Kılıçdaroğlu Davutoğlu'nun kritik zamanlarda Kayıpoğlu haline geldiğini belirtti

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu 'Gökçek ile ilgili 100 konuyu 8 Haziran'dan itibaren ömrüm vefa ederse konuşmak isterim' diyen Arınç'a, "Ahlaklıysan, kul hakkı yemekten korkuyorsan, dürüst ve namuslu bir insansan neden 8 Haziran'ı bekliyorsun." diye seslendi.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, "Gerçekleri halka anlatacağız. Bu bizim görevimizdir. Doğruları, abartmadan, halkın anlayacağı dille tane tane, Bilal'e anlatır gibi hükümete anlatacağız." dedi.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun TBMM Grup Toplantısı tam metni (24 Mart 2015);

"Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri, bizleri televizyonları başında izleyen saygıdeğer yurttaşlarım; her Salı olduğu gibi bu Salı da Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan bütün Türkiye'ye, bütün dünyaya sevgimizi, saygımızı, dostluğumuzu gönderiyoruz.

Önce Van'la başlayalım isterseniz. 8 bine yakın taşeron işçisi var Karayollarında. Dava açtılar. Yargıtay'dan davayı kazandılar. Bunların kadrolu işçi olması gerekir diye, tam üç buçuk yıl geçti işçiler kadroya atanmıyorlar. Buradan, Van'daki bütün kardeşlerime sesleniyorum: 8 Hazirana kadar sabredin, 8 Haziranda Türkiye değişecek, dünya değişecek.  8 Haziranda hepiniz kadrolu işçi olacaksınız. Taşeron belasından Türkiye'yi kurtaracağız. Herkesin işi, herkesin aşı olacak; kuralımız bu bizim.  Herkesin sendikası olacak. Dolayısıyla hepimiz çalışacağız. Oturarak iktidar olmak yok, çalışarak iktidar olacağız, gücümüzü toplumun dokularına kadar hissettireceğiz.  Çünkü biz, Türkiye'nin şansıyız, Orta Doğu'nun şansıyız, dünyanın şansıyız. Türkiye, Cumhuriyet Halk Partisiyle bütün sorunlarını aşacaktır. Buna yürekten inanıyorum, her yurttaşımın da inanmasını istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu ülkeye çok partili rejimi getirdiğimiz için, demokrasiyi getirdiğimiz için her zaman övünürüz ama 12 Eylül darbesi sonrasında siyaset liderlerin iki dudağı arasına kilitlendi, oraya terk edildi. Siyasi Partiler Yasası değiştirildi, liderler oturup milletvekili adaylarını belirlemeye başladı. Öyle olunca da Yasa Organı yürütme organının arka bahçesine dönüştü. "Bak ha, seni bir daha milletvekili yapmam, bir daha listelere koymam" şantajıyla Yasama Organı gerçek idaresini Parlamentoda gösteremedi. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak uzun yıllardan sonra ilk kez 55 seçim çevresinde ön seçim yapıyoruz.  Arkadaşlar rakamları da çıkarmışlar. 906 bin 724 CHP'li sandığa gidip oy kullanacak ve kendi milletvekili adayını seçecek yani yaklaşık 1 milyon kişi sandığa gidip oyunu kullanacak.  Ne demek bu? Milletvekilini milletin kendisi seçer, kuralımız budur. Ben buradan diğer siyasi partilere de çağrı yapıyorum: Siz neden buna uymuyorsunuz? Neden gereğini yapmıyorsunuz? Millete güvenmiyor musunuz? Ben millete güveniyorum, sonuna kadar güveniyorum, ben de ön seçime giriyorum.  Çünkü kendi ülkemde birinci sınıf demokrasi olsun istiyorum. Efendim, Türkiye'de vasat demokrasi var, orta gelir tuzağı var; bunları yıkıp geçeceğiz. Bu ülkenin insanı birinci sınıf demokrasiye layıktır. Bu ülkenin insanı insan hakları ihlallerini yaşamamalıdır. Bu ülkenin insanı yargı bağımsızlığını bilmeli ve tanımalıdır, böyle biliyoruz. Bu ülkenin insanı güçler ayrılığı ilkesinin ne olduğunu bilmelidir. Bu ülkenin insanı özgür medyayı bilmeli ve savunmalıdır, demokrasi budur.  Biz bunları söylüyoruz, söylemeye de devam edeceğiz. Bizim temel görevimiz, demokrasiyi bu ülkeye getiren bir siyasal partinin bütün siyasi partilere örnek olması lazım. Örnek olmayı sürdürüyoruz, bundan sonra da sürdüreceğiz ta ki bu ülkeye birinci sınıf demokrasi gelinceye kadar. Mücadelemiz hak mücadelesidir. Mücadelemiz halk mücadelesidir. Mücadelemiz demokrasi mücadelesidir. Mücadelemiz kadın erkek eşitliği mücadelesidir.  Cumhuriyet Halk Partisinde değişim devam edecek, göreceksiniz, sonuna kadar götüreceğiz. CHP, gerçek anlamda demokrasinin öncüsü olacaktır. Türkiye'nin sorunlarına kilitlenen, Türkiye'nin sorunlarını çözen, adam gibi çözen tek parti vardır, onun adı da CHP'dir; herkes böyle bilsin.

Bunları niçin anlatıyorum? 12 yıldır iktidardalar, Koalisyon olsa birbirlerini suçlayacaklar. Hiçbir engel yok önlerinde. Demokrasi adına ne geldiyse silip süpürdüler. 12 yılda Türkiye'nin geldiği noktaya yurttaşlarımın dikkatini çekmek istiyorum.  12 yılda geldikleri nokta, kendi içlerinde kavgadır. 12 yılda geldikleri nokta, Türkiye'yi ilk 20'de 19'uncu sıraya geriletmek olmuştur. Bir aralar 14'üncü sıradaydık, 17'nci sıraya düştük, şimdi 19'uncu sıradayız. İki ülke bizi daha geçti. Hani ekonomimiz çok iyiydi? Hani Türkiye tarih yazıyordu? Hani Avrupa batıyordu, biz ayaktaydık? Bütün vatandaşlarıma söylüyorum: Yalan söylemek onların hüneri. O konuda bizim beceriksizliğimiz var. Kusura bakmayın, yalan söylemek bize yakışmaz.  Biz doğruları her ortamda söyleyeceğiz.  Bakın, en son Merkez Bankası ile hiç yoktan kavga ettiler. Faturası ne oldu? 90 milyar lira, eski parayla 90 katrilyon lira.  Dolar fırladı, kim ödeyecek? Bu ülkenin vatandaşları ödeyecek; taksi şoförü, kamyon şoförü, manav, tuhafiyeci, sanayici, emekli, işçi herkes ödeyecek. Kim ödemeyecek? İktidardakiler ödemeyecek, dolar sahibi olanlar ödemeyecek, ayakkabı kutularında dolar istifleyenler ödemeyecek, İsviçre bankalarında dolarları olanları ödemeyecek ama bu ülkenin emeklisi, garibanı, garip gurebası faturayı ödeyecek. Ne kadar? 90 milyar lira, eski parayla 90 katrilyon lira. Bunların bilinmesi lazım, iktidar yapıyor bunları, herkesin bilmesi lazım. Bakın,  90 milyar lira ile ne yapılırdı? Arkadaşlara çıkarın şu rakamı, bu parayla ne yapılırdı? 2 tane GAP yapılırdı. 40 derslikli 9 bin okul yapılırdı. Hiçbir öğretmen atama beklemezdi, herkes öğrencisiyle baş başa olurdu.   58 bin 500 ortaokul yapılırdı. 4 bin 500 son derece modern kongre merkezi yapılırdı. 200 yataklı 2025 hastane yapılırdı. Şanlıurfalılar duysunlar, 6 metrekarelik odada 9 çocuk yatıyordu. "Sağlıkta devrim yaptık" diyorlardı, değil mi? 6 metrekarelik odada 9 çocuk ve anneleri yatıyor. Eğer 90 milyar lira ile vatandaşın sırtına değil de yatırım yapsalardı Türkiye'de işsizlik belası da olmazdı ama bunlar, kendi kişisel hırslarıyla hareket ediyorlar. İktidarda bir akıl tutulması var. Ne demek akıl tutulması? Kendi kişisel çıkarlarını ülkenin çıkarlarının üzerinde görmektir akıl tutulması. Seni Başbakanlık koltuğuna, seni Cumhurbaşkanlığı koltuğuna ülkede karmaşa çıkar diye oturtmadı bu millet, ülkeyi adam gibi yönet diye oturtturdu. Sen yönetemiyorsun, yönetme gücünü kaybettin sen.  O kadar ciddi bir akıl tutulması var ki, değerli arkadaşlarım, saygıdeğer yurttaşlarım; düşünün elektrikte kayıp ve kaçak var. Bir devlet ne yapar? Kayıtları önler, kaçak varsa da kim çalıyorsa gider yakasına yapışır, cezasını verir. Kural budur, bütün demokrasilerde kural budur. Peki, bunlar ne yapıyorlar?  Kayıp ve kaçağı önleyemiyorlar, faturayı elektrik kaçakçılığı yapmayan vatandaşa kesiyorlar "Sen ödeyeceksin" diyorlar. Bana soruyordunuz "AKP zihniyeti nedir?" diye. AKP zihniyet yüzde 100 tam budur işte.   Yani kayıp ve kaçağı önleyen değil, kaçakçının yanında durandır AKP zihniyeti. Niye önlemiyorsun kardeşim? Vatandaş hakkını arıyor, mahkemeye başvuruyor "Ben elektrik faturamı ödüyorum, herhangi bir kayıp ve kaçağım yok. Hiçbir aksatmam da yok. Neden benden kaçak parası alıyorsun? Onun muhatabı niye benim? Ben neden cezalandırılıyorum?" Dürüst bir adam cezalandırılır mı? Mahkeme "Haklısın kardeşim" diyor. Hükümet Yargıtay'a gidiyor, itiraz ediyor. Yargıtay da "Vatandaş haklı." Diyor. Kayıp ve kaçağı sen normal vatandaşa çıkaramazsın. Peki, AKP ne yapıyor? Dedim ya AKP zihniyeti, AKP'de şunu yapıyor:  "Madem sen davayı kazandın, ben de Meclise kanun getireceğim, kayıp ve kaçağı senden söke söke kanunla alacağım." diyor. Biz de diyoruz ki bunu söke söke anayasa mahkemesine götüreceğiz.  Elektriği çalanı koruyan, onun yanında duran bir siyasal iktidar var. Hâlâ "Efendim, AKP iyi bir partidir. AKP vatandaşın yanındadır, duruyor" diye düşünen bir vatandaşım varsa, ey sevgili vatandaşım, elini vicdanına koy ve bir düşün, senin elektrik faturana neden başkasının kaçırdığı elektrik bedeli ilave edilir ve bunun parası senden neden alınır? Oturacaksın düşüneceksin ve göreceksin, önünde, hafızanda bir tek logo olmalı, bir tek amblem olmalı, altı ok, altı ok olmalı.  O zaman göreceksin, haksızlığın ve hukuksuzluğun üzerine bir siyasal parti nasıl kararlılıkta gidiyor göreceksin. Yargı kararları aksatılmadan, süresinde nasıl uygulanıyor göreceksin. Van'daki işçi kardeşlerimiz, nasıl anında, 9 Haziranda hepsi sendikalı olur, göreceksiniz ve biz bunu göstermeye kararlıyız.  Onun için diyorum, iktidarda bir akıl tutulması var. Devleti yönetemiyorlar. Hukuk içinde, adalet ve ahlak içinde yönetemiyorlar. Yönetme güçlerini kaybettiler. Artık AKP sorun çözen değil sorun üreten bir partidir. O kadar ki bütün bunların faturası milletin önüne işsizlik olarak çıkıyor. 6 milyon 200 bin işsizimiz var. Bakın değerli arkadaşlarım, son 2 ayda –şubat-mart- işsiz kalan, işinden olan kişi sayısı 1 milyon 300 bin, 1 milyon 300 bin kişinin işine son verildi. 400 bin kişi 1 yıldır iş arıyor acaba iş bulabilir miyim diye ama iş bulamıyor. Peki, bu ağaların çocukları işsiz mi, o ağaların çocukları KPSS sınavına giriyor mu? Hepsi doğrudan torpille devlet memuru oluyor mu?  O zaman 77 milyon yurttaşıma sesleniyorum: Adalet mi diyorsun, haksızlık mı diyorsun, çocuğum işsiz mi diyorsun, benim çocuğum da iş bulmalı mı diyorsun yerin ve adresin belli. Düzgün bir parti, namuslu bir parti, halk için çalışan bir parti, CHP, Cumhuriyet Halk Partisi diyorum.

İşsizlik milletin canını yakıyor. Anneler ve babalar perişan. 5 gencimizden biri işsiz. Ne Arjantin'de ne Avusturya'da ne Almanya'da ne Amerika'da bu kadar işsiz var. Yazık günah bu insanlara, çocuklarımıza yazık günah, işsiz bırakıyorsunuz. Peki, AKP işsizliği çözmek için bir şey yapıyor mu? Güzel bir şey yapıyor. Vatandaşlarımız bilsin diye söylüyorum, Türkiye Büyük Millet Meclis'ine bir kanun teklifi getirdiler? Bir de direniyoruz. Nedir Kanun teklifi? Yabancılara Türkiye'de iş bulacağız. Ya sen kendi çocuğuna, kendi gencine iş bulamıyorsun, yabancılara iş bulacağız diye kanun getiriyorsun. Ne dedim? Bu Hükümette bir akıl tutulması var, akıl; akıl yok bu iktidarda, akıl yok.  6 milyon gencimiz işsiz. 6 milyon çocuğumuza iş bulmuyorsun yabancıları getirip iş bulacağım diyorsun. Suriyeliler hariç, 2 milyon da Suriyeli kardeşimiz var. Akıl tutulması var.  Bunlar bu ülkeyi yönetemezler. Anonim şirket gibi yöneteceklerdi çünkü Türkiye'yi babaların çiftliği sanıyorlar. Kimse unutmasın, Mustafa Kemal'in Türkiye'si kimsenin çiftliği olamaz.

