CHP Lideri Kılıçdaroğlu İstanbul'da iş adamlarıyla bir araya geldi

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu hiçbir kimsenin umutsuzluğa kapılmamasını istedi, "Daha güzel bir Türkiye'yi hep beraber inşa edeceğiz. Sizden destek istiyoruz, deneyin CHP'yi ve bakın bakalım bir ülke nasıl yönetilir." dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu İstanbul Avcılar'da iş adamlarıyla bir araya geldiği toplantıda Türkiye'nin  en zor dönemlerinde büyük başarılara imza attığını ve karanlıkları aydınlattığını belirterek, kimsenin umutsuzluğa kapılmamasını istedi.

Şu anda Türkiye'de var olan kaygının aynısını Avrupa Birliği, Rusya, Irak, Suriye hatta bütün dünyanın taşıdığını dile getiren Kılıçdaroğlu, dünyada yaşayan 7,2 milyar insanın 500-600 milyonunun uygar dünyayı oluşturduğunu, kişi başına gelirlerinin 25 ila 60-70 bin dolar arasında bulunduğunu, bu kişilerin yaşadığı ülkelerin ortak özelliğinin "hukuk, demokrasi ve insan haklarında gelişmiş olması" olduğunu söyledi.

Kılıçdaroğlu, bugüne kadar Türkiye'nin imza attığı 3 büyük devrimin; cumhuriyetin kurulması, çok partili hayata geçilmesi ve ülkeye sosyal demokrasinin gelmesi olduğunu ifade ederek, "Şu anda geldiğimiz noktada çok değişik partiler, liderler geldi gitti ama hiçbirisinin cumhuriyetle, rejimle bir sorunu yoktu" dedi.

"Şimdi bir dördüncü büyük devrime imza atmak zorundayız; o da demokrasi ve özgürlük devrimi. Bu topluma birinci sınıf demokrasiyi getirmek zorundayız. Eğer birinci sınıf demokrasiyi getirirsek, emin olun bizim önümüzde hiçbir güç duramaz" diyen Kılıçdaroğlu, ülkede her şeyin bulunduğunu ancak demokrasinin eksik olduğunu aktardı.

Kılıçdaroğlu, farklı düşüncelere saygı göstermek zorunda olduklarını, bu farklı düşüncelerin bir toplumun temel dinamikleri olduğunu kaydederek, bunu aklı, hukukun üstünlüğünü ve ilmi önceleyerek yapabileceklerini bildirdi.

Ekonomi alanında Türkiye ile Güney Kore'yi kıyaslayan Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin Güney Kore'den önce otomobil ürettiğini, kalkınma sürecine aynı dönemde başlanılmasına rağmen Güney Kore'nin şu anda dünya çapında 3 otomobil markası olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, Güney Kore'nin LG, Samsung gibi markalara sahip olduğunu, Türkiye'yi yönetenlerin buzdolabı yapmakla övündüğünü belirterek, hiçbir devlet başkanının 1800'lerin ürünü olan buzdolabını üretmekle övünemeyeceğini dile getirdi.

Türkiye'de yüzde 10,5 olan işsizlik oranının Güney Kore'de yüzde 3,5'ta kaldığını, 100 bin kişiye düşen patent sayısının Türkiye'de 6, Güney Kore'de 376 olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, iş gücünde ilkokul mezunu oranının Türkiye'de yüzde 63, Güney Kore'de ise yüzde 23 olduğunu anlattı.

Kılıçdaroğlu, kişi başına eğitim harcamasının Türkiye'de 276 dolar, Güney Kore'de 1037 dolar olduğunu kaydederek, Türkiye'den ilk 500'e hiç marka girmezken, Güney Kore'den 12 markanın girdiğini aktardı.

"Bilgi toplumunu yakalayamazsanız, üniversiteleriniz bilgi üretmezse, kusura bakmayın 'biz kalkınırız' diye kimse bir laf etmesin. Bilgi üretmeyen bir toplumun büyüme şansı yoktur" diyen Kılıçdaroğlu, özgür, üniversitelerin konuştuğu toplumda bilginin üretilebileceğini, İran'daki bilimsel yayınların sayısının Türkiye'deki yayınların sayısını geçtiğini söyledi.

Kılıçdaroğlu, yeni bir anlayış ve felsefeyle yola çıkmaları gerektiğine vurgu yaparak, CHP olarak geçmişte belki iş dünyasıyla biraz mesafeli olduklarını, iş dünyasının da kendilerine "CHP ekonomiyi yönetebilir mi?" diyerek biraz kaygıyla mesafeli baktığını ifade etti.

