Koç: "Allahtan korkmayanların milletten utanacak yüzleri olmaz"

CHP Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç MYK Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında çalışmalarını sürdürürken basın toplantısı yaptı.

CHP Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Haluk Koç'un açıklamaları ve sorulara  yanıtları şöyle;

"Değerli arkadaşlarım hoşgeldiniz.

Cumhuriyet bayramının öncesindeki haftadayız. İç ve dış siyasetteki gelişmelerle Türkiye yine oldukça tartışmalı ve hızlı günler yaşıyor. Dün Sayın Başbakanın grup konuşmasını dikkatle, birazda ibretle izledik. Çünkü gerçekten samimi bir dileğimiz var. Bunu her zaman ifade ediyoruz. Sayın Başbakanın biran önce yürütmekte olduğu görevin sorumlulukları çerçevesinde tavır almasını, gölgeden çıkmasını ve o makamın gerektirdiği gibi davranmasını hepimiz arzu ediyoruz, teşvikte ediyoruz. Ama dün Sayın Davutoğlu'nun grup konuşmasına dikkat edince bilmiyorum korkudan mı olsa gerek, yoksa değişik boyuttaki tartışmalardan çekinmek mi diyeceksiniz. Ne İstanbul'da 17 - 25 Aralık hırsızlık ve yolsuzluk olaylarıyla ilgili yürütülen soruşturmada savcının verdiği takipsizlik kararına değindi dikkat ederseniz. Önemli bir gündem maddesiydi. Hükümetin başkanının, başının bu konuya değinmeden bir grup konuşması tasarlaması herhalde düşünülemezdi. Ama ne de son 48 saatte biraz sonra değineceğim hepinizin, hepimizin tanık olduğu takla atan bir politika izledi Türkiye biliyorsunuz IŞİD konusunda. Ne de bu konuda biraz terledi, bunaldı ama tek söz söyleyemedi. Kısaca kıvrandı durdu, terledi, bunaldı. Yani laf olsun torba dolsun şeklinde bir takım kişisel hak ve özgürlüklere devlet kelepçesi takacak olan getirilen yasa tasarısını bir özgürlük genişleten yasa tasarısı olarak sunma gayretine, sihirbazlığına girdi. Meramını anlatamadan da kürsüden indi.

Değerli arkadaşlarım, niye Başbakan bu yolsuzluk ve hırsızlık, rüşvet soruşturmasıyla ilgili tek kelime edemiyor? Daha önce birlikte kabinede bulunduğu 4 çalışma arkadaşı istifa etmek zorunda kalmış. Belgeler ortada, kayıtlar ortada, görüntüler ortada, fezlekeler ortada. Tek kelime edemiyor savcının verdiği usul yönünden verdiği takipsizlik kararıyla ilgili tek kelime edemiyor dikkat edin. Acaba yakasına Başbakanlık görevi iliştirilir iken partisinin Genel Başkanı olması talimatı birileri tarafından kendisine tevdi
edilir iken kardeşim sen bu yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet olaylarıyla ilgili soruşturma boyutuyla hiç ilgilenmeyeceksin, biz onu başka kanallardan bir şekilde hallettik, günü geldiğinde de bir savcılık kararıyla mahkemeye daha intikal ettirtmeden takipsizlikle sonuçlanacak ve ondan sonrada mecliste yürütülen soruşturma komisyonunun gündemi o kararı gerekçe göstererek aynı şekilde sonlanacak. Sen bu işlere hiç girme, sen sana verdiğimiz görevi yap şeklinde bir telkinle mi karşılaştı? Niye giremiyorsunuz Sayın Davutoğlu? Milletin vicdanı kanamış, görüntüler ortada, yaşananlar ortada. Adalet nasıl tarif edilir? Adalet bir elinde terazi, bir elinde kılıç gözleri bağlı bir bayan figürüyle temsil edilir. Bu adaletin siz ırzına geçmişsiniz, tutuklamışsınız, hapse atmışsınız. Milletin vicdanı, kamunun vicdanı bunlar önemli değil. Benim siyasi ikbalim önemli noktasına gelmişsiniz. Ağzını açamıyorsun. Başka zaman daha yapılmamış HSYK seçimlerinin sonuçlarıyla ilgili sonuç şöyle çıkarsa biz bunu meşru saymayız deme noktasından gelmişsiniz. Çıt yok Sayın Davutoğlu'ndan. Diğer konuda da çıt yok.

