Gök, yolsuzluk ve rüşvet soruşturması ile ilgili basın toplantısı düzenledi

CHP Grup Başkanvekili Levent Gök, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında rüşvet ve yolsuzluk soruşturması konusunda geniş açıklamalar yaparken Ocak ayında kaybettiğimiz Aydın Güven Gürkan, İsmail Cem ve Uğur Mumcu gibi değerli siyaset ve gazeteci değerlerimizi de andı.

Levent Gök'ün basın toplantısının ana başlıkları şöyle:

Aydın Güven Gürkan ve İsmail Cem'i andı
Ölüm yıldönümlerinde saygıyla anılan Aydın Güven Gürkan, İsmail Cem'in namuslu, haysiyetli yurtsever siyasetin timsali olduklarını belirten Levent Gök, yarın da Türkiyemizin yetiştirdiği en önemli aydınlardan gazeteci yazar Uğur Mumcu'nun 22. Ölüm yıldönümü dedi ve şöyle dedi:

Uğur Mumcu ve Nazım Hikmet anması için Almanya'ya gidiyor
Bundan tam 22 yıl önce otomobiline konulan bir bomba ile bedeni parçalanan Uğur Mumcu, elbette Ahmet Taner Kışlalı gibi, Bahriye Üçok gibi, Çetin Emeç gibi ve öldürülmüş daha nice aydınlarımız gibi Türkiye'de çağdaşlaşmanın, aydınlanmanın birer temsilcisiydiler ve yazdıklarıyla, konuşmalarıyla Türkiye'nin önünü açan, Türkiye'nin çağdaş uygarlık seviyesine çıkmasına, Laik Cumhuriyetin savunulmasına, yolsuzluklarla hesaplaşılmasına önemli mücadelelerden geçmiş bir kişilik olarak bir abide olarak cap canlı duruyor.

Aradan 22 yıl geçmiş olmasına rağmen Uğur Mumcu tüm canlılığıyla aramızda yaşıyor. Uğur Mumcu'nun yolsuzluklar konusunda söyledikleri bugün ortaya çıkan gerçeklerle bire bir örtüşüyor. Bunu ibret ve Uğur Mumcu'ya hayranlıkla izliyoruz.

Yarın Uğur Mumcu'yu ölüm yıldönümünde bir kez daha anacağız. Ben yarın İki günlük bir Köln ziyaretinde Köln CHP Temsilciliğinin Nazım Hikmet ve Uğur Mumcu'yu anma etkinliğinde ki söyleşide hazır bulunacağım. Ölümünün 22. Yılında Uğur Mumcu'yu ve doğumunun 113. Yılında Nazım Hikmet'i Almanya'nın Köln kentine gelen dostlarımızla birlikte saygıyla anacağız.

Yolsuzluk ve rüşvet konusu daha çok konuşulacak
"Elbette bu haftanın en önemli olaylarından bir tanesi hem bu haftayı hem önümüzdeki haftayı etkileyecek, önümüzdeki ayları etkileyecek olan yolsuzluklarla ilgili mecliste yapılan oylamadır"diyen Levent Gök,

"Bu gelişme TBMM yüce divana sevk edilmesi yönünde verdiğimiz önerge üzerine yapılan oylama bir çok sonuçları bakımından tarihidir ve ayrı ayrı değerlendirilmesi gereken çok fazla ayrıntıyı da içinde barındırmaktadır. Türkiye'de Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük yolsuzluklarının rüşvetinin konuşulduğu ve 4 bakanın istifa etmek zorunda kaldığı yolsuzluklarla ilgili tartışmalar bundan sonra da artarak devam edecektir. TBMM siyasetinin itibarının ve siyasetçinin itibarının kurtarılması yönünde kötü bir sınav vermiştir. Türkiye'de milyonlarca insanımız ve tüm dünyanın bütün ilgisinin üzerinde olduğu bu tarihi oylamada AKP'nin tehditle ve siyasi rüşvetle milletvekillerini baskı altına alarak oylamayı nasıl yönlendirdiğine tanık olduk. Bu oylamada tehdit ve siyasi rüşvet bir daha ki dönemlerde milletvekili seçilme ya da başka alanlarda yer açılma teklifi, telkini maalesef etkili olmuştur ve bu tehdit ve siyasi rüşvetle yapılan bu oylamada aslında daha geriye doğru gidip yüce divana sevk edilsin veya edilmesin şeklindeki komisyonun 22 Aralık'taki toplantısına göz atmakta yarar vardır." dedi.

