Kılıçdaroğlu: “Türkiye iki ay önceki Türkiye değil, değişti, gençler de tarih yazdılar”

“Gençler kentlerine, ülkelerine sahip çıktılar. Sayın Cumhurbaşkanı’ndan sokaktaki yurttaşa kadar herkes bu eylemlerden bir ders çıkardı, gençleri anladı. Recep Tayyip Erdoğan hariç, bir tek o anlamadı”

“Gençler Erdoğan’ın karizmasını mizahla çizdiler,  sopayla değil. Entelektüel birikimleriyle çizdiler. Ellerini polise uzatarak çizdiler. Taş atanlara engel olarak çizdiler. Sağduyu egemen olmalıdır bu ülkede dediler. Ülkemizi seviyoruz dediler ve bir ders verdiler. Bir diktatöre diz çöktürdüler”

“21. yüzyıl özgürlüklerin yüzyılıdır, yeni demokrasinin yüzyılıdır. Sandıktan çıkanların demokrasisi geçerli değildir artık 21. yüzyılda. katılımcı demokrasi dediğimiz bir kavram artık yer etmiştir, yer bulmuştur1

“Gençler, önemli siyasal kararları verirken bana da danışacaksınız diyor. Benimde söz hakkım olacak diyor burada. Üniversite öğrencisi üniversite yönetiminde benim söz ve karar hakkım olmalı diyorsa ona bu olanağı  sağlamalıyız.”

“Üniversitelerin mezuniyet törenlerine bakın. Müthiş bir espri. Hepimiz o pankartları, afişleri görünce tebessüm ediyoruz. Kaşları çatık bakan bir kişi var. Adına diktatör dediğimiz, tiran dediğimiz bir kişi var. Gençleri sevmeyen bir kişi var. Dediğim dediktir diyen bir kişi var. Kendi yurttaşlarını işgal kuvvetleri olarak gören bir kişi var. Ama o gençler ona dersini verdi.”

“Farklılıkları reddetmeyen, kabul eden, içselleştiren bir gençliğimiz var. Bu gençliğin üzerine taşla, sopayla, panzerle gidilir mi? Bu gençliğin alnından öpülür, ona saygı duyulur.”

“Bu gençlerimiz medya üzerinde baskıyı kabul etmiyorlar. Benim iletişim kanallarımı yok edemezsiniz diyorlar. Medya bana özgürce haber vermeli diyorlar. Tiranın medya üzerine kurduğu baskı onları yıldırmadı. Ayrı bir pencereyi, ayrı bir ufku açtılar. Sosyal medya. Yine tiranın ezberini bozdular. Baskı kurdukça yeni pencereler açılıyor. Baskı kurdukça yeni mizah çıkıyor ortaya. Baskı kurdukça özgürlük sesleri dünyanın her tarafından daha gür geliyor. O nedenle bu gençlerle bizim övünmemiz gerekir”

“CHP’li milletvekilleri olayların içindeydi diyorlar.  Evet gururla söylüyorum, olayların içindeydi. Gittiler TOMA’ların, panzerlerin önünde oturdular. Gençlerle polisi karşı karşıya getirmemeye özen gösterdiler. Çatışmayın dediler”

“Emniyet müdürünü, valiyi, içişleri bakanını, emniyet genel müdürünü aradılar. Çatışma olmasın gençlerle polis arasında. Yazıktır bu gençleri perişan etmeyelim diye. Tek amacımız vardı çocuklarımıza zarar gelmesin. Varsın bize zarar gelsin dediler. Bizim milletvekillerimiz olmasaydı çok daha fazla kan akacaktı. Otursun o tiran sabah akşam Cumhuriyet Halk Partisine dua etsin. Bu ülke kan gönlüne dönmediyse bizim sayemizde dönmemiştir”

“Biz polisimizi de, gençlerimizi de seviyoruz. O polisler bizim çocuklarımız. Başka bir ülkeden mi geldi? Hayır. Onlara da elimizi uzattık. Ama onların içinde orantısız güç kullanan, silah kullanan, sopayla ölüme yol açan gencecik çocuklarımızın gözünü çıkaranlara asla müsamaha etmeyeceğiz. O davaları yakından izleyeceğiz. İnsanınıza sahip çıkmazsanız zaten demokrasiye ve özgürlüğe sahip çıkmanın bir anlamı kalmıyor.”

