"Şura AKP'nin çağdaş ve laik eğitimle savaş alanına dönüşmüştür"

CHP'li Kadın milletvekilleri Meclis'te düzenledikleri basın toplantısında, Milli Eğitim Şurası kararlarına tepki göstererek, "19. Milli Eğitim Şurası, eğitimin temel sorunlarını görmezden gelerek, bilimsellikten tamamen uzak bir anlayışla yürütülmüş ve AKP'nin din istismarı projesinin uygulama alanı haline dönüştürülmüştür" dedi.

İstanbul Milletvekili Nur Serter, Osmanlıca dersleriyle meselenin Osmanlı kültürünü öğrenmek, araştırmak değil, Arap harflerini okullara sokarak Harf Devrimi'ne karşı darbe yapmak olduğunu ifade etti.

Milli Eğitim Şurası'nda eğitimin temel sorunlarının görmezden gelindiğini, bilimsellikten uzak anlayışla yürütüldüğünü ve AKP'nin çağdaş ve laik eğitimle savaş alanına dönüştüğünü öne süren Serter, eğitim bilimleri ve pedagojinin dışlandığını ifade etti.

Şurada karma eğitimi sona erdirmenin köşe taşlarının döşendiğini söyleyen Serter, "Milli Eğitim Bakanı, 'karma eğitim zorunlu değil' dedi. Kendimden emin olarak söylüyorum, önce çok sayıda kız ve erkek lisesi açılacak, daha sonra TEOG sistemiyle bu okullarda yaratılan boş kontenjanlar doldurulacak, karma eğitim yapan okulların sayısı zaman içinde azalacak ve Türkiye karma eğitimi adım adım terk edecek" diye konuştu.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) zorunlu din dersinin kaldırılması konusunda karar aldığını anlatan Serter, ilkokul birinci, ikici ve üçüncü sınıflara zorunlu din dersi konulmasıyla uluslararası hukuka meydan okunduğunu söyledi.

Serter, 9 yaşındaki çocuklara 2 yıl hafızlık eğitimi verilmesi kararı alındığını da belirterek, bu yolla yetkinin Milli Eğitim Bakanlığı'ndan Diyanet İşleri Başkanlığı'na verildiğini kaydetti. Bu yolla çocukların okulla bağının koparılacağını dile getiren Serter, 12 yıllık zorunlu eğitimin ihlal edileceğini ifade etti.

Otelcilik ve Turizm Meslek liselerinden "alkollü içki ve kokteyl hazırlama" dersinin kaldırılmasına karar verildiğini anımsatan Serter, "Acaba alkol servisleri otellerde ne zaman yasaklanacak?" dedi.

Nur Serter, Osmanlıca derslerinin çok tartışıldığını ifade ederek, şöyle devam etti: "Osmanlıca diye bir dil yok. Osmanlı Türkçesi var. Osmanlı Türkçesi, Arapça ve Farsça kelimelerin ağırlıklı olduğu, halkın konuşmadığı, eğitimli zümrenin, medrese mezunlarının, saray erkanının konuştuğu ve yazışmalarda kullanılan dil. Yazı ve konuşma dili Dil Devrimiyle birleşti. Divan ve halk edebiyatı vardı. Bugün hangisi yaşıyor? Halk edebiyatı. Mesele Osmanlı kültürünü öğretmek, araştırma yapmak değil. Bunu isteyen zaten yapıyordu. Mesaj şudur, Arap alfabesini okullara zorunlu olarak sokmak ve Harf Devrimine karşı darbe yapmak. Bu Harf Devrimine yapılan darbedir, yoksa Osmanlı'nın mirasına sahip çıkmak, kültürünü, sanatını bilmek değil. AKP gerçekten Osmanlı döneminde yazılmış eserlere sahip çıkan parti olsaydı, 12 yıldır o eserleri yeni Türk harfleriyle yazdırır, bastırır ve dağıtırdı. Türk gençleri mezar taşı okumaktan daha fazla şey öğrenmeye muhtaçtır ve hak etmektedir."

Şura kararlarının bilimselliğe aykırı olduğunu, "özgür düşünen birey yerine kul yetiştirmeyi hedef belirlediğini" öne süren Serter, alınan kararları yok saydıklarını ve bunları engellemeye kararlı olduklarını söyledi.

Serter, Sosyal Doku Vakfı Kurucu Başkanı Nurettin Yıldız hakkında "çalışan kadının fuhşa hazırlık yaptığı" sözleri, Ömer Tuğrul İnançer hakkında da "Bu memlekette köpekleşme yapılmıştır" sözleri nedeniyle suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladı.

İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak da eşi Zafer Toprak'ın Boğaziçi Üniversitesi'nde tarih profesörü olduğunu belirterek, Osmanlıca eserlerin hemen hemen hepsinin eşinde olduğunu söyledi.

Eşinin, Osmanlı döneminde matbaaya geçildikten sonraki 200 yılda 34 bin kitap basıldığını ve ortalama tirajının 250 olduğunu anlattığını ifade eden Toprak, şöyle konuştu: "Pedagojik açıdan da pratik olarak da anlamı yok. Bir ara Osmanlıca öğrendim. Osmanlıca apayrı bir dil. Kelimeleri bilmezseniz eski yazıyı okuyamazsınız. Çocukların bunu öğreneceği falan yok. Bahse giriyorum, alın Cumhurbaşkanını veya Başbakanı mezarlıklara götürün, mezar taşlarını okusunlar bakalım. Süslü yazıdır bu, tarihçilerin önemli bir kısmı bile okuyamıyor. Birinci Meclisin tutanakları yeni harflerle yayınlandı, niye eski harflerle okumamız gerekiyor? Osmanlı'da yazılmış önemli kitapların hepsi yeni Türkçe'ye çevrildi, yayınlandı. Bunlar hayali projeler. Bunu verecek öğretmen yok. Doğru dürüst Türkçe öğretmeni bile yetiştiremiyorlar. Her şeyden önce çocuklarımıza Türkçe, Matematik, fen bilimleri dersleri, yabancı dilleri öğretelim. İsteyen de üniversitede Osmanlıca'yı öğrensin."

CHP'li kadın milletvekillerinin 19. Milli Eğitim Şurası ile ilgili açıklamalarının tam metni şöyle:

"19. Milli Eğitim Şurası, eğitimin temel sorunlarını görmezden gelerek, bilimsellikten tamamen uzak bir anlayışla yürütülmüş ve AKP'nin din istismarı projesinin uygulama alanı haline dönüştürülmüştür.

Eğitim, bilim yerine din odaklı bir bakış açısı ile ele alınmış, eğitim bilimleri ve pedagoji dışlanmış, Şura AKP'nin çağdaş ve laik eğitimle savaş alanına dönüşmüştür.

Karma eğitimi sona erdirmenin köşe taşları döşenmiş ve Milli Eğitim Bakanı Şura sonrasında "Karma Eğitim zorunlu değil" açıklaması ile geleceğe dönük planlarını açıkça itiraf etmiştir.

AİHM'nin zorunlu din dersinin kaldırılmasına ilişkin kararı "yok" sayılmış ve ilkokul 1-2 ve 3. Sınıflarına zorunlu din dersi konularak uluslararası hukuka meydan okunmuş, eğitim pedagojisine darbe yapılmış, farklı inanç gruplarındaki ailelere baskı ve zulüm dönemi başlatılmıştır.

Okul öncesi eğitimde karma eğitimin sona erdirilmesi konusunun, AKP'nin yandaşı, tetikçisi ve 4+4+4'ün mimarı bir sendika tarafından gündeme taşınarak tartışılması, kız çocuklara, hatta kız bebeklere bile cinsiyet odaklı ilkel ve sapkın bir bakış açısının Şura'da etkin olabildiğinin acı verici bir göstergesi olmuştur.

3-5 yaş arası çocuklara "değerler eğitimi" adı altında, içeriği belirsiz ancak amacı belirgin bir eğitim konulmuştur. Böylelikle "Soyut değerleri" algılama becerisi olmayan çocuklarda bir değerler karmaşasının yaratılması ve Recep Tayyip Erdoğan'ın ifadesi ile "yaşam tarzı dayatması" yapılması için karar alınmıştır.

9 yaşındaki çocukları, okulun sosyal ortamından kopararak 2 yıl boyunca Hafızlık eğitimi adı altında Kuran Kurslarında, Kuranı ezberleten "hafızlar" olarak yetiştirme kararı alınarak, yetki MEB'den Diyanet İşleri Başkanlığına devredilmiş ve 12 yıllık zorunlu eğitim ihlal edilmiştir. 2 yıl sonra, bu çocukların tekrar okul sistemine dahil edilmesi ise, MEB'in zorunlu eğitim karnesine bakıldığında, pek de olası görünmemektedir. Çünkü 2013-2014 döneminde 500 bin öğrenci kayıptır. Sistem dışı kalmış ve Bakanlık bu konuda ciddi bir düzenleme yapamamıştır.