soruşturma komisyonu süreci ibrat vericidir
Levent Gök, Soruşturma Komisyonu ile ilgili süreci şöyle değerlendirdi:

"Değerli basın mensupları bildiğiniz gibi mecliste kurulan Soruşturma Komisyonu en son toplantısını 22 Aralıkta yapacak ve bu konuda bir karar verecekti. O gün tüm basının, tüm siyasetçilerin ilgisi soruşturma komisyonundan çıkacak karara endekslenmişti. Hepimiz aslında 22 Aralıktaki soruşturma komisyonundan bir karar çıkmasını bekliyorduk. O gün o toplantının, o toplantıdan önce erteleneceğine dair hiçbir işaret yoktu ve o gün alınacak bir kararla soruşturma komisyonu görevini tamamlayacaktı. Şimdi ortaya çıkan gelişmeler, basına yansıyan değerlendirmeler 22 Aralık tarihindeki soruşturma komisyonunda AKP'li üyelerin yaşadıklarının neler olduğunun ortaya çıkarılması gerekmektedir. Ne olmuştur 22 Aralıkta, o gün o karar niçin alınamamıştır. O kararın alınamamasının gerekçesi nedir?  Hangi ilişkiler öne çıkmıştır? Hangi ilişkiler tartışılmıştır ve hangi tehditler devreye girmiştir 22 Aralıkta. Bugün komisyondan beklenti pek çok  AKP'li milletvekilleri olmak kaydıyla, bildiğimiz için söylüyorum. Bu bakanlarla ilgili yüce divana sevk edilmesi yönünde bir karar çıkacağı yönünde idi. Bu komisyon toplantısının yaşandığı saatlerde yaşanılan telefon trafiğinde ne olmuştur?

Değerli arkadaşlarım, öğreniyoruz ki, yavaş yavaş ortaya çıkıyor ki o gün tehditler savrulmuştur. Eğer yüce divana biz gidersek ortaya başka ilişkiler de dökülür tehditleri bizzat Cumhurbaşkanına ulaşmıştır. Bu değerlendirmeler o gün bildiğimiz gerçekler artık birer birer ortaya çıkıyor. Bugün komisyon üyelerinin eğilimi nasıl değiştirilmiştir, AKP'li üyelerin eğilimleri? Kim bunda etkili olmuştur, ne olmuştur? Hangi bakanlar biz yüce divana gidersek başka ilişikler ortaya çıkar ve bu işin sonu yukarılara kadar gider tehditlerinde bulunmuşlar, kirli ilişkiler ortaya saçılır tehditlerinde bulunmuşlar, komisyon üyelerine bu telkinler nasıl yapılmıştır. 22 Aralık komisyon toplantısı niçin ertelenmiştir. Aranması gereken cevap budur, değerli arkadaşlarım.

22 Aralıktaki komisyonun toplantıyı erteleme gerekçesinin ortaya çıkacak gerçeklerle hepimizin bileceği ve hepimizin öğreneceği bir berraklıkla ortaya konması gereken bir süreci sorgulamamız gerekir. O süreçte ne olmuştur? Karanlık bir gündür 22 Aralık. 22 Aralıktaki komisyon toplantısının yapıldığı günde karanlık ilişkiler ortaya çıkmıştır. Ortaya dökülmüştür.  Tehditler, şantajlar, telefon trafiği, yürütülen görüşmeler, verilen vaatler ve bu konuda üst tepelerde alınan kararlar etkili olmuş, ve 22 Aralık toplantısı ertelenmiş, süre kazanılmış, bu süre içerisinde bu tehditlerin ve şantajların nasıl önlenebileceği yüksek tepelere sirayet etmeden nasıl sonlandırılacağı kararlaştırılmış ve ona uygun bir süreç yürütülmüştür.


Pandoranın kutusu açılmıştır
Bu süreç şaibelidir değerli arkadaşlarım. Bu ilişkiler ağı biliniz ki ortaya dökülecektir. Cumhuriyet tarihinin yaşadığı bu ağır yolsuzluk olaylarında siyasi nüfuzun nasıl kullanıldığı ortaya dökülecektir. Bu mutlaka çıkacaktır, bundan kurtuluş yoktur. Pandora'nın kutusu açılmıştır. Bu pandoranın kutusu açıldıktan sonra bu yolsuzluğu tekrar bir çuvala koymak, ağzını kapatmak mümkün değildir. Bizler bu olayın elbette takipçisi olacağız. Bu karanlık ilişkiler AKP içerisinde de rahatsızlık yaratmışa benziyor değerli arkadaşlarım. Tehdit ve şantaja karşın başka bir duruş sergileyen, vicdanlarının sesini dinleyen 50'ye yakın AKP'li vekilin AKP içindeki varlığı başka soruları gündeme getirmektedir. AKP çelişki içerisindedir. İktidar çelişki içerisindedir. Cumhurbaşkanı çelişki içerisindedir. Başından beri söyledikleri ile uyuşmayan tablolar ortaya çıkmıştır. Bunların tartışılması gerekir.

Yolsuzluk soruşturması ve darbe algısı
17-25 Aralık operasyonları başladığında, 4 bakan istifası ile sonuçlanan olaylardan sonra birden bire zamanın başbakanı ve şimdiki cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 17-25 Aralık bir darbedir diye bir söylem geliştirmiş ve bu söylem üzerinden bir algı yaratmaya çalışmıştır. Şimdi cevaplandırılması gerekin soru şudur, Eski başbakanın bütün söylemlerine bütün bu algıyı bu şekilde kurgulamış, ve buna göre havuz medyasında bu şekilde kullanmış olmasına karşın AKP içerisinde fire veren 50 millet vekil darbecilere yardım ve yataklık etmişlerdir. Eski başbakanın söylemlerine göre, kimdir bu şimdiki cumhurbaşkanının söylemlerine göre 17-25 Aralık darbe ise AKP içerisinde darbecilere yardım ve yataklık eden kimlerdir?  AKP yönetimi ne yapacaktır bu konuda kafalar karışık değerli arkadaşlarım. Eğer siz 17-25 Aralık darbe derseniz kendi içinizden, kendi milletvekilinizden fire verirseniz bu soru sorulur ve bu konuda ne yapacağınız takip edilir. Eğer o 50 milletvekili içinizde yaşatmaya devam ediyorsanız da tartışma bitmez. Onlar eğer içinizde kalmaya devam ediyorsa, sizde darbeye yardım ve yataklık suçu işlersiniz. Görüyoruz ki, ilişikleri nerden nereye geliyor. Tam bir açmaz içerisinde AKP. 17-25 Aralık darbe mi, gereğini yap, 50 milletvekilin içeride. Gereğini yapmıyor musun sende iştirak ediyorsun bu suça. Pandoranın kutusu açılıyor değerli arkadaşlarım. O soruların cevaplandırılması güç. Bu soruların gereğinin yapılması çok güç. Bir yandan böyle bir kafa karışıklığı var bir yandan da bir yılı aşan bir süreçte konuştuğumuz bu olaydan sonra, bir yıllık süre içinde konuşmuyoruz.

Mehmet Ali Şahin'e günaydın diyoruz
17-25 Aralık'ı darbe olarak niteleyenler içerisinde bulunan M.Ali Şahin, , ama önceki gün bir açıklama yapıyor ki, yine kafalar karışık, Mehmet Ali Şahin. Genel Başkan vekili sıfatıyla konuşuyorum diyor. Asgari ücretin 1000 lira olduğu bir ülkede 700 bin liralık saat alamazsın kardeşim diyor. Öyle mi. bakanlara diyor ki arkadaşlarımız durumlarını sorgulamalılar, etik davranmamışlar diyorsun. Ne zaman diyor? Oylamadan sonra diyor.

