Kılıçdaroğlu Dünya İş Konseyi Liderleri toplantısına katıldı

Kemal Kılıçdaroğlu İstanbul'da Dünya İş Konseyi Liderler toplantısında soruları yanıtlarken, "Devlet kinle, öfkeyle, duygularla, önyargıyla yönetilmez, akılla ve mantıkla yönetilir. Ortak aklı egemen kılmalıyız ve bu kültürel olgunluğa ulaşmalıyız." dedi.

İstanbul'da Dünya İş Konseyi Liderler toplantısında konferans veren CHP Lideri Kılıçdaroğlu konuşmasını tamamladıktan sonra soruları da şöyle yanıtladı;

Soru: İlk sorumuz şu; dünyayla entegre olmaktan bahsederken YÖK'ün denklik ve yurtdışı eğitim politikalarını yorumlar mısınız diye bir soru gelmiş.
Kemal Kılıçdaroğlu: Tek cümle; Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında YÖK diye bir kurum olmayacak. Ve ikinci cümle; bütün üniversiteler bilgi üretecek. Üniversiteler özgür ve özerk olacak.

Soru: Soru soran bilinmiyor kaynağı belli değil Sayın Kılıçdaroğlu. Türkiye'nin gelir dağılımı adaletsizliği ne zaman düzelir ve bu konudaki projeleriniz nelerdir?
Kemal Kılıçdaroğlu: Az önce gelir dağılımındaki artan arayı rakamlarla sizin bilgilerinize sunmuştum. Vergi politikalarıyla, kamu harcamalarıyla ve sosyal destek programlarıyla gelir dağılımında düzenleme yapmak mümkündür. Zaten üç temel yolu var üçünü de kullanmak istiyoruz ve mutlaka kullanacağız. Eğer bir ülkede çocukların yatağa aç girmediği bir ülkede huzuru bulursunuz. Ama eğer işsizlik, yoksulluk, açlık, sefalet varsa o ülkede siz barışı ve huzuru sağlayamazsınız. Temel amacımız mutlu bir Türkiye, huzurlu bir Türkiye. Herkesin işinin, aşının olduğu bir Türkiye. Bu çok zor değil. Devleti yöneten kişinin akılcı politikalar üretmesi halinde bütün bu sorunları çözersiniz. Çözen ülkeler var. Bizim yeniden bulacağımız bir mucize değil bu. Çözen ülkeler var. Vergi politikasını buna göre yaparsınız, bütçe politikanızı buna göre yaparsınız, sosyal destek programlarınızı buna göre yaparsınız. Bütün yoksul yurttaşları sosyal destek programları kapsamına alırsınız. Ben şu sözü hep verdim, sizlerin huzurunda bir kez daha vermek istiyorum. 4 yıllık Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında Türkiye'de yoksulluk sıfırlanacaktır. Kimse yoksul olmayacaktır.

Soru: Necati Yıldırım'ın sorusu, Türkiye'nin ekonomik gelişiminde sosyal politikaların önemi bilinmiyor. CHP'nin sosyal politikaları hakkında bilgi verir misiniz?
Kemal Kılıçdaroğlu: Bizim anayasamızın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen maddelerinden birisi şu; Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik, sosyal hukuk devletidir. Laikliği çok iyi biliyoruz ve tartışıyoruz. Demokrasiyi de çok iyi biliyoruz ve tartışıyoruz. Ama unuttuğumuz bir başka kavram var sosyal devlet. Sosyal devleti aslında çok daha fazla tartışmak ve toplumun belleğine yerleştirmek zorundayız.

Sosyal devlet şu; örgütlü toplum, işçisi de, işvereni de örgütlenecek. Sosyal devlet şu; belli amaçlar çerçevesinde insanlar bir araya gelip sivil toplum örgütleri kuracaklar. Sosyal devlet şu; bir kişi işsizse devlete dönüp benim işsizliğimi sen gidermek zorundasın deme hakkı olan devlettir. Sosyal devlet şu; eğer bir aile yoksulsa sosyal devlete dönüp, yani hükümete dönüp, yani iktidara dönüp benim açlığımı gidermek zorundasın sen ey devlet deme hakkına sahiptir. Bu hak yurttaşın elinden alınmış durumda. Neden? Çünkü hükümetin yaptığı yardımlar sosyal devletin gereği olarak algılanmıyor. Sanki iktidarda olanlar ceplerinden bu yardımları yapıyorlarmış gibi bir algıyı yaratıyorlar ve o algı toplumda beslenerek büyüyor. Oysa yapılan yardımların tamamı bizlerin ödedikleri vergilerle sağlanıyor.

