Tekin: "14 gazeteciyi hangi çeteler tehdit ediyor?"

CHP Genel Sekreteri Tekin, "Öyle bir döneme geldik ki tam bir eşkıyalık yöntemi. 14 gazeteci tehdit ediliyor. Kim bu tehdit edenler? Sayın İçişleri Bakanına soruyorum bu 14 tane gazeteciyi hangi güçler, hangi çeteler hangi gerekçelerle tehdit ediyor?"

CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin düzenlediği basın toplantısında MYK'nın gündemi hakkında açıklamalarda bulundu ve soruları şöyle yanıtladı;

"Değerli basın mensubu arkadaşlarım, bugün MYK'mızda önemli gelişmelerle ilgili müzakere ettiğimiz bazı maddeler var onları sizlerle paylaşmak istiyorum.

Biliyorsunuz son dönemlerde dış politikadan kaynaklı Türkiye'de yolsuzluklar neredeyse unutulmuş bir durumdaydı. Cumhuriyet Halk Partisi bugüne kadar bütün bu iddialar konusunda iddialarını kamuoyuyla paylaşmasına rağmen zaman zaman unutturulmak isteniyordu. Görüyorum ki, özellikle AKP yöneticileri ve TBMM Başkanı Sayın Cemil Çiçek'in bugün bir demeci var. Kendisine çok teşekkür ediyorum. Devleti adam gibi yöneteceksek yolsuzluk yapmayacağız. Bu önemli bir gelişmedir. Nihayet vicdanlı olan AKP yöneticileri bu yolsuzluk konusunda ciddi rahatsız olduklarını da itiraf etmiş oldular. Bu gecikmeli bir itirafta olsa Sayın Çiçek'e teşekkür ediyorum.

Ama Sayın Çiçek'e bir şey daha söylemek istiyorum. Kendisi aynı zamanda 550 milletvekilinden sorumlu TBMM Başkanıdır. Parlamentoda kaç milletvekili ve kaç milletvekilinin çocuğu kamuda iş yapıyor, Sayın Çiçek eğer bunu bir araştırırsa ya da belgeye, bilgiye ihtiyacı olursa Cumhuriyet Halk Partisi olarak da bu belgeleri, bilgileri kendisine ulaştırırız. Cumhuriyet tarihimizin bütün dönemlerine bakın olabildikçe parlamentoda milletvekilleri kamuya uzak durmuşlardı, kamuda iş yapmamışlardır ama AKP iktidarı dönemine baktığımızda çok sayıda milletvekili ve çok çok sayıda yeğenlerin, damatların ve çocukların trilyonluk işler yaptığını hep beraber göreceksiniz.

İkinci itiraf da, itiraflar şeyi çoğaldı tabi. Sayın Ali Babacan'dan geldi. Bunlar aynı zamanda eleştiririz ama iktidarda zaman zaman bu meseleler konusunda vicdani duruş sergileyen kişilerdir. Sayın Babacan bir gece yarısı milyar dolar rantların nasıl elde edildiğini itiraf eden ikinci bakan. Üçüncüsü İstanbul'u yöneten Sayın Topbaş. Sayın Topbaş Ankara elini İstanbul'dan çek İstanbul rant merkezi oldu demek zorunda kaldı.

Hatırlasanız gazeteci arkadaşlarımız mutlaka hatırlayacaktır. Biz 2011 yılında Cumhuriyet Halk Partisi olarak Türkiye'de yolsuzluk haritasını açıkladığımızda zaman zaman gazetecilerinde çok ağır eleştirilerine maruz kalmıştık. Merak ediyorum gerek Sayın Çiçek'in, gerekse Sayın Ali Babacan'ın bu itirafları konusunda gazetelerimiz, köşe yazarlarımız ne yazacaklar onu da yakinen takip edeceğiz.

Yine son dönemlerde çok tartışma konusu olan HSYK seçimiyle ilgili.

Değerli arkadaşlar, 2010 yılında Cumhuriyet Halk Partisi olarak bugünkü aynı iktidar, aynı yöneticilere 26 maddenin referanduma gidecek 26 maddeyle ilgili bu 24 maddeye evet, bu iki madde yani Türkiye'nin hukuk sistemiyle ilgili önemli maddelerdir. Bunların mümkünse uzun uzun müzakere edilerek geçmesi gerektiğini söylememize rağmen iktidar yetkilileri canhıraş vesayet sistemini bitireceğiz demişlerdi. Nihayet sizin de bildiğiniz gibi referanduma gidildi ve referandumda bugünkü iktidarın her zaman kullandığı sandık vazgeçilmez dediği sandığa gidildi, sandıkta da %58 vatandaşımız bu maddelere evet dedi.

Şimdi ne oldu da ansızın bütün kimyanız değişti. Daha dün canhıraş savunmuş olduğunuz bu maddelerle ilgili bu maddelerin değişmesi, hatta bu seçimlerin yok sayılması için cümleler kullanıyorsunuz? Burada da Sayın Bülent Arınç'ın kulaklarını çınlatmak istiyorum. Hatırlarsanız 2010 referandumundan sonra her türlü atamanın karşısında Allah verdikçe veriyor demişti. Sayın Arınç dini bütün bir insandır. Allah'ın verdiğini Allah alır Sayın Arınç bunu da böyle bileceksiniz. Hani hocanın deyimiyle kazanın doğduğuna inanıyorsunuz da öldüğüne niye inanmıyorsunuz? Biz yok sayarız, efendime söyleyeyim şunu yaparız, bunu yaparız anlayışı bir eşkıyalık sistemi anlayışıdır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizde diyoruz ki elinizi yargının üstünden çekin.

Tabi yine son günlerde AKP ne zaman sıkışsa mutlaka kullanmış olduğu iki temel figür var kadın ve örtünme konusu. Yani bir tarafta canavar bir örgütle dünya mücadele ediyor, yanı başımızda çok ciddi sıkıntılar, sorunlar varken bu sorunlarla meşgul olmayıp kamuoyu acaba nasıl başka yöne kanalize edebiliriz ve bunun adına da özgürlük deyip bir başörtüsü tartışması yaratmaya çalıştı.

Dün gerek Sayın Cumhurbaşkanının, gerekse Sayın Davutoğlu'nun söylediklerini hayretle ve aynı zamanda ibretle de izlediğimi itiraf etmek istiyorum. Ne diyor Davutoğlu? Davutoğlu din eğitimi olsaydı yolsuzluk olmazdı diyor.

Değerli arkadaşlar, bugün biraz önce size okumuş olduğum AKP yetkililerinin tarif ettiği kişilerin önemli kısmı ne yazık ki din eğitimi almış insanlardır çoğunluğu. Bakın, bu yolsuzluk tarlasının içinde olan ve maalesef bu pisliğe bulaşanların geçmişlerine baktığımızda hepsi din eğitimi almış insanlardır. Niye bu yolsuzlukları yapıyorlar Sayın Davutoğlu şimdi size soruyorum.

İki; Sayın Cumhurbaşkanı efendim uyuşturucu eğer din eğitimi almazsa uyuşturucu batağına batar. Son yıllara bakın AKP iktidarı döneminde uyuşturucu maalesef pik noktaya gelmiş. Bonzayi mücadelesiyle ilgili halen bir önlem alınabilmiş değildir. Kaldı ki, şimdiki teknolojiye baktığınızda geçmiş yıllarda uyuşturucu, yasadışı işlerle mücadele etmek bazen zorlaşabiliyordu. Şimdi ayna gibi izliyorsunuz. Örneğin hak arama eylemlerinde devletin bütün teknolojisi saat saat izleyebiliyor. Yani CHP'lilerin hangi noktada olup olmadığını görebilen o teknoloji bu uyuşturucu çetelerini görmemesi düşünülebilir mi?

Yani kısacası doğrusu eğitim sistemini çağdışı bir kafa, çağdışı bir anlayışla getirip buraya bağlamak bir ülkenin Başbakanına, bir ülkenin Cumhurbaşkanına yakışan bir davranış olmamalı diye düşünüyorum. Eğer Sayın Davutoğlu'nun tezleri kaldı ki bugüne kadar dış politika tezleri de çürüdüğü gibi bu tezi doğru olmuş olsaydı ben size burada sadece Türkiye'de değil aynı zamanda İslam coğrafyasında onlarca, binlerce örnekte gösterebilirim. Her sıkıştığınızda en değerli varlığımız olan inançlarımızı bu kirli işlerinize bulaştırmayın diyorum. Ne söyleyeceksiniz sizin kendi iç dünyanızda söyleyebilecek bir şeyiniz varsa söyleyin. Sıkıştıkça bu değerlere sarılmak ne dinen caizdir, ne de insanen kabul edilecek bir davranıştır.

Yine sizin de merak edeceğiniz gibi biliyorsunuz yarın tezkere. Bugüne kadar birkaç tezkere geldi ve bu tezkere konusunda Cumhuriyet Halk Partisi her zaman olduğu gibi Türkiye'nin çıkarları, Türkiye'nin geleceğiyle ilgili yapılması gereken ne varsa eğer Türkiye'nin milli menfaatleri varsa sadece elimizi değil, kolumuzu değil gövdemizin tamamını koyabileceğimizi bütün Türkiye Cumhuriyeti biliyor.

