"AKP iktidarının devletle ve kamu kurumlarıyla savaşı devam ediyor"

CHP Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında, "İç Güvenlik Reformu"na ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

CHP Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu, güvenlik kuruluşlarının birleştirilerek, Suriye'deki gibi bir muhaberat devleti oluşturulmaya çalışıldığını, bunun Nazi Almanya'sı modeli olduğunu söyledi.

AKP iktidarının, devletle ve kamu kurumlarıyla savaşının uzun süredir devam ettiğini öne süren Kuşoğlu, devlette değişime ihtiyaç bulunduğunu ancak bu bahane edilerek kadrolaşma yapıldığını söyledi.

Güvenlik kuruluşlarının birleştirilerek Suriye'deki gibi bir muhaberat devleti, Ortadoğu cumhuriyeti oluşturulmaya çalışıldığını söyleyen Kuşoğlu, "İç Güvenlik Reformu" ile birlikte il ve ilçe jandarma komutanları ile daire başkanlarını İçişleri Bakanı'nın atayacağını, valilerin, il jandarma komutanı hariç diğer personeli görevden uzaklaştırabileceğini iddia etti. Kuşoğlu, kaymakamların jandarmayı denetleme yetkisi; vali ve kaymakamların da jandarmaya sicil verme yetkisi olacağını ifade etti.

Sahil Güvenlik Komutanlığı personelinin görevden uzaklaştırılmasına İçişleri Bakanı'nın yetkili kılındığını belirten Kuşoğlu, "175 yıllık askeri yapıyı sivilleştiriyorlar diyeceğim ama o da yok. Ne olduğu belli olmayan, ne askeri ne sivil, garip bir yapı ortaya çıkıyor. Bürokrasi, TSK bu şekilde siyasileştiriliyor, kadroları iktidarın emrine veriliyor. Parti devleti değil, hükümet devleti var, hükümet devletleştiriliyor." dedi.

Bülent Kuşoğlu, güvenlik ve istihbarat kurumlarının bir araya getirilmesinin Nazi Almanya'sı modeli olduğunu belirterek, olumsuz bir tabloyla karşı karşıya olduklarını, sivil ve asker bürokrasi adına olumsuz işler yapıldığını söyledi.

Ankara Milletvekili Kuşoğlu'nun İç Güvenlik Reformu"na ilişkin tespit ve değerlendirmeleri şöyle:

"AKP iktidarının devletle ve kamu kurumlarıyla savaşı devam ediyor. Özellikle 2011'de çıkan 35 KHK ile hemen hemen tüm bakanlıkların teşkilat yapıları değiştirilmiş gibi görünse de aslında amaç kamu kurumlarının kadrolarını ele geçirmekti. Bu amaç doğrultusunda kamu kuruluşları kadrolarıyla devletin değil, AKP'nin kuruluşları haline getirilmişlerdir.

Ben 2011'de yaptığım basın toplantısında 35 KHK sonrası devletin ortalama 6-7 yıl gibi bir sürede çalışamaz hale geleceğini iddia etmiştim. Hala aynı sözümün arkasındayım. Devlet kurumları işlevlerini yitiriyorlar ve devlet kurumu olmaktan çıkarak birer AKP Kurumu haline geliyorlar. Kısaca parti devletinden ziyade Hükümet devleti diyebileceğimiz bir yapı oluşuyor.

Aslında devlet kurumlarının reform ihtiyacı uzun zamandır var. Yeni teknolojileri kullanmaları çok daha etkin, verimli, şeffaf, hukuka uygun çağdaş standartlarda ve koordineli çalışabilmeleri bir zorunluluk, ancak kamu kurumlarındaki değişiklikler bu amaçlarla yapılmıyor. Zaten değişikliklerin de olumlu sonuçları yok. Artık, denetimin neredeyse yapılmadığı, kadrolaşmanın ön planda olduğu, gelişmeleri ve olayları geriden takip eden, savurgan, müsrif bir devlet yapısı var.

