Kılıçdaroğlu "Hükümet acizliğini yeni yasalarla kapatmak istiyor"

Kılıçdaroğlu "Hükümet acizliğini yeni yasalarla kapatmak istiyor, yapmak istedikleri de darbeci Evren'in düzenlemeleriyle üç aşağı, beş yukarı aynı." dedi.

CHP Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu CNNTÜRK'ün canlı yayınında Ahmet Hakan'ın yeni yasal düzenleme, genel af, Öcalan ile görüşme, ev hapsi, HSYK seçimleri dahil güncel olaylarla ilgili sorularını şöyle yanıtladı;

Ahmet Hakan: "Hepinize iyi akşamlar diliyoruz. CNNTÜRK Ankara stüdyolarından bu akşam sizlere sesleniyoruz sayın seyirciler. Konuğumuz Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu'yla Türkiye'yi, gündemi bütün yönleriyle konuşacağız, ele alacağız. Hoş geldiniz efendim."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Sağolun efendim, sizde Ankara'ya hoşgeldiniz."

Ahmet Hakan: "Hoşbulduk sağolun. Bu akşam uzun bir söyleşi yapacağız sizinle. Uzun bir süredir de aslında olup bitenlerle ilgili böyle derli toplu bir söyleşi vermediniz. Bu akşam merak edilen birçok soru var onları konuşacağız. Bu yeni güvenlik paketi en taze, en sıcak konu onu konuşacağız. Suriye'de olup bitenler, Kobani için yapılan yürüyüşler, eylemler onları konuşacağız. Çok konumuz var yani bu akşam."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Konuşacakta zamanımız var."

Ahmet Hakan: "Zamanımızda var. Birde bu akşam size biraz seyircilerimizden de sorular gelsin istiyoruz twitter üzerinden. Bir etiket açtık. Sayın seyirciler Kılıçdaroğlu'na soruyorum etiketiyle twitter üzerinden Kemal Kılıçdaroğlu'na CHP Genel Başkanına istediğiniz soruyu sorabilirsiniz. Programımızın son bölümünü sizden gelen sorulara ayıracağız. Gönderdiğiniz bütün sorularınız titizlikle değerlendirilecek ekiplerimiz hazır, arkadaşlarımız hazırlık yaptılar. Lütfen Kılıçdaroğlu'na soruyorum etiketiyle bize sormak istediğiniz soruları gönderin, bizde sizin sorularınızı Sayın CHP liderine iletelim, soralım. Ben programın son bölümünde sadece o soruları size yönelteceğim.

Yoğun değil mi bugünler biraz?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Bugünler yoğun. Aslında Türkiye'nin gündemi her gün yoğun. Yani her sabah gazeteleri alırken biraz ürkerek bakıyoruz acaba bugün ne var, ne oldu diye. Belki bu kadar yoğun olmaması lazım. Daha durağan bir gündeme ihtiyacı var toplumun. Gündemin yoğunlaşması, gerginliklerin artması beraberinde tabi sorunları da getiriyor."

Ahmet Hakan: "Her gün bir şey oluyor. 3 – 4 günlük bir kurban bayramı tatili biraz memlekete gidelim falan diye gidiyoruz bir bakıyoruz ortalık karışmış. Sizin açınızdan da biraz öyle galiba."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Öyle. Yani eğer durgun bir dönem olabilse, sakin bir dönem olabilse belki politikacılar olarak bizimde oturup bir yerde tatil yapma şansımız olabilir ama o maalesef olmuyor."

Ahmet Hakan: "Uzun çalışıyorsunuz değil mi? Sabah kaçtan kaça kadar sürüyor mesainiz?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Gündem değişiyor. Bazen 12 saat, bazen 6 saat değişiyor. Yoğun bir çalışma. Bazen tek başıma, bazen arkadaşlarla beraber, bazen daha dar bir grup, bazen partinin dışından akademisyenler, farklı çevrelerden insanlarla bir araya oturup konuşuyoruz. Onların bakış açıları bizim için önemli. Onlar nasıl değerlendiriyorlar diye bakıyoruz. Çünkü onlar olayları daha objektif değerlendirebiliyorlar. Dışarıdan bakıyorlar. Böylece onlarında görüşlerini alma imkanımız oluyor."

Ahmet Hakan: "Tekrar hoşgeldiniz diyorum ve kısa bir aradan sonra başlayacağız.

Şimdi ilk konu en sıcak gündemle başlayalım. Biliyorsunuz bu Kobani protestolarında yakıp yıkma olayları oldu, Molotoflar atıldı, insanlar öldü, linç girişimleri oldu. 40'a yakın vatandaşımızı kaybettik. Bütün bunlardan yola çıkarak hükümet polisin yetkilerinin gözden geçirilmesi gerektiğini, güvenlik konusundaki müeyyidelerin gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi ve bugünde ilk bu konuyla ilgili somut adımını attı. Yeni yargı paketi var. Yeni yargı paketinde bu makul şüphe biliyorsunuz bir gözaltı için ya da bir arama yapmak için makul şüphe gerekiyor. Bunu biraz yeniden ele alıyorlar. Yani şüphelinin evlerini arama konusunda biraz daha yetkiyi arttırıcı önlemler alıyorlar. Mesela bugün Başbakan Davutoğlu bu konuyla ilgili çok önemli açıklamalar yaptı. Diyor ki, Molotof kokteylini bomba kabul edeceğiz diyor. Maskeyle yapılan eylemlere müdahale edeceğiz diyor ve bunlarında AB çerçevesine uyduğunu söylüyor Davutoğlu. Hatta Almanya'dan bunları aldıklarını söylüyorlar. Siz destekler misiniz böyle bir girişimi? Yani bu girişimi siz bu tür yakıp yıkmaları, molotoflu eylemleri, maskeli eylemleri önleyecek bir girişim olarak mı görüyorsunuz? Yoksa demokrasinin önüne geçen, demokrasi sınırlarını zorlayan bir girişim olarak mı görüyorsunuz?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Şöyle söyleyeyim Ahmet bey, demokrasiyi getirmekte zordur, korumakta zordur. Çünkü demokrasi eğitimin, entelektüel düzeyin yüksek olduğu yerlerde etik değerlere bağlı olarak gerçekten sağlıklı çalışır. Ama bizim gibi toplumlarda demokrasiyi her an kaybedebilirsiniz. Şimdi getirilen düzenleme büyük ölçüde Kenan Evren'in 12 Eylül'de getirdiği düzenlemelerle üç aşağı, beş yukarı aynı. Hatta devletin güvenliği, milli güvenlik gibi pek çok kavram var ve katalog suçları da bu çerçevede artırıyorlar. Şimdi önce şunu baştan söyleyeyim. Gösteri yürüyüşlerine hiçbir zaman biz hayır demedik. Yani bir demokraside vatandaşlar çıkıp bir olayı protesto edebilirler. Okuluna sahip çıkabilirler, parkına sahip çıkabilirler, caddelerine sahip çıkabilirler. Seslerini duyurmak için demokratik yollarla bu protestolarını yaparlar. Zaten bu anayasanın güvencesi altındadır. Silahsız ve saldırısız her yurttaş ya da kişiler önceden izin almaksızın gösteri ve protesto yürüyüşü yapabilirler diyor. Anayasada temel kuraldır bu. Ama silahlı ve saldırı olursa o zaman buna izin vermemek gerekiyor."

Ahmet Hakan: "Tamam hükümette bunu söylüyor."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Şimdi bakınız, hükümet şimdi önlemler getiriyor. Bunlar zaten şuanda da yasak. Yani siz  gidip bir dükkanı bombaladığınız zaman, yağmaladığınız zaman bu yasa çıkmasaydı bu yasal mı olacaktı? Hayır yine yasadışı. Ben elimi güçlendireceğim diyor. Daha güçlü hale getireceğim diyor. Makul şüpheyi makul olanın dışında sadece şüphe varsa, bir kanaat varsa ben seni tutuklayacağım, gözaltına alacağım diyor. Bunun ölçüsü yoktur. Burada yapılması gereken açık ve net şu; AB standartlarıysa eyvallah biz AB standartlarına hiçbir zaman karşı çıkmayız. Tam tersine AB standartlarını yakalamak zorundayız. Ama hangi standardı nasıl? Almanya örneğini veriyorlar. Getirsinler Almanya'daki bütün yasaları aynen bizde uygulayalım. Oradan cımbızla seçip şu bizim işimize yarar ya da şu yaramaz derseniz bu olmaz. Buradaki zafiyet nedir bakın Ahmet bey. Zafiyet şu; devlet dediğiniz kurumun yasaları vardır, yasaları uygulamak için kuralları vardır, o yasalar uygulanırken toplumsal düzenin barış içinde gitmesini sağlayabilecek temel kurallar koyarsınız, yönetmelikleri, tüzükleri vs. vardır.

Şimdi uyulup uyulmadığını devletin istihbarat örgütü vardır ve bu önceden haber alır ve ilgili kurumlara aktarır. Böyle büyük bir olayın olduğu zamanda eğer sizin istihbaratınız zayıf ve siz bunu önceden bilmiyor ve gerekli önlemleri alamıyorsanız siz devlet olarak bu yasayı çıkartsanız ne olur, çıkarmasanız ne olur?

Şimdi bakıyorsunuz, bugün sizin röportajda vardı eylemlere katılanları işte Diyarbakır, Güneydoğu'daki insanların zaten çoğu hapse girmiş, çıkmış insanlar. Yani hapse atmakla bu sorunun çözülmeyeceğini kendisi de anlatıyor Sayın Tan. O da anlatıyor yani bunların çoğu zaten hapse girmiş, çıkmış insanlar.

Şimdi dolayısıyla sizin istihbaratınız güçlüyse böyle bir talimatın verilebileceğini düşünüyorsanız ve bunun önlemini zamanında almışsanız zaten bu olayların çoğunu siz başlangıçta önlersiniz. Türkiye kan gölüne dönüyor ve hükümet ne yapacağını bilmiyor. Ama bir şeyi yapıyor hakkını teslim edelim. Hemen koşa koşa İmralı'ya gittiler. Apo'ya gittiler olaylar boyumuzu aştı dediler ne olursun bizi bundan kurtar dediler. Gerekli bağlantılar kuruldu, Abdullah Öcalan talimatı verdi olaylar olduğu gibi kesildi. Hangi hükümet, hangi devlet? Şimdi AKP hükümetinin bu olay doğru mu? Doğru. Gelişmeler bu bağlamda oldu mu? Oldu. Biz halkı sükûnete davet ettik. Ama çıktı bir bakan şiddet misliyle karşılık bulacaktır dedi. Demokrasilerde bu olmaz. Böyle bir kavram yoktur demokrasilerde. Hem Almanya'dan yasa aldık diyeceksiniz, oradaki uygulamaları getiriyoruz diyeceksiniz. Acaba şiddet misliyle karşılık bulacaktır diyen batılı bir siyasetçi bulabilir misiniz? Yok öyle bir şey. Hukuk içinde kalarak insanları alacaksınız yargılayacaksınız. Yetersizlik olabilir, eksiklikler olabilir ama önce eksikliği devlet kendisinde arayacak, bakacak."

Ahmet Hakan: "Yani siz yasalarda polisin yetkileri açısından, güvenlik görevlilerinin yetkileri açısından yasalardaki düzenlemelerin aslında yeterli olduğunu, ekstra bir çabaya girilmemesi gerektiğini mi savunuyorsunuz?"
Kemal Kılıçdaroğlu: "Kesinlikle evet."
Ahmet Hakan: "İncelediniz mi hükümetin getirdiği."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Bugün arkadaşlar bazı bilgiler verdiler. Zaten polislerle ilgili çok fazla düzenleme yok orada. Yargıyla ilgili düzenlemeler var. Ceza kanununda, terörle mücadele yasasında bazı düzenlemeler yapıyorlar. Ama bu düzenlemeler dediğim gibi geçmişte var olup sonra bu iktidarın değiştirdiği, fakat bu olaylardan sonra tekrar geriye dönüp eski hükümleri tekrar getirilen düzenlemeler. Dolayısıyla şunu sormaktan da kendimi alamıyorum. Ya geçmişte yaptığınız yanlıştı, ya şimdi yaptığınız yanlış. O zaman nasıl yapıyorsunuz, siz nasıl bir hükümetsiniz?"

Ahmet Hakan: "Yapboz gibi oluyor."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Aynen öyle yapboz gibi. O şüpheyle ilgili söylediğiniz düzenleme değiştirildi bu hükümet tarafından."

Ahmet Hakan: "Demokratikleşme paketi adı altında."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Şimdi geriye dönülüyor eski hükümler tekrar getiriliyor."

Ahmet Hakan: "Hükümette diyor ki, bunları yapıyoruz çünkü baş edemiyoruz. Baş edebilmemiz için bunları yapmamız lazım. Yani yakıp yıkmalarla, maskelilerle, molotoflularla baş edemiyoruz. Ancak böyle baş edebiliriz diyorlar."
Kemal Kılıçdaroğlu: "Hükümet etmeyi bilirseniz her sorunu aşabilirsiniz. Ama hükümet etmeyi bilmez, devleti sağlıklı yönetmezseniz istediğiniz yasayı çıkarın. Bakın tipik bir örnek vereyim size Ahmet bey, İngiltere'nin yazılı anayasası yoktur. Ama hiçbir Allah'ın kulu çıkıp da efendim İngiltere'de demokrasi yok, anayasası bile yok bunların demiyor. Ama demokrasinin beşiği olarak tanımlanıyor. Orada da şiddet var mı? Var. Üstelik polis silahta taşımıyor. Ama ne yapıyorlar? Gerekli önlemleri alıyorlar, istihbaratı güçlü, neyin ne olacağını önceden biliyorlar, önlemleri ona göre alıyorlar. Burada olaylar oluyor önlem alan yok. Sonra aciz duruma düşüyorlar biz bunu en iyisi insanları biraz daha sıkarak, demokrasiyi biraz daha dar alana hapsederek biz bu olayları çözmeye çalışacağız diyorlar. Bu mümkün değil."

Ahmet Hakan: "Başbakan Davutoğlu bugün şöyle açıklamalar yaptı. Diyor ki, o da barışçıl gösteri yapılır diyor. Barışçıl gösteri için ama diyor kamu güvenliği esastır. Şimdi diyor üzerinde çalıştığımız düzenleme polisiye tedbir değil bir güvenlik reformudur. Güvenlik reformu olarak anlatıyor bunu."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Eskiden getirdikleri reform değil miydi? O zamanda reformdu diyorlardı. Demokratikleşme paketi getirdik, cezaları azalttık. Dolayısıyla bu bir reformdur diye topluma sunmuşlardı. Şimdi geriye dönüyorlar tekrar topluma getiriyorlar yeni bir reform yaptık diyorlar."

Ahmet Hakan: "Peki mesela yine bu reform dediği, güvenlik reformu diye nitelendirdiği Başbakan Davutoğlu'nun gerekçeleri şu; biz eğer diyor tedbir almazsak Vandalların hükmü geçmeye başlar. Bizim görevimiz vatandaşların hukukunu korumaktır Vandallardan. Maske kullanılarak gösteri yapılamaz, Molotof kokteyli atılamaz, biri çıkarda bu yasada Molotof kokteyli artık suç sayılıyor, bomba sayılıyor derse evet bomba sayılacak. Molotof kokteyli sizce bomba sayılmalı mı?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Şimdi Molotof kokteylinin."

Ahmet Hakan: "Maskenin?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Şimdi bakın, maske, Molotof kokteyli, bomba ne olursa olsun eğer şiddete dönüşüyorsa, zarar veriyorsa zaten bu suçtur. Gereğini yapın."

Ahmet Hakan: "Ekstra bir yargıda güvenlik paketi açmaya gerek yok."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Gerek yok efendim sorun onu yakalayamıyorsun sen. Şimdi ben şunu söyleyeyim. Siz belediye otobüsünü yaktığınızda ister Molotof kokteyliyle, ister kibritle ne fark eder, gazeteyi tutuşturun atın oraya, şimdi gazetede bomba mı oldu? Hayır. Önemli olan nedir? Bir kamu aracının veya bir özel işyerinin yakılması, yıkılması, yağmalanması suç mudur? Suçtur. Nasıl önleyeceksiniz bunu? Suçluyu yakalayacaksınız adaletin önüne çıkaracaksınız. Şimdi hem onu yakalamıyorsunuz, ondan sonra diyorsunuz ki ben cezaları ağırlaştıracağım. Yakalayın önce bir. Onu bir yakalayın, önce bir yargıya çıkarın. Bakalım o orada yeteri kadar ceza alıyor mu, almıyor mu ondan sonra gereğini yapın. Şunu söyleyeyim, yüzü kapalı, yüzü peçeli terör eylemlerinin içine giren, elinde silahlarla caddelerde gezen, araba kontrolleri yapan bunlar şuana kadar yasal mıydı? Bunu öngören bir yasal düzenleme mi vardı? Hayır. Peki kim önleyecek bunu? Hükümet önleyecek."

Ahmet Hakan: "Bunu önlemek için yasal bir düzenlemeye ihtiyaç yok mu diyorsunuz?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Efendim yoktur tabi. Şimdi ben kalkıp şu cadde de yüzüme peçeyi kapatıp elime kalaşnikofu alıp arabaları durdurup ver bakayım kimliğinizi desem herhalde polis gelir beni tutar bir dakika arkadaş ya sen devletin kamu görevlisi misin? Hayır. Sen bunu yapamazsın demesi lazım ve beni alıp doğru karakola, sonrada savcıya ve mahkemeye götürmesi lazım. Devletin eli kolu bağlı. Şimdi gözdağı vermek istiyor. Bak ben bu yasal düzenlemeleri yapıyorum. Ama bu yasal düzenlemelerle şiddet önlenmez. Sen devlet olarak gereğini zamanında yapacaksın. Siirt'te 50 yıllık kütüphane yakıldı. Faili yakalandı mı? Kütüphane yakmak suç mu? Suç. Kim yakalayacak? Biliyorum sonunda şunu diyecekler. CHP yaptı çünkü CHP yakalamadı. İnsaf sen hükümetsin. Polisin var, istihbaratın var, askerin var. Her türlü güvenlikten sen sorumlusun gidersin yakalarsın. Kuyumcular yağmalandı, dükkanlar yağmalandı savunan var mı bunu? Asla savunmuyoruz. Suçtur bu. Yasalara göre suçtur. Mevcut yürürlükte olan yasalara göre suçtur. Sen önce şu yasaların bir gereğini yap. Ama gereği yapılmıyor. Sorunumuzda o zaten. Gereğini yapsalar bunların hiçbirisi olmayacak. Okul yaktılar."