Değerli arkadaşlarım, 17 - 25 Aralık'ı ben tekrar hatırlatacak değilim. Yani burada aslında sürpriz değil mevcut savcının böyle bir takipsizlik kararı vermesi sürpriz değil. Çünkü kurgu, senaryo buna göre yazılmış, çizilmiş, planlanmış ve uygulamaya sokulmuş.

Şimdi Sayın Savcı burada ileride hukuk fakültelerinde örnek gösterilebilecek bir karara maalesef imza atmıştır. Bir hukuk garabetinin altına bir cumhuriyet savcısı olarak ki bütün savcıları temsil etmi
yor bunu da ifade edeyim. Altına imza atmıştır. Ve bütün temel hukuk kavramlarıyla çelişir bir sonuç ortaya çıkmıştır.

Değerli arkadaşlarım, rüşvetin anlaşması yok diyor. İsmi üstünde bir zamanlar bir tekerleme vardı hatırlıyorsunuz rüşvetin belgesi mi olur … diye bir devlet büyüğü söylemişti. Yani rüşvetin sözleşmesi mi olur? O kayıtlar ne, o kasalar ne, o milyon dolarlar ne, o saatler ne, o hediyeler ne, o görüntüler ne, o takipteki ortaya dökülen tapeler ne? Hiç mi seni ilgilendirmiyor? Hukuku temsil ediyorsun, tek kişisin ama iktidarın hırsızlığını örtmek için sana bir sorumluluk verildiyse onu bilelim.

Değerli basın mensupları, takipsizlik kararının en büyük çelişkilerinden birisi delillerin hukuka uygun toplanmadığı noktasında. Şimdi savcı iletişim tespit kararı veren mahkemelerin yerine kendisini koyuyor bir defa. Oysa savcı talep eder son sözü kim söyler? Mahkeme söyler, hakim söyler. Yani savcı kuvvetli şüphe olmadığını savunuyor kararında. Bu kararı verecek olan herhangi bir savcı değildir kurallara göre hakimdir, yargıçtır. Yargıcın kararını da ancak bir üst mahkeme yargıcı bozar, savcı yanlış bulduğu kararı ancak böyle bozulabilir. Savcı kafasına göre bir kararı bu konudaki yok sayamaz. Hukuka aykırı olarak da hakim kararına dayanan delilleri hukuka aykırı diye niteleyemez.

Değerli arkadaşlarım, hiç CMK'nın detayına, ayrıntısına girmiyorum. Ortada makul filan değil şüpheli. Ortadaki şüphelide dememek lazım. Ortadaki kişiler makbul kişiler. İktidar nezdinde makbul kişiler. Bir başka deyimle hayırsever insanlar var ve onların taleplerini devlet bürokrasisi içinde yerine getiren hükümet yetkilileri var. Zincir açık.

Şimdi soruşturmanın bir şekilde sivil kanadı bu kanalla aklanmış gibi gözüküyor. Peki siyasi kanadı ne olacak? Yani devlet adamı olarak, devlet adamı üniforması giyip, sıfatlar taşıyıp hırsızlık yapacaksınız, rüşvet alacaksınız, adaletten yargı önünde kaçacaksınız kurduğunuz tezgahla. Ee? Vicdandan kaçabilecek misiniz? Tarihten kaçabilecek misiniz? Bu mümkün değil. Onun için dün Sayın Genel Başkanımızda ifade etti, açıklamalarımızda o yönde. Eninde, sonunda yakayı, paçayı bütün pisliklerinizle beraber ele vereceksiniz. Bundan kurtuluş yok.

Özet olarak, 17 - 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasıyla ilgili Türkiye'de son yaşadığımız süreç örneği zor görülecek vahim bir manzaradır.