"Şunu açık ve net söyleyeyim artık ekonominin dinamosu özel sektördür. Özel sektörün olağanüstü bir gücü var ama bu gücü katma değeri yüksek ürünle pekiştirmesi lazım" diyen Kılıçdaroğlu, bol miktarda makine halısı yapmanın hiçbir şeyi çözmeyeceğini, Güney Kore'nin ürettiği cep telefonunun bilgiyle üretilebileceğini anlattı.

Kemal Kılıçdaroğlu, "Eğer bu ülkeye özgürlüğü, demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü yeniden el birliğiyle getirebilirsek bizim sanayici Türkiye'yi uçurur. Yabancı sermaye de gelir. 40-50 milyar dolar niye gelmesin? Türkiye'nin bulunduğu konum olağanüstü. Asya, Afrika, Avrupa… 3 saatte 300 milyonluk nüfusa ulaşabiliyorsunuz." diye konuştu.

Yüz ölçümü Konya'dan küçük Hollanda'nın yıllık tarım ürünü ihracatının 100 milyar doların üzerinde olduğunu, Türkiye'nin bu alandaki ihracat rakamının 12 milyar dolarda kaldığını dile getiren Kılıçdaroğlu, bu konuda eksik olan şeyin "ülkeyi düşünen siyasetçiler" olduğunu söyledi.

Kemal Kılıçdaroğlu, "Eğer işbirliği, gönül birliği yapabilir, geçmişi bir tarafa bırakıp geleceğimizi ve çocuklarımızı düşünürsek, emin olun bu ülkede her şeyi yapabilir, bütün sorunlarımızı çözebiliriz. Bir parlamento düşünün yolsuzlukların üzerini kapatıyor. Böyle bir parlamento olmaz" dedi.

Medyası özgür olmayan toplumun kendisinin de özgür olmadığını aktaran Kılıçdaroğlu, "Siyasi ahlakın olmadığı bir toplumda siz ödediğiniz vergilerin hesabını soramıyorsanız orada oturup hep beraber düşünmemiz gerekiyor, nereye gidiyor bu paralar diye? Demokrasinin çıkış noktası iş adamının ödediği verginin nerelere harcandığını sormasıyla başlar" diye konuştu.

Kemal Kılıçdaroğlu, "CHP'nin kurmayları var mı?" diye kaygı olduğunu belirterek, her türlü konuda sanayici, iş adamı gibi kurmayları bulunduğunu, devleti devlet yapanın kurumları olduğunu ifade etti.

Sanayicinin öneminin farkında olduklarına ve iş adamlarına karşı vergi denetiminin bir sopa olarak kullanılmaması gerektiğine vurgu yapan Kılıçdaroğlu, kendisinin 12 yıl vergi denetmenliği yaptığını, hiçbir kimsenin bu süreçte kendisine telefon açarak "Burayı neden inceliyorsun?" demediğini bildirdi.

Siyaseti kirlilikten arındıracaklarını belirten Kılıçdaroğlu, "Her kuruşun hesabını verme sözünü de veriyoruz size. O kadar ki 'her kuruşun hesabını vermek namus borcudur' diyoruz. Bu kadar açık, net söylüyoruz. Ve sizden destek istiyoruz, deneyin CHP'yi. Bakın bakalım bir ülke nasıl yönetilir, bir ülkenin saygınlığı nasıl korunur" ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, geçmişte bazı hatalar yaptıkları, hiç kimsenin yaşam tarzına karışmayacaklarını, o hatalardan arınacaklarını belirterek, "Daha güzel bir Türkiye'yi hep beraber inşa edeceğiz. Kaygılardan arınmış, geleceğe umutla bakan, huzurlu bir Türkiye istiyoruz." dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun İstanbul'da iş adamlarıyla yaptığı toplantıda konuşması;

"Efendim böylesine güzel bir gecede sizlerle beraber olmaktan son derece mutluyum.

Sayın Başkan az önce konuşurken heyecan istiyoruz dedi, umut istiyoruz dedi. Aramızda çok değerli siyasetten gelen dostlarımız var. Türkiye Odalar Borsalar Birliğinden, Ticaret Odalarından, Borsalardan arkadaşlar ve onlar tanıdık yüzler. Bir dönem bizi heyecanlandıran yüzler. Ama bugün bir heyecan duymuyoruz. Tam tersine bir kaygının içindeyiz. Kaygımız aslında ortak. Ne olacak bu ülkenin hali diyoruz, nereye doğru gidiyoruz diyoruz.

Oysa biz bu ülkeyi kan ve gözyaşıyla kurduk. Büyük umutlarımız vardı, büyük hedeflerimiz vardı, ilkelerimiz vardı, çağdaş bir dünyanın parçası olacaktık, uygar bir dünyanın parçası olacaktık. 1963'te gittik Ankara anlaşmasını imzaladık. AB'ye tam üye olalım diye uluslar üstü bir toplumun, uygar bir toplumun parçası olalım diye. Ama şimdi umutlardan geriye doğru gidiyoruz, kaygılar öne çıkmaya başladı.

