ve hangi parti Türkiye'de gelir dağılımının adil olmasını istiyor? Özellikle genler size sesleniyorum: Hangi parti sizin babalarınızın emekli aylıklarının artırılmasını istiyor? CHP, adres CHP.

En büyük hedefimiz, birileri de duysun diyorum -Abisiyle beraber de duyabilirler- insani gelişmişlik endeksinde Türkiye'yi ilk 20'ye sokmaktır.  Neden biliyor musunuz? 187 ülke arasında 69'uncu sıradayız. Bu, benim ağrıma gidiyor. 49 sıra atlamak zorundayız. Kim yapabilir bunu? CHP yapar, CHP'nin dinamik kadroları yapar, demokrasiye inananlar yapar, insana saygı duyanlar bunu yapar.  Bunu yapacağız.

Sadece o mu? Hayır, sadece o değil. Değerli arkadaşlarım, acı bir tablodan söz edeyim size. Eğitim düzeyi açısından Türkiye nüfusu 7 yıl 6 ayla sınırlı ortalama bir eğitimi var. 187 ülke arasında 110'uncu sıradayız. 12 yılda eğitimde bizi geriye götürdüler. Sözüm söz, Kılıçdaroğlu sözü, dört yılda Türkiye'yi uçuracağım.  Diyorlar ki "Niye dört yıl istiyor bu, fazla istemiyor mu?" Davutoğlu'na ve abisine söylemek istiyorum, Bilal'i anlatır gibi anlatacağız mecburen ne yapayım.  İnsanoğlu, tekerleği 3 milyon yılda bulmuş. Şimdi, her saniyede birden fazla buluş var. Dört yıl, bir toplumun, bir ülkenin hayatında hem çok uzun bir süredir hem çok kısa bir süredir. Ben dört yılda senin on iki yılda yapamadığının yüzde 60 fazlasını yapacağım.  Şimdi bir telaş başladı onlarda. Dedik ya "Ramazan Bayramında ve Kurban Bayramında emekliye birer maaş ikramiye vereceğiz, kıyamet kopuyor, itirazların arkası kesilmiyor ama bugün kendisini Başbakan sanan birisi demiş ki "Emeklilere Temmuz'da 100 lira zam yapacağım." 100 lirayı al, başına çal.  Efendim, iki maaş ikramiyeyi Kılıçdaroğlu veremezmiş! Lafa bakın. Şunu söyleyeyim: Tarih verdim, gün verdim, noter senedini imzaladım. Yerinde ve zamanında emekliye iki maaş ikramiyeyi vermezsem Başbakanlık koltuğunu bırakacağım, artı siyaseti de bırakacağım dedim; söz, Kılıçdaroğlu sözü.  Diyor ki -herhâlde abisi kulağını fısıldamış, öyle anlaşılıyor- "Bunlar mirasyediler. Biz parayı biriktirdik, bunlar gelip mirasa konacaklar." Şimdi, 77 milyon yurttaşıma, özellikle de 10 milyon emekli kardeşime sesleniyorum: Kim mirasyedi? Size örnek vereceğim. TÜPRAŞ'ı kim yaptı? PETKİM'i kim yaptı? Aliağa'yı kim yaptı? Telekom'u kim yaptı? ERDEMİR'i, İSDEMİR'i kim yaptı? Keban'ı, Karakaya Barajını kim yaptı? Peki, bunları kim sattı? Kim mirasyedi? Biz üretiyoruz, sen satıyorsun; biz mirası biriktiriyoruz, sen satıyorsun. O nedenle mirasyedi biz değiliz, mirasyedi sensin, örneğini verdim, firmaları tek tek verebilirim.

Bir şey daha kardeşlerim, bu da çok önemli. Az önce söyledim O TÜPRAŞ'ı, Telekom'u, barajları, Sümerbankları, Etibankları yapan kimdi? Bugünün emeklileri. Kimin vergileriyle yapıldı? Bugünün emeklilerinin vergileriyle yapıldı. Ben diyorum ki dini bayramlarda, Ramazan ve Kurban bayramında birer maaş ikramiye vereceğim, sen mirası satıyorsun diyorum. Mirası satan sensin, emekliye o parayı verecek olan da benim.