Değerli arkadaşlarım, burada olayları tekrar tekrar gündeme getirmek istemiyorum. Bu kararla ne oldu? Bu kararla açık, belgeli, görüntülü, kayıtlı rüşvet, hırsızlık yapanlar, rüşvet alanlar, arsa kapatanlar, evlerinde milyon dolar kara para, haram para istifleyenler ne kadar şerefli, ne kadar onurlu, ne kadar dürüst insanlarmış bu belgelendi. Olayın bir yönü bu. Diğer tarafı bunu savcı beyin kararıyla milletçe öğrenmiş olduk. Demek ki biz yanlış yerdeymişiz. Bu üstün fazilete sahip insanlara ne kadar haksızlık yapıldığını gördük aylardır. O kadar dürüst ve onurlular ki, faziletliler ki milletçe haksızlık yapmışız bunlara bunca zamandır.

Değerli arkadaşlarım, son söz Allahtan korkmayanların milletten utanacak yüzleri zaten olmaz. Bunu hepimiz biliyoruz. Böyle bir çürümüşlüğün içerisinde yuvarlanan bu tayfa güya aklandıklarını sanıyorlar. Oysa hırsızın bütün dünyada tarifi aynıdır. Başka bir sıfatta yoktur. Hırsız hırsızdır.

Değerli arkadaşlarım, bu haram saltanatı inanın bugüne kadar kandırdıkları insanların verecekleri oylarla bozulacak. Bu çıkışı ifade etmek istiyorum.

Sayın Başbakanın grup konuşmasında bu konulara değinmediğini söyledim. IŞİD konusunda 48 saatte takla atan politikalara değinmediğini söyledim. Bir paket açıklıyor değil mi? Bir paket açıklıyor uzun uzun anlatıyor. Temel ve hak özgürlükleri, sokaklarda yaşanan provokasyonları, Vandal hareketleri, yağmaları gerekçe göstererek kısıtlamak isteyen bir yasa.

Değerli arkadaşlarım, burada getirilen yasa teklifi bir defa Türkiye'de yaşayan herkesi eğer hükümet ve uygulamaları noktasında sorgulayan bir tavır içine girerse makul şüpheli tarifine sığdırıyor. Yani herkes her an makul şüpheli haline bu ülkede gelebilecek demektir. Bu sokaktaki sade bir vatandaşta olabilir, hükümetin uygulamalarını muhalefet çizgisinde eleştiren kişide olabilir.

Değerli arkadaşlarım, konutunuz ya da arabanız gerekçesiz aranabilir. Gerekçe makul şüphe görüyorum bu kişide. Çarşı grubunun başına gelenleri biliyorsunuz. Çarşı grubuna açılan darbe girişimi davası var. Bir taraftan grubundan bir organize darbe yapan bir terör örgütü ürettiler. Çarşı grubunun başına gelen herkesin başına bu kanundan sonra rahatlıkla gelebilir. Yani hak ve  özgürlüklerin kısıtlandığı bir sistem, bir yapı yavaş yavaş demokrasi olmaktan çıkar. Bunu sürekli olarak vurguladık.

Değerli arkadaşlarım, burada bakalım neler olabilir daha başka. Mesela uygulanan ekonomi politikalarından zarar gören bir yatırımcı, bir işadamı diyelim bu uygulamaları eleştirebilir bir STK toplantısında. O zaman bu kişi makul şüpheli olarak addedilebilir, hakkında soruşturma açılabilir, malvarlığına tedbir konabilir. Böylece muhalefet odağı olabilecek bütün işadamları da iflasa devlet eliyle sürüklenebilir. Yani hak ve özgürlüklerde Başbakanın her ne kadar lafı döndürerek iyileşme var, ilerleme var demesine rağmen tam tersine bu gidiş iyi bir gidiş değil. Bu gidişin sonu toplumu çok daha fazla sıkıntıya çıkacak bir süreçtir. Hatta daha ileri gidebilir milletvekilleri ve Genel Başkanlar dahi bu sürecin içine çekilebilirler. Türkiye yakın ve orta tarihinde benzer uygulamaları yaşadı Nisan 1960'ta yaşadı. Tahkikat komisyonları döneminde yaşadı. Yani bir defa hukuk perdesi artık yırtılmıştır. Bunun arkasından gelecekleri de görmek zor değildir. Bu süreç tüm totaliter eğilimli yapıların ortak özelliğidir. Yani önce sana muhalif edenleri düşman addedeceksin, ondan sonra getirdiğin yasal düzenlemelerle o düşmanları yok edecek süreci yaratacaksın. 12 yıl önce neler söylediler, neler söylediler. İleri demokrasi dediler, demokratikleşme dediler. İşin ucu öyle değil. Bundan sonra artık Türkiye çok daha kapalı bir rejime doğru sürükleniyor. Bunu ifade etmek istiyorum. Yani hukuk devletinden yavaş yavaş polis devletine geçilmektedir. Kanun devletinden sonra polis devleti olmak farklı bir anlam taşır. O zaman rejiminiz demokrasi olarak anılmaz.

