Koç: "Türkiye'yi dört taraftan belanın içine sokacaksın, sıkıştı mı Dersim diyeceksin"

Haluk Koç: "Dersim Dersim diye o acıları depreştiren zihniyet, Uludere'de 34 insanımızı öldüren uçakların kalkış emrini, bombalama emrini kim verdi? Bu olayı Ankara'nın gizli dehlizlerinde bırakmayacağız mutlaka sonuçlandıracağız tahkikatı diyenler bugün ne yaptılar?"

CHP Genel Başkan yardımcısı ve parti sözcüsü Prof. Dr. Haluk Koç Halk Tv'nin canlı yayını "Her Açıdan" da, gazeteci-yazar Ruhat Mengi'nin sorularını şöyle yanıtladı;

Ruhat Mengi: "Her Açıdan'ın bugünkü konuklarını size tanıtıyım. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Prof. Dr. Sayın Haluk Koç.

Sayın Koç 10 Kasımla başlayacağız dedik 10 Kasımla başlayalım. 10 Kasım günü işte her zaman bütün halk yani büyük bir çoğunluğu tabi sevgiyle, ilgiyle ayağa kalkar, saygı duruşunda bulunur, Atatürk'ün hatırasına elbette bu ülkenin cumhuriyetin kurucusu, kurtarıcısı Atatürk'ün hatırasına elbette saygı göstermeye dikkat ediyoruz ve bundan sonrada kuşaklar boyu dikkat edilecektir. Bu yıl Cumhurbaşkanı olarak Anıtkabir'e giden Erdoğan 10 Kasım günü bize, bizden öncekilere ve sonrakilere, sonrakilere nasıl oluyor onu bilmiyoruz. Atatürk ne yazık ki belli şablonlardan geçirilmiş olarak öğretildi. 1920'deki ideal ve fikirleri, milli irade vurgusu geri plana atıldı. Yeni Türkiye onun istismar aracı olmaktan çıkarılıp Başkomutan, Meclis Başkanı, cumhuriyetin kurucusu, herhalde en önemlisi milli irade aşığı olarak öğretileceği bir Türkiye olacak dedi. Atatürk'ü bugüne kadar istismar aracımı yaptı millet? Bir Cumhurbaşkanı Atatürk'ün istismar aracı yapıldığını bugüne kadar hiç duymamıştık bir Cumhurbaşkanının ağzından. Acaba buna neden gerek gördü bu vurguya ve milli irade vurgusuna? Milli irade aşığı olduğ
unun ön plana çıkarılacağı vurgusuna acaba neden gerek duydu? Siz Cumhuriyet Halk Partisi olarak ne düşündünüz efendim?"

Haluk Koç: "Ruhat hanım bende Oktay Vural kardeşimizin eşini kaybetmesinden dolayı kendisine başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Cenaze törenine Sayın Yalçın'la beraber katılacaktık ama bu program dolayısıyla yetişemeyeceğiz. Allah rahmet eylesin diyorum kendisine ve ailesine de tekrar sabırlar diliyorum.

Şimdi mevcut Cumhurbaşkanının Mustafa Kemal Atatürk'le ki Atatürk ekini kullanmamaya özen gösteren bir tavır içerisindedir kendisi baktığınız zaman bütün söylemlerine. Mustafa Kemal Atatürk'le ilgili bir değerlendirmede bulunmasını şu şekilde irdelemek lazım. Recep Tayyip Erdoğan kimdir, nasıl bir eğitim sürecinden geçmiştir, hangi saplantılarla bugün Türkiye'yi bir numaralı koltukta yönetme noktasına ulaşmıştır ve Mustafa Kemal Atatürk'le ilgili düşünceleri, kendi siyasi çizgisi diyelim ya da hevesleri diyelim, hırsları diyelim Mustafa Kemal Atatürk gerçeğini bir yana koyduğumuzda nasıl bir çelişki doğuruyor. Bunlar onun iç dünyasında bugüne kadar neler oluşturmuş? Şimdi her söylediği veciz sözler olarak topluma her kanaldan aktarılma şansına sahip bir kişi bu gücünü kullanarak kendi iç dünyasındaki saplantıları yavaş yavaş ortaya döküyor. Bu açıdan bakmak lazım. Mustafa Kemal Atatürk baktığınız zaman birinci dünya savaşının sonrasında cumhuriyet kuruluna kadar nasıl bir mücadele sergiledi. Nasıl bir mücadele sergiledi? Bir bağımsız Türkiye arayışında milli iradenin daha sonra yönetim şekli olarak bir parlamenter yapıya devredilmesi süreçlerinde neler düşündü ve karşısında kimler vardı? Bakacak olursak Recep Tayyip Erdoğan'ın iç dünyasında yaşayan düşünceye kadar Mustafa Kemal Atatürk 1919'dan itibaren, hatta 1908'lerden itibaren, ikinci meşrutiyetten itibaren bu düşüncesi şekilleniyor. Ama o Tayyip Erdoğan'ın bugün taşıdığı bütün o iç kaygılara karşı mücadele ederek, onların içeride temsil ettiği bütün güç odaklarına karşı bir yandan dışarıda mücadelesini verirken dış güçlere karşı bir yandan da içeride bunlara karşı mücadele ederek 1923'e Türkiye'yi getirdi.

Şimdi bu gerçeği hiçbir zaman unutmamamız gerekiyor. Yani bir yarası var. Tarihten gelen halledemediği bir sorun var. Aldığı eğitimde bu. Bu çizgi içerisinde geldi."


Ruhat Mengi: "Ama şuanda Cumhurbaşkanlığı koltuğunda olması biraz daha ciddi bir problem yaratıyor."

Haluk Koç: "Cumhurbaşkanlığı koltuğunda olması kişinin yetersiz bir eğitim yapısıyla, bir takım saplantılarla o koltuğa gelmiş olması yani saçmalama hakkını elinden almıyor. Yani Recep Tayyip Erdoğan'ın dünkü açıklamaları da dahil bütün boyutlarına bakacak olursanız artık bir siyaset yorumu yapmanın ötesinde bir hekim yorumu yapmayı gerektirecek boyutta. Bunu çok açıklıkla söylüyorum. Belki kendi mesleğim olarak bunu ifade ediyorum ama cidden düşünülmesi gerekir. Dünkü açıklaması da aynı şekilde.

Şimdi milli irade dediği Recep Tayyip Erdoğan'ın bir tek kendisini var eden toplumsal güç olarak o milli iradeyi anlıyor. Yani Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri de, MHP'li milletvekilleri de, HDP'li milletvekilleri de. Bunların hepsi ağaç kovuğundan çıktılar, hiçbir iradeye dayanmıyorlar. Milli irade bir bütündür ve bugünkü çarpık seçim sistemine rağmen yansımasıyla kabul etmek gerekir."


Ruhat Mengi: "Bütün izleyicilerimize bunu çok iyi bilmeyenler ve bu laflara inananlar açısından söyleyelim. Halkın seçerek meclise gönderdiği her milletvekili milli iradeyi temsil ediyor hangi partiden olursa olsun."

Haluk Koç: "Evet. Milli iradeyi temsil ediyor ama bizim siyasal sistemimizde 12 Eylül karanlığından sonra dayatılan bir yasal çerçeve içerisinde maalesef söylediğiniz gibi seçilen milletvekilleri milli iradeyi değil, o siyasi partinin üst yapısının iradesini yansıtan bir çizgi içerisinde siyaset yapageliyorlar Türkiye'de.

Bakın, bu konuyla ilgili Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı da, bizlerde defaten söyledik. Gelin eğer gerçek bir demokratikleşme yaşayacaksak toplumda, yaşatacaksak önce bunları kaldıralım. Yani bu milli iradeyi doğru tarif."


Ruhat Mengi: "Lider sultasını."

Haluk Koç: "O tabiri de kullanmıştır Sayın Kılıçdaroğlu.

Şimdi bakın, eğer milli iradeyi gerçekten yansıtacak isek o zaman bu milli iradeyi bir kişinin tekeline verip onun tahakkümü altında bir irade sergilenmesinin önüne geçelim. Yani TBMM'de hepimiz tanık oluyoruz tamam siyasi partilerin disiplini vardır, grup içerisinde bu disiplin işlemelidir ama bugün baktığımızda göz göre göre yanlış var. Bu çerçevede el kaldırmak zorunda olan, çünkü eğer el kaldırmaz ise bir sonraki seçim döneminde kendisinin oraya gelmesini engelleyecek olan bir yolu açma tehlikesini göz önüne alan milletvekilleri var.

Şimdi Mustafa Kemal Atatürk'ün tarifiyle ilgili değişik suretleri olduğuyla ilgili Recep Tayyip Erdoğan fikrini ben ciddiye almıyorum. Çünkü saplantılarla yaklaşıyor. Kendi iç dünyasında aldığı eğitim, şimdiye kadar kafasında canlandırdığı şey bir pozisyona ulaştı diye ona yaptığı yorumlara saygıyla yaklaşmamızı gerektirmiyor. Tek bir Mustafa Kemal Atatürk vardır ve gerçekten yurttaşlık, eşit yurttaşlık kavramında ve onların tercihiyle oluşan milli iradenin ülkeyi yönettiği bir sistemi arzulamış ve bunu da daha Avrupa'da birinci dünya savaşının sonrasında yeni yeni faşist rejimler oluşurken Portekiz'inden İspanya'sına, İtalya'sından Almanya'sına kadar bunu kafasında yerleştirmiş zor bir kuruluş döneminden sonra toplumu bakın onların düşüncesinde buda vardır Jakoben tedbirler, üstten gelen toplumu saygıyla anmayan ya da onların değerlerini küçümseyerek yapılan dönüşümler diye yaklaşmışlardır hep bu devrimlere. Mustafa Kemal Atatürk bunu yaparken kafasında hep gerçek bir demokrasiye geçiş özlemi de vardır."


Ruhat Mengi: "Atatürk devrimlerinin ders kitaplarından çıkarılması da mesela sessizce yapıldı. Mesela biz şeyi de çok duymadık. Muhalefet partileri yeterince niçin kaldırıyorsunuz, sebep nedir, neden devrimlerini buradan çıkarıyorsunuz denmeden böyle sessizce kaldırıldı ve gitti. Şimdi sirenlerde aynı şekilde kaldırılabilir diye bir endişe var."

Haluk Koç: "Ruhat hanım şimdi bakın, bu konuda muhalefet partilerine dönük eleştirileri de saygıyla karşılıyorum. Ama şu gerçeği unutmamak gerekiyor. Biz konuşmuyor değiliz, mücadele etmiyor değiliz, çırpınmıyor değiliz. Karşımızda ne derse desin padişahım efendim sen çok yaşa evet diye el kaldıran 319, 312'ye düştü herhalde. 312 milletvekili ve buna rağmen bütün sizlerde yaşadınız. Bugün özgür bir televizyon kanalında özgürce düşüncelerimizi ifade edebiliyoruz. Ben Ana Muhalefet Partisinin Sözcüsü olarak bana bugün Türkiye'de bir başka birkaç örnek dışında, istisna dışında bana normal haber kanalları içerisinde bir tane kanal gösterebilir misiniz şu konuşmaları yapabileceğim? Sayın Yalçın için aynısı geçerli. Böyle bir şey yok."

Ruhat Mengi: "Bu arada duyuralım çok net bir şekilde yani yanında söyleyen, konuşan birisi anlattı. Bu seçimden sonra bu kanallarında kaldırılacağını direk Sayın Cumhurbaşkanı kendisi ifade etmiş. Yani seçimde oyunu kullanacak olanlar ondan sonra bu kanalları da izleyemeyeceklerini, böyle bir ihtimal. Yapabilir mi, yapamaz mı, yaptırabilir mi bunu bilmiyoruz. Ama böyle bir ihtimalin kendisinin ağzından duyulduğunu bizde haber alıyoruz. Onları burada söylemiş olalım."

Haluk Koç: "Düşünüyordur, tasavvur ediyordur, öyle olsun istiyordur. Bunun için adım atacaktır. Ama ben özet olarak şunu söyleyeyim. Artık bu tür saçmalıklarla siyasetin uğraşmaması gerekir, bu tür saçmalıklarla konunun uzmanı hekimler uğraşması gerekir. Ben bunu çok açık söylüyorum. Dünkü açıklamadan sonrada artık sosyal medyada yansıyan yankıları da görüyorsunuz. Tebessüm ederek söylüyorum ama içim acıyarak söylüyorum. Şuanda Türkiye'yi yöneten dünkü Latin Amerika ve Küba'daki süreçle ilgili tekrar etmiyorum Ey Kolomb tarzına geldik artık. O noktaya geldik. Bu tükenen bir siyasetçidir. Yetersiz bir siyasetçidir ve Türkiye Cumhuriyeti şuanda Cumhurbaşkanı olması, eleştirilerimizi sıralamamızı."

Ruhat Mengi: "Amerika'ya ilk sen çıkmadın dedi değil mi? O çıkmadı dedi."

Haluk Koç: "Ondan önce başkası Müslümanlar gittiğini söyledi. İşte onlar Basra'ya gidiyorlarmış o sırada çok fırtına olmuş, yolu kapatmışlar. Şimdi bakın Güney Amerika'ya nasıl gidecekler."

Ruhat Mengi: "Amerika'ya Kristof Kolomb'un ilk gitmediğini ve Müslümanların gittiğini, yani bunca yıl sonra inanılır gibi değil bu."

Haluk Koç: "Basra'ya giderken fırtına çıkıyor. Aşağıdan Afrika'nın güneyinden dolaşıyorlar, ondan sonra Atlantik Okyanusuna çıkıyorlar. Biraz daha kuzeye ilerliyorlar ve ondan sonra Küba'ya geliyorlar. Ondan sonra orada gereklerini yapıyorlar ve tepeye de bir cami kuruyorlar. Hatta Kolomb geldiğinde orada cami var.

Şimdi bu zatların birde böyle bir dünyası vardır. Bakın, sanki bu tür olayları kendileri o tarihsel dönemde yaşamışlar, işte kameraman arkadaşlarımız var. Sanki kendileri bir kameraymış gibi, mişli geçmiş zamanla değil dili geçmiş zamanla bizzat yaşamış gibi anlatırlar. Yani bunların bir alışkanlığı bu. Bunu da aklı başında birçok insan dinliyor ve demin bizlerin muhalefet adına demin söylediğiniz eleştiri boyutunda söylediniz ama gerçeklerle ben olayı açmaya çalıştım. En ufak şeyi ifade etme şansımızın olmadığı televizyon kanalları hazret konuşuyor diye canlı yayınla bütün Türkiye'ye bu saçmalıkları veriyorlar.

Yani artık zaytung filan vardı bence gerek yok. Zaytungçu arkadaşlarımız sitelerini kapatabilirler. Yani birebir zaytung görevi de yapan bir kadro var."


Ruhat Mengi: "Ama tabi yani bunu da birileri uyarması lazım. Çünkü eskiden mesela protokol daireleri çok ciddi çalışırdı Başbakanlığın, bakanlıkların ve Cumhurbaşkanlığının hani benim babamda 25 sene siyasetin içinde mecliste olduğu için çok iyi biliyorum ve uyarırlardı hemen. Yani arkasındaki düşünce kuruluşu eğer biz Kolomb'a bile bunu Kristof Kolomb için bile bunu söyleyebiliyoruz, Müslümanlar daha önce gitmiştir diyorsa bir dakika siz orada Türkiye'yi temsil ediyorsunuz bunu konuşamazsınız diye birilerinin uyarması lazım herhalde. Yani hakikaten üzücü."