Sosyal devletin güçlenmesinin önündeki en güçlü parametre verginin hesabını sormaktır, vatandaşın ödediği verginin hesabını sormaktır. Neden stratejimiz diye söyledik? Demokrasi hesap veren devlet. Eğer benden vergi alınıyorsa o verginin hesabını iktidar bana vermek zorundadır. Eğer ben benim ödediğim verginin hesabını soramıyorsam o ülkede demokrasi henüz oturmamış demektir. Sosyal devlet bu açıdan çok ama çok önemli.

Bu seçkin topluluğa yine seslenmek isterim. Eğer bu ülkede sosyal devleti güçlendireceksek, bu ülkede sosyal devleti konuşabilecek hale geleceksek sizin de, benim de sorumluluğum var. Sendikalar sosyal devletten söz etmiyor. Neden? Sivil toplum örgütleri arzu ettiğimiz ölçüde sosyal devletten söz etmiyor. Neden? Aydınlarımız, köşe yazarlarımız, üniversitelerimiz sosyal devletten yeteri kadar söz etmiyor. Neden? Eğer sosyal devleti ve onun gereklerini bu topluma yeteri kadar anlatabilirsek farklı bir Türkiye'yi hep beraber inşa etmenin yollarını açacağız. Sosyal devlet çok önemli bir kavramdır. Sosyal devlet halkına hesap veren devlet demektir, örgütlü toplum demektir. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği Türkiye sosyal devleti güçlü bir toplum demektir. Hepimiz bu konuda çalışacağız. Bende çalışacağım, sizlerde çalışacaksınız. Güçlü bir sosyal devleti beraber inşa edeceğiz. Bu hepimizin ortak görevidir.

Eğer biz seçimler sırasında aile sigortası gibi bir kavramı toplumun gündemine getirdiysek, aslında o kavram Cumhuriyet Halk Partisinin bulduğu bir kavramda değil. 102 sayılı uluslararası çalışma örgütünün kabul ettiği sosyal güvenliğin asgari normları sözleşmesi var. Türkiye'de bunun altına imza atmış durumda. İşsizlik sigortası, yaşlılık sigortası, hastalık sigortası, analık sigortası, iş kazası sigortası, meslek hastalığı sigortası. Sigorta dallarından biriside aile sigortası. Geliri olmayan veya geliri belli bir rakamın altında olan ailelere destek veren sigorta dalı. Yaklaşık 30 yıldır bu sözleşme Türkiye Cumhuriyeti hükümeti tarafından imzalandı. Ama son sigorta dalı Türkiye'de bilinçli olarak uygulanmak istenmiyor. Neden? Yurttaşı siyasal iktidara bağımlı kılmak için. Onları bir anlamda siyasal tutsak etmek için. Biz yurttaşı bu cendereden kurtarmaya kararlıyız. Hiç kimse birilerinin eline, avucuna bakmamalı. Bakacaksa vergisini ödediği sosyal devlete bakmalı ve sosyal devletten gücü ve desteği alabilmeli. Asıl hedefimiz, asıl amacımız bu.


Soru: Ve son sorumuz geliyor. Siz iktidarda olsaydınız neyi farklı yapardınız?
Kemal Kılıçdaroğlu: İktidarda olsaydık neyi farklı yapardık. Keşke sadece bir cümle olsaydı bunun yanıtı. Az önce 4 strateji açıkladım ve 4 stratejiyi açıkladığım ilk toplantıdır bu değerli arkadaşlarım. İş dünyası da bilsin diye, yabancı konuklarımızda bilsin diye. Eğer bir ülkede demokrasi ve hukukun üstünlüğü yoksa orada gelişme olmaz. Çünkü dünyada böyle bir örnek yok. Gelişmişlik sadece kişi başına gelir değildir. Öyle olsaydı Suudi Arabistan dünyanın en gelişmiş ülkelerinden biri olurdu. Neden ben burada bir vurgu yaptım. İktidarın hedefi ilk 10'a girmek. Biz diyoruz ki, ilk 10'a girmek yeterli değil. Ayrıca insani gelişmişlik endeksinde ilk 20'ye girmemiz lazım. Yani 20 yılda bizim en az 40 basamak yükselmemiz gerekiyor. İnsani gelişmişlik endeksinde gerilerdeyseniz sizin demokrasinizin adı hibrit demokrasi oluyor, yarım demokrasi oluyor. Bu ülkenin insanına bu yakışmaz. Yine söyledik biz olsaydık şayet iktidarda emin olun bizim üniversitelerimiz dünyanın en saygın üniversiteleri arasına girmiş olurdu. En az 10 üniversite. Çünkü o üniversiteler özgür olacaktı, özerk olacaktı. Bilim üreteceklerdi bilim. Bilgi üreteceklerdi. Baskı altında olmayacaklardı. Her türlü düşüncenin özgürce konuşulduğu kurumlar olacaktı.