Ahmet Hakan: "Yani diyorsunuz ki, gereğinin yapılması için yasal düzenlemeye ihtiyaç yok."
Kemal Kılıçdaroğlu: "Yoktur tabi. Bakın okul yaktılar. Allah aşkına okul yakmak dünyanın her tarafında suçtur. Bizde de suç. Düşün çocuklarımızın gittiği okulu birileri geliyor yakıyor ve siz devlet olarak seyrediyorsunuz sonra geriye dönüyorsunuz ben bu Vandalları cezalandırmak için yasalar çıkaracağım diyorsunuz. Zaten okulu yakmak suç. Sen önce okulu yakanı yakala, yakasından yakala adalete bir teslim et bir görelim bakalım bunu. Onu yapamıyor. Acizliğini yeni yasalar çıkarırım diyerek geçiştirmeye çalışıyor. İşin Türkçesi bu. Yoksa bu toplumda aklı başında hiç kimse Molotof kokteylinin bir yerlere atılması, kamu araçlarının yağmalanması, dükkanların yakılması, kütüphanelerin, okulların, Atatürk heykellerinin yakılması, bayrağın yakılmasını kim savunabilir? Aklı başında bir adamın bunu savunması mümkün değil. Hadi güneydoğuda yapamıyorsun İstanbul'da, Esenler de Atatürk heykeli yakıldı. Suçlu kim? Hiç belli değil. Ne diyor Vandallar bunu yaptı. Sen nesin? Sen Başbakan değil misin? Sen oranın kaymakamını, valisini, emniyet müdürünü ya arkadaşlar bunu yapanı siz yakalamadınız mı? Dükkandan ekmek çalan çocuğu buluyorlar, meydanda Atatürk heykelini yakanı yakalayamıyorlar. Nasıl oluyor bu ben bunu anlayamıyorum. Üstelik her tarafta kameralar var. Efendim yüzü kapalıymış. Kimse kusura bakmasın etrafta dünya kadar yüzü açık adam var. Doğu güneydoğuda elinde kalaşnikofla araç kontrolü yapanlar var. Şehrin içinde, caddede yapıyorlar bunu. Devlet yok mu?"

Ahmet Hakan: "Bütün bunlar doğru ama mesela maske takarak eylem yapmaya yönelik özel bir düzenleme ihtiyacı varsa ve sizde eğer maske takarak eylem yapmaya karşıyım diyorsunuz, bu olmaz, kabul edilemez diyorsunuz. O zaman evet deyin oturun iktidarla birlikte bunun düzenlemesini yapın."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Şimdi bakınız, bu düzenleme çok ilginç bir şey. Bu düzenlemeyle ilgili açıklamayı Sayın Erdoğan yaptı. Salı günü meclise verilecektir dedi. Bu düzenlemenin altında bakanların imzası var mı? Hayır. Bakanlar kurulundan geçti mi? Hayır. Kimlerin imzası var? Bir grup AKP milletvekilinin imzası var. Davutoğlu bunların farkında mı acaba? Şunu demesi lazım. Bir dakika Sayın Cumhurbaşkanı ben Başbakanım, böyle bir yasal düzenleme yapılacaksa ben bu yasal düzenlemeyi önce Adalet Bakanlığı, artı bakanlar kurulunda görüşeceğim. Belki bir bakanın farklı bir görüşü vardır. Biz imzalarız ve TBMM'ye kanun tasarısı olarak sevk ederiz. Yok burada öyle bir şey.

Dolayısıyla bu hükümetin tasarısı değil."

Ahmet Hakan: "Ama Adalet Bakanı savunuyor."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Bir grup AKP milletvekilinin verdiği kanun teklifi. Hükümet baypas edilmiştir açıkça onu da söyleyeyim."
Ahmet Hakan: "Baypas edilmiş olsa da Başbakanda, Adalet Bakanı da savunuyor bunu. Yani baypas edilmiş olmaktan."
Kemal Kılıçdaroğlu: "O ayrı bir şey."
Ahmet Hakan: "Ne demek istediğinizi anladım ama baypas edilmiş olmaktan eğer sizin dediğiniz doğruysa, iddianız doğruysa pek de rahatsız görünmüyor Davutoğlu çünkü savunuyor yani."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Rahatsız olması lazım. Şunu söylemesi lazım. Bir dakika arkadaşlar bu kadar önemli bir düzenlemeyi önce benim bakanlar kurulunda görüşmem lazım demesi lazım. Siz devleti yönetiyorsunuz bir aşireti yönetmiyorsunuz. Devleti yönetiyorsunuz. Bir kanun nasıl hazırlanır, tasarı nasıl hazırlanır, imzaya nasıl açılır, bakanlar kurulunda nasıl tartışılır önce bunu bilmeniz lazım. Bunu bileceksiniz ki devleti yönetirken ciddi adımlar atabilesiniz. Bunların hiçbirisi yok burada. Hazırlanmış bir teklif, alt komisyona sevk edildi, alt komisyonda görüşülecek, orada bizim milletvekillerimizde elbette katılacaklar. Şiddeti asla savunmadık, asla savunamayız. Şiddete her zaman karşı çıkmak hepimizin görevidir. Şiddetin şiddeti getireceğini de hepimiz biliyoruz. Ama daha öncede söyledim Ahmet bey. Devlet akılla yönetilir. Siz devleti şiddetle yönetemezsiniz, baskıyla devleti yönetemezsiniz. Baskıyla devleti yönetenler tarihin önünde hep mağlup olmuşlardır açsınlar tarihe baksınlar."

Ahmet Hakan: "Bu düzenlemeler baskıyla devleti yönetmek anlamına mı geliyor?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Ben az önce söyledim Kenan Evren'in 12 Eylül döneminde çıkan yasalara bakın burada da benzer düzenlemeler var. Aynı düzenlemeleri göreceksiniz burada da. Yüzüne maske takmak eğer suç değilse suç olarak görülmek isteniyorsa olsun getirsinler. Biz yüzüne maske takarak eylem yapanlara gidin yakalayın. Zaten bugünde isteseler yakalayabilirler.

Şimdi bakın oradaki sınır ne? Yüzüne maske, yüzünü örttünüz diyelim peçeli bir kadın geçti ne olacak?"

Ahmet Hakan: "Ama yani normal sokaktan geçen peçeli kadına kimse bir şey yapamaz."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Niye yüzü maskeli diyecekler? Biriside diyecek ki yüzü maskeli."

Ahmet Hakan: "Eylem yapmıyorsa, herhangi bir şey yapmıyorsa."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Bakın şimdi, siz bir düzenlemeyi yaparken Ahmet bey bakanlar kurulunda ve bürokratik düzeyde bunlar önce uzun görüşülür, tartışılır. Neden biliyor musunuz? Çünkü yasalar bir olaya özgü çıkarılmaz. Bir olaya özgü yasa çıkardığınız zaman farklı bir olay olduğunda onu karşılayacak hükümleri unutursunuz."

Ahmet Hakan: "Komplikasyonlar çıkar diyorsunuz yani."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Tabi. Şimdi yasayı genel kuralları içinde çıkarırsınız. O genel kurallar uygulanır. Eğer o genel kurallar içinde boşluk varsa o yasalarla tamamlanır. Şimdi siz bir olay oluyor o olaya özgü hemen bir yasa getiriyorsunuz. E olay çözüldü, arkadan başka bir olay çıktı. Yani ortak aklın egemen kılındığı bir yapı içinde yasalar parlamentoya gelir. Yani hükümetin varlığı da budur zaten. Oturulur uzun uzun tartışılır. Hukuk fakültelerinden öğretim üyeleri çağırılır. Dünyadaki uygulamalarına bakılır nasıl yapalım biz bunu tartışılır ve parlamentoya öyle gelir. Şimdi siz olaylar oldu olayların arkasından bu yasayı getirdiniz. Şimdi bizim sıkıntımızda şu Ahmet bey onu da açık yüreklilikle söyleyeyim. Şimdi biz buna karşı çıktığımız zaman hükümet diyecek ki vay efendim siz işte bu olayları destekliyorsunuz. Onun için karşı."

Ahmet Hakan: "Maskelilere sahip çıkıyorsunuz, vandallığa sahip çıkıyorsunuz."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Sahip çıkıyorsunuz diyecekler. Hayatımızın hiçbir döneminde ne ben, ne hiçbir CHP milletvekili, ne de hiçbir CHP üyesi şiddeti hiçbir zaman savunmadı, şiddetin yanında olmadı, maskelileri savunmadık, maskelilerin yanında olmadık. Elinde Molotof kokteyliyle belediye otobüslerini yakanları savunmadık, yanında olmadık. Bunları yakalamak, adaletin önüne çıkarmak bizim görevimiz değil ki hükümetin görevi. Siz yakalayıp da adaletin önüne çıkardınız biz vay efendim niye bunu yaptınız mı dedik? Hayır öyle bir şey demedik. Biz demokrasiyi savunuyoruz. Baskıyla devletin yönetilemeyeceğini söylüyoruz."

Ahmet Hakan: "Siz diyorsunuz ki, yani bunlarla mücadele etmek için devletin elinde yeterince yasa var, güç var, böyle bir eksiklik yok diyorsunuz."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Her şey var. Siz o insanları sokağa çıkmadan önce gözaltına dahi alabilirsiniz. Bu yetkinizde var. Tipik örneğini vereceğim. Erdoğan bir yere gittiği zaman önceden gidip de miting öncesinde gidip pek çok üniversite öğrencisini alıp nezarete koymuyorlar mı? Miting bittikten sonra bunları serbest bırakıyorlar."

Ahmet Hakan: "Hangi yasaya dayanarak bunu yapıyorlarsa diyorsunuz aynı yasaya dayanarak başka yerlerde de aynı önlemleri alın."
Kemal Kılıçdaroğlu: "Gayet açık. Üstelik orada olabilecek olan nedir? 5 tane öğrenci protesto edecek, slogan atacak başka bir şey yok. Ellerinde Molotof kokteyli, ellerinde kalaşnikof, yüzlerinde maske bunların hiçbirisi yok. Bunu yapan devlet elinde Molotof kokteyli veya bomba veya C4 hiç fark etmez. Bununla gidip yağmalayıp okul yakarsa, kütüphane yakarsa, sizde bunu seyrederseniz, insanlar öldürülürken seyrederseniz biriside çıkıp ya bu hükümet nerede sorarsa o soruyu benimde sorma hakkım var. Bunlar yakılırken siz neredeydiniz? Erdoğan için bütün bu istihbaratı topluyorsunuz da okulun yakılması için bu istihbaratı niye toplamıyorsunuz? Olay budur.

Yani olay o uygulanan şiddeti ve hükümetin yönetme yeteneğini kaybetmesini topluma daha fazla baskı getirerek ben bunu önleyeceğim diyor ve göreceğiz önleyecek mi, önlemeyecek mi hep beraber göreceğiz. Nasıl önlendi onu da az önce söyledim koşa koşa gittiler İmralı'ya Abdullah Öcalan'a dediler aman bizi kurtar. Olur gerekli bağlantılar kuruldu. O da dedi ki geri çekilin geri çekildiler olayda bitti. Olay bu. Hepimizin bildiği, hepimizin gözünün önünde olduğu bir olay.

Şimdi bunu kalkıp da işte Vandallar şunu yaptı, o bunu yaptı. Sen şikayet makamında mısın arkadaş? Sen devleti yönetme makamındasın. Şikayeti ben yapacağım. Ben muhalefet partisiyim. Niye sen bunu yapıyorsun diyor. O benden daha fazla bağırıyor şikayet için. İyi de sen o koltukta niye oturuyorsun o zaman? Neden hükümet ediyorsun, Başbakanlık koltuğunda niye oturuyorsun sen? İçişleri Bakanı niye o koltukta oturuyor o zaman? Efendim bir TOMA yakılırsa 6 TOMA'yla gideceğiz biz olayın üstüne. 6 TOMA'yla değil 77 TOMA'yla gitsen ne olur? Hukuku egemen kılacaksın sen. Hukukun üstünlüğü denen kavrama inanacaksın sen. Devleti akılla yöneteceksin sen, istihbaratını önceden alacaksın sen. O istihbarata göre önlemi alacaksın sen. Bütün bunları yaparsan emin olun pek çok olay kendiliğinden çözülür."

Ahmet Hakan: "Bu konuyu önümüzdeki günlerde çok tartışacak Türkiye, meclisteki tartışmaları da izleyeceğiz. Yani gelen bu yasal düzenleme AB normlarına uygun mu, gerçekten sizin iddia ettiğiniz gibi, söylediğiniz gibi daha baskıcı bir Türkiye fotoğrafımı ortaya koyacak? Yoksa hükümetin söylediği gibi işte AB normlarına uygun ve tamamen güvenliğe dayalı bir reform olarak mı görülecek bunu önümüzdeki süreç içerisinde daha çok konuşacağız ve tartışacağız. Ama ilk etapta."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Somut şüpheden, somut şüphe diye tanımlıyordu şimdi normal şüpheye geçtiler."

Ahmet Hakan: "Makul şüphe diye tanımlıyor."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Makul şüphe. Somut ama somut ve makul şüphe olması lazım. Yani somut delil, makul şüphe. Yani somut bir delil olacak, elinizde bir belge olacak. Şimdi bu somut delili çıkarıyorlar ve biz böyle yapacağız diyorlar. Yapsınlar göreceğiz yani önleniyor mu, önlenmiyor mu?"

Ahmet Hakan: "Ama Almanya'da da böyleymiş."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Biz İtalya'dan ceza kanunu almıştık. O ceza kanununun bizim demokrasimiz açısından ne kadar dar kalıplar topluma öngördüğünü hep beraber gördük. Almanya'daki eğer gerçekten bugün yanlış hatırlamıyorsam Cumhuriyette Hakkı Keskin'in Almanya'da uzun yıllardır orada, Alman hukukunu da çok iyi bilen birisi. Bu tür düzenlemelerin pek de öyle olmadığını ifade ediyor."

Ahmet Hakan: "O zaman CHP Genel Başkanı olarak sizin ilk etapta bu düzenlemeye yönelik sözlerinizi bunlar olarak kabul edelim. Önümüzdeki süreç içerisinde daha çok konuşulacak."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Bunları göreceğiz. Zaten işin ayrıntılarına inince bizim milletvekillerimiz ki onların adalet komisyonunda görevli olan tamamı hukukçu aynı zamanda. Bu ayrıntıları hep beraber orada göreceğiz."

Ahmet Hakan: "Orada göreceğiz. Detaylara baktıkça hangi iddianın daha ağırlık kazandığını da kamuoyu olarak, tarafsız gazeteciler olarak bizde göreceğiz.

Şimdi isterseniz Kobani meselesine geçmeden önce bir konu daha var onu da size sormak istiyorum. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı resepsiyonu için Sayın Cumhurbaşkanından davet aldınız mı?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Resepsiyon için aldım."

Ahmet Hakan: "Gidecek misiniz ak saraya?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hayır."
Ahmet Hakan: "Neden?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Resepsiyonlara çok fazla ilgili göstermiyorum. İki şu; biz Cumhurbaşkanıyla olan ilişkilerimizi çok resmi bir tonda tutacağız."

Ahmet Hakan: "Ne demek bu?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "O bir resepsiyon. Yani özel bir davet. Özel davete icabet etmeyeceğiz."

Ahmet Hakan: "Resepsiyon yeri Çankaya'da?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Çankaya'da da olsaydı gitmeyecektik."

Ahmet Hakan: "Yani onunla alakalı değil."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Onunla alakalı değil evet."

Ahmet Hakan: "Ak sarayı protesto etmiyorsunuz yani?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hayır hayır. Yani oraya harcanan paraya yazık günah. Bunca yoksulluk varken siz dünyanın parasını harcıyorsunuz. Kendinize saray yapıyorsunuz. Bunlar iktidar olmadan önce Ahmet bey şunu söylerlerdi Ankara'da koca koca bakanlık binaları var ne oluyor bu. İşte ülkede yoksulluk varken bu koca binalarda neler yapılıyor diye. Şimdi geldiler bu binalar gecekondu gibi kaldı daha kocaman binalar yaptılar. Bu kadar lüks, bu kadar şatafat yani yazık günah bu ülkeye. Oraya ak saray yapmışlar. Allah aşkına ne yapılacak orada? Yeşil alanı yok ettiler. Ankara'da bir yeşil alan var. Bakın bu ülkeyi kuranlar ve bu iktidarlara kadar, AKP iktidarına kadar Başbakanlık binası mütevazi bir binaydı. Gidin İngiltere'ye orada da göreceksiniz mütevazi bir binadır. Başbakanlık koordinatördür, bakanlıklar vardır. Orada bakanlar otururlar kendi alanlarıyla ilgili düzenlemeleri getirirler, uygulamaları getirirler, devlet nasıl daha iyi yönetilebilir, özgürlük alanı nasıl genişletilebilir, sorunlar nasıl çözülebilir yapılır parlamentoya yasa veya kendileri yönetmelik veya tüzük çıkarırlar ve devleti yönetirler. Şimdi siz kendinize devasa binalar yapıyorsunuz. Kimin parasıyla yapıyorsunuz? Bu ülkenin yoksul vatandaşının parasıyla yapıyorsunuz."