Bir konu daha, anlatacağız, Bilal'i anlatır gibi. Sosyal devleti biliyorlar mı acaba bunlar? Değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen Anayasa maddesi "Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik, sosyal hukuk devletidir" der, yani sosyal devlete vurgu yapar. Sosyal devlet nedir? Az önce ifade ettim. Sosyal devlet, fakir fukaranın, garip gurebanın yanında olan devlettir. Sosyal devlet, elinde sopa alan değil, sosyal devlet işsize iş bulan devlettir; yoksulluğu gideren devlettir, sosyal devlet budur. Peki, bunlar ne yaptılar? Sosyal devlet aynı zamanda gelir dağılımını dengeleyen devlettir, fakir ile zengin arasındaki uçurumu kapatan devlettir. Şimdi bunlardan bir örnek vereceğim. Emekli kardeşlerim beni çok iyi dinlesinler. 2000 yılı Türkiye'deki nüfusun yüzde 1'i Türkiye servetinin yüzde 38,1'ne sahip. Geldik 2014 yılına, Türkiye nüfusunun yüzde 1'i Türkiye'deki servetin yüzde 54'ne sahip; 38'den 54'e çıkmış. Onun için bunların kafalarında sosyal devlet kavramı yoktur. Onun için bunların kafalarında emekli yoktur, işsiz yoktur, garip gureba, fakir fukara yoktur. Bunlar sadece lafını eder, dini kullanır, inancını sömürür, oy peşinde koşarlar. Bende şunu söylüyorum: Senin inancına saygılıyım, senin kimliğine saygılıyım, senin yaşam tarzına saygılıyım ama seni asla ve asla işsiz ve aç bırakmayacağım.

Ne diyorlar? "Para yok" diyorlar. Herkese gelince para var, emekliye gelince "Efendim, para yok, hazineden götürecek, kriz yaşayacağız" diyorlar. 77 milyon yurttaşımın özellikle de emeklilerin not almalarını istiyorum, rakam vereceğim kimde para var kimde yok. 1923'ten 2002'ye, 79 yıl, 57 hükümet Türkiye Cumhuriyeti'ni yönetti. 77 yılda toplanan parayı veriyorum size yani 57 hükümetin harcadığı parayı veriyorum: 546 milyar dolar vergi topladılar 79 yılda, 95 milyar dolar iç borç yaptılar, 130 milyar dolar dış borç kullandılar, 8 milyar dolar da özelleştirme geliri elde ettiler; toplam 779 milyar dolar 79 yılda harcanan para. Bu parayla ne yaptılar? Sümerbankları, GAP'ları, Etibankları, İSDEMİR'leri, PETKİM'leri, Telekomları hepsini yaptılar 79 yılda. Peki, bunların döneminde ne kadar para harcandı? Diyorlar ya "Para yok." Bunların döneminde 97 milyar dolar iç borç, 267 milyar dolar dış borç, 52 milyar dolar özelleştirme, 1 trilyon 448 milyar dolar da vergi toplayıp harcadılar; toplam 1 trilyon 864 milyar dolar. Aradaki fark, 79 yılda harcanan parayla bunların döneminde harcanan para arasındaki fark -not edin bu rakamı- 1 trilyon 85 milyar dolar. 1 trilyon 85 milyar dolarla GAP'ı mı bitirdin? Yeni bir Telekom mu kurdun? ERDEMİR'i mi yaptın? İSDEMİR'i mi yaptın? Ne yaptın sen? Fatih Köprüsü mü yaptın? Bakın, emekli kardeşlerime şunu da söylüyorum, Devlete 27,5 yıl hizmet etmiş birisi olarak söylüyorum: Devletin bütün rakamlarını vakıfım, devletin bütçesini bilirim, vergi nasıl toplanır bilirim, nasıl harcanır çok iyi bilirim, verdiğim rakamların desinler ki "5 kuruşunu yanlış söyledin, 5 kuruşunu eksik söyledin" hesabını veririm bunun ama bu rakamların tamamı devletin rakamlarıysa ve doğruysa 77 milyon yurttaşımın şu soruyu sorma hakkı var: Sen, 79 yılda toplanan paralardan 1 trilyon 85 milyar dolar daha fazla harcadın, ne yaptın bu parayı? Emekliye vereceğiz diyorum, kıyameti koparıyor. İster kıyameti kopar, istersen kendini yak, ben bu parayı emekliye vereceğim, sözüm sözdür.