Biz Mehmet Ali Şahin'e ne diyoruz, Günaydın, diyoruz. Günaydın Mehmet Ali Şahin. Dili çözülmeye başladı. Peki şimdi darbe ne oldu. Oylamadan önceki safhada yönetilmeye çalışılan darbe ne oldu. O şu anda durdu. Başka bir şey, biz bakın üzerine gidiyoruz, arkadaşlarımızı feda edebiliriz. Onu oylamada yapacaktın. Oylamadan sonra konuşmak bir anlam ifade etmiyor. Bu kanaatini bir yıl boyunca paylaşman ve gereğinin bu şekilde olması yönünde gerek hükümete ve gerekse arkadaşlarınıza tavsiye ve telkinde bulunmanız gerekiyordu sayın Şahin. Şimdi aradan geçmiş bir yıl oylama bitmiş, o arkadaşımız 700 bin liralık saat alamaz diyor. Alamazsa gereğini niye yapmıyorsun? Orda mı kalacak bu iş? 700 bin liralık saati alamazsa, oylamadan sonra alabilecek hale mi gelecek? Yani bu konuşulmayacak mı mecliste? Çelişkiler art arda değerli arkadaşlar, ardı ardına.

Başbakan Davos'ta.  Oylamaya katılmadı. Davos'un bu yıl ki 2015 teması yolsuzluklarla mücadele yılı. Şimdi Allah hiçbir başbakanı Ahmet Davutoğlu'nun yerinde bırakmasın, koymasın değerli arkadaşlarım. Gidiyorsunuz orda, ardınızda bir oylama var,  bütün dünya bunu izliyor, neyi izliyor, orda bulunan başbakanın, istifa etmiş bakan arkadaşlarıyla olan bir oylamayı izlendiği günde, başbakan konusu yolsuzluklarla mücadele yılı olan Davos'un zirvesine katılıyor ve mahcup mahcup, yüzü kızararak ortada dolaşıyor. Nasıl mahcup olmasın değerli arkadaşlarım. Bir başbakan düşünün ki, karşılaştığı yabancı meslektaşlarına durumu anlatamıyor, izah edemiyor, yüzü kızarıyor. Ben bu duruma nasıl düştüm diye. Belki Davutoğlu istiyordu bakanların yüce divana gitmesini, ama elbette o başbakan değil ki değerli arkadaşlarım. Ortada bir cumhurbaşkanı var, Cumhurbaşbakanı var. Onun dediği geçerli. Şimdi bu aralarındaki ilişkilerde gözden geçirilecek ve ortaya dökülecektir her şey.


AKP'de vicdanları rahatsız milletvekilleri var
Vicdanlar rahatsızdır. AKP grubu rahatsızdır. Kirliliğin üzerine şantajla ve tehditle olayı kapatmak için verdikleri oylardan rahatsızdırlar. Yani AKP'li milletvekili arkadaşlarımızın oylamada aksi yönde oy kullanan yani yüce divana sevk edilmesin şeklinde oy kullanan arkadaşlarımızın artık bu kirliliğe nasıl bulaştım, bu kirlilikten nasıl kurtulurum arayışı içinde olduklarını düşünüyorum. Kolay değildir evde yastığa başınızı koyduğunuz zaman kendinizle hesaplaşmak, vicdanınızla hesaplaşmak. Çıkmışsınız ortaya insan olarak ben ahlaki değerleri savunacağım, dürüst olacağım, iyi bir insan olacağım, çalmayacağım, çırpmayacağım, çalandan çırpandan hesap soracağım diye meclise gelmişsiniz, bir de bakmışsınız ki hırsızlıkların, yolsuzlukları, rüşveti aklayan bir figüran olmuşsunuz. Bu kolay taşınabilir bir ahlaki değer değildir. Bunu taşıyamayacaklar. Taşınmaz bu. Toplum vicdanı, kamu vicdanı, onları mahkûm edecektir. Onlar da rahatsız olacaklardır. Ve kirli ilişkiler tek tek ortaya çıkacaktır. AKP artık rüşvetin, yolsuzluğun ve her türlü ilişkinin oylamalarla bir parlamenter çoğunluğuyla aklanmasına dönük bir parti hüviyetine girmiştir. Böyle bir yolsuzluk batağına batmış durumda olan kirli ilişkilerin hiçbir zaman ileriye doğru sürdürülmesi mümkün değildir. Toplumumuz bunları ellerinin tersiyle itecektir. Ben toplumumuza güveniyorum. Türkiye insanına güveniyorum. Türkiye insanının içindeki o masum duygu, o adalete olan inancı, o milletin parasının çarçur edilmemesine, kamu malının yok edilmemesine yönelik arayışının ayağa kalkacağını, AKP'nin aldığı bu kararla tarihin çöp sepetine atılacağı günlerin geleceğini ve halkımızla beraber bunu yaşayacağımıza olan inancımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bir yandan yolsuzluklar, bir yandan adaletsizlikler. Dün Ali İsmail Korkmaz'la ilgili Kayseri'de alınan karar yüreğimize bir hançer gibi saplandı. Annesinin öpüp koklayarak büyüttüğü gencecik, geri dönmek üzere gönderdiği evladının  cansız bedeni ile karşılaşmasının  anlamını düşünebiliyor musunuz değerli basın mensupları…

Nasıl bir travmadır bu bir anne için, bir aile için… 19 yaşında, hayatının baharında, umutlarla, beklentilerle bezeli bir fidan. Onlarca tekmelerle hunharca ayaklar altına alınıyor, öldürülüyor. Mahkeme diyor ki, bu kasten öldürme değildir. Nedir? Kasten yaralama sonucunda ölüme sebebiyet vermek! demişler. Değerli arkadaşlar bir insan bedeni bu kadar ucuz mudur? Onlarca tekmeye maruz kalan bir beden…

O kararı veren hakim o kararın arkasında ise, o tekmelerin acısını, o annenin acısını yüzünden görmediyse gerçekten Türk Adaleti açısından skandal bir karara imza atmıştır.

Bu karar Türk Adalet sisteminin yüzkarası kararlarından bir tanesidir. Adalet, hakkaniyet, acılar herbiri mahkemenin bu kararıyla yerle bir edilmiş ve ailenin acısını derinleştiren başka bir sürece doğru sürüklenmiştir. Yazıktır o aileye, yazıktır gezide ölen tüm gençlerimize ve ailelerine olduğu gibi…


Uludere karanlık dehlizlerde kaybedilmek isteniyor
Bir yandan böyle bir adaletsizlik ortadayken bir yandan da Bu olay merak etmeyin karanlık dehlizlerde kalmayacak denilen bir başka olaya değineceğim diyen Levent Gök, Uludere ile ilgili olarak şunları söyledi:

"Zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın nin karanlık dehlizlerde kaybolmayacak diye sözünü ettiği Uludere'de, Adalet Bakanlığı Anayasa Mahkemesine öyle bir dilekçe vermiştir ki, hükümetin tavrını bütün çıplaklığıyla ortaya koymuş, bu tavrı görme fırsatı vermiştir bize..

'Yargıda bakarız' diyorlardı, 'müfettişler inceliyor' diyorlardı, 'İnsan Hakları Komisyonu inceliyor' diyorlardı…'Hele bunlar bir bitsin' diyorlardı. 'Bunlar bitti, peki sen ne düşünüyorsun hükümet' dendiği zaman, Hükümetin cevabını da öğrenmiş olduk değerli arkadaşlar."


"Hükümet ailelerin Türk Adalet Sistemi içinde şu ana kadar bir sonuç alamaması üzerine çocuklarını kaybeden aileler  bir kez daha sarsılmış ve bir kez daha bu katliamın acısını yüreklerinde hissetmişlerdir."diyen Levent Gök, "Hükümet bu konuda tam da AKP'nin İnsan Hakları Komisyonunda kendi çoğunluk oylarıyla konuyu kendi bakış açısıyla raporuna nasıl yansıtmışsa aynen o bakış açısıyla ölümlerin kaçınılmaz hata sonucu olduğunu ve bu koşullar altında makul bir sonuç olduğunu savunmak durumunda kalmıştır." dedi.

"Yani hükümet bu olayda  bu şartlarda bu ölümler makul ölümlerdir deme cüretini göstermiştir. Bu olayın zaten kasıtlı olmadığı, kaçınılmaz bir hata olduğu hususunu ısrarla vurgulamıştır" diyen Levent Gök,

Hükümetin, 'Ailelere tazminat verdik, onlar bu tazminatı ret ettiler, artık bizim yapacağımız bir şey yoktur dediğini ifade ede eden Gök, "Görüyor musunuz arkadaşlar, Orada da çoğu çoluk çocuk 34 yurttaşımız hayatını kaybettiğinde hükümet onlara bir para gönderdi ve ailelerin hepsi biz para değil adalet bekliyoruz diye paraları iade ettiler. Şimdi adalet Bakanı diyor ki, biz onlara para verdik, daha ne istiyorlar diyor. Adalet bakanı, sen daha anlamadın mı ne istediklerini? Adalet istiyorlar, adalet! Diyen Gök sözlerine şunları ekledi.

"Bu nasıl bir savunmadır! Bu ne acı bir durumdur. Onlar sorumlular yargı önüne çıksın istiyorlar. Sorumlular belli. Ben bunu defalarca açıkladım. O gün Milli Güvenlik Kurulu vardı. Ve Milli Güvenlik Kurulu'nun hepsinin ortak kararıyla alınmış bir operasyon kararıdır bu. Başbakan da vardır, Genelkurmay başkanı da vardır. Kuvvet Komutanları da vardır. Milli Güvenlik Kurulu'na katılması gereken herkesin bulunduğu bir ortamda alınmış bir operasyon kararının üzerini örtmeye çalışıyorlar. Şimdi Adalet Bakanının hükümet adına verdiği cevaba göre  olayda ölümler makulmüş! Biz onlara tazminat verdik, aileler daha ne istiyor? Zaten kaçınılmaz bir hataydı, Yani bizim yapacak bir şeyimiz yoktur diyorlar."

Levent Gök, "Adalet adına  adalet arayanların yapacakları çok şey vardır. Bu hükümet, bu Adalet Bakanı bilmelidir ki, adaletin  tıpkı Ali İsmail Korkmaz olayında olduğu gibi, Uludere gibi karartılmasına, kapatılmasına izin vermeyeceğiz. Bu olayların arkasındayız. Sonuna kadar takipçisi olacağız ve kamuoyu vicdanını tatmin edici bir sonuç alınıncaya kadar bu mücadelemizi sürdüreceğiz." dedi.

Yabancı ülkelerdeki okullar
Levent Gök, Etiyopya'daki okullarla ilgili Cumhurbaşkanı açıklaması sorusu üzerine şöyle dedi:

"Şimdi ortada bir suç varsa, ve mahkeme kararı ortadaysa, kesinleşmişse gereğini hepimiz yaparız. Ama bir cumhurbaşkanının kendisine ait olmayan bir yargıda bulunmasını, oradan değerlendirerek Türk vatandaşlarına oradaki okulları şikayet etmesini anlamak mümkün değildir. Bu cumhurbaşkanının işi de değildir. Cumhurbaşkanı her zaman olduğu gibi bu konuda dagörevini aşmış, kendisini hem yürütme, hem de yargının yerine koymuştur. Cumhurbaşkanını anayasal sınırlar çinde bulunmaya sürekli davet ediyoruz. Ortada kesinleşmiş mahkeme kararıyla işlenmiş bir suç varsa, gereğini yapmak hepimizin görevidir. Ama  ortada öyle bir karar yoksa, ortada böyle bir talebi  bir durum söz konusu değilse, bunu söylemek de tamamen fuzuli bir şeydir."

Torpile dayalı istihdam alışkanlığı sürüyor
AKP'yakın isimlerin devlette istihdam edildiklerine ilişkin bir soru üzerine ise;

"Bu ilişkiler açığa çıkınca, Genel Başkan Yardımcımız Sayın Haluk Koç, sanıyorum 4 defa , Türkiye'de devlet memurluğuna sınava girmeden alınan torpil listelerini açıkladı. Listelere bakıldığı zaman AKP'li bakanlarla, üst düzey yöneticilerle ve AKP ile ilişkili kişilerin çocukları, yakınları olduğunu görüyoruz. AKP'nin KPSS'yi kaldırmak gibi bir niyetinin olduğu ortaya çıktı geçenlerde. Yani amaç şu: Ben seçeyim. Nerede olursa olsun ben seçim. Benim adamım olsun, başka kişi değil. AKP'ye yakın olsun, AKP'den olsun, benden olsun.  Bu bütün yurttaşlarımızı sınıflandıran, kutuplaştıran, ayrıştıran bir tavırdır. Bütün tercihlerini maalesef bu yönde kullanıyorlar. Her yerde kadrolaşmaya, kendi yandaşlarına yer açmaya çalışıyorlar. Bu amaçla yargıyı ele geçirmeye çalışıyorlar. İç Güvenlik Paketiyle emniyeti ve silahlı kuvvetlerin Jandarma gücünü de ele geçirmeye çalışıyorlar. Yani istiyorlar ki, Türkiye'd'eki tüm kurumlar AKP'li olsun, AKP'den olsun. Bu anlayış son derece sakıncalıdır, ayrıştırıcıdır, kutuplaştırıcıdır. Yurttaşlarımızın, AKP'ye oy vermeyenlerin, desteklemeyenlerin bölümünü dışarıya atma girişimidir. Bu anlayışın kabul edilebilir bir yanı yoktur."

Nihat Ergün'ün damadıyla ilgili sahtecilik haberinin sorulması üzerine, bu tür olayları canlı tutmak, torpil ve kayırmaların sorgulanmasını sağlamak basının büyük görevidir. Kamuoyu çok hassas bu konuda. Her gün onlarca, yüzlerce işsiz geliyor, atanamayan öğretmenler sorunu bir türlü çözülmüyor…. Ama kayırmacılık ve torpil bir türlü durmuyor dedi.

Soruşturma oylamasında AKP'lilerin AKP'lileri yakın markajı
AKP'lilerin oylama sırasında yakın markaj uyguladıklarını, bu konuda ne düşündüğünü soran basın mensubuna cevaben şöyle dedi:  "AKP'lilerin sadece parmak izleriyle falan değil, -partili milletvekillerine yakın markaj uyguladıklarını, parmak izlerinin alındığını telefonlarla falan, yakından izlemeyle durumu kontrol etmeye çalıştıklarını gördük… Bir daha seçilemezsiniz biçimindeki tehditlerin ve listeye almak biçimindeki siyasi rüşvetlerin kullanıldığını düşünüyoruz."

Yolsuzluk sonuna kadar taşınabilir bir şey değildir
Evet,şimdi değerli arkadaşlar bir yolsuzluk ve kirlilik taşınabilir bir durum değil.  Ben AKP içerisinde pek çok arkadaşı bu konuda tenzih ediyorum, ayırıyorum , bu konularda duyarlı olan var ,olmayan var. Siyasi rüşvette olduğu halde o görüşünden vazgeçenler var. O görüşmeler yapılmıştır değerli arkadaşlar. Bunları açıklaması gerekenlerde şimdikilerdir. Orda bu sorular duruyor. Yaşayan canlı tanıkları ortadadır. Bunları biz biliyorduk. Şimdi ortaya çıkıyor, şimdi başbakanın da cesaretle  çıkıp demesi lazım.

Kaldı ki başbakan bir söz etti. Yolsuzluk yapanların kolunu kopartırız dedi. O sözün arkasında kaldı. O sözün de ne demek istedi. Başbakan neyi kastetti ve neyi yapamadığını en iyi kendisi biliyor. En iyi kendisi biliyor, bu şartlar altında başbakanlığı devam ettirmek istiyorsa o ayrı bir şeydir. Ama dürüst, namuslu bir siyasetçiyim diyorsa bu ilişkilerden de kurtulması gerekir. Başka türlü ülkeyi yönetme şansı yoktur.

Bu ilişkileri savunur ise o da bu kirliliğin altında ezilecektir. Ezilmelidir, çünkü Türkiye bu yolsuzlukları taşıyamaz. Başbakan bu gerçekleri kendisi bence paylaşmalıdır. Türkiye'nin buna ihtiyacı var. Bu görüşmelerde böyle bir şey söylemişse kalkıp bunu cesaretle söylesin. Söylesin. Kendi siyasetinin kendisi önünü açar. Bu şekilde olduğu müddetçe de bu kirli ilişkiler bu oylamalar bütün namusluyum diyen AKP'lileri de ezer, değerli arkadaşlar, Ezer, ezileceklerini de göreceklerdir."

Anahtar Kelimeler
    Cumartesi, 24 Ocak 2015 10:57

Bağlantılı Konular