"TBMM'deki komisyon Yüce Divan'a sevk kararı alsa bir türlü, almasa başka türlü"

CHP Sözcüsü ve Genel Başkan yardımcısı Prof. Dr. Haluk Koç basın toplantısı yaparak güncel gelişmeleri değerlendirdikten sonra soruları da yanıtladı.

"Değerli arkadaşlarım, dünkü Parti Meclisi toplantımızdan sonra Merkez Yönetim Kurulumuzda haftalık olağan toplantısını yapmakta. Ben bu arada gelişen olaylarla ilgili parti görüşünü de ifade etmek üzere huzurlarınızdayım tekrar.

Değerli arkadaşlarım, gündemi meşgul eden konuların başında 17 - 25 Aralık operasyonlarıyla ilgili hani bu cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvet, yolsuzluk, hırsızlık operasyonlarıyla ilgili, bunların sonuçlarıyla ilgili gelişmelere biraz değinmemiz gerekiyor. Yani bakıyorsunuz bir yanda iktidarın tam ortasında olduğu, belgeye, bilgiye, sağlam kanıtlara dayalı oldukça vahim iddialar ortada. 4 bakanın ortalığa düşen kirli ilişkileri ve sürecin 25 Aralık'ta yani yarınki tarihle bir önceki yıl. Eski Başbakan ve oğluna uzanması, kutular, konuşma kayıtları, sıfırlama talimatları, kasalar, çikolata kutuları, yüz kızartan ifadeler, kapatılan araziler, peşkeşler hepsi 32 kesim tekmili birden ortalığa döküldüğü bir tarihti bu.

Değerli arkadaşlarım, kelime bulamıyor artık insan ifade edecek. Rezillik, kepazelik, yalanın, kıvırmanın 40 türlüsü sahneye kondu bu bir yıl boyunca. Bütün bunlar yapılırken tek bir nokta açık bırakıldı. O da bu ülkede namusları ve onurlarını koruyarak yaşayan milyonlarca insanın duygularıyla alay etmenin faturası açık kaldı. Açık ve aleni adi bir hırsızlık. Rüşvet olayını hukukun içi boşaltılarak nasıl talimatla yargıdan takipsizlik kararı çıkartıldığına tanık olduk hatırlayacaksınız. Daha sonra veya daha evvel mecliste dostlar alışverişte görsün tarzında zorla kurulan bir soruşturma komisyonu. Komisyona intikal ettirilen ilgili dosyaların içinin boşaltılması, bazı belgelerin buharlaştırılması. Bu göstermelik komisyonun bile çalışmasını geciktirmek ve engellemek için yapılan türlü çeşitli soytarılıklar. Şimdi komisyonun karar verme zamanı geldi. Bir telaş başladı, bir panik başladı ortada. Hepiniz izliyorsunuz. Yüce divana sevk konusunda bir karar alsalar bir türlü, almasalar başka türlü. Yukarıya tükürseler baş sorumlu kaçak saray sakinine gidiyor olay. Aşağıya tükürseler milletin vicdanı ve biraz kaldıysa kendi vicdanları rahatsız oluyor.

Değerli arkadaşlarım, olayın bir yanında her zamanki bunu özellikle söylüyorum bu bir hiciv değil bir tespittir. Her zamanki manasız, anlamsız gülümsemesiyle sanki hababam sınıfında coşarak rüyalarını anlatan tarih öğretmeni gibi konuşan bu tipteki bir Başbakan. Diğer yanda bizzat kendi bakanları tarafından özellikle bir tanesi tarafından bütün bu suç ilişkilerinin merkezinde oturduğu suçlamasıyla karşı karşıya olan yeni Cumhurbaşkanı. Yine bakıyorsunuz bir yanda yüce divana sevk kararı verilir ise şöyle bir kanı doğacak. Demek ki reddettikleri her şey doğruymuş. Böyle bir görüntü ve algı çıkacak ya da sokakta konuşulan tarzıyla ifade edeyim demek ki bu iş darbe marbe değilmiş, bunlar harbiden malı götürmüşler arkadaş tarzındaki kahvelerdeki, sokaklardaki konuşmalar, yorumlar.

Diğer yanda yüce divana sevk kararına gerek yok sonucuna varırlarsa hırsızlık ve rüşvet almak makbul ve muteber bir meslek haline geldi doğrulaması. Bu işin üstüne yatmayı sürdürelim, paralel maralel, darbe, örgüt aynı şarkılar söylensin. Bunlara karşıda bu kadar da olmaz bizler imanlıyız, millete bu yönde söz verdik, münafık değiliz, arsıza, hırsıza koruma sağlamak zorunda değiliz diyen kendi içlerinden çıkabilecek onurlu sesler.

Velhasıl işleri zor değerli basın mensupları. Gerçekten zor. En zoru da kol kesen bay Davutoğlu'nun işi. Öyle gaza gelip kongrede karanfil filan atarak varlık nedeninin kaynağındaki muktediri dolaylı tehdit eden cümleler sarf etmek her babayiğidin işi değil. Ne diyor? Hazineyi milletin malını soyanlar kendi içimizde olsalar da kollarını keseriz filan değil mi? Şimdi komisyon yüce divana sevk noktasındaki oylamayı erteledi. Demin anlattığım bir yandan öte yandan ikilemlerini söyledim. Şimdi bu kolsuz kahramana bizim sormamız lazım. Yani komisyondan yüce divana sevk kararını Başbakan olarak nasıl çıkartamıyorsun? Kolsuz kahraman cevap. Öyle anlamsız bir gülümsemeyle Edirne çarşısında da dolaşıyorsun. Yani ne diyorsun Edirne çarşısında? Edirne'deki agalara diyeyim ben öyle hitap ediyorum Trakya'ya. Edirne'deki çarşıdaki agalara öğüt veriyorsun. Ne öğüdü veriyorsun kendi sözlerinle biraz önce. Herkesin evlatlarına helal süt emzirmeyi ve helal sütle beslenmiş bedenlerden hiçbir haramın geçmemesini öğüt veriyor Başbakan Edirne'de çarşıda Edirne esnafına. İyi tamam da Sayın Davutoğlu, iyi güzel de haram sizin evin ortasında ya ne yapacaksın o zaman? Ne anlatacaksın Edirne'ye, Türkiye'ye? Haram sizin eve girmiş. Bak güzel bir söz var, halk deyimi var. Eğer rüşvet ve yolsuzluk kapıdan girerse iman bacadan çıkarmış. Sizin evin bacasından çıkmış iman, rüşvet girmiş içinize kadar.

Değerli arkadaşlarım, yani sizin evin içine taht kurmuş haram. Bu kadar açık. Şimdi sütünün helal olduğunu kanıtla bakalım. Al sana bir fırsat daha. Rüştünü ispat etmek için, abinin vesayetinden çıkmak için bir fırsat daha sana. Öyle anlamsız anlamsız gülerek, konuşarak, dolaşarak olmuyor bu işler. Yüce divandan çıkart, soruşturma komisyonundan yüce divana sevk kararını çıkartmak için Başbakan olarak ağırlığını koy bakalım helal mi, haram mı sütün? Görelim bakalım.

Değerli arkadaşlarım, şunu söyleyelim Sayın Davutoğlu'na. Edirne çarşısında bu kadar haramın içine batmış bir evin sahibinin Edirne esnafına helal süt verin çocuklarınıza öğüdü vermeye hakkı yok. Edirnelilere hakarettir bu. Velhasıl işler zor. Bunları söyledim. En zoru da bu kol kesen bay Davutoğlu'nun işi. Hakikaten zor. Yani öyle gaza gelip bir takım ifadelerde bulunup sonra gereğini yapmamak gibi bir açmazın içerisinde gözüküyor kendisi.

Değerli arkadaşlarım, niye çıkartamıyor? Hem bu sözleri söylüyor kolunu molunu keseriz gibi bir takım şeri hukuk çağrıştıran cümleler ifade ediyor. Bir yandan da haram helal öğütleri vermeye kalkıyor. Bıçağın mı kör senin kardeşim? Yoksa bu konuda iraden mi yok? Her şey ortada bunu hepimiz görüyoruz.

Değerli basın mensupları, ne diyor bu bakanlar? Bizi yüce divana sakın göndermeyin diye yalvarıp yakarıyorlar öyle mi? Tanık oluyoruz. Peki bu bakanlar ve evlatlarının servetlerinin nasıl arttığının, şiştiğinin bir türlü hesabını veremiyorlar. Bizi adaletten kaçırın diye yalvarıyorlar. Bu çürümenin başındaki asıl kişi sarayında hepinizin ensesinde boza pişiriyor bunu da görüyoruz. Aslında Sayın Davutoğlu bütün yetersizliklerine rağmen kendisine verilen rolü oynuyor. Başından beri söyledik bu rolü oynadığı sürece o makamda kalacağını biliyor. Neydi göreve getiriliş nedeni? Ortaya çıkan hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet iddialarının soruşturulmasının önüne geçeceksin, bunları engelleyeceksin. Bu koşulda Başbakan olarak atanabilirsin. Anlaşma buydu. Şimdi bir yandan gaz alacak cümleler, bir yandan gereğini yapamamak. O yüzden kolsuz kahramanın işi zor diyorum. Bakalım bekleyip komisyonun oylama yapacağı günü hep beraber göreceğiz.

Değerli arkadaşlarım, tabi bu arada dün haberlere yansıyan bazı görüntüler vardı. Bunlarda milletin vicdanını kanatan görüntüler. Cürmümeşhut halini inkar etmek için bazı şeyler uydurmuşlardı. Canım o kasalara o paraları, o ayakkabı kutularını polis koydu, paralel polis koydu. Dediler mi bunu? Dediler. Kayıtlarda var mı? Var. Açın gazeteleri hepsi var. Şimdi bu paralar kendilerininmiş, mahkeme takipsizlik kararı verince yolsuzluk yapana, rüşvet parasına, kara paraya milletin alın teriyle helal kazancından ödediği vergilerle bu millet faiz ödüyor.

Değerli arkadaşlarım, bunu kabul etmek mümkün mü? Ve bavullara dolduruluyor paralar görüntüyü hatırlıyorsunuz bavullarla faiziyle beraber bu kara parayı alıp gidiyorlar. Nereden veriliyor o faiz? Hazineden veriliyor. Hazine neden oluşuyor? Milletin verdiği helal vergiden oluşuyor. Edirne çarşısında dolaşan kolsuz kahraman, bunlara ne diyeceksin, bu görüntülere ne diyeceksin? Vicdanın sızlıyor mu? Varsa sızlıyordur.

Değerli basın mensupları, işin bir yürek yaralayan kısmı da bu faizlerin Kızılay'a hibe edilmesi. Bu noktada artık ben kelime bulamıyorum. Söylememem gereken bir laf ama artık dayanamıyorum bunu söylüyorum. Allah alayınızın müstahakkını versin. Yani bu cümleyle bu bölümü bitirmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, daha önceki iki ara basın toplantısında KPSS sınavına girmeden istisnai kadrolar yoluyla AKP üst siyaset çevresine ait bazı birinci derece yakınların nasıl devlet memurluğuna zıplatıldığını örnekleriyle açıklamıştım hatırlıyorsunuz. Belirli bir havuz dışında medya bu haberi gördü. Çünkü milyonlarca insan emek veriyor, milyonlarca insan para harcıyor, kursa gidiyor, ders çalışıyor, aileler bir umut besliyor ve bu insanlar adil bir sınava girdiklerini, bu sınavın sonucunda da aldıkları puana göre atanacaklarını bekliyorlar. Sistem öyle kurulmuş. Sizin bunu delik deşik ettiğinizi kanıtlarıyla ortaya koydum. Demediğinizi koymadınız bana ama bir tanesini çürütemediniz. Bir tanesine yalan diyemediniz. Açıkça. Beşir Atalay çıktı Sayın Haluk Koç'a yakıştıramıyorum biz bunlarla uğraşmıyoruz dedi. Sayın Arınç daha önce kullandığım bir cümlede zaman zaman siyasi vicdanını nadasa bırakan bir kişidir biliyorsunuz. Bir şeyler söyledi, benim oğlumun evlenme törenlerini anlattı bir şeyler, bir şeyler. Kendi yakınlarıyla ilgili bilhassa devletin içinden imzalı gelen kayıtları söylemiyorum merak ederse Sayın Arınç yeğenleri dahil kimin nerede nasıl kapılandığını açıklayabilirim. Tartışmanın o boyutuna girmek istemiyorum. Öyle kahramanca konuşmak, iyi polis, kötü polis sözümden çok alınmış ama devam ederse kendisiyle ilgili gerçekleri de bütün isimleriyle açıklayabilirim.