Bu rakamları şunun için de verdim: Türkiye Cumhuriyeti zengin bir ülkedir, kaynakları olan bir ülkedir ama kaynakları çarçur edilen bir ülkedir. Türkiye'yi toparlayacağız. Göreceksiniz, işsiz adam olmayacak Türkiye'de, aşsız adam olmayacak Türkiye'de, atama bekleyen öğretmen kavramı olmayacak Türkiye'de.  "Ben yoksulum" diyen bir vatandaş olmayacak Türkiye'de, bunların hepsini yapacağım. Ne kadar sürede? Bunları dört yılda yapacağım, dört yılda yapacağım.

Bir örnek daha vereceğim. Hollanda, Konya'dan küçük, Hollanda'nın yıllık tarım ürünü ihracatı 185 milyar dolar. Türkiye'nin 12 milyar dolar. Bu rakamları verirken, samimi söylüyorum, vicdanım sızlıyor. Devasa bir ülkemiz var, güzel bir ülkemiz var, neyimiz eksik Hollanda'dan, neyimiz eksik? Toprak? Daha fazla toprağımız var Hollanda'dan, Konya'dan küçük orası. İnsan? Daha fazla. Tohum? Hepsi var. Tarla, bağ bahçe? Hepsi var. Fabrikalar? Hepsi var, niye ihracatımız yok? Çünkü kötü siyaset Türkiye'yi yönetiyor. Peki, biz ne yapacağız? Çiftçi rahat edecek, rahat nefes alacak, düğününü güzel yapacak, çocuğunu rahat evlendirecek, sonbaharı rahat geçirecek. Çiftçiye huzurlu bir Türkiye'yi biz armağan edeceğiz, bu bizim görevimiz.

Türkiye aynı zamanda önemli bir uluslararası bir kuruluşun da üyesi, Ekonomik İş Birliği ve Kalkınma Örgütünün üyesi, oraya bakalım, kendimizin üye olduğu ülkelere bakalım onlar emeklilere ne veriyorlar acaba. Öyle ya, bizde para yoksa onlarda da yoktur o zaman. Onlardaki sosyal destek harcamalarının milli gelire oranı yüzde 21,4; Türkiye'de yüzde 12,2, yarısı kadar. Peki, emeklilere ne kadar veriyorlar? Finlandiya'da milli gelirin yüzde 10,3'nü emeklilere veriyorlar. Macaristan, bizden küçük, milli gelirin yüzde 10'nunu emekliye veriyor. İtalya, yüzde 15,8'ni veriyor. Avusturya yüzde 13,2'sini veriyor. İspanya yüzde 10,5'uğunu veriyor. Almanya yüzde 10,6'sını veriyor. Türkiye ne kadar veriyor? Yüzde 7,5'uğunu veriyor. Demek ki Türkiye'de para var, demek ki parayı adam gibi kullanırsanız, parayı yerine göre harcarsanız, parayı emekliden, işçiden, garibandan yana kullanırsanız bu ülkede para var, bu ülke zengin bir ülkedir. Emekliye gelince fakir, kaçak saraya gelince zengin, olmaz, olmaz bunu kaldıracağız.

Emekliye verince kim kazanacak?

1- Emekliye iki maaş verince önce emekliler kazanacak. Peki, hakları mı? Elbette hakları. Bu ülkenin vefa borcu vardır. Emeklisine sağlıklı bir hayat, mutlu bir hayat yaşatmayan bir toplumun geleceğe güvenle bakması mümkün değildir. Ben de emekli olacağım, herkes bilecek, hepimiz bir gün emekli olacağız. Dolayısıyla biz, ikinci sınıf yurttaş olmak istemiyoruz.
2- Esnaf kazanacak. Emekli parayı alınca nereye gidecek? Alış veriş yapacak, esnaf kazanacak.
3- Sosyal devlet kazanacak. Devletin sosyal olduğunun emekli de farkına varacak, esnaf da farkına varacak. Güler yüzlü bir toplum çıkacak ortaya, huzurlu bir toplum çıkacak ortaya. Emekli ne diyecek Ramazan bayramında, Kurban bayramında? "Torunlarım geldi" diyecek, torunlarla oturup konuşacak, onlara harçlık verecek. Onlardan gizlenmeyecek, göğsünü açacak, sosyal devletine güvenecek emekli.  Bu devleti ben inşa ettim diyecek, ben büyüttüm diyecek, fabrikaları ben yaptım diyecek. Şimdi de sosyal devlet benim ödediğim primlerin karşılığını bana veriyor diyecek. Sosyal devletle taçlandıracağız güzel cumhuriyetimizi. Ben ne istiyorum? Ben hiçbir şey istemiyorum. Ben, emekli kardeşlerimin sadece duasını istiyorum, sadece onu istiyorum.

