CHP Sözcüsü Haluk Koç, "Saraydan Fidan Kaçırma şu anda oynanan oyunun adı" dedi

CHP Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Prof.Dr.Haluk Koç CHP Genel Merkezi'nde yaptığı basın toplantısında dün Genel Başkan Kılıçdaroğlu başkanlığında toplanan MYK'nın gündemi, aldığı kararlar ile, Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu temel sorunlar konusunda açıklamalarda bulundu ve soruları yanıtladı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Haluk Koç'un açıklamaları şöyle:

"Değerli arkadaşlarım hoşgeldiniz. Dün Merkez Yönetim Kurulumuz Sayın Genel Başkanımızın İstanbul'daki programı nedeniyle geç toplandı. Dolayısıyla da geç bitti. Akşamda kendileri bir televizyon programına katıldılar. Dünkü çalışmalarla ilgili basın bilgilendirmesini bugüne bıraktık.

Dün Merkez Yönetim Kurulumuzda Haziran seçimleriyle ilgili takvim çerçevesinde bazı çalışmalar gerçekleştirildi. Adaylık için istifalarla boşalan bazı il ve ilçelere görevlendirmeler yapıldı, bazılarında ise il başkanlıklarına ilçeler için yetki verildi ve Pazar günü toplanacak Parti Meclisinde de hem Cumhuriyet Halk Partisi tüzüğü çerçevesinde, hem siyasi partiler yasası çerçevesinde adaylarımızı hangi seçim bölgesinde hangi yöntemlerle belirleyeceğimiz kararlaştırılacak. Bu da ayrıca sizlerle paylaşılacak.

Dün yönetmeliğimizin 6. maddesi gereğince adaylık için başvuracak aday adaylarından alınacak ücretler belirlendi. Öncelikle onları ifade etmek istiyorum. Kontenjan adaylığı için başvuracaklardan 7 bin 500 lira. Normal adaylardan yani eğilim yoklaması ve önseçime girecek adaylardan 5 bin lira diğer siyasi partiler gibi. Kadınlar, engelliler ve gençlerden ise 2 bin 500 lira ücret alınacak. Şu akla gelebilir niye bu ücret diye. Biliyorsunuz tüzüğümüz gereği Sayın Genel Başkanımızda bunun altını çizdi, Pazar günüde bunlar belirlenecek. %85 oranında önseçim yapacak Cumhuriyet Halk Partisi. Yani bir merkez yoklaması değil. Buna göre belirli bir miktar alınması kararlaştırıldı ve bu çerçevede adaylık başvuru ücretleri belirlendi.

Dediğim gibi MYK'nın yetkisinde olan bölüm bu. Parti Meclisi ise tüzüğümüzde kendi yetkisi içinde olan hangi seçim bölgesinde hangi yöntemin uygulanacağını Pazar günkü toplantısında belirleyecek. Bu da size açıklanacak ayrıca.

Değerli arkadaşlarım, bu arada Türkiye'de siyaset yine kendi akışı içerisinde gidiyor. Aslında seçimlere nasıl gidiyoruz? Siyasetin üzerine örtülen aslında pek de sır olmayan çeşitli senaryoların gölgesinde gidiyoruz seçimlere. Yani baktığınız zaman AKP'nin kurduğu yapay siyasi imparatorluğun ciddi sarsıntılar geçirmeye başladığını tespit ediyoruz. Yalın bir siyasi gözlem bu. Bir muhalefet partisi temsilcisinin, sözcüsünün siyasi yorumu değil. Bağımsız yorumcularında siyaseti izleyen gözlerinde yapabileceği bir değerlendirme. Bunun ayrıntılarına gireceğim.

Bu arada kaçak sarayda bunalan mevcut Cumhurbaşkanı kendisini Latin Amerika'ya attı. Önce Kolombiya'ya gitti. Kolombiya'da ilk gittiği yer altın müzesi. İlginçtir herhalde alışkanlıktan olsa gerek. Acaba orada altınlar nasıl müzeye konuyor diye baktı. Daha sonra Küba'ya geçti. Küba'da başta Simon Boli olmak üzere Küba bağımsızlık savaşının Küba'da emperyalizme karşı verilen mücadelenin kahramanlarının müze evlerini gezdi, hatta bugün basında var 68 kuşağının da sembolü olan emperyalist baskıya karşı dünya gençliğinin sembolü olan, mücadele azmini körükleyen Che Guevara'nın fotoğrafının önünde resim verdi. Herhalde Che Guevara onu önünde gördüğünde mezarında ters dönmüştür o da ayrı bir olay.

Değerli arkadaşlarım, şimdi kaçak sarayda bir şekilde her şeye egemen olmaya çalışan kişi gittikçe karantinaya alınıyor. Bu bir siyasi karantina. Bu önemli bir tespittir. Şimdi uzun yıllardır kendi hırslarına, isteklerine, planlarına uygun bir şekilde mesaiye zorladığı en önemli kurumun başındaki kişi kendi açıklamalarından söylüyorum. Onun hilafına aday olduğunu açıkladı ve görevinden istifa etti. Hakan Fidan'dan bahsediyorum. Yani bu kişi taşıdığı bütün sırlarla beraber sarayının gemisinden ineceğini söyledi. Yorum bu.

Şimdi Haziran sonrası senaryoların haddi hesabı yok şuanda Türkiye'de. Hakan Fidan olayına dün Sayın Genel Başkanımızda değindi televizyon konuşmasında. Öncelikle devletin en önemli kurumlarının başında gelen MİT'te başkanlık yapmış bir kişinin bütün görevi boyunca taşıdığı sırlarla beraber görevinden çekilerek siyasete girmesi yadırganacak bir olay. Bunun altını bir kere daha çizmek istiyoruz. Çünkü alışılagelmiş bir olay değil. O noktada görev yapanlar o görevden ayrıldıktan sonra kendi sırlarıyla beraber bir köşeye çekilirler. Ben yakın siyasi tarihte Türkiye Cumhuriyetinde de başka benzer bir olay hatırlamıyorum.

Değerli arkadaşlarım, yani sıcak siyaset ortamına daha önce taşıdığı görevin bütün yüküyle beraber girmeleri pek olağan bir tablo değildir. bunu söylemeye çalışıyoruz. Ama bugün Türkiye'de yaşanan siyaset ortamı da bunu farklı şekilde de yorumlamaya açmak lazım. 7 Şubat 2012 tarihini hepiniz hatırlıyorsunuz. Bu kişiye özel bir dokunulmazlık zırhı, bir yasal koruma sağlanmıştı ve o tarihten sonra adı etrafında çeşitli tartışmalar, soru işaretli kısımlarda dahil şu gün, şu saatte herkesin önünde duran gerçekler bu tartışmalar. Neler vardı? Oslo görüşmeleri sırası ve sonrasında yaşananlar. İmralı, Kandil seferleri ve görüşmeler. Suriye süreci ve radikal terör örgütlerine Türkiye tarafından MİT aracılığıyla aktarıldığı iddia edilen silah ve mühimmat olayı. Basına MİT tırları olarak geçmişti hatırlıyorsunuz. Savcıların fezlekeleri hala internette duruyor.

Daha başka son döneme gelelim. Son dönemde 17 - 25 Aralık olayları sonrasında belirli isimleri korumaya dönük faaliyetler. Yani Milli İstihbarat Teşkilatı kavramı bir tarafa bırakıldı, parantez içerisinde MİT'te görev yapan yurtsever tüm bu işe bulaşmayan kadroları tenzih ederek söylüyorum. Ve özel bir aileyi, özel kişileri koruma gayretine giren bir özel istihbarat teşkilatı manzarasının ortaya çıkması. IŞİD militanlarının sebep olduğu Niğde saldırısı, öncesi ve sonrası ve bugün yaşananlar. Tekrar getirilen basın yasakları.

Suriye'yle ilgili Türkiye'ye sıcak savaşa sokacak bir takım provokasyonların içerisinde bu kişinin yer alması, hani oradan 3 - 5 füze sallarız Türkiye'ye gerekirse karadan müdahale ederiz senaryosunun tapelerinin ortaya dökülmesi.

Başka? İran bağlantıları ve İran bağlantılarıyla ilgili ileri sürülen, tartışılan önemli iddialar. Bu arada gelen giden altın yüklü, dolar yüklü uçaklar. Bunlar hep Hakan Fidan’ın başında olduğu kurumun tartışmaya dahil edildiği süreçler. Yani bir hukuk devletinde hukuk devleti kurulları dışında birçok sürecin içine girdiysen, dikkat edin hukuk devleti kuralları içerisinde bir hukuk devletinde hukuk dışı birçok sürecin içine girdiysen veya mevcut siyasi iktidarın korumacılığına bir şekilde soyunduysan, yani mevcut siyasi iktidarın suç ortaklığına sürüklenmişsen şimdi siyasete girmenin ne getireceğini, ne götüreceğini tartışmak gerekiyor. Zaten koruma zırhın var kanunen. Şimdi milletvekilliğinin getirdiği siyasi dokunulmazlığa müracaat var dikkat et.

Değerli arkadaşlarım, yoksa niyet daha mı farklı? Yani bunca süredir her işin ve her mevkiinin tek muktediri olan, aklı sıra 7 Haziran sonrası için kendisine dönük planlar hazırlayan, yapan baş muktedir acaba alttan alta kendi adamları tarafından mı kuşatılıyor? Bu da önemli soru işaretlerinden bir tanesi. Yani şuanda oynayan filme saraydan Fidan kaçırma diyebiliriz. "Saraydan Fidan Kaçırma" şu anda oynanan oyunun adı.

Bu arada bugüne kadar tüm yaşananların hesabının ödenmesi noktasında da saflar yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyor siyasette. Bu kürsüde zaman zaman mevcut Başbakanı siyaseten ağır olarak da eleştirdik. Aslında yardımcı olmaya çalıştık kendisine. Yani Başbakansan, yürütmenin başındaysan görevini yap. Kimsenin boyunduruğuna girme dedik. O söylemişti ya beni muhatap alın dikkat ederseniz. Bizde görevinin gereğini yap dedik.

Şimdi yani onu Başbakan gibi davranmaya davet ettik. Zaman zaman ağır eleştirilerimizde oldu. Siyaset içinde kalarak bunları yaptık. Kendi sözlerine de yanıttı bir kısmı.

Değerli arkadaşlarım, şimdi görünen o ki, 19 Ocak’ta sarayda Başbakanlık mı oynuyorsun, Başbakancılık mı oynuyorsun kardeşim fırçasının atıldığını biliyoruz artık. Sayın Davutoğlu'na bu fırçanın atıldığını biliyoruz. Davutoğlu’nun açıkladığı kamuda şeffaflık paketinin sırası mı kardeşim şimdi görev yapacak il, ilçe başkanı bulamayız sözünü açıkça hatırlıyoruz hepimiz. Ve merkez bankası politikalarıyla ve başkanıyla ilgili açıklamalar, saflaşmalar. Bunlarda yaşandı ve Hakan Fidan olayındaki sahiplenmeler ve karşı çıkışlar. Ben çatlağı söylüyorum. Baktığınız zaman hükümet sözcüsü ağır abi Sayın Arınç çok ciddi bir yüz ifadesiyle yürütmenin başındaki Sayın Davutoğlu’na gerçekten Başbakanmış gibi sahip çıktı. Dün bunu izlediniz Hakan Fidan olayını. Parti Sözcüsü Sayın Beşir Atalay Sayın Davutoğlu'nu arkalayan açıklamalarını yine dün izledik. Ali Babacan'la Mehmet Şimşek'in merkez bankası başkanı Sayın Erdem Başcı'ya sahip çıkışını biliyoruz. Kenardan, köşeden fırsat buldukça onu sahiplenen açıklamalarını kamuoyunda takip ediyoruz.

Yani bütün bunlar kaçak saraya bir siyasi karantinanın başladığını, bir siyasi izolasyonun, tecritin başladığının işaretleri. Bunun siyasi yorumunu yapıyorum. Havuz medyasında majestelerinin köşe yazarları istediklerini yazsınlar. İstedikleri televizyonda istedikleri belagatla konuşmaya dursunlar, kalemlerini oynatsınlar. Yok Uhud savaşı, yok Ebu Süfyan, yok mevzilerini ganimet paylaşmak için terk eden okçular benzetmelerini yapadursunlar. Bütün bunlar yaşadıklarımızı yani bu saflaşmayı, saraya karşı bu karantinanı açıkça ortaya koyuyor.

Bana düşen şuanda aferin Ahmet Bey sen bu yolda devam et. Aferin Bay Ahmet sen bu yolda devam et demek düşüyor. Hep eleştirmeyeceğiz bak takdirde ediyoruz Ahmet Bey'i.

Değerli arkadaşlarım, yani Sayın Davutoğlu'nun yavaş yavaş Başbakanlığa ısındığını görüyoruz. İşin özeti; Osmanlı filan derken bunlar tam Bizans'ı yaşamaya başladılar. Yani kafalarında, dillerinde Osmanlı ama çevirdikleri film tam Bizans. Kim kimin yanında, kim kimin elinin cebinde, kim kimle saf tutuyor ortalık toz duman karma karışık.

Değerli arkadaşlarım, yani AKP'de işin özeti kartlar yeniden karılmaya başlandı, yeniden dağıtılacak. Siyasi oyun yeniden kuruluyor. Tabi bütün bunun sonunda da yaşanan bunca rezaletin faturasının sarayda iskana mecbur bırakılacak ve siyaseten yalnızlaştırılacak kişiye kesileceği de şimdiden gözüküyor. İnşallah sarayın duvarları kalındır. Latin Amerika gezisinden döndükten sonra Fuat Avni’den tekrar bir saray içi haberler çıkar mı bilmiyorum ama o duvarların epey yumruklanacağını ben şimdiden tahmin edebiliyorum.

Değerli arkadaşlarım, şimdi bütün bunları söyledikten sonra şunu söyleyebilirim. Hepsine genel olarak hitap etmek istiyorum. Hanginiz ne planın peşinde olursanız olun, hanginiz hangi suç ortaklığınızın belgelenip açığa çıkmasından korkarsanız korkun, hanginiz hanginize karşı ne tezgahı planlarsanız planlayın eninde, sonunda birbirinizi yiyeceksiniz, birbirinizi ele vereceksiniz, birbirinize kumpas kuracaksınız. Alışıksınız kumpaslara çünkü. Ondan sonra bir kısmınız bağıracak yine biz çok safmışız kandırıldık diye. Kendi kendinize bu oyunları oynayacaksınız. Siyaset bunu gerektiriyor. Bir kısmınız kurtulmak istiyor çünkü bu yükün altından.

Değerli arkadaşlarım, halka karşı bugüne kadar kurduğunuz tuzakları şimdi birbirinize karşı kurmaya başladınız. Artık onların deyimiyle söylüyorum kim sır küpü, kim dolar küpü, kim tezgah küpü, kim keskin sirke küpü hep beraber önümüzdeki dönemde göreceğiz. Yunus’un bir deyişi var bu küp işiyle ilgili. Aynen aktarıyorum. "40 küpü yerden göğe dizeler, ortadan birini çekeler, var sen seyreyle gümbürtüyü". Aynen Yunus’un ortadaki küpü çekip gümbürtüyü seyreylemesi gibi bizde AKP içindeki bu gümbürtüyü aynen öyle olacak diye yorumlamak istiyorum.

Şimdiden itiraflarda başladı. Sayın Arınç'ın şu sözü çok önemli. Biz diyor ilk başlarda %50'nin desteğini aldık ama sokağa çıktığımız zaman muhaliflerimiz tarafından da saygıyla karşılanırdık diyor. Şimdi bizden nefret edilmeye başlandı diyor. Bu şekilde bir ülke yönetilebilir olmaktan çıkar diyor. Bu sözleri söyledi değil mi Sayın Arınç. Bir tespitte bulunuyor. Bu iklimi aslında sizler yarattınız. Keşke bunu vakti zamanında o muktedirin toplumu ezmek için planlar yaptığı dönemde yüzüne karşı söyleyebilseydiniz. Keşke sizler kin ve nefret tohumu atılmasına, bu toplumun kamplaştırılmasına, kutuplaştırılmasına siyasi ağırlıklarınızı koyarak karşı çıkabilseydiniz. Maalesef çizdiğiniz tablo doğru.

Değerli arkadaşlarım, itiraflar yolsuzluğu, rüşveti örtme dayanışmalarını, her alandaki suç ortaklıklarını, ihanet boyutuna varacak dış politika yanlışlarını örtmeye yetmez. Büyük Atatürk'ün şu sözleri bu yaşadığımız süreçle de ilgilidir. İhanetin nedeni olmaz er veya geç bedeli olur diyor Atatürk. İhanetin nedeni olmaz, er veya geç bir bedeli olacak. O bedeli de bu kadrolar ödeyecek.

Değerli arkadaşlarım, ekonomide yetkili yetkisiz herkesin iktidar kanadındaki müdahalesiyle karmakarışık bir gündem yaşanıyor. Dolar 2,51 dikkat edin. Gezi olayları sırasında 10 kuruş arttı diye faiz lobisi, kemirgenler, çapulcular, demediğini bırakmamıştı birisi. Şimdi her gün konuşuyor. Her gün konuşuyor dolar 2,51 dikkat edin. 10 kuruş arttığında yeri göğü inletmişti. Kim bu işin sorumlusu?

Türkiye iyi yönetilmiyor değerli arkadaşlarım. Bu kötü yönetim ekonomideki riskleri giderek arttırıyor. Bunun en somut göstergesi demin söylediğim dolar kurunun rekor üzerine rekor kırması. Girin gazetelerin bunu verebilecek cesaretteki internet sayfalarına her gün haber şu; dolar bugün yılın rekorunu kırdı. Her gün bu haber o gün için yenileniyor. Yani psikolojik sınır filan kalmadı artık kurda. Bu ülkede reel sektörün borcu 179 milyar net döviz borcu olarak Türkiye’nin önünde duruyor. Reel sektörün döviz borcu. Dolar kurundaki her 1 kuruşluk artış bırakın 10 kuruşu her 1 kuruşluk artış bu reel sektörün 1,8 milyar Türk lirası kur zararı yazmasına neden oluyor. Yani özeti; Türk lirası son 2 ayda %12,6 değer kaybetti. Bugün akşam rakam ne olur bilmiyorum. 12,6 12,65 ya da 12,7 olabilir. Günlük devalüasyon yaşanan bir ülke haline geldik. Sadece son bir haftayı söylüyorum. Sadece son bir haftada 2,46'dan 2,51'e geldi. Yani dolardaki bu 4 - 5 kuruşluk artış bir haftada şirketlerin borcuna sadece 7,2 milyar TL eski parayla katrilyon ekledi. Peki bu yük bu şirketlerin üzerinde mi kalacak? Esas halkı ilgilendiren kısmına geçiyorum. Şirketlerin yapabileceği üç şey var bu farkın doğmasında. Nedir o? Ya ürünlerine zam yapacak, ya işçileri işten çıkartacak ya da böyle ülkede bundan sonra yatırım yapılmaz, risk bu ülkede arttı deyip bundan sonrası için yatırımdan kaçacak. Her üç durumda da fatura kime çıkacak? Ayda 24 lira zam alan emekliye çıkacak, asgari ücretle ezilen işçiye çıkacak, köylüye çıkacak, çalışana çıkacak, hakkıyla bu ülkede namusuyla, onuruyla ekmek parası kazanıp ayakta durmaya çalışan yurttaşa çıkacak, halka çıkacak. Bir kişinin kaprisi.

Değerli arkadaşlarım, şimdi son dünyadaki siyasi gelişmeler boyutunda petrol fiyatları 50 doların altında ve iniyor ve Türkiye'de bakıyorsunuz dolar kurundaki oynaklık, yukarıya doğru oynaklık dolayısıyla her gün hemen hemen zam geliyor ve gelende 9'la 11 kuruş arasında motorine ve benzine.

Şimdi ekonomide güven son derece önemli. Bu şekilde risk algısı arttığında o ülkedeki yatırım ortamı, iklimi de süratle bozuluyor. Yani Türkiye hedeflediği büyüme rakamına, dolayısıyla onla orantılı istihdamı hiçbir zaman tutturamayacak gibi gözüküyor. Bunlarda işin daha sonraki maddeleri. Yani bu beyler çıkıyorlar herkesin ekonomik durumu kendilerininki gibi zannederek herhalde herkesi altın müzesi seyrederken, gezerken altınları görürken düşünüyorlar dünyalarında. Herkesi çok mutlu, mesut olarak tarif ediyorlar.

Şimdi ekonominin şakaya gelmeyeceğini ifade ettik. Güveni kaybettiren bir başka unsurda her türlü yolsuzluk, rüşvet, hırsızlık iddiasının bizzat bu ülkenin meclisinde aklanır olması. Bu da güven kaybıdır, bu da risktir Türkiye üzerinde. Yani ben sarı ineği kaptırmam diyorsun, sıra bana gelecek diyorsun ama ülkedeki yatırım iklimini bozuyorsun, risk algısını artırıyorsun. Bunlarda işin diğer pencereden görünen kısmı.

Bir de İsviçre'deki hesaplar var biliyorsunuz. Tek bir bankadaki İsviçre'deki tek bir bankadaki yabancıların açtığı hesapta açıklandı biliyorsunuz. Henüz tam isimler net ortada yok. Türk olarak 3 bin 105 kişinin bu tek bir bankada milyonlarca doları olduğu ifade ediliyor. Kim bunlar kardeşim? Türkiye'den kim? Bu tek İsviçre bankası. İsviçre'de daha bir sürü bu şekilde yabancıların kendi ülkelerinden aktardıkları paraların yatırıldığı bankalar var.

Değerli arkadaşlarım, bunlar arasında acaba bizim siyaseten tanıdıklarımız var mı? Türkiye'de siyaseten tanınan kaç kişinin İsviçre’deki bankalarda hesabı var? 2004 yılında bavulla İsviçre’den Türkiye’ye dolar getiren AKP'li bakan kimdir? Kim bu bakan? Bu yatırma, getirme, götürme işlemleri devam ediyor mu? Yoksa İsviçre'nin güvenli bir liman olmadığını hissedip Malezya, Singapur, Dubai, Katar tarafına mı kaçıyorsunuz? Bunlar hep verilecek hesaplar. İşte onun için saray karantinaya alınıyor. Onun için siyaseten tecrit ediliyor saray. Hesabı ödemesi gereken kişinin adresi çıkartılıyor. Biz yokuz bu işte diyor alttakiler.

Değerli arkadaşlarım, böyle bazen bamteline dokunmak gerekiyor. Bunları sorgulamak gerekiyor. Birde istifalara değineceğim. İlginçtir milletvekili aday adayı olabilmek için kamuda istifaların son günü biliyorsunuz geçen Salı günüydü. Çok sayıda bürokratın, müsteşarın, müsteşar yardımcısının, üniversite rektörünün istifa ederek bunların %95'in üzerindeki büyük çoğunluğunun da iktidar partisinden aday adayı olabilmek için açıklamalarını izledik. Başından beri ne söylüyorduk? Hadi ben alt kademedeki bazı VİP torpilleri açıklamıştım ama AKP döneminde devlet bürokrasisi liyakatten, tarafsızlıktan, kıdemden uzaklaştırıldı bir AKP bürokrasisi haline getirildi, bir parti devleti yaratıldı. Şimdi o parti devletinin yarattığı bürokratlar belki onlarda gelecek olan sağanaktan kaçarak her biri kendilerine ait sorumluluk alanlarında hesap vermemek adına nereye kaçıyorlar? Meclisteki siyasi dokunulmazlığa. Özeti bu. Parti devleti oluyor Türkiye dedik. Bürokrasi AKP'lileştirildi dedik. İstifa edenlerin yaptığı açıklamalar ve siyasi tercihleri bunu gösteriyor. Hepsi milletvekili olacak mı? Hayır. Ama ben aday oldum etiketiyle daha sonra farklı beklentiler içine girecekler. Birçok da üniversite rektörü var işin ilginç yanı. Anlı şanlı üniversiteler. Yakıştıramadığım isimlerde var. Tanıdığım isimlerde var. Bütün rezaletleri görüyorsunuz, bütün yaşananları görüyorsunuz. Sizin bunu üzülerek söyleyeceğim çünkü akademisyenim. Şuanda edindiğiniz akademik sıfata yazık. Demek ki sen bağımsız, özerk bir üniversitenin rektörü değil, bu hükümdarlığın, bu AKP parti devletinin üniversitesinin rektörüydün demek ki. Bana bırak akademik hayatta hiçbir şey anlatma. Bu senin bütün akademik çalışmalarını ve sıfatını yerle bir eden bir tercihtir. Onlar alıyorlar bu mesajı. Kimler oldukları da belli.

Değerli arkadaşlarım, yani Türkiye'yi içeride ve dışarıda felaket senaryolarına aday ülke haline getiren kadrolar nasıl tarif ediyorlar önümüzdeki seçimi? Ya iç güvenlik yasasını çıkartırız, yani bir polis devleti, bir sıkıyönetim altında seçimleri yaşarız ya da bu söz onlara ait. Ya da silahların gölgesinde bir seçime gideriz diyorlar. Yani ya sıkıyönetim altında seçim ya da silahların gölgesinde seçim. Haziran seçimlerini böyle tarif ediyorlar. Halkımızı bir kez daha kendi iktidarları için Türkiye'yi ateşe atmaktan bile çekinmeyecek olan bu zamane neronlarına karşı uyanık olmaya çağırıyoruz. Bunlar zamane neronu. Yakar giderler kendilerinden sonra. Söylemleri o, eylemleri o, kafaları o.

Değerli arkadaşlarım, tüm bu gerçekler karşısında Cumhuriyet Halk Partisi Haziran seçimlerine, konuşmamın başında söyledim. Adaylarını mevcut tüzük çerçevesinde örgütlerinin ve üyelerinin en geniş demokratik katılımıyla belirleyerek girecektir. Şimdi hiç kimse bırakmış diğer partilerde nasıl aday tespit ediliyor. Bir yerde İmralı, Kandil vesayeti aranıyor, talimatı aranıyor. Bir yerde saray, başbakanlık arasındaki güç dengelerinden adaylar doğuyor ama herkesin aklı Cumhuriyet Halk Partisinde. Övünçle söylüyorum Cumhuriyet Halk Partisi adaylarını örgütünün, üyelerinin en geniş katılımıyla en demokratik şekilde belirleyecek olan partidir. Bu da sizin yakanıza asılsın.

Yine Cumhuriyet Halk Partisi en geniş katılımcılıkla bütün bu boyutu gözeterek geniş ve mağdur halk kitlelerinin temel sorunlarına dönük seçim programı ile halkın huzurunda olacaktır. Değişik toplumsal kesimlerle bizzat Sayın Genel Başkanımız toplantı üstüne toplantılar düzenliyor. Bunlar basit, basına haber olması için yapılan toplantılar değil. O kesimlerin taleplerini alarak Cumhuriyet Halk Partisinin seçim programına yerleştirme ve seçim vaatleri arasına tabi ekonomik gerçekliğini de koyarak, karşılığını da koyarak yerleştirme gayretleridir. Emeklilerle bunlar konuşuldu. Emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili planlarımız hazır. Taşeron işçilikle hazır, tarım sektörüyle hazır, engelli yurttaşlarımızın talepleriyle ilgili toplantılar yapıldı, o talepler alındı maddeleştiriliyor. Bugünde Sayın Genel Başkanımız şuanda Okul Aile Birlikleri ve onların derneklerinin temsilcileriyle görüş alışverişinde bulunuyor. Değişik kesimlerle de devam edecek ve bu ayın sonuna doğru Cumhuriyet Halk Partisi seçim bildirgesi de net, açık, somut hangi alanda ne yapacağımızla ilgili ki bunları peyderpey ifade ediyor Sayın Kılıçdaroğlu. Dün akşamda söylediği gibi emeklilerle ilgili rahat yaşayabilecekleri bir yaşam standardı, iki dini bayramımızda birer maaş fark konusundaki düşüncelerini önceden ifade etti.

Sosyal yardımlar; hepsi tek kalemde toplanarak o parti, bu parti, şu parti demeden şuanda verilenin iki katı yardımı yapacak bir planlamayı Cumhuriyet Halk Partisi yapıyor. Ben sesleri duyar gibiyim karşılığı var mı, nereden vereceksiniz? Ayakkabı kutularını boşaltacağız. Hırsızlığı, arsızlığı, yolsuzluğu, yandaşlığı, ihale kayırmacılığını önleyeceğiz. Her kuruşun hesabını verecek bir yönetim anlayışı kuracağız. OECD ülkelerinde sosyal yardım olarak ayrılan payların şu anda Türkiye'deki bütçe karşılığı yarısı. Bunun bütçe karşılığı var. Yeter ki çalma, çırpma haklı davran, kul hakkı yeme. Bunların hepsi programda yer alacak.

Bugün yaşadığımız ve yarın ülkenin başına çöreklenebilecek baskıcı kara faşizmi halkla beraber hep beraber dağıtacağız Haziran'da. Bunun için var gücümüzle uğraşacağız. Bu çatı Cumhuriyet Halk Partisi için söylüyorum. Önümüzdeki seçimlerde her ne kadar birileri etnik milliyetçiliğin tutsaklığında kendilerini solun evrensel temsilcisi sunmaya gayret etseler de Cumhuriyet Halk Partisi demokrasinin, özgürlüğün, huzurlu ve güvenli bir Türkiye'nin, üretilenin hakça paylaşıldığı bir Türkiye'nin ve tüm yurttaşlarımızın eşit hukuku paylaşan eşit birer cumhuriyet yurttaşı oldukları bir ortamda birlikte yaşama iradesini sergileyecekleri bir Türkiye'yi hayata geçirmek için tüm mücadelesini yapacaktır. Hırsızların, rüşvetçilerin ve dikta özlemcilerinin ülkenin başından defedileceği bir seçim olacaktır önümüzdeki seçim. Tekrar ediyorum hırsızların, rüşvetçilerin ve dikta özlemcilerinin ülkenin başından halkın oylarıyla defedileceği bir seçim olacaktır Haziran 2015. Ve Cumhuriyet Halk Partisi böyle bir Türkiye’nin güvencesi olarak halkın karşısına çıkacaktır. Hep beraber hep birlikte halkımızla beraber tam demokrasiyi de, güveni de, huzuru da yakalamak zorundayız.

Evet değerli arkadaşlarım, bu hem haftanın değerlendirmesi, hem dünkü toplantıyla ilgili, hem de şuanda güncel gibi gözüken siyasi tartışmalarla ilgili dün Sayın Genel Başkanımızın televizyon konuşmasından sonra bir kısa değerlendirmede MYK adına Parti Sözcüsü olarak ben yaptım. Bunların dışında sorularınız varsa alabilirim.


Soru: Gerçi yeterince açıkladınız ama biraz daha detaylı açıklama isteyeceğim. MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın aday olmasının ardından şöyle iddialarda var. Bir danışıklı dövüş olduğu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a rağmen Hakan Fidan'ın aday olamayacağı yorumları var. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?
Haluk Koç: Yaşayıp göreceğiz. Ben Osmanlı derken Bizans'a gittiler dedim. Bizans nesiyle tanınır? Entrikalarıyla tanınır değil mi? Yani ben sadece bir siyasi gözlemimi ifade ettim. Bu bir Muhalefet Partisi Sözcüsünün ya da mensubunun yaptığı bir gözlem değil. Yani bir siyasi kimlik taşımayan bağımsız siyasi gözlemcilerinde yaptığı bir tespit. Tek başına tecrit edilmeye çalışılan bir yapı var. Sen kendi işine bak denen bir yapı var ve altta önümüzdeki dönem hesap verme noktasında o kişiyi tek başına bırakma gayretleriyle etrafının boşaltılması var.

Bakın, daha önceki dönemlere bakın, Sayın rahmetli Özal köşke çıktı. Daha sonra Yıldırım Akbulut, Mesut Yılmaz ikisi arasında ve parti tabanında yaşanan çatışmaları ve rahmetli Özal'ın yeni parti adıyla eski partisinin dışında bir parti arayışına girdiğini ama ömrünün yetmediğini hatırlıyorsunuz. Sayın Demirel, Allah uzun ömürler versin Cumhurbaşkanı olduğunda üç ay sonra partisindeki kongrede İsmet Sezgin'e sahip çıkamamıştı Tansu Çiller seçilmişti hatırlıyorsunuz. Bunlar yakın siyasi tarihimizde bir partiden mensubuyken Cumhurbaşkanı seçildikten sonra kendi partisine hakim olamamanın, iplerin kopmasının yaşadığımız örnekleridir. Yani siz ne kadar baskıcı, ne kadar kendinizi reis, ne kadar bilmem ne tarif edersen et sen yolsuzluklarla malul bir kişisin. Herkes senden kaçmaya çalışıyor. Herkes senin bu sorumluluklarla tek başına kalmanı istiyor. Sırayla söyledim Sayın Davutoğlu'nu ağır eleştirdik evet. Bay Ahmet sen bu yolda devam et diyoruz şimdi. Beşir Atalay, Bülent Arınç, Ali Babacan, Mehmet Şimşek daha başkaları var. Yani bir kamplaşma. Fidan olayı sizin sorunuz çerçevesinde buranın neresine oturuyor? Danışıklı dövüş mü, değil mi? Onu zaman gösterecek ama biz tahlillerimizi yaptık.


Soru: Aday adaylığı başvurularıyla ilgili bir sorum olacak. Aslında Pazar gününü işaret ettiniz ancak başvuralar Parti Genel Merkezinde mi gerçekleştirilecek? Yoksa il başkanları aracılığıyla da olacak mı? Birde aday adaylığı başvuru tarihi belirlendi mi?
Haluk Koç: Kafamızda bir tarih var ama bizim yönetmeliğimiz gereği, tüzüğümüz gereği bu tarihi belirleme Parti Meclisinin yetkisinde. MYK sadece başvuru formatını ücretler bazında belirleme hakkına sahip yönetmeliğimizin 6. maddesi. Pazar günü tarih belirlenecek ama önümüzdeki hafta içinde olacak. 7 ile 10 gün arasında da bir süre verilecek. Kesin tarihi Parti Meclisi yetkisinde olduğu için burada netleşmeden ifade etmedim.

Soru: Nereye olacak?
Haluk Koç: Nereye olacak? Genel Merkeze oluyor her zamanki gibi.
Sizlere iyi çalışmalar diliyorum, kolaylıklar diliyorum."

 

Anahtar Kelimeler
    Perşembe, 12 Şubat 2015 16:52

Bağlantılı Konular