Ahmet Hakan: "Ama sonuçta demokrasi var, seçim var. Şimdi o binayı yaparlar kendileri kullanırlar bir sonraki seçimde bir başkası gelir o kullanır yani kendi babalarının malı olmuyor yapılan binalar."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak o binayı kullanmayacağız."

Ahmet Hakan: "Ne yapacaksınız?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "ODTÜ'ye vereceğiz."

Ahmet Hakan: "Ak sarayı?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Orada eğitim yapılsın. Başbakanlık binası yetiyor buradaki."

Ahmet Hakan: "Büyüyen Türkiye'ye yetmiyor filan deniliyor ama yani işte Türkiye çok büyüdü, gelişti."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Türkiye büyümesi, gelişmesi binaların büyümesi değil. Aklınız büyüyorsa, bu ülkede insanların aklını özgürleştirebiliyorsanız, bu ülkeye çağdaş uygarlığı getirebiliyorsanız, eğitim düzenini yeniden sil baştan çağdaş uygarlığa ulaştırmak için yeniden yapılandırıyorsanız olay budur. Yani siz parayı kendiniz için değil, parayı ülke için harcayacaksınız. Eğer bu ülke için harcarsanız, bakın GAP var güneydoğuda. Ne yaptılar GAP'a? Su boşuna akıyor. Harran ovası niçin tamamını sulamıyorsunuz yapın. Gidin göreceksiniz Malatya'da da benzer olaylar, Elazığ'da da benzer olayları göreceksiniz. Kendinize saray yapıyorsunuz. Osmanlının batışında Dolmabahçe sarayı yapılmıştı borç parayla. Burasıda borç parayla yapılıyor. Devletin ne kadar borcu var görsünler. Borç parayla saray mı yapılır Allah aşkına?"

Ahmet Hakan: "Peki Cumhurbaşkanıyla ilişkiniz nasıl olacak? Yani dediniz ki resmi düzeyde tutacağız resepsiyona gitmeyeceğiz mesela dediniz."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Protokol ilişkimiz olacak."

Ahmet Hakan: "Ama resepsiyon bir protokoler ilişki sayılmaz mı?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hayır o yani protokoler ilişki dediğim şu, yani 29 Ekim bayramında diyelim törenler yapılacak, Anıtkabir'e gidiyorsunuz."

Ahmet Hakan: "Onun resepsiyon kısmına katılmayacaksınız?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Evet onun resepsiyon kısmına katılmıyoruz."

Ahmet Hakan: "Zaman zaman Cumhurbaşkanıyla belki görüşmelerde yapmak durumu hasıl olabilir görüşecek misiniz?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Olağanüstü bir durum olmadıkça hayır. Biz şunu söyledik başta Sayın Cumhurbaşkanı yasalara uygun davrandığı, anayasaya uygun davrandığı sürece kendisine saygı gösteririz. Kuralımız bu."

Ahmet Hakan: "Peki şuana kadar nasıl görüyorsunuz Sayın Cumhurbaşkanının tutumunu?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Cumhurbaşkanı değil ki. Cumhurbaşkanlığı koltuğu boş. AKP'nin Genel Başkanı.

Şimdi bakın Ahmet bey, biz yemin törenine de katılmadık. Çünkü Erdoğan'ın orada anayasada yazılan yemin metinin okurken inanmadan okuduğunu düşünüyorduk. Okuyacağını düşünüyorduk. O nedenle biz katılmadık. Nitekim biz haklı çıktık sonunda. Şimdi Davutoğlu'nun söylediği gibi söyleyelim Cumhurbaşkanlığı makamı tarafsız bir makamdır, bütün siyasi partilere eşit mesafededir. Bundan sonra muhatabınız benim dedi. Kime? Gazetelerin Genel Yayın Yönetmenlerine söyledi. Bize de bu mesajı verdi muhalefet partilerine. Bugün geldiğimiz noktada tarafsız olmadığını kendisi söylüyor. Çıkıyor mitingde beni eleştiriyor Cumhurbaşkanı. Yarın beni ne diye çağıracak? Diyelim ki ülke krize girdi, ciddi bir sorun çıktı. Ne diye çağıracak beni? Beni eleştiriyor zaten. Beni çağıramaz ki."

Ahmet Hakan: "Ama yani şimdi Cumhurbaşkanı sizin ona yönelik eleştirileriniz karşısında diyelim ki sizde onu eleştirebilirsiniz herhangi bir uygulaması nedeniyle. Buna bir cevap vermeyecek mi yani? Size bir cevap verdiği zaman tarafsızlığı ihlal mi etmiş oluyor?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Güzel bir soru. Ama Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturduktan sonra eleştirmemeye özen gösterdik."

Ahmet Hakan: "Gösterdiniz mi?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Gösterdim tabi. Ve hep muhatap olarak da Davutoğlu'nu aldım. Devletin akılla yönetilmesi gerektiğini Davutoğlu'na söyledim. O da dedi ki."

Ahmet Hakan: "Çok özür dilerim. Yani siz şöyle bir tutum değişikliğine gittiniz. Bundan sonra bizim muhatabımız Davutoğlu'dur, Başbakandır, Cumhurbaşkanı bizim için daha tarafsız farklı bir konumdadır dediniz yani."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Dedik tabi. Üstelik ben bunu bir sefer değil birkaç kez söyledim. Üstelik Davutoğlu sizin muhatabınız benim demeden önce söyledim. Bizim artık muhatabımız Sayın Davutoğlu'dur. Sayın Cumhurbaşkanıyla ilgili hiçbir eleştiri yapılmayacak diye kendi örgütümüze söyledik biz bunu ve milletvekillerimize de söyledik. Yani artık o eski gerginlikleri vs.yi unutalım, Sayın Cumhurbaşkanı yasalara uyacaktır, anayasaya uyacaktır, tarafsızlık ilkesine uyacaktır. Biz bunu bekliyoruz. Bizim muhatabımız artık icranın başında olan Sayın Davutoğlu'dur dedik. Ama bir süre sonra baktık ki ben Davutoğlu'yla tartışıyorum araya o parazit olarak giriyor. Efendim sen aklını kendine sakla. Kusura bakma ama sen aklını kendine sakla deme ihtiyacı hissediyorum ben. Sen benim muhatabım değilsin ki. Benim muhatabım Sayın Davutoğlu. Başbakan o. Ben onun icraatlarını eleştiriyorum. Senin bir icraatın yok ki ben eleştiriyim. Sen ne zamanki tarafsızlığını bozarsan kusura bakma ben seni eleştiririm. O nedenle namusu ve şerefi üzerine yemin etti Sayın Erdoğan tarafsızlığı konusunda. Kendisine şunu söyledim. Namus ve şeref kavramı bu kadar ucuz mu? Siz tarafsız davranmıyorsunuz. Diyor ki, beni eleştirirken de bu makamda bu söylenmez ama kendimi tutamıyorum. Kendini tutacaksın eğer o makama layık birisi olmak istiyorsan. Her şeye rağmen söylüyoruz kendisine bir partinin lideri gibi davranma, Başbakan gibi davranma. Davutoğlu'nu bu kadar ezme, yazık günahtır o insana.

Tuttu bakın o kadar garip ki Ahmet bey. Daha Davutoğlu AKP kurultayında aday gösterilmeden önce adayı bu gösterdi. Aday budur. Herkes gitti tıpış tıpış oyunu verdi Davutoğlu'nu seçti. Olabilir onların kendi geleneğidir, kendi kurallarıdır. Emin olun bu konu üzerinde de fazla durmadık. Hani demokrasidir, ya burada demokrasimi var değil. Onu bile tartışmadık. Davutoğlu seçildi. Bir eleştirisi doğruydu ben seçildim Kılıçdaroğlu beni kutlamadı diye. Doğrudur hiç bunu da eleştirmedim. Çünkü haklı bir eleştiriydi. Ben haklıya haklı, haksıza da haksız demeyi bilen bir insanım. Ama seçildikten sonra Davutoğlu sürekli eziliyor, sürekli baskı altına alınıyor. Tezkerenin geleceğini kendisi açıklıyor. Tezkereyi getirecek olan bakanlar kuruludur. Niye sen açıklıyorsun?"

Ahmet Hakan: "Cumhurbaşkanı?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Evet. Bu kanun teklifinin Salı günü geleceğini yine o açıklıyor. Bu bakanların işidir. Düşünün büyük bir ihtimalle bakanlar Salı gününe yetişmez diye veya başka bir nedenle bunu getirmediler kendi arkadaşlarının getirdiği kanun tekilini verdi. Ezilen Davutoğlu oldu."

Ahmet Hakan: "Peki ama belki de şöyle bir yaklaşım sözkonusu. Sayın Cumhurbaşkanı ben halkın oyuyla seçildim, eski Cumhurbaşkanları gibi davranmam, davranamam. Benim kendime özgü bir stilim var, tavrım var, tarzım var. Ben o tarzımı hayata geçirmek istiyorum şeklinde bir yaklaşım sergiliyor olabilir mi? Yani ondan ille de Ahmet Necdet Sezer gibi, ille de Süleyman Demirel gibi hatta ille de Abdullah Gül gibi davranmasını bekleyebilir miyiz? O da kendine özgü bir üslubu var, stili var."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Ahmet bey, Cumhurbaşkanlığı makamı her isteyenin istediği gibi davranabileceği, her isteyen kişinin kendi üslubunu dile getirebileceği bir makam değildir. Adı üstünde Cumhurbaşkanı, cumhurun başkanı."

Ahmet Hakan: "Halkın oylarıyla seçilmiş olması o da fark ettirmiyor mu? Hiç mi fark etmez?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hayır hiç fark ettirmez. Neden fark ettirmez? Şimdi devletin gelenekleri vardır, kuralları vardır. Siz o geleneklere, kurallara uyarsınız. Bunların bazıları yazılıdır, bazıları yazılı değildir. Cumhurbaşkanının nasıl davranacağı, görevleri, sorumlulukları yasayla belirlenmiştir. Hangi yasa? Anayasayla belirlenmiştir. Devletin işleyişinden sorumludur."

Ahmet Hakan: "Ama orada mesela Cumhurbaşkanı istediği zaman bakanlar kuruluna başkanlık eder var."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Var."

Ahmet Hakan: "Sayın Cumhurbaşkanı şimdi istese her bakanlar kurulu toplantısına başkanlık edebilir ve bu da kurallarda var. Siz o zaman diyeceksiniz ki Davutoğlu'nu eziyorsun."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Şimdi bakın, anayasada bu var. Ama bugüne kadar ortaya çıkan gelenek çok önemli olmadıkça Cumhurbaşkanlarının gidip bakanlar kuruluna başkanlık etmeyeceği şeklinde. Onun stili şöyle olabilir, ben zırtpırt giderim her bakanlar kuruluna başkanlık ederim. O zaman Başbakanın Başbakanlığı tartışma konusu olur. Bunu da düşünmek gerekiyor. Başbakanda halkın oyuyla seçilen birisi. Yani o da gökten gelen birisi değil. Üstelik icra makamıdır. Neden Cumhurbaşkanları her seferinde gidip oturuma başkanlık yapmazlar? Temel nedeni de şudur, Cumhurbaşkanlarının sorumsuzluğu esastır. Sorumluluk Başbakandadır."

Ahmet Hakan: "Doğru Cumhurbaşkanı sorumsuzdur."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Sorumsuzdur. Yani davulu götürüp Ahmet Davutoğlu'nun boynuna asacaksınız, tokmağı da Çankaya'ya vereceksiniz git istediğin gibi çal. Bu adam ne? Oturup düşünmemiz lazım."

Ahmet Hakan: "Kısa bir ara verelim izlinizle. Kısa bir aradan sonra Kobani'yi konuşacağız. Cumhuriyet Halk Partisi farklı bir atılım yapmıştı yeni bir tezkere çıkaralım, işte sadece Kobani'yle sınırlayalım bu tezkereyi diye. Bunu tartışmaya açtılar fakat hükümet bu öneriye sıcak bakmadı. Hatta biraz da eski tabirli istihfaf etti, biraz küçümsedi diyelim. Bunları konuşacağız. Daha birçok konu var konuşacağımız. Sizlerden de sorular bekliyoruz.

Birinci bölümde bu yeni düzenleme özellikle yargıda odaklanan yeni düzenlemeyi konuştuk. Orayı geçiyoruz şimdi."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Orada bir şey var Ahmet bey. Mevcut terörle mücadele yasasında 7. Maddenin A bendi zaten yüzü kapalı olan terör örgütü mensuplarının yüzü kapalı olanlar için zaten suç var tanımlanmış orada. Belki kamuoyu çok tartışılan bir isimdi Cihan Kırmızıgül davası poşu taktı diye uzun süre hapiste yattı. Dolayısıyla var zaten bu ceza. Yani bütün mesele iktidarın acizliği gidip bunları yakalayamaması, gücünün yetmemesi bütün bunlara."

Ahmet Hakan: "Siz zaten baştan koyduğunuz çerçevede de yasalarda yeterli maddeler var gerek yok demiştiniz. Maskeli eylem yapmak zaten bizim terörle mücadele, şuan ki yürürlükteki yasaya göre suç. Zaten suç."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Evet. Yüzü kapatmak kısmen veya tamamen kapatılması suç."

Ahmet Hakan: "Hükümetin bu konuya bir açıklık getirmesi lazım. Yani yasada o 7/A mı dediniz?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Terörle mücadele yasasının 7. Maddesi A bendi."

Ahmet Hakan: "Bunu neden yeterli bulmadınız da yeniden bir düzenleme getiriyorsunuz?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hükümetin önerisi değil ki bu. Belki hükümetin haberi bile yok bundan."

Ahmet Hakan: "Bunu getirenlerin?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Evet getirenler AKP milletvekilleri."

Ahmet Hakan: "İmza atan AKP'li milletvekilleri."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Şimdi amaç şu, beceriksizliklerini biz yasal düzenleme yapıyoruz diyerek toplumu tatmin etmek istiyorlar, kandırmak istiyorlar. Var zaten. Poşu takan adam var git yakasını yakala. Bırakın takan kişiyi adam kütüphaneyi yakıyor, okulu yakıyor, Atatürk heykellerini yakıyor, bayrağı yakıyor ortada kimse yok. Bakın şu da çok önemli. HDP bunları yapanları provokatör olarak suçluyor. Altan Tan onu söylüyor, bunlar provokatörler diyor."

Ahmet Hakan: "Selahattin Demirtaş'ta söylüyor."

Kemal Kılıçdaroğlu: "O da söylüyor. Peki bunlar provokatörse devlet yakalayamıyorsa o zaman bunları yapan devletin içindeki bazı unsurlar mı? İster istemez aklımıza bu soru geliyor."

Ahmet Hakan: "Bazen de provokatör suçlaması bizde durumdan kurtulmak için çok sık kullanılan bir tabirdir. Durumu kurtarmak için."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Doğrudur o da olabilir."

Ahmet Hakan: "Devlette söyler, muhalefette söyler, herkes söyler bizde en kolay kullanılan kelime provokatör dedin mi bitiyor."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Ama bir konuda uzlaşmamız gerekiyor. İktidar, muhalefet, sokaktaki sade yurttaş şiddete başvuranın yakalanması ve yargıya teslim edilmesi lazım. Yapılması gereken budur."

Ahmet Hakan: "Şimdi Kobani için yapılan gösteriler, bütün bu tartışmalara neden olan olaylarda zaten onlar. Tartışıyoruz günlerdir de tartışıyoruz. Olaylar dindikten sonrada bir muhasebesini yapıyor Türkiye, hükümette yapıyor, sizde değerlendirme yapıyorsunuz, HDP'lilerde bu konuda değerlendirmeler yapıyorlar. Bu değerlendirmeler yapılmaya başladığında hükümet kanadı sizi de suçladı. Çünkü sokağa çıkma çağrısını büyük ölçüde HDP yaptı ama sizin de buna biraz göz kırptığınıza dair sözler söylendi. Bizzat sizin değil partinizin Genel Başkan Yardımcısı işte Sezgin Tanrıkulu'nun attığı twit. Gerçi Sezgin bey Pazartesi akşamı bizim konuğumuz olmuştu ve orada attığı twiti okudu ve bu bir vandallık, şiddet çağrısı, ayaklanma çağrısı değildir diye kendisini savundu. Ama sizi çok ağır eleştirdi hükümet. Yani neredeyse HDP kadar ağır diyelim. HDP'den daha fazla demeyim ama HDP kadar ağır hatta size sussun Kemal Kılıçdaroğlu sussun yeter dedi Davutoğlu."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Şimdi olaylar çıkıp bazı yerler tahrip edilip, okullar yakılıp, Atatürk heykelleri yakılıp, kütüphane yakılıp bazı işyerlerinin yağmalanması süresinde hükümetten hiçbir eleştiri almadık. Dedik ki, herkesi sükûnete davet ediyoruz. Hiçbir Cumhuriyet Halk Partili bu olaylar içinde doğu, batı, güney, kuzey hiçbir Cumhuriyet Halk Partili sokağa çıkmamıştır."

Ahmet Hakan: "İstanbul'da bir yürüyüş düzenleyecektiniz onu da iptal ettiniz."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Onu da iptal ettik provokasyon olabilir diye. Onu bile iptal ettik. Sağduyuya davet ettik ve bir AKP'li bakan bir cenaze töreninde bana teşekkür etti."

Ahmet Hakan: "Hangi bakan?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Onun iznini almadan açıklamam doğru olmaz, şık olmaz. Ama bir şehidin, bir emniyet görevlisi hayatını kaybetmişti biz Kocatepe'de uğurladık onu. O sırada yanımdaki bakan sükûnete davet ettiğim için bana teşekkür etti.

Hükümetin saldırısı ne zaman oldu? Saldırı bizim tezkere önergemizin üzerine oldu. Ve hükümetin ezberi bozuldu. Neden? Nasıl olurda CHP böyle bir tezkere verir? Sen sus ve konuşma. Yani bizim öneri getirmemiz hükümeti bu denli rahatsız ediyorsa en tepeden en aşağıya kadar ve aynı gün Cumhurbaşkanı, Başbakan, bakanlar, milletvekilleri toplu olarak eleştiriyorlarsa demek ki biz onların nasırına basmışız. Olay bu. Eleştirinin de özü bu."