Kendi işlevini yitirmiş Türkiye'nin bugünkü politikası dolayısıyla AB bakanlığının şuandaki bakanı Sayın Bozkır'la da ilgili bir şeyler söylemiştim hatırlıyorsunuz. Dün eksik olmasınlar benim siyasi kariyerimi, akademik kariyerimi öven bir takım cümlelerle de çok diplomatik bir şekilde cevap vermiş eksik olmasınlar. Bana verdiği cevapta önemli bir bilim adamı olduğumu, saygı duyduğunu ama dış politika konusuna çok yatkın olmayacağımızı, değerlendirmelerimizin yanlış olduğunu söylemiş. Başarısız olursam da AB bakanlığında bana bir oda ayıracağını söylemiş.

Sayın Bozkır, siz saygın bir büyükelçisiniz, mesleki bilginize, deneyiminize, kariyerinize benimde saygım var. Bende parlamenter olarak Avrupa Akdeniz Asamblesi üyeliği, AB - Türkiye Karma Parlamento Komisyonu üyeliği, daha sonrada Avrupa Konseyi Sosyalist Grupta üyelik ve bilhassa denetim komisyonu dahil birçok önemli komisyonda da grubumun görevlendirmesi dolayısıyla görev yapan ve 6 ay kadarda Cumhuriyet Halk Partisinin Mayıs 2010'la - Kasım 2010 arasında 6 ay kadar dış ilişkilerini yürütme noktasında Genel Başkan Yardımcılığını yapmış, görevini yerine getirmiş bir kişiyim. Sizin çekirdekten mesleğiniz diplomatlık olabilir. Ben buna hiçbir şey demiyorum.

Şimdi üyesi bulunduğunuz hükümetin uygulamalarına baktığınızda nasıl bir çelişki içinde olduğunuzu çok iyi görmeniz gerekiyor. Sizi üzmek istemem ama bu gerçeklerle sizi buluşturmak zorundayım dünkü sözleriniz üzerine.

Şimdi bakın Sayın Bozkır, bir insan kendisine karşı saygısını ne zaman yitirir? Donanımlı bir insan, yetkin bir insan. İnanmadığı şeyleri siyaset görevi olarak söylemeye başlar ve bu yönde bir tavır geliştirirse önce kendisine karşı saygısını yitirmeye başlar. Siz tamda böyle bir iklimin içindesiniz Sayın Bozkır. AB standartlarında bir demokrasi. Evrensel normlarda bağımsız bir yargı sistemi, medya özgürlüğü, ifade ve düşünce özgürlüğü, kuvvetler ayrılığı ilkesinin geçerliliğini koruduğu bir tam demokrasi. Yarım porsiyon değil bir tam demokrasi. AB müktesebatında önemli kavramlar değil mi Sayın Bozkır? Sahi bu kavramların bozuk para gibi harcandığı bir ortamda aklına gelen her lafı, sözü laf olsun torba dolsun tarzında her gün saçmalayan bir cumhurbaşkanı, hayalleriyle yaşayan bir Başbakan. Bu kavramların çok dışında uygulamalar. Peki siz AB'deki muhataplarınıza neler anlatabileceksiniz? Sayın Bozkır çok zor işiniz. Malzemeniz bu. Siz ne anlatacaksınız? Bizde medya özgürlüğü vardır mı diyeceksiniz? Bizde demokrasi kurallı, bütün kurumları işleyerek mi çalışıyor diyeceksiniz? Bizde yargı bağımsızlığı oturmuş mu diyeceksiniz? Bizde kuvvetler ayrılığı ilkesi her ne kadar ayağıma dolanıyor deseler de dört dörtlük işliyor mu diyebileceksiniz?

Değerli arkadaşlarım, yani bir Cumhurbaşkanı her gün bir filin züccaciye dükkanına girdiği gibi her kavramı altüst ediyor her sözüyle. Ve siz AB'den sorumlu müzakerelerden sorumlu bir bakan olarak muhataplarınıza bunu açıklamak zorundasınız. Siz Haluk Koç'la uğraşmayın iyisimi. Siz bakın yani ne kadar zor sizin reçeteniz çok zor. Uygulanması da çok zor.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi olarak söylediğimiz her sözün canınızı acıttığını çok iyi biliyoruz. Ama içinde bulunduğunuz durumun bir tıp doktoru olarak değerlendirmesine de ihtiyaç duyduğunuzu, gösterdiğinizi kabul buyurun. Biz tedaviyi önerelim Sayın Bozkır. Siz reddedebilirsiniz hayhay. Sonra 5 - 10 yıl gibi sizden öncekilerin yaptığı gibi anılarınızı yazarsınız, pişmanlıklarınızı sergilersiniz. Bizde bunları 5 - 10 yıl sonra hep beraber okuruz, öğreniriz, değerlendiririz. Bugün böyle konuşuyorsunuz. Mutlaka bir yere pişmanlıklarınızı not ediyorsunuzdur. Bunu artık anılarınızda hep beraber değerlendiririz.

Yine de sözlerimde duruyorum. Başbakanın ve bilhassa Cumhurbaşkanının çizdiği çizgiyle Türkiye'yi taşıdıkları fotoğrafla AB'yle ilgili müzakerelerin bir çıkmazda olduğunu ben değil AB organları ifade ediyor. Sayın Bozkır sizin muhatap olduğunuz alanda sıkıntınız bu. Ben bunu tespit ediyorum. Yine de size fiilen boşlukta olan görevinizde, bakanlığınızda, çalışmalarınızda sabır dilemekten başka bir şey gelmiyor elimden.

Değerli arkadaşlarım, bu torpil iddialarıyla ilgili biliyorsunuz bir hat kurmuştuk. Bu hatta 1869 tane şuana kadar bildirim oldu. Bu 1869 bildirimden bazıları kendi özel durumunu anlatıyor. Fakat artık o kadar ince noktalara iniyor ki her ilde, her ilçede hemen hemen bir AKP torpillisinin, arkalısının bir takım istisnai yollarla devlet kadrolarına bir yerden giriş yaptığı konusunda canlı bir sürü örnek bildiriyor. Bu konuda bir araştırma önergesini dün meclise takdim ettik. Bu konuda eğer samimilerse, eğer torpil yok, eğer bir kayırma yok diyorlar ise bunu genel kurula getirdiğimizde o zaman kabul edin bir araştırma komisyonu kurulsun yine parmak çoğunluğu sizde korkmayın. Araştırılsın ve 2002'yle 2014 yılları arasında istisnai pozisyondan KPSS sınavına girmeden kimler torpilli olarak devlet memurluğuna yükseltildiler bunlar listeler halinde resmi olarak açığa çıksın. Onun için bana sataşmanıza hiç gerek yok. Ben milyonlarca insanın uğradığı haksızlığı dile getirdim siyasi bir görev yaptım Cumhuriyet Halk Partisi adına. Yapmaya da devam edeceğim. Siz ne kadar üstünü örtseniz de, kapatmaya çalışsanız da, üzerine yatsanız da bu vebalden kurtulamayacaksınız. Çünkü milyonlarca insanın dün faiziyle bavulla geri ödenen haram paralar gibi milyonlarca insanında burada helal emeğini sömürmüş oluyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, bu konuyla ilgili yine İstanbul Milletvekilimiz Sayın Mahmut Tanal hazırlıklarını tamamlıyor. Bu konuyla ilgilide savcılığa ben açıkça suç duyurusunda bulundum ama bu konuda adım atacak bir savcı bugüne kadar çıkmadı. O zaman biz resen suç duyurusunda da bulunacağız. Hukuki yolu da sorgulanması için Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu hakkı yenen insanların hakkının aranması boyutunda mutlaka dile getirmeye devam edeceğiz.

Bu arada ilginç bir mahkeme kararı var onu da ifade edeyim. 17 - 25 Aralık hırsızlık ve yolsuzlukla mücadele haftası dedik ve Gümüşhane Sulh Ceza Hakimliğinden Cumhuriyet Halk Partisi Gümüşhane İl binasının aranmasına dönük bir mahkeme kararı. Neymiş? Gümüşhane il binamızın camında 17 - 25 Aralık rüşvet ve yolsuzlukla mücadele noktasında afişler varmış. Bunlar suç unsuruymuş, masum insanları zan altında bırakıyormuş. Mahkemeden karar alınıyor emniyet Cumhuriyet Halk Partisi Gümüşhane İl binasında arama yapmak için mahkeme kararı çıkartıyor. Elimde ibretlik bir karar. Sayın Bozkır siz bu kararları nasıl anlatacaksınız AB'ye? Nasıl anlatacaksınız? Sadece Cumhuriyet Halk Partisine değil, yine Cumhuriyet Halk Partisinin Aydın, Sakarya, Ankara, birçok il merkezinde benzer durumlarla karşılaştık. Yani yönlendirilmiş bir polis şiddetinin Cumhuriyet Halk Partisi il binasında milletin hakkını yiyenlerin teşhir edilmesine dönük topluma bunu unutturmamaya dönük bir siyasi hatırlatma yapmak isteyen Cumhuriyet Halk Partisi binalarında Cumhuriyet Halk Partililere karşı şiddet kullanıldığını gördük. Bu arama kararı mahkemeden çıkartılan parti binasını arama kararı üzerine tuz, biber ekmiştir. Yani biz her şeyi yapabiliriz diyorlar. Biz her türlü kanunu kendimize uydurup bizi rahatsız eden her sürecin üzerine gidebiliriz diyorlar. Aynısı MHP'deki bir il binası içinde olduğunu gazetelerden ya da televizyon haberlerinden bugün öğrendim.

Değerli arkadaşlarım, bu şekilde demokrasi tarif edilmez. Bu şekilde baskıyla iktidar olamazsınız. Sayısal olarak iktidar olabilirsiniz ama irade olarak siz şuanda çökmüş vaziyettesiniz. Anlamsız gülen Başbakanınızla, haramın içinde yüzüp millete helal süt emzirme, helal süt tavsiyesinde bulunan Başbakanınızla ve bütün bunların başında her türlü yolsuzluğun kendisine uzanan Cumhurbaşkanınızla siz şuanda vicdanlarda iktidar değilsiniz. Çürümüşsünüz, çökmüşsünüz bunun farkında olmanız gerekir.

Onun için 5 Ocak'taki soruşturma komisyonunda yapılacak oylama kendi içlerindeki çelişkiyi de gösterecek. Bakın, 90 küsur AKP milletvekili 1 Mart 2003'te her türlü baskıya karşı hem Allah'tan korktu, hem millete olan vicdan borcunu hatırladı ve Türkiye'yi yabancı askerlerin karargahı, cephesi olmaktan çıkartan kanlı körfez savaşına Mehmetlerimizi bulaştırmama noktasında oy kullandılar. Bu kararlar meclise geldiğinde Başbakanın Edirne'deki esnafa söylediği haramla helali ayırt edebilen vicdanlarının sesini dinleyecek mutlaka iktidarın içinde şuan sıkıntı hisseden gizli oylamada milletvekili davranışları olacaktır. Onun için hiç oraya getirmeden soruşturma komisyonunda yüce divana sevkine gerek yoktur kararı aldırmaya çalışıyorlar. Bundan kaçamazsınız, bunlar kapanmaz, bunlar örtülmez. Orada o karar çıktı diye hırsızlıktan, yolsuzluktan, rüşvetten bu herkesi kanatan bütün bu belgelerden, zamlardan kurtulmanız mümkün değildir. Bunun hesabını eninde sonunda vereceksiniz.

Evet değerli arkadaşlarım, sorularımız varsa alabilirim.