Haluk Koç: "Doğan Türkiye manzarası ciddiyetten uzak, söylediğinin değeri olmayan, bütün bunları alır diğer konulara yayarsanız Türkiye'nin bugün dünyadaki ağırlık noktasının ne noktaya çekildiğini hep beraber görmüş oluruz. Mustafa Kemal Atatürk'le Recep Tayyip Erdoğan'ın söyledikleriyle Mustafa Kemal Atatürk'ü değerlendirmek gibi bir abes iş olamaz. Mustafa Kemal Atatürk ortadadır ve bakarsanız geçen yüzyıldan bugüne intikal eden, yaşayan tek liderdir. Yaptıklarıyla, sözleriyle ve en önemli şey belki onu tekzip etmek açısından söylüyorum mevcut Cumhurbaşkanını. Akıl ve bilim bırakmış bir topluma. Yani kendisini de bir doktrin olarak tarif etmemiş, değişen dünya koşullarına göre aklın, bilimin önceliğinde çağdaş bir toplum olmanın yolunu, yöntemini aramak şeklinde Mustafa Kemal Atatürk'ün düşüncesini tarif edebiliriz. Çok uzaklar bu konuda. Onun için hiç tartışmaya girmek istemiyorum. Değer de vermiyorum söylediklerine."

Ruhat Mengi: "Sayın Koç, polisin güçlendirilmesi de bu arada Sayın Birtek'in sözleriyle ilgili olarak polis güçlendirilecek hatta TSK'daki bir takım ağır silahlar alınarak polise verilecek dendi. Sonrada Tayyip Cumhurbaşkanı Erdoğan'da Cumhurbaşkanlığı sarayını bu Ak Sarayı polisin korumasını istediğini belli etti. Hatta muhafız alayına yer ayrılmamış sonradan tepkiler üzerine ayrıldı falan dendi. Neden polis güçlendiriliyor? Mesela bu çok önemli bir sorun. Nedir mesele?"

Haluk Koç: "Ruhat hanım, önce Deniz beyin konuşmasından sonra bir ufak ek yapmak istemiştim ama Faruk hocam girince ondan sonra yapmak daha uygun oldu. Tamamlayıcı belki. Şunu söylememiz lazım. Milli irade, demokrasi, çoğunluk, bunlardan bahsettik ve bir takım fren mekanizmalarından bahsetti Deniz bey. Sizde katıldığını söylediniz ikinci meclisin böyle bir şey olabilir demiştiniz.

Şimdi aslında demokrasilerin önündeki en büyük tehlike çoğunluklardır. Çünkü çoğunluklar sistemi demin söylediğimiz gibi o kelimeyi özellikle kullanacağım kendi saplantılarına göre, kendi kafalarında tahayyül ettikleri, tasarladıkları sisteme göre demokrasiyi tahrip edecek, demokrasiyi tarif eden tüm kurum ve kuralları yavaş yavaş değiştirebilecek bir iradeyi ortaya koyabilirler. Peki demokrasi içerisinde bu nasıl frenlenecek? Sandıktan çıktım, niyetim bu, maske takıyorum, niyetimi saklıyorum, bir süre meşrulaşmak için demin bahsettiğiniz sınırsız bir liberal destek alıyorum. Farklı odaklardan destekler alıyorum. AB türküleri söyleyip kendimi uluslararası alanda meşrulaştırıyorum bir iktidar olarak. Ama ondan sonra çoğunluğumu beni oraya getiren demokrasinin kurum ve kurallarını yıkmak için, tahrip etmek için kullanıyorum.

Şimdi burada hangi fren mekanizmaları? Anayasa Mahkemesi, bir Sayın huzurda milletvekili çıkıyor gerekirse Anayasa Mahkemesini de kaldırabiliriz bizim böyle bir tasavvurumuzda var diyebildi mi? Diyebildi. Bunu gördük, yaşadık. Demin Sayın Yalçın söyledi örnekleri var.

İkinci meclis hiç yok. Anayasa Mahkemesi dikkat edin bir noktadan sonra bireysel başvurularda işlenen hukuk cinayetlerinin önüne geçebilecek, tedavi edebilecek bazı adımlar atabildi. Yani toplum nefes aldı balyoz davasındaki adil yargılanma hakkının ihlali kararında veya benzerlerinde olduğu gibi. Veya yine dikkat ederseniz Ana Muhalefet partisi olarak mecliste o ezbere el kaldıran parmakların çıkarttığı ama anayasaya açıkça aykırı olan hususlar noktasında Anayasa Mahkemesine gittiğimizde son dönemlerde çok daha fazla ya son bir kamulaştırma yasasında itiraz hakkının yeniden yargı yolunu açan hakkın kullanılmasına dönük talebi Anayasa Mahkemesi başvurumuzu kabul ederek iptal etti biliyorsunuz, yürütmesini durdurdu. Bunlar iki sene önce filan görülmüyordu son dönemde olmaya başladı. Demek ki bir siyasal çoğunluğu kontrol edecek demokrasi içerisinde bir takım mekanizmalar lazım. Bunlar neler? Anayasa Mahkemesi. Gerçekten bağımsız yargının hukukun evrensel üstünlüğünün tüm uygulamalarıyla devrede olduğu bir güvence. Ama bu mantık nasıl değerlendiriyor? Efendim demin geldiğimiz konu milli irade, onun temsilcisi burada 300 kişi, biz karar verdik. Sana ne oluyor ki bu kararımı sen benim iptal ediyorsun ya da yürütmesini durduruyorsun? Böyle bir mantık olabilir mi? Ben hukuku da çiğnerim, demokrasiyi takmam, istediğimi yaparım.

Şimdi diğer polisle ilgili noktaya gelince, bunlar nasıl düzeltilebilir. Burada düşünmemiz lazım. Üniversiteler yine kontrol mekanizmalarından bir tanesi. İkinci meclis kısmen kontrol edebilecek mekanizmalardan bir tanesi. Üniversite konuşmuyor. Bakın sayısını bende unuttum artık. Hepimiz üniversite mensubuyuz akademisyeniz köken olarak. Ama ben sayısını unuttum şuandaki üniversitelerin. Ve atanmış rektörler
, bir kısmı aidiyetten atanmış rektörler açık söyleyeyim. Yükseltmelerin ben nasıl doçent, profesör oldum biliyorum tırnaklarımla kazıyarak oldum. Keza aynı şekilde. Ama şimdi bakıyorsunuz bir takım siyasi taltiflerle bir takım akademik yükseltilmeler yapılıyor. Yorum yok, konuşma yok, ülkede tartışma yok.

Şimdi bakın, böyle bir elde ettiği siyasi çoğunlukla demokrasiyi tahrip etme yolunda ilerleyen bir iktidar yapısı, mantığı tabi ki, kendi güvenlik önlemlerini de alacaktır. Şimdi bir polisin güvenlik."


Ruhat Mengi: "Neden orduya güvenilmiyor ve polise güveniliyor?"

Haluk Koç: "Efendim zaten orduyla ilgili gereken operasyonları yapıp yani onu bir."

Ruhat Mengi: "Hala güvenmiyor."

Haluk Koç: "Güvenmez çünkü daha farklı bir şey var ortada. Şimdi polisle ilgili bütün bu haksızlıklarını, topluma dayatmalarını, hukuk tanımazlıklarını tartışmak isteyen ya da itiraz etmek isteyen tüm unsurların, odakların üzerine ben kendi güvenlik gücümle de binerim. Yani bir şekilde bir şiddet devletine, bir polis kontrolü altında bir polis devletine doğru gidiş. Şimdi Türkiye Cumhuriyetinde önümüzdeki dönemde bu iktidarı eleştiren herkes bir şekilde bir cepheden, bir pencereden makul şüpheli konumundadır.

 Şimdi nedir bu makul şüphelilik?"

Ruhat Mengi: "Yeni yasayla makul şüpheli kavramı getiriliyor."

Haluk Koç: "Siz saygın bir gazetecisiniz, onurunuzla her türlü baskıya direnerek çizginizi saptırmadan iltifat olsun diye söylemiyorum. Bizi de eleştiriyorsunuz, çok da haklısınız yani mücadelenizi veriyorsunuz. Ama ufacık bir dokundurma karşısında siz makul, yok edilmesi gereken, susturulması gereken, konuşmaması gereken bir gazeteci konumuna iniyorsunuz. Ben siyasetçiyim, adabınca konuşmaya çalışan bir siyasetçiyim. Kalkıp 7 kere bir hareket üretip bazı hiciv noktalarını hakaret olarak algılayıp sizin üzerinizde sindirme, korkutma, ürkütme, huzursuz etme tarzında hem tazminat davası, kalmadı ceza davası açıp sipariş savcıyla konuşarak açılan davalar bunlar hocam. Ve ben hırsızın, arsızın dokunulmazlığından onlar nasıl faydalanıyorlar konuştuğumuz için bizde hırsızla, arsızla dokunulmazlıktan faydalanan milletvekili konumuna düşürülüyoruz. Yani ben koluna 700 milyonluk saat takan, rüşvet alan bir bakanla aynı konumda konuştuğum için dokunulmazlıktan faydalanan bir milletvekiliyim. Onun kapsamı başka, bizimki başka.

Şimdi bütün toplum kesimleri, insanlar bir ara yan yana konuşurken telefonla birisi aradığında konuşmaktan çekiniyorlar. Bakın milletvekiliyim Anadolu'ya gidiyorum, gittiğim zaman selamünaleyküm hacı dayı nasılsın, bir dükkan sahibi ortalama bir Anadolu kasabasını düşünün. O hocam ya da oğlum nasılsın, iyi misin, şudur budur. Ya bir çayını içmeye geldim gel gel konuşalım. Hava güzel dayı bak burada oturalım şeyin önünde. Gel içeri gidelim kime lazım diyor. Yani küçücük dükkan sahibi dahi bir muhalefet milletvekiliyle sokak önünde bir çay içmekten çekinir hale geldi. Niye? Yani bir küçücük berbere gitseniz, bakkala gitseniz senin defterini incelerim, senin canına okurum tehdidi altında. İnsanlar tavır koymaktan, birlikte gözükmekten çekiniyorlar hocam. Böyle bir demokrasi garabeti bir iklim bindirildi.

Gelelim diğer toplum kesimleri, işadamları. Bakın Ruhat hanım, her biri büyük bir mali kıskaç altında. Bir tavır aldı, bir sosyal etkinlik yaptı, gezi olaylarından sonra bir sosyal sorumluluk projesi üstlendi veya bir katkıda bulundu, bir açıklama yaptı, bir festival yaptı en basiti, bir katkıda bulundu. Derhal en ağır mali müeyyidelerle karşı karşıya bırakılmak üzere her şey hazırlanmış durumda. Yani herkes susacak, sinecek, korkacak."


Ruhat Mengi: "Sayın Koç, mesela sosyal medyada twitterda da bunlar çok tartışıldı. Sigara içenlere de terbiyesiz dedi dönüp mesela. Bir Cumhurbaşkanının bu kadar vatandaşla böyle birebir hakaret etmesi ve şey yapması hiç daha önce görülmemiş bir şey olduğu için çok tartışıldı sosyal medyada ve dendi ki, peki sigara içen terbiyesizde bu kadar devletin malını çalan hırsızlık yapan, soygun yapan ne mesela? Soygun yapan ne ona ne diyeceğiz diye soruldu mesela sosyal medyada."

Haluk Koç: "Terbiyesizlik kavramı değişiyor.

Şimdi bakın nedir o zaman bunun kavramı nedir? Kendisinden olmayan, kendisine yan bakan herkesi makul düşman olarak şüpheli demiyorum artık. Reva görüldüğü, o tarifin reva görüldüğü ve kendine ait bir iktidar milis gücü kurma gibi bir sonuç çıkıyor burada. O zaman yani herhangi bir toplumsal olayda gezi olaylarında yaşadığımız gibi elinde sopayla türeyen, ne idüğü belirsiz bir takım yaratıklar vardı biliyorsunuz. İnsan demiyorum yaratıklar vardı. Bunlar kimin tarafından güdümlendi, kimin tarafından görevlendirildi. O zaman bunlar belli bir yasal çerçeve giydirilmiş bir şekilde ağır silahlara da sahip olarak o zaman karşısına gelen herkesi bu iktidarın tutumuna karşı olan herkesi bırakın deminki makul şüpheli hukuksal.

Polis kardeşlerime değineceğim. Benimde siyasetçi olarak alanda polis arkadaşlarımızla yani çok sıkıntı çeken bir memur kesimi onu ifade edeyim. Çok ağır koşullarda, şuanda çalıştıktan sonra değil, polis kardeşlerimiz emekli olduklarında aldıkları maaşın çok düşük 3'te 1'ine kadar maaşları düşüyor ve geçinme şansları kalmıyor. Onların bir özlük hakkı meselesi var. Yıllardır söz verdikleri halde bunu getirmiyorlar. 3600 göstergeyle çoğu rahatlayabilecek. Mesai şartları ayarlanabilecek ve ben içlerinde milletle bu iktidarın kendi hırsları, kendi beklentileri için karşı karşıya getirilmelerinden rahatsız olan çoğunu biliyorum.

Yani bütün polislerimizi böyle kitlesel olarak karşıya alıp devletin polisi, iktidarın polisi, halk düşmanı. Bunlar yanlış şeylerdir. Kesinlikle ilgisi yok. Fakat bu süreç toplumu her alanda olduğu gibi sizin bahsettiğiniz sorunuzun öznesinde olduğu gibi düşman haline getiriyor. Bu iç acıtıcı bir durum. Bunların hepsinin düzelmesi gerekiyor ve düzelecek. Dünya bir diktatörün hevesiyle, şekillendirmesiyle düzen almamış. Tarihsel örnekleri var."


Ruhat Mengi: "Sayın Koç, 2023 yılından söz ettiğine göre Erdoğan nasıl bir çözüm çıkacak? Muhalefet partilerinin güçlenmesi lazım."

Haluk Koç: "Bakın, sosyal olaylar, sosyal bilimci hocam, onun için ben eleştiriye de açığım, eksiğimizde var, gediğimizde var. Bütün bunları birbirimizi yıkmadan, bunun karşısında ana mücadele edilmesi gereken yapı budur. Eksik, gedik birbirimizle uğraşmayı bırakıp hep beraber Türkiye'yi şu karanlığın ötesine taşıyacak bir iradeyi sandığa yansıtma görevimiz var. Ben yurttaşlarımızla da bunu paylaşmak istiyorum

Tezkere konusunda bizim karşı çıkışımız net. Çünkü tezkerenin içeriğine baktığımız zaman Türkiye toprakları üzerinde konuçlanabilecek yabancı güçlerden bahsediyor. Cumhuriyet tarihi boyunca hiçbir yabancı askeri güç bildiğim kadarıyla, siyasi bilimci Deniz hocada söyleyebilir. Türkiye üzerinde bir ayakbastı olayı olmamış. Bunun en ağır, en tartışmalı dönemini 1 Mart 2003'te yaşadık Ruhat hanım ve o zaman burada da takdirle anıyorum o dönem Cumhuriyet Halk Partisiyle birlikte oy veren 98 AKP milletvekilini. Yani o süreç engellendi. Lehte, aleyhte olanlar vardı ama ben Türkiye'nin çok ciddi bir çözülme sürecine çok daha erken sokulmaya çalışılacağını görüyor idim ve o şekilde irademizi koyduk.

Bu tezkerede de aynı şekilde. Çünkü bakın, Türkiye."


Ruhat Mengi: "Sizde sonradan fikir değiştirip hani şey yapmanızda."