Ahmet Hakan: "Yani o eleştiri esas buna yönelikti ama işte o CHP'lilerde bu şeye karıştı."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hiç kanıtlayamazlar. Sezgin beyin ben attığı twitleri de getirdim. Sezgin bey Atatürk heykellerine yapılan saldırıları kınıyor, IŞİD'a yapılan tepkilerin AKP tarafından başka yöne çekildiğini söylüyor. Tek tek okumak istemiyorum aslında ama hepsini getirdim. Ama işin özeti bizim söylediğimiz yeni bir öneriyi AKP içine sindiremedi. Çünkü AKP böyle bir şey beklemiyordu."

Ahmet Hakan: "Peki o önerinizi konuşalım. O önerinize evet çok tepki gösterdiler ama eleştirilerde de bulundular, itirazları da belli noktalara odaklanıyordu. Mesela sanıyorum Yalçın Akdoğan söyledi sonra başka bakanlarda tekrarladılar, Başbakanda tekrarladı. Yani her il için ayrı tezkere çıkarılmaz, bu tezkere mantığına aykırı. Suriye'nin her ili için tezkere mi çıkaracağız? Şimdi Kobani için çıkardık diyelim Kobani'yi kurtardık. IŞİD diyelim ki Suriye'nin bir başka şehrine saldırdı. Diyelim ki o Arfin dedikleri kantona saldırdı. Şimdi hadi hep beraber Arfin tezkeresi mi çıkaracağız?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hayır. Onlar tamamen saptırıyorlar olayı. Bir sefer biz böyle bir önerge vermedik onlara. Hani yazılı bir tezkere önergemiz olurda derler ki ya siz sadece bunun için getirmişsiniz. Böyle bir önerge vermedik. Şimdi yaşanan tablo neydi? Kobani'de bir insanlık dramı yaşanıyordu. Bunu da biz söylemiyoruz bakın, BM'nin Suriye özel temsilcisi açıklama yapıyor. Diyor ki, Kobani'de yaşlı ve çocuklar var diyor, bunların sayıları yüzlerce, bunlar çok ciddi bir tabloyla karşı karşıyalar. Ayrıca Türkiye sınırında, içerde ama 10 binlerce Kürt, Arap, Ezidi onlarda çok kötü koşullarda. Önlem alınmazsa burada bir katliam yaşanabilir. Ben ülkemi seviyorum, bu toprağı seviyorum, insanları da seviyorum hangi kimlikten, hangi inançtan olursa olsun. Ama ben burnumun dibinde eğer bir katliam yaşanacaksa kimse kusura bakmasın ama oraya müdahaleyi de bir görev sayıyorum. Bizim söylediğimiz o. Orada bir katliam yaşanacak, siviller öldürülecek. O sivillerin öldürülmemesi için önlem alın. Bunun için istiyorsanız özel bir tezkere getirin ve biz size destek vereceğiz dedik. İşin özü bu. Başka bir şey değil.

Yoksa efendim silahlı kuvvetler gitsin YPG saflarında IŞİD'le mücadele etsinler. Hayır öyle bir teklifimizde yok."

Ahmet Hakan: "Ama sonuçta sizin teklifiniz işi o noktaya getirecek."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hayır. Bizim teklifimiz orada sivillerin korunmasıydı, çocukların korunmasıydı."

Ahmet Hakan: "Nasıl korunacak?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Onun önlemini alacak TSK. Nasıl korunacağını elbette alacağım. Ona göre stratejiler geliştirilecek."

Ahmet Hakan: "Ama TSK'nın oradaki sivilleri korumak için aldığı bütün önlemler sonuçta YPG'yle birlikte IŞİD'e karşı mücadeleyi gerektiriyor."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Gerekirse olur. Yani sonuçta IŞİD'e karşı mücadele ediyorsunuz siz. Bakın bir şey daha var. Bu dediğim sadece siviller bağlamında. Birde stratejik olarak bakalım. Biz ana muhalefet partisi olarak Türkiye'nin geleceğini düşünmek zorundayız. Irak'la komşuyuz değil mi?"

Ahmet Hakan: "IŞİD'le?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hayır Kandil örneğini vereceğim. 30 yıldır kavga sürüyor. Şimdi yeni bir kapı açılacak eğer IŞİD Kobani'yi ele geçirirse 400 kilometrelik bir alan IŞİD'le bir başka terör örgütüyle komşu olacağız. Bunu AKP düşünemiyor. Ama ben düşünmek zorundayım. Kendi ülkemin geleceği açısından. Bu ülke dışarıdan terör ithal ede ede ne oldu? Şimdi ikinci bir kapı açılacak. Buranında engellenmesi lazım. IŞİD'in burayı ele geçirmemesi lazım."

Ahmet Hakan: "Yani hem bir insanlık dramının engellenmesi lazım, hem de politik açıdan bakıldığında da bu durumun engellenmesi lazım diyorsunuz."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Tabi. Bir başka üçüncü nokta daha var. Üçüncü nokta şu; ben hem Irak'ın, hem Suriye'nin toprak bütünlüğünü savunuyorum. Cumhuriyet Halk Partisi olarak savunuyoruz biz. BM kararlarında da var. Irak'ın ve Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunmasıyla ilgili. Ama AKP'nin parlamentoya getirdiği tezkerede Irak'ın toprak bütünlüğünden söz ediyor ama Suriye'nin toprak bütünlüğünden söz etmiyor. Yani Suriye bölünebilir diyor. Dikkat ederseniz daha Suriye'deki olaylar bu noktaya gelmeden Erdoğan'ın Başbakanlığı döneminde Suriye'nin kuzeyinden söz etmişti. Şimdi o noktaya geliyoruz. Yani hükümet Suriye'nin parçalanmasına, bölünmesine gözyumuyor. IŞİD'a destek veriyor. Dolaylı destek veriyor IŞİD'a. Açık açık belki vermiyor ama dolaylı destek veriyor. Biz Suriye'nin bütünlüğünü de korumak zorundayız.

Bir başka önemli nokta dördüncü nokta; neden böyle bir öneri getirdik. Şimdi IŞİD eğer gerçekten de Ortadoğu'da güçlenirse bu sadece Türkiye için, sadece Irak için, sadece Suriye için risk taşımayacak bütün Ortadoğu için risk taşıyacak. Camileri bombalıyorsun, peygamberin türbelerini bombalıyorsun, aşağı ineceğim Kabe'yi bombalayacağım diyorsun. Sonra gözdağı veriyorsun Türkiye'ye İstanbul'da da türbeleri, camileri bombalayacağım diyorsun ve anlı şanlı hükümet bunların hiçbirisine ses çıkarmıyor. Hani biz büyük devlettik, hani Türkiye güçlü ülkeydi? Hangi Türkiye bölgede oyun kurucuydu? Oyuncak haline getirdiler. IŞİD'a teslim ettiler."

Ahmet Hakan: "Şimdi Kemal bey siz bunları söylediğinizde hemen sizin karşınıza çıkarılan şey şu; madem siz böyle insanlık dramları karşısında duyarlısınız, madem IŞİD'in yaptığı veya yapacağı katliamlar karşısında duyarlısınız. IŞİD karşısındaki bu duyarlılığınızı biz neden sizin Esad karşısında görmedik? Esad'da insanları öldürüyor, Esad'da katliam yapıyor, Esad'da işkenceden geçiriyor insanları. Orada böylesi bir duyarlılık görmedik deniliyor."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hayır. Bakın şimdi, Esad'a hiçbir zaman ben kardeşim demedim. Esad ve ailesiyle ben eşimle beraber hiçbir zaman bir arada olmadık. Esad'la beraber biz hiçbir zaman bir tatilde yapmadık. Biz baskı nerede olursa olsun ister Esad, ister Maliki, ister bir başkası kendi halkına baskı kuran hiçbir yönetimin yanında olmadık ve eleştirdik. Suriye halkının da demokrasiye ihtiyacı vardır, özgürlüğe ihtiyacı vardır. Baskıcı düzen nerede olursa olsun ona karşı hepimizin ortak ses çıkarması gerektiğine ben inanıyorum. Ayrıca bir şey daha var Ahmet bey. İnsan hakkı ihlalleri artık bir ülkenin iç sorunu olmaktan çıkmıştır. Çağdaş dünyanın ortak sorunudur eğer bir yerde insan hakkı ihlalleri varsa. Türkiye'de de olsa batılı gelip arkadaş sizin ülkenizde insan hakkı ihlalleri var diyorsa bakmak durumundayız, Suriye'de varsa, Mısır'da varsa, İran'da varsa bakmak durumundayız. Esad'ı her zaman eleştirdim. Arkadaşlarımızda eleştirdiler. Her zaman eleştirdik. Hatta bazı arkadaşlarımız kalkıp işi küfre kadar götürdüler Esad açısından.

Şimdi hükümet şöyle bir şey yapıyor. Esad'ı düşman bellemiş. Onun için Ortadoğu yanmış, yıkılmış, IŞİD şunu yapmış, bunu yapmış değil. Ben Esad gidecek diye düşünüyorum. Esad gitmediği sürece benim yapacağım hiçbir şey yok. Tek hedefim var Esad gitsin.

Şimdi bakın Ahmet bey, Suriye'nin bölgedeki önemini iktidar kavrayamamış. Ortadoğu denklemini de, dünya denklemini de bilmiyor. Eğer siz bunu göremiyorsanız siz Ortadoğu'yu da, Türkiye'yi de yönetemezsiniz. Esad gitsin. Esad gitsin derken bir; Rusya ne diyor ona bakacaksınız, Amerika ne diyor ona bakacaksınız, İran ne diyor ona bakacaksınız. Ortadoğu sadece size bırakılmış bir yer değil ki. Suriye bir İstanbul değil ki ya da bir Diyarbakır değil ki, ya da bir Trabzon değil ki. Siz Tartus limanında kimlerin konuçlandığını biliyor musunuz? Suriye'nin hava savunma gücünün nelere hakim olabileceğini, nasıl güçlü olduğunu biliyor musunuz? Hiçbir şeyden haberiniz yok. Efendim biz 3,5 saatte Şam'a gideceğiz, ben gideceğim orada namaz kılacağım. Elinden tutan mı var git bakıyım, kıl bakıyım nasıl kılıyorsun?"

Ahmet Hakan: "Peki yani siz şunu mu diyorsunuz? Esad gitsin, tamam bende gitsin istiyorum ama bunun reel politikte bir karşılığı yok mu demek istiyorsunuz?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Yok efendim yok böyle bir şey. Kendi kendini aldatıyor."

Ahmet Hakan: "Ama siz böyle deyince bu bir Esad savunusu gibi algılanıyor."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hiçbir zaman değil."

Ahmet Hakan: "Sanki Esad gitmesin istiyormuşsunuz gibi."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hayır efendim. Esad gidecekse kim götürecek onu? Suriye halkı götürecek."

Ahmet Hakan: "Suriye halkı götürmeye kalktı adamları resmen takır takır öldürdü Esad."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Tamam. O zaman oturursun batılıları ikna edersin, dersinki olay budur ve bunun çözülmesi lazım."

Ahmet Hakan: "Batılıları ikna etti ama Rusya ve İran'ı ikna edemedi."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Bakın, ikna etmek hiçbir batılı şuanda Esad gitsin demiyor. Niye demiyor? Bu ayrıntıyı tabi ne kadar vermek isteyecektim ama şimdi vermek istemiyorum. Şimdi batılılarda reel politiği görüyorlar. BM Güvenlik Konseyi var. Karar almak gerekiyor orada.

Bakın Libya'da BM Güvenlik Konseyinin kararı yoktu ama Kaddafi gitti. Bizimkilerde alkışladılar. Kaddafi gittiğinde eleştiren bendim. Doğru yapmadığımızı söyledim. Bunu nerede söyledim? Türkiye'de değil. AB'de yapılan bir toplantıda çıktım Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı olarak Kaddafi'nin böyle öldürülmesine karşı çıktım. Hiçbir devlet başkanı linç edilmemelidir dedim. Avrupa'da söyledim ben bunu. Ama bunlar Kaddafi gitti diye alkışladılar. Kaddafi'ye de kardeşim demişti. Elinden madalya almıştı, paralar almıştı elinden, ödüller almıştı. Biz bunu doğru bulmayız. Kendi ülkemiz için ne istiyorsak komşularımız içinde aynı şeyi istiyoruz. Orada insan hakkı ihlalleri varsa oturursunuz konuşursunuz, ikna edersiniz, demokrasi konusunda neler yapması gerektiğini söylersiniz. Biz hükümete çıkış yolu da gösterdik. Bakın bu konuda da çıkış yolu gösterdik. Dedik ki, İstanbul'da gelin bir uluslararası Suriye konferansı toplayalım. Bunun içinde Arap ligi olsun, AB olsun, BM Güvenlik Konseyinin 5 üye ülkesi olsun artı Suriye'nin iki tarafını da davet edelim ve bir çıkış yolu arayalım nasıl olması gerektiği konusunda. Yani Türkiye savaştan değil barıştan yana bir politika gütsün. Bizim bu önerimizi yine ellerinin tersiyle ittiler yok efendim bu olmaz. Sonra ne oldu? Bizim önerimizin üzerinden bir ay geçti aynı öneriyi Rusya yaptı ve bizimkiler tıpış tıpış Rusya'nın yaptığı öneri için gittiler. Biz öneri yapınca niye yapmıyorsun. Üstelik bunu sen yapacaksın. Senin sesin çıkacak. Sen diyeceksin ki Ortadoğu'da ben barışı tesis etmek için böyle bir toplantı düzenliyorum uluslararası toplantı. Suriye'ye de demokrasiyi getireceğim, Mısır'a da getireceğim, Irak'a da getireceğim. Bu topraklara demokrasi, özgürlük, barış gelsin diyeceksin. Ama bunu yapmadılar. Silahlı örgütleri Türkiye'de eğittiler. Biz bunları istemiyoruz. Bu topraklara yabancı askerin gelmesini istemiyoruz. Silahlı militanların gelmesini istemiyoruz. O militanların eline silah verdiler, cebine para koydular. Kimle yaptılar bunu? Katarla yaptılar."

Ahmet Hakan: "Onları konuşacağız ama Kemal bey şimdi şöyle bir tabloyla karşı karşıyayız. Yani biz dışarıdan gözlemleyenler, siyaseti gözlemleyen gazeteciler şöyle bir tabloyla karşı karşıyayız. Siz Cumhuriyet Halk Partisi olarak diyorsunuz ki işte IŞİD'in zalimliklerini anlatıyorsunuz, sayıyorsunuz ve buna karşı mutlak bir şey yapılması gerektiğini söylüyorsunuz güzel. Bizde böyle düşünüyoruz."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Terör örgütü."

Ahmet Hakan: "Ama yani Esad'ın yaptıkları da neredeyse IŞİD'in yaptıkları gibi. Yani o da bir terör örgütü gibi davranıyor. Suriye zindanlarında insanlara yapılan işkenceler, Suriye sokaklarında öldürüldü kaç kişi, kaç yüzbin kişi. Bu çok önemsiz bir şey değil ki yani."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hayır çok önemli."

Ahmet Hakan: "Ben iki zalimi karşılaştırmak istemiyorum ama ikisine de eşit oranda hem hükümetin, hem de CHP'nin ikisine de eşit oranda tavır alması lazım. Mesela hükümette IŞİD konusunda Esad karşısında gösterdiği duyarlılığı göstermiyor. Sanki bir salıncak gibi. CHP IŞİD'e karşı daha duyarlı, Esad'a karşı duyarsız, hükümet IŞİD'e karşı daha az duyarlı, Esad'a karşıda. Niye burada bir ortaklaşılamıyor?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Şöyle; Suriye'nin BM'de temsilcisi var mı? Var. Hala var mı? Var. O zaman Suriye'yi bir terör devleti olarak ya da terör örgütü olarak tanımlayamazsınız. Dünya tanıyor mu? Tanıyor. ABD'nin Dışişleri Bakanı telefon açıp Suriye Dışişleri Bakanıyla konuşuyor mu? Konuşuyor. Sorunların nasıl çözüleceği konusunda bir araya geliyorlar mı? Geliyorlar. Konuşuyorlar mı? Konuşuyorlar."

Ahmet Hakan: "Bu duruma itiraz edilemez mi?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hayır. Nesine itiraz edeceksiniz?"

Ahmet Hakan: "Yani nasıl konuşursun böyle bir terör devletinin başıyla diye mesela."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Ortadoğu'daki sorunları aşmak için bizimde orada büyükelçimizin olması lazımdı ve bizimde Dışişleri Bakanımız telefon açtığında Suriye'nin Dışişleri Bakanıyla konuşabilmeliydi."

Ahmet Hakan: "Yani siz şunu mu diyorsunuz? Böyle tepkisellikle bir şey olmaz."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Tabi. Büyük devletler hiçbir zaman duygularını öne çıkarıp politika yapmazlar. Kendi ülkelerinin ya da asıl düşündükleri derin davalarının gereğinin yerine getirilmesi için hep çaba harcarlar. O özel olur, genel olur, genel söylem olur, perdenin arkasında diplomatik söylemler olur o ayrı bir şey.

Bakın Mısır olayı. Ne oldu? Bir darbe oldu. Bizimkiler kıyameti kopardılar. Mısır ne yaptı? Tavrını koydu Türk büyükelçisini kabul etmiyorum dedi. Bizimkilerde Mısır büyükelçisini dışarıya çıkardılar. Şimdi bizim Kahire'de büyükelçimiz yok. Biz gönderdik Mısır kabul etmiyor. Biz gönderdik, araya birilerini koyduk kabul edin diye Mısır diyor ki hayır kabul etmem diyor. Etmedi. İsrail, Filistin."