Heyecanlanacağız, elbette heyecanlanacağız. Ama önce şunu söyleyeyim Sayın Teber, sakın ola ki umutsuzluğa kapılmayın. Eğer en zor dönemlerinde bu ülke büyük başarılara imza atmışsa, karanlıkları aydınlatmışsa bugün çok daha fazla güçlüyüz, çok daha fazla birikimimiz var. Dünya bizim izlediğimiz kaygıyla o da Türkiye'yi izliyor. Avrupa Birliğine gidin, Japonya'ya gidin, Irak'a gidin, Suriye'ye gidin, Rusya'ya gidin. Bütün dünya aslında bizim taşıdığımız kaygıyı bir anlamda onlarda taşıyorlar. Aydınlarda taşıyor aynı kaygıyı.

Peki biz nasıl bir süreç başlatmalıyız ki yeniden umudu yeşertelim ve heyecanlandıralım. Az önce Sayın Başkan bunun ipuçlarını verdi satır aralarında ama ben biraz daha açıyım izlinizle. 7.2 milyar insan yaşıyor bütün dünyada dediniz. Yani yaklaşık 8 milyar diyelim. Bunun 500 – 600 milyonu uygar dünyayı oluşturan bir kitle. Yani kişi başına gelirin 25 ile 60 – 70 bin dolar arasında değiştiği bir ülke. Bunlar 500 – 600 milyonluk bir grubu oluşturuyor değişik ülkelerde. Bunların temel, ortak bir özelliği var. Nedir o? Hukuku gelişmiş, hukukun üstünlüğüne inanmış ve demokrasisi gelişmiş ülkeler. İnsan hakları sonuna kadar gelişmiş, birinci sınıf demokrasiyi kendi ülkelerinde kurmuş ülkeler. Kişi başına gelir 25 binle 70 bin dolar arasında değişiyor. Peki geriye kalan milyarlar nedir? Yoksulluk ve sefalet içinde. Temel özellikleri ne? Hukuk ve demokrasi yok. Demek ki atacağımız en önemli adım hukuk ve demokrasi. Yani demokrasi ve özgürlük. Bugüne kadar Türkiye Cumhuriyeti üç büyük devrime imza atmıştır. Hep beraber bu devrimlerin birer parçası olduk.

Birincisi; cumhuriyeti kurduk. Bir heyecandır cumhuriyeti kurmak. Yani saltanat bitti, padişahın kulu olmak bitti cumhuriyetin özgür bireyleri olduk.

İkinci önemli devrimi gerçekleştirdik. Yine hep beraber çok partili hayata geçtik. Demokrasiye ilk adımı attık. Farklı siyasal görüşler, farklı partilerde oluştular, vatandaşa gittik, dolayısıyla oylarımızı aldık, ülkeyi yönettik.

Bir üçüncüsü, sağ – sol ayrımı yoktu. Sosyal demokrasi geldi Türkiye'ye sosyal demokrasiyle beraber bir üçüncü adım atıldı. Yaşar Kemal bir anısını anlatmıştı bana evine çay içmeye giderken. Dedi ki, Kemal bey dedi genç bir gazeteciyim İnönü propaganda için Adana'ya gitmiş, bende onunla beraber onu izliyorum. Bir ara diyor İnönü beni çağırdı Yaşar Yaşar gel buraya, gittim buyur sayın paşam dedim. Tek kanatlı kuş uçar mı Yaşar diye bana sordu. Ben tabi tereddüt ettim koca İsmet paşa bana bu soruyu niye sorar tek kanatlı kuş uçar mı diye. Tereddüt edince bir daha sordu, dedi Yaşar sen anlamadın mı tek kanatlı kuş uçar mı diye sana soruyorum. Paşam demiş tek kanatlı kuş uçmaz ama bana bu soruyu niye soruyorsunuz. Demokrasinin ve özgürlüğün gelişmesi için sağ ve solun olması lazım. Bu kanatların olması lazım ve bunların dengeli olması lazım. Demokrasinin, özgürlüğün bunlar üstünde ilerlemesi lazım. O zaman o yürür. Biz dedi bunu tek kanatlı kuş yaptık iki kanadını oluşturamadık. İki kanat oluşmadığı içinde bizde demokrasi biraz ağır yürüyor diye kendisi bana anlatmıştı.