"Dünya değişti, Türkiye değişti. Biz de değişiyoruz, yenileniyoruz. Türkiye’de son 3 yıl içinde en çok ve en hızlı değişen, değişime en hızlı ayak uyduran bir parti var. O parti CHP’dir. Değişimin de, uygarlığın da adresi artık burasıdır. Hukukun üstünlüğünü savunan bir kurum varsa, o kurumun adresi de burasıdır”

“3 büyük devrim gerçekleşti Türkiye’de. Cumhuriyet kuruldu. Altında CHP’nin imzası var. Çok partili yaşama geçtik. Altında CHP’nin  imzası var. Sosyal demokrasiyi bu ülkeye getirdik. Altında yine CHP’nin imzası var. 4. büyük devrim özgürlük ve demokrasidir. Özgürlük ve demokrasi devrimi için en hazırlıklı parti biziz. Gezi parkı olaylarından bir ay önce özgürlük ve demokrasi bildirgesini yayınlayan biziz.”

CHP Lideri Kılıçdaroğlu PM toplantısını bir konuşma ile başlattı. Türkiye’deki halk ve gençlik eylemlerine dikkat çekerek konuşmasına başlayan Genel Başkan Kılıçdaroğlu şunları söyledi;

Değerli basın mensupları, değerli Parti Meclisi üyeleri, son Parti Meclisinden buyana Türkiye’de çok önemli değişiklikler oldu. Artık Türkiye’de herkesin kabul ettiği bir gerçek var. Türkiye iki ay önceki Türkiye değil. Dünyada iki ay önceki dünya değil. Dünya değişti, Türkiye değişti. Bizde değişiyoruz, bizde yenileniyoruz. Şunu çok açıklıkla ifade edeyim. Türkiye’de son 3 yıl içinde en çok değişen, en hızlı değişen, değişime en hızlı ayak uyduran bir parti var o da Cumhuriyet Halk Partisidir. Herkesin bu gerçeği görmesi lazım. Değişimin adresi artık burasıdır. Uygarlığın adresi de burasıdır artık Türkiye’de. Hukukun üstünlüğünü savunan bir kurum varsa o kurumun adresi de burasıdır.

Bir kurultayda şu açıklamayı yapmıştım. 3 büyük devrim gerçekleşti Türkiye’de. Cumhuriyet kuruldu. Altında Cumhuriyet Halk Partisinin imzası vardır. Çok partili yaşama geçtik. Altında Cumhuriyet Halk Partisinin imzası vardır. Sosyal demokrasiyi bu ülkeye getirdik. Altında Cumhuriyet Halk Partisinin imzası vardır. 4. büyük devrime hazırlık yapmak zorundayız. En hazırlıklı parti biziz. 4. büyük devrim özgürlük ve demokrasidir. Özgürlük ve demokrasinin bu ülkeye gelmesi gerekir. Gezi parkı olaylarından bir ay önce özgürlük ve demokrasi bildirgesini yayınlayan biziz. Güncelliğini bugünde, yarında koruyacaktır. Bizim demokrasi tarihimizde çok önemli bir bildirgedir bu. Bazı aydınlar küçümsediler, bazıları görmezden geldiler. Ama tarih görmezden gelmeyecektir. Demokrasi bizim için çok önemlidir. Bir dönem bu gençler kayıtsız dünyadan haberleri yok bu gençlerin dediğimiz gençler Türkiye’de tarih yazdılar. Kentlerine sahip çıktılar, ülkelerine sahip çıktılar. Devleti yöneten kişiden başlayarak, yani Sayın Cumhurbaşkanından sokaktaki yurttaşa kadar herkes bu eylemlerden bir ders çıkardı. Herkes kabul etti. Sizi anlıyoruz dediler. Bir kişi anlamazlıktan geldi, bir kişi görmezlikten geldi, bir kişi baskı uygulamak istedi. O kişinin adı hepiniz biliyorsunuz Recep Tayyip Erdoğan. Ama o gençler, o çocuklarımız, o yiğit insanlar bu Recep Tayyip Erdoğan’ın karizmasını çizdiler. Mizahla çizdiler sopayla değil. Mizahla entelektüel birikimleriyle çizdiler. Ellerini polise uzatarak çizdiler. Taş atanlara engel olarak çizdiler. Sağduyu egemen olmalıdır bu ülkede dediler. Ülkemizi seviyoruz dediler ve bir ders verdiler. Bir diktatöre diz çöktürdüler. Onlar demokrasi açısından bir tarih yazdılar.

