"Biz topraklarımıza yabancı askerin gelmesini istemiyoruz"

CHP Lideri Kılıçdaroğlu Bilkent Üniversitesi'ndeki konferansta, "Devletin doğrudan Öcalan'la görüşmesi doğru değil, HDP var parlamentoda. Öcalan bütün Kürtleri temsil etmiyor." dedi.

CHP Genel Başkan Kılıçdaroğlu Bilkent Üniversitesi'ndeki açıklamalarını şöyle tamamladı;

Soru: "Efendim hoşgeldiniz. Bildiğiniz üzere partiniz olarak tezkereye hayır oyu verdiniz. Aynı zamanda yeni bir öneriyle geldiniz. Tezkerede yabancı askerin bulunmaması gerektiğini söylediniz. Fakat sanırım dün veya ondan önceki gündü hatırlamıyorum Adana milletvekiliniz Faruk Loğoğlu bir açıklama yaptı. Yabancı askerlere aslında Peşmergeyi de dahil edebiliriz. Yani bu tezkere konusundaki çelişkiyi ifade etmiyor mu?"
Kemal Kılıçdaroğlu: "Tezkere konusunda bizim bir çelişkimiz yok. Tavrımız çok net. Biz kendi topraklarımıza Cumhuriyet Halk Partisi olarak yabancı askerin gelmesini istemiyoruz. Nokta. Bunu çıkıp defalarca dile getirdik.

İki; Kobani'deki insanlık dramına dikkati çektik. Oradakiler Türkiye'de yaşayanların akrabalarıdır dedik. Dolayısıyla bizim akrabalarımız. Bir katliama asla izin verilmemeli. Bu konuda batıyla ittifak içinde olmalıyız bunu da söyledik gayet net, açık bir şekilde ifade ettik. Bizim ülkemizde tampon bölge olmasını istemedik. Suriye'de de tampon bölge olmasını istemedik. Uçuşa yasak bölge, onu da istemedik. Bunlar bizim çok açık, net görevlerimiz. Eğer oradaki halkı koruyacaksak doğrudan bizim yapmamız gerektiğine inandık ve bunu önerdik. Böyle bir tezkere gelirse biz bu tezkereye evet deriz dedik.

Bakın, tavrımız çok net. Hiçbir şekilde kuşkucu bir şey yok. Öneri getirdik önerimize karşı çıktılar. Çıkabilirler. Biz o öneriye hayır oyu verdik hükümetin getirdiğine. MHP ve AKP evet oyu verdiler. Neden hayır oyu verdik? Yabancı asker istemiyoruz. Hayır. Tampon bölge istemiyoruz. Hayır. Uçuşa yasak bölge istemiyoruz. Hayır. IŞİD'la mücadele ise buyurun IŞİD'le mücadeleyi yap. Suriye'nin iç işlerine müdahaleyi asla kabul etmiyoruz. Sadece Suriye değil, bir başka ülkenin içişlerine müdahaleyi de asla doğru bulmuyoruz. İfademiz bu, görüşümüz bu.
"

Soru: "Öncelikle size teşekkür ediyorum ben buraya katıldığınız için. Ben şunu sormak istiyorum. Suriye'den gelen milyonlarca insan için Cumhuriyet Halk Partisi olarak ne düşünüyorsunuz? Bu insanlara savaş çıktıktan sonra ve şuanda ne gibi bir şeyler olacak yani. Bayağı zor durumdalar bildiğiniz gibi. Ne olacak?"
Kemal Kılıçdaroğlu: "Suriye'den gelen insan sayısını hiç kimse bilmiyor. Gaziantep'e gittiğimde valiye sorduğumda oda bilmiyor. O zaman daha işin başlangıç dönemleriydi. Sayısı bilinen Suriyeli sadece ve sadece kamplarda yaşayanlar. Sınırda kamplarda yaşayanların sayısı biliniyor. Onun dışında kimsenin sayısı bilinmiyor. Türkiye'nin 81 ilinde de Suriyeli var. Büyük bir insanlık dramı yaşanıyor, büyük acılar var, büyük bir yoksulluk var. Önce kendimize şu soruyu sormalıyız. Bu insanlar neden ülkelerini terk ettiler ve bunun sorumlusu kim? Bir üniversite öğrencisi olarak ilk soracağımız sorulardan birisi bu. Ben eleştirdiğim zaman iktidarı bana diyorlar ki, efendim sen zaten Esad'ı destekliyorsun o nedenle bunu söylüyorsun. Hayatımın hiçbir döneminde ne ben, ne herhangi bir milletvekili arkadaşım hiçbir baskıcı yönetimi ne savunduk, ne arkasında durduk. Hiçbir zaman. Her toplumu biz nasıl kendi toplumumuzda hukukun üstünlüğünü, demokrasi ve özgürlüğü savunuyorsak her toplumda da biz demokrasiyi, özgürlüğü ve hukukun üstünlüğünü savunmak zorundayız. Ama bu onların iç işlerine müdahale edip ben size demokrasiyi getireceğim demek olmamalı. Bakın Irak'a Amerika girdi mi? Girdi. Ne oldu Irak? 3 parçaya bölündü. Barış mı geldi? Hayır. İç kavga devam ediyor. Bir terör örgütü çıktı IŞİD insanları katlediyor. Doğru değil. Bir müdahalenin getirdiği sonuçlar. Ayrıca siz dış politikayla iç politikayı asla karıştırmamak gibi bir yükümlülüğünüzün olduğunu unutmamalısınız. İç politika ayrıdır, dış politika ayrıdır. Dış politikanın milli olması zorunludur. Bakın altını çiziyorum milli olması. Yani dış politikaya bütün iktidar ve muhalefet destek vermeli ve tek ses çıkarmalı. Ama burada olmadı. İlk kez bizim tarihimizde burada olmuyor. Suriye'nin iç işine müdahale olmaz. Irak'ın iç işine müdahale olmaz. Mısır'ın iç işine müdahale olmaz. Üç büyük başkentte şuanda Türkiye'nin büyükelçisi yoktur. Kahire'de, Telaviv'de, Şam'da. Amerika açıyor istediğiyle konuşuyor, biz konuşamıyoruz. Hani biz bölgenin lideriydik. Suriyelileri aldık. Ne olduğunu kimse bilmiyor, dükkan açıyorlar yanındaki esnafa göre daha ucuza satıyorlar esnaf itiraz ediyor ve Suriyelilerle kavga ediyorlar. Bize maliyeti bu. Suriye'nin biran önce barışa kavuşmasını, huzurun gelmesini ve Suriyelilerinde kendi topraklarına gitmesini istiyoruz. Kendi ülkelerine gitmesini istiyoruz. Elbette geldiklerinde biz karşılayacağız, kucaklayacağız. Ama nereye kadar?"

Soru: "Merhabalar, öncelikle hoşgeldiniz. Benim sorum çözüm süreciyle ilgili olacaktı. Şimdi Amerika'dan gelip gitti kavramını kullanmak istemiyorum ama bunu söylemek zorundayım bu durumda. Şuanda gördüğümüz kadarıyla AKP ve HDP'yi derin bir farklılık olarak görebilirsiniz. MHP'liler eski Türkiye'nin savunucusu olarak gönderilebileceğini düşünüyorum. Ama CHP'nin bu konuda kendini nasıl konumlandırdı hala benim kafamda çok net değil. Ve burada şöyle bir nokta sözkonusu. Çözüm süreci hakkında çok fazla şey söylediniz ama somut bazı sorular var. Örneğin Atatürkçü olduğunuzu söylediniz 1923 zamanındaki Atatürk eylemlerinden bahsettiniz ama mesela o dönemde sadece Türk insanları değil, Türkiye'nin bütün halklarına deniliyordu, İstiklal mahkemeleri vardı. CHP bir gün bunlarla yüzleşecek ve belki bunlar için özür dileyecek mi?

İkinci sorumsa şu; çözüm süreci hakkında söylediğiniz çok güzel şeyler var ama somut çok basit sorular soruluyor bize de. HDP'nin demokratik planı hakkında ne düşünüyorsunuz? Öcalan'ın İmralı'dan ayrılması ve kendisine sektereterya tahsis edilmesi, Öcalan'ın özgürlüğü hakkındaki gerek sizin, gerekse partinin politikası nedir acaba?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Cumhuriyetin tek parti dönemi yani Halk Partisi dönemi hepimizin ortak dönemidir. Sadece bugünkü Cumhuriyet Halk Partisi yok orada. Adnan Menderes'te var, Kazım Karabekir'de var, Celal Bayar'da var, Koraltan'da var, İnönü'de var. Herkes var orada. Maurice Duverger Türkiye'nin o yıllarını tahlil ederken tek parti dönemi olmasına karşın onu bir koalisyon olarak addeder. Tarihimizle yüzleşmek mi? Elbette yüzleşmeliyiz. Bana şunun yanıtını verirseniz çok mutlu olurum. Herhangi bir ülkenin kuruluş yıllarında acı ve gözyaşı yoktur diye bir örnek verirseniz çok mutlu olurum. Yok öyle bir örnek. Kuruluş yıllarında acılar vardır. Açın 1789 Fransız ihtilaline bakın, Almanya'ya bakın, dönemin Sovyetler Birliğine bakın, nereye bakarsanız bakın. Kuruluş dönemi en acısız geçen ülke Türkiye'dir. Gidin tarihçilere sorun size bu somut gerçeği verecekler. Ama biz tarihimizle yüzleşmeli miyiz? Elbette yüzleşmeliyiz. Ama tarihimizle yüzleşirken o günün koşullarına bakıp ona göre kararımızı vermeliyiz. Neden bu kararlar alındı, nasıl alındı, hangi gerekçelerle alındı? Bunu tarihçilerin oturup değerlendirmesi lazım. Hata varsa elbette hata diyeceğiz buna. Yanlış varsa elbette yanlış diyeceğiz. Nazım Hikmet yurtdışına sürülürken yani ben savundun mu dönemin hükümetini? Asla. Nazım Hikmet önemli bir değerimizdir. Sabahattin Ali öldürülmüştür. Behice Boran ve arkadaşları yurtdışına sürülmüştür. Bütün bunların hepsini biliyoruz. Ama bunlar şimdiki Cumhuriyet Halk Partisini kötülemek için bir gerekçe olmamalı. İnsafla bakmalıyız. O dönemin koalisyonunu düşünün. Nazım Hikmet'i kim savundu? Cumhuriyet Halk Partisi. Nazım Hikmet'in şiirlerinin yasaklandığı dönemde şiirlerinin yasaklanmasına kim karşı çıktı? Bugünkü Cumhuriyet Halk Partisi. Yani olayı biraz farklı değerlendirmemiz gerekiyor.

İstiklal mahkemeleri yani DGM'ler çok mu farklıydı? 16 yaşındaki çocuğun yaşını uzatıp idam sehpasına göndermek çok mu adildi? Tek partimi vardı? Hayır. İstiklal mahkemeleriyle ilgili Ergun Aybars'ın çok güzel bir kitabı var okumanızı isterim. Öyle yüzlerce kişi, binlerce kişi idam edildi. Yok öyle bir şey. Tek tek mahkeme tutanakları vardır ve yayınlandı bunlar. Okumanızı isterim. Yani istiklal mahkemeleri gerçeğini görmek için okunması lazım.

HDP'nin önerileri. Biz AB yerel yönetimler özerklik şartını savunduk. Uygulanması gerektiğini söyledik. Parlamentodan geçti. Parlamentodan geçirende rahmetli Bülent Ecevit'tir. Uygulama yetkisi bakanlar kuruluna verilmiştir, bakanlar uygulamıyorlar. Yani bugünkü hükümet uygulamıyor. Ama biz yerel yönetimler özerklik şartının uygulanmasını isteriz. Ve söylüyoruz. Ben bunu söylediğim zaman vay efendim işte siz bağımsız özerk bir Kürdistan'ı savunuyorsunuz. Yok öyle bir şey. Yerel yönetim özerklik şartı Hakkari için neyse İzmir içinde o. Tekirdağ için neyse Diyarbakır içinde o. Yani baktığınız zaman uygulanan yerel yönetim özerklik şartı bütün belediyeleri kapsıyor. Efendim bir tartışma daha oldu belediyeler özerk mi? Belediyeler özerk zaten. Efendim belediyelerin mali özerkliğini istiyorlar o çok tehlikeli. Bazen o kadar komik şeyler söylüyoruz ki, belediyeler idari ve mali açıdan özerktir diye 1930'lardan günümüze kadar gelen ve sonrada değişen yasanın birinci maddesinde var zaten. Belediyeler zaten idari ve mali açıdan özerk kuruluşlardır. Belediye başkanını kim seçiyor? Beldede yaşayanlar seçiyor. Belediyenin gelirleri var mı? Elbette var. Özel bütçesi var mı? Bütçesi de var. Çalışanları var mı? Elbette çalışanları var. Ama belediyelerin çok sorunları var. İzmir büyükşehir belediyesi kentsel dönüşüm için bakanlar kurulundan izin istiyor 2,5 yılda çıkıyor, Ankara istediği zaman 3 günde çıkıyor. Biz bunun için yerel yönetim özerklik şartını savunuyoruz. Belediye oturup kendi kararını kendi vermeli.

Ama bir şey daha var. Katılımcı demokrasiden söz ediyoruz. Eğer siz beldede halkın yönetime katılmasını belli konularda savunursanız demokrasiyi güçlendirirsiniz. Yerel yönetim yasası parlamentoda görüşülürken şu teklifi verdiler o zaman plan bütçe komisyonu üyesiydim. Yeşil alan imara açılırsa referandum yapılsın o bölgede, halk istiyorsa yeşil alan imara açılsın. Ama reddedildi kabul edilmedi. Katılımcı demokrasinin yolunu açmak zorundayız.

Öcalan'a sekreterya, görüşmeler vs. Ben devletin doğrudan Öcalan'la görüşmesini savunun birisi değilim. Partimizde savunmuyor. Eğer muhatap alınacaksa HDP var parlamentoda meşru. Onunla oturup konuşursunuz. Neden Öcalan neden? Bütün Kürtleri temsil ediyor mu? Hayır. Ama ben ülkede etnik kimlikten kaynaklanan bir sorun varsa çözmek istiyorum. Evet var parlamentoda temsilciler var, HDP var oturur konuşursunuz, çözersiniz.

Ben o nedenle Öcalan'a ayrı bir yer verilmesi, mekan tutulması, sekreterya vs. gibi olguların çok doğru olduğu kanısında değilim.
"

Soru: "Şuan bir üniversitede konferans yapıyorsunuz ve üniversitelerle alakalı bir soru sormak mantıklı geldi bana. Yenişafak gazetesi Yusuf Kaplan'ın bir açıklaması twiti oldu. Anadolu'muzu üniversiteler kirletiyor diye. Buna karşı açıklamanız ne olacak merak ediyorum?"
Kemal Kılıçdaroğlu: "Bütün ülkelerde üniversite çok önemli bir kurumdur. Bizim ülkemizde de üniversiteler çok önemli bir kurumdur. Ama üniversite var, üniversite var. Fakülte var, fakülte var. Hukuk fakültesi var, derse giren profesörü yok, doçenti yok. Şimdi oraya fakülte diyecek miyiz? Üniversiteyi üniversite yapan unsurlar vardır. Yerleşkesi vardır, öğrencileri vardır, akademik kadrosu vardır. Üniversite tek boyutlu bir kurum değildir. Üniversitenin bilim üretmesi gerekiyor. Bilim üreten üniversiteye üniversite deriz. Bilim üretmiyorsa kimse kusura bakmasın adı üniversitede olsa kimse ona üniversite demez. Üniversitelerde yönetim önemlidir ve üniversitelerde her türlü düşüncenin özgürce tartışılması lazım. Üniversiteye, akla sınırlama getiremezsiniz. Aklın özgürleştiği alanlardır üniversiteler. Her türlü düşüncenin özgürce tartışıldığı mekanlardır üniversiteler. Ve üniversitelerde bir adım daha atmalıyız. Birkaç adım varda mesela bunlardan birisi YÖK belasının kesinlikle kaldırılması lazım. 12 Eylül hukukunun getirdiği YÖK. Üniversite hocaları yazı yazamıyorlar, konuşamıyorlar baştan ceza uygulanıyor. Böyle bir şey olmaz.

İki; üniversitelerde öğrencilerin belli oranda yönetime katılması lazım. Üniversite öğrencisi üniversite yönetiminde söz ve karar sahibi olabilmeli belli oranda. Dünyada örnekleri var bizde de olması lazım. Ben üniversiteye böyle bakıyorum. Bunu yapabilirsek üniversite bilim üretir. Özgürlüğü olmayan bir üniversitenin bilim üretme şansı yoktur.

Bakın, geliri 20 - 25 bin doların üzerinde olan ülkelerde yaşayanların sayısı yaklaşık 800 milyon civarında ve bu ülkelerin tamamında hukukun üstünlüğü var, demokrasi var ve özgürlük var. Sefaleti yaşayan bütün ülkelerde demokraside büyük kısıtlamalar var veya baskıcı rejimler var. Aklın özgürleşmesi gerekiyor, hayatın sorgulanması gerekiyor, çocuğun yaratılışında vardır sorgular. Biz eğitimle onun daha nitelikli soru sormasının yolunu açarız. Hayatı, çevreyi, insanları sorgulamasını isteriz, olayları sorgulamasını isteriz.

Bakın, çok acı bir olay farkında mısınız bilmiyorum. Bazı üniversitelerin fizik bölümü kapandı. Çok acı bir olaydır. Siz nasıl büyüyeceksiniz. Fiziği kapanan bir üniversite, talep olmayan bir üniversite nasıl bir üniversite olacak ve Türkiye nasıl bir Türkiye olacak ve biz katma değeri yüksek ürünleri nasıl üreteceğiz.
"

Soru: "Sayın Genel Başkan öncelikle okulumuza hoşgeldiniz. Ben önce bir şeye dikkat çekmek sonrada bir soru sormak istiyorum. Bende partinizin üyesiyim aynı zamanda sizin de sosyal demokrat politikalarınızdan çok hoşnut olduğum için ben arkadaşlarımıza bir şey söylemek istiyorum. Bir tahmin etsinler Cumhuriyet Halk Partisinde Türkiye çapında kaç milyon üyesi vardır ve AKP'nin kaç milyon üyesi vardır. Yaklaşık bir milyon var. 100 yıla yakın geçmişi olan Cumhuriyet Halk Partisinin 12 yıldır iktidarda olan AKP'nin üye sayısının bu şekilde gerisinde kalması bu bizim ayıbımızdır. Siyaset konuşmadan önce aynı zamanda sizin de sağladığınız olanakla online üye olanlardan biriyim."
Kemal Kılıçdaroğlu: "İnternet üzerinden partiye üye olabilirsiniz. Türkiye'de sadece bizde var öyle söyleyeyim."

Soru: "Yani kendi istediğimiz anda Üye olabiliyorsunuz o partiye, size kimlikte postayla geliyor imzalayıp üye oluyorsunuz ve üyelik işleminiz tamamlanıyor. Bunu niye yapmıyorsunuz?"
Kemal Kılıçdaroğlu: "Bana sormuyorsunuz öğrencilere soruyorsunuz."

Soru: "Evet. İkincisi, ben Çorum teşkilatının üyesiyim. Sizinle daha öncede karşılaşmıştık, Çorum'a gelmiştiniz bundan birkaç sene önce son mitingde değil ama, elinizi sıkmıştım. Bir şeye dikkat çekmek istiyorum. Ben o gün sizin elinizi sıkmasaydım, sizi kanlı canlı bir siyasetçi olarak başımda görmeseydim siyasete bu kadar ilgi duymazdım. Ama mesele şu ki, o gün elinizi sıkmayı ben istemedim. Babam ben size böyle bakmaya çalışırken o kalabalığın arasında Genel Başkanım oğlum sizinle tanışmak istiyor diye bağırınca aranızda böyle bir koridor açılmasını sağladı o anda. Çok spontane gelişti. Ve o günden 18 yaşımı bekledim.

İkinci sormak istediğim şey, ben Genel Merkeze gelsem bu benim için geçerli değil üye olmasını istediğim bütün arkadaşlarıma soruyorum. Gelsek beraber katkı sağlar mıyız, nasıl bir katkı sağlayabiliriz? Partimize nasıl yardımcı olabiliriz? Çünkü yapmak istediğimiz şeyler doğrultusunda çalışmamız gerekiyor, konuşarak bir yere varamıyoruz. Bundan kurultayda da bahsettiniz. Bazı insanlar yanlış anlıyorlar. Ben ne demek istediğinizi çok iyi anlıyorum. Söyleyeceklerim bunlar."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Tamam teşekkür ederim."

Soru: "Şimdi bu Türkiye'den çıkan ve tarihte ilk defa Eylül ayaklanması yaşandı Haziran'la birlikte. İnsanların özel hayatı var. Kızlı erkekli aynı evlerde kalamaz yasağına karşı insanlar bir ayaklanma gösterdiler. Ve ben buradan çıkan sonucun bir ölçüde sola yansıdığını düşünüyorum. Oraya gelen insanlar sadece solculardır demiyorum ama oradan çıkan değerler bu anlamda sol değerlerdir. Ve bugün mesela aslında Türkiye'de yaratılmaya çalışılan bence tek adam diktatörlüğü var. Bugün Ak Saray'da oturan işte kendine Cumhurbaşkanı diyen adam şuan Türkiye'yi kendi başına yönetmeye çalışıyor ve işte mesela 10 yaşındaki kızlara türban kapatmak olsun, kadınların sokakta atamaması olsun bence işte Suriye'den, Kobani'den, IŞİD'den hiçbir farkı yoktur. Şunu söylemek istiyorum. Bu kadar sola açık bir toplam varken, bizler geziyi yaşamışken, bir cinayetten sonra sokaklara dökülmüşken bu kadar sol değerler Türkiye açısından ses getirirken neden Cumhuriyet Halk Partisi sola dair bir adım atmıyor? Yani mesela bir arkadaş bahsetti ya evet bende Ekmeleddin İhsanoğlu'na oy vermedim çünkü Cumhuriyet Halk Partisinin şunu anlamasını gerektiğini düşünüyordum. Bu ülkede belli başlı değerler var. Bu değerler işte laiklik, özgürlük, bağımsızlık ve insanlar bunların yanında yer almak istiyorlar. Neden? Geziden bir şey anlamaktan bahsediyoruz ya bu olaya dair bir adım atılmadı. Yani ben milyonlarca kişinin sokağa çıktığını gördüm, yaşlı teyzelerin, CHP'li teyzelerin. Medeni Yıldırım ölümsüzdür pankartıyla sokaklara çıktı. Aslında biz yıllardır görmek istediğimiz Türkiye'yi gezi parkında gördük. Böyle bir ortam bu kadar müsaitken sola yazılabilecek, sol değerleri yükseltebilecek ortam bu kadar varken neden ısrarla sağcı politikalara yönelme eğilimi vardı ben gerçekten bunun cevabını merak ediyorum."
Kemal Kılıçdaroğlu: "Şöyle söyleyeyim, soru güzel, çünkü bu soru çok sık geliyor. Bizim programımız var. Biz programımızdan asla ve asla ödün vermedik. İlkelerimiz var. İlkelerimizden de ödün vermedik. Ama bir gerçeğin çok iyi bilinmesi lazım. Türkiye'de bölgeler, insanlar, medya hemen hemen her şeyde ciddi bir ayrışma var, ciddi bir bölünme var. Karnı aç olan insana siz laikliği anlatamazsınız. Karnı aç olan insana özgürlüğü anlatamazsınız. Karnı aç olan insana demokrasiyi anlatamazsınız. Ben sizi Adana'da gelirseniz sabahın 4'ünde işsizler kahvesine götürüyüm. Sabahın 4'ünde gidiyorlar oraya, işte geçiyor birileri 5 işçi lazım diyor kim koşa koşa gider kamyonete atlarsa 5 kişi onu alıp götürüyor. Siz bu insana ne anlatacaksınız? Önce buna iş vereceksiniz, önce buna sağlıklı, tutarlı bir güvence vereceksiniz, yani sosyal güvenlik vereceksiniz. Şimdi bizim bütün politikalarımız insanların bu değerleri üzerine inşa edilmiştir. Biz aile sigortasını getirdik. Önerdik aile sigortasını. Geliri olmayan veya geliri asgari ücretin altında olan bütün ailelerde kadının banka hesabına her ay şu kadar para yatacaktır diye o dönem 600 liraydı hesabımıza göre. 600 lira yatacaktır diye bir proje geliştirdik. Yoksulluğu yenmenin yolu nedir? Sosyal devleti güçlendirmemiz lazım. Bütün söylemlerimizde şu sözcüğü unuttunuz sosyal devlet. Sosyal devlet nedir biliyor musunuz? Asıl üzerinde durmamız gereken o. Bir kişi işsizse devletten benim işsizliğimi gider deme hakkı var. Sosyal devlet devletten ya da devleti yöneten hükümetten benim işsizliğimi, benim yoksulluğumu gider deme hakkı var. Ben sendikalı, örgütlü olmak istiyorum deme hakkı var. Beni taşeron işçi olarak ömür boyu asgari ücrete, sendikasızlığa mahkum ettirme deme hakkı var. Biz bunları savunuyoruz. Sol deyince ne anlıyoruz biz? Emekten yana, yoksuldan yana, insandan yana, adaletten yana, demokrasiden yana, özgürlükten yana. Sağ sol kavramının çıkışını herhalde sizde çok iyi biliyorsunuz. 1789 Fransız ihtilalinden sonra bütçe gelirlerinin varsıllardan yana harcanmasını isteyenler sağ, yoksuldan yana halktan yana harcanmasını isteyenlerde parlamentonun sol tarafına oturmuşlar. Bizim ülkemizde nasıl algılanıyor bu? Solcu deyince dinsiz, sağcı deyince dindar. Bu kadar büyük bir aldatmacayı yıllar yılı bu ülkeye yutturdular. Toplumu aydınlatmak, uyarmak zorundayız biz. Ben o yoksulun sesine kulak kabartmak ve onun sorununu çözmek zorundayım. Önce ben onun işsizliğini gidereceğim. İşsizliği gidermeden, yoksulluğu gidermeden belli adımları atamazsınız. Bizim bunu yapmamız lazım. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunu yapıyoruz. Ne diyorlardı eskiden? CHP hep eleştirir hiç proje üretmez. Şimdi proje üretiyoruz. Neyin nasıl çözüleceğini biliyoruz. 27,5 yılımı devlete verdim ben. Genel bütçeden sonra Türkiye'nin en büyük bütçesini yönettim. Bir sorun nasıl ele alınır, sorun nasıl çözülür biz bunu biliriz. Önce vatandaşın sorununa kilitlenip o sorunu çözmemiz lazım. Gereksiz kavgalar yaptık.

Bakın değerli arkadaşlarım, 25 - 30 yıl türban üzerinden siyaset olur mu Allah aşkına. 25 - 30 yıl bütün enerji bunun üzerine gitti. Biz bunları aşmak zorundayız. Sosyal devleti inşa etmek zorundayız. Sosyal devleti güçlü olan bir toplum ekonomisi güçlüdür. Bir insanın ekonomik özgürlüğü yoksa siyasi özgürlüğü yoktur arkadaşlar. Bunu bir tarafa yazın. Ekonomik özgürlüğünüz yoksa siyasi özgürlüğünüz olmaz. O kişiye önce ekonomik özgürlük sağlayacaksınız ki siyasi özgürlüğü olsun. Aç birisini düşünün. Aç birisi önce neye bakar? Akşam ne yiyeceğiz, çocuklar ne yiyecek? Karnı doyar geliri varsa, ekonomik özgürlüğü varsa komşusuna bakar aç mıdır, tok mudur? Komşuda iyiyse apartmana bakar, mahalleye bakar. Ülke iyiyse Afrika'ya bakar oradaki yoksullara bakar. Olay budur. Bu sosyolojik bir gerçektir. Biz proje üretiyoruz, halkada gidiyoruz. Ama bütün siyasetinizi siz dar kalıplar içinde götürürseniz yanlış yaparsınız.

O nedenle biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak toplumun her kesiminde bakın eğitim, üzerinde durulmadı. Bir toplumu geriletmek istiyorsanız, bir toplumu gerçek anlamda çağın gerisine itmek istiyorsanız eğitim sistemini değiştirirsiniz. Son yaşadığımız model budur 4+4+4 sistemi. Kim direndi? Biz direndik. Yanlış olduğunu söyledik. Elin oğlu 12 yıl zorunlu eğitim yapıyor biz yapmıyoruz. Olmaz. Bir eğitim sistemi düşünün arkadaşlar adı üstünde milli eğitim. Kalkınma planında yok, milli eğitim bakanlığı stratejik planda yok. Milli eğitim şuralarında görüşülmemiş, bakanlar kurulundan geçmemiş, 5 milletvekilinin imzasıyla kanun teklifi veriyor, hiçbirisi eğitimci değil ve çocuklar için yeni bir eğitim modeli getirdik. Dünyada böyle bir örneği yoktur. Yazık günahtır. İlk kez kendi çocuklarını denek olarak kullanan bir ülkeyiz biz. Oysa bunu öğretmenlerin, pedagogların oturup tartışması lazımdı. 5 bakan değişti 6 kez milli eğitim politikası değişti. Olmaz.
"

Soru: "Sayın Genel Başkanım, öncelikle hoşgeldiniz. Önce bir şey anlatmak istiyorum. Biz bundan bir hafta önce çok küçük bir partinin Genel Başkanıyla röportaj yapmak istedik ve bizden soruları önden göndermemizi talep etmişti kendisi. Bugün burada siz hiçbir ön şart sunmadan politik düşünce kulübünün teklifini kabul edip burada farklı düşünen onlarca gencin karşısına çıktığınız için öncelikle size teşekkür ederim.

Benim sorum şu olacak. Ben geçenlerde bir arkadaşım ders anlatırken ideolojiler konusuna geldik ve sosyal demokrasiyi anlatırken yeni sağ AKP dedim, sosyal demokrasi Cumhuriyet Halk Partisi dedim. Bana aynen şöyle bir cevap geldi. Dedi ki, Cumhuriyet Halk Partisi sosyal demokrat mı dedi. Bende şu cevabı verdim. Yani evet 2010'a kadar bunu pek fazla söyleyemeyiz fakat 2010'da özellikle sizin Genel Başkanlığınızdan sonra Cumhuriyet Halk Partisi sosyal demokrat olma çabasını görüyoruz ve bu süreçte özellikle biz gençlerin çok hoşuna gidiyor. Ben şunu söylemek istiyorum. Yeni sağı idare eden yeni sağı kandırır, insanlara bir hayal satar ama sosyal demokrasi sorunu çözer. Çözüm süreci içinde ben bunu düşünmekteyim.

Bu nedenle ben şunu merak ediyorum sizden. Biz evet Cumhuriyet Halk Partisi sosyal demokrat bir partidir algısını ne zaman bu halkın bütün kesimlerine empoze edebiliriz? Ne zaman bu insanlar bunu gerçekten kanıksayabilir? Bunun  için neler yapmamız gerekiyor?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Bir; bunun için çalışmak gerekiyor. İki; kararlılıkla anlatmak gerekiyor. Üç; çalışmanın ve anlatmanın ötesinde bol miktarda gezmek ve birebir yurttaşla konuşmak gerekiyor. Medyanın halini sizde biliyorsunuz, bende biliyorum. Bize düşen görev ne? Büyük umutlar bağlamayalım medya şunu yapacak, bunu yapacak, şöyle olacak, böyle olacak. Ama bizim birebir, bakın sabahın 4'ünde nasıl Adana'da işsizler kahvesine gidiyorsa milletvekili arkadaşlarımız,  geçenlerde gittik Salihli'de üzüm mitingi yaptık mesela. Üzüm üreticisinin sorunlarını dile getirdik. Geçen yıl 5 lira verilen fiyat bu yıl 2,5 liraya düşmüş. Neyin fiyatı ucuzladı ki üzümün fiyatı düşüyor? Çiftçi perişan. Bizim önümüzdeki en büyük engel onu da söyleyeyim. Etnik kimlik, inanç ve yaşam tarzı üzerinden yapılan siyaset bizim önümüzdeki en büyük engel. Bunu kırmaya çalışıyoruz. Bunu kırmaya çalışırken de işte bazı arkadaşlarımız CHP sağa kaydı, CHP şuraya kaydı, CHP buraya kaydı. Hayır. Cumhuriyet Halk Partisi yerinde duruyor ama Cumhuriyet Halk Partisi toplumun bütün kesimlerini kucaklamak istiyor. Biz Türkiye'nin birleştirici gücü olmak zorundayız. Türkiye bakın iyi yönetilmiyor arkadaşlar. Başbakan, Cumhurbaşkanı, birisinin söylediğini öbürü ertesi gün veya iki saat sonra tersini söyleyebiliyor. Böyle bir devlet yönetimi olmaz. Türkiye'nin yeniden ama yeniden ayağa kalkması lazım yeniden. Toplumun sorunlarına kilitlenmesi lazım siyasal iktidarların. Toplumun sorunlarını bir tarafa bırakıp kendi sorunlarını çözen, kendisini zenginleştiren bir siyaset tarzı olmaz. Siyaset zenginleşme aracı değildir. Siyaset halka adanmışlıktır. Siyasete giren kişi siyaset bana ne verecek değil, ben topluma ne vereceğim. Bunun üzerine siyaset kurgulanır. Bizde bunu yapmaya çalışıyoruz. Tabi bu anlayış toplumun bir kesiminde kabul, bir kesiminde red görebilir. Ama sonuçta eğer siz doğruları söylediğinize inanıyorsanız gidip bunu ısrarla her ortamda dile getirmek zorundasınız."

Soru: "Merhabalar öncelikle. Ben sizin IŞİD hakkındaki görüşlerinizi merak ediyorum. 30 yıldır bizim askerimizi şehit eden PKK'ya bu kadar ağırlık verilmezken, bir anda Obama'yla görüşüldükten sonra bir anda IŞİD'e tezkere çıkaralım hadi Suriye'ye girelim, hadi IŞİD'i yok edelim diye yani bu konudaki görüşlerinizi merak ediyorum. Niye bu kadar acele edildi ve PKK varken niye bu kadar IŞİD'e yüklenildi?"
Kemal Kılıçdaroğlu: "PKK'nın zaten dünyada terör örgütü olduğu ve terör örgütü listelerinde yer aldığını hepimiz biliyoruz. Amerika'nın Irak'a müdahalesinden sonra Irak'ın bütün dengeleri bozuldu. Maliki'de yanlışlar yaptı. İnanç eksenli bir siyaseti uygulamaya koydular. Yanlış oradan başladı. Amerika geri çekildikten sonra bir anayasa çıkardılar anayasa milletvekillerini etnik kimlik ve inanç şeklinde parlamentoya taşımasına izin veriyor. Şu kadar Şii, şu kadar Arap, şu kadar Sünni, şu kadar işte Kürt Irak parlamentosunda görev yapacak. Baştan siz toplumu ayrıştırıyorsunuz ve bölüyorsunuz.

Suriye daha farklı bir olay. Suriye'yle ilişkilerimiz iyiydi, vizeleri kaldırmıştık, bir sorunumuz yoktu. Ama egemen güçlerin isteği üzerine farklı bir Suriye çıktı ortaya. Suriye dengelerini Türkiye iyi okumadı. Esad gitsin dediler. Ben şu soruyu sordum Esad gidebilir ama yerine kim gelecek? Eğer radikal unsurlar gelirse, cihatçı gruplar gelirse kan gövdeyi götürecek. Biz komşularımızda kimsenin ölmesini istemiyoruz. Ve şunu da söyledik. Gruplar var bakın, sadece İslam dünyasında kan akıyor. Birisi Allah Allah diye saldırıp öldürüyor, öbürü de Allah Allah deyip saldırıyor onu öldürüyor. Böyle bir komedi olamaz. Ve ölen insan oluyor. Suriye'ye müdahaleden sonra Suriye'de kendi içinde bölündü. Kan akıyorsa bunun birinci sorumlusu Türkiye'dir ve hükümettir. Suriye'yi Esad gitsin demekle siz Suriye'nin dengelerini biliyor musunuz? Rusya'nın Tarsus limanı için önemini acaba bizim yetkililer kavradı mı? Emin olun bilmiyorlardır. Rusya Akdeniz'e sadece ve sadece Suriye üzerinden gidiyor. Gidecek diyoruz. İran istemiyor, Çin istemiyor. Siz kalkıyorsunuz ben oraya Esad'ı devireceğim istediğim adamı getireceğim. Kim bu adam? O da belli değil. Türkiye burada at başı oldu. Esad gitmedi. İki hafta içinde gidecekti sözde gideceklerdi orada bir camide Cuma namazı kılacaklardı. Bir bakan çıktı dedi 24 saatte biz Şam'a gideriz ve orayı alırız dedi. Buyurun gidin alın. Alabiliyorsanız buyurun. Yani insanların duygularıyla oynamamak lazım. Dış politika akıl işidir ve siz dış politikayı belli dengeleri dikkate alarak, dünya dengelerini dikkate alarak götürmek zorundasınız. Hatta bir ara kalktılar Rusya'ya bile bir sürü laf ettiler sonra vazgeçtiler ve özür dilediler.

IŞİD El Kaide ve El Nusra'nın oluşturduğu bir unsur, ağırlık. Iraklılar Sünni kesimi oluşturuyor orada. Saddam'ın askerleri var içlerinde. Musul'un işgalinden sonra para kaynakları ve diğer kaynakları var, silahları var, ağır silahları var. Artı 2 - 2,5 milyon dolarlık bir petrol geliri olduğu söyleniyor ve bunu alanda Türkiye. Bu ifade ediliyor. Bununda yanlışlığı özellikle üzerinde duruluyor ve Türkiye bir Ortadoğu bataklığına sürüklenmek isteniyor. Biz bunu uygun görmüyoruz. Türkiye'nin Ortadoğu bataklığında işi yok. Arapların bir özelliği var Arap milliyetçiliğini bilen arkadaşlarım şunu kafalarının bir yerine yazsınlar. Araplar kendi aralarında hep kavga ederler. Ama dışarıdan Arap olmayan bir ülke müdahale ettiğinde bütün Araplar birleşirler. Biz bir dönem Ortadoğu'nun ağabeyiydik. Bize gelir danışırlardı şu sorunumuzu çözün diye. En son Gazze olayını kim çözdü? Mısır. Filistinliler Mısır'a gittiler bizim sorunumuzu çözün diye Türkiye'ye gelmediler. Ve şuanda siz gidin Mısır'a taksiye binin Türk olduğunuzu söylerseniz sizi taksiden indirirler. Oysa bir dönem bizi kucaklıyorlardı. Aynı şey Irak'ta da var.

Ben Irak'a gittim Maliki'yle görüştüm. Malik'inin söylediği bir şey var. Bizim önümüzdeki 10 yılda 500 milyar dolarlık yatırımımız var ve büyük bir kısmını Türklere vermek istiyoruz. Size yollarımızı açıyoruz ama siz diyorsunuz ki hayır biz pencereden gireceğiz. Niye pencereden giriyorsunuz? Yanlış politikalar bizim Ortadoğu'da hem itibarımızın kaybolmasına yol açtı, hem Türkiye'nin çizdiği zikzaklar dünyada itibarımızın kaybolmasına yol açtı. Sayın Cumhurbaşkanıyla ilgili bir karikatür yabancı gazetelerde yayınlanan bir karikatür var. Bu karikatür beni rahatsız ediyor arkadaşlar. Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı o konuma düşmemeli.
"

Soru: "Öncelikle hoşgeldiniz Sayın Genel Başkanım. Benim sorularımı birçok arkadaşım sordu fakat aklımda iki soru daha var. Öncelikle sizin de bahsettiğiniz gibi yeşil alanların imara açılması ve bunu çember çizerek başkentten itibaren incelersek bir Washington özentisi mevcut. Bilahare de geçmişte dediğiniz gibi Ortadoğu'da bir bilirkişi rolündeydik, fakat bugün ne oldu da sıfır sorun politikamız her tarafımız yani üç tarafı denizlerle çevrili değil de dört tarafımız sorun oldu. Teşekkür ediyorum."
Kemal Kılıçdaroğlu: "Ak Saray Osmanlı'nın batış dönemindeki Dolmabahçe sarayına benziyor. Borç içinde gidip borç para alıyorlar ve saray yapıyorlar kendilerine. Türkiye borç içinde,  vatandaşta borç içinde. Bu devasa bina niye yapılıyor ve yasadışı. Ben şunu söylüyorum yani oraya gidenlere. Gitmeyin kirlenmeyin diyorum. Giderseniz kirlenirsiniz. Hem hukukun üstünlüğünden söz edeceksiniz, biz hukuk devletiyiz diyeceksiniz mahkeme karar vermiş burası yürütmeyi durdurma veriyorum diyor. Mahkeme sen kararını verirsin ben bildiğimi okurum. Olmaz. Doğru değil bu. Oraya harcanan paraya yazık günah. Orada yapılan yolsuzluklar da Sayıştay raporlarında var. Neyinize yetmiyor yukarıdaki mütevazi bina. Bu şatafat neden? Nedir bu yani?

O nedenle biz oraya gitmeyeceğiz zaten söyledim. Bir televizyon programında sordular Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında biz orayı ODTÜ'ye vereceğiz."


Soru: "Öncelikle hoşgeldiniz üniversitemize. Ben şunu merak ediyorum. Önümüzde bir genel seçim var. AKP'nin tekrar çoğunluğu elde etmesi ve başkanlık sistemi gündemde ve ardından gelecek sistemin tamamen bir diktatörlük, ben CHP'nin bu konuda ne yapacağını, çünkü ben uzun zamandır haberleri izlemiyorum çünkü artık sinir sistemimi zedeliyor. Dün en son haberleri izlediğimde neredeyse ağlamak üzere bir şekilde kanalı kapattım ve ülkenin geleceğiyle ilgili çok ümitsizim açıkçası. Ben bu konuda CHP'nin artık daha fazla çabalaması gerektiğini düşünüyorum ve sizin bu konuda neler yapmayı planladığınızı çok merak ediyorum."
Kemal Kılıçdaroğlu: "Size şu sözü verebilirim. Asla umutsuz olmayın. En karanlık günlerde bile bu toplum umutsuz olmadı. Parlamentoda mücadele edeceğiz, diğer alanlarda da mücadele edeceğiz. Umutsuzluk bize, size, bu toplumda yaşayanlara yakışmıyor. Biz eğer doğruları söylüyorsak, eğer geniş kitleleri ikna edebiliyorsak bu sorunu aşarız. Çünkü bu kaygı sadece sizde yok. Çağdaş dünyada da bu kaygı var. Ne oluyor Türkiye'ye diye.

Başkanlık sisteminin geleceğine inanmıyorum. Parlamentoda bir kişi bile olsak bunun mücadelesini yapacağız, getirmeyeceğiz. 200 yıllık bir parlamenter deneyimimiz var 200 yıllık. Siz ne tür bir başkanlık getireceksiniz? Kimse bilmiyor. Eğer Türkiye'yi yeniden Türkiye yaparsak, kötü alışkanlıklarından arınmış, demokrasi, insan haklarını, hukukun üstünlüğünü savunan bir Türkiye yapabilirsek, güçlü ekonomisi olan bir Türkiye yapabilirsek, üniversiteleri bilgi üreten bir Türkiye yapabilirsek bu sorunu aşarız. Bu potansiyelimiz var onu söyleyeyim. Asla umutsuz olmamak lazım."


Soru: "Merhaba, demokrasiden bahsettiniz, konuşmanızda da hepimizin katılacağı evrensel değerler üzerine çok güzel şeyler söylediniz. Ve aslında hepimizin tahmin edebileceği sıkıntıları tekrar söylediniz. Bunlar üzerinde elbette çözüm önerileriniz, fikirleriniz var mutlaka partinizin. Fakat önce sanırım sizin iktidar olmanız gerekiyor. Demokrasi şimdi bize ilkokulda demokrasinin aslında gerçek demokrasi olmadığını sanırım hepimiz burada 2013 Haziranında öğrendik ve ben sizin parti içi demokrasinizi merak ediyorum. Yani örnekse mecliste yasa tasarısı oylanırken grup başkanvekiliniz el kaldırırsa mı herkes el kaldırıyor? Ya da örneğin İstanbul'da geçen seçimlerde Sarıgül aday gösterildi ve bu önseçimle mi oldu? Yoksa Genel Merkez mi atadı? Bunları çok merak ediyorum. Demokrasiden bu kadar bahsederken acaba Cumhuriyet Halk Partisinde parti içi demokrasiyi çok merak ediyorum.

Birde sanırım söylemem gerekiyor. Yani çok arkadaş söyledi ama bir çatı adayı belirlendi ve pek çok partide aslında destek verdi. Fakat öyle bir şey oldu ki çatı adayının aldığı oyla oy vermeyenlerin sayısının oranı çok enteresandı. Yani oy vermeyen insan çok daha fazlaydı. Yani ben demokrasi konusunda çok umutluyum. Gerçek demokrasi bence oydu, halkın gerçek iradesiydi. Teşekkür ederim."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Parti içi demokrasi, şunu söyleyeyim. Parlamentoda 4 siyasi parti var demokrasiyi işleten tek parti biziz. Hatta bir partinin grup başkanvekili eğer CHP'de grup başkanvekili seçmeyecekse hiç demokrasi yok demektir. Bereket versin CHP grup başkanvekilini seçiyor dolayısıyla bizde demokrasi olduğunun farkına varıyoruz diye.