Şimdi geldiğimiz noktada şunu anlatmak istiyorum. Çok değişik partiler geldi gitti, liderler geldi gitti. Ama hiçbir partinin cumhuriyetle bir sorunu yoktu. Rejimle de bir sorunu yoktu. Birbirimize kızardık, bir şeyler söylerdik, sen şunu yapıyorsun, sen şunu yapıyorsun derdik ama rejimi karşımıza alacak, rejimi değiştireceğiz, Türkiye'yi Ortadoğu'nun bir ülkesi haline getireceğiz, Ortadoğu'nun karanlığına sürükleyeceğiz. Böyle bir düşünce yoktu. Şimdi bizi kaygılandıran temel öge işte bu. Nereye gidiyoruz diye soruyoruz.

Şimdi bir dördüncü devrime imza atmak zorundayız. O da demokrasi ve özgürlük geliyor. Yani bu topluma birinci sınıf demokrasiyi getirmek zorundayız. Eğer birinci sınıf demokrasiyi getirirsek emin olun bizim önümüzde hiçbir güç duramaz. Hiçbir güç. Neyimiz eksik? Her şeyimiz var. Eksik olan demokrasi ve hukukun üstünlüğü. Şimdi düşünün yeni yasalar çıkıyor, değerli iş dünyasından çok değerli dostlarımız burada. Makul şüpheyi getirdiler. Makul şüpheye göre bir işadamının evi, işyeri basılabilir. Kime göre makul şüphe? Savcıya göre makul şüphe. Sonra? Alınır malvarlığına el konulabilir. Neye göre? Makul şüpheye göre. Sonra? İşadamını alırsınız hapse atarsınız. Neye göre? Makul şüphe. Ne yapacak? Gidecek bir avukat tutacak kendisine benim haklarımı savun diye. Mahkeme bir karar alacak diyecek ki makul şüphe avukat bu dosyayı göremez. Nasıl savunacak kendisini? Şimdi böyle bir demokrasi olabilir mi arkadaşlar? Bunlar olmaz. Bunları ortadan kaldırmamız gerekiyor ve yeniden silkinmemiz gerekiyor. Kaygı gelip kapıya dayandı. Bunu aşmamız lazım. Bunu aşarsak her şeyi çözeriz biz. Ama burada nasıl ulusal kurtuluş savaşı sırasında güç birliği yaptıysak, hiçbir ayrım yapmadan ortak bir hedefe kilitlendiysek, ülkenin bağımsızlığı için, ülkenin büyümesi, kalkınması için bir araya geldiysek yeniden bir araya gelme zamanıdır. Cumhuriyeti daha görkemli hale getirebiliriz. Neyle? Hukukun üstünlüğü ve demokrasiyle bir araya getirebiliriz. Farklı düşüncelere saygı göstermek zorundayız. Farklı düşünceler bir toplumun temel dinamikleridir. Eğer o farklı düşünceleri kendi aramızda tartışırsak toplumun ne kadar hızlı ilerlediğini de göreceğiz. Bunu neyle yapabiliriz? Aklı ve bilimi önceleyerek, hukukun üstünlüğünü önceleyerek yapabiliriz. Aklın özgürlüğünü sağlayarak yapabiliriz. Karşıt düşüncelere saygı göstermenin bir erdem olduğunu kabul edersek biz bunu yapabiliriz.

Arkadaşlarım bir not hazırlamışlar o nottan bazı bölümler okuyacağım size. Daha doğrusu bazı rakamlar vereceğim size. Biz Güney Kore'den önce otomobil üreten ülkeyiz. Güney Kore'nin otomobili yoktu ama biz otomobil ürettik. Markası da Anadol'du. Aynı sürede başlamışız kalkınma sürecine 1970'lerde. Biz Güney Kore'den önce daha hızlı gelişmişiz ve otomobil üretmişiz. Geliyoruz 2014 – 2015. Güney Kore'nin dünya çapında 3 otomobil markası var. Bizim? Hiç yok. Onların Samsung gibi, LG gibi dünya markaları var. Bizim? Hiç yok. Biz neyle övünüyoruz bizim siyasiler, ülkeyi yönetenler neyle övünüyorlar? Efendim biz şu kadar buzdolabı yaptık. Buzdolabı 1800'lerin ürünü arkadaşlar. Hiçbir devlet başkanı biz buzdolabı ürettik diye övünemez. 1800'lerin ürünü bu. Daha modern, daha güzel hale getirebilirsiniz o ayrı bir şey. Ama yeni bir olay değil buzdolabı üretmek.

Bakın değerli arkadaşlar, işsizlik oranı bizde %10,5. Güney Kore'de %3,5. 100 bin kişiye düşen patent sayısı. Türkiye 6, 100 bin kişiye 6 patent sayısı düşüyor. Güney Kore 376. 100 kişiye düşen arge çalışanı. Türkiye'de 99, Güney Kore'de 593. İşgücünde ilkokul mezunu oranı. Bizde %63, Güney Kore'de %23. Ortalama sınıf mevcudu. Türkiye'de 18, Güney Kore'de %29. Kişi başına eğitim harcaması Türkiye 276 dolar, Güney Kore'de 1037 dolar. Dünya çapında ilk 500'e giren marka sayısı Türkiye'de sıfır. Güney Kore'de 12.

İşin özü şu; bilgi toplumunu yakalayamazsanız, eğer üniversiteleriniz bilgi üretmezse kusura bakmayın biz kalkınırız diye kimse bir laf etmesin. Kimse etmesin. Bilgi üretmeyen toplumun büyüme şansı yoktur artık 21.yüzyılda. bilgi üreteceksiniz. Bilgiyi nasıl üretirsiniz? Özgür bir toplum bilgi üretir. Üniversitelerin konuştuğu bir toplumda bilgi üretilir. İran üniversitelerinde üretilen bilgi Türkiye'deki üniversiteleri geçti. Evet bunu bir daha söyleyeyim. İran'da bilimsel yayın sayısı üniversitelerin bilimsel yayın sayısı Türkiye'deki üniversitelerin bilimsel yayın sayısından daha fazla ve geçti. Neden? Bu sorunun üzerinde hep beraber durmak zorundayız. Ülkenin büyümesi lazım evet, kalkınması lazım evet. Neyle yapacaksınız bunu? Üretimle yapacaksınız, üreteceksiniz. Kim üretir bunu? Sanayici. Oturacak üretecek. Ama eğer üniversite bilgi üretirse üretilen bilgiyi elle tutulur hale sanayici getirecek. İkisinin işbirliği şart. Bu olmazsa olmaz. Siz üniversitelerin konuştuğunu duydunuz mu hiç? Korkudan hangi üniversite rektörü çıkıp bir şey söylüyor veya dekanı kalkın bir konuşma yapabiliyor? Böyle üniversite olmaz arkadaşlar. Yoktur böyle bir tablo.

O nedenle bizdeki demokrasiyi hibrit demokrasi olarak tanımlıyor batılılar. Sizde demokrasi yok diyorlar. Bizim yeni bir anlayışla, yeni bir felsefeyle yola çıkmamız lazım.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak geçmişte belki iş dünyasıyla biraz mesafeliydik. İş dünyası da bize biraz kaygıyla, biraz mesafeli bakardı ya bu CHP'liler acaba ne yaparlar, ekonomiyi yönetirler mi, yönetemezler mi? Bunlar gelirse bir şey olur mu diye bize kaygıyla bakarlardı. Şunu açık ve net söyleyeyim değerli arkadaşlar. Artık ekonominin dinamosu özel sektördür. Özel sektörün olağanüstü gücü var. Ama bu gücü katma değeri yüksek ürünle pekiştirmesi lazım. Ürün üreterek pekiştirmesi lazım. Bol miktarda makine halısı yapmak hiçbir şeyi çözmez arkadaşlar. Hiçbir şeyi çözmez. Siz Güney Kore'nin ürettiği cep telefonunu üretebiliyor musunuz? Asıl sorunumuz orada. Bu bilgiyle üretilecek. Bilgi endüstrisi, bilgi sanayisi. Bunu yapmak zorundayız. Bunun için neyin yapılması lazım? Teşvik politikasının, para politikasının, maliye politikasının bu yöne doğru sanayiciyi çekmesi lazım. Bunun bir devlet politikası olması lazım. Biz böyle düşünüyoruz. Ve yine şöyle düşünüyoruz. Eğer bu ülkeye özgürlüğü, demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü yeniden getirebilirsek, el birliğiyle getirebilirsek bizim sanayici Türkiye'yi uçurur. Yabancı sermayede gelir. 40 – 50 milyar dolar niye gelmesin? Türkiye'nin bulunduğu konum olağanüstü bir konum. Asya, Avrupa, Afrika üç saatte 300 milyonluk nüfusa ulaşabiliyorsun 3 saatle uçakla. 300 milyonluk nüfus. Olağanüstü güzel bir yerdeyiz. Lojistik açısından da baktığınız zaman. Sayın Başkan tarımdan söz etti, Hollanda'dan söz etti. Hollanda Konya'dan küçük. Yıllık tarım ürünü ihracatı 100 milyar doların üstünde. Konya'dan küçük. Türkiye? Tarım ürünü ihracatı 12 milyar dolar. 100 milyar dolar, Konya'dan küçük, 12 milyar dolar devasa bir ülke. Neyimiz eksik? Toprak mı var? Su mu? Var. İnsan mı o da var. Eksik olan ülkeyi düşünen siyaset. Eksik olan bu arkadaşlar.