Devlette değiştirilmeden yani AKP'lileştirilmeden kalabilen yerlerden biride biliyorsunuz TSK ve onun paralelinde Jandarma ve Sahil Güvenlik.

Gittikçe bir Ortadoğu devletine dönüştürülen Türkiye Cumhuriyeti, Jandarma'da yapılacak değişikliklerle bir Esat Suriye'sine, Muhaberat devletine evrilmeye çalışılmaktadır. Emniyet, MİT ve diğer istihbarat ve güvenlik kuruluşlarını AKP'lileştiren iktidar Jandarmayla ilgili de çalışmalar başlatmıştır.

İçişleri Bakanlığı, Mayıs 2014'ten beri Jandarmayı Bakanlığa bağlamaya yönelik hamleler yapmaktadır. Temmuz 2014'teki torba yasaya dahil etmek istedikleri değişiklikler hukuki çelişkiler barındırdığı ve temel askeri teamüllere uygun olmadığı için TSK tarafından kabul edilmemiş, çalışmalar Eylül ayına ertelenmişti. Geçtiğimiz hafta değişiklik teklifi Bakanlığın hiçte hoş olmayan basit oyunu ile Genelkurmaya ve Jandarmaya dikte edilmeye çalışıldı.

İçişleri Bakanı Efkan Ala, Jandarmayı kendi siyasi arzuları doğrultusunda şekillendirmek ve istediği uygulamaları yaptırmak maksadıyla, bakanlıkta oluşturulan dar bir çalışma grubuyla bir taslak hazırlatmıştır. Jandarmanın; tayin, görevden alma, terfi, disiplin konuları ile Jandarma Bölge Komutanlıklarının kaldırılması ve Jandarma kıyafetinin değiştirilmesi gibi konuları içeren bu çalışma, 17 Mayıs 2014 tarihinde jandarmaya gönderilmiştir. Çalışmanın 20 Mayıs tarihinde bitmiş olması gerektiği belirtilmiş, 20 Mayıs 2014 tarihinde yapılacak Bakanlar Kurulu Toplantısında görüşülüp torba yasayla geçirilmek istenmiştir. Ancak tepkiler üzerine Bakanlık tarafından çalışmalar ertelenmiştir.

Yeni kabinenin açıklanmasıyla birlikte, Efkan Ala tarafından çalışma tekrar hızlandırılmıştır. Jandarma Genel Komutanının yurtdışında bulunduğu Eylül ayı içerisinde, Efkan Ala tarafından Genelkurmay Başkanı ile birebir görüşülerek Jandarma ile görüşülmeden, Genelkurmay Başkanına Jandarma ile mutabakata varılan metin olarak sunulmuştur. Müteakiben aynı metin Efkan Ala tarafından Genelkurmay Başkanlığı ile mutabakata varılan metin gibi gösterilerek jandarmaya tekrar gönderilmiştir. Jandarma ile Genelkurmay yetkililerinin koordinesi neticesinde, ikili siyaset güdüldüğü ortaya çıkmıştır. Efkan Ala'nın her iki kurumla da mutabık kalmadığı halde, mevzuat değişikliğini dikte ettiği ve daha önce üzerinde çalışılan ortak metni tamamen değiştirdiği tespit edilmiştir. Daha önceki gelişmelerden bilgisi olmayan yeni Jandarma Genel Komutanı aldatılarak çalışmanın Genelkurmay ile birlikte yürütüldüğü imajı oluşturulmuştur.

Genelkurmayın ve Jandarmanın taslakla ilgili görüşlerini, devletin geleneklerini hiçe sayan bakanlık, hukuki çelişkilerle dolu bir değişiklik metnini kanunlaştırmak istemektedir. 175 yıllık Jandarma teşkilatı birkaç kişinin masa başı icraatlarıyla siyasetin bir kurumu haline getirilmek istenmektedir.

Jandarma personelinin moral ve motivasyonunu olumsuz yönde etkileyen bu çalışmalarda, AKP hükümetinin nihai hedefinin TSK'nın adım adım etkisizleştirilmesi olduğu göz ardı edilmemelidir.

İçişleri Bakanlığının taslağında hukuki tutarsızlıklar bulunmakta ancak, Meclisteki oy üstünlüğüne güvenilerek "taslağa aykırı olan ilgili diğer kanunları da bir ara değiştiririz" mantığıyla hareket edilmektedir. Bu şekilde de TBMM'nin iradesi hiçe sayılmaktadır.

İçişleri Bakanlığı taslağındaki değişikliklerin kısaca özeti;

- İl ve ilçe Jandarma Komutanlarını ve Daire Başkanlarını" İçişleri Bakanının ataması öngörülmektedir.
- Valiler İl Jandarma Komutanı hariç diğer personeli görevden uzaklaştırabilecektir.
- Bölge Komutanlıklarının kaldırılması hedeflenmektedir. Bu değişiklikle büyük illere İl Jandarma Komutanı olarak general verilmesi düşünülmektedir.
- Kaymakamlara Jandarmayı denetleme yetkisi verilecektir.
- Vali ve Kaymakamlara Jandarmaya sicil verme yetkisi verilecektir.
- Jandarma personelinin izne ayrılması mülki amirin onayına bağlanacaktır.
- Sahil Güvenlik Komutanlığındaki subayların atanma ve yer değiştirilmelerinde İçişleri Bakanı yetkili kılınacaktır.
- Vali ve Kaymakamlara Sahil Güvenlik personelini değerlendirme yetkisi verilecektir.
- Sahil Güvenlik Komutanlığı personelinin görevden uzaklaştırılmasında İçişleri Bakanı yetkili kılınmaktadır.
- Vali ve Kaymakamlara Sahil Güvenlik personelini değerlendirme yetkisi verilecektir.
- Sahil Güvenlik Komutanlığı personelinin görevden uzaklaştırılmasında İçişleri Bakanı yetkili kılınmaktadır.
- KKK kadrosundan kullanılmakta olan Jandarma Genel Komutanlığı için "orgeneral" kadrosu verilmekte, böylece en üst komutanlığının Jandarma sınıfından olması sağlanmaktadır. Mülki amirler jandarma ve sahil güvenlik personelinin disiplin amiri olmaktadır.
- Jandarma ve Sahil Güvenlik personelinin kıyafeti İçişleri Bakanlığınca belirlenecektir.

Görüldüğü gibi İçişleri Bakanlığı tasarısı Jandarmayı daha etkin çalışır duruma getirmek yerine siyasi otoritenin kontrolüne almak amacı gütmektedir. Bir seçim arifesi, ilgili tarafların ve uzmanların görüşleri alınmadan yapılmaya çalışılan bu değişiklik uygun görülecek gibi değildir.

Kısaca ifade etmek gerekir ise bir güvenlik devleti oluşturulmaktadır. Gidişi bir parti devletinden ziyade Hükümet devleti olarak adlandırmak daha doğrudur zira AKP çoğunluğu durumun farkında dahi değildir. Devletteki değişim, Hükümet devletleşiyor ifadesi ile daha doğru açıklanabilir.

İç güvenliği sağlayacak kurumların tek elde toplanması bir Alman modelidir ama Nazi Almanyası modelidir. Emniyet Genel Müdürlüğü ile Jandarmanın farklı kurumlara bağlı olmaları bir "check and balance" yani denetim ve denge modeli oluşturuyordu şimdi bu durumda ortadan kalkacaktır. 175 yıllık devletin Jandarması siyasetin kontrolüne girecektir."

    Çarşamba, 22 Ekim 2014 11:23

Bağlantılı Konular