Sadece işsizlik mi? Vatandaş borç batağında, perişan ettiler vatandaşı. Bakın, benim rakamlarım değil, devletin rakamları. 2002-2014 vatandaş başına düşen dış borç 1963 dolar, şimdi 5 224 dolar; 1963 dolar 52224 dolara çıkmış durumda. Bunlar memleketi yönettiklerini sanıyorlar, vatandaşı borç batağına batır, sonra vatandaşa dönüp diyeceğim ki bunlar memleketi güzel yönetiyorlar! 2002'de vatandaşın bankalara borcu 6,5 milyar lira idi. Şimdi ne kadar? 52 kat arttı, 345 milyar liraya çıktı yani 345 katrilyon liraya çıktı vatandaşın bankalara olan borcu. Ne diyordu Merkez Bankasına? "Neden faizi indirmiyorsun?" Faiz oranı yüzde 7 "Niye indirmiyorsun?" diye bağırıyordun. Vatandaşın bankalara olan borcunun faiz oranı nedir? Yüzde 23-24. Niye orada demiyorsun faiz oranını indir? 77 milyon yurttaşıma özellikle de borçlu kardeşlerime sesleniyorum, bankalara borcu olan vatandaşıma sesleniyorum: Seni bu borç batağından kurtarmak Kılıçdaroğlu'nun namus borcudur.   8 Haziranda bir ülke nasıl yönetilir bunu göstereceğiz kararlıyız. Bir ülke namusla nasıl yönetilir, dürüstlükle nasıl yönetilir, insana saygıyla nasıl yönetilir, yandaş kavramı olmadan her yurttaşa eşit mesafede durarak bir ülke nasıl yönetilir inşallah bunu göstereceğiz. En büyük güvencem bu ülkenin insanlarıdır. Borç batağında mısın, o noktaya seni 12 yılda getirdiler, ben seni o noktadan üç yılda uzaklaştıracağım, borç batağından seni kurtaracağım hiç endişen olmasın.  Peki, sadece borç batağı mı? Emeklilere birazdan geleceğim. Faiz lobisi diye bahsediyorlardı. Efendim neymiş? Memlekette faiz lobisi varmış da darbe yapacakmış! Peki, bunların döneminde ne kadar faiz ödendi? 1980-2002 arası ödenen faiz 135 milyar lira, eski parayla 135 katrilyon lira. 2003-2014 arası ödenen faiz tam 545 milyar lira. Bu millet, bu insanlar, bizim insanlarımız, çöpte kâğıt toplayan insanımız da dâhil olmak üzere -eski parayla- 545 katrilyon lira faiz ödedi. Faiz lobisi arıyorlar, faiz lobisinin merkezini arıyorlar. Söyleyeyim, faiz lobisinin merkezi Çukur Ambar ve AKP Genel Merkezi, nerede arayacaksınız ki.   Faiz lobisinin başkanı, başkanı da belli, kaçak sarayda oturuyor, nerede arıyorsunuz siz bunları.  Bu neyi getiriyor arkadaşlar? Gelir dağılımındaki bozulmayı getiriyor. Birisi 100 kazanıyor, birisi 1 lira kazanıyor, AKP zihniyeti budur. Yine devletten örnek vereceğim, çok önemli bir örnek bu değerli arkadaşlarım, 77 milyon yurttaşım çok iyi dinlesin, çok önemli bir örnek. 2000'lerin başında Türkiye'de nüfusun yüzde 1'i Türkiye'deki toplam servetin yüzde 38'ni elde ediyor, yüzde 1'i yüzde 38'ne sahip. Geliyorum 2014'e, nüfusun yüzde 1'i toplam servetin yüzde 54'ne sahip. Şimdi bana söyler misiniz, bunlarda vicdan var mı? Bunlarda ahlak var mı? Ben boşuna demiyorum, burada bir akıl tutulması var; burada din yok, iman yok, kitap yok, burada hiçbir şey yok. Adalet mi arıyorsun, geleceksin CHP'ye kardeşim. Huzur mu arıyorsun, geleceksin CHP'ye kardeşim.  Ben hayatımın 27,5 yılını devlette geçirdim. Siyasete atıldığım gün mal varlığımı kendi İnternet siteme koydum. Bütün mal varlığım benim alın terimin karşılığıdır. Hesabını veremeyeceğim hiçbir kuruşum yoktur. Devleti de böyle yöneteceğiz.  Hesabını veremeyeceğimiz hiçbir şey olmayacak. Sadece böyle mi? Dış politikada da batırdılar Türkiye'yi, tecrit edildi Türkiye; Avrupa'dan tecrit edilmiş, Orta Doğu'dan tecrit edilmiş, Kafkaslardan tecrit edilmiş, Uzakdoğu'dan tecrit edilmiş, Amerika'dan tecrit edilmiş. Türkiye tarihinin hiçbir döneminde, altını çizerek söylüyorum, Türkiye tarihinin hiçbir döneminde dört başkentte Türkiye'nin büyükelçisi olmamıştır, ilk kez bu dönemde oluyor. İlk kez bu dönemde dört başkentte Türkiye'nin büyükelçisi yok; İsrail'de yoktur, Libya'da, Mısır'da, Suriye'de yoktur. Diğer devletlerin büyükelçilikleri var, Şam hariç diğer devletlerin var ama Türkiye'nin yoktur. Sorun şu: Türkiye'yi bu hâle kim soktu? Türkiye'yi bu hâle kim soktu? Gidip diyecekler, efendim hep şu CHP yüzünden oldu. Dedim ya, bir yerde yağmur yağsa CHP yüzünden, fırtına olsa CHP yüzünden, Ermenek'te bir şey olur CHP yüzünden, artık akıl tutulmasına son vereceğiz. Türkiye'yi bu hâle sokan AKP'dir ve onun zihniyetidir. Vatandaşa güven vermeyen zihniyetidir. Bunu herkesin bilmesi lazım, herkesin öğrenmesi lazım, bunu anlatmak bizim görevimizdir. Doğruları anlatacağız, abartmadan anlatacağız, halkın anlayacağı dille tane tane anlatacağız. Biraz sonra Hükümete Bilal'i anlatır gibi anlatacağız zaten, onlar da öğrenecekler.

Türkiye tecrit edilirse ne olur? İhracat düşer. Rakamları vereyim: Ocak ayında, geçen yılın ocak ayına göre yüzde 9,8 düştü. Şubat ayı yüzde 13 düştü. Avrupa Birliğine ihracat yüzde 12 düştü. Afrika'ya yaptığımız ihracat yüzde 28 düştü, Orta Doğu'ya ihracatımız yüzde 7,3 oranında düştü. Peki değerli arkadaşlarım, niye düşüyor, dolar da yükseliyor, mallarımız ucuzladı, neden düşüyor? Çünkü Türkiye tecrit edilmiş durumda. İktidar dünyaya güven vermiyor, Orta Doğu'ya güven vermiyor, Avrupa Birliğine güven vermiyor, hiç kimseye güven vermiyor. Kendi iç dünyasına kapandı, kendi kavgalarını şimdi götürüyorlar. Bu kürsüden uyarmıştım, yine uyarıyorum: Mısır Ro Ro seferlerini 23 Nisanda iptal edeceğini söyledi. O olursa Türkiye daha büyük bir felaketle karşı karşıya kalacak. Yemen'e, Katar'a, Suudi Arabistan'a mal gönderemeyeceğiz. Kimin yüzünden? Sevgili vatandaşlarım, oturun düşünün, kimin yüzünden Türkiye bu hâle geldi? Ve kararınızı verin, sandığa gideceksiniz, Türkiye'yi düşünün, çocuklarınızı düşünün, geleceği düşünün, umudunuzu düşünün, işsizleri düşünün, yoksulları düşünün, hep düşünün ama bir karar verin, doğru karar verin, ülkeyi namusuyla yönetecek bir siyasal partiyi yani CHP'yi iktidara getirin, sizin görevinizdir bu.  Libya karar aldı, "Türklerin tamamını dışarı çıkaracağım" diye. Libya'dan 4,5 milyar dolar alacağımız var, 7 milyar dolarlık iş makinalarımız var Libya'da "Seni dışarı çıkarıyorum" dedi. Kimin yüzünden? Bunların yüzünden, ülkeyi yönetenler yüzünden çünkü akılla ülkeyi akılla yönetmiyorlar; kinle, öfkeyle ülkeyi yönetiyorlar, ön yargıyla ülkeyi yönetiyorlar. Bir ülke akılla ve hukukun üstünlüğüne inanılarak o ülke yönetilir. Ülkeyi siz kinle, nefretle bölerek asla yönetemezsiniz, yönetirseniz Türkiye'yi bu noktaya taşımış olursunuz.

Emekliler, söyledim emeklilere. 10 milyon emekli… Hani, az önce örneğini verdim ya, Türkiye'nin yüzde 1'i 2000'lerde toplam servetin, Türkiye'nin toplam servetinin yüzde 38'ne sahipti. 2014, o yüzde 1 Türkiye'deki toplam servetin yüzde 64'ne sahip. Bu parayı nereden aldılar, bu serveti nasıl elde ettiler? Emekliye vermeyecek, işçiye vermeyerek, memura vermeyerek, esnafa vermeyecek, yandaşa vererek böyle bir servet dağılımını ortaya çıkardılar. Emeklileri her ortamda dile getiriyorum. Neden, biliyor musunuz? Vefa borcumuz var emeklilere.  Eğer emekliler, ülke biraz kalkınmışsa, ülkede biraz huzur varsa o emeklilerin sayesindedir. Onlar çalıştılar, alın teri döktüler, primlerini ödediler, vergilerini ödediler, zamanı geldi emekli oldular yani bu ülkenin kalkınmasına en büyük katkıyı onlar yaptılar. Şimdi işçiler de çalışarak bu katkılarını yapıyorlar. O zaman emeklilere vefa borcumuz var. Emeklilere bunlar kazık attılar. Dediler ki "Emekliye refahtan pay verilemez." Ne demek? Türkiye kalkınıyor ama emekli asla kalkınmayacak. Türkiye büyüyor ama emekli asla büyümeyecek. Ne kadar vereceğiz emekliye? Enflasyon oranında vereceğiz ama hangi enflasyon? Mutfak enflasyonu mu, pinpon topu enflasyonu mu, hangi enflasyon?

Bakınız emekliye yüzde 7 civarında bir zam yapıldı, yüzde 3,45 ve 3,63 olmak üzere toplam yüzde 7 civarında bir zam yapıldı çünkü demişlerdi ki "Enflasyon yüzde 7 civarında olacak." Enflasyon 8,2 oldu ama hangi enflasyon? Örnek vereceğim. Size yüzde 7 civarında bir zam yaptılar. Son bir yılda ekmek ne kadar arttı? Yüzde 12 arttı, makarna yüzde 15,4 arttı, çay yüzde 22,7 arttı, pırasa yüzde 22,9 arttı, dana eti –yiyor musunuz yemiyor musunuz bilmiyorum ama- yüzde 24 arttı, maydanoz yüzde 24,5 arttı, salça yüzde 26 arttı, salatalık yüzde 28 arttı, mercimek yüzde 32 arttı, domates yüzde 42 arttı, patlıcan yüzde 50,2 arttı, yeşil soğan yüzde 53 arttı, ıspanak yüzde 63 arttı, kuru soğan –Mahsuni'nin Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana- yüzde 77 arttı.  Kabak –kabak kabağın başına patlamış- yüzde 92,5 artmış; size ne verdiler? Yüzde 7. O zaman 10 milyon emekliye sesleniyorum: Senin hakkını koruyan parti senin partindir, Cumhuriyet Halk Partisidir, CHP'dir senin hakkını koruyan.   Emekli sadece bununla mı? Hayır, bununla değil. Esnaf diyelim, bakkal, bakkal Mehmet Efendi, dükkânını açtı, primini ödedi, aradan yıllar geçti, zamanı geldi emekli oldu. Alıyor emekli aylığını, bu parayla geçinemez. Ne yapayım? İşime devam edeyim diyor. Sen misin işine devam eden, emekli aylığından yüzde 15 Sosyal Güvenlik Destek Primi kesiliyor. Ne demek bu biliyor musunuz? Çalışanın cezalandırıldığı dünyadaki tek örnek, niye çalışıyorsun diyor. Bunu kaldırmak da benim boynumun borcudur, hepsi bunu çok iyi bilsin.

Bir şey daha var, o daha da garip. Diyelim ki esnaf veya manav veya terzi veya ayakkabı tamircisi veya ayakkabıcı, perdeci iki ay prim borcunu ödeyemedi. Olur ya sıkıştı, senedi vardı, iki ay prim borcunu ödeyemedi. Hastalandı, hastaneye gidecek, diyor ki "Sana sağlık hizmeti vermeyeceğiz." Neden? "Borcun var." Hadi diyelim ki adamın borcu var, sağlık hizmetini vermedin ona, karısı hastalandı, "Ona da sağlık hizmeti vermeyeceğim" diyor. Peki, bakmakla yükümlü olduğu yaşlı babası annesi var "Ona da sağlık hizmeti vermeyeceğim" diyor. Kim diyor? AKP diyor bunu, AKP "Borçlusunuz, size sağlık hizmeti vermeyeceğim" diyor. Ben ne diyorum? Borcunuz olsun olmasın size sağlık hizmeti vermek benim boynumun borcudur diyorum.

Ve yine size söz verdim. Her yıl Ramazan ayında ve Kurban bayramında birer maaş ikramiye vereceğim, hiç kimse endişe etmesin.  Hemen dediler "Vay efendim, ödeyemez, bunu yapamaz." Noterden bir taahhütname hazırladım.  Okuyorum, 4 maddelik bir taahhütname:

1- Tüm emeklilere dini bayramlarda birer maaş ikramiye verilmesi için gereken yasal düzenlemelerin bir ay içinde yapılmasını sağlayacağımı,
2- 2015 yılı için tüm emekli vatandaşlarımızın en geç Ramazan bayramının birinci günü olan 17 Temmuz 2015 tarihine ve Kurban Bayramının birinci günün olan 24 Eylül 2015 tarihine kadar birer maaş tutarında ikramiyenin emeklilerimizin banka hesaplarına yatırılmasını temin edeceğime,
3- Emeklilere yıllık iki maaş tutarında ikramiye verilmesini Başbakanlık görevinde bulunduğum her yıl muntazaman sürdüreceğimi,
4- Mevcut iktidar çevrelerinin emeklilerimize verdiğim ikramiye müjdesine karşı yapacakları karanlık kampanyalara karşı şimdiden ilan ediyorum ki, şayet bu sözümü tutmazsam Başbakanlıktan ve Genel Başkanlıktan derhal istifa ederek siyaseti bırakacağım.

Değerli emekli kardeşlerim, iki ayda 90 katrilyon lirayı bu milletin sırtına yıkıyorsunuz. Benim emeklilere taahhüdüm olan iki maaş ikramiye 90 katrilyon liranın yanında küçücük bir şey. Biz vereceğiz. Neden vereceğiz? Size inandığımız için, size güvendiğimiz için, vefa borcu için yapacağız biz bunu, emeklilere sahip çıkacağız biz.

Mustafa Kemal Atatürk'ün çok güzel bir sözü var, ne diyor? "Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesizdir"  Sizin savunucunuz benim.

Efendim, gelelim bir başka konuya. Dünden itibaren, biliyorsunuz, ortalıkta biraz karmaşa var. İtiraflar dönemi başladı hükümette. Biliyorsunuz, suç organizasyonlarında itiraflar çok önemlidir. 17-25 Aralıkta neyi gördük? Bir hükümetin bir devleti nasıl soyduğuna tanık olduk, hep beraber tanık olduk, bütün dünya tanık oldu. Şimdi, ilk itiraf, biliyorsunuz, Erdoğan Bayraktar'dan gelmişti. Ne demişti? "Bana istifa et diyorlar. O talimat verdi, ben yerine getirdim. Eğer istifa etmesi gereken birisi varsa ben değilim, Erdoğan'dır." demişti. Sonra ne oldu? Omurga eksikliğinden ötürü buradan çark etti.

İkinci itiraf Recep Tayyip Erdoğan'dan geldi. Askerlere yaptığı bir konuşmada diyor ki "Bizi kandırdılar. Askerlerin çoğunun hapiste olmaması gerekirdi." 77 milyon yurttaşıma sesleniyorum: Biz, o davaların doğru olmadığını söyledik. Ben Genel Başkan olarak iki kez Silivri'ye gittim. Biz oraya gittik diye, orada haksızlık, hukuksuzluk yapılıyor dediğimiz zaman "Ey CHP…" Pardon "Ey CHP, sen darbecisin." Şimdi aklın başına geldi mi senin? Kim darbeciymiş? Eğer bir darbeci arıyorsan o darbeci AKP Hükümetidir, ilk darbeyi de emeklilere yapmıştır.  "Refahtan emekliler pay alamaz" demiştir, bunun için kanun çıkarmıştır. Sonra, askerlere darbe yaptılar, aldılar içeriye attılar. Ben sormak istiyorum: "Ben o davaların savcısıyım" diyen kimdi Allah aşkına, bu değil miydi? "Ben bu davaların savcısıyım" demiyor muydu? Ne diyorum? Bir akıl tutulması var. Ne demektir bu? "Beni kandırdılar." Sen çocuk musun? Aklın yok mu senin? Devlet yönetme erkin yok mu senin? İstihbarat örgütlerin yok mu senin? Polisin yok mu senin? MİT'in yok mu senin? CHP olarak defalarca ama defalarca burada bir kumpas var dedik, neden bizi dinlemedin? Çünkü sende akıl yok, aklını kullanamıyorsun, işin Türkçesi budur.

Bakın biz, askerlere kumpas yapıldı, aydınlara kumpas yapıldı, gazeteciler içeriye atıldı, hapiste tutuldular, bir ara hapisteki gazeteci sayısı 105'i aşmıştı, dünyada bir numaraydık. Şimdi diyor ki "Özür dilerim, bir yanlışlık oldu, bizi kumpasa getirdiler, beni kandırdılar." Sen çocuk musun Allah aşkına, devleti yönetiyorsun ya.

Efendim, biz, Temmuz 2014, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bir kanun teklifi verdik. Kumpas mağdurlarının hukuksal haklarının iadesi hakkında kanun teklifi, iadeyi itibar. Temmuz 2014'te vermişiz, yeni değil. Madem ki sen Cumhurbaşkanı olarak "Beni kandırdılar" diyorsan, "haksızlığa uğradılar onlar" diyorsun, o zaman gel haklarını iade edelim. Samimiyse gelsin. Bunu önümüzdeki günlerde Genel Kurula indireceğiz, Genel Kurula indireceğiz ve bakalım kim doğru, kim doğru değil; kim samimi, kim samimi değil.

Ve bir başka itiraf, o itiraf da ilginç tabi. Sayın Bülent Arınç dün çıktı, yani bizim dahi kullanmakta zorlandığımız, kullanamadığımız ağır ifadeler kullandı. Bir hükümet düşünün, hükümetin sözcüsü televizyonlarda, canlı yayınlarda kendi partisinden bir büyükşehir belediye başkanını en ağır ifadelerle suçluyor. Hafızalar yenilensin diye okuyayım. "Bu terbiyesizce bir açıklamadır." Demiş ya "İstifa et." Yani o adam terbiyesizin biridir diyor. "Haysiyetli bir insan değildir" diyor. Yeni keşfettiysen günaydın tabii. "Biz kimin nerede havlayacağını çok iyi biliriz" diyor.  Havlamaktan söz ediyor. "Ankara'yı parsel parsel satmıştır. İmar planlarında değişiklikler yapmıştır" diyor. Yani açıkça "yolsuzluk yapmıştır" diyor. "Birilerine parselledi ve satmıştır" diyor. Ama işin garip bir tarafı var, diyor ki "Gökçek ile ilgili yüz konuyu –rakam da veriyor- 8 Hazirandan itibaren ömrüm vefa ederse konuşmak isterim."

Sorum şu: Ahlaklıysan, kul hakkı yemekten korkuyorsan, dürüst ve namuslu bir insansan neden 8 Haziranı bekliyorsun?  Bir hükümet düşünün, hükümetin sözcüsünü düşünün, televizyonların başına geçiyor, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı ile ilgili en ağır suçlamalarda bulunuyor. Biz bunu defalarca dile getirdiğimizde koruyorlardı.

İkinci soru: Sen bunların tamamını biliyordun da neden bugüne kadar konuşmadın? Hangi gerekçeyle konuşmadın?  Yolsuzluk yapana, bu kadar ağır eleştiriler getirdiğin bir adama hangi gerekçeyle sahip çıkıyorsun? Sana dokundu diye mi, sana "İstifa et" dedi diye mi? Ne dedim? Bunlar ülkeyi yönetemezler. Suç ortaklığı ağır ağır çıkıyor ortaya, birbirlerini suçlamaya başladılar. Önümüzdeki süreçte bunu göreceğiz.

Tabii, daha önemli bir şey var. Bütün bu olaylar oluyor, bir kişi hiç konuşmuyor, kayıp. Kim kayıp? Ahmet Davutoğlu yani Ahmet Kayıpoğlu. Ne olduğu belli değil. Ahmet Kayıpoğlu'na sormak isterim: Erdoğan Merkez Bankası Başkanını suçladı, onu vatan haini ilan etti, niye konuşmuyorsun? Ben bu kürsüden, 77 milyon yurttaşın fişlendiğini, iddianameyi göstererek, açıkladım. Tık yok, konuşmuyor, tam Kayıpoğlu, hiç yok ortada. İzleme Heyeti dolayısıyla yine Arınç'la aralarında bir tartışma geçti. Onda da biraz omurga eksikliği var, çünkü o da sonradan "Efendim, bizim Cumhurbaşkanına saygımız var, şudur budur" deyip hafif kıvırmaya başladı ama atı alan Üsküdar'ı geçti. Ağızdan bir söz çıktığı andan itibaren siz o sözünüzün esirisiniz artık, ondan vazgeçemezsiniz artık, vazgeçerseniz itibar kaybedersiniz, zaten itibarı olmayan bir süreci yaşıyoruz.

Yine, hükümet olarak, hükümetin sözcüsü, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilktir arkadaşlar bu, bir hükümetin sözcüsü Bakanlar Kurulu toplantısından sonra medyanın önüne çıkıp açıkça suçluyor. Bizim Davutoğlu'ndan yine haber yok, tam Kayıpoğlu. Niye konuşmuyor? Tık yok. Bugün grup toplantısı vardı, oradan da arazi olmuş. Biliyorsunuz, dört bakanla ilgili oylama vardı, oradan da arazi oldu, yurt dışına gitti. Neden arazi oluyorsun? Çünkü sen ülkeyi yönetemiyorsun. Çünkü sen vesayet altındasın. Vesayet altında birisi koskoca Türkiye Cumhuriyeti'ni yönetemez. Sözüm söz, 77 milyona söz, benim hesabını vereceğim tek bir organ vardır, o da yüce Türk milletidir, sizsiniz, size hesabını vereceğim ben bunun.

Hepinize en içten selamlar, saygılar değerli arkadaşlarım."

    Salı, 24 Mart 2015 14:10

Bağlantılı Konular