Yine CHP iktidarda olsaydı, bir işadamımız Türkiye'de çip üretmek istedi. Dünyanın sayılı ülkelerinde üretiliyor. İleri teknolojinin bir gereğidir. Bunun için 1 milyar dolar paraya ihtiyacı vardı. Ben Başbakan olsaydım gözüm kapalı 1 milyar doları verirdim. Türkiye çip üretmeli. Yüksek teknolojiye geçmeli Türkiye. Eğer siz katma değeri yüksek ürün üretemiyorsanız başarılı olma şansınız, rekabet etme şansınız sıfır. Eğer bir ülkenin Başbakanı, yani Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı buzdolabı ürettim şu kadar sattım diye övünüyorsa o 19.yüzyılın Başbakanıdır. Çünkü buzdolabı 18.yüzyılın ürünüdür. Biz yeni şeyler yapmak zorundayız. Çok basit bir soru soracağım size çok basit bir soru. Biz Güney Kore'den önce otomobil üreten ülkeyiz kendi markamızla. Bugün bizim bir markamız yok. Ama Güney Kore'nin dünya çapında 3 markası var. Soru şu; neden? Geleceği görmeyen, vizyon sahibi olmayan bir siyasal anlayışın Türkiye'yi getirdiği nokta budur. 2023, 2071 olur 3071'de söyle dilin kemiği yok ya. Sonuç ne sonuç? Bir gerçeğin daha altını çiziyim. İran'daki üniversitelerdeki bilimsel yayın sayısı Türk üniversitelerini geçmişse orada durup düşüneceğiz neden? Türkiye'nin yaşadığı en ciddi sorun bu. Zaman sarkacının ne kadar hızlı döndüğünü söyledim konuşmamın başında. İnsanoğlu tekerleği 3 milyon yılda buldu. Şimdi her saniyede birden fazla buluş var ve siz bu maratonda koşucusunuz. Ya nal toplayacaksınız ya önde olacaksınız. Eğer bu ülkenin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk bize çağdaş uygarlığı aşın dediyse benim manevi mirasım akıl ve bilimdir dediyse gerçek yol gösterenin o olduğunu hepimizin kabul etmesi lazım. Bilimi dışladık, üniversiteleri dışladık. Eğitim ortaçağ düzeyine indi. Çocuklarımızı denek olarak kullanıyoruz. Hepimizin sorumluluğu var.

Özellikle iş dünyasına sesleniyorum. Eğer bu politika böyle giderse ve bu iktidarda böyle giderse yakın bir gelecekte siz 3.dünya ülkelerinin talep ettiği ürünleri ancak üretebilirsiniz ve ancak onlara pazar bulabilirsiniz. Bu düşünce beni ürkütüyor, bu süreçte beni ürkütüyor. 27,5 yıl ben bu ülkeye hizmet ettim. Bizim vizyonumuz var. Neyle? Akılla ve mantıkla. Devlet kinle, öfkeyle yönetilmez, devlet duygularla yönetilmez. Devlet akılla ve mantıkla yönetilir. Ön yargıyla devlet yönetimi olmaz. Bilime önyargıyla yaklaşamazsınız, insanlara önyargıyla yaklaşamazsınız. Temel hedef ne olmalı? Akıl olmalı. Ortak aklı egemen kılmalıyız. Her düşünceye kulak kabartmalıyız. Eksikliklerimizi bir başkasını dinleyerek gidermeliyiz ve bu kültürel olgunluğa ulaşmalıyız. Yapabilir miyiz? Yapabiliriz.

Bakın, Türkiye'de her şey var. Görkemli tarih dedik var. Çok güzel toprağımız var. Bulunduğumuz coğrafya en azından lojistik açıdan bize olağanüstü imkanlar sağlıyor. Asya, Afrika, Avrupa'nın tam göbeğindeyiz. 3,5 – 4 saatlik bir uçak mesafesiyle 5 – 6 milyarlık bir nüfusa ulaşabiliyoruz. Peki ne götürüyoruz oraya? Katma değeri yüksek hangi ürünü götürüyoruz? Bundan 12 yıl önce katma değeri yüksek ürün ihracatımız 6.2'ydi bütün ihracat içinde. Şimdi 3.4'e geriledi ve hep beraber bağırdık Türkiye olağanüstü büyüyor diye. Elbette Türkiye büyüyor. Ama birileri bizden daha hızlı koşuyorsa bu olmaz.

Tipik bir örnek daha vereceğim. 1980'ler. Türkiye ilk 20 arasında 14.sırada Türkiye 1980'lerde. Yanlış hatırlamıyorsam 1984 olabilir. Şimdi 19. sıradayız. Son bir yılda 2 sıra geriye düştük. Yani biraz daha giderse ilk 20'den çıkacağız. Şu soruyu hepimiz sormak zorundayız. Türkiye böyle bir yönetime layık mı? Neden geriliyoruz biz? Neden birileri bizden daha hızlı ilerliyor?

Son bir şeyi söyleyeyim. Hollanda Konya'dan küçük geldi bizi geçti. İlk 20'de geldi bizi geçti Hollanda. Konya'dan küçük. Tarım ürünü ihracatı 185 milyar dolar. Bizim 12 milyar dolar. Neden? Tek nedeni var arkadaşlar vizyonsuz siyaset. Tek nedeni var geleceği göremeyen siyaset, geleceği sorgulamayan siyaset. Kendi içine kapanık, küçük hesaplarla iktidarda kalmaya çalışan siyaset anlayışı. Dünya değişiyor biz değişmiyoruz. Biz hep kavga ediyoruz, hep geriliyoruz. Bilim insanlarını küstürdük, sanatçıları küstürdük, gazetecileri küstürdük, düşünürleri küstürdük. Hepsini düşman ettik ve yabancı sermayede artık gelmiyor. 40 – 50 milyar dolar çekebilir bu topraklar yabancı sermaye 40 – 50 milyar dolar. Geçen yıl 5,5 milyar dolar geldi neden?

Bizim vizyonumuz Türkiye'yi bilgi toplumuna çağıran vizyondur. Bizim vizyonumuz 21.yüzyılda ciddi bir atılım yapmak isteyen Türkiye'nin vizyonudur. Türkiye sorunlarını aşma kapasitesine sahip, Türkiye sorunlarını çözme kapasitesine sahip. Bunun için bilgide var, bunun için birikimde var, bunun için insanda var. Bunun için siyasi partide var. Sorun tercihlerimizi yanlış kullanmaktan kaynaklanıyor. Gelin bu seçimlerde tercihlerimizi doğru kullanalım. Gelin bir 4 yıllık fırsat verin. 4 yıl deyince aman efendim 4 yıl istiyorlar. 4 yılda Türkiye'nin kaderi değişir arkadaşlar 4 yılda. Yeni bir Türkiye. Neden 4 yıl? Ne söyledim? Tekerliği 3 milyon yılda bulduk. Şimdi her saniyede birden fazla buluş var. 4 yılda Türkiye çağ atlar. 4 yılda Türkiye efendim AB yeni fasıllar açacak mı, açmayacak mı? Bana ne yeni fasılların açılıp açılmadığına. Ben birinci sınıf demokrasi istiyorsam onların yeni fasıl açmasını beklemeden bütün değişimleri ben yapmalıyım. Hiç düşündünüz mü acaba Gazi Mustafa Kemal Atatürk batıya karşı mücadele etti. Hemen savaştan sonra gitti İsviçre'den medeni kanunu getirdi. Onlar dayatma mı yaptılar? Hayır. Bunu uygulamazsanız biz sizi uygar ülke saymayız mı dediler? Hayır. Ama onun bir vizyonu vardı, çağdaş uygarlığı yakalayacağım diyordu. Onun bir beklentisi vardı. Türkiye hızla büyüyecek diyordu. Ki onun devraldığı Türkiye'de kadınlarda okuma yazma oranı binde 4'tü. Erkeklerde %8 civarında. Bugüne baktığınız zaman 4 yıllık bir sürenin ne kadar ciddi bir süre olduğunu ve 4 yıllık bir süre içinde sizin Türkiye'yi nasıl değiştirip dönüştürebileceğinizi düşünmeniz gerekiyor. 4 yıllık süre için izin isteyen bir insanın vizyonunun ne kadar güçlü olduğunu herkesin bilmesi gerekir. Öyle 30 yıl, 40 yıl değil. 4 yıl arkadan 20 yıllık bir süre. Nedir o 20 yıllık süre? İnsani gelişmişlik endeksinde Türkiye'yi 69. sıradan alıp ilk 20'nin içine getirmek. İşte o zaman Türkiye gerçek anlamda bize miras bırakılan ve bizimde görevimizi yaptığımız bir Türkiye konumuna gelir.

Efendim ben aranızdan erken ayrılmak zorundayım uçağım kalkacak. Hepinize yürekten teşekkür ediyorum, hepinize saygılar sunuyorum.

    Pazartesi, 23 Mart 2015 14:02

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica