CHP, ekonomik sıkıntılara çözüm bulunabilmesi için Meclis Araştırması istedi

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu yaşanan bu ekonomik sıkıntılara etkili ve sürekli çözümler bulunabilmesi amacıyla Meclis Araştırması açılması istedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu'nun T.B.M.M. Başkanlığı'na sunduğu önerge şöyle:

"Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

Türkiye ekonomisinde son zamanlarda yaşanan durgunluğun ve daralmaların, ayrıca, Doların rekor üstüne rekor kırarak 2.32 TL'den 2.62 TL'ye çıktığı iki ayda Türkiye'de, borçlanma ve üretim maliyetleri artarken firmaların karlılık oranları düşmüştür. Yaşanan bu ekonomik sıkıntılara etkili ve sürekli çözümler bulunabilmesi amacıyla Anayasanın 98'inci, İçtüzüğün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ederim.

Dr. M. Sezgin Tanrıkulu
İstanbul Milletvekili

Gerekçe

2014 Kasım ayında beri yüzde 20'lik kur artışı gerçekleşmiş, Dolar rekor üstüne rekor kırarak 2.64 TL'yi görmüştür. Türkiye'nin döviz pozisyon açığının 431 milyar Dolar ve kurdaki her 1 kuruşluk artışın açığı 4.3 milyar lira büyütmektedir. Doların 2.32 TL'den 2.62 TL'ye çıktığı iki ayda açık 139 milyar lira büyüdü. Önümüzdeki bir yılda Türkiye toplam 167 milyar Dolar dış borç ödeyecektir. Dolarda son iki aydaki 30 kuruşluk artış geri ödemelerde 50 milyar liralık bir ek fatura çıkarmıştır.

İhracatın yüzde 62 oranında ithalata bağımlı olması nedeniyle döviz artışı ihracatta avantaj yaratması gerekirken tersine dezavantaj yaratmaktadır. Türkiye 100 Dolarlık ihracat yapabilmek için 62 dolarlık ara malı ithal etmektedir. Bazı sektörlerde üretimde kullanılan ithal girdilerin payı, ihracatın yüzde 80'ine yaklaşmaktadır. Döviz kuru arttıkça, üretim maliyeti ve ihracat birim fiyatı yükselmekte, dış pazarda rekabet gücü azalmaktadır. Bunun sonucunda ihracat ithalattan da hızlı düşmektedir. Üretim sektörünün girdilerinin çoğunlukla Dolar bazında, satışlarının ise Avro ile olması nedeniyle, Dolar kurundaki hızlı yükseliş, ihracat yapan firmaların risklerini büyütmektedir.

Bankalara döviz borcu bulunan KOBİ'lerin sayısı 23 bini aşmış bulunmaktadır. Reel sektörün Türkiye'deki bankalardan kullandığı döviz kredisinin 152.6 milyar Dolar ve yılbaşında 2,32 TL'lik kur düzeyinde 354 milyar lira olan bu borcun TL karşılığı iki ay gibi bir sürede 46 milyar lira artarak 400 milyar liraya çıkmıştır.

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerine göre sadece geçen Kasım ayında 56 bin esnaf, dükkanına kilit vurmuştur. İşlerdeki durgunluğun yanı sıra fahiş vergi, sigorta primleri ve işyeri kiraları kötü gidişte önemli rol oynuyor. Boşta kalan esnaf, ya maaşlı olarak çalışmaya başlamaktadır ya da işsizler kervanına katılmaktadır. 2 milyon 868 bin esnaftan 2 milyon 366 bininin Bağ-Kur prim borcu bulunmaktadır. Bu tabloya göre borcu olmayan esnaf sayısı sadece 558 bindir. Her beş esnaftan dördü borcunu ödeyememektedir.

Türkiye'nin küresel ekonomik sistemde güven vermeyen bir ülke imajı edinmesi ile yabancı sermaye ülkeyi terk etmeye başlamıştır. Türkiye 2002'den günümüze dünyadaki ekonomik ve siyasal atmosferde kazandığı avantajlarla edindiği ekonomik büyüme hikayesini, üretim temelli, ülkenin rekabet avantajlarına dayalı kalıcı bir kalkınma hikayesine dönüştüremediği için, küresel likiditedeki daralma dış kaynak ihtiyacı büyük olan Türkiye ekonomisi için çok ciddi bir risk yaratmaktadır.  Avrupa, Japonya ve diğer gelişmiş ülkeler bilgiye, insana, teknolojiye, alt yapıya, araştırma-geliştirmeye büyük yatırımlar yaparken, Türkiye'nin üretmeden, yatırım yapmadan konjoktürel etkilerle ekonomide çağ atlayacağını düşünmesi büyük bir yanılgıdır.

Türkiye'de döviz kurundaki artış firmaların üretim maliyetleri ve borçlarını olumsuz etkilemektedir. Faiz indirim tezi ile firmaların borçlanma maliyetlerinin düşürülmesi, borçlanma imkanlarının arttırılarak sürdürülebilir borç yapısını kazandıramayacağını belirginleştirmektedir. Ekonomi gibi birçok unsurun etkileşim  bileşeni olan bir yapının faize indirgenerek açıklanmaya, sorunun  çözülmeye çalışılması  stratejik bir zafiyettir. Hükümetin piyasalara müdahalesi firmaları üretim yapamaz, borçlanamaz, borçlarını ödeyemez bir konuma  ve son tahlilde tüm ülkeyi etkileyecek bir darboğaza sürüklemektedir.

KOBİ'lerin döviz borcunun kurdaki artışa paralel yükselmesi ve esnafın işyerlerini kapatması ve her beş esnaftan dördünün SGK borçlarını  ödeyemez durumda olması piyasanın  olağan koşullarının bir sonucu olarak görülemez.

Uluslararası Enerji Ajansı, rakamlarına göre önümüzdeki yıllarda dünya genelinde 2 trilyon Dolara yakın bir enerji yatırımı gereksinimi öngörmektedir. Türkiye'de sadece elektrik alanında 8 ile 10 milyar Dolar bir yatırım gereksiniminden bahsedilmektedir. Firmaların öz kaynak ihtiyacının artacağı ve ayrıca finansman imkanlarının daralacağı bir döneme girilmektedir. Maliyetler anlamında ekstra yüklerin oluşacağı aşikardır.

Türkiye'de, borçlanma ve üretim maliyetleri artarken firmaların karlılık oranları düşmüştür. İç talepte yaşanan daralmanın  derinleşmesi ile  Türkiye'nin  mali tablosu daha da  kötüleşecek ekonomik durgunluk daha da belirginleşecektir. Döviz kurundaki artışın Türkiye'deki firmalar açısından ihracat bazında bir avantaja dönüşememesi Türkiye'nin ekonomisinin  dışa bağımlı bir ekonomi olduğunun önemli göstergesidir.

Türkiye'de özel sektör kuruluşlarının bilanço dengeleri, sürdürülebilir borç yapısına kavuşmaları, üretim maliyetlerinin artması, talepte yaşanacak daralmalar, finansman imkanlarının arttırılması  konularında devletin piyasada düzenleyici ve denetleyici karakteri ile özel sektöre rehberlik etmesini sağlamak amacıyla bir komisyon kurulması elzemdir."

    Pazartesi, 23 Mart 2015 12:35

Bağlantılı Konular