Haluk Koç: "Orada bir çelişki yok. Şimdi Kobani, Suruç ve ne idüğü belirli ve yıllardır bunlar tarafından el altında, el üstünden lojistik, destek görmüş bazı grupların şeyi var. Türkiye orada Semih beyin söylediği gibi yani kendi sınırları sayılabilir artık orası. Çok rahat güvenliğini sağlayabilir bizim söylediğimiz oydu. Yani ikinci tezkere sözünde gidelim de biz savaşalım demiyoruz. Yani Türkiye orada tertibat aldığı an orada bütün dünyayı ilgilendiren o .

İkinci tezkere konusunda gelen eleştirileri o açıdan şimdi ne kadar haklı olduğumuz çıkıyor. Ama Türkiye kendi iradesiyle ayakta duran bir ulusal politika izleme noktasında değil. Nitekim Cumhurbaşkanı bir yurtdışı gezisinden dönüyor giderken başka, uçakta başka. İndiği zaman Obama'dan gelen telefonla Peşmerge'nin Türkiye'den geçişine evet diyor."


Ruhat Mengi: "Şimdi ben yani bunu bilmiyorum programın girişinde söyledim mi bilmiyorum. Haftanın başında mesela HDP ve AKP başka bir şey söylüyorlar, tamamen süreç bitmiştir kimin açıklayacağına kaldı olay diyorlar. Aradan iki gün geçiyor yani ben dikkatle takip etmek zorundayım programım için. Aradan iki gün geçiyor birden bire bir bakıyorsunuz anlaşmışlar. Peki bu oyun mu, bu bir oyun mudur? Alıştırma oyunu galiba toplumu alıştırma."

Haluk Koç: "Bakın, diğer bütün güncel haftalık konuların yanında bu süreç, çözüm konusu bence son derece önemli. Üçüncü ayırırsanız bunu tahlil edelim ve milletimizle de paylaşalım. Yani Kürt kardeşlerimizle de paylaşalım bazı gerçekleri."

Ruhat Mengi: "Sayın Koç, birden bire Dersim konusu Başbakan Davutoğlu tarafından ortaya atıldı ve daha öncede bu yapılmıştı. Dönüp siz daha özür dilemediniz ki Dersim için özür dileyin, özür dilesin CHP dedi ve Sezgin Tanrıkulu çıkıp özür diledi. Şimdi buna tepkilerde oldu partinin içinden ve medyada da bakıyorsunuz mesela aman ne olur işte özür diledi diye tepki bu olacak iş değil falan. Şimdi acaba bir milletvekilinin özür dilemesi bu parti adına mı yapılmıştır? Çünkü Sezgin Tanrıkulu Genel Başkanın haberi var bu konuşmamdan dedi. Acaba parti adına mı yapılmıştır, anlamı nedir? Böyle bir özür dilemeli midir sizce CHP? Nedir efendim buyurun."

Haluk Koç: "Yani şimdi bütün Türkiye'deki sorunlar halloldu, yani kaçak saray filan yok, geçim sıkıntısı yok, %3 emekli maaşına zam artışına mahkum olan insanların sorunları yok. Hocamın belirttiği gibi Suriye konusunda, komşularla olan ilişkiler boyutunda Türkiye'nin hiçbir sorunu yok, güllük gülistanlık. Başbakan sürekli olarak 1935 – 38 arasında yaşanan acı olayları gündeme getirerek 70 küsur yıl sonra 80 yıl sonra, ben 54 doğumluyum yani benim doğumumdan 20 yıl önce olan olaylar hakkında sürekli bir gündem değiştirme çabası içerisinde. Öncelikle şunu söyleyelim. Bakın, tarihten sürekli bir husumet çıkartarak günümüze taşımak belki seni içinde boğulduğun günlük siyaset olaylarından uzak tutabilir ama toplumu birbirine karşı düşmanlaştıran, toplumu birbirine karşı kamplaştıran süreçleri de ateşlemiş olursun. Hayırlı bir iş yapmıyorsun. Bu bizim ortak tarihimiz. Ruhat hanım, yani 1915'lerde bu milletin ortak tarihi, 1930'larda, 23'lerde, 35'lerde, 38'lerde, 50'lerde, 60'da yaşadıklarımızda, 80'de. Ama kalkıp 1950 öncesine, 80 öncesine sürekli bir şey getirerek siyasette gündem değiştirme çabalarına dikkat etmek gerekiyor. Şimdi ne olmuş Dersim'de? Yani 1935'te bir Tunceli vilayeti iskan kanunu şeklinde bir şey sürece geliyor. Bununla ilgili uygulamalar oluyor biliyorsunuz. 1937'de yani oradaki feodal yapının ki Mustafa Kemal Atatürk'ün çok net açıklamaları var Dersim'le ilgili. Hatta dün Yalçın Bayar köşesine almıştı Atatürk Dersim'le yüzleşti diye ben çok ilgi çekici bulduğum için onu da şey yaptım. Yani şu şekilde bir Yardımcı Doçent Ramazan Topdemir Adıyaman Üniversitesinden bir arkadaşımız onun aldığı şey. Atatürk bakın, 7 Kasım 1937'de Tunceli'de singeç köprüsünün açılışını yaparken Tuncelili bir ihtiyarın övgü dolu sözleriyle karşılanır. Atatürk ihtiyara Dersimliler hakkında şunları söyler. Sana teşekkür ederim silah arkadaşım, hatasız kul olmaz diye bir söz vardır. Birkaç kişinin hata yapmasıyla bu hataya uzaktan yakından ortak olmamışları bir tutamayız. Sizler bizim kanımızdansınız, bizim insanlarımızsınız. Bu toprakların insanısınız. Geçmişteki ufak tefek hataları küçük ve manasız davranışları unutmaya mecburuz. Kin beslememeye, kardeşliğimizi sürdürmeye mecburuz."

Ruhat Mengi: "Şimdi tabi bunu küçük hata olarak görmemek lazım."

Haluk Koç: "1937'de daha sonrasında şey var.

Şimdi bakın, bir karşı çıkış var, bir ayaklanma tarzında orada şehit edilen askerlerimiz var, bir karşı koyuş var ve buna karşıda Atatürk'ün bilhassa 1938'de hasta olduğu dönemlerde ki Celal Bayar Başvekil. Düzenlenen bakın, bugünkü demokrasiden bahsetmiyoruz. Bugünkü enformasyon dünyasından bahsetmiyoruz. Her olayı o gün kendi yaşandığı günün siyasi şartlarına yerel ve dünya siyaset şartlarına göre değerlendirmek gerekiyor. Yani ben savunmak için söylemiyorum sadece bir dünya konjonktürü tarif ediyorum. İkinci dünya savaşının ayak sesleri var. Avrupa'da faşizm büyük bir insanlık felaketine sürükleyecek dünyayı. Genç Türkiye Cumhuriyeti kendi ayakları üzerinde milli bütünlüğünü korumaya çalışıyor ve sürekli olarak da iç isyanlarla cumhuriyetin kuruluşundan itibaren uğraşmak zorunda kalmış ve çok geniş bir karşı harekat yapılıyor. Bu sırada çok sayıda masum. Bunları da kabul etmemiz lazım. Yani böyle bir kalkışma olduğu zaman mutlaka müsebbibi karşılanır, sorumluları aranır. Ama devlet olarak o gün çok sayıda insanı, günahı olmayan bir çok sivil insanı da zarar görecek şekilde, acı çekecek şekilde bir muhataplaştırmaya tabi tutmuşuz. Bütün bunlar bir toplumsal gerçek. Yani burada ne Mustafa Kemal Atatürk'ü, ne o gün tek parti diye bugünle ilgisi olmayan süreçlerle Cumhuriyet Halk Partisini bir mahkumiyet altına sokmak, böyle bir manevi hesap verir tarzında sigaya çekmek. Sen kimsin Davutoğlu? Sen önce dön Uludere'nin hesabını ver, sen önce dön Sivas'ın hesabını ver. Yani büyük bir trajedidir, büyük bir acıdır. Yaşanmıştır. Ama sürekli husumet çıkartarak bugünlere gelmek. Efendim özür diledi, özür dilemedi. Bir acı yaşanmıştır. Tarihte milletlerin birçok örneğinde rastlandığı gibi batıda da vardır acı tarih dönemleri vardır. Ama sürekli olarak bunları günlük siyasetin, günlük siyasetin seni boğduğu alanlarda taşıyarak."


Ruhat Mengi: "Uludere deyince, Uludere hakkında hesap vermesini sağlamak mümkün değil mi mesela hükümetin? Soru önergelerine cevap vermiyor mı?"

Haluk Koç: "Arkadaşımız samimice kendi fikirlerini söylemiş. Cumhuriyet Halk Partisi kurulları içerisinde böyle bir görüşme olmamıştır. Böyle bir beyanda bulunulması ortak kararı alınmamıştır bunu da ifade edeyim. Bende Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkan Yardımcısıyım ve Partinin Sözcüsüyüm. Ama bir acı yaşanmıştır. Bir dram yaşanmıştır."

Ruhat Mengi: "Ama Genel Başkanımın bilgisi dahilinde geldim dedi."

Haluk Koç: "Bunu konuşuruz, hep beraber konuşuruz. Yani o çekilen acı karşısında yani hem devletin karşısına dikilen zihniyetin bir şekilde devlet galebesiyle sonuçlanması noktasında bir irade var. Bir yandan da o süreç içerisinde bir sürü masum insanın, çoluğun, çocuğun, yaşlının öldürülmesi var."

Ruhat Mengi: "Peki bir milletvekilinin özür dilemesi yani bir anlam ifade ediyor mu? Partinin özür dilemesi demektir."

Haluk Koç: "Yani bunlar demin söylediğim gibi, günlük siyaset akışında tıkandıkları noktalarda sürekli olarak muhalefet partilerini güya toplum karşısında ya da kendi tabanları önünde zor duruma düşürecek bir takım adımlar atmaya çalışıyor. Cumhuriyet Halk Partisi o dönem tek siyasi parti. Ama bugün temsil edilen bütün siyasi unsurların içinde olduğu bir parti. Yani bu iş yaşanan acıları hepimiz anmak durumundayız. Yani burada özürden başka bir insani boyutta yaklaşıyoruz.

Şimdi gelelim Uludere'yi sordunuz. Şimdi bunu söyleyen kişi, bunu söyleyen Başbakanlık koltuğunda yine hocamın söylediği gibi iğreti oturan bir fotokopi gibi görüntü veren Sayın Davutoğlu, bakın sizin iktidar olduğunuz dönemde daha yeni kendi yurttaşlarımız değil mi Uludere'dekiler? Ve uçaklar kalkıyor 34 kişiyi çoğu çocuk, genç bombalıyor ve sizin açıklamalarınız var ben buradan bir kere daha sesleniyorum. Yani Dersim Dersim diye o acıları depreştiren zihniyet Uludere'de 34 insanımızı öldüren uçakların kalkıp emrini, bombalama emrini kim verdi? Bu olayı Ankara'nın gizli dehlizlerinde bırakmayacağız mutlaka sonuçlandıracağız tahkikatı diyenler bugün ne yaptılar? Bir komisyon konuldu insan haklarını inceleme komisyonunda arkadaşlarımız tarafından ve diğer partilerden. Burası bir rapor hazırladı. Belgeler ortada, bunun sorumluları ortada. O talimatı bugün Cumhurbaşkanı olan kişi dönemin Başbakanı verdi, o katliam yapıldı, sen bütün bunları dile getirme, daha Sivas'ta yaşanan Kerbela'yla benzetiyor. Bir defa insanın dilinin kemiği olur. Kerbela bugün dahi hesabı görülmemiş bütün Ortadoğu'daki mezhep savaşlarının özünü oluşturan bir şey. Kalkıp da şimdi Dersim'i Kerbela'ya benzeten. Sivas davasında bütün sanıkların avukatlığını yapmadınız mı, üstlenmediniz mi? O insanlara AKP milletvekili rozeti takıp TBMM'ye taşımadınız mı? O davada orada yanan canların katili olanların davası zaman aşımına uğradığında çok pişkin bir şekilde hayırlısı olsun temennisinde bulunmadınız mı? Sen bunların hesabını vermeyeceksin, Türkiye'yi dört taraftan belanın içine sokacaksın, sıkıştı mı Dersim diyeceksin.

Ben sevgili yurttaşlarımıza sesleniyorum, 1950'ye kadar olan süreç hepimizin ortak tarihidir. Ondan sonraki de öylede sorumluluk bakımından söylüyorum. Evet tek parti dönemidir, bizler doğmadan önce olan olaylardır. Acı tarafları için bunları anmalıyız, tartışmalıyız. Sonra bir şey daha var. Bakın, mecliste şunu söyledik. Gelin madem bunu bu şekilde suiistimal ediyorsunuz Dersim'le ilgili bütün arşivleri, kayıtları açalım tarihçiler incelesin. Bilim dünyasından incelesinler, koysunlar ortaya gerçekleri."


Ruhat Mengi: "Bunu AKP reddetti galiba değil mi?"

Haluk Koç: "Reddetti onu söylemeye çalışıyorum. İnsan samimi olur. Niye bugün Dersim'de ya da Tunceli'de her yurttaşımızın evinde bir Hz. Ali'nin resmi, bir Mustafa Kemal Atatürk'ün resmi yan yana duruyor. Niye Tunceli iki seçim dönemi bir 2007 birde 1950 seçimleri dışında sürekli olarak Cumhuriyet Halk Partisine oy verdiler? Çünkü Tuncelilileri Cumhuriyet, çağdaş, eşit yurttaş, eşit haklara sahip birer yurttaş konumuna yükseltti ve Atatürk'e olan sevgileri eşit yurttaş olmaları inançlarını özgürce yerine getirebilme hakları, baskıdan kurtulmaları cumhuriyetin, Atatürk'ün sayesinde oldu. Tunceliler bunu bilecek kadar kadirşinastır, merttir. Yani herkesin Tunceli'ye gitmesini tavsiye ederim. Görsünler o Munzur'un insanlarını.

Yani şunu söylemek istiyorum. Bu bir suiistimal konusudur, bu bir akılları sıra kendi ayıplarını örtmek için tarihin içerisinden husumet çıkartarak Cumhuriyet Halk Partisine sataşma kozlarıdır. Dersim'de acılarda yaşanmıştır. Ama bir gerçekte vardır tarihi tespit. Bütün bunları birlikte ele almamız gerekir. O acılarla hep beraber yüreğimizi dağlayalım. Ama sen kalk daha dün meydana gelen kendi siyasi sorumluluğundaki katliamların hesabını verme Cumhuriyet Halk Partisine laf yetiştir. İşte onun için fotokopi diyoruz, onun için karikatür diyoruz, onun için hayalet başbakan diyoruz. Kendinden bihaber kalkmış Cumhuriyet Halk Partisine . Siz demediniz ben siyaset olarak söylüyorum, dün söylüyorum bugünde söylüyorum. Haddine, boyuna posuna bakmadan Cumhuriyet Halk Partisine."


Ruhat Mengi: "Aslında CHP'yle ilgili çok fazla sormak istediğim soru var. Mesela orada Mehmet Bekaroğlu'nun gelmesi Refah Partisi, Fazilet kökeninden bir ismin gelmesi de tepkilere neden oldu. Özellikle son seçim sırasında işte cemaatle yanyana getirilmeye çalışıldı CHP."

Haluk Koç: "Yine aynı algı, algı operasyonu."

Ruhat Mengi: "Evet aynı algı operasyonları. PKK'yla yanyana getirilmeye çalışılıyor."

Haluk Koç: "Bizde şaşırdık. Biz herkesle berabersek o zaman niye iktidar olmuyoruz? PKK'yla beraberiz, cemaatle beraberiz. Yapmayın Allah aşkına Cumhuriyet Halk Partisi ."

Ruhat Mengi: "PKK'yla masaya oturan hükümettir yani buna rağmen CHP'yle yanyana konuyor."

Haluk Koç: "Onu söylemeye çalışıyoruz. Bu algı operasyonu.

Şimdi Ruhat hanım belki sözü vereceksiniz de kısa çözümle ilgili şeyi de söyleyeyim belki tekrar gelmeyebilir. Şimdi bakın, çözüm çözüm, bir programa yine Semih hocamla beraber katılmıştık. Bizim peşimizden de yine akademik sıfatlı bir AKP yetkilisi çıktı bizi akli şey bakımından yetersiz bulduğunu söyledi. Yani özürlü anlamında konuştu. Neymiş çözüm sürecini herkes biliyormuş madde madde biz algılamamakta, anlamamakta ısrar ediyormuşuz. AKP içerisinde o bahseden Sayın Profesör MYK üyesi de dahil, eski Başbakan yeni Cumhurbaşkanı sıfatlı kişi. Şimdi dolayısıyla Başbakan girdi işin içine gölge, suret ne derseniz deyin. Hakan Fidan, Efkan Ala, sizin şu korktuğunuz İçişleri, Goebbels'leşen İçişleri Bakanı. Ondan sonra birde şimdi sözcü daha önce bir köstebeklik görevi vardı. Beşir Atalay. Bu 5 kişi dışında bu süreci detaylı bilen yok. Masayı kuran sizsiniz kardeşim. Masayı kuran sizsiniz, masanın karşısına bir terör örgütü liderini oturtan muhatap olarak sizsiniz. Karşısında biz oturmadık, şerefsizdir, alçaktır geç onları. Devleti oturtan sizsiniz, masanın altına mayının, silahın, terörün şantaj olarak yerleştirilmesini ve işine gelmediği zaman Türkiye üzerinde bir tehdit unsuru olarak ileri sürülmesini sağlayan, kabul eden sizsiniz ve ondan sonrasında çözümü bilmiyorsunuz. Ne var? İki taraf kendi çıkarına şey yapıyor.

Ben Kürt yurttaşlarıma da sesleniyorum. Her seçim dönemi bir havuç sopa politikası izleniyor. Seçime kadar perdenin önünde yumuşak söylemler, seçim sonrasında hatta seçime doğru ikili söylem, iki maskeli yüz, binbir surat. Milliyetçi ağır söylemler bütün halka dönük. İşte MHP tabanına dönük demin sizde söylediniz bir takım gel gel operasyonları. Fakat perde arkasında ne istedin de vermedik. Cemaate söylediklerinin bir benzeri.

Şimdi bugün geldiğimiz noktada Türkiye'de bir Kürt sorunu vardır. Bu bir demokratikleşememe sorudur. Gittikçe bireyselleşen, diktatörleşen, muktedirleşen bir iktidarın bu sorunu tek başına çözmesi mümkün değildir. Gizli kapaklı pazarlıklarla uluslararasılaştırarak sorunu masaya bir takım emperyalist güçleri de davet ederek kendi amaçlarını da sürecin içine katarak çözmek mümkün değildir. Kürt kardeşlerimiz bu ülkenin eşit birer yurttaşıdır. Sorunlar ortadadır. Bu demokratik talepler milletin meşru meclisinde, meşru seçilmiş siyasi aktörlerle HDP'nin de postacılıktan çıkarak kendi siyasi rolünü oynadığı, gelin milletin önünde konuşalım. Edirne'deki, Trabzon'daki, Antalya'daki yurttaşımızda Diyarbakır'daki gibi bütün meseleyi görsün. Hep beraber bu ülkenin birlikte yaşama iradesini koruyarak ne yapabileceksek demokrasi içerisinde şeffaf, açık, net milletin önünde yapalım. Kürt kardeşlerimizin de bu prangadan, bu terör örgütü şantajı prangasından kurtulmaları gerektiğine inanıyorum.

Bütün mesele bu. Dersimle de ilgili bu. Suiistimale gerek yok. Acıları hep beraber paylaşıyoruz, gerçekleri de görüyoruz ama bugüne bunların taşınarak toplumun kanatılmasına da karşıyız. Onu da ifade ediyorum."


Ruhat Mengi: "Sayın Koç, şimdi Nisan'da tabi baskın seçim olmasını ben mesela bekliyorum. Çünkü bu olaylar uzadıkça iyice sarpa saracak ve içinden çıkılması hükümet açısından çok zor olacak. Söyledik Fine National Times'ın da dediği gibi işte artık oraya Kürdistan deniyor. PYD ve PKK mağdur durumunda dünyanın gözünde. Bundan sonra Türkiye'nin artık PKK'ya karşı bir tutum alması giderek zorlaşıyor. Ama mesela Almanya'da PKK suç işlediği zaman direk hapse tıkılıyor, Türkiye'de artık bu yapılamıyor. Bunlar bir yana şimdi siz seçim için bu biraz önce sorulan soru sandığa gitmeyeni nasıl götürmeyi başaracaksınız? Ve Mehmet Bekaroğlu'nun Fazilet Partisi kökeninden, Refah Partisi kökeninden gelmiş olması, Sezgin Tanrıkulu'nun biraz böyle HDP ağzıyla konuşuyor olması, bunlar. Emine Ülker Tarhan'ın kurduğu partinin CHP üzerinde nasıl bir etki yapacağı. Bütün bunları gözönüne alarak Nisan ayında da bir seçim olabileceğini düşünerek hileleri önlemek, anketlerle insanların yanıltılmasını önlemek, 20 milyon ekstra seçmen kartı basılmasını önlemek geçen seçimde olduğu gibi. Nasıl bir çalışma yapıyorsunuz?"

Haluk Koç: "Öncelikle teşekkür ederim. Tabi çok kısa bir zaman diliminde çoklu sorulara yanıt verme durumundayım. Ama öncelikle tüyleri diken diken eden biraz Goebbels özentisi de taşıyan ki bu sözün üzerine bir dava açıldı ama tekrar ediyorum bir suç olmadığını düşünüyorum. Bir tespittir, bir siyasi tespittir. Onu yapabilecek bir siyasi konumdayım da. Efkan Ala'nın sözleri. Yani bakın, anayasayı değiştireceğiz iddiası filan yok. Anayasal düzeni değiştireceğiz diyor ve bu çok açık bir suç. Ben buradan, Halk TV kanallarından İçişleri Bakanının anayasal düzeni değiştireceğiz sözü üzerine cumhuriyet savcılarının bir takibata geçip geçmeyeceğini merak ettiğimi ifade etmek istiyorum. Açıkça alenen bir suç duyurusunda bulunmak istiyorum televizyon aracılığıyla kamuya. Bu ne demektir? Ve yanındaki kendilerine çok yakın yazan, çizen, düşünen bir gazeteci arkadaşımızın olayı tevil etmek için, toparlamak için 40 dereden su getirdiğine tanık oluyoruz daha sonraki diyalogda.

Yani şimdi artık açıkça hedefini koymuş. Ben anayasal düzeni değiştireceğim diyor. Yani hesap vermeyeceğiz diyor. Hesap verebilirlik yok, şeffaflık yok."


Ruhat Mengi: "Yani bize çoğunluğu verirsiniz biz başkanlık sistemini mi getireceğiz diyor, ne diyor?"

Haluk Koç: "Yani anayasal düzeni değiştirmek ne demek? Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti olarak anayasada karşılığını bulun Türkiye Cumhuriyeti devletinin siyasi tanımını biz ortadan kaldıracağız diyor. Bu dört tanımlama odağında da değişiklik yapacağız diyor.

Şimdi bunu açıkça bir İçişleri Bakanı söyleyebiliyor. Onun için deminki çağrımı bir kere daha tekrar etmek istedim. Şimdi baktığınız zaman, efendim diyor bu devletin içerisinde eğer değiştirmek anayasal düzeni diyor, düzeni. Ya bu paralel yapılar çıkar, teğet yapılar çıkar, şu çıkar, bu çıkar. Sayın hocam söyledi Fikret hocam söyledi. Yani şuanda bir darbe varsa yeni bir vesayet anlayışı devlete bir elbise olarak giydirildiyse bütün bu deminden beri 3 saattir tartıştığımız süreçlerde AKP iktidarının başındaki muktedirle beraber sonradan tuttuğu kopyalarla beraber devletin üzerine giydirdiği elbisedir. Bununla da yetinmiyorlar tümünü devleti tarif eden siyasi tanımı değiştireceğiz diyorlar. Yani karşımızdaki tablo bu."


Ruhat Mengi: "Seçmeni sandığa nasıl götüreceğinizi iki cümleyle alalım."

Haluk Koç: "Şimdi Sayın Bekaroğlu dediniz, Sayın Sezgin Tanrıkulu dediniz. Bakın, toplumsal muhalefet farklı bir olaydır Ruhat hanım. Şimdi bir kesim var. Mesela Sayın Bekaroğlu bir aktivist, insan hakları boyutunda bir sürü eyleme katılmış, bir sürü tavır koymuş, geliştirmiş. Yani ille bizim gibi düşüneceksin, bizimle aynı gözlükten bakacaksın dünyaya."

Ruhat Mengi: "Bir tıp profesörü değil mi Bekaroğlu aynı zamanda."

Haluk Koç: "Evet psikiyatrist. Aynı tıp fakültesinden mezunuz, aynı yaş grubundayız. Şöyle söyleyeyim, yani aynı kalıplar içerisinde aynı insanlar, aynı düşünceler, aynı ses, aynı nefes. Şimdi bir toplumsal muhalefet toplumun bugün sürüklenmekte olduğu deminden beri çizdiğimiz bu kötü gidişe karşı bir sorumluluk hisseden herkesin siyaset yoluyla bu tashih edilecekse, düzeltilecekse bir güç birliği yapmasında, Cumhuriyet Halk Partisinin de bir programı var, ilkeleri var, tüzüğü var. Yani bununla ben çelişmiyorum. Bugünkü gidişi tehlikeli görüyorum, bu kamplaşma, bu kutuplaşma ve bu talepler artık su üstüne çıkan bu talepler Türkiye'yi bir felakete götürüyor diye feryat eden herkesin kendi köşesinde bireysel ses çıkartmaktansa bu büyük toplumsal muhalefet sürecine katılmalarını ben çok doğal görüyorum. Yani kişiyi önyargıyla daha önceki siyaset çizgisine bakarak şu veya bu şekilde mahkum etmek yanlış.

Bakın, AKP içinde de Sayın Ertuğrul Günay, Erdal Keskin, Haluk Özdalga, şuanda da AKP içinde var SHP içinde daha önce görev yapmış ilçe başkanları var milletvekili olan. Yani bütün bunlar AKP'de olduğu zaman normal ama ben Cumhuriyet Halk Partisinde bu sürece karşı çıkıyorum ve Cumhuriyet Halk Partisinin de burada demokratik bir seçenek olması için katkı vermek istiyorum diyene hayır sen gelme, seni istemiyorum. Yani bu mantıkla gitmemiz yanlış onu söylemeye çalışıyorum."


Ruhat Mengi: "CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu bütün bu sosyal yardımları bizde yapacağız, AKP kendisi yiyor artanını halka veriyor falan demişti."

Haluk Koç: "Artığını veriyor evet."

Ruhat Mengi: "Yani siz bu sosyal yardımları yapacağınızı falanda halka herhalde anlatacaksınız ve milletvekilleriniz bence Nisan ayında seçimin yapılacağını düşünerek şimdiden bölgelerine gidip çalışmaya başlasınlar, halka ulaşsınlar."

Haluk Koç: "Samsun milletvekiliyim ama şuanda Ankara ilinin sorumluluğu verildi. Ankara'nın dış ilçelerinde bir aydır dolaşıyorum. Meclise de doğru dürüst katılamıyorum. Bir aydır dolaşıyorum ve kırsal alana çıktığımız zaman insanlar bunu çok net ifade edebiliyorlar. Mecburum diyor şu kadar kömür şuradan, şu kadar kömür büyükşehirden, sosyal yardımlaşmadan, şu koliler şuradan ve köydeki kayıt sistemi belli. Yani benim oyum takip ediliyor. Yani insanlar yoksulluklarıyla önce yoksullaştırılıyorlar, geçim kaynakları kurutuluyor ve ondan sonrada siyasi rehine durumuna düşürüyorlar. Şimdi sosyal devlet boyutunda bizim bunu emeklinin, köylünün, esnafın, çalışanın net hayatına birebir yansıyacağı karşılığı olan önerilerle Cumhuriyet Halk Partisi toplumun karşısındayız."

Ruhat Mengi: "Siz bu kömürleri yine vereceğinizi, mesela bakın 9 yıldır bilmem kaç ton, siz vereceğinizi ama işçileri öldürmeden, işçilerin ölmesini önleyerek vereceğinizi anlatın."

Haluk Koç: "Kesinlikle tabi. Yani şimdi bir sosyal demokrat parti örgütlü toplum yapısı dediğimiz zaman sendikaların alanda olmadığı, sendikaların çalışanın hakkını korumadığı bir düzeni savunabilir mi? Bütün bunların tashihi gerekiyor.

Sayın Emine Ülker Tarhan'ın istifa etmesine üzüldüğümü ifade etmek istiyorum. Bir polemiğe girmek istemiyorum. Böyle bir yolu seçti ama yakın siyasi tarihe baktığımızda ana nehirde mücadele etmek, yani orada fikir ayrılığı da olsa onu orada savunmak ve kendisine verilen oyların hakkını o şekilde vermek. Zaman zaman benimde tam tamına uyuşmadığım fikirler olmuştur Cumhuriyet Halk Partisinde. Halende olabilir ama bütün bunları bir ayrılık gayrılık noktasına çekerek bir bireysel savaşa, bireysel siyasi arayışa çevirmemek gerekiyor. Kendi tercihidir bir şey demiyorum.

Nasıl yapacağız? Elbirliğiyle yapacağız. Yani bir kesim, yani iktidarın bütün bu melanetini, bütün bu senaryoları görmeden hep beraber bir, belki bu da bir algı operasyonudur. Cumhuriyet Halk Partisi böyle orada şu var, o onu dedi, bu bunu dedi. Tamam hep beraber bir şekilde hep beraber olmak zorundayız. Örgütlü bir şekilde mücadele etmek zorundayız."


Ruhat Mengi: "Cumhuriyet Halk Partisinin de genel olarak halkı hedef alan söylemlerine çok dikkat etmesi, baskıcı bir sözün orada çıkmaması, yanlış bir sözün bazen rakip parti söylüyormuş gibi bir takım söylemler duyuluyor."

Haluk Koç: "Parti Sözcüsüyüm ve dikkat edin hiçbir noktada görev aldığım süre içerisinde söylemlerimle sizin dediğiniz bir noktada bir hatam olmadı. Cumhuriyet Halk Partisinde çok iyi niyetli insanlarımız var. Yani ben Cumhuriyet Halk Partisi örgütleri de bütün olumsuzluklara rağmen canını dişine takan, çalışan yüzbinlerce insan var. Hep beraber eleştirmek yerine katkı verin. Katkı verin eleştirin. Hep beraber parti içi demokrasiyi de daha güncele taşıyalım.

Bakın, %85 oranında önseçim dedi Sayın Genel Başkanımız. Bende katılıyorum buna. %85 oranında önseçim. Gelin katılın hep beraber, eleştirmek en kolayı. Ben eleştiriye karşı değilim ama özeleştiride yapın. Sadece vurarak bir şey olmaz. Karşımızda bir heyüla var. Anayasal düzeni yani Türkiye'yi yok etme hevesi var. Buna karşı hep beraber mücadele etmek zorundayız."


Ruhat Mengi: "Çok teşekkür ediyorum Sayın Koç."

Anahtar Kelimeler
    Pazartesi, 17 Kasım 2014 16:00

Bağlantılı Konular