Peki yazdılar da ne oldu? Bir kişi karşı çıktı, yandaşları karşı çıktı ama bütün Türkiye onları kucakladı. Sadece Türkiye mi? Hayır. Bütün dünya onları kucakladı. Sadece dünyada yaşayan insanlar mı? Hayır. Onların kurdukları örgütlerde kucakladı. Siyasilerde kucakladı. Çünkü 21. yüzyıl özgürlüklerin yüzyılıdır, demokrasinin yüzyılıdır, yeni demokrasinin yüzyılıdır. Bu demokrasi anlayışı yeni bir demokrasi anlayışıdır. Sandıktan çıkanların demokrasisi geçerli değildir artık 21. yüzyılda. katılımcı demokrasi dediğimiz bir kavram artık yer etmiştir, yer bulmuştur. Önemli siyasal kararları verirken bana da danışacaksınız diyor. Benimde söz hakkım olacak diyor burada. Eğer üniversite öğrencisi üniversite yönetiminde benim söz ve karar hakkım olmalı diyorsa ona bu olanağı biz sağlamalıyız. Kim söylüyor bunu? O gençler söylüyor. Siyaseten kim söylüyor? Biz söylüyoruz. Bakın üniversitelerin mezuniyet törenlerine bakın. Müthiş bir espri. Hepimiz gülümsüyoruz. Hepimiz o pankartları, afişleri görünce tebessüm ediyoruz. Kaşları çatık bakan bir kişi var. Adına diktatör dediğimiz, tiran dediğimiz bir kişi var. Gençleri sevmeyen bir kişi var. Dediğim dediktir diyen bir kişi var. Kendi yurttaşlarını işgal kuvvetleri olarak gören bir kişi var. Ama o gençler ona dersini verdi. Bunlar demokrasi istiyorlar, özgürlük istiyorlar, sevgi istiyorlar. Farklılıklarımız olabilir, biz farklılıklarımızın farkındayız ama farklılıklarımızla beraber özgürce yaşamak istiyoruz diyorlar. Bundan daha güzel ne olabilir. Farklılıkları reddetmeyen, kabul eden, içselleştiren bir gençliğimiz var. Bu gençliğin üzerine taşla, sopayla, panzerle gidilir mi? Bu gençliğin alnından öpülür, ona saygı duyulur. Bizim ufkumuzu açtı. Türkiye’de demokrasinin var olduğunu bütün dünyaya haykırdı bu gençler. Onları seveceğiz. Onlar bizim yiğit evlatlarımız. Hiçbir ayrım yapmayacağız. Ne inançlarından ötürü, ne kılık kıyafetlerinden ötürü. Nasıl giyinirse giyinsin baş tacı edeceğiz. Nasıl düşünürse düşünsün baş tacı edeceğiz. Nasıl davranırsa davransın baş tacı edeceğiz. Onlar bu ülkenin geleceği. Kendi geleceğimize sahip çıkacağız. Gençlerine sahip çıkmayan bir siyaset ülkenin geleceğine sahip çıkamaz. İşin özü budur. Biz kendi gençlerimize düşünceleri ne olursa olsun, inançları ne olursa olsun, kılık kıyafetleri ne olursa olsun hepsine sahip çıkacağız. Bu bizim temel görevimizdir değerli arkadaşlarım.