Soru: "Efendim açıklamanız vardı geçtiğimiz gün Hüseyin Aygün ve Birgül Ayman Güler'le ilgili olarak. Kınama istemiyle disipline sevk edildikleri bu kesinki eğer kınama cezası alırlarsa bildiğiniz gibi milletvekili adayı olamayacaklar. Bugünkü MYK'da bu iki milletvekiliyle ilgili durum görüşüldü mü?
Haluk Koç: "Hayır görüşülmedi. Dün Parti Meclisinde konu tartışıldı ve gizli oylama yapıldı. Gizli oylamada tüzüğün ilgili maddeleri uyarınca iki milletvekilinin kınama cezası talebiyle Yüksek Disiplin Kuruluna sevki kararlaştırıldı. Yüksek Disiplin Kuruluda parti içinde bir yargı organıdır. Kurultayla seçilir. Şuanda yargıya kendi içimizdeki yargıya, parti içi yargıya intikal etmiş bir konu üzerinde siyasi yorum yapmam yanlış olur. Orada hangi noktadan sevk edildiler kendilerine bildirimde bulunulacak. Savunmaları istenir. Yüksek Disiplin Kurulunda süreç geliştirilir, değerlendirilir, sonuçlandırılır.

Soru: "Efendim sizde az önce belirttiğiniz. Süheyl Batum disipline sevk edilmeden önce disiplin kuruluna sevki için MYK'da karar alınmıştı. Ancak bu sefer iki milletvekili için Parti Meclisinde karar aldığınızı söylediniz. Bu yöntem değişikliğinin nedenini öğrenebilir miyim?

Birde ikinci bir sorum olacak biraz gündem dışı olacak efendim ama daha önce Artvin belediye başkanınız cemaatle işbirliği yaptık açıklaması yapmıştı. Fakat onu disipline göndermediniz. Bunun nedeni nedir acaba?

Haluk Koç: "Şimdi şöyle söyleyeyim, daha önce Parti Meclisinin toplanmasına zaman vardı. İlgili milletvekilinin söylemleri parti içinde önemli bir disiplin suçu oluşturuyordu. MYK'da değerlendirildi ve MYK'da ilgili maddenin E bendi acil durumlarda MYK'ya böyle bir yetki hukuken veriyor. O çerçevede kullanıldı.

Daha sonraki iki milletvekilinin bazı açıklamaları yine partinin bütününü ve parti disiplini açısından disiplin soruşturması gerektiren açıklamalar olarak değerlendirildi. Bu benim kanaatim değil, Parti Meclisinin kanaati ve yapılan gizli oylamada iki milletvekilinin de ilgili maddenin A ve B bendleri gereğince disiplin kuruluna kınama cezası talebiyle gönderilmesi kararlaştırıldı.

Şimdi Partinin Sayın Genel Başkanı, Sözcü olarak ben defaten söyledik. Bir proje bilinçli bir şekilde çalıştırılıyor. Neymiş Cumhuriyet Halk Partisi cemaatle işbirliği yaptı. Burada ben açıkça söyledim, Sayın Genel Başkanımızda birçok açıklamasında ifade ettiler. Paralel, dikdörtgen, üçgen, kare, beşgen tanımıyorum dedim, bilmiyorum dedim. O işi en iyi o yapıyı devlet içerisinde bugünkü durumuna getiren işbirlikçileri bilir dedim. Sayın Genel Başkanımız bunu defaten söyledi. Israrla böyle bir proje sanki CHP'yi bu hareketle beraber davranıyormuş gibi bir potanın içine, görüntünün içine çekmeye çalışıyorlar. Bunun gerçek olmadığını en yetkili kişiler ifade ediyor, siz ısrarla soruyorsunuz, yarın manşette yapabilirsiniz gazetenizde. Bir kere daha söylüyorum Cumhuriyet Halk Partisinin bahsedilen yapıyla hiçbir ilişkisi yoktur. Cumhuriyet Halk Partisi dün hukukun nasıl tarafsız bağımsız yargı eliyle uygulanmasını savunuyor ise bugün bir haksızlık varsa bugünkü mağdurlara karşıda yine aynı şekilde tarafsız bir yargının, bağımsız bir yargının, tarafsız bir hukuk sisteminin uygulanması gerektiğini savunan bir noktadadır.

