"Müslümanlıkta böyle bir kural yok, çalmayacaksın, adam gibi iş yapacaksın"

CHP Genel Başkan Kılıçdaroğlu," AKP İktidarı bitmiştir. Bu terazi, bu sıkleti çekmiyor. Türkiye'nin demokratik yollardan bu iktidardan kurtulması lazım Sandığa gideceğiz ve bitireceğiz" dedi.

Müslümanlıkta böyle bir kural yok, çalmayacaksın, adam gibi iş yapacaksınCHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun 04.11.2014 tarihinde Grup Genel Kurulu Toplantısında yaptığı konuşma;

"Değerli dostlarım, yol arkadaşlarım, bizleri televizyonları başında izleyen saygıdeğer yurttaşlarım; konuşmamıza belki biraz hüzünle başlayacağız bugün. 1375 yıl önce Sevgili Peygamberimizin torunu Hz. Hüseyin Kerbela'da şehit edildi. 1375 yıldır İslam dünyası bu acı olayı unutmadı. Her yıl matemi tutulur bunun. İnsanlarımız zalime karşı mücadele eden Hz. Hüseyin'i hiç unutmadılar ve zalimler tarihin hiçbir döneminde abat olmadılar, egemen olmadılar. Geçici bir dönem egemen oldular ama tarih onların yerini çöp sepeti olarak belirledi. Sevgili Peygamberimizin torunu Hz. Hüseyin 1375 yıldır herkesin gönlünde, herkesin gönlündeki tahtta. Matemle kutlanıyor, acıyla kutlanıyor. Sonuçta, bu acı olayı öyle anlaşılıyor ki insanlık tarihi hiç unutmayacak.

Sevgili dostlarım, sosyal devlet denen bir kavram var. 1961 Anayasası ile beraber Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda da yer aldı. Sosyal devlet, devletin insanileştirilmesidir aslında. Devletin vatandaşa hizmet götürmesidir. Vatandaşın sesini dinlemesidir sosyal devlet. Sosyal devlet deyince aklımıza rahmetli Bülent Ecevit gelir. İşçi hakları, emeğin hakkı, grev hakkı onun döneminde çalışma yaşamının ayrılmaz parçaları oldular. Alın terinde değerdir sosyal devlet aslında fakat biz sosyal devleti unuttuk. Nedir sosyal devlet? Anayasanın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen maddelerinden birisidir. "Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik, sosyal hukuk devletidir." der. Değiştirilmesi dahi teklif edilemez. Devleti sosyalleştiren bu maddedir ve bu maddenin gereği yerine getirilmek zorundadır. Ne zaman ki sosyal demokrat bir başbakan iktidar olmuştur, ne zamanki başbakanlık koltuğunda bir sosyal demokrat oturmuştur sosyal devlet o zaman daha güçlü olmuştur. Sosyal devleti ayağa kaldırmak bizim görevimizdir. İşsizlik mi var? Görev sosyal devletin. Yoksulluk mu var? Görev sosyal devletin. Üretim mi yok? Görev sosyal devletin. Ben size sosyal devlet nedir oturup kendim tanım yapmayacağım. Sosyal devletin ne olduğunu bir Anayasa Mahkemesi kararından sizlere okuyacağım ve hep beraber şunu düşünelim: Anayasa Mahkemesinin tanımladığı bu sosyal devlet acaba Türkiye'de var mı? Anayasa Mahkemesi sosyal devleti tanımlarken bir kararında şöyle diyor: "Sosyal devlet, ferdin huzur ve refahını gerçekleştiren ve teminat altına alan kişi ve toplum arasında denge kuran devlettir." Böyle bir tablo var mı bugün? Ferdin huzuru, refahı var mı? Evet huzur ve refah vardır diyenler varsa Yalvaç'a gitsinler, Ermenek'e gitsinler, Soma'ya gitsinler, Davutpaşa'ya gitsinler, narenciye ürününü satamayan Dörtyol'a gitsinler baksınlar bakalım sosyal devlet oralarda var mı? Ve Anayasa Mahkemesi şöyle devam ediyor: "Emek ve sermaye ilişkilerini dengeli olarak düzenleyen devlettir sosyal devlet" Emek ve sermaye ilişkileri dengeli mi? Taşeronlaşma var mı? İşçinin hakkı var mı? Baktığınız zaman bu dengenin olmadığını görüyoruz. Anayasa Mahkemesi şöyle devam ediyor: "Özel teşebbüsün güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayan devlet sosyal devlettir." Buyursun herhangi bir özel sektör yöneticisi mevcut hükümeti eleştirsin, ertesi gün kapısında bir müfettiş ordusu görür. Bir özel sektör kuruluşu, bir sivil toplum örgütü kalktı bir açıklama yaptı ve dedi ki "Hukukun üstünlüğünün olmadığı yere yabancı sermaye gelemez." Ne yapıldı? Sen misin bunu söyleyen, onu söyleyen sivil toplum kuruluşu vatan haini ilan edildi. Demek ki özel sektör açısından da sosyal devlet yok. Sonra devam ediyor. "Çalışanların insanca yaşaması ve çalışma hayatının kararlılık içinde gelişmesi için sosyal, iktisadi ve mali tedbirleri alarak çalışanları koruyan devlet sosyal devlettir." Var mı böyle bir şey? Çalışanların korunduğu bir devlet var mı? Yoksa çalışanların alın terinin acımasızca sömürüldüğü bir düzen mi var? Devam ediyor Anayasa Mahkemesi: "İşsizliği önleyici ve milli gelirin adalete uygun biçimde dağılmasını sağlayacak tedbirleri alan devlet sosyal devlettir." İşsizlik var mı? Var. İşsizliğin bir toplumun gelişmesinde, büyümesinde en büyük risk unsuru olduğunu herhalde aklı başında olan herkes bilir. Bonzai mi var? Var. Uyuşturucu mu var? Var. Kadına şiddet mi var? Var. Bunların temel nedeni işsizliktir, temel nedeni umutsuzluktur. Temel nedeni sosyal devletin Türkiye'de hayata geçirilmemesidir. O nedenle sosyal devlet üzerinde hep beraber durmak zorundayız. Gelir dağılımını dengeleyecek sosyal devlet. Bakın örnek vereceğim. Türkiye'nin en zengin yüzde 10'luk dilimi 2000 yılında toplam servetin yüzde 66'sına sahipti; şimdi 66'dan 78'e çıktı. Bu, sosyal devlet değil. Bu, bir toplumun, bir kitlenin vahşi kapitalizme teslim edilmesi sürecidir, geldiğimiz nokta budur. Devam ediyor Anayasa Mahkemesi. "Adaletli bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye kendini yükümlü sayan devlet sosyal devlettir." Adaletli bir hukuk düzeni var mı? Yoksa birileri için imtiyazlı bir hukuk düzeni mi var? Yolsuzluk yapacaksın, yargılanmayacaksın; hırsızlık yapacaksın, yargılanmayacaksın; 2 lira çalan yargılanacak, onlarca yılla yargılanacak. Demek ki sosyal devlet hukuk alanında da kendisini göstermiyor. Ve devam ediyor Anayasa Mahkemesi: "Hukuka bağlı kararlılık içinde ve gerçekçi ve özgürlük rejimini uygulayan devlet sosyal devlettir." Hukuka bağlı bir devlet yok ortada. Kararlılık içinde bir hukuk devletini savunan bir devlet de yok ortada. O zaman hep beraber unuttuğumuz bir kavramı yeniden topluma anlatmak zorundayız, sosyal devlet. Vazgeçilmez devlet, insan haklarına saygılı devlet, sosyal devlette işsiz, devletten "işsizliğimi gider" deme hakkına sahiptir. Bu haktır her vatandaş için, her işsiz için bu haktır. Sosyal devlette yoksul, devlete dönüp, iktidara dönüp "Benim yoksulluğumu gidereceksin" deme hakkına sahiptir. Sosyal devlette vatandaşın hükümetten hak isteme talebi vardır. "Ben örgütlenmek istiyorum, hakkımı ver. Alın terimin karşılığını istiyorum, hakkımı ver. Haksızlığa uğruyorum, adaleti sağla" deme hakkı var. Biz sosyal devleti kendi gündemimizden büyük ölçüde çıkardık, Türkiye olarak çıkardık. Eğer uygar bir toplum olacaksak, devlet gerçekten vatandaşına hizmet götürecekse, gerçekten devlet vatandaşının sorunlarını çözecekse yolu sosyal devleti yeniden inşa etmekten geçiyor. Kim inşa edebilir? Vatandaşlarıma soruyorum: Mevcut hükümeti gördünüz, on iki yıldır iktidardalar, işsizliği önlediler mi? Uyuşturucuyu önlediler mi? Haksızlıkları önlediler mi? Adaleti sağladılar mı? Bunların hiçbirisi yok. O zaman oturup düşüneceğiz, kim bunları yapabilir? Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, şimdiye bakın ve tarihimize de bakın, geçmişimizi de bakın, rahmetli Bülent Ecevit'e de bakın sosyal devleti kim getirdi? Sosyal devletten yana politikaları kim üretti? Haksızlıklara karşı kim direndi? Aynı noktadayız, sosyal devleti yeniden inşa edeceğiz. İşsizliği, yoksulluğu bu ülkenin kaderi olmaktan çıkaracağız. Herkese iş, bütün işsizlere söylüyorum, iş mi istiyorsun kardeşim? Umudun mu var bir gün iş bulabilirim diye? Yerin ve adresin belli, geleceksin, Cumhuriyet Halk Partisine oy vereceksin. Eğer parti olarak sana iş bulamazsak sen hesabını benden soracaksın.

Türkiye büyük bir devlettir, güçlü bir devlettir. Türkiye'nin daha da güçlü olması lazım. İşsizlik bizim gücümüzü kırıyor, kolumuzu kanadımızı kırıyor. Yoksulluk aynı şekilde. Sözüm söz, Cumhuriyet Halk Partisinin sözü, işsizliği tarihe gömeceğiz, işsizlik olmayacak. Üniversite gençleri arasında işsizlik oranı yüzde 30. O anne ve babalar çocuklarını hangi umutlarla üniversiteye gönderdiler? İşsiz kalsınlar diye mi üniversiteye gönderdiler? Çocuğu üniversite mezunu olup çocuğu işsiz olan anne ve babalara da sesleniyorum: Sadece atama bekleyen öğretmenlerin anne ve babalarına değil, sadece onlara da değil, binlerce ziraat fakültesi mezunu genç işsiz. Eğer siz bu ülkede işsizlik denilen bir beladan kurtulmak istiyorsanız sosyal devleti ayağa kaldırma sözü veren Cumhuriyet Halk Partisine geleceksiniz, başka bir seçeneğiniz yok. Bir ülkede işsizlik varsa orada dert vardır arkadaşlar. Kadına şiddet de vardır. Sosyal devlet yoktur orada. Her türlü haksızlık işsizlikten kaynaklanır, beslenir. Bir kişi nasıl işsiz kalabilir? İşsiz kalan toplum baskıcı rejimlerin arka bahçesi hâline getirilir. Herkesin işi olacak, herkesin aşı olacak. Bunu söylemiyorlar, dillendirmiyorlar, toplumu ayrıştırıp toplumu bölüyorlar, inanç eksenli bölüyorlar, etnik kimlik eksenli bölüyorlar, yaşam tarzı eksenli bölüyorlar. Buradan sesleniyorum, bütün Türkiye'ye sesleniyorum; Kardeşim, etnik kimliğin ne olursa olsun, yaşam tarzın ne olursa olsun, inancın ne olursa olsun benim görevim sana iş bulmak, senin evinde aş olmalı aş. Senin evinde tencere kaynamalı. Bir evde huzur olmazsa memlekette huzur olur mu? Huzurun yolu iş bulmaktan geçiyor. Söz veremiyorlar, veremezler. Ne 74 krizinde ne 2001 krizinde hiçbir zaman bu kadar işsizlik olmadı bu memlekette, herkes işsiz. Kimin çocukları işsiz? Bu soruyu da kendisine sorsun bütün vatandaşlarım, kimin çocuğu işsiz? Senin çocuğun işsiz, onların çocukları işsiz değil, çalışmıyorlar. Onların çocukları yatak odalarına para kasaları koyuyorlar, yatak odalarına kasalar koyuyorlar, dolar koyuyorlar, milyarlar koyuyorlar. Onların çocuklarının gemileri var, paraları var, vakıfları var, rüşvet merkezleri var; senin çocuğunun nesi var? Unutma, senin çocuğunun Cumhuriyet Halk Partisi var. İş bulanlar da bin bir belayla taşeronda iş buluyor. Bakın tipik bir örnek vereceğim. Kahramanmaraş'ta Orman İdaresi 11 işçi alacak. Kaç kişi baş vuruyor bunun için? 2305 kişi başvuruyor. Şimdi, Kahramanmaraşlı kardeşlerime sesleniyorum: Her seçimde gittiniz Adalet ve Kalkınma Partisine oy verdiniz. Doğru mu? Doğru. Şimdi senin düşünme zamanın sevgili kardeşim. Üstündeki ölü toprağını atma zamanı. Senin çocuklarının yatak odalarında boy boy para kasaları yok. Senin çocuklarının yandaşları yok. Baştan beri söyledik Cumhuriyet Halk Partisi olarak, biz yandaşa değil, vatandaşa hizmet edeceğiz, bizim temel hedefimiz bu, vatandaşa hizmet. İş bulanlar taşeronda iş buluyor. Sendikasız, iş güvencesiz, iş güvenliği yok, asgari ücret lafını bile ağzına alamıyor, ertesi gün kapının önüne bırakılır çünkü. Böyle midir sosyal devlet? Alın terini sömüren devlet sosyal devlet olabilir mi? İşçinin emeğini, alın terini birilerine peşkeş çeken devlet sosyal devlet olabilir mi? Dönüp bu soruyu kendinize soracaksınız. Kim iktidar? Devleti kim yönetiyor? Adalet ve Kalkınma Partisi. Ne adaleti var ne kalkınması var. Adalet olsaydı Türkiye farklı bir yerdeydi şimdi. Kalkınma olsaydı 2,5 milyon insan işsiz olmazdı, demek ki yok. Adı var, kendisi yok.

Değerli arkadaşlarım, sosyal devletin olmadığını söyledim, ayağa kaldıracağız dedim. Şimdi size Ermenek'ten bir kadının konuşmasını vereceğiz. Gerçekten de bunu dinleyince bu ülkede sosyal devletin olmadığını görüyorsunuz, çaresizliği görüyorsunuz, umutsuzluğu görüyorsunuz. Bir kadının dramı bundan daha acı anlatılamaz. Benim sosyal devleti anlatmama gerek yok. Onu dinlediğimiz zaman sosyal devletin neden gerekli, neden zorunlu olduğunu hep beraber öğreneceğiz.

Maden faciası bize özgü bir facia değil arkadaşlar. Sadece Türkiye'de olan bir olaydır bu. Neden sadece Türkiye'de oluyor? Kömür rezervinde Almanya dünyada birinci, Türkiye 28'inci sırada yer alıyor. Değerli arkadaşlarım, Almanya'da son otuz yılda yer altında ölen işçi sayısı 3, Türkiye'de 2003-2014 arasında 1075 işçi madende hayatını kaybetti. Bizim kaderimiz mi bu arkadaşlar? Niye Almanya'da olmuyor da bizde oluyor? Amerika'da olmuyor da bizde oluyor? İngiltere'de olmuyor da bizde oluyor, neden? Antalya'da konuşurken şunu söyledim: Devlet akılla yönetilir. Eğer aklı egemen kılmazsanız devlet yönetimine bu tür tablolar ortaya çıkmış olur. Bunun önüne geçmemiz lazım. Devlette aklı egemen kılmamız lazım. Aklı egemen kılmak nedir biliyor musunuz? Önce insana saygı duymak demektir. Ona iş güvenliği sağlamak demektir, iş güvencesi sağlamak demektir. Yer altına indiği zaman konun iş güvenliğini sağlayacaksınız, dünya standartlarında sağlayacaksınız. 176 Numaralı Uluslararası Çalışma Örgütü'nün Sözleşmesi var 1995 yılında kabul edilmiş. Zimbabwe bile imzalamış ama Türkiye imzalamıyor neden?

Emiş Bahar şunu söylüyor: "İçeriden sağ çıksalar ne yapacağız? Üç aydır bizi yediler bitirdiler. Maaşlarını düzgün vermediler. Elimizde yiyecek ekmek koymayıncaya kadar uğraştılar. Şimdi de canlarını aldılar. Sağ çıksalar ne olacak, çıkmasalar ne olacak? Maaşlarını düzenli vermezlerdi. Ekmeklerini ellerinden aldılar, servislerini ellerinden aldılar. Güneyyurt'u yediler bitirdiler. Güneyyurt'u bitirdikleri gibi her tarafı bitirdiler." İşin özü budur arkadaşlar. Böyle bir tabloyu 21. Yüzyılın Türkiye'si hak ediyor mu? Bütün kadın kardeşlerime sesleniyorum: Yerin altına inen sizin eşleriniz. Size akşam getirmek için onlar oraya iniyorlar. Çocuklarına bir umut aşılamak için oraya gidiyorlar. Huzur içinde yaşayalım diye oraya gidiyorlar. Ölüleri gelsin diye değil, sevinçleri gelsin diye oraya gidiyorlar. Böyle bir iktidarı ne kadar ayakta tutacaksınız artık siz? Bütün kadın kardeşlerime sesleniyorum, ister başın açık olsun, ister örtülü ne fark eder, orada insanlar öldükten sonra ne fark eder? İster başın açık, ister başın kapalı. Evinde huzur mu istiyorsun? Yer altında çalışan insanlar için güvence mi istiyorsun? Artık adresini belli et, artık yerini belli et. Artık elini vicdanına koy, artık Cumhuriyet Halk Partisi de.  

Kaza olmuş ordular hâlinde gidiyorlar, binlerce güvenlik görevlisi. Millet bekliyor ya, dur bakalım ne olacak diye, onların derdi başka. Sizin acınızı sömürmek istiyorlar. İzin vermeyin buna. Bu kadının izin vermediği gibi izin vermeyin. Ölen sizin erkeğiniz, onların değil. Onlar eşlerini saraylarda oturtuyorlar senin ödediğin vergilerle. Din iman edebiyatı yapıyorlar, onlara da inanmayın. Sizi kandırıyorlar. Yüksek tepelerde oturan birisi diyor ki: "Efendim, bize önceden haber verseydiniz biz tedbirleri alırdık." Ağabeyi söylüyor bunu. Alttaki da şunu söylüyor, vesayeti altında olan kişi :" Bakın, Ulaştırma Bakanı sizin bakanınız. Ona söyleyin, keşke söyleseydiniz. Biz de önlemini alırdık." Bereket versin gazeteci arkadaşlarımız var. Hürriyet Gazetesinden Hacer Boyacıoğlu'nun bir haberi var. Ermenek'teki madende çalışan işçiler 124 kez yazmışlar "Ya, burada insan hakkı ihlali var. Bir değil, iki değil, on değil, elli değil, yüz değil 124 mektup yazmışlar. Ses? Duvara yazıyorlar. İnsanlar toprak altında kalıyor, onlar korumalarıyla oraya geliyorlar. Sizin orada ne işiniz var? O ölenlerin kanları sizin yakanızdadır. Bunu asla unutmayın.  

Bakın yine, yer altında çalışan maden işçilerinin eşlerine de sesleniyorum. Değerli arkadaşlarım, değerli kardeşlerim, değerli bacılarım; yaşam odası denilen bir şey var. Yer altında madende yaşam odası denen bir bölge var. Grizu mu patladı, işçiler oraya gittiğinde uzun süre sağ kalabiliyorlar. İnsanlar da oturuyor çıkarıyor ve herhangi bir ölüm de olmuyor. Kanun geldi Meclise. Dedik ki, madenlerde insanlar ölüyor, gelin, yaşam odası yapalım. Teklifi verdik Cumhuriyet Halk Partisi olarak yani sizin partiniz olarak yani halkın partisi olarak dedik ki bu madenlerde ölüm olmasın, yaşam odasını zorunlu hâle getirelim. Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerinin oylarıyla bu reddedildi arkadaşlar. Kalkmışlar kendilerine saray yapıyorlar. Kaça biliyor musunuz? 1 katrilyon 370 trilyon liraya, eski parayla. Bu rakamı da Maliye Bakanı açıkladı, 1 katrilyon 370 trilyon liraya saray yapıyorlar. Senin eşinin yaşam odası için 100 milyon lira, bunu ayırmıyor, kendisine beyefendi 1 000 odalı saray yapıyor, hâlâ uyanmayacak mısın değerli kardeşim? Yer altında tamam, düzelteceğiz, insanlar yer altına güven içinde inecekler. Neden? Aklı kullanacağız. Neden? İnsana değer vereceğiz. Neden? Sosyal devleti ayağa kaldıracağız. Neden? Yer altında çalışan da huzur içinde akşam evine gitsin, hedefimiz bu. Bir de yer üstünde çalışanlar, onlar mı çok rahat? Isparta Yalvaç'tan haber geldi. Çoğu kadın mevsimlik işçiler öldüler. Mevsimlik işçilik de bir dramdır değerli arkadaşlarım. Hiçbirisinin sosyal güvenliği yok. Aile boyu, kadın, çoluk çocuk hep beraber giderler, zeytin toplamaya giderler, pamuk toplamaya giderler, fındık toplamaya giderler, elma toplamaya giderler, tek güvenceleri dayı başı, onun iki dudağına bakarlar. Devlet, sosyal devlet nerede? Bu sosyal devleti kim ayağa kaldıracak? Bu iktidar nerede? Bunlar neden bu insanların sorunlarıyla ilgilenmezler? Hiçbirisinin sosyal güvencesi yok. İnsanı sevmiyor musun sen arkadaş? İnsanı ancak cebinde para olduğu zaman mı seversin sen? Sana rüşvet verdiği zaman mı sen o insanı seversin?  

Sigara içen gençlere kızıyorsunuz, eyvallah kızın, hiç itirazım yok. Ceza yazmışsınız, yazın, kapalı yerde sigara içilmez. Ben şu soruyu sormaktan kendimi alamıyorum: Peki, o bakanların çocukları kapalı mekânlarda rüşvet alırken neden itiraz etmiyorsun sen? Bana diyorlar ki "Bunları anlatmayın." Niye anlatmayacağım? 76 milyon yurttaşın son ferdi uyanıncaya kadar anlatmaya devam edeceğim. Sosyal devlet, aynı zamanda her kuruşun hesabını millete veren devlettir. Yer altındaki maden işçisi de konun çalışmayan eşi de vergi ödüyor. Bulaşık yıkarken vergi öder o. Ekmek alırken vergi öder, kefen bezi alırken vergi öder, çocuğuna emzik alırken vergi öder. O vergi öder de benim ileride çocuğum işsiz kalmasın diye sana öder. Sen kendine saray yap diye sana o vergileri vermez. Devlet dediğiniz budur, sosyal devlet budur.

Sarayın hikâyesini anlatacağım. Dedim ki bu saraya gitmeyin, giderseniz kirlenirsiniz. Çünkü kaçak saray. Hukuk devletinde kaçak saray olmaz. Daha doğrusu, 21. Yüzyılın Türkiye'sinde 3 milyon insan işsizken padişah bozuntusu birisi kendisine saray yapmaz. Bakın şimdi hikâyesini anlatayım size, hikâyesi şu: Bunların bir dönem başında bir bakanın da olduğu TOKİ vardı. Hani dedi ya "Vallahi, ne dediysek o talimat verdi, biz de yaptık. İstifa edecekse ben değil, onun istifa etmesi lazım." Onun aylık olarak çıkan bir dergisi var. O dergide, bu yüksek rakımlı tepede oturan bir başyazı yazmıştı oraya. Yazının bir cümlesi şöyle, aynen okuyorum: "Sonuna kadar, son nefesimize kadar sorumluluk bilinciyle çalıyoruz." Allah söyletiyor, çalıyoruz. Baktılar ki bu yazı var, apar topar dergiyi toparladılar ama derginin örnekleri var şu anda. Atatürk Orman Çiftliği arazisi, ya, Ankara'nın göbeğinde yeşil alan, insanlar gidiyorlar orada piknik yapıyorlar, yeşil alan, ağaçların altında. Tuttunuz, yüzlerce ağacı katlettiniz "Kendime saray yapacağım" diye. Ne yaptılar biliyor musunuz? Bakın, değerli arkadaşlar, ilk yaptıkları iş Kamu İhale Yasası'nda bir değişiklik yaptılar, usulsüz yapacaklar ya, usulüne uydurmaya çalışıyorlar. Getirdikleri değişiklik şu 2008 tarihinde yaptılar: "Özel güvenlik tedbirleri alınması gereken yapım işleri Kamu İhale Yasası'nın dışında kalır." Buna da dediler ki "Özel güvenlik tedbirleri alınması gereken işlerden birisidir bu" dediler ve kanunun alt yapısını oluşturdular. Sonra? İkinci iş yaptılar. Madem ki Kamu İhale Yasası'nın dışına çıktı "TOKİ'ye verelim" dediler ve TOKİ'ye verdiler. Üçüncü aşamaya geçti. TOKİ altı bunu "Bu inşaat işini ikiye ayırıyorum" dedi. "Bir, kaba inşaat işleri; iki, ince inşaat işleri." ikiye ayırdı. Sonra dördüncü aşamaya gittiler, firmayı buldular. REC Uluslararası İnşaat Sanayi Yatırım Anonim Şirketi'ne gizlice işi verdiler "Sen bu işi al, götür, yap" dediler, o da yaptı. Beşinci iş, önce kaba inşaatı verdiler 68 milyon 490 bin lira, eski parayla 68 trilyon 490 bin liraya kaba inşaatı yap dediler ona. Aradan bir süre geçti, 2013'ün hemen mart ayında ince işleri de o firmaya verdiler. O da 351 trilyon lira, sen bu işi al, yap dediler.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bununla kalsak diyeceğiz ki ne yapalım, işte bu kadar götürüp yapıyorlar. Şimdi bu kaçak sarayda yapılan yolsuzluk rakamlarını size vereceğim değerli arkadaşlar. Bu rakamlar benim rakamlarım değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına kamu hesaplarını denetleyen, giderleri denetleyen Sayıştay denetçilerinin raporlarındaki rakamlar. Yapılan iş, Makine ile her derinlikte yumuşak ve sert toprak kazılması: Çevre ve Şehircilik Bakanlığının verdiği metreküp itibarıyla 310. Müteahhide ne veriyorlar biliyor musunuz? Yüzde bin 120 fazlasıyla veriyorlar. Vallahi "Hırsız var" diye bağırın, onlar zaten memnunlar "Evet" diyorlar, itiraz etmiyorlar ki. Afyonluları da kutluyorum. Hafta sonu toplantı yaptılar malum, Afyonlulara çağrı yapmışlar "Aman dikkatli olun, hırsızlar bölgeye geldiler" diye. Kutluyorum Afyonluları.  

Yine yapılan iş: Makine ile her derinlikte yumuşak ve sert küslülük kazılması birim fiyattan yüzde 980 fazla verilmiş. Birim fiyatı 4.55, yüzde 980 fiyat farkıyla veriliyor.

El ile kum ve çakıl serilmesi: Yüzde 1915 fiyat farkıyla veriliyor.

Kazılara aralıklı ahşam iksa yapılması, yüzde 446 fazlayla veriliyor.

Kazılara sık aralıklı ahşap iksa yapılması, yüzde 495 fazlayla veriliyor.

Tüvenan kum çakıl dolgu yapılması, yüzde 516 fazla veriliyor.

Düz yüzeyli beton ve betonarme kalıbı, yüzde 264 fazlayla veriliyor.

200 dozlu gro beton yüzde 230, 300 dozlu beton yüzde 230 fazlayla veriliyor. Neden diyoruz gitmeyin, kirlenmeyin diye? Bunun için diyoruz. Bunun hesabı verildi mi? Verilmedi. Şimdi, sosyal devletin ne olduğunu biliyoruz değil mi? Savurganlık yapmayan devlet.

Bakın, İngiltere Başbakanı nerede oturuyor? Bakın, Amerikan Devlet Başkanı nerede oturuyor? Bakın, Putin nerede oturuyor? Bakın, Almanya Başbakanı nerede oturuyor? Bakın, Bülent Ecevit nerede oturdu? İsmet İnönü nerede oturdu? Devlet yönetilirken devleti yönetenlerin, yani iktidar sahiplerinin her kuruşun bir vatandaşa karşı yükümlülük olarak dönmesi gerektiğini bilmek zorundadır. Her kuruşun hesabını vermek zorundadır. Kul hakkı yememek zorundadır devleti yöneten adamlar. En büyük günah diyoruz. Bütün yurttaşlarıma sesleniyorum: Mademki kul hakkı yemek en büyük günahtır, en büyük günahı işleyene neden oy veriyorsun kardeşim sen? Efendim "Çalıyor ama iş de yapıyor." Müslümanlıkta böyle bir kural yok. Çalmayacaksın, adam gibi de iş yapacaksın, kural budur. Hesap vermek onurlu insanların görevidir. Her kuruşun hesabını veririz biz, vermek zorundayız. Yer altında insanlar çalışıyor, hayatları pamuk ipliğine bağlı. Yer üstünde insanlar çalışıyor, hiçbir güvenceleri yok. Sen bütün bunları alıp bir tarafa atıyorsun, o yoksul insanların vergileriyle kendine 1000 odalı saray yapıyorsun. O sarayı Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında Ortadoğu Teknik Üniversitesine tahsis edeceğiz.  

Bir şey daha: Bu iktidar bitmiştir artık arkadaşlar. Bu iktidarın Türkiye'ye acı ve gözyaşından başka vereceği hiçbir şey yoktur, acı ve gözyaşı veriyor. Lüks içinde yaşıyorlar. Gırtlaklarına kadar dolara boğulmuş durumdalar. Benim derdim onlar değil, benim derdim bu ülkedeki işsiz insan. Her evde tencere kaynayacak, derdimiz o. Her evde huzur olacak, derdimiz o. Eğer biz bunu yapabilirsek o güzel Türkiye'yi yeniden inşa edeceğiz, yeniden kazanacağız, yeniden beraber olacağız, yeniden birlik olacağız. Niye ayrışıyoruz? Niye kavga ediyoruz? Kavga etmek doğru değil, ayrışmak da doğru değil. Bölünürsek birileri gelir yutar, bölünmezsek her beraber kazanırız. Adres belli, halkın partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, size sözümüz, gelin beraber umut yolculuğuna çıkalım. Diyorlar ki "Efendim, vatandaş diyor ki hadi AKP böyle ama oyumuzu gidip kime vereceğiz?" Bu soruyu kendinize sorun, vicdanınıza da sorun bu soruyu. Yolsuzluk yapmayan, hırsızlık yapmayan, her kuruşun hesabını veren, bizi çağdaş dünya ile buluşturan, uygar toplumda buluşturan, kimsenin yaşam tarzına müdahale etmeyen, kimsenin inancıyla uğraşmayan, kimsenin etnik kimliğiyle uğraşmayan, her yurttaşı baş tacı eden bir siyasal oluşum var, adı Cumhuriyet Halk Partisi, daha ne söyleyeyim ben size.  

Türkiye'nin bu iktidardan kurtulması lazım demokratik yollardan sandığa gideceğiz ve bitireceğiz. Bu işin kuralı budur. Bu terazi bu sikleti çekmiyor arkadaşlar, bu hükümetin artık gitmesi lazım. Yeter dememiz lazım. Yeter, söz milletindir dememiz lazım. Söz sizin, siz karar vereceksiniz. Siz söyleyeceksiniz. Ben doğruları söylemek zorundayım, iktidarı eleştirmek zorundayım. Ben zenginleşen Türkiye'den yanayım. Ben siyasetçinin değil, halkın zenginleşmesini savunan bir siyasal partinin genel başkanlığını yapıyorum. Bizim felsefemiz herkesin cebi dolsun, herkesin cebinde para olsun, herkes kazansın. Türkiye üretsin, Türkiye'nin saygınlığı artsın. 2 milyon Suriyeli burada, Hükümetin telaşı onlara nasıl iş bulacağız. Bizim 2,5 milyon vatandaşımız işsiz, onlara kulaklarını kapatıyor. Ortadoğu bataklığına sürüklediler, biz kurtaracağız. İşsizlik mi var, biz çözeceğiz. Yoksulluk mu var, biz çözeceğiz. Sözüm söz, bütün kadınlara sözüm söz, aile sigortasını bu memlekete getireceğiz. Hiç kimse, bir başka kişiye el avuç açmayacak. Kadınlar duraklarda dilenmeyecek.  

Ve bir şey daha yapacağız. İktidarda ilk yapacağımız iş, ilk çıkaracağımız kanunun adı siyasi ahlak yasası. Bu memlekete ahlakı siyasetçi için getireceğiz.  

Hepinize en içten selamlar, saygılar sunuyorum."

    Salı, 04 Kasım 2014 15:13

Bağlantılı Konular