Kılıçdaroğlu, 100. Yılında Birinci Dünya Savaşı Sempozyumuna katıldı

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu İstanbul'da "Birinci Dünya Savaşının 100. Yılı" nedeniyle açılan sergiyi gezdi ve  sempozyumunun açılış konuşmasını yaptı.

Kılıçdaroğlu açılış konuşmasında şunları söyledi:

"Değerli konuklar, değerli tarih dostları, sesimizi, düşüncelerimizi geniş kitlelere ulaştıran değerli basın mensupları, birinci dünya savaşının 100. Yılı dolayısıyla biraradayız.

Bu savaş ya da diğer adıyla harbi umumi merkezi Avrupa olmakla birlikte küresel çapta gerçekleşmiş dünya tarihinin en kanlı savaşlarından biridir. Birinci dünya savaşı 20. yüzyılın tarihsel gelişiminde önemli rol oynayan tüm dünyada uzun vadeli dönüşümlerin yaşanmasına neden olan bir dönüm noktasıdır. Birinci dünya savaşı şüphesiz ki yalnızca bizim toplumumuz için değil, tüm dünya halkları içinde büyük acıların yaşandığı, dünyanın yeniden şekillendiği öncesi ve sonrası ile uzun bir süreci ifade etmektedir. Savaşın tarihsel arka planı ve nedenleri kuşkusuz burada özgürce tartışılacaktır.

Saygıdeğer konuklar, dünya savaşı resmi olarak 11 Kasım 1915'te bitti. Ancak dünya birinci dünya savaşının etkilerini hala yaşıyor. Almanya birinci dünya savaşından kalan borçlarını 2010 yılında ödedi. İngiltere hazine bakanlığıysa birinci dünya savaşından kalan borçlarının bir kısmını önümüzdeki Şubat ayında ödeyeceğini açıkladı. Tam bir 100 yıldır savaşın bir parçası olan ülkeler sosyal, ekonomik ve siyasal olarak bu savaşın yarattığı sorunlarla mücadele ediyorlar. 4 yıl, 3 ay, 2 hafta süren savaşta yaklaşık 40 milyon insan öldü. Almanya erkek nüfusunun %15'ini, Avusturya, Macaristan imparatorluğu %17'sini ve Fransa %10,5'unu yitirdi. Savaşta ölen her 10 askerden birisi Osmanlı üniformasını taşıyordu. Ordumuz Galiçya'da, Afrika'da, Kafkaslar, Mezopotamya, Arabistan yarımadasında ülkemizi savunuyordu.

Değerli konuklar, bu savaş bu kayıplar yanında uluslararası alanda da büyük değişimlere yol açmıştır. Avrupa ve dünya güçler dengesi yeniden kurulmuştur. Dört büyük imparatorluk, yani Almanya, Rusya, Avusturya, Macaristan ve Osmanlı imparatorluğu yıkılmıştır. Monarşizm dünyada egemen yönetim biçimi olmaktan çıkmıştır. Yeni ulus devletler doğmuş pek çok devlet bağımsızlığını kazanmıştır. Ekim devrimi gerçekleşmiş, Rusya'da yaşanan devrimin siyasi ideolojisi pek çok ülkeye yayılmıştır. Birinci dünya savaşının sonuçları uluslararası arenada yaşanan iktisadi ve siyasi sorunların ve krizlerin artık savaşlarla çözülemeyeceğini göstermiştir. Ancak ne yazık ki dünya devletleri yaşanan büyük acılardan ders çıkarmayı becerememiştir. Birinci dünya savaşı sonunda Ortadoğu coğrafyasında kurulan yeni devletler bölgenin temel hassasiyetlerini hiçe sayan bir anlayışın ürünü olduğu için bugün bile bölgede iç karışıklıklar ve savaşlar devam etmektedir.

Değerli konuklar, Osmanlı imparatorluğu birinci dünya savaşına savaş başladıktan sonra ittifak devletleriyle imzaladığı bir anlaşma sonucu girmiştir. Bir başka deyişle Osmanlının savaşa girmesi savaş öncesinde imzalanmış bir bağlayıcı anlaşmadan dolayı değil, siyasi bir tercihin sonucu olarak Osmanlı savaşa girmiştir. Ancak bu siyasi tercihin faturası çok ağır olmuştur. Savaş Anadolu için çok çetin şartlarda gerçekleşmiştir. Ülkenin ve toplumun içinde bulunduğu askeri, ekonomik ve toplumsal sıkıntılar savaşta katlanarak artmıştır. Savaşın sona ermesiyle 30 Ekim 1918'de Mondros mütarekesi imzalanmıştır. Ateşkes uyarınca boğazlar açılmış, Osmanlı ordusu silahsızlandırılmış ve itilaf devletleri güvenlik gerekçesiyle Osmanlı topraklarını işgal etmeye başlamışlardır. Ortaya çıkan bu vahim tablo Atatürk ve arkadaşlarının kurtuluş savaşını başlatmaları ve sonrasında kuracakları cumhuriyet ve gerçekleştirecekleri devrimler için önemli bir itici güç olmuştur. Yine Atatürk ve arkadaşları birinci dünya savaşı sonrasında ülkenin içinde bulunduğu güç koşullara rağmen büyük bir mücadele ile önce bağımsızlığı sağlamış sonrada imparatorluğun yıkıntıları arasından çağdaş, güçlü, laik ve demokratik cumhuriyeti inşa etmişlerdir.

Türkiye Cumhuriyetinin kurucu önderleri birinci dünya savaşında yaşanan acı tecrübelerden önemli dersler çıkarmışlardır. Atatürk’ün de ifade ettiği üzere ülkemiz uluslararası herhangi bir sorunu barış yoluyla halletmeye çalışan, barışı menfaatine gören bir ülke olmuştur. Atatürk’ün yurtta barış, dünyada barış ilkesi doğrultusunda Türkiye güvenlik prensibine ve onun araçlarına yalnızca barış dışında bir seçeneğe mecbur kalmamak için önem vermiştir. Bugün özellikle Ortadoğu'ya göz dikerek kişisel ihtirasları uğruna içinde bulunduğumuz coğrafyayı ülkemizi de içine alabilecek bir savaşın eşiğine getirenler anlaşılan tarih bilgisinden ve geçmişten ders çıkarma erdeminden yoksundurlar. Bugün içinde bulunduğumuz koşullarda belki de en çok ihtiyaç duyduğumuz siyasi yönelim cumhuriyet tarihimizin barış eksenli dış politika anlayışına sadık kalmaktır.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak kalıcı bir barış sağlanması için dünyadaki tüm insanların durumunu iyileştirecek uluslararası tedbirler alınması gerektiğine inanıyoruz. Atatürk'ün de güçlü bir şekilde ifade ettiği üzere insanlığın bütününün refahı açlık ve baskının yerine geçmelidir. Her ülke yurttaşlarını haset, açgözlülük ve kinden uzaklaştıracak şekilde eğitmelidir. Dünya otoriter zihniyetlerden çok çekti. Biz bir yandan gençlerin zihinlerine düşmanlık ve nefret tohumları eken bu anlayışla mücadele ederken aynı zamanda çocuklarımıza barış ve sevgi dolu bir dünya bırakmak için çalışıyoruz.

Bu sempozyumun koordinatörlüğünü Sayın Balbay yaptı. Burada Şişli Belediyemize ve Sayın Balbay'a, kuşkusuz bu toplantımıza katılan değerli akademisyenlere, tarihçilere ve gazeteci arkadaşlarıma yürekten teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.

1800 yıl önce bugünkü Adıyaman'ın Samsat ilçesinde yaşamış olan bir filozof ve edebiyatçı var Lucian. Lucian tarihçileri şöyle tanımlıyor; iyi bir tarihçi korkusuz  olur, asla satın alınamaz. Gerçeğin ve özgürlüğün dostudur. Kimseden etkilenmez, kimseye iltimas geçmez. İyiye iyi, kötüye kötü der ve adil bir yargıç olarak gerçeği söyler. O hiçbir egemenliği kabul etmez. Kimsenin hakkında ne söyleyeceğini umursamaz. Yalnızca olanları olduğu gibi anlatmakla yükümlüdür. Tarihçilerden beklediğimizde budur. Geçmişi doğru öğreneceğiz ki geleceği sağlıklı kuralım.

Bu sempozyumun temel amaçlarından biriside budur. Ve şunu asla unutmayalım. Tarih siyasetçilerin istismar edeceği bir alan değildir. Tarih siyasetçilerin ders çıkaracakları bir alandır.

Değerli konuşmacılarımıza katkıları için, bilgilerini, birikimlerini bizlerle paylaştıkları için onlara ve siz dinleyenlere yürekten teşekkürlerimi ve saygılarımı sunuyorum."

    Cuma, 14 Kasım 2014 16:30

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica