Koç: "Yolsuzluk ve rüşvet davası asla kapanmayacaktır"

Haluk Koç: "Yalan rüzgarına inanarak saf saf AKP yelkenlerini dolduranların bugün nasıl bir aldatılmışlık ve pişmanlık sergilediklerine hep beraber tanık oluyoruz. Kullanıldılar ve atıldılar. Şimdi hepsi yeni çıkarılan güvenlik paketindeki yasa ile makul şüpheliler ordusu arasına katıldılar."

CHP Sözcüsü ve Genel Başkan yardımcısı Prof. Dr Haluk Koç MYK toplantısı nedeniyle düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunduktan sonra soruları da şöyle yanıtladı;

"Değerli arkadaşlarım hoşgeldiniz.

Arkamdaki panolarda bugünün Türkiye'ye neyi anımsatması gerektiğini vurgulamaya çalıştık. Sabah Sayın Genel Başkanımız biliyorsunuz bir konuşmayla bugünün ağırlığına değindi. Daha sonra Sayın Genel Sekreterimiz, milletvekilimiz, gençlik kollarımız Ankara'da yine 17 Aralık'ın Türk toplumuna neleri hatırlatması gerektiği noktasında kör gözlere, mühürlü vicdanlara dönük bir eylem gerçekleştirdiler.

Değerli arkadaşlarım, ben ama konuşmama arkadaki panoların içeriğiyle değil, dün Pakistan Peşaver'de gerçekleştirilen acı saldırıyı kısa bir değerlendirmeyle başlamak istiyorum. Biliyorsunuz Pakistan'da Peşaver'de Taliban örgütü bir ilkokulu basarak 132 öğrenci ve 9 öğretmeni hunharca katletti. Bu vahşeti bir defa lanetliyoruz, kınıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, özünde baktığımızda bu katliamı gerçekleştiren kara ideoloji ve saplantıların benzeri uzantılarının Türkiye'de de çeşitli pozisyonlarda etki ettiğini maalesef görüyoruz. Bunların, yine acı bir tespit Türkiye'nin iç ve dış politikasına da çeşitli uygulamalarla yerleştirildiği tespitini bir kez daha yapma gereğini duyuyoruz. Bu acı bir tespittir. Ama geldiğimiz süreç maalesef bu ideolojinin Türkiye uzantılarının da çok ciddi bir şekilde yerleştiğini bize gösteriyor.

Değerli arkadaşlarım, konuşmamın başında vurguladığım gibi bugün 17 Aralık. 17 Aralık Türkiye'deki demokrasi tarihinin en acı günlerinden bir tanesi. Ne olmuştu? Devleti yönetenlerin kendilerine verilen emaneti, yolsuzluk, rüşvet ve hırsızlık gibi kirli ilişkiler çarkı içerisinde nasıl kirlettiklerinin açığa çıktığı bir kara gündür. Türkiye o sabah anımsayacaksınız AKP hükümetinin en üst noktasından başlayarak bazı bakanları ve onların akraba uzantılarının içine girdiği yolsuzluk ilişkilerinin belgeleriyle ortaya döküldüğü bir gündü. Hani şu hayırsever yeni yetme işadamı, devşirme işadamının hükümet üyelerine dağıttığı paralar. Adeta Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının ayakkabı kutularında, çelik kasalarda banka müdürlerinin, bakan çocuklarının evlerine girdiği, taşındığı gün ve ondan sonra kulaklarda şu ses hep çınladı durdu. Sıfırla oğlum sıfırla. Ablanı da gönderiyorum abini de çağır, enişteni de çağır, evdeki nakitleri taşıyın sıfırlayın sesleri o günün kulaklarımızda kalan kötü anılarından bir tanesi. Yani bu sıfırlayın talimatlarının ülkenin o günkü Başbakanının o korkak, o titrek, ürkek sesiyle oğluna telefonda aktardığı cümlelerdi hatırlayacaksınız. Ondan sonra ne oldu? Ondan sonrasında tüm iktidar olanakları devreye sokuldu ve adeta baskın basanındır, her zaman daha büyük bir yalanla mevcut gerçeği örteceksin stratejisi uygulandı ve ortaya muktedirin çıkarttığı bir yeni tablo şekillendi. Neler vardı o tabloda? Bu can sana feda diye kefen giydirilip ortaya salınan bir takım gariban yaratıklar. Görevden alınan savcılar, polisler, yerleri değiştirilen emniyet müdürleri. Çeşitli algı operasyonları ve bir yıl sonra gelinen nokta bugün dünkü mahkemeye yapılan itirazla ilgili kararı söylüyorum. Bu olayların soruşturulmasına gerek yoktur tarzında ısmarlama yargı kararının kesinleştirilmesi. İtirazın reddedilmesi.

Yani bugün nasıl hatırlanacak? Aslında bugünün bir yıl içerisinde geçirdiği aşamalarla beraber yorumu şu; aslında rüşvetin hediye olduğu kanıtlandı. Hırsızlığında dünyanın en makbul meslekleri arasında Türkiye'de sınıflandırıldığı ortaya çıktı. Rüşvet ve yolsuzluk çarkını kuranların açığa çıkmasına neden olan ve bunu dile getirenlerin hepsinin de darbeye teşebbüs kurmak için örgüt kurmak suçlamasıyla yargıya taşındıkları bir süreç olduğu maalesef trajikomik olarak ortaya çıktı.

Değerli arkadaşlarım, şaka gibi ama gerçekler bunlar. Bugünün gerçekleri bunlar. Şunu çok iyi bilin. Bu dava asla kapanmayacaktır. İktidar gücüyle sadece ertelenmiştir. Bu hesap sorulmadığı sürece Türkiye'de demokrasi olgunlaşamaz, hukuk devleti tanımlaması asla karşılığını bulamaz. Bunu bir kere daha ifade etmek istiyorum. 17 Aralık'ın siyasi tarihimizde bir başka önemli kilometre taşı olarak daha ortaya çıktığını görüyoruz. Bunlardan bir tanesi 17 Aralık 2004 tarihi. Brüksel'de gece çok uzun süren müzakereler, kıvrım kıvrım kıvranan bir Başbakan, bir Dışişleri Bakanı. AB'den müzakerelere başlangıç tarihi alındığı gün.

Değerli arkadaşlarım, biraz hafızanızı zorlayacağım. Ne olmuştu 17 Aralık 2004'te ve biz ne demiştik? AB politikası ve Türkiye ve AKP iktidarı bir maskeli tiyatrodur demiştik. Yani AKP'nin dünyaya ve Türkiye'ye kendini meşrulaştırma aracı olarak gördüğü bir üyelik hedefiydi. Bu müzakere alınan tarihte onun başlangıcı olarak gözüktü. O tarihte Cumhuriyet Halk Partisi şunu söylemişti. Ben Grup Başkanvekiliydim çok iyi hatırlıyorum. Bu AB sürecinin AKP için asla bir amaç olmadığını, içte ve dışta demokrasi maskesi takarak kendisini ve hedeflerini saklama girişimi olduğunu söyledik. Üzerimize çullanıldı. Siz statükocusunuz, AKP'yle demokratikleşilecek, AB üyesi olunacak siz engel oluyorsunuz. Oysa AB yolunda getirilen her türlü müktesebatla ilgili reformları Cumhuriyet Halk Partisi bu tespitlerini yapmasına rağmen parlamentoda değil engellemek katkı vermişti.

Değerli arkadaşlarım, bu yalan rüzgarına inanarak saf saf AKP yelkenlerini dolduranların bugün nasıl bir aldatılmışlık ve pişmanlık sergilediklerine hep beraber tanık oluyoruz. Ama bu çevrenin bugün düşüncelerini ifade edebilecekleri ne yazık ki ne bir gazete köşesi var, ne bir televizyon ekranı var. Kullanıldılar ve atıldılar. Şimdi hepsi yeni çıkarılan güvenlik paketindeki yasa ile makul şüpheliler ordusu arasına katıldılar.