"Efendim, para yoktur" diyorlar. Emekli kardeşlerim unutmasınlar, havuz medyası için bir saatte 600 milyon dolar para topladılar. Oraya gelince para var, emekliye gelince para yok. Neymiş? Temmuz ayında kendisini Başbakan sanan birisi, emekliye 100 lira verecekmiş! 100 lirayı al götür başına çal, istemiyoruz o 100 lirayı.

Şimdi, bir propaganda yapıyorlar. Efendim, emekliye verilince bu vergiye tabi tutulacakmış, ücret ancak 300 lira olacakmış. Buradan söylüyorum, herkes çok iyi bilsin, emekli aylıkları vergiye tabi değildir, ikramiye de vergiye tabi değildir. Aldığınız aylığın 1 katını Ramazanda, 1 katını Kurban Bayramında, bütün bayramlarda alacaksınız.

Emeklinin sorununu çözeceğiz ama Türkiye'nin en yakıcı sorunu işsizliktir, özellikle de gençlerin işsizliğidir. Bu sorunu da çözmemiz lazım. Nasıl çözeceğiz? Üreterek çözeceğiz. Bu ülkenin fabrikaları çalışacak. Onunla ilgili de güzel projelerimiz var. Kobiler çalışacak, onlarla ilgili de güzel projelerimiz var. Önümüzdeki günlerde bunları anlatacağız, emin olun şaşkınlık içinde kalacaklar. Nasıl oluyor da CHP bunları düşündü diyecekler çünkü sen ülkeni değil, cebini düşünüyorsun; ben yandaşı değil vatandaşı düşünüyorum.

Resmî rakamlara göre 6 milyon 200 bin işsizimiz var. Aslında rakamlar daha yüksek de bunu söylüyorlar, biz de resmî rakamlardan gidelim. Size bir dramı anlatmak isterim değerli arkadaşlarım. Adana'da otobandaki bir köprünün üzerinde yaşanan bir dramı anlatmak isterim. 36 yaşında gencecik bir insan, uzun zamandır işsiz. Köprünün üzerine çıkıyor, Tarsus-Adana-Gaziantep yolu üzerinde "intihar edeceğim" diyor. Polisler geliyorlar, intihardan vazgeçirmeye çalışıyorlar. Kullandığı cümleler birer kurşun gibi, onları aynen okumak istiyorum size değerli arkadaşlarım. "Başka çarem kalmadı, iş bulamadım. Ben dürüst bir insanım. Yolda bulduğum 1 200 liralık telefonun sahibini arayıp buldum, ona teslim ettim. Kötü bir insan olsam böyle yapar mıydım? Ama benim 2 çocuğum var. Annelerinde kalıyorlar. Onların yüzüne bakamaz oldum." Ve yine polislere söylüyor: "Size bir soru soracağım: Senin 2 çocuğun olsa, onlarla beraber olduğunda manavın yanından geçerken meyveleri görüp canları çeker, isterler diye mantonun önünü açıp gözlerini kapatarak götürür müsün? Ben öyle yapıyorum, başka çarem kalmadı."  Bizim derdimiz işte bu değerli arkadaşlarım, bizim derdimiz bu. Siyasetin derdi de bu olmak zorunda. Bizim derdimiz işsize iş bulmak, bizim derdimiz emeklinin huzur içinde yaşamasını sağlamak, bizim derdimiz atama bekleyen öğretmenlere atama yapmak, bizim derdimiz taşeron işçilik denen çağdaş köleliğe son vermek, bizim derdimiz herkesin aşı, herkesin işi olsun, bizim derdimiz sokağa çıktığımız zaman bile tanımadığımız bir insana güler yüzle selam verebileceğimiz bir Türkiye'yi yaratmak, bizim derdimiz bu. Onların derdi ne? Örtülü ödenek, parayı nasıl götürürüz, onların derdi de o, vatandaşı dinlemiyorlar.  Parlamentodan gece yarısı operasyonu yapıldı. Davutoğlu'nun da herhâlde hâlâ haberi yok ki bugün hiç değinmemiş. Ne yapsın adamcağız, Başbakanlık koltuğuna oturtmuşlar ama ne anlama geldiğini bilmiyor. Davutoğlu'na hatırlatmak isterim: Başbakanlık koltuğunda oturuyorsan, eğer Başbakansan, ben ülkeyi yönetiyorum diye düşünüyorsan gereğini yap. Örtülü ödenek senin namusuna teslim edilmiştir. Örtülü ödenek, senin sorumluluğuna teslim edilmiştir çünkü bütçeyi getiren sensin, sorumluluk sana aittir. Eğer sen, sorumsuz birisine örtülü ödeneği kullandırıyorsan sen Başbakan değilsin, vesayet altındasın, bunu bilmeni isterim.