Dini eğitim, milli eğitimin yerini alırken, Ortaokullarda okutulan ve 4 yıllık eğitim döneminde toplam süresi sadece 2 saat olan "İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük" dersinin gözden geçirilerek, güncellenmesi kararı ise, TC Devletinin kuruluş felsefesi ve cumhuriyet değerleri ile sürdürülen kavganın itirafı olmuştur.

Mesleki eğitim de Şura'ya egemen olan ilkel ve çağdışı düşünce sisteminden payına düşeni almış ve Otelcilik ve Turizm Meslek Liselerinden "alkollü içki ve kokteyl hazırlama" dersi kaldırılmıştır. Sıra, alkol servisinin otellerde yasaklanmasına gelmiştir.

Okul güvenliğini tehdit bahanesi ile öğrencilerin fişlenmesinin önü açılmış, sorun yaratan öğrencilerin okuldan dışlanarak "açık liseye" gönderilmesi kararı alınmıştır.

Milli Eğitim Şurasında Liselere Osmanlıca derslerinin konulması kabul edilmediği halde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şura kararlarını yok sayarak "Osmanlıca'nın isteseler de istemeseler de öğretileceği" açıklaması ile yine dayatmacı tavrını ortaya koymuştur.

Öncelikle "Osmanlıca" diye bir dil yoktur. Osmanlı döneminde kullanılan dilin adı, "Osmanlı Türkçe"sidir. Bu dil Türklerin İslamiyet'i kabulünden sonra, özellikle Saray erkanı ve Medrese görmüşlerin kullandığı, Arapça ve Farsça ağırlıklı bir dil olup, devletin yazışmaları bu dille yapılmaktadır.

Bu dil, halkın konuştuğu dil değildir. Edebiyatın da bu dönemde Divan edebiyatı ve halk edebiyatı olarak ayrışmış olduğu bilinmektedir.

Okullarda edebiyat dersinin kapsamlı biçimde okutulmaması sonucu, Türkçe'nin kısırlaşması ve öğrencileri kelime hazinelerinin yoksullaşması, son 15-20 yılın sorunudur. Ancak bunun da sorumlusu Milli Eğitim Bakanlığıdır. Bu yetersizlikleri gidermenin yolu, Osmanlıca ders koymak değil, Edebiyat dersinin içeriğini zenginleştirmektir.

Recep Tayyip Erdoğan, Kaçak Saray da yaşarken, saray dilini de yaşama geçirmeye çalışmaktadır.

Ancak bu Osmanlıca dayatmasının gerçek nedeni, Harf devrimine karşı bir darbe yapmak ve Arap Alfabesini eğitime dahil ederek, yavaş yavaş dönüşümü sağlamaktır.

Türk gençlerinin mezar taşı okumaktan daha fazla öğrenecekleri vardır. Cumhuriyet düşmanlığı iliklerine işlemiş bu zihniyet, genç beyinleri cumhuriyet tarihi ve Cumhuriyet değerleri ile hesaplaşmanın bir aracına dönüştürmek için kollarını sıvamıştır.

Milli eğitim, gençlerin beyinlerini geçmişin karanlık dehlizlerine sürüklemek yerine, onları geleceğin yaratıcı, aydınlık, umutlu dünyası ile buluşturmanın yollarını aramalıdır.

Özetle;
Şura kararları bilimselliği tümüyle aykırıdır.
Özgür düşünen, sorgulayan birey yerine "kul" yetiştirmeyi hedeflemiştir.

"Ahlak" adı altında baskıcı, ilkel, ayırımcı, cinsiyet eşitliğini reddeden, kızları bir tehdit unsuru olarak gören sapkın düşüncelilerin oyun alanına dönüşmüştür.

Çağdaş ve laik eğitime karşı darbe yapılmış, otoriter yönetim anlayışı ile "dindar ve kindar AKP gençliği" için çocuklarımızın yaşamına ipotek konulmuştur.

Bizler, CHP Kadın Milletvekilleri olarak 19. Milli Eğitim Şurasında alınan bu çağdışı, ilkel, anti-demokratik kararları yok sayıyor ve bunların uygulamaya geçirilmesini engellemek konusundaki kararlılığımızı milletimizle paylaşıyoruz. Biliyoruz ki, bu karanlıkta sona yaklaşılmıştır. Aydınlık günler yakındır."

Anahtar Kelimeler
    Salı, 09 Aralık 2014 16:44
  • Yazdır