Değerli arkadaşlarım, bakın çok açık ve net dün söyledik bugünde söylüyoruz hiç kimse yadırgamasın bunları. Hırsızdan, katilden demokrat olmaz. Sahte delil üretip insanları hapse atan, ölümlerine sebep olan gafillerden demokrat üretilemez, çıkmaz. Pozitif hukukun yerine iktidarın kullandığını, hukuk sopası olarak kullandığı bir adalet sisteminden ve bu sistemi işletenlerden demokrat olmaz. Kuvvetler ayrılığı ilkesini ayakbağı olarak niteleyenlerden demokrat olmaz. İnançları kullanarak sadaka paralarını dolandıranlardan demokrat olmaz. Sürekli yalan söyleyen kişilerden hiç demokrat olmaz. Allah'ın adını kullanarak insanları kandıranlardan demokrat olmaz. PKK'yla uyuşturucu kaçakçılarıyla iş tutan, gizli pazarlık masası kuranlardan hiç demokrat olmaz. Kendisinin ve ailesinin servetinin hesabını veremeyen insanlardan demokrat olmaz. Yandaş işadamlarına önce haksız ihale yoluyla devleti soyduran, sonrada bunlardan avanta alarak haram havuzu kuranlardan demokrat olmaz. Servetini Türk milletinin sırtından kazanıp bu serveti demokrasiyi yıkmak isteyen despotların, diktatörlerin ve hırsızların emrine veren korkak işadamlarından hiç demokrat çıkmaz kimse kusura bakmasın. Sahip olduğu medya grubunu korkarak, pısarak, sinerek iktidarın emrine veren kişilerden demokrat olmaz. Tek adam faşizmiyle ülkeyi yöneten birine fahri doktora diploması veren üniversitelerden, rektörlerinden, senato üyelerinden demokrat çıkmaz.

Birinci derece, son günlerdeki tartışmaya geliyorum. Birinci derece hısım akrabasını, eşini, dostunu milyonlarca işsizin gözünün içine baka baka sınavsız KPSS olmadan memur kadrosuna atayanlardan ahlaklı, vicdanlı demokrat, siyasetçi olmaz. Eski bakanlardan Sayın Rıfat Serdaroğlu'ndan bazı alıntılarda yapıyorum. Yani Türkiye'nin bugünkü durumunu bilinen bir fıkrayla anlatmış Sayın Serdaroğlu bende tekrar edeceğim. Kendisinin müsaadesini de aldım. Adam yokluğunda biliyorsunuz ayyaş Bekri Mustafa'yı imam yapıyorlar. İşte her cenaze oluşta Bekri Mustafa cenaze namazını kıldırıyor sonra tabutun kapağını açıyor ve meftaya bir şeyler fısıldıyor. Bir, iki, üç, beş cemaat merak ediyor. Ya hani ne söylüyorsun tabutun kapağını açıp cenazeye diye. Bekri Mustafa şöyle cevap veriyor; "Öte tarafa selam söyle giderken diyor, Bekri Mustafa imam olmuş de onlar bu dünyanın halini anlarlar" diyor. Yani geldiğimiz durum bu değerli arkadaşlarım.

Türkiye'nin durumu da bu. Demin söylediğim nitelemelerden bir devlet yönetme kadrosu çıkartan iktidardan demokrasi çıkmaz. Varın söyleyin anlamayanlara Türkiye'nin hali bu. Aynı Bekri Mustafa gibi.

Değerli arkadaşlarım, birde AB penceresinden Türkiye'ye bakalım. Yani 17 Aralık 2004'te müzakere tarihi aldı, maskeli yüzleri söyledik ve şimdi AB penceresinden Türkiye'ye bakalım. Nasıl görünüyor Türkiye? Bir defa AB vizyonunu kapatmış bir Türkiye görünüyor. Temel hak ve özgürlükler, medya özgürlüğü, bağımsız yargı ve hukuk devleti noktalarında telafisi olmayan olumsuz uygulamalara imza atmış bir ülke olarak gözüküyor. Bu da kimler tarafından dile getiriliyor dikkat edin son günlerde. Öyle eski Başbakan, yeni Cumhurbaşkanının davet ettirtilerek kendini attığı nutuklarla, attığı fırçalarla bu gerçekler örtülmüyor. Kimler söylüyor? AB Komisyonu Dışilişkiler Sorumlusu Federica Mogherini söylüyor. Başka? AB Parlamentosu Başkanı Martin Schulz söylüyor. Başka? Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland söylüyor. Başka? Hem AB'de, hem Avrupa Konseyindeki Türkiye raportörleri söylüyor.

Değerli arkadaşlarım, şimdi soralım mı şu soruyu; kardeşim 17 Aralık 2004'te güpegündüz Kızılay'ın ortasına attığınız havai fişekleri ne yapacaksınız şimdi? Soru bu ne yapacaksınız?


Değerli arkadaşlarım, tabi bu uygulamalardan sonra bir sonuçta çıkıyor. O sonuçta şu; Türkiye acilen AB bakanlığını kapatmak durumundadır. Hedefi kalmamış, işlevi kalmamış bir bakanlık. Yandaş kadrolaşmasından başka hiçbir işe yaramayan bir bakanlık konumuna düştü. Yani burada Sayın Emekli Büyükelçi Volkan Bozkırı'da AB bakanı olarak sıkıntılı, hedefi kalmamış, işlevi kalmamış bir koltukta oturmanın sıkıntısından kurtarmak gerekiyor. Geldiğimiz nokta budur.

Değerli basın mensupları, biliyorsunuz dün bu tarihimizde de yer edecek dünya hukuk literatürüne de değişik boyutlarda geçecek bir başka davanın görülmesine başlandı. Gülümseyerek ifade ediyorum Çarşı davası. Yani hakikaten trajikomik hukuk olaylarından bir tanesidir. Bir defa hastalıklı bir ruh hali taşıyan bir siyaset erbabının gündem saptırmak ve dolaylı korku salmak ve ibret yaymak için talimatla açtırdığı bir dava olduğunu hep söyleyegeldik. Yani Çarşı grubundan, Beşiktaş'ın dünyaca meşhur Çarşı taraftar grubundan darbe yapacak bir terör örgütü çıkartmak gerçekte değme hokkabazların beceremeyeceği bir başarı. Dün görülen ilk celse, ilk duruşma. Yani ben onları tekrar etmiyorum. Duruşmayı yürüten yargıçla sanıklar arasında geçen konuşmalar, soru cevaplar. Bir defa şunu gösteriyor bakın uyarıyorum. O Çarşı grubunun o parlak zekalı üyeleri tarafından muktedire karşı bir dalga geçme tiyatrosuna dönüştürülecek bu süreç. Bu çok açık. Evinde döner bıçağı çıkmış ne diyeceksin diyor hakim. Babam tavuk döner satıyor akşam bıçağı eve getirmiş diyor. Diren IMKB diye twitterde mesaj atmışsın diyor bir brokera Çarşı grubu üyesi. Evet attım Sayın hakim diyor. Olaylar nedeniyle IMKB indeksi düşüyordu bende diren IMKB diye twit attım diyor. Birine soruyor sen diyor TOMA'yı işgal etmişsin diyor. Valla o tarihte ehliyetim yoktu hakim bey diyor.

Değerli arkadaşlarım, şimdi bu diyaloglar son derece dikkat çekici. Çarşı yaratıcı zekasıyla bu davayı makaraya alıyor. Aslında dava açılması talimatı veren merciyide fena halde tiye alıyor. Bu dava sonrası aramızda hukukçularda var, bizi izleyen hukukçularda var. Çarşı davası sonrası bu anlattığım çerçevede gelişecek Çarşı davası sonrası hukuk fakülteleri birinci sınıfına işte hukuka giriş, hukukun temel ilkeleri, Roma hukuku yanında Çarşı hukuku diye ibretlik bir ders koyarlarsa hiç şaşırmamak lazım. Temel derslerden biri olacak Roma hukuku, hukuk temel ilkelerine giriş, Çarşı hukuku.

Değerli arkadaşlarım, biliyorsunuz iki basın toplantısında Türkiye'nin kanayan bir yarasına dikkat çekmiştim. VIP kadrolaşma olarak basın bunu değerlendirdi. Yani istisnai kadrolar kullanılarak eş, dost, yeğen, akraba, enişte, baldız AKP ileri gelenlerinin yakınlarını KPSS sınavına girmeden nasıl devlette kadrolu memur haline getirdiklerinin kısa bir öyküsünü sunmuştum. Bazı örneklerde vermiştim. Bundan sevinerek ya da bir siyasi yarar umarak bu işi yaptığım söylenemez. Sonuçta bende siyasetçiyim. Bir siyasetçinin adını söylemekten imtina etmeyi her zaman isterdim. Ama yaşadığımız gerçek o kadar acı ki milyonlarca genç, ailesi para harcıyor, emek veriyor KPSS sınavına hazırlanıyor. Yüksek puanlarda alıyor bir kısmı. Ama hak ettikleri kadroya atanamıyorlar. Onun yerine birde bakıyorsunuz oho söyledim tekrar etmiyorum. Oğullar, baldızlar, yeğenler, enişteler, bacanaklar. Bir tanesi demişti ya bir bakan o benim bacanağım değil yanlış söylüyor Haluk Koç. Ee? Bacanağımın kardeşi. Bu tür açıklamalarla karşı karşıya kaldık.

Değerli arkadaşlarım bakın, Türkiye'de bir gerçek var açıklandı. İşsizlik rakamı TÜİK resim verilerinde Ağustos, Eylül, Ekim dönemindeki Eylül dönemi olarak adlandırılıyor. %10,5 olarak açıklandı. Genç işsizlik rakamı %19'lara çıkıyor. Bu rakamlara iş aramayıp çalışmaya hazır olan 2 milyon 485 kişi ve artık iş bulma umudunu yitirdiği için, umudu kalmadığı için başvuru yapmayanlarda eklendiğinde işsizlerin sayısı 6 milyon 150 bine kadar yükseliyor. Büyüme rakamı son çeyrekte 1,7'ye düştüğünü hesap ederseniz, büyüme istihdam arasındaki doğru orantıyı da hesap edecek olursanız gelecekte işsizlikle ilgili umutsuzluk çok daha derinleşiyor Türkiye'de. Böyle bir Türkiye'de bir iktidarın yandaş kayırmasını ben ortaya koyuyorum. Hiç çarpıtmayın Sayın Arınç sizde dinleyin. Bir iktidar istisnai kadro kullanabilir. Evet söylediniz Atatürk'te kullanıyordu diye. Doğru istisnai kadro kullanabilir bu sizin de hakkınız, kendinize yakın üst bürokratlarla çalışma hakkı vardır bir iktidarın. Buna hiçbir şey demiyoruz. Ama Allah zeka dağıtırken hep sizin çocuklarınız, yeğenleriniz, enişteleriniz, baldızlarınız hep en sırada mı aldılar bu ahlak dağıtımı sırasında, zeka dağıtımı sırasında Allahtan bu vergileri. Milletin çocuklarının arka sıralarda olduğunu mu zannediyorsunuz?

Değerli arkadaşlarım, bir internet sitesi kurduk, ihbar demeyeceğim kötü bir deyim. Bildirimler bu yöndeki bütün Türkiye'den yağmaya devam ediyor. Ben sadece buzdağının üstünü söyledim. Neler neler, nının nınısı artık o hale gelmiş.

Şimdi başta hükümet sözcüsü olmak üzere kendini bana cevap verme konusunda yetkin hisseden bütün AKP'lilere söylüyorum çürütebildiniz mi söylediğimi? Şu yalandır diyebildiniz mi? Reddedebildiniz mi söylediğim gerçekleri? Yalandır diyebiliyor musunuz hanginiz, hangi noktada? Diyemiyorsunuz, reddedemiyorsunuz, çürütemiyorsunuz. Peki ne diyor Sayın Arınç? Ne kadar ayıp diyor böyle şey yapılır mı diyor? Bu konuda internet sitesi kurulur mu diyor? Ya ne yapacaktık Sayın Arınç? Yani sizin gibi özgül ağırlığımızı sıfırlayıp bu işlerin üstüne gitmeyip görmezden mi gelecektik? Milyonlarca gencimizin açıkça kandırılmasına sessiz mi kalacaktık? İkide bir Kemal Kılıçdaroğlu'na, Sayın Kılıçdaroğlu'na gönderme yapıyorsunuz. O da SSK Genel Müdürlüğünde böyle yapmıştı. Bakın Sayın Genel Başkan söyledi ben ikinci defa tekrar ediyorum. Bırak 700 akrabasını 7 tanesini gösterin Sayın Kılıçdaroğlu siyaseti noktalamaya hazır olduğunu ifade etti. Var mı belgen? Fotokopi Başbakanlığı yapıyorsun ne konuşuyorsun kongre kongre müsamere çocuğu gibi. Gülünmeyecek yerde gülüyorsun. Sanki şiir ezberletilmiş özel tören günlerinde konuşmada ağdalı bir üslup ne yapıyorsun sen? Sen oraya hep söyledik işte bugün şu arkadaki hırsızlıkları, yolsuzlukları soruşturmama kaydıyla getirildin o göreve. İşin zor.

Bir fıkrada sana Ahmet bey. Komşusunun kümesinden adam girmiş tavukları çalmış, ceplerine doldurmuş paltosunun, koltukaltına koymuş yakalanmış. Nöbetçi Yargıca çıkartılmış. Bunlar ne demiş? Ben konuşmam avukatımı istiyorum demiş. Ne avukatı her tarafından işte çaldıkların çıkıyor demiş, avukat ne diyecek demiş. Bende onu merak ediyorum avukat ne söyleyecek demiş hırsız. Senin durumun bu. Millet bunu merak ediyor Sayın Davutoğlu. Sen ne diyorsun şu işlere? Sen bırak Kemal Kılıçdaroğlu'nu. Sen şu işlere ne diyorsun Sayın Davutoğlu? Vicdanın rahat mı senin? Yine anlamsız gülümsemelerine devam mı edeceksin? Sen ne diyorsun şuna? Var mı gücün, var mı basiretin bunların soruşturulması için yol açmaya? Yok. O zaman konuşma. Sen fotokopiliğe devam et. Uzaktan kumandalı Başbakanlığa devam et. Herkes haddini bilecek.

Değerli basın mensupları, hükümet sözcüsü benimle çok uğraştı ama bu çok önemlidir bir bakanlar kurulu toplantısından sonra bir Sayın Hükümet Sözcüsünün konuşmasının 15 dakikasını Ana Muhalefet Partisi Sözcüsüne ayırıp ismen laf sokuşturmaya çalışması bir acziyeti gösteriyor Sayın Arınç darılmayın. İsmi misme girmiyorum yeğendi, ağabeydi, kardeşti onlara girmiyorum söyleyeceğimi söyledim ama bakın giderayak siyasete nokta koyma aşamasındasınız. Şu tespiti yapayım bir siyaset emektarısınız öyle diyeyim. Canınız mı yandı, nadasa bıraktığın vicdanın mı sızlamaya başladı onu bilmiyorum. Ama şu hatırlatmayı size yapmayı sizden yaşça küçük olmama rağmen kendimde bir hak olarak görüyorum. Bir siyasetçinin Sayın Arınç inanmadığı ve savunmaması gereken konuları siyaset görevi olarak savunur duruma gelmesi en başta kendisine olan saygısını yitirdiğinin göstergesidir. Ben bunu söyleyeceğim sadece. Bir siyaset görevi olarak inanmadığın, vicdanının kabul etmediği şeyleri savunma noktasına geliyorsun. En başta kendine karşı saygını yitirdiğinin bir göstergesidir.

Değerli arkadaşlarım, şimdi biliyorsunuz bugün Hz. Mevlana'nın hakka yürüyüşünün yıldönümü. Birazdan Sayın Genel Başkanımızda Şeb-i Arus törenlerine katılmak üzere Konya'ya hareket edecek. Yani yaşadığımız bütün bu kirli siyaset örneklerine yine Mevlana'nın yüzyıllar öncesinden söyledikleriyle ben seslenmek istiyorum. "Ey insan Kaf dağı kadar yüksekte olsan da kefene sığacak kadar küçüksün" diyor Hz. Mevlana. "Unutma her şeyin bir hesabı var. Sonunda üzdüğün kadar üzülürsün" diyor. Mevlana'nın bir başka sözü belki bugünleri daha iyi tarif ediyor. Ben sana ne diyeyim diyor Hz. Mevlana, çoban ol dedik kurt oldun, bekçi ol dedik hırsız oldun.

Evet değerli arkadaşlarım, benim bugün söyleyeceklerim bu kadar. Sizlerin soruları varsa alabilirim.


Soru: "İstanbul yönetiminde bir değişiklik olacak mı? Sayın Karayalçın'la alakalı bir atama sözkonusu mu? Diğer illerde de böyle değişiklikler olacak mı seçim öncesinde?"
Haluk Koç: "Şuanda Merkez Yönetim Kurulu örgütlerle ilgili gündemi yeni geçiyor. Ama bildiğim kadarıyla Sayın Karayalçın'ın İstanbul İl Başkanlığına atanması sözkonusudur. Diğer illerde de çıkarttığımız bir genelge var. 25 Aralık 2014 tarihine kadar önümüzdeki milletvekili seçimlerinde aday adayı olmayı düşünen il başkanı, ilçe başkanı, il – ilçe yöneticilerinin istifa etmeleri için verdiğimiz son gün. Ondan sonrasında boşalan örgütlerin yeniden yapılandırılması, seçimlere hazırlık bakımından bir zamanda alınarak planlandı. 25 Aralıktan sonra bu sorunuzu cevaplandırmak daha uygun olacak boşalan durumlara göre."

Soru: "İzmir milletvekili Sayın Birgül Ayman Güler yerel seçimlerde cemaatle işbirliği yaptığına yönelik kendi partisiyle ilgili sözleri olmuştu. Bununla ilgili disiplin süreci görüştünüz mü? Böyle bir durum MYK gündeminde var mı?"
Haluk Koç: "MYK gündeminde böyle bir durum yok. Ama önümüzde Parti Meclisi toplantısı var. Orada gündeme gelir mi bilmiyorum. Cumhuriyet Halk Partisinin tutumu çok net ve açık. Evrensel hukukun, bağımsız yargının ve herkes için eşit hukukun uygulandığı bir hukuk devletinden yanadır. Dün o onu yaptı, bu bunu yaptı. Bizim savunduğumuz bağımsız hukuk, bağımsız yargı standartlara uygun hukuk devleti dün belirli uygulamaların içinde olanlara bugün lazım oldu. Onu görüyoruz. Hiç şüpheniz olmasın yarında bugün bunu yapanlara lazım olacak. Cumhuriyet Halk Partisi yine bağımsız yargının, hukuk devletinin yanında olacak. Tutumumuz açık. Ne kimsenin yandaşlığı, ne kimsenin karşıtlığı. Bağımsız hukuk, bağımsız yargı, hukuk devleti herkes için geçerlidir. Bunu ifade ediyoruz."

Soru: "Şişli belediyesindeki sıkıntıyla ilgili CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun mecliste görüştüğü taraflarla haberlerini okuduk. Sıkıntı bitti mi? Şuan için bunu söylemek mümkün mü? Yoksa sadece bir süre üstü kapandı mı? Bu da MYK'da gündeme geldi mi?"
Haluk Koç: "Hayır gelmedi. Sayın Genel Başkanımız Sayın Hayri İnönü ve yardımcısıyla görüştü. Bu konuda da partinin duruşunu kendileriyle paylaştı. Onlardan da birlikte bir çalışma noktasında işbirliği talebini yineledi ve bu çerçevede bundan sonraki Şişli Belediyesi de hizmetlerine Sayın Hayri İnönü Başkanlığında devam edecektir.

İyi çalışmalar diliyorum."

    Çarşamba, 17 Aralık 2014 10:16

Bağlantılı Konular