Gençler siyasetin kısır alandan çıkmasını da istiyorlar. Daha geniş bir pencereden dünyaya bakın diyorlar. Dünyadaki gelişmeleri daha iyi izleyin diyorlar. Onlar küresel dünyanın çocukları, gençleri. Ellerinde bir bilgisayarla dünyanın en uzak köşesindeki arkadaşlarına ulaşabiliyorlar saniyeler içinde, haberleşebiliyorlar saniyeler içinde. Farklı bir dil kullanmıyorlar. Çünkü dünyanın her tarafından ortak bir ses yükseliyor özgürlük ve demokrasi diye. Bu gençleri kucaklamak gerekiyor. Bu gençlerimiz medya üzerinde baskıyı kabul etmiyorlar. Benim iletişim kanallarımı yok edemezsiniz diyorlar. Medya bana özgürce haber vermeli diyorlar. Tiranın medya üzerine kurduğu baskı onları yıldırmadı. Ayrı bir pencereyi, ayrı bir ufku açtılar. Sosyal medya. Yine tiranın ezberini bozdular. Baskı kurdukça yeni pencereler açılıyor. Baskı kurdukça yeni mizah çıkıyor ortaya. Baskı kurdukça özgürlük sesleri dünyanın her tarafından daha gür geliyor. O nedenle bu gençlerle bizim övünmemiz gerekir, onlara saygı duymamız gerekir.

Değerli arkadaşlarım, bize şunu söylüyorlar. Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri olayların içindeydi. Evet gururla söylüyorum ben bunu. Olayların içindeydi. Ama nasıl olayların içindeydi? Gittiler TOMA’ların önünde oturdular, panzerlerin önünde oturdular. Gençlerle polisi karşı karşıya getirmemeye özen gösterdiler. Çatışmayın dediler, emniyet müdürünü aradılar, valiyi aradılar, içişleri bakanını aradılar, emniyet genel müdürünü aradılar. Çatışma olmasın gençlerle polis arasında. Yazıktır bu gençleri perişan etmeyelim diye. Kimi milletvekilimizin parmağı kırıldı, kimimiz hastaneye kaldırıldı, kimisinin burnu kırıldı. Tek amacımız vardı çocuklarımıza zarar gelmesin. Polislerimizle çocuklarımız çatışmasın. Varsın bize zarar gelsin dediler. Emin olun şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim. Bizim milletvekillerimiz olmasaydı çok daha fazla kan akacaktı. Otursun o tiran sabah akşam Cumhuriyet Halk Partisine dua etsin. Bu ülke kan gönlüne dönmediyse bizim sayemizde dönmemiştir. Çünkü biz polisimizi de seviyoruz. Çünkü biz gençlerimizi de seviyoruz. O polisler bizim çocuklarımız. Başka bir ülkeden mi geldi? Hayır. Onlara da elimizi uzattık. Ama onların içinde orantısız güç kullanan, silah kullanan, sopayla ölüme yol açan gencecik çocuklarımızın gözünü çıkaranlara asla müsamaha etmeyeceğiz. O davaları yakından izleyeceğiz. Bu bizim görevimiz. İnsansak bizim görevimiz. Sağduyulu bir siyaset güdeceksek bu bizim görevimiz. Biz bunu yapmak zorundayız. Çünkü biz demokrasiye sahip çıkacağız, özgürlüklere sahip çıkacağız. İnsanınıza sahip çıkmazsanız zaten demokrasiye ve özgürlüğe sahip çıkmanın bir anlamı kalmıyor. İşin özeti budur değerli arkadaşlarım.”

    Cuma, 05 Temmuz 2013 12:45

Bağlantılı Konular