Değerli arkadaşlarım, şunu da söyleyerek bu bölümü bitiriyorum. Dünyada hiçbir rejim demokratik hak ve özgürlükleri kısıtlayarak, muhalefeti sindirerek, kendisinden olmayan insanları kendisine düşman ilan ederek iktidarını koruyamaz. Dünyada bunun örneği yok. Bu süreçleri yaşayıp totaliterleşen bütün rejimler eninde sonunda hem de kendi içlerinden yıkılmıştır.

Bir diğer konu BM Güvenlik Konseyinde Türkiye'nin konsey üyeliği biliyorsunuz oylandı. İspanya'yla bulunduğu grupta son tura kaldı Türkiye ve 60 oy aldı.

Değerli arkadaşlarım, sizi Türkiye'nin bundan önceki oylamada yani Ekim 2008 tarihine götürmek istiyorum. Ekim 2008 tarihinde Türkiye BM Güvenlik Konseyine üye olarak seçilmişti. O zamandan bazı alıntılar var elimde. Dönemin Başbakanı şimdi Başbakana gölge etme görevini sürdüren Cumhurbaşkanı şu açıklamayı yapıyor. Ekim 2008 Türkiye BM Güvenlik Konseyi üyeliğine seçilmiş büyük bir başarı olarak takdim ediliyor. Bu neticenin ardında 5 yıllık çalışma ile bölge ve dünya barışı için yaptığımız çabaların katkısı olduğunu düşünüyorum. Şimdi Ekim 2014'teyiz. 6 yıl önce demek böyle bir çabası varmış Türkiye'nin ve bu da oy kullanan ülkeler tarafından takdir edilmiş. Şimdi ülkemiz bölgesel ve uluslararası alanda barış, istikrar ve güvenlik alanında giderek artan şekilde sorumluluk üstlenmektedir. 2008'de söylediği ve şunu da ekliyor. Bu seçim uluslararası politikada artan ağırlığımızın bir sonucu ve uluslararası toplumun bize gösterdiği güvenin bir göstergesidir. Ekim 2014'te tekrar aynı tünele girdiniz. Seçimde aday oldu yönettiğiniz Türkiye. Bu söyledikleriniz o zaman bugün için bütün dünya tarafından farklı bir Türkiye algısı oluşturulduğunu gösteriyor. Yani dünyada barışa ve istikrara, huzura yardım etmeyen bir ülke, barışı dinamitleyen bir ülke, güven duyulmayan bir ülke anlamı çıkıyor. Bunu ben söylemiyorum. Beyefendilerin kendi yorumlarıyla ifade ediyorum bugünkü gelişmeyi.

Değerli arkadaşlarım, birde bu getirilen kanun paketinin içerisine dün açıklama yaptı Alevi yurttaşlarımızla ilgili bazı taleplerinde yer alabileceğini söyledi. Bu kaçıncı film bilmiyorum. 25 Ekim'den itibaren Muharrem ayı başlıyor. Ben bu arada Muharrem oruçlarının Alevi yurttaşlarımızın huzurlu ortam içerisinde geçirmelerini temenni ediyorum. Bugüne kadar Alevi yurttaşlarımızın A'sını ağzına almaktan imtina eden, yapay bir takım çalıştaylarla olayları sürüncemede, talepleri sürüncemede bırakan bir iktidarın bu şekilde özgürlük kısıtlayıcı bir paket içerisine Alevi yurttaşlarımızı dolgu malzemesi olarak koymasını hiç kimse kabul etmiyor. Böyle bir olay yok. Talepler açık ve net. 40 dereden su getirme. Cemevlerinin statüsü tanınsın, zorunlu din dersleri kaldırılsın, Madımak bir ibret müzesi haline getirilsin. Temel talepler bunlar. Üç cümlede söyledik. Var mı böyle bir iraden? Böyle bir iraden yok bir faşist yasa tasarısının içine toplumun belirli bir kesimine ben hak getiriyorum diye o insanlarımızın taleplerini malzeme olarak sokamazsın. Bunu hiç kimse kabul etmez. Bu oyuna da gelmez.