İkinci nokta siz sormadınız ben söyleyeyim. Cumhuriyet Halk Partisini HDP'yle işbirliği yapıyor tarzında sunma gayretleridir. Bunu da Partinin Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Sözcüsü ben ve diğer arkadaşlarım defaten böyle bir sürecin olmadığını, bunun ancak AKP'nin çizdiği senaryo içerisinde birlikte hareket ediyorlarmış ya da gelecekte böyle bir ittifak yapacaklarmış gibi sunma gayretinin belirli odaklardan pompalandığını ifade ettik. Sizde bilmiyorum yayın organınızın çizgisini. Bu konuda özellikle hani bu tür haberleri yapma konusunda özel bir ilginiz olduğunu tahmin ediyorum. Böyle bir şey yoktur. Partinin en yetkili ağızları ifade ediyor. HDP ve temsil ettiği süreçle koalisyon halinde olan, işbirliği halinde olan AKP'dir. Ortaklık masasını kuran AKP'dir. Kimsenin bilmediği bir sürecin siyasi şartlarını Türkiye'ye dayatma noktasında olan AKP'dir. Herkesin başını gömdüğü kuyudan çıkartıp gerçekle yüzleşmesi gerekir. Cumhuriyet Halk Partisi sizin istediğiniz çizgide olmayacaktır. Göstermek isteme gayretlerinize rağmen Cumhuriyet Halk Partisi kendi programı içerisinde, ilkeleri içerisinde tek başına Türkiye'deki bu kara faşist düzenin yaratıcılarına karşı demokrasi mücadelesini halkıyla beraber sokakta da, sandıkta da verecektir."


Soru: "Efendim öğleden önce Sayın Başbakanın bir açıklaması oldu. Şişli örneğini örnek gösterdi. Bir başka paralel belediyede Şişli Belediyesinde var dedi. Bu cümlesini Sayın Başbakanın nasıl değerlendireceksiniz?"
Haluk Koç: "Başbakan demin söyledim şu kolsuz kahramandan bahsediyorsunuz. Başbakan yani Cumhuriyet Halk Partisine sataşarak kendi içinde bulunduğu zor durumu atlatmaya çalışıyor. Biz bunlara alışığız. Yeni İl Başkanımız Sayın Murat Karayalçın ve Parti Genel Merkezi Şişli Belediyesinde süregelen bir takım anlaşmazlık noktasında gereken takibi yapıyorlar. Günü geldiğinde bu konuda da değerlendirmesini, tavrını, uygulamasını yerine getirecektir."

Benim Sayın Başbakana naçizane tavsiyem hiç kolunu molunu kesmeye kalkmasın, dilini filanda kesmesin haram helal diye. Otursun kendi içinde bulunduğu zor durumdan nasıl çıkacak? Haramla nasıl mücadele edecek? Eğer mücadele edemezse haramın destekçisi durumuna düşecek. Onu hatırlaması lazım. Kendine çıkış yolu bulsun. Bu çıkış yolu Cumhuriyet Halk Partisine sataşarak olmaz, gerçekleşmez. Siyaseten yükü ağır, vebali ağır, sorumluluğu ağır.

Teşekkür ediyorum, iyi çalışmalar diliyorum.

Bu arada yeni yıl, bir daha belki gelecek hafta bir kere daha MYK olur mu bilmiyorum 31 Aralık Çarşamba gününe geliyor. Ben yeni yılda umarım Başbakanın Edirne çarşısında söylediğini ben söyleyeyim. Helal siyasetçilerin elinde, hakkın yanında, milletin yanında olan dürüst insanlarla Türkiye önümüzdeki yıl siyaset olarak buluşur ve hep beraber bu karanlık dönemi bütün uygulamalarıyla beraber yargı karşısında da hesabını sorarak tarih içinde yolculuğuna devam eder.

Yeni yılınızı bende şimdiden kutluyorum. Yaşanası demokrasi içerisinde, özgürlükler içerisinde kısıtlanmadan iyi bir yıl diliyorum hepinize."

    Çarşamba, 24 Aralık 2014 10:00

Bağlantılı Konular