Bizim partimizde demokrasi var. %10 gençlik kotası getirdik. Gençler için siyasetin yolunu açmak için. 60 kişilik Parti Meclisi üyemizin 6'sının genç olması gerekirken şuanda 8 gencimiz var Parti Meclisinde. %33 cinsiyet kotası getirdik. Avrupa'daki en yüksek kotadır bütün siyasi partilerde. Kadınların siyasete girmesi için Parti Meclisimizin %33'ü kadındır. Kadın milletvekili sayılarımız eskiye göre yüksektir. Önümüzdeki süreçte daha fazla olur. İnşallah öyle arzu ediyoruz.

Bizim dışımızda önseçimle milletvekili belirleyen başka bir partide yoktur. Çoğu yerde biz bütün illerde yapmadık ama çoğu ilde yanlış hatırlamıyorsam 27 ilde önseçim yapıldı. Bazı yerlerde bütün üyelerin katılımıyla önseçim gerçekleştirildi. Arzu ediyoruz ki bütün Türkiye'de önseçimi gerçekleştirebilelim. Ama bunun yeterli altyapısı ve koşulları yok. Bu olduğu takdirde bunu da yaparız.

Parti içi demokrasi çok önemli. Ama şu da çok önemli. Parti içi demokrasi her isteyenin her istediğini söyleyebileceği bir olay değildir. Partiler bir düşünce kuruluşu değildir. Yani sizin derneğinizin ya da kurumunuzun yaptığı gibi bir parti değil. Her görüşten insanlar vardır, insanlar düşüncelerini söylüyorlar. Partiye üye olduktan sonra partinin kuralları sizi bağlar, programı sizi bağlar. Genel Başkanın, kurultayın aldığı metnin veya yayınladığı deklarasyon partilileri, beni bağlar. Kurultay, Parti Meclisi kararları, grubun aldığı kararlar hepimizi bağlar. Dolayısıyla demokrasi aynı zamanda bir disiplin işidir. Disipline hepimizin uyması gerekiyor. Ortak ses çıkarması gerekiyor. Bizdeki demokrasi o kadar fazla ki her isteyen bazen istediğini söyleyebiliyor. Ama o da doğru değil. Biz bunun disipline olmasını istiyoruz. Kurultayda da bunu çok açık ve net ifade ettim. Her gelen istediği düşünceyi kafasından estiği gibi konuşmayacak.

Parlamentodaki çalışmalara gelince, parlamentoda yasalar önce komisyonlarda görüşülüyor. Komisyonlarda her partinin üyesi var. Dolayısıyla görüşlerimiz komisyonlarda oluşuyor, nasıl bir tavır takınacağımız çıkıyor ortaya. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak şöyle yapıyoruz. Diyelim ki, milli eğitimle ilgili bir yasa geldi ya da tasarı geldi. Milli eğitimle ilgili olarak sivil toplum kuruluşlarını ve sendikaları davet ediyoruz TBMM ve onlarla tartışıyoruz. Bu teklif ya da bu yasa tasarısı ne kadar sizin beklentilerinize uygun veya uygun değil. Emeklilerle ilgili geliyorsa emekli derneklerini çağırıyoruz. Her alanda sivil toplum kuruluşları, sendikalar var. İşçilerle ilgili geliyorsa işçi sendikalarını çağırıyoruz. Bunları davet ederken de görüşleri itibariyle değil mümkün olduğu kadar tamamını davet ediyoruz. Tamamı görüşlerini deklare etsinler diye. Görüşler oluşuyor, plan bütçe komisyonu veya milli eğitim komisyonu veya adalet komisyonu veya anayasa komisyonunda yasalar görüşülürken biz eğer bir şeye muhalefet ediyorsak muhalefet şerhi yazıyoruz. Nelere hangi gerekçeyle muhalefet ettiğimizi yazıyoruz. Dolayısıyla muhalefet şerhiyle beraber bunlar basılır, kitapçık haline getirilir, genel kurulda görüşülürken bütün milletvekillerine dağıtılır. Dolayısıyla bizim milletvekilimiz o tasarıya veya teklife hangi gerekçeyle karşı olduğumuzu bizim muhalefet şerhinden okur. Odasında okur, evine götürür okur. Dolayısıyla ona hangi gerekçeyle hangi maddesine evet, hangi gerekçeyle hangi maddesine hayır dediğini önceden biliriz. Yani grup başkanvekili el kaldırınca tümü el kaldırıyor değil. O biraz iktidar kanadında olur. Çünkü iktidar kanadı uzun uzun çalışmaz. Onların bakanları var, bakanlar gelirler anlatırlar. Onlar yorulmazlar. Bakarlar bakan el kaldırırsa hep beraber kaldırırlar. Eğer indirirse hep beraber indirirler. Bu Türkiye'nin maalesef bir gerçeğidir.

Cafer Tayar Sadıklar eski Merkez Bankası Başkanıydı. Bir dönem parlamentoda görev yaptı. Ben o zaman maliye bakanlığında çalışıyordum. Ahmet Kurtcebe Alptemoçin maliye bakanıydı. Cafer Tayar Sadıklar görüşülen bir maddeyle ilgili olarak ki kendisi de eski maliyecidir bir teklif, önerge hazırlamış, önergeyi Sayın Kurtcebe'ye verdi, o da bana verdi şuna bir bakar mısın dedi. Bende baktım önergeyi haklı gördüm. Normal. Ama muhalefetten geldiği için reddedildi. O zaman Cafer Tayar Sadıklar dışarı çıkarken aynen şu cümleyi kullanmıştı. Ne ya burası 19 Mayıs hareketleri gibi bakan el kaldırınca hep beraber kaldırıyorsun, indirince hep beraber indiriyorsunuz böyle mi olur yasama organı diye bir sitem etmişti. Sizin siteminizde biraz buna benziyor.
"

Soru: "PYD'yle ilgili bir açıklamanız oldu terör örgütü değil dediniz. Şimdi Peşmergenin geçişi sözkonusu ve PYD'ye bir şekilde yardımı sözkonusu olacak. Acaba siz nasıl değerlendirirsiniz bunu?"
Kemal Kılıçdaroğlu: "Üniversite öğrencileri beni ziyarete gelmişti Salı günü. İstanbul Siyasal Bilgiler Fakültesinden bir öğrenci grubu. Bana PYD'yi sordular. Bende terör tanımını yaptım onlara. Terör nedir? Eline silah alıp kendi siyasal düşüncesini, ekonomik düşüncesini veya başka bir amaçla masum insanları kadın, kız, erkek, çoluk çocuk demeden öldürür. Buna biz terörist deriz. Bunu eğer bir örgütün içindeyse de ona terör örgütü deriz. Bu tanımlama çerçevesinde siz PYD'yi de, PKK'yı da değerlendirin. Ama bütün dünyanın kabul ettiği bir gerçek var listelere girmiş PKK'da bir terör örgütü. Bunu söyledim.

Teşekkürler arkadaşlar."

    Cuma, 24 Ekim 2014 14:56

Bağlantılı Konular