Hep beraber oturup bunu düşüneceğiz. Ben şunu gönül rahatlığıyla söylüyorum. Eğer işbirliği yapabilirsek, gönül birliği yapabilirsek, geçmişi bir tarafa bırakıp geleceğimizi ve çocuklarımızı düşünüyorsak emin olun bu ülkede her şeyi yapabiliriz. Bütün sorunlarımızı çözebiliriz. Bir parlamento düşünün yolsuzlukların üstünü kapatıyor. Böyle bir parlamento olmaz arkadaşlar. Yolsuzluğun üstünü kapatan bir parlamento devletin itibarını sıfırlar. Kişilerin yargıya gidip yargılanması lazım. Benim aklanmam lazım demesi lazım. Olmuyor. Siyasetin kirlilikten arınması lazım. Siyaset kirlilikten arınacak ki hukuk dediğimiz, hukukun üstünlüğü dediğimiz, siyasi ahlak dediğimiz ögeler öne çıkmış olsun. Şimdi bakıyorsunuz balık baştan kokar diye bizim bir sözümüz var. Baştaki öyleyse sonundaki ne olacak?

Geçmişte çok farklı siyasi partilerde yer alan dostlarımız var. Farklı görüşlerde olan dostlarımız var. Emin olun artık ideolojiler o kadar keskin değil. 21.yüzyıldayız artık. 21.yüzyıldayız ve ortak hedeflerimiz olmak zorunda, ortak paydalarımız olmak zorunda. Cumhuriyetimizi seviyoruz, demokrasiyi seviyoruz, insan hakları olmalı, düşünce özgürlüğü olmalı. Medyası özgür olmayan bir toplumun zaten kendisi de özgür değildir. Siyasi ahlakın olmadığı bir toplumda siz ödediğiniz vergilerin eğer hesabını soramıyorsanız orada oturup hep beraber düşünmemiz gerekiyor nereye gidiyor bu paralar diye. Demokrasinin çıkış noktası işadamının ödediği verginin nerelere harcandığını sormasıyla başlar. Bütçe kanunları özeldir. Diğer kanunlar gibi kabul edilmez. Parlamentoda görüşülmesi de özeldir. Ama nerede o tartışmalar, nerede o görüşmeler. Ben eskileri de hatırlıyorum bütçe görüşmeleri bir şölen havası içinde geçerdi, bir demokrasi havası içinde geçerdi. Biz bütçe görüşmeleri yapıyoruz dönemin Başbakanı bütçe görüşmelerine katılmadı. Geldi konuşmasını yaptı ve gitti. Bitti. Olmaz arkadaşlar.

O açıdan şimdi bana sorular soracaksınız, arkadaşlarımla beraber burada hep beraber sizin sorularınıza yanıt vermeye çalışacağız.

Şundan bir de emin olmanızı isterim. Şu kaygıda var, CHP'nin kurmayları var mı diye. Var arkadaşlar niye kurmaylarımız olmasın. Niye olmasın? Yönetmekse devlette yönetici olarak da görev aldık. Sadece ben değil arkadaşlarımda var. Hazinede müsteşarlık yapanda var, gelir idaresi başkanlığı yapanda var. Niye olmasın? Sanayicide var, işadamı da var, akademisyende var. Hepsi var. Yönetmek böyle çok zor bir alanda değil arkadaşlar. En parlak yönetici nedir biliyor musunuz? Kendisine en az ihtiyaç hissettiren kişidir en parlak yönetici. Çünkü her şey tıkır tıkır çalışır. Ama siz kalkıp da bir yere müdahale edip ben bu ihaleyi yandaşıma vereceğim dediğiniz andan itibaren bürokraside ilk tepkiler ve ilk olumsuzluklar çıkar ortaya. Yoksa kamu ihale kurumu çalışıyorsa mesele yok ki. Çalışmıyorsa sorun vardır. Devlet yönetimi budur. Yani şimdi Amerika'da Obama her şeye müdahalemi ediyor? Hayır. Devletin kurumları vardır arkadaşlar. Devleti devlet yapan devletin kurumlarıdır. Merkez Bankası görevi vardır yasalar vermiştir o görevi zaten onu yapacaktır. Görevi yapmazsa soruşturma açarsınız. BDDK, görevi vardır tanımlanmıştır. Yazar birinci maddeden itibaren BDDK'nın görevleri. Sermaye Piyasası Kurulunun görevleri. Maliye Bakanlığının görevleri. Hepsinin görevleri tanımlanmıştır, yasalarda vardır zaten bu. Eğer sizin rejimle bir sorununuz varsa, sizin hukukun üstünlüğüyle ilgili bir sorununuz varsa devlette aksamalar çıkar ortaya. Bizim öyle bir sorunumuz yok. Adam gibi yönetmek istiyoruz.

Ayrıca siyasetçinin 21.yüzyılda bir temel görevi daha var. Halka hesap vermek. Her kuruşun hesabını veriyorsa bir siyasetçi o ülkeyi iyi yönetir. Hesabını vermiyor kaçıyorsa orada sorunlar var demektir.

Biz ülke yönetiminde ekonominin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz, farkındayız. Sanayicinin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz farkındayız. Sanayi kendisi için çalışan insan olmaktan artık farklı bir düzeye çıkmıştır. Sanayici ülkesi için çalışan kişi demektir. Sürekli teknolojiyi izleyen, gelişmeleri izleyen, uluslararası alanda rekabet eden, olabildiğince malını daha iyi şekilde pazarlamaya çalışan, gelir elde eden, binlerce kişiyi istihdam eden, herkesin şu veya bu şekilde evine aş, iş gitmesini sağlayan temel aktördür sanayi artık. Siz sanayiciyi cezalandırırsanız, vergi denetimini bir sopa olarak kullanırsanız bu olmaz arkadaşlar. Böyle bir şey olamaz. Ben uzun yıllar 12 yıl vergi denetimi de yaptım 12 yıl. Bir tek kişi bize telefon açıp asla müdahale etmemiştir. Niye inceliyorsun dememiştir. Ama bizde davul zurnayla incelemeye gitmemişizdir. Kalkıyorsunuz Türkiye'nin en büyük kurumunda aramalı inceleme yapıyorsunuz davul zurnayla. Olmaz. Olmaz arkadaşlar. Devlet bu tür şeylerde çok hassas olmak durumundadır. Ama diyeceksiniz ki devlet var mı? Evet hep beraber soralım Türkiye Cumhuriyetinde devlet var mı, devletin kurumları yerinde mi, bu kurumlar çalışıyor mu? Herkes kendi yasal görevini yerine getiriyor mu? Asıl sorunumuzda bu. Yeniden devleti inşa etmek zorundayız. İyi çalışan, saat gibi çalışan, tıkır tıkır çalışan yeniden inşa etmek zorundayız.

Ben Maliye Bakanlığına Daire Başkanı olarak başladığım gün kimden sonra Genel Müdür Yardımcısı olacağımı gayet iyi biliyordum. Benden bir gün önce giren o olacaktı ondan sonrada sıra bana geliyordu. Hangi iktidar olursa olsun hiç fark etmezdi. Eski Maliye Bakanımızda burada. Bir anlayış vardı devlette, kurumlar vardı, kurum kültürü vardı devlette. Bunların tamamı hallaç pamuğu gibi atıldı ve birbirimize düşman hale geldik. Birbirimizi dinlemez hale geldik. Gelin hep beraber yeni bir anlayışı başlatalım. Sevgi üzerine, hoşgörü üzerine, kültür üzerine, ahlak üzerine yeni bir siyaset inşa edelim. Eski algılarımızı alalım bir tarafa koyalım. Eski anlayışlarımızı da bir tarafa koyalım. Çünkü Türkiye'nin yeni çekişmelere tahammülü yok. Bir alanda ama bir alanda bir araya gelelim. Önce siyaseti temiz kılalım, kirlilikten arındıralım. Bunun sözünü biz size veriyoruz. Her kuruşun hesabını verme sözünü de veriyoruz. O kadarki her kuruşun hesabını vermek bizim için namus borcudur diyoruz. Bu kadar açık, bu kadar net söylüyoruz. Ve sizden destek istiyoruz. Deneyin Cumhuriyet Halk Partisini. Bakın bakalım bir ülke nasıl yönetilir. Bir ülkenin saygınlığı nasıl korunur? AB'ye bakın değerli arkadaşlarım. 63 – 2015. Bekliyoruz yeni fasıllar açacaklar mı? Ben size söz arkadaşlar, hepinize söz niye fasılların açılmasını bekliyoruz. Niye bekliyoruz? Demokrasi için birisinin gelip bize dayatma yapmasını mı bekleyeceğiz? Biz İsviçre'den medeni kanunu alırken birisi gelip bize dayattı mı medeni kanunu alın diye. Hayır arkadaşlar. Oturacağız birinci sınıf demokrasiyi ülkeye getireceğiz. Kuralı budur bu işin. Üniversite, kurumlar, medya hepsi üzerinde. Siyaset kirlilikten arındığı zaman göreceksiniz Türkiye'de kirlilikten arınmış olacak. Balık baştan kokmayacak o zaman. Biz size bu sözü veriyoruz ve bu konuda çok da kararlıyız. Toplumun her kesimine gidiyoruz. Bir kutuplaşma var toplumda.