Değerli arkadaşlarım, gelelim koridor meselesine. Birde koridor meselesi var. Şimdi hiç sözü burada evirip çevirmeye gerek yok. Yani burada Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin ve onu gölgeleme noktasında beceri sahibi olan en yukarıdaki kişinin son 48 saat içerisinde söylediklerini bir hatırlamakta fayda var. Söyledikleri ve ondan sonra 48 saat içerisinde yaptıklarını değerlendirmekte fayda var. Böyle bir omurgasızlık, böyle bir rotasızlık, böyle bir hesapsızlık, böyle bir basiretsizlik ortaya konabilir mi?

Şimdi bu konuda resmi kişilerin yaptığı açıklamalar 48 saat içerisinde ve barındırdığı çelişkiler ortada. Birde üstüne konuyla ilgili doğrudan ilgisi bulunan TSK'nın baypas edildiği de ortada ve TSK ile ilgili bakanın açıklamalarından onun aracılığıyla TSK pozisyon almış gibi gösterilme ihtiyacı duyuyorlar.

Şimdi mevcut Cumhurbaşkanı PYD bir terör örgütüdür IŞİD'den farkı yoktur. Bu cümle kendisinin değil mi? Daha kayıtlarda var. Bir iki ay olsa araya getirecekler. Bu söz kendisinin ve ondan sonra yurtdışı gezisinden dönüyor uçakla, uçakta herhalde bağlantı sağlayamadı teknoloji. Havaalanına iner inmez Obama telefonla arıyor. Telefon görüntülü değil herhalde. Görüntülü olsa mutlaka fonda bir beysbol sopası da bu konuşmaya eşlik edecekti. Bunu söylemek lazım. Artık ne söyleniyor ise 48 saat önce söylediğinin tam tersine çark eden, kıvırtan cümleler, sözler dökülmeye başlıyor. Ve ondan sonra mahcup yeni Dışişleri Bakanını açıklama yapma ihtiyacıyla karşı karşıya bırakıyorlar. Peşmerge'ye Türkiye sınırları içerisinde bir koridor açılmasından bahsediyorlar.

Değerli basın mensupları, bu kavramın sonuçlarına gelecek olursak. Bir; Cumhurbaşkanının PYD bir terör örgütüdür tezi 48 saatte havada kalmıştır. İki; Başbakanlık makamının maalesef hala münhal ve boş olduğunun bir göstergesi olmuştur. Teyit edilmiştir bu pozisyon. Üç; bölgemizde talimatla, egemenlerin talimatıyla pozisyon almaya zorlanan bir ülke fotoğrafı bütün dünyaya servis edilmiştir. Bu ülkede maalesef Türkiye Cumhuriyeti. İktidarın içerideki PKK ve temsilcilerinin taleplerine karşı halka dönük iyi polis, kötü polis rolünü oynadıklarını ötedenberi biliyoruz. Perdenin önünde şimdi milliyetçi söylemleri, radikal tutumu kendisine uygulama alanı seçmiş Cumhurbaşkanı duruyor biliyorsunuz açıklamaları. Perdenin arkasında İmralı'da kurulan masanın müdavimleri Yalçın Akdoğan, Başbakan, Efkan Ala. Perdenin arkasında diyalog arayışları. Hala pazarlıklar gizli. Böyle ikili bir kandırmaca, ikili bir tezgah, ikili bir senaryo uzun zamandır Türkiye'de Türk milletinin önünde açıkça oynanıyor. Ve Kürt yurttaşlarımızda açıkça bu senaryo içerisinde kandırıyorlar.

Değerli basın mensupları, burada dünya lideri, yani iç siyasete öyle sunuluyor ya dünya lideri tartışmasız. Bakın bugün başka batı basınındaki bazı karikatürlere dünya lideri olarak lanse ettiğiniz kişi maalesef bir mizah konusu haline gelmiş durumda. İki arada bir derede IŞİD'le Amerika arasında başı dönmüş şekilde raks eden bir Türkiye görüntüsü karikatüristler ortaya koymuş durumda.

Değerli arkadaşlarım, sizlerin sorusuna geçmeden önce AKP'nin 12. yılında getirdiği Türkiye manzarası kısaca şu; kanıtlı, belgeli hırsızlık yapanlar, rüşvet alanlar suçsuz ve itibarlı insanlar, hırsızlığı, rüşveti yakalayan, belgeleyen, ortaya çıkartan polis ve hukuk adamları suçlu ve hainler. Ve şuanda da tutuklular. Benzerlerini nerede gördük? Daha önce deniz feneri olayında gördük. Hırsızlığı belgeleyen, ortaya koyan, üzerine giden hukuk mensupları tutuklandı.

Değerli arkadaşlarım, rüşvet veren bakanları bir bir satın alan yeni yetme veletler aslında hayırsever insanlar. Suçu filan haşa yok onların. Ama eski Başbakanın sınıf arkadaşı taşeronluktan müteahhitliğe yükselen kişinin inşaatında asansörle düşüp ölen 10 işçi kendi kendini öldürmüş oluyorlar ve suçlu oluyorlar. Türkiye manzarası bu. Aracı vakıflarla ailecek rüşvet alanlar, arazi parselleyip kapatanlar makbul ve itibarlı insanlar Türkiye'de. Soma'da can veren 302 emekçi, maden işçisi önemsiz, üzerinde bile durulması, durulmazsa bir süre sonra unutulacak türden olaylar olarak alınıyor. Yani her şey, her kavram sayelerinde tersyüz olmuş durumda. Haram kalktı artık her şey mubah, her şey helal oldu bu adamlar için. Batıl geldi hak ortadan kalktı, hak kavramı boşa çıktı. Hukukta saltanatın heybesine maalesef son kararla girdi. Bu manzara karşısında meydanlara toplanıp beraber yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurlarda şarkısını söyleyen insanlar, inanarak söyleyen insanlar birazda sizlere ithaf olunur bu yarattığınız manzara. Türkiye'nin geldiği son durumu ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, benim gündemden çıkarttığım genel değerlendirmeler bu. Cuma günü Parti Meclisimiz toplanacak. Parti Meclisinde hem MYK faaliyeti, hem son gelişmeler değerlendirilecek. Seçimlerle ilgili hazırlıklarında görüşüleceği bir toplantı olacak. Cuma günü saat 11.00'den itibaren o toplantımız Genel Merkezimizde yapılacak. Sizlerin ilave sorusu varsa alabilirim.


Soru: "Efendim öncelikle şunu sormak istiyorum. Irak bölgesel Kürt yönetiminden Kobani'ye ilk aşamada ağır silahlarla donatılmış 200 Peşmerge'nin gönderileceği açıklandı. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

Diğer sorumda şu; Genel Başkan Kılıçdaroğlu üniversite öğrencileriyle biraraya geldi ve orada PYD bir terör örgütü değildir şeklinde açıklandı. Ancak Aydın Ayaydın'da bunun farklı yorumlandığını söyledi ve PYD Türkiye'ye saldırı yaparsa terör örgütüdür ama şuana kadar böyle bir eylem yapılmadı. Dolayısıyla terör örgütü ilan etmemiz doğru değildir dedi. Bunları nasıl değerlendirirsiniz?"

Haluk Koç: "Önce bu koridor açılmasının sonuçları ne olacak, şartları nedir, oraya ne şekilde intikal edecek? Bakın Cumhuriyet Halk Partisini çelişkiyle suçladılar. Cumhuriyet Halk Partisinin tutumu çok net ve açıktı. Bir defa Türkiye'ye yabancı asker ayağı değmemesi için tıpkı 1 Mart 2003'te olduğu gibi Cumhuriyet Halk Partisi net tavrını koymuştu. Daha sonra Kobani'yle ilgili olarak sadece Kobani'yle sınırlı kalacak, bir takım egemen güçlerin ya da koalisyon olarak adlandırdığımız yapının silah aktarımı ile oraya, o silahların daha sonra Türkiye'ye dönük kullanılıp kullanılmayacağı o sorun halledildikten sonra belli olmadığı bir ortamda Türkiye'nin kontrolünde Kobani'nin güvenliğinin sağlanması sınırlı bir önerimiz olmuştu hatırlıyorsunuz. Efendim çelişkiye düşmekle suçladılar. Oysa bugün daha net, daha açık ortaya çıkıyor.

Sayın Genel Başkanın açıklamasına gelince, evet uluslararası ilişkiler bölümü öğrencileriyle konuşurken öğrencilerin sorusu üzerine şu soru üzerine açıklamayı yaptı Sayın Genel Başkanımız. Sorulan soru şu; terörü ve terör örgütü kavramını tarif eder misiniz? Terörü kural dışı, hukuk nizamının dışında illegal bir yapı içerisinde bulunulan toprak parçasında kurulu yapıya karşı insan öldürerek, masum insan öldürerek, hukuk tanımadan eylem yaparak, kan dökerek kendi kafasındaki hedefe ulaşmak isteyen yapılar olarak değerlendirdi ve Sayın Kılıçdaroğlu'nun terör ve terör örgütü olarak verdiği örnekte bu çerçeve içerisinde PKK bir terör örgütüdür benzetmesidir.

Şimdi Ortadoğu'ya bakalım. Ortadoğu'da kimin eli kimin cebinde belli değil. Ortadoğu kan gölü, bataklık sözüne de itiraz etmişlerdi. Ortalık birbirine girmiş durumda. Şunu çok açıklıkla ifade ediyoruz. Türkiye'nin ulusal güvenliğine kasteden, Türkiye sınırları içerisinde ulusal birliğimizi bir terör eylemi içerisinde hedef alan her türlü organizasyon Türkiye için önündeki, yanındaki, sağındaki, solundaki, arkasındaki, üstündeki hepsi terör örgütüdür. Ama bahsettiğiniz yapı bir tek Kobani çevresinde orada kendi insanlarını gözü dönmüş, dünyanın en kanlı terör örgütü IŞİD'in saldırısına karşı bir güvence çerçevesinde tutma gayreti PKK'yla birleştirilmemeli. Eğer PKK'yla bir ortaklık sergilenip Türkiye üzerinde bir hedef belirlenip terör eylemi planlanırsa dediğim kavramda Sayın Genel Başkanında altını çizdiği gibi bunlar terör örgütü ve terör uygulayan yapılar olarak tarif edilir. Açıkça anlatabildim herhalde.


Soru: "Güvenlik paketiyle ilgili değerlendirmelerinizi aldık ama bir önemli nokta daha var. Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığının da bu pakette İçişleri Bakanlığına bağlanması öngörülüyor. Bu noktada atamaları da yine İçişleri Bakanlığı ve valiliğin yapacağı belirtildi. Bununla ilgili görüşlerinizi alabilir miyiz?"
Haluk Koç: "Şimdi konuyla ilgili arkadaşlarımız da değerlendirme yapıyorlar. Tabi Milli Savunma Bakanlığının ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu konudaki görüşleri de önemli. Ötedenberi jandarma gücünü hem jandarma teşkilatında çalışacak personelin geldiği örgün eğitim kurumları bakımından, hem jandarmanın TSK dışında bilhassa mülki idari yapıya ve hükümete bağlı olarak çalışan bir kolluk gücü olarak kullanma gayretlerini hepimiz biliyoruz. Bunu AKP değişik dönemlerde değişik uygulamalar şeklinde sınadı, getirdi, bazı genişletmelerde yaptı biliyorsunuz. Henüz Genel Kurmay Başkanlığının, Milli Savunma Bakanlığının bu konudaki tutumu hakkında bir bilgimiz yok. Bu tartışılacak. Komisyonda tartışılacak. Bunu bir tek çerçeveden sizin sorduğunuz zaviyeden, açıdan bakmamak gerekiyor. Çok daha geniş Jandarma Genel Komutanlığı bünyesi içerisinde çalışacak, yetişecek, istihdam edilecek personelin hangi eğitim kademelerinden, hangi eğitim kurumlarından geleceği de bu planla birlikte değerlendirilmeli. Bununla ilgili bir netlik ortaya çıktığında Cumhuriyet Halk Partisi görüşünü mutlaka ifade edecektir.

Değerli arkadaşlarım, sizlere iyi çalışmalar diliyorum."

    Çarşamba, 22 Ekim 2014 10:00

Bağlantılı Konular