İki tane tezkere geçti. Bunun bir tanesi bizim o günkü iddiamızda Reyhanlı'da 53 tane vatandaşımız hayatını kaybettiğinde bu olayın Rakka'dan tezgahlandığını ve sizin de desteklemiş olduğunuz bu terör örgütleri tarafından yapıldığını iddia ettiğimizde bu şahıslar daha üstünden 24 saat geçmeden çıktılar farklı Türkiye'deki örgütlere bağladılar. Bereket tabi dünya çok küçük. Bunu saklamanız mümkün değil. Bütün dünya gazetelerinde Rakka'daki Türkiye'nin desteklemiş olduğu bu yasadışı örgütün yaptığı da çok net bir şekilde ortaya çıktı.

Bu ayın 25'inde düşen uçağımızla ilgili bir duruşma vardı. Tabi otoriter sistemler aynı zamanda bir yasakçı anlayışı da dayatırlar. Bunun kamuoyu tarafından bilinmemesi için basına, medyaya biliyorsunuz haber yasağı konuldu. Uçağımız düştü iki tane pilotumuz şehit oldu. Bununla ilgili yine iktidar yetkililerinin tamamı tutmak mümkün değildi. Ya sabırlı olun, durun ya kardeşim yavaş. Efendim Türkiye'nin şeyiyle sınanmaz, yakarız, yıkarız, öyle yaparız, böyle yaparız bir sürü yüksek tonda cümleler. Ve şimdi soruyoruz 6 ay önce sormuşum soru önergesiyle. O kadar net ki rahatlıkla herkesin cevap verebileceği üç tane soru.

Bir; uçağımız hangi gerekçeyle oradaydı?
İki; uçağı kim düşürdü?
Üç; pilotlarımızın otopsi raporları nerede?

Şimdi bu iktidarın getirebileceği bütün teskerelere doğal olarak Cumhuriyet Halk Partisinin kuşkuyla bakması son derece doğal değil mi? Şimdi 24 saat sonra önümüze, muhalefete, ana muhalefetin önüne bir tezkere gelecek. Tezkere gelmeden önce bütün devletlerde, ciddi devletlerde devlet anlayışında olan bir sistem ana muhalefete, muhalefete detaylı bilgi verilir. Bu AKP il kongresinin sorunu değil. Türkiye Cumhuriyetinin en temel sorunu. Dünyanın sorunu sadece Türkiye'nin değil. Bütün dünyanın konuştuğu bu sorun tezkeresi parlamentoya gelecek. Ne zaman gelecek? Yarın gelecek.

Değerli arkadaşlar, içeriğinin ne olduğunu bilmiyoruz. Kaldı ki bugüne kadar sadece tezkere değil Dışişleri Bakanı dahil olmak üzere bu bilgilerin ana muhalefetle, muhalefetle paylaşılması gerektiğini, ama ne yazık ki geçmiş dönemlerde olduğu gibi bu alışkanlığa, bu terbiyeye müsait değiller. Onu da özellikle söylüyorum. Geçmiş dönemlere baktığımızda bütün siyasi dönemlerde mutlaka ana muhalefete parlamentoda grubu olan siyasi partilere kesinlikle Türkiye'nin ortak meselesiyse bilgi verilir.

Bugün kamuoyuna yansıyan gazetecileri tehdit olayı.

Değerli arkadaşlar, basınımızın, medyamızın, televizyonlarımızın ne durumda olduğunu biliyoruz. Adeta merkez medyada işgal orduları gibi her televizyona baktığınızda üçer beşer kişi tayin edilmiş ve o televizyonlar neredeyse yayın akışını onlar belirleyecek duruma gelmiş. Yani Alo Fatihler bitti şimdi direk televizyonların sahibi olabilecek duruma geldiler. 14 tane gazeteci tehdit ediliyor. Kim bu tehdit edenler? Sayın İçişleri Bakanına soruyorum bu 14 tane gazeteciyi hangi güçler, hangi çeteler hangi gerekçelerle tehdit ediyor? Bunu mutlak ve mutlak kamuoyuna bilgi vermek zorundasınız.

Bu arkadaşlarımızın ya da buna benzer arkadaşlarımızın yarın herhangi bir muameleye karşı karşıya kaldıklarında bunun sorumlusu da AKP iktidarı olacak diyorum hepinize çok teşekkür ediyorum. Bu çerçevelerde ya da güncel olaylarla ilgili sorularınız varsa sorularınıza da cevap vermek istiyorum."


Soru: "Efendim yarın Meclis Genel Kurulu açılacak ve Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olarak ilk defa meclis açılışında hitap edecek. Sizin parti olarak tavrınız ne olacak o oturumda? Katılacak mısınız ya da kendisini alkışlayacak mısınız? Bir karar alındı mı bu konuda?

İkinci olarak da tezkereye ilişkin içeriğini bilmiyoruz ancak buna göre bir kararı henüz anladığım kadarıyla veremediniz."

Gürsel Tekin: "Hayır bizim kararımız var."

Soru: "Ne yönde efendim?"
Gürsel Tekin: "Elbette kararımız çok net. Önce bir kere önümüze gelecek tezkereye bakacağız. Cumhuriyet Halk Partisinin sadece bugüne mahsus değil dış politika konusunda bütün grafiklere baktığınızda dünden itibaren, dünden bugüne kadar ne kadar doğru bir çizgide olduğumuzu bütün kamuoyunun bilmesi gerekir. 2010 yılında, 2011 yılında, 2012 yılında bu çetelerle, bu örgütlerle kol kola girmeyin diyen Cumhuriyet Halk Partisidir. Hatırlarsanız Sayın Genel Başkanımız Ortadoğu batağı dediği için eski Başbakanımız yeni Cumhurbaşkanımız Sayın Genel Başkanımıza çok ağır cümleler kullanmıştı. Bataklık diyemezsin. Kim şimdi bataklık diyor? Şimdi Sayın Cumhurbaşkanı bataklık diyor. Kim bataklık diyor? Sayın Başbakan diyor. Keşke CHP'nin söylediklerini ya da CHP'nin öngörülerini ciddiye alabilselerdi bugün bu coğrafyada Ortadoğu coğrafyasında bu sorunların hiçbirisinin yaşanmayacağını görecektiniz.

Bizim Cumhuriyet Halk Partisi olarak tavrımız çok açık, çok net. Biz tezkereye bakacağız ve tezkereden sonra düşüncelerimizi çok açık, net bir şekilde ifade edeceğiz.

Sayın Cumhurbaşkanının gelişiyle ilgili Cumhuriyet Halk Partisi hiçbir krizin parçası olmayacak. Keşke Sayın Cumhurbaşkanı yarın hepimizin takdirini toplayacak bir konuşma yasada bende alkışlasam. Umut ederim ki böyle bir konuşma olur bizde alkışlarız."


Soru: "Sayın Tekin, basına ilişkin, gazetecilere ilişkin baskılardan söz ettiniz. Bugünde Karşı gazetesine İstanbul'da bir polis baskını yapıldı. Sabah saatlerinden itibaren polisler oradalar. Ses kayıtlarının Erdoğan'a ait ses kayıtlarının gerçek olduğuna dair belgeli bir haberin kaldırılması için baskı yapıyorlar. Böyle bir mahkeme kararı yok ancak. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?"
Gürsel Tekin: "Biraz önce söyledim yani maalesef öyle bir döneme geldik ki tam bir eşkıyalık yöntemi. Yani kuralların, yasaların rafa kaldırıldığı ve bu yayının yasadışı olmadığını, yasal bir çerçevede olduğunu hepimiz biliyoruz. Ama şuandaki uygulama ve Karşı gazetesine yapılan bu saldırının yaşa dışı bir saldırı olduğunu da hepimiz biliyoruz."

Soru: "Efendim doğalgaz zammı ve elektrik zammı açıklandı enerji bakanı tarafından. Yarından itibaren yürürlüğe girecek. Bu konuyla ilgili tavrınız nedir değerlendirme alabilir miyiz?"
Gürsel Tekin: "Allah için hakkını da vermemiz lazım bu iktidarın yani çok eleştiriyoruz. Ama onlarında çok güzel bir sloganı vardı biliyorsunuz hayaldi gerçek oldu. Bütün olumsuzlukların karşısında ekonomiyle ilgili, dış politikayla ilgili, iç politikayla ilgili mutlaka bir gerekçelendirip bir şeye bağlayacaklar. Galiba bu da IŞİD zammı olacak herhalde. Zamların serileri devam ediyor. Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz bu zamların karşısında çok ciddi bir duruş sergileyeceğiz. Gerekirse örgütlerimiz bu sivil toplum örgütleriyle beraber buna tepki gösterecek. İnsanların işsizlikten, yoksulluktan, sefaletten inim inim inlediği bir dönemde tam da kış sezonunda doğalgaza zam gelmesi, benim bir hemşerime sormuşlar küresel ısınmayı nasıl buluyorsun? Valla demiş ben sobadan memnunum. Galiba herkes sobaya geri dönecek öyle gözüküyor.

Sayın Cemil Çiçek'le ilgili bir şey sormayacak mısınız? Yani bu demeci ben söyleseydim herhalde önemli sorusu olurdu. Bakın çok güzel nal gibi. Ama yine her şeye rağmen Sayın Çiçek'e de, Sayın Babacan'a da çok teşekkür ediyorum. Size de iyi günler diliyorum."

Anahtar Kelimeler
    Salı, 30 Eylül 2014 17:27

Bağlantılı Konular