Şimdi, Davutoğlu'na sormak isterim: Milli İstihbarat Teşkilatı yasaya göre sana bağlı, fiilen ona bağlı değil, öyle anlaşılıyor; Genelkurmay sana bağlı, onun istihbaratı, jandarma istihbaratı sana bağlı; emniyet istihbarat Başbakanlığa bağlı. Ben merak ediyorum, Cumhurbaşkanı örtülü ödeneği nerede kullanacak? Devletin ali menfaatleri söz konusuysa Başbakanın kullanması lazım, Başbakandan habersiz örtülü ödeneği nerede kullanacak? Ben size söyleyeyim: Kaçak sarayın gerçek maliyeti ortaya çıkmasın diye 1 100 odalı sarayı için büyük bir ihtimalle kullanacak. Emekli kardeşime sesleniyorum: Sana iki maaş ikramiyeyi fazla görenler, gece yarısı Parlamentodan senin ödediğin vergilerle birilerine peşkeş çekiyorlar. Buna izin verecek miyiz? Buna izin vermeyeceğiz.

Bir şey daha söyleyeyim değerli arkadaşlarım. Geçen hafta burada bir konudan söz etmiştim. Sayın Cumhurbaşkanı askerlerle bir araya gelmiş ve orada bir konuşma yapmıştı. Vallahi billahi biz kumpasa geldik, bizi kandırdılar. Biz hiç kimsenin hapse girmesini istemiyorduk ama sahte belgeleri getirdiler önümüze koydular, bizi çocuk gibi kandırdılar ve biz de buna uyduk" demişti. Ben de şunu söylemiştim. Hadi seni kandırdılar ve sen de bunu itiraf ettin, o da güzel, o da bir mesafedir, bir aşamadır, en azından kandırıldığının farkına varmış. O zaman gelin bu askerlerin iadesini yapalım, itibarlarını iade edelim. Aynı gün, Salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda bir yıl önce verdiğimiz kanun teklifini indirdik. Dedik ki, bakın Sayın Cumhurbaşkanı bile diyor ki "Burada bir hata var, bir eksiklik var, bir yanlışlık var. Bu askerlerin hapse girmemesi lazımdı. Boşu boşuna hapse girdiler, üstelik bizi de çocuk gibi kandırdılar." İadeyi itibar yapalım. Parlamentoda görüşüldü bu, AKP milletvekillerinin oylarıyla bu kanun teklifi reddedildi. Şimdi, 77 milyon yurttaşıma yine sesleniyorum: Kim samimi kim samimi değil, kim doğru kim doğru değil, kim gerçekleri söylüyor kim yalan üzerinden siyaset yapıyor, bütün bunları senin vicdanına teslim ediyorum, 77 milyon yurttaşım senin vicdanına teslim ediyorum ve sana son grup toplantısından sevgilerimi, saygılarımı, hürmetlerimi, şükranlarımı sunuyorum. Sağ ol, esen ol, seni düşüneceğim, senin için çalışacağım."

    Salı, 31 Mart 2015 10:34

Bağlantılı Konular