Ahmet Hakan: "Peki ama yani oradaki darbeye bir tepki göstermesi gerekmiyor muydu Türkiye'nin? Bir sahurda makinalı tüfeklerle taradılar. Yüzlerce insanı öldürdüler buna tepki göstermeyecek miyiz?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hayır tepki göstereceğiz bende gösterdim tepkiyi. O darbe Tahrir meydanında toplananların demokrasi ve özgürlük söylemlerini yok etti dedim. İlk tepkiyi gösterenlerden birisiyiz. Ama bu tepkiyi gösterirsiniz fakat devleti düşman haline getiremezsiniz. Mısır halkını düşman haline getiremezsiniz. Gidin Mısır sokaklarında ben Türk'üm diye gezin bakalım. Kimse yüzünüze bakmıyor. Taksi şoförü bile sizi almıyor. Şimdi ulusları düşman ettiniz siz. Oysa Mısır Ortadoğu'nun kilit taşıdır ve ne oldu? Biz Ortadoğu'da sıfır komşumuz var ama hiçbir itibarımız yok. Gazze'yle İsrail sorununu kim çözdü? Mısır çözdü. Niye Türkiye çözmüyor? Neden Filistin Türkiye'yi dışladı. Bütün bu nedenlerle."

Ahmet Hakan: "Ama diyorlar ki, ilkeli tavır alıyoruz. Yani darbeye karşı çıkıyoruz filan. İşte bu yüzden."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Darbeye karşı çıkabilirsiniz. Bakın, darbeyi hiçbir zaman savunmadık."

Ahmet Hakan: "Darbeciyle oturup görüşmem diyor yani. Darbeciyle oturup diplomasimi yapacağım, aynı masaya oturup onun yaptıklarını."

Kemal Kılıçdaroğlu: "O zaman büyükelçi göndermek için özel çaba harcamayacaksınız. Niye çaba harcıyorsunuz? Mısır diye bir devlet yoktur dersiniz oturursunuz yerinize. Hiç görüşmeyeceğim dersiniz. Masanın arkasından, perdenin gerisinden acaba ben büyükelçimi oraya nasıl gönderirim diye özel çaba harcıyorsunuz. İkiyüzlülük olmaz. Birde şu çok önemli Ahmet bey. Bütün devletlerin bir dış politikası vardır, birde iç politikası vardır. Adı üstünde dış politika, iç politika. Dış politikanın milli olması zorunludur. Dış politikada muhalefet ve iktidar ortak hareket eder. Neden? Ülkenin çıkarları sözkonusudur. Aramızda kavga edebiliriz iç politikada. Ama dış politika olunca hep birlik olmak zorundayız. İlk kez bu hükümet döneminde altını çiziyorum. İlk kez AKP hükümetleri döneminde muhalefetle iktidar dış politikada ayrıştı. Doğru yapmadığını biz biliyoruz."

Ahmet Hakan: "Siz ayrışmasaydınız."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Nasıl ayrışmayacaksınız?"

Ahmet Hakan: "Bunca şey olurken ben ne yapıyım diyorsunuz."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Nasıl ayrışmayacaksınız? Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yabancı bir devletin hükümetini yıkmak için kendi topraklarınızda militan yetiştirip eline silah verip git orada savaş Esad'ı öldür, Müslümanları öldür, birbirlerini kardeşler öldürsünler diye nasıl bunu yapabilirsiniz? Komşuda yangın olduğu zaman siz o yangını söndürürsünüz. Yangını körüklerseniz o yangın size sıçrayacak. Nerede sıçradı Reyhanlı'da sıçradı, Cilvegözü'nde sıçradı. 14 vatandaş bir yerde, 52 vatandaş bir yerde hayatını kaybetti ve bizim bir büyükelçimiz dedi ki, Reyhanlı saldırısını IŞİD yaptı. Sonra bunu söyleyen büyükelçinin ağzını kapattılar sakın konuşma diye. Davaya yasak koydular kimse görmesin, duymasın. Ne oldu o saldırıda? Hükümet gene kalktı Cumhuriyet Halk Partisini suçladı sanki biz iktidarız da, önlem almamışız da patlama olmuş gibi. Böylesine ucuz bir politika dış politikayı iç politika malzemesi hiçbir demokratik ülke yapmaz. Dış politika ayrıdır. Dış politikada ülke çıkarları vardır. Dış politikada siz Ortadoğu'nun petrollerini gözardı edebilir misiniz? Doğalgazını gözardı edebilir misiniz? Onlarla ilişkileri çok iyi tutmak zorundasınız. Amerika Esad'a karşı mıydı? Karşıydı. Gitsin diyor muydu? Diyordu. Bugün nereye geldi? Esad kalsın diyor. Niye diyor? Kendi ülkesinin çıkarları sözkonusu olduğu için diyor. Biz Esad'la politikamızı iç politika malzemesi haline getirdik. Şimdi geri dönemiyorlar. Döneceklerde dönemiyorlar. Niçin? O kadar ağır laflar ettiler ki 3,5 saatte Şam'a gideceklerdi, Emevi camiinde namaz kılacaklardı, Esad iki tane bastonla geziyordu efendim ha düştü ha düşecek. Kobani gibi söyledi gitti konuştu Kobani düştü düşecek dedi ve bütün bu olaylara bir anlamda kaynaklık etti. Eğer suçlanacak birisi varsa o yüksek yerde oturan kişidir."

Ahmet Hakan: "Peki Kemal bey, şimdi diyorsunuz ki dış politika milli olmalıdır, muhalefet, iktidar bir arada yapmalıdır. Ama mesela Türkiye'yi çok uluslararası arenada çok zor durumda bırakacak bir iddia var o iddiayı da siz dile getiriyorsunuz sık sık. Diyorsunuz ki, Türkiye Cumhuriyeti devleti IŞİD'e yardım etmiştir diyorsunuz. Silah vermiştir diyorsunuz ve bu iddianız uluslararası arenada gerçekten Türkiye'yi zor durumda bırakacak bir iddia. Neden böyle yapıyorsunuz?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Şimdi Suriye'nin iç işleriyle ilgili siz El Kaide, El Nusra militanlarını dünyanın değişik yerlerinden getirdiniz Türkiye'ye. Özgür Suriye ordusunun karargahını Türkiye'de kurdunuz. Cep telefonları bile Türkiye'deki şirketlerin cep telefonlarıydı. Adresleri internet adresleri bile yine Türkiye'deydi."

Ahmet Hakan: "Kanıtlarınız var mı bunları söylerken?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hepsi var. Hepsi yayınlandı Ahmet bey bunların hepsi yayınlandı. Şimdi siz Suriye'deki militanlara, cihatçılara silah gönderdiniz. Biz bunları söylediğimizde kıyamet koptu. Silah gönderiyorsunuz dedik. Tırlarla gönderiyorsunuz dedik ve bunlar ortaya çıktı. Bakın Ahmet bey, belge diyor ki Sayın Davutoğlu efendim diyor Kılıçdaroğlu bunu söylüyorsa belgesini ortaya koysun. Evet belgesi var. Üstelik belge savcının ifadesi benimde değil. Devletin savcısının ifadesi."

Ahmet Hakan: "Savcı ne diyor yani?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Savcı diyor ki, terör örgütü El Kaide militanlarına götürülmek üzere silah taşındığını söylüyor. Ayrıca sadece taşındığını söylemiyor oradaki silahların ne olduğunu da söylüyor. Uçaksavar mermilerinden, tank top mühimmatından uçaksavar mühimmatı gibi malzemeler 6 büyük demir sandıklar içinde."

Ahmet Hakan: "Bir savcımı söylüyor bunu? Belki paralelci savcıdır."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Bir savcı söylüyor."

Ahmet Hakan: "Paralelci savcı mı?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hayır efendim. Sadece savcı söylese deriz ki paralelcidir dolayısıyla bu bunu söylüyor diye. Şoför söylüyor, malı taşıyan şoför söylüyor. Tır şoförü söylüyor onun da ifadesi var."

Ahmet Hakan: "Bir dakika şimdi o tırlardaki silahlar El Kaide'ye mi gidiyor? Yani IŞİD'e mi gidiyor?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Sadece IŞİD diye bir ifade yok. Sadece IŞİD diye. IŞİD çünkü sonradan çıktı."

Ahmet Hakan: "Peki ama siz doğrudan Türkiye'nin IŞİD'e kaynaklık ettiğini."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Bu silahlar IŞİD'in elinde şuanda. IŞİD militanları söylüyor. Evet diyor destek aldık diyor, yardım aldık diyor."

Ahmet Hakan: "Türkiye o zaman silahları Nusra diye gönderiyor o örgüte geçiyorlar IŞİD'e geçiyorlar."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Silahları Türkiye Esad karşıtı güçlere gönderiyor. Gidin Esad'ı devirin ben size silah gönderiyorum. Şoförler nasıl gönderdiklerini tek tek anlatıyorlar. Silahları nereden aldıklarını. Uçakla geliyor Esenboğa'dan alıyorlar. Bir başka şoför Konya'dan aldığı malzemeleri nasıl götürdüğünü, öndeki aracın ne olduğunu, arkadaki aracın ne olduğunu, nereye boşalttıklarını ve bunu kaç sefer yaptıklarını hepsini anlatıyorlar.

Şimdi buradaki olay şu Ahmet bey, bu davalarla ilgili yayın yasağı getirildi. Hükümet korkmuyorsa bunlara insani yardım yaptırıyorum diyor. İnsani yardım için yayın yasağımı getirilir? İnsani yardımı yaparsınız, ne yaparsınız? Efendim çadır götürürsünüz, yiyecek götürürsünüz, bebek masası götürüsünüz, elbise götürürsünüz. Hadi insani yardımdır bu."

Ahmet Hakan: "Belki Türkmenlere gönderiyorlardır o yardımları? Çünkü Davutoğlu söyledi onu Başbakan dedi ki, biz o silahları Türkmenlere gönderdik dedi."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Türkmenler açıklama yaptılar bizde böyle bir silah yok. Türkmenlere gönderiyorsanız Kürt bölgesinden göndereceksiniz Türkmenlere. Telafer orada, Kerkük orada, Musul orada. Sizin Suriye'de ne işiniz var? Tamamen halkı kandırıyorlar ve gerçekleri öğrenmesinler diye vatandaş yayın yasağı getiriyorlar. Bunu ben değil bakın Joe Baydın'da söyledi."

Ahmet Hakan: "Özür diledi ama."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Ama özrü ne için diledi? Özel bir görüşmeyi kamuoyuna açıkladığı için özür diledi yalan söylediği için değil. Yani bu silahların gittiğini bütün dünya biliyor, herkes biliyor. Sadece ve sadece Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları bilmiyor. Onu da biz açıkladık."

Ahmet Hakan: "Peki bu açıklamanız yani sonuçta birkaç tır şoförünün verdikleri ifade, savcılığın oluşturduğu bir dosya var elinizde."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Ve tırlardaki fotoğraflar."

Ahmet Hakan: "Türkiye'yi zor durumda bırakmıyor mu uluslararası arenada? Şimdi diyorlar ki, kardeşim vatana ihanettir, vatan hainliğidir diyorlar bu. Bu diyorlar hani Türkiye'yi böyle, bir defa bu suçlamayı kabul etmiyor hükümet. Diyorlar ki biz IŞİD'e silah milah göndermedik. Bunu diyor söylediğiniz zaman vatan haini olursunuz, vatana ihanet edersiniz."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Eğer siz bu ülkenin vatandaşlarının ödedikleri vergilerle Ortadoğu'yu kan gölüne boğacak olan terör örgütlerinin eline silah verirseniz asıl vatana ihanet budur. Orada Müslümanlar birbirini boğazlıyorlar. Ortadoğu'da oluk oluk kan akıyor. Niye kan akıyor? Orada insanlar huzurlu yaşamak isterken neden kan akıyor? 1,5 milyon Suriyeli Türkiye'de, çocuklar dilenci, kadınların ne olduğunu Ahmet bey bir araştırın. Bu konudaki uluslararası raporlara bakın. Bana gelip anlattılar. Ben oraya tek tek milletvekillerimi gönderdim. Oralarda ne oluyor diye, bu Suriyeliler ne oluyor diye. Gidin Gaziantep'e, gidin Şanlıurfa'ya hatta Ankara'ya. Yazık günah bu çocuklara. Kim yaptı bunları? Bu hükümet yaptı.

Şimdi ben bunları açıkladığım zaman ben vatana ihanet etmiş oluyorum. Ben vatanımı seviyorum. Vatana ihanet etmek 1,5 milyon Suriyeliyi Türkiye'ye sokmak demektir."

Ahmet Hakan: "Ne demek bir dakika. Yani zor durumda olan insanları içeri almayacak mıyız?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hayır alacağız ama onları zor duruma düşüren politikaları üretmektir vatana ihanet. Yoksa o Suriyelileri alacağız, Kobani'den kaçıp gelenleri alacağız. Kuzey Irak'tan varsa gelenleri onları alacağız. Ben bunlara itiraz etmiyorum. Biz bunlara kucak açmak zorundayız zaten. Bunlar masum insanlar. Ama bu insanları bu hale düşüren kim?"

Ahmet Hakan: "O anlamda söylüyorsunuz."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Kimse, o kim? Hükümetin izlediği politikalar. Ben şunu merak ediyorum yarın başka bir ülke bizim komşularımızdan bir ülke düşünelim kendi ülkesinde silahlı terör örgütlerini eğitti ve Türkiye'ye gönderdi gidin Türkiye'nin içini karıştırın. Biz ne diyeceğiz? Niye bunu yapıyorsun? Diyecek ki sende Suriye için yaptın.

Devletler, devleti devlet kılan meşru zeminde görev yapmasıdır. Meşru zeminde hizmet vermesi, meşru zeminde politika yapmasıdır. Devleti devlet yapan budur. Eğer devlet meşruiyetten kaçarsa korsan devlet olur."

Ahmet Hakan: "Peki ama ne yapsın? Yani siz Başbakan olsanız yanı başınızda bir ülke Esad kıtır kıtır insanları kesiyor, ateş ediyor, öldürüyor, işkencelerden geçiriyor. Böyle seyircimi kalacaksınız?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Uluslararası kamuoyuna çağrı yaparım, müdahale edin derim buraya."

Ahmet Hakan: "Dedi edin dedi Türkiye Cumhuriyeti devleti de bu çağrıyı yaptı."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Bosna Hersek'te ne oldu? Çağrıyı yaptık, ısrar ettik, BM yaptı en sonunda gittiler Bosna Hersek'te Amerikan uçakları, diğerleri."

Ahmet Hakan: "O aşamaya gelinceye kadar neler yaşandı. Srebrenitsa katliamından tutunda birçok katliam yaşandı. Seyirci mi kalınsın yani bu katliama?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Daha fazla oluyor. Ortadoğu'da daha fazla oluyor."

Ahmet Hakan: "Gerçi dediğiniz doğru. Şuanda bizim devletimizin eğer gerçekten iddia ettiğiniz gibi bu yolları denediyse yaptığı şeylerin sonucu çok kötü oldu."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Birde bunlar Ahmet bey bu yol çözüm yolu değil. Çözüm yolu değil. Çözüm yolu Bosna Hersek'tir. Çözüm yolu BM'dir."

Ahmet Hakan: "Ama orada da işte katliamlar oldu."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Ama bakın bedel ödenmeden çözüm kolay kolay çıkmaz ortaya."

Ahmet Hakan: "Ama zavallı insanlar niye bedelini ödesinler?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Ama şimdi daha fazla ödeniyor. Daha fazla ödeniyor ve hiç kimse sesini çıkarmıyor. Neden? Siz gayrimeşru yollara saptınız diyorlar ki bakalım sonucu ne olacak. Sonuç insanlar ölüyor. Sonuç 1,5 milyon Suriyeli burada. Sonuç sıfıra sıfır elde var sıfır.

Dolayısıyla siz meşru zeminde, bakın Bosna Hersek'te meşru zeminde uluslararası çağrıyı yaptık, BM'de konuştuk, AB'de konuştuk, dünyanın dikkatini çektik. Burada söyledik Suriye konferansını toplayın Türkiye'de. Oradaki bütün o olayları getirin, masaya yatırın."

Ahmet Hakan: "Hayır yani benim söylemek istediğim."

Kemal Kılıçdaroğlu: "BM'de söyleyin."

Ahmet Hakan: "Ben sizi gayet iyi anlıyorum. Söylemek istediğim şey şu; bunlarda yol değil çünkü Bosna'da bu yol denendi o dedikleriniz. Böyle çok mükemmel bir sonuç olmadı. Katliamlar oldu, oldu, oldu artık en sonunda. Ama katliamlar oldu bir sürü insan öldü yani gitti."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Buyurun peki ne yapacağız?"

Ahmet Hakan: "Ben bilmiyorum ne yapacağımızı. Yani bu da çözüm değil. Yani şuanda yapılanda çözüm değil."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Bakın şimdi şu, bir; Suriye'yle savaşmak istiyor muyuz? Eğer adam gibi politika üreteceksen ben Saddam'ı devireceğim diyorsan arkadaş tezkereni getirirsin."

Ahmet Hakan: "Esad'ı."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Affedersin Esad'ı devireceğim diyorsan getirirsin tezkereyi kabul ettirsin gidersin açarsın savaşı mesele biter. Eğer bu işi yasal yapmak istiyorsan."

Ahmet Hakan: "Ama onu da yapamıyorlar."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Yapamıyorsanız yasadışı iş yapmayacaksınız. Evrensel hukuka, uluslararası hukuka aykırı iş yapmayacaksınız. Rezil olursunuz. Nitekim rezil oldular. Ortadoğu'da buyurun.

Bakın, bir şey daha var Ahmet bey bunu asla devleti yönetenlerin unutmaması lazım. Arap milliyetçiliği denen bir kavram vardır. Araplar kendi aralarında kavga ederler ama dışarıdan müdahale olduğu zaman hepsi bir araya gelirler. Şimdi Türkiye bu noktaya geldi. Senin Arap çöllerinde ne işin var Allah aşkına? Ben Zeytindağı'nı okudum bu bayramda Falih Rıfkı'nın. Her politikacının o kitabı okumasını isterim."

Ahmet Hakan: "Cumhurbaşkanımızda o kitaba atıfta bulundu biliyorsunuz."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Okuduğu konusunda endişelerim var. Samimi söylüyorum o kitabı okuyan Ortadoğu'ya farklı gözle bakar. Okuduğu konusunda endişelerim var. Çünkü metin yazılıp önüne verilmiştir o onu okumamıştır."

Ahmet Hakan: "Ama işte şimdi Ortadoğu'ya bataklık diyorsunuz mesela. Şimdi bataklık dediğiniz zaman orayı biraz aşağılamış gibi oluyorsunuz. Çünkü Ortadoğu aynı zamanda bütün bu kargaşaların yaşandığı yer olmakla birlikte çok kutsal mekanları barındıran çok kutsal yerler. İşte büyük dinlerin ortaya çıktığı yerler filan. Sanki o kutsallığa da bataklık diyormuşsunuz gibi bir."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hayır. Onu Davutoğlu söyledi. Efendim Ortadoğu bataklığı diyemezsiniz diyor işte orada kutsal yerler var, mekanlar var."

Ahmet Hakan: "Gerçi sonra Cumhurbaşkanımızda IŞİD bataklığı diye bir şey kullandı ama Ortadoğu bataklığı demedi. IŞİD bataklığı."

Kemal Kılıçdaroğlu: "O da şimdi, bataklıktan bu bir siyasi terminolojidir Ortadoğu bataklığı. Yani Ortadoğu öteden beri bütün kargaşaların merkezidir. Bataklık olarak öyle tanımlıyoruz. Yoksa bildiğimiz bataklık değil orası. Elbette ki kutsal mekanlar var. Sadece Müslümanlar için değil aşağı yukarı bütün dinlerin ortak mekanıdır orası ve herkes birbirine saygılı yaşamak zorundadır. Ama Ortadoğu'nun talihsizliği güçlü, zengin doğal kaynaklara sahip olmasıdır. Ortadoğu'yu bataklık haline getiren kutsal mekanlar değil. O zengin doğal kaynaklardır ve herkesin gözü oradadır."

Ahmet Hakan: "Daha doğrusu o zengin doğal kaynakların batılılar tarafından paylaşılması falan filan yani."

Kemal Kılıçdaroğlu: "İşin gerçeği budur. Şimdi biz bu gerçeği bildiğimiz için Ortadoğu'dan olabildiğince yararlanmalıyız. Ben Irak'a gittim ve Maliki'yle görüştüm. Maliki'nin bana söylediği bir cümle çok önemli. Bizim bütün kapılarımız Türkiye'ye açık ama Türkiye hükümeti diyor ki ben pencereden gireceğim. Niye pencereden giriyorsunuz gelin dünya kadar yatırımımız var, işadamlarına bu imkanları sağlayalım. Ama siz diyorsunuz ki hayır ben pencereden girip yani özür dilerim ama katakulli yapacağım diyorsunuz. Şimdi orası bir devlet."

Ahmet Hakan: "Gerçi o Maliki'nin de hiç yatacak yeri yok Kemal bey."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Elbette ben Maliki'yi savunmuyorum. Ama bakın."

Ahmet Hakan: "Bu IŞİD'in başa bela olmasında biraz onun politikalarının da payı var."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Elbette. Bakın, biz şunu savunuyoruz. Ortadoğu'ya eğer barış gelecekse onun öncüsü Türkiye olmalı, Ortadoğu'ya huzur gelecekse onun öncüsü Türkiye olmalı. Ortadoğu'ya huzur gelecekse öncüsü Türkiye olmalı. Ortadoğu'da kardeşçe yaşayacaksak öncüsü Türkiye olmalı. Ama Türkiye'nin eli, kolu vs. belli yerlerde olmamalı. Bizim politikamızla, duruşumuzla, saygınlığımızla, dünyaya bakışımızla, örnek oluşumuzla Ortadoğu halkları bakmalı evet bizde Türkiye gibi olmalıyız demeli.

Bakın, Ortadoğu halkları bunu istiyor. Çelişki nerede biliyor musunuz? Bizim yöneticilerimizde Ortadoğu yöneticileri gibi olmak istiyor. Halklarla yöneticiler arasında böyle bir paradoks var."

Ahmet Hakan: "Peki Kemal bey bu konuda Esad'la ilgili bir son soru soracağım. O da çünkü çok gündeme geliyor. Şimdi Esad halkına zulmederken takır takır insanlarını sokaklarda öldürürken sizin milletvekilleriniz Esad'a gittiler. Şimdi fotoğraflar var yani bunu gösteriyor CHP milletvekili Esad'la yanyana, Esad zulmederken ne arıyordu? Ne diyorsunuz bu konuda? Yani bu doğru bir yaklaşım mıdır yani oraya gitmek?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Şimdi bakın, ilk gidildiğinde Suriye bu kadar karışmamıştı. Büyükelçiler çekilmişti, bilgi alınamıyordu ve biz oranın fotoğrafını çekmek istedik. Nedir orada neler oluyor diye. Mümkün olduğu kadar taraflarla da görüşüldü. İlk gidişimiz budur. Sonra gazeteciler orada biliyorsunuz esir alındı, daha doğrusu hapislere atıldı, biriside öldürüldü. Biz bu gazeteciyi almak için oraya gittik. Aldık ve getirdik buraya."

Ahmet Hakan: "Ama Esad'la fotoğraf verildi."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Esad'la görüşüldü tabi yani, gidilip Esad'la görüşüldü yani ne oluyor burada diye. Biz demokrasiyi de söyledik, özgürlükleri de söyledik orada sağlıklı bir demokratik düzenin kurulması gerektiğini de söyledik. Bizim arkadaşlarımızın tamamı bunu söyledi."

Ahmet Hakan: "Ama siz oradayken ve bunları söylerken o halkını öldürüyordu."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Daha o aşamada değildi. O sonradan oldu o şiddet vs. falan. Sınırlı bir yerde vardı ve biz ona dikkati de çektik zaten. Ama daha sonra olaylar, işler çığırından çıktı zaten. Bizde zaten Esad'a falan da gitmedik bundan sonra.

Biz Mısır'a da iki değerli diplomatımızı, milletvekilimizi gönderdik. Mısır'da bütün taraflarla görüştük biz. Mısır'ın önemini biz biliyoruz. Türkiye'yle Mısır halkının kardeş olması gerektiğini söylüyoruz. Suriye halkıyla da, Irak halkıyla da bizim kardeş olmamız gerektiğini biliyoruz. Ortak tarihimiz ve kültürümüz var bizim."

Ahmet Hakan: "Sisi'ye karşı mısınız? Darbeci general, Kenan Evren'den ne farkı var?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Bir ülkeyi yöneten kişi eğer uluslararası kabul görüyorsa ben ona karşıyım diye ucuz siyaset yapmam. Amerikalı karşımı, Fransız karşımı, İranlı karşımı, Suriyeli karşımı, Rusya karşımı? Ben niye karşı olacağım. Ben kendi ülkemin çıkarlarına bakarım. Benim işadamın orada yatırım yapıyor mu? Ben oradan gelir elde ediyor muyum?"

Ahmet Hakan: "İlke ne olacak?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "İlke şu olacak."

Ahmet Hakan: "İlke darbecilerle iş yapmamak falan gibi bir ilke yok mu?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "İlke şu; eğer bir ülkenin yönetimi uluslararası kabul görüyorsa, BM'de temsil ediliyorsa bir sorun yok. Ama bakın eğer o ülke. Başka nasıl bakacaksınız?"

Ahmet Hakan: "Mesela Esad uluslararası kabul görüyor diye eli kanlı bir cani olarak görmeyecek miyiz Esad'ı yani? Saygı mı göstereceğiz?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hayır efendim niye saygı yani? Görüp görmemek ayrı bir şey. O ayrı bir şey. Siz görürsünüz."

Ahmet Hakan: "Yani darbeci generale tavır almayacak mıyız yani?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Peki ben size bir örnek vereyim. Bakın, burada da çifte standart gütmeyeceksiniz. Ömer El Beşir uluslararası mahkemede yargılandı ve mahkum oldu. Katliam yaptığı için, sivilleri katlettiği için. Kim davet etti bunu? AKP hükümeti davet etti."

Ahmet Hakan: "Yanlış tutarsızlık var yani."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hayır ben çifte standarttan söz ediyorum. Darbeciye karşıysan Ömer El Beşir'e de karşı olacaksınız. Şimdi o olunca kucakla, bu olunca olmaz. Biz Ömer El Beşir'e de karşıyız. Ama kendi ülkesinde temsil ediyor, BM temsil ediyor mu? Bakın uluslararası mahkemede mahkum oldu bu. Esad mahkum oldu mu? Hayır. Sisi mahkum oldu mu? Hayır. Biz şimdi eğer hukukun üstünlüğünü savunuyorsak ki savunacağız bunu sadece kendi ülkemiz için değil yani evrensel hukuk içinde savunacağız bunu. Eğer kendi ülkesine katlediyorsa insan hakkı ihlalleri varsa her türlü eleştiriyi yap hiç ona itirazımız yok. Her türlü eleştiriyi yapabilirsin."

Ahmet Hakan: "Uluslararası aktörleri de devreye sokmaya çalış."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Elbette. Gidersin BM'de eleştirirsin bunu nasıl yapıyorsunuz dersiniz. AB'de söylersiniz, AB raporlarına girsin istersiniz. Avrupa parlamentosunda eleştirirsiniz. Arap ligine gittiğiniz zaman orada eleştirirsiniz. İslam İşbirliği Teşkilatına gittiği zaman orada eleştirirsiniz. Çünkü sizin bu tür darbecileri veya insan hakkı ihlallerini yapanları eleştireceğiniz çok makam var, yer var, ortam var. Uluslararası kuruluşlar var. Siz bunların tamamını atıyorsunuz bir kan davası haline dönüştürüyorsunuz. Devletlerle ilişkiler kan davasına dönüşmez. Biz bir hata yaptık. Tipik örnek vereceğim. Cezayir BM'de bağımsızlığını savunuyordu ve biz Cezayir'in bağımsızlığını savunmadık."

Ahmet Hakan: "Kabul etmedik."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Etmedik. Aradan yıllar geçti kabul ettik ama Cezayir halkı bunu unutmadı. En son rahmetli Özal Cezayir'e gitti Cezayir halkından özür diledi ve ondan sonra Cezayirli bizi affetti.

Şimdi olaya böyle bakmamız lazım. Yani siz kan davasına dönüştürürseniz bir olayı olmaz. Çünkü hükümetler gelip geçicidir. Sisi'de gelip geçicidir, AKP'de gelip geçicidir. Biz de gelip geçiciyiz. Yani sonuçta bizler birer siyasal partiyiz. Ama devletler kalıcıdır, halklar kalıcıdır. Dolayısıyla politikaları halkların kardeşliği üzerine inşa etmeniz gerekir. Kavga üzerine böyle ona ne kavgası denir böyle."

Ahmet Hakan: "Taht kavgası mı?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Yani aşağı yukarı böyle kısır çekişmelerin olduğu, sürekli kavganın olduğu bir dış politika olmaz. Dış politikayı daha yukarıdan, daha evrensel bakmamız lazım. Öyle götürmemiz gerekiyor."

Ahmet Hakan: "Peki şuanda Türkiye Cumhuriyeti devleti Amerika'yla bir anlaşma yapmış durumda yani bu Suriye konusunda. Ilımlı muhaliflerin eğit, donat dedikleri eğitilmesi, donatılması işlemi Türkiye'de yapılacak, IŞİD'e karşı mücadelede de bu unsurlar kullanılacak. Amerika'yla bu konuda bir mutabakat var. Ne diyorsunuz bu tamam mı?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hayır biz bunu uygun görmüyoruz?"

Ahmet Hakan: "Neden ama işte IŞİD'e karşı bir mücadele yöntemi."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Kendi ülkemizde alacaksınız oradaki unsurları eğiteceksiniz göndereceksiniz. Bunlar yarın gidip de IŞİD'e katılırlarsa ne olacak? El Nusra nasıl çıktı ortaya, El Kaide nasıl çıktı ortaya?"

Ahmet Hakan: "Garantisi yok tabi ama ona göre seçersiniz."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Bakın Ahmet bey, Amerika'nın Irak'a müdahalesinin Ortadoğu'ya maliyetini bütün Ortadoğu artı Türkiye çekiyor. Siz ben orada Amerika'nın asla ve asla doğru bir hareket yaptığına inanmıyorum."

Ahmet Hakan: "Peki IŞİD'i kim durduracak Kemal bey?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "O politikanın sonucu IŞİD oldu. Afganistan'ı unutmayalım. El Kaide'yi yaratan kimdi ve ne oldu? Pakistan'a bakın unutmayalım. Yani bütün bunları düşünmemiz lazım. Türkiye olarak bizim düşünmemiz lazım. Amerika bugün Ortadoğu'dan gider. Zaten Uzakdoğu'ya ağırlığını verdi diye gazetelerde bizde okuyoruz, yabancı basında bizde okuyoruz. Ortadoğu'dan eski gücünü kaldırdığını ve gücü başka bir yere aktardığını söylüyor. Bizim bu coğrafyadan gidecek yerimiz yok. Suriye'yle komşuyuz, Irak'la komşuyuz, İran'la komşuyuz.

Bakın Suriye konusunda bir şey söylüyoruz İran diyor ki hayır bunu yapamazsın diyor. Rusya bunu yapamazsın diyor. Bunlar bizim komşularımız."

Ahmet Hakan: "Peki yani siz bu eğit-donat olmaz mı diyorsunuz?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Eğit-donat doğru değil kabul etmeyiz. Ayrıca bizim ülkemizde yani yabancı unsurlar gelip neyi eğitecek, yabancı asker niye geliyor benim toprağımda bir başka yabancı askeri eğitiyor yani."

Ahmet Hakan: "Peki İncirlik'in kullanılmasına izin verilmeli mi? Amerika İncirliği kullanmalı mı IŞİD'i vurmak için?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "IŞİD'i vurmak için eğer hukuk buna müsaitse izin verilebilir."

Ahmet Hakan: "Yani siz siyasi olarak bir sakınca görmüyorsunuz?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Yok. Bakın Ahmet bey bizim düşüncemiz o kadar net, o kadar somut ki biz şurada şöyle olsun, burada böyle olsun derken her olayı kendi bağlamında ölçüyoruz, tartışıyoruz ve böyle olması gerekir diyoruz ve bunun arkasında da duruyoruz."

Ahmet Hakan: "Peki Suriye meselesinde Türkiye şimdi bir takım tezler öne sürüyor. Mesela bu eğit-donat Türkiye'nin tezlerinden biriydi. Amerika'yla bu konuda anlaşmış görünüyorlar Türkiye hükümetiyle Amerika."

Kemal Kılıçdaroğlu: "2 bin kişiyle hiçbir şey olmaz. Yani komik bir şey, yani gerçekten komedi 2 bin kişiyle."

Ahmet Hakan: "Birde 3 yıl filan sürüyormuş. Onu duyunca bende."

Kemal Kılıçdaroğlu: "IŞİD'a bakın yani IŞİD devasa bir alanı işgal etti."

Ahmet Hakan: "Ama nasıl çözülecek birde o var yani. O sorunun da cevabı yok, o da boşlukta. Hadi bu 2 bin kişiyle olmaz."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Amerikalılar söylediler IŞİD'la mücadele uzun bir süreyi gerektirir diye."

Ahmet Hakan: "Uzun bir süre bekleyeceğiz."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Onlar bunu biliyorlar zaten. Yani uzun bir süreyi gerektirir diye mücadele. Çünkü bu mücadelenin aslında İslam dünyasının mücadelesi olması lazım. Siz daha iyi bilirsiniz yani İslamiyet'te boğaz kesmek, gırtlak kesmek falan bunlar yoktur. Cami bombalamak, peygamber türbesini bombalamak bunlar yoktur. Yeni bir İslam anlayışını Ortadoğu'ya egemen kılmak istiyorlar. Asıl mücadeleyi Müslümanların vermesi lazım. Asıl mücadeleyi Suudi Arabistan'ın, Türkiye'nin, Katar'ın, İran'ın ortak mücadele etmesi lazım. Böyle bir Müslümanlık yok. Müslümanlıkta böyle bir şey yok. Çocukları öldürmek, infaz etmek, kadınları cariye olarak kullanmak, insanlara işkence yapmak. Yok Müslümanlıkta böyle bir şey. Bunlar kendilerine göre farklı bir Müslümanlık yapıyorlar. O halde bizim ortak mücadele etmemiz lazım. O ortak mücadeleyi de İslam dünyası olarak yapmamız lazım."

Ahmet Hakan: "Bir başka Türkiye'nin istediği bir şey var. Böyle önceden tampon bölge diyorlardı ondan vazgeçmiş durumdalar. Güvenlikli bir bölge oluşturmak istiyorlar. Buna evet diyor musunuz?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Biz tampon bölge, güvenlikli bölge bunların hiçbirisinin sorunu çözmeyeceğine inanıyoruz. Türkiye'nin bunu istemesinin nedeni acaba Esad'ı götürebilir miyim diye. Tampon bölgeye Amerika'da karşı çıktı, Almanya'da karşı çıktı, Fransa'da karşı çıktı. Yani BM'nin 5 daimi üyesi hayır bu tampon bölge bizim gündemimizde yok dediler."

Ahmet Hakan: "Bırakın Türkiye eğer Esad'ı götürmek istiyorsa bırakın götürsün niye bu."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hayır götürmüyorlar ki zaten. Yani bizim söylediğimiz bir şey yok. Götürüyorlarsa buyur götürsünler. Sanki biz aman Esad gitmesin. Yok öyle bir şey. İstiyorlarsa buyurun. Amerika istiyorsa Esad'ı götüreceğim buyur götür. Yani sanki bizim elimizde güç var ve biz diyoruz ki hayır yapamazsın. Bizim öyle bir gücümüz yok. Bizim gücümüz sözümüz. Neden bizim sözümüz etkili? Çünkü biz haklıyız, haklı davaları savunuyoruz. Ve biz söylediğimiz zaman sağduyulu insan bunu dinliyor. Bunlar doğruyu söylüyor diyor. Bizim gücümüz oradan geliyor."

Ahmet Hakan: "Sonuçta sizin bütün söyledikleriniz son tahlilde yani sanki böyle Esad gitmesin diye direten bir tavırmış gibi algılanıyor."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hayır efendim. Şimdi aynı şeyi hükümet efendim Esad'ı koruyorsun. Korumuyoruz arkadaş. Gücün yetiyorsa tezkereyi çıkar Suriye'ye gir. Esad orada Esad'ı yakala idam mı ediyorsun hadi idam da et bakayım göreyim. Şimdi dış politikada efelenmek olmaz. Dış politikada bir şey söylerken."

Ahmet Hakan: "Aslında iç politikada da olmazda neyse."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hadi iç politikayı geçtik dış politikada bir şey söylerken 9 kez düşüneceksiniz. Yani 9 boğumdan geçecek sözünüz öyle söyleyeceksiniz. Böyle efelenmek, gideceğim, bunu yapacağım, 3,5 saatte şurayı alacağım. Buyur al. Hadi buyur al. Sanki CHP olarak biz duvar ördük hayır gitmeyin diye."

Ahmet Hakan: "Esad'ı vermeyiz diye."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Biz sadece sizi akla davet ediyoruz. Bak bunu yaparsanız Türkiye'yi felakete sürüklersiniz diyoruz. Söylediğimiz bu. Hayır ben bunu yapacağım diyorsan ordunun başkomutanı kim? Ben değilim herhalde. Baş komutan sensin. Ver talimatı buyurun yarın sabah gidin gidebiliyorsanız. Hem gidemiyorsun, hem konuşuyorsun, hem de dönüp diyorsun ki ben gideceğim ama CHP engel oluyor. Ben senin elini, kolunu tutmuyorum. Buyur kardeşim gidiyorsan git bakalım. Nereye kadar gidiyorsun? Efelenmek doğru değil ve halkı kandırıyorlar. Yazık günah bu ülkeye."

Ahmet Hakan: "Uçuşa yasak bölge önerisini de nasıl karşılıyorsunuz?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "IŞİD'in elinde silah yok ki uçuşa yasak bölge."

Ahmet Hakan: "Uçak yok yani."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Affedersin uçak yok ki zaten."

Ahmet Hakan: "O da Esad'a yönelik. Esad'ın elinde var çünkü."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Tabi. Buyur git, buyur uçağını gönder. Yani sen uçak gönderdin de biz gidip pilotumu yakaladık? İstiyorsan buyur gönder. Senin uçağını düşürdüler."

Ahmet Hakan: "Gereken cevap verildi ama."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Ne yapıldı?"

Ahmet Hakan: "Onların uçağı düşürüldü."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Neyse."

Ahmet Hakan: "Peki devam edelim. Kemal bey, Ahmet Davutoğlu'nu Başbakan olarak nasıl buluyorsunuz performansını? Beğeniyor musunuz tarzını, stilini Başbakan olarak?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Samimi olarak söylemek istiyorum gerçekten samimi olarak."

Ahmet Hakan: "Beğendiğiniz yönleri olabilir, beğenmediğiniz yönleri olabilir."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Ahmet Davutoğlu'nun Başbakanlık koltuğunda gelip oturması demokrasi açısından ciddi bir defo. Geliş itibariyle ciddi bir defo. Geldi oturdu eyvallah oturdun, Başbakan seçtin iktidar seçti getirdin Başbakan olarak oturdun oraya. Önce kişiliğini kanıtlaman lazım. Ben Başbakanım demen lazım. Ama bunu lafla değil icraatınla bunu ortaya koyman lazım. TOKİ konutlarını gidip eğer Cumhurbaşkanı açıyorsa, TBMM açış konuşmasını Cumhurbaşkanı bir Başbakan edasıyla yapıyorsa ve Başbakanda arkasında oturup sadece yüzü morararak onu dinliyorsa bu olmaz."

Ahmet Hakan: "Ne yapsın peki? Yani Cumhurbaşkanıyla kavga etmesini mi istiyorsunuz?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Kusura bakma diyecek benim görev alanıma giremezsin diyecek. Ben Başbakanım."

Ahmet Hakan: "Girmiyor ki."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Nasıl girmiyor? Her şeyi o yapıyor sadece bu gölge olarak orada duruyor. Başbakanlık koltuğu boş aslında şuanda. Ne yapıyor mesela?"

Ahmet Hakan: "Sizin mesela mecliste yaptığı konuşmayı örnek gösterdiniz. Şimdi mecliste yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı Türkiye'nin nereden nereye geldiğini anlatıyor. Yani buna karşı çıkabilirsiniz, itiraz edebilirsiniz ama ne yapsın yani o zamana kadar 12 yıllık başbakanlık etmiş. Şimdi onu unutsun mu Başbakanlık sürecini hafızasından silemeyeceğine göre onu konuşuyor yani."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Orada yapacağı şuydu, meclisin önemine vurgu yapabilirdi, Türkiye'de sağduyu çağrısı yapabilirdi. Siyasal gerginliklerden Türkiye'nin kurtarılması gerekirdi. Bunu söyleyebilirdi. İç politikada, dış politikada ortak tavrın ne kadar önemli olduğunu vurgulayabilirdi. Yani entelektüel yoğunluğu olan bir konuşma yapabilirdi ve bu konuşmanın her zaman karşılığı olurdu bu konuşmanın. Ama ne oldu? AKP Genel Başkanı gibi geldi orada konuştu. Bu Davutoğlu'nu dışlamak demek ve ezmek demektir. Davutoğlu'da buna hiçbir ses çıkarmadı. Ben Ortadoğu bataklığı dediğim zaman Davutoğlu beni eleştirdi. Aynı sözü."

Ahmet Hakan: "Ortadoğu bataklığı demedi IŞİD bataklığı."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Ama bataklık dedi yani sonuçta."

Ahmet Hakan: "IŞİD'e bataklık dersiniz de."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Rica ederim yani. Şunu diyebilir siz oraya nasıl bataklık dersiniz? Orada kutsal mekanlar var. Beni eleştiriyordu onu da eleştirsin bakalım. Eleştiremiyor."

Ahmet Hakan: "Hiç mi olumlu tarafı yok Sayın Davutoğlu'nun?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Davutoğlu'nun hiç olumlu tarafı yok. Ortadoğu bataklığını yaratan adamdır. Türkiye'yi bütün komşularıyla savaş, bakın kavga demiyorum savaş noktasına getiren adamdır. Stratejik derinlikte boğulan adamdır. Böyle birisinin Türkiye'de Başbakan olması büyük bir talihsizliktir. Ortadoğu'da akan kanın sorumlulardan birisidir. Bütün Türkiye'nin bu gerçeği bilmesi lazım."

Ahmet Hakan: "Söz verdiğimiz üzere seyircilerimizden gelen sorulara dönelim istiyorum. Büyük ölçüde güncel konularla ilgili benim soracağım sorular bunlardı cevaplarını verdiniz. Takdiri kamuoyuna bırakalım ve seyircilerimizden gelen sorulara ağırlık verelim.

Çok yoğun bir ilgi gösterdiniz çok teşekkürler. Twitterde uzun bir süre bir numarada Kılıçdaroğlu'na soruyorum etiketi hala devam ediyor. Sizlerden soruları hiç okumadım ben arkadaşlarım bana ilettiler. Ben şimdi Sayın Kılıçdaroğlu'na soruyorum."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Umarım çok zor sorular yoktur."

Ahmet Hakan: "Bende bilmiyorum bende sizinle birlikte öğreneceğim. Birlikte soru cevap şeklinde gidelim. Şimdi Birgün Uçmak adlı seyircimiz birçok seyircimizin şahsında bu soruyu soruyor. Genel af için ne düşünüyor Sayın Kılıçdaroğlu hem kendisi hem de partisi olarak genel af konusunda ne düşünüyor diyor."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Toplumun böyle bir beklentisi varsa düşünülebilir. Ama bugünkü koşullar genel af için uygun bir ortam değil bugünkü koşullar. Yangın yerine dönen bir Türkiye var, sorunları olan bir Türkiye var, cezaların ağırlaştırılmasını isteyen bir hükümet var. Böyle bir ortamda genel affı konuşmak doğru değil."

Ahmet Hakan: "Samsun'dan Tufan Delice birçok seyircimizin de sorduğu bir soru. Onun sorusuyla hepsine birden cevap vermiş olun lütfen. CHP Abdullah Öcalan'la müzakereye nasıl bakıyor? Öcalan'a ev hapsi konusu için ne diyor? İkiye ayıralım isterseniz. Yani siz hükümette olsanız Öcalan'la müzakere yapmaz mısınız?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hayır. Biz hükümet olsak biz meşru temsilci kimse onunla yaparız. Meşru temsilci kimdir? Halkın oylarıyla seçilen milletvekilleri parlamentodadır."

Ahmet Hakan: "Meşru temsilci o irademizdir diyor."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hayır efendim. Ben eğer iktidar olsaydım Cumhuriyet Halk Partisi olarak HDP'yle oturur konuşurduk."

Ahmet Hakan: "Süreci HDP'yle mi yürütürdünüz?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Elbette. Bakın, halkın seçtiği temsilciler var ve bunlar parlamentoda görev yapıyorlar. Yasa koyucu bunlar. Biz uzlaşma komisyonu kurardık parlamentoda, ona paralel akil adamlarda oluştururduk. Devletin kendisi meşru organlarla muhatap olur."

Ahmet Hakan: "Ama Kemal bey sonuçta sizde biliyorsunuz."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Onlar gider başkasıyla konuşurlar, şununla konuşurlar o ayrı bir şey."

Ahmet Hakan: "Ama sizde biliyorsunuz, bende biliyorum, herkes biliyor ki Öcalan'ın oradaki kitle üzerinde bir etkisi var."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Bir şey söyleyeyim bakın, bir gerçeği daha. Öcalan bütün Kürtlerin temsilcisi mi?"

Ahmet Hakan: "Elbette değil. Ama önemlice bir bölümünün, bu hareketi yürüten Kürt siyasi hareketi dediğimiz hareketi yürüten onun lideri."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Ama devlet olarak sizin meşru zeminlerde politika yapmanız lazım. O nedenle biz çözümün adresini hep parlamento gösterdik."

Ahmet Hakan: "O zaman ev hapsine de asla onay vermezsiniz. Öcalan'ın ev hapsine de onay vermiyorsunuz."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Evet."

Ahmet Hakan: "Bir başka soruya geçelim. İzmir'den soruyor yine bununla bağlantılı bir soru. Bende gerçekten sizinle birlikte görüyorum Seyhan Bitez isimli seyircimiz diyor ki, Cumhuriyet Halk Partisi İmralı'ya bir heyet göndermek ister mi? Şimdi diyor akil insanlardan bir heyet İmralı'ya gitmek için başvurmuş. Acaba Cumhuriyet Halk Partisi de Öcalan'la böyle bir görüşme yapmak için bir heyet İmralı'ya göndermek ister mi?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "İlk soruda onun yanıtı var zaten."

Ahmet Hakan: "Ama bu ayrı."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hayır."

Ahmet Hakan: "Yani diyorsunuz ki, biz göndermeyiz böyle bir şey. Bir başka seyircimiz Baran Ak şunu soruyor. Kobani sizin için ne anlam ifade ediyor? Kobani dendiğinde siz ne düşünüyorsunuz ve ne anlam ifade ediyor?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Suriye toprağı. Çatışmaların olduğu bir yer."

Ahmet Hakan: "Bir yakınlığınız yok mu sizin?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hayır herhangi bir yakınlığımız yok. Suriye'nin toprak bütünlüğüne saygılıyız. Kobani'de yaşayan yurttaşların akrabaları Türkiye'de. O nedenle orada bir katliam olmasını istemiyoruz. Çünkü kız alıp vermişler, akrabalar burada, teyze burada, dayı orada. Biz bunları da biliyoruz zaten. O insanlara sahip çıkma gerekçemizde bu. Yani kendi akrabalarımıza sahip çıkmak istiyoruz, orada bir katliam olmasın IŞİD gelip insanları öldürmesin istiyoruz. İsteğimiz bu."

Ahmet Hakan: "Sabri Maral isimli bir izleyicimiz şunu soruyor. Diyor ki, Kobani için HDP'nin bir önerisi var, bir istediği var. Daha doğrusu hem HDP'nin, hem orada IŞİD'e karşı mücadele eden YPG'nin bir önerisi, isteği var, talebi var. Diyorlar ki, koridor açın. Yani Kobani'ye bir koridor açılsın ve oraya silah verilsin, silah gönderilsin. Çünkü IŞİD'in elinde çok gelişmiş silahlar var. Oysa onlara karşı direnen güçlerin elinde o kadar gelişmiş silahlar yok. IŞİD'in füzesi var, topu var, her şeyi var, tankı var. O koridorun açılmasını istiyorlar. Buna evet der misiniz bu talebi meşru ve haklı bir talep olarak görüyor musunuz?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Doğrusunu isterseniz bugün o bölgeye Türkiye'nin şu veya bu şekilde silah göndermesi veya aracılık yapması o silahların yarın kimin eline geçeceğini iyi düşünmesi lazım. O açıdan biz bu öneriye çok sıcak bakmıyoruz. Geçmişte El Kaide'ye gönderdik silahları şimdi IŞİD kullanıyor. Yarın göndereceğiz başka bir terör örgütü kullanacak o silahları bizim insanımıza karşı."

Ahmet Hakan: "Neval Ağrılı isimli bir izleyicimiz bir kaygısını dile getiriyor. Diyor ki, sokaklara güven getiriyoruz derken özgürlüklerin gideceğini düşünüyorum ben diyor. Bir süre sonra hiçbirimiz toptan konuşamaz hale geleceğiz. Basın, medya falan. Böyle bir durumla karşı karşıyayız. Böyle bir kaygısını dile getiriyor."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Orada bir süre sonra diyor. Bir süre sonra değil zaten şuanda yapılıyor. Hangi işadamı kalkıp konuşabilir hükümete karşı? Hangi işadamı? Dolayısıyla korkunun egemen olduğu bir süreci yaşıyoruz. Gazetelere bakın, havuz medyasına bakın, gazeteciler özgürce yazı yazamıyorlar. Çoğu otosansür uyguluyor hükümeti ürkütürüm diye, hükümeti korkuturum diye. Daha geçen gün bir televizyon kanalında konuşan bir akademisyene sansür uygulandı, konuşması engellendi.

Dolayısıyla Türkiye'de bir baskı rejiminin olduğunu hepimizin bilmesi ve görmesi lazım. O nedenle biz zaten bir dikta yönetiminden söz ediyoruz, bir tek parti yönetiminden söz ediyoruz. Valisi, kaymakamı, emniyet müdürüyle bir tek parti hükümeti var. Tek parti devleti var yani."

Ahmet Hakan: "Yusuf Baran Dinç isimli izleyicimiz CHP YPG'yi terör örgütü olarak mı görüyor?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Türkiye'ye silahlı saldırı olmadığı sürece terör yani terörün uluslararası bir tanıtımı vardır. Yani siz kalkıp masum insanları öldürürseniz terör örgütü olarak tanımlarsınız ve dünyada öyle tanımlıyor. YPG öyle yaparsa terör örgütü olarak tanımlarız. YPG öyle yapmazsa hayır yani kendi bulunduğu yerde kendisini, halkını savunan bir örgüt olarak görürüz."

Ahmet Hakan: "Yani şuanda YPG'yi halkını savunan bir örgüt olarak mı görüyorsunuz?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Terör örgütü olarak eğer teröre başvurmadığı sürece biz YPG'yi terör örgütü olarak görmeyiz. Teröre başvurmadığı sürece. Teröre başvurursa onu da terör örgütü olarak tanımlarız."

Ahmet Hakan: "Çınar Atagün soruyor, önümüzdeki genel seçimlerde partiniz %30'un altında oy alırsa istifa etmeyi düşünür müsünüz?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Başarısız olan bir kişinin görevini sürdürmesi doğru değildir. Siyasi anlayışım budur."

Ahmet Hakan: "Yani bu rakamlara?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Çok açık ve net söyleyelim yani eğer siyaseten aldığınız oyun altına düşmüşseniz daha önceki seçimlerde aldığınız oyun altına düşmüşseniz zaten sizin başarılı olmanız mümkün değil, doğruda değil."

Ahmet Hakan: "Seçim yaklaşıyor planınız nedir? Daha doğrusu stratejiniz nedir diye soruyor rumuzlu bir seyircimiz."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Şuanda seçim bildirgesi üzerinde çalışıyoruz, önümüzdeki Parti Meclisinde demokrasi ve demokratikleşme konusunda bir metni görüşeceğiz ve bunu kamuoyuyla daha sonra paylaşacağız. Ekonomi konusunda, eğitim konusunda, tarım konusunda, her alanda neleri söyleyeceğimiz konusunda."

Ahmet Hakan: "Yani biraz erken başlıyorsunuz öylemi?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Evet başladık zaten. Başladık ilk hazırlanan metni ilk toplanacak Parti Meclisinde görüşmeye başlayacağız."

Ahmet Hakan: "Kamuoyuna açıklamada mı erken olacak yani? Biz genelde seçime bir ay kala, iki ay kala."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Daha erken yapmayı düşünüyoruz. Kamuoyunun belleğinde kalsın ve bizim bütün örgütlerimiz bunu dile getirsinler diye. Ayrıca açıkladığımız her metni gidip ayrıca örgütlerimizde partililerimiz, milletvekillerimiz, Parti Meclisi üyelerimiz anlatacaklar ortak bir söylem geliştirmek için."

Ahmet Hakan: "Ayfer Akarlı isimli bir izleyicimiz soruyor. Size göre hükümet HDP'yi kullanıyor mu? Yani tam sorunun murat ettiği noktayı anlayamadım ama belki bir HDP değerlendirmesi."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hükümet fırsat buldukça herkesi kullanıyor. Hayatın gerçeği. Yani önemli olan şu; kişilerin kendilerini kullandırtmamaları lazım. Hükümetin böyle bir amacı. Olur tabi hükümet iktidarda kalmak için her aracı kullanmak ister."

Ahmet Hakan: "Bülent Kusva isimli bir izleyicimiz şunu soruyor. Diyor ki, madem AKP bu kadar hata yapıyor neden CHP bunu yeterince anlatamıyor? Halkın önemli kesimi neden CHP'nin anlattıklarına dikkat kesilmiyor, neden inanmıyor?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Güzel bir soru. Soruyu sorduğu içinde teşekkür ediyorum. Şimdi Ahmet bey buradaki kritik olay şudur; gerginliğin temel nedeni de şudur. Eğer siz siyaseti etnik kimlik ve inanç üzerinden yaparsanız, yaşam tarzları üzerinden yaparsanız orada demokrasinin dibine kibrit suyu ekmiş oluyorsunuz. Çağdaş demokrasilerde etnik kimlik ve din üzerinden siyaset yasaktır. Ama bizim ülkemizde de yasaktır, ama fiilen uygulanmaktadır. AKP bu anlayışla yola çıkıyor. Eğer siz inanç üzerinden siyaset yaparsanız insanların demokratik söylemlerini kapatırsınız, hafızalarını da kapatırsınız. İnsan şöyle bakar siyasete ondan sonra. Ben sadece inanç penceresinden bakıyorum aç mıyım hiç önemli değil, yoksul muyum hiç önemli değil. Çocuğum mu işsiz hiç önemli değil. Çünkü ben tek pencereden bakıyorum. AKP Türkiye'yi bu noktaya taşıdı.

Şimdi biz sosyal demokrat bir partiyiz. Herkesin inancına saygılıyız. Arkadaş senin çocuğun işsiz diyoruz ama benim inancım var diyor. Senin inancına saygılıyız istediğine inan, istediğine inanma o bizi ilgilendirmiyor. Seninle Allah arasındaki ilişkiye, manevi duyguya biz karışmıyoruz. O seninle Allah arasındaki bir ilişki. Ama ben senin işsizlik sorununu çözmek istiyorum. AKP 10 yılda, 15 yılda öyle bir tablo çizdi ki insanları kutuplaştırdı ve biz buradan bu insanları çıkarmak istiyoruz. Farklı bir pencereden bak diyoruz dünyaya. Topluma farklı bir pencereden bak diyoruz. O nedenle bu alanlarda siyaset topluma her zaman ağır bedeller ödetmiştir. Etnik kimlik üzerinden siyaset baksınlar Hitler dünyayı nereye getirdi. Din üzerinden siyaset yüzyıl savaşlarına baksınlar en yakınında Ortadoğu'ya baksınlar. Ortadoğu'da şimdi bakın tabloyu görüyorsunuz. Benzer bir olay şimdi Türkiye'de yaşanıyor. İnanç ve kimlik üzerinden siyaset ve Türkiye'yi kutuplaştıran unsurlar bunlar. Ve bunlar demokrasinin önündeki en ciddi engeller. Bizim bunu kaldırmamız lazım. Bunu sadece benim anlatmam yetmiyor. Bu ülkenin her aydınının, her sağduyulu vatandaşının anlatması lazım."

Ahmet Hakan: "Hilmi Taşkın isimli izleyicimiz, örgütlerde ciddi sorunların varlığı medyaya yansıyor. İstanbul, Zonguldak, Trabzon, Giresun için ne dersiniz? CHP örgütlerini kastediyor galiba. CHP örgütlerinde ciddi sorunların varlığından bahsediyor. Var mı, ne sorunları bunlar?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Bakın, her siyasal partinin, biz tabi Türkiye'nin bütün illerinde, ilçelerinde örgütlenmiş bir siyasi partiyiz. Bizim örgütlerimizin hiç sorunu yoktur dersek doğruyu söylememiş oluruz. Örgütlerde zaman zaman sorunlar çıkar ama bu sorunlar kendi iç dinamikleri içinde de çözülür. Önümüzdeki süreç içinde göreceksiniz bunların hepsi çözülecektir."

Ahmet Hakan: "Böyle bir kaynayan yara mı var yani?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hayır şöyle, yani belediye meclisi seçimleri dolayısıyla, il genel meclisi seçimleri dolayısıyla boşalan yerler oldu, bazı yerlerde yedekler gelmedi, bazı yerlerde istifalar oldu. Dolayısıyla bunların."

Ahmet Hakan: "Getirdiği bir takım tartışmalar var."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Tabi bunlar evet."

Ahmet Hakan: "Oğuz İşgören diyor ki, ülkemizdeki güvenlik sorununu, Türkiye'de bir güvenlik sorunu olduğu algısı var vatandaşımızda. Oğuz İşgören'de de o algı var. Hemen hemen hepimizde var yani. Bunu nasıl çözersiniz diyor. Sorumlusu kim bu güvenlik sorununun diyor? Gerçi biraz başta konuşmuştuk."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Yanıtı çok basit ülkeyi yöneten. Ama ülkeyi yöneten sorumlu olarak muhalefeti gösteriyor. Oysa muhalefet ülkeyi yönetmiyor. Beceriksizliğinden hedef saptırıyor. Vatandaşların bunu çok iyi bilmesi lazım. Ülkenin güvenlik sorunu değil, güvensizlik sorunu var. İktidar ciddi bir güvensizlik yarattı. Vatandaş sokağa çıkıp özgürce dolaşamıyor, gezemiyor. Eğer evinde oturan kadın kurşunla öldürülüyorsa, eğer insanlar sokaklarında linç ediliyorsa ve dönüp iktidara bakmak gerekiyor bu ülkeyi kim yönetiyor diye. Ama iktidar diyor ki bana bakmayın muhalefete bakın diyor. CHP'ye bakın diyor. Onun için zaman zaman espri yapıyorum yani bir yere fazla kar yağsa da bunun sorumlusu CHP'dir diyorlar. Susuzluk olsa da sorumlusu CHP'dir diyorlar. Böyle bir espri yarattı aslında. İktidar beceriksizliğini başka bir alana aktarmak gibi bir hüner göstermek istiyor."

Ahmet Hakan: "HSYK seçimleri sonuçlarını nasıl buldunuz? Gayet iyi mi görüyorsunuz? Paraleller istediğini elde edemedi."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Tehlikeli bir gelişme var bakın Hakan bey. Etnik kimlik üzerinden, inanç üzerinden siyasetin ne kadar yanlış olduğunu söyledim. Şimdi zaman zaman deniyor ki, HSYK'da RTÜK gibi olsun. Yani siyasi partilerin hakim temsilcileri olsun. Böyle bir şeyi dünya kabul etmez, doğru bir şey değildir. Ben her Yargıç'ın, hakimin, savcının elbette bir siyasi görüşü vardır ve ona itiraz etmeyiz. Nerede kullanır? Gider sandıkta oyunu kullanır. Ama siz o hakim ve savcıyı bugünden CHP'li, bu MHP'li, bu HDP'li, bu AKP'li diye tanımlar ve damgalarsanız onun vereceği karar halkta güvensizlik yaratır."

Ahmet Hakan: "Yani HSYK seçim sonuçlarıyla ilgili bir değerlendirme yapmayacak mısınız?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Şöyle yapacağım. İnsanlar seçildiler, belli siyasi görüşler itibariyle tanımlanıyorlar. Bu yanlış ve tehlikelidir. HSYK'ya seçilen arkadaşlara şunu söylüyorum. Yargıç'ı ve Savcı'yı tarafsız kılacak olan sizsiniz, adaleti sağlayacak olan sizsiniz, adalete güven sağlayacak olan sizsiniz. Alacağınız kararlarla siyasi iktidarın arka bahçesi olmadığınızı gösterecek olanda sizsiniz ve alacağınız kararlarla toplumun size güven duymasını sağlayacaksınız. Seçildiniz geldiniz başımızın üstünde yeriniz var ama siz ne olursunuz adaleti sağlayın. Adalete olan güveni pekiştirin. Sizin inancınız, sizin siyasi görüşünüz benim için hiç önemli değil. Benim için siz adaleti sağlıyorsanız hiçbir sorunumuz yok. Yani ben şunu demeliyim vatandaş olarak. Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı olarak değil vatandaş olarak şunu söylemeliyim evet bu ülkede adalet var, iktidar ne kadar baskıcı olursa olsun sonuçta bu mahkemeler adaleti sağlıyorlar. Bunu yaparsanız benim hiçbir sorunum yok. Hakim, savcı üyelerden bunları bekliyorum ben."

Ahmet Hakan: "Aslında güzel bir şey söylüyorsunuz. Seçilenlerle ilgili bir önyargı taşımıyorum diyorsunuz."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Asla. Çünkü yeni seçildiler. Yeni seçilenlere kalkıp bizim önyargılı yaklaşmamızda doğru değil. Önce bir onları görelim. Eğer onlar ki hepsi uzun yıllar yargıda çalışmışlar, kendilerine göre bir performans göstermişler. Ben bunların hepsine saygılıyım. Ama ben 17 – 25 Aralık yolsuzluk dosyalarının kapanmasını istemem. Ben bu ülkede haksızca yıllarca hapishanelerde tutulan insanların dramlarının hesabının sorulmasını isterim. Ben adaleti böyle beklerim. Adalet budur. Adalet benim özgürce düşüncelerimi ifade ettim diye beni hapse atmamalı. Tam tersine evet sen bir insansın, senin düşüncen vardır, senin dünya görüşün vardır, senin inancın vardır, senin yaşam tarzın vardır, sen demokratik bir ülkede özgürce yaşayabilmelisin. Sen güvencen siyaset kurumu değil, senin güvencen benim diyebilmelidir."

Ahmet Hakan: "Peki yargıdan bu paralel yapının, daha doğrusu şöyle söyleyelim HSYK seçiminde bu paralel yapının başarı kazanamaması sevindirdi mi sizi? Memnun etti mi?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Şimdi şöyle söyleyeyim, böyle bir açıklama yaparsam bu da onları şu veya bu şekilde farklı bir yapının içine itmiş olabilir."

Ahmet Hakan: "Ben bunu görmek istemiyorum diyorsunuz."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Benim görmek istediğim adalettir. Ben bunu görmek istiyorum. Çünkü o yapının içinde yine medyanın tanımlamasına göre paralel yapıdan da insanlar var. Şimdi bunu ben yani özel bir ayrıma tabi tutmak istemiyorum."

Ahmet Hakan: "Yani siz diyorsunuz ki, yeni seçilmiş hakimlerin, savcıların verdikleri oyla seçilmiş yeni bir HSYK var. Ben buna önyargısız bir şekilde bakıyorum ve adalet bekliyorum bu HSYK'dan."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Evet. Şimdi ben kalkıp oradaki özel tanımların içine girersem baştan söylediklerimi yalanlamış olurum. Ben o çelişkiye düşmek istemiyorum. Ama şunu da hiç kimse unutmasın eğer benim anladığım adaleti, yani evrensel adaleti zedeleyecek bir şey yaparlarsa ben eleştiririm. Eleştirmeye de hakkımın olduğuna inanırım. Sadece ben değil yani vatandaşta eleştirebilir. Biz onları dikkatle takip edeceğiz. Herkesin izlediği gibi izleyeceğiz. İstediğimiz adalettir.

Bakın, hakim ve savcı alınırken adaletsizlik yapıldı bu ülkede. Hakim ve Savcılık sınavında birinci gelenler elendi. Türkiye bunun bedelini ağır ödedi. Biz bunu defalarca ben plan bütçe komisyonu üyesiyken defalarca dile getirdim.

Bakın Ahmet bey, ben uzun yıllar bürokraside çalıştım. Bizde sınav yapardık. 100 kişi alınacaksa eğer bunun 10'u ilk birinci olanlar 1'den 10'a kadar veya 20'ye kadar biz bunlara usulen sözlü yapardık. Çünkü bunlar artık sınavın birincisidir, sınavın ikincisidir, sınavın üçüncüsüdür. Bunlar zaten kazanmışlardır diye. Eleme nereden yapılırdı? Son sıralardan bakılırdı onların içinden yetenekliler bulunup onlar taşınırdı. Siz etnik kimlik üzerinden, inanç üzerinden, siyaset üzerinden bürokrasiye adam alamazsınız, almamalısınız. Bunlar bilgisi, birikimi, yeteneğiyle gelirler, alt sıralara yerleşirler. Zamanla liyakat içinde giderler. Siz layık olana vereceksiniz yetkiyi. Buna göre yapacaksınız ki vatandaşa eşit davranabilsin."

Ahmet Hakan: "Son bir şey soracağım. Dediniz ki, çok da hoşuma da gitti. Hani Ahmet Davutoğlu Başbakan olduğunda kendisini tebrik için aramadığımı söyledi orada haklıydı doğru söyledi dediniz. Bir tür özeleştiride yaptınız."

Kemal Kılıçdaroğlu: "O ara bizim tabi kurultayımız vardı, kurultay süreci vardı. Hani bir arayıp sorulamaz mı? Olabilirdi yani."

Ahmet Hakan: "Bir ara verilip keşke aranmış olsaydı. Şimdi çok ağır eleştiriyorsunuz o da sizi ağır eleştiriyor. Yine de belli konularda bir araya gelmeniz, görüşmeniz, görüş alışverişinde bulunmanız, bu doğrultuda bir çaba içerisinde olmanız sözkonusu olabilir mi Başbakan Davutoğlu'yla?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Ahmet bey, devletin şöyle bir geleneği vardır. Türkiye Cumhuriyetinin de öyle bir geleneği vardır. Amerika'nın da, Rusya'nın da, İngiltere'nin de, Japonya'nın da geleneği vardır. İktidar partileri Ana Muhalefet Partisinin Genel Başkanına önemli kilit noktadaki bürokratlarını belli aralıklarla gönderir ve bilgi verirler. Gerektiğinde Başbakan davet eder o da bilgi verir. Çünkü iktidardan sonra iktidara gelebilecek parti Ana Muhalefet Partisidir. Eğer Ana Muhalefet Partisine bu gelenek bozulmadan bilgi verilirse bu bilgi verilirken şu söylenebilir. Bunlar sadece Genel Başkan düzeyinde kalacaktır ve kalır. Geçmişte bu uygulamalar oldu mu? Oldu. Benim Genel Başkanlığım döneminde de oldu mu? Kısmen oldu."

Ahmet Hakan: "Erdoğan döneminde yani."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Tabi kısmen oldu. Ama bunun sürekli olması ve belli aralıklarla olması lazım. Bize bilgi geliyor mu? Bize geliyor tabi gelmiyor değil. Ama bu bilgileri biz resmi kanallardan almak isteriz."

Ahmet Hakan: "Peki Davutoğlu'yla herhangi bir temas kurdunuz mu şuana kadar?"

Kemal Kılıçdaroğlu: "Hayır. Teması kuracak olan biz değiliz Ahmet bey. Teması kuracak olan iktidardır. Devletin geleneğinde bu vardır. O kurulur temas biz herhangi bir nedenle efendim vay niye bizimle temas kuruyorsun diye bir söylem geliştirmeyiz ve doğruda olmaz zaten bu."

Ahmet Hakan: "Kemal bey çok teşekkürler. Çok uzun bir program oldu. Gelen soruları da büyük ölçüde sordum size. Türkiye'nin gündemini de konuştuk. Çok teşekkürler katıldığınız için, sorularımızı cevaplandırdığınız için. Kolay gelsin diyorum size. Takdir kamuoyunun diyelim."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Takdir kamuoyunun tabi. Halkımızın düşünmesi lazım yani bizim aklı egemen kıldığımız bir modeli, bir dünyayı eğer kendi vicdanımızda yaratabilirsek emin olun Türkiye çok güzel yönetilir. Türkiye çok güzel bir ülke, çok güçlü bir ülke. Gücünün farkında olmayan bir ülke. Gücümüzü ama hep barış, hep demokrasi, hep herkesin karnının doyabileceği bir düzen için kullanmalıyız bu gücümüzü. Eğer bunu yapabilirsek bu ülkede yoksullukta olmaz, bu ülkede insanlar huzur içinde olur, bu ülkede insanlar kucaklaşır. Elbette ki, farklı düşüncelerimiz olacak. Ben farklı düşüncelerin dünyayı geliştirdiğine inanan birisiyim. Farklı düşünceler olmazsa biz ilerlemeyi, büyümeyi, gelişmeyi sadece biz değil dünyada sağlayamaz. Hep farklı düşüncelerle yani tez, antitez ve sentez dediğimiz o meşhur söylemin ana omurgası budur zaten farklı düşüncelerdir."

Ahmet Hakan: "Çok teşekkürler Kemal Kılıçdaroğlu katıldığınız için. Bu arada seyircilerimize de çok teşekkür ederim. Gerçekten olağanüstü bir ilgi gösterdiler. Twitterda programın başından beri sürekli birinci oldu Kılıçdaroğlu'na soruyorum etiketi. O yüzden seyircilerimize de bu ilgiyi gösterdikleri için teşekkür ederiz."

Kemal Kılıçdaroğlu: "Umarım onları fazla yormamışızdır."

Ahmet Hakan: "Umarız. Çok teşekkürler tekrar. Ankara stüdyolarından bu akşam tarafsız bölge sizlere seslendi. Hepinize iyi geceler diliyoruz hoşçakalın sayın seyirciler."

    Perşembe, 16 Ekim 2014 11:27

Bağlantılı Konular