Bakın, Türkiye'de son 10 – 15 yılda etnik kimlik üzerinden siyaset, inanç üzerinden siyaset, yaşam tarzı üzerinden siyaset toplumu böldü, ayrıştırdı toplumu. Bunları bir tarafa bırakacağız, bırakmak zorundayız. Herkesin etnik kimliği. Biz zaten imparatorluktan devraldık Türkiye'yi. Bir sürü etnik kimlik var. Ama hepimiz neyiz? Türkiye Cumhuriyetinin onurlu, eşit yurttaşlarıyız. Bitti, nokta. İnanç. Siyasete konu olmaz ki inanç. Herkesin inancı kendisine ait. Nedir onun güvencesi? Laikliktir. Herkesin inancı kendisine aittir kardeşim orası dokunulmaz alandır siyasetçi için. Kimse oraya girmeyecek. Yaşam tarzı. İsteyen istediği gibi yaşar. Geçmişte bunlar üzerinde hatalar yaptık değerli arkadaşlar. O hatalardan da arınıyoruz, arınacağız hep beraber. Daha güzel bir Türkiye'yi hep beraber inşa edeceğiz. Kaygılardan arınmış, geleceğe umutla bakan huzurlu bir Türkiye istiyoruz. Hata yaptığımız zaman çıkıp vatandaşın karşısına hata yaptım, özür dilemesini de bilecek gerektiğinde siyasetçi hata yapıyorsa. Gerektiğinde çekilecekte hata yapıyorsa. Eğer biz bunları yapabilirsek ki yapabiliriz ben inanıyorum. Ben inanıyorum buna yürekten inanıyorum. Yapabilirsek çok şeyi başaracağız. Türkiye kısa süre içerisinde kişi başına geliri 25 – 30 bin dolar olabilir. Çok kısa süre içinde olabilir. Türkiye bir çekim merkezi olabilir. Hukukun olmadığı yere sermaye gelmez arkadaşlar.

Bakın bizim iş dünyamızın çok önemli isimleri yurtdışına gidip yatırım yapıyorlar. Ben bazı kuruşların yönetim kurulu toplantılarını yurtdışında yaptığını da biliyorum. Neden? Çekiniyorlar, korkuyorlar. Hukukun üstünlüğünü istedi diye bir sivil toplum kuruluşu vatan haini ilan edildi. Hukukun üstünlüğü evrensel bir kuraldır.

O nedenle kısa konuşacaktım aslında ama Sayın Teber sizin açılışınıza bakınca mecburen böyle bir konuşma yaptım. Benim için hazırlanan metinden de oldukça uzaklaştım. Ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim. Asla ve asla umutsuzluğa kapılmayacağız. Türkiye güzel bir ülkedir, Türkiye büyük bir ülkedir, Türkiye görkemli bir ülkedir, Türkiye zenginliği hak eden bir ülkedir. Biz bunu yakalayabiliriz.

Bakın, bizde dünya çapında bilim insanı var, dünya çapında sanatçımız var, dünya çapında mühendisimiz var, mimarımız var. Her alanda dünya çapında markalarımız var. Ama siyasete gelince sınıfta kalıyoruz. İşte asıl sorun orada başlıyor. O nedenle siyaseti düzeltmekte sizin elinizde. Tercihi siz yapıyorsunuz çünkü. Siyaseti düzeltebilirseniz o zaman Türkiye'yi göreceksiniz çift kanatlı kuş olarak hep uçacaktır, hep başarıyı yakalayacağız.

Efendim size güzel bir siyasetçi fıkrası anlatarak sözlerimi bitireyim. Herkesin 5'er, 10'ar dakika konuştuğu bir sırada, bir ortamda, böyle güzel bir toplantıda birde siyasetçi otururmuş. Siyasetçiye demişler ki siz de bir iki laf eder misiniz diye. İzin verirseniz ben konuşmayım demiş. Yok demişler herkes konuştu sende konuş, birkaç cümlede sen söyle. Çıkmış kürsüye ve başlamış konuşmaya. Bir saat, iki saat, üç saat, dört saat, bir türlü bitmiyor. Yatanlar, kalkanlar, dışarı çıkanlar, gelenler, yine habire konuşuyor. Sonunda demiş ki arkadaşlar galiba biraz uzun konuştum demiş. Çünkü sabah evden çıkarken saati almayı unutmuştum. Arkadan bir genç elini kaldırmış ve bağırmış. Beyim demiş sen bırak saati arkandaki takvime bak demiş. Umarım çok uzun olmadı.

İsterim ki hep güler yüzlü olalım. Caddede, sokakta hep birbirimize merhaba diyelim, birbirimizi kucaklayalım. Görüşlerimiz farklı olabilir, dünyalarımızda farklı olabilir ama hepimiz insanız, hepimiz burada yaşıyoruz, ortak hedeflerimiz var, ortak çıkarlarımız var, ortak beklentilerimiz var. Bunların hepsini gerçekleştirebiliriz. Bunları gerçekleştirmek umuduyla hepinize şükranlarımı sunuyorum, sağ olun, var olun diyorum."

    Cuma, 23 Ocak 2015 10:17

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica