"CHP olarak itirazımız sürece değil, sürecin şeffaflıktan uzak yürütülmesine"

Sezgin Tanrıkulu ABD'de, "Kürtlerin, aralarına sınır girmiş coğrafyada, öncelikli hedefleri "demokrasi, hak ve özgürlükler". Bu değişmeyen, değişmeyecek ortaklığımız" dedi.

"Gezi'de olan biten gösterdi ki, Türkiye'de; sadece İstanbul, Ankara gibi metropollerde değil, tüm ülkede hak ve özgürlükler arayışı için gerekirse, bedel de ödemeye de razı, milyonlarca insan var.

31 Mayıs 2013'te gecesi başlayan Gezi Protestoları'na, ilk gecesinden itibaren katılmış olmaktan onur duyuyorum. Bu protestolar, tüm ülke sathına yayıldı; ama daha ilk gece, Türkiye'nin insanlarının kitlesel olarak hakları ve özgürlüklerini talep ettikleri bir dönüm noktası yaşadığımıza kanaat getirmiştim. Bir Kürt, 1990'ların karanlığını Türkiye'nin Güneydoğusu'nda yaşamış bir insan hakları savunucusu olarak, o gösterilerde neyin derdinin yaşandığını çok iyi anlamıştım.

34 Kürdün, Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından bombardıma tutularak can verdiği Roboski Katliamı'nda da, 28 Aralık 2011'deki bu facianın sabahı, olay yerindeydim. Roboski, adaletin yerine gelmediği bir korkunç vaka daha olarak kaldı.

Yazar ve insan hakları savunucusu Ariel Dorfman, tiyatro eserlerinden biri olan, Başka Bir Dünya İçin Manifesto: Karanlığın Ötesinden Gelen Sesler'de beni de bir karaktere dönüştürmüştü. Ne yazık ki, bugünleri göremeyen, faili meçhul kurbanı arkadaşlarım ve meslektaşlarım; hayatı işkenceler, sürgünlerle cehenneme çevrilen diğerleri anısına, Dorfman'dan bir alıntıyı anımsatmak istiyorum:

"Çocukluğumdan beri, düzeltemeyeceğim tüm acılar için kendimi suçlu hissettim; kalbim, her adaletsizlikle ezilir".

İnsan hakları savunucuları olarak, biz hep başkalarının suçlarından ötürü kendimizi suçlu hissettik; ne var ki, failler, hiçbir zaman kendilerinin mesul olduğu suçlardan dolayı utanmadı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kendi cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasını ve ondan önceki oylamayı, 30 Mart 2014 seçimlerini, Gezi Protestocuları'nı şeytanlaştıran komplo teorilerini dilinden düşürmeyerek yürüttü. Polis güçlerinin aşırı şiddet uyguladığı bu göstericiler arasında ben de, yüzüme sıkılan biber bazı nedeniyle, hastanelik olmuştum. Tıpkı Gezi'de olduğu gibi, Roboski'de de, suçu herkesin üzerine atıyor da, bir kendisi üzerine alınmıyor.

Gerçekten de, Türkiye değişiyor; fakat, insan hakları alanında, devlet eliyle insan hakları ihlal edilmeye devam ediyor.

Gezi Protestolarından sonra da, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve lideri Recep Tayyip Erdoğan yönetiminin gerçek yüzü iyiden iyiye ortaya çıktı; otoriter, popülist ve nepotist bir siyaset ile karşı karşıyayız.

Barış da, Ortadoğu'da zaten köklenmiş, otoriterlik, popülizm ve nepotizm eksenli bir siyasi çizgiye güvenerek de gerçekleştirilemez bir hedef.

Barışı, hep beraber; bölgedeki tüm Kürtler ve demokrasiyi destekleyen bireyler olarak "sigortalamalıyız".

Barışı "sigortalamak" da, ancak diyalog yoluyla olur.

"Barışı sigortalayacak" başlıca taraflardan biri olmak dışında, CHP'nin, "Türkiye'nin en büyük meselesi" diye adlandırılan Kürt Sorunu'ndaki duruşu nedir?

Kendi söylememizle ilgili temel noktalara değinilmeden önce, temel referansımızın, Türkiye'den bakarak, Avrupa Birliği'nin sol ve liberal partilerine denk düştüğünü söyleyebiliriz.

Mart 2013 yılından bu yana Türkiye'deki Kürt sorununun çözümü konusunda devletin Abdullah Öcalan'la çeşitli görüşmeler yaptığını biliyoruz.  Ancak biz CHP olarak, anamuhalefet partisi olmamıza, milyonlarca seçmenimiz olmasına rağmen, bu süreç hakkında hiçbir malumat sahibi değiliz. İtirazımız sürece değil, sürecin şeffaflıktan uzak yürütülmesi.

Mesele, "kapalı kapılar arkasında ne taviz verildi" polemiği değil; sorun şu, günümüz Türkiyesinde, "şeffaflıktan uzak süreçler", ekonomiden yasamaya her alanda arttı. Milletvekili arkadaşlarımız şahittir,  son yıllarda onbinlerce kanun maddesi, yangından mal kaçırır gibi, bazen geceyarılarında aniden Genel Kurul'a getirilerek, AKP'nin Meclis çoğunluğunu kullanması ve torba yasalar yoluyla yasalaştı. Yasama süreci artık Türkiye'de, herhangi bir diyalog süreci olmadan yürütülüyor; iktidarın, muhalefet milletvekilleri, sivil toplum örgütleri ve kamuoyu geneline yönelik hiçbir diyalog çabası yok.

CHP olarak, halkın temsilcisi olarak milletvekillerine verilmiş yasal hakları sonuna kadar kullanmak ve Meclis'i, Barış Süreci'nin temel dayanağı haline getirmek istiyoruz. Bu amaçla da, Kürt Sorunu'nun çözümü için, gerekli yasal değişiklikleri ve düzenlemeleri yapmak için Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne düzinelerce kanun teklifi verdik. Kürt Sorunu'na özgü konularda, örneğin dil hakları, haklar ve özgürlükler alanını genişletecek kanun teklifleri üzerine yoğunlaştık; Türkiye'nin Kürt vatandaşlarının onur ve haysiyetlerini, geçmişe yönelik onarıcı hukuki süreçlerle tazmin edecek, aynı zamanda Türkiye'nin tüm insanlarının demokratik haklarını destekleyecek, güçlendirecek yasal çerçeveler oluşturmaya çalıştık.

Barış Süreci'ni güçlendirip kalıcılaştıracak, son derece güçlü ve somut tekliflerde bulunduk. Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, süreç başlarken Erdoğan'a "sınırsız kredi tanıyorum" kredisi verdi. Erdoğan'ın anında verdiği karşılık şuydu: "Benim senin kredine ihtiyacım yok."

CHP, Türkiye'nin en eski ve köklü siyasi partisidir. Diyalog çağrısını, aşağılamanın da, anlamlı bir yanı yoktur.

2013 Mart'ından beri Türkiye'de bir çatışmasızlık süreci yaşanıyor. Gene de, doğumyerim olan Lice'de hala aralıklı olarak çatışmaların gerçekleştiğini ve insanların can verdiğini anımsatmak isterim.

Biz, CHP olarak hiçbir durumda tekrar çatışmalı ortama girilmesine razı olmayız. Bizim başından itibaren yaptığımız öneri geçerliliğini korumaktadır: Sorunun çözümü için yürütülen süreç şeffaf olmalı ve barışın toplumsallaşması için gerekli tüm kesimler seferber edilerek süreç güçlendirilmelidir. Barış, "insanların barışı olmadan"; "halk", "vatandaşlar" ve sivil toplumu entegre etmeden, toplumsallaşmadan gerçekleşemez.

AKP'nin "çözüm süreci" dediği süreç boyunca örneğin bizim CHP olarak Meclis'e taşıdığımız çözüm odaklı hiçbir teklif kabul edilmedi. Meclis'teki AKP çoğunluğu eliyle bu önerilerin hayata geçirilmesi engellendi.

Kürt sorunu artık bölgesel ve uluslararası bir sorundur. Bu sorunun çözümü için de bölgesel ve uluslararası çapta bir çaba inşa etmeye ihtiyacımız vardır. Bu mesele, AKP gibi demokrasiye inanmayan bir iktidarın tekeline bırakıldığı sürece daha da derinleşerek içinden çıkılmaz bir hale dönüşecek.

Dolayısıyla AKP ile bir kısa yolun mümkün olacağına dair hayali bırakarak, Türkiye'nin topyekün demokratikleşmesini sağlayacak süreci inşa etmek zorundayız. CHP işte tam da bu nedenle; "amasız", "fakatsız" bir demokrasi ve özgürlükler rejimi öneriyor.  Yalnızca Kürtlerin değil, toplumun tüm ezilenlerinin özgürleşeceği bir siyasal programı toplumun önüne koyuyor….

CHP Kürt sorunu özelinde sorunun eşit yurttaşlık, özgürlük ve demokrasi temelinde çözümünün en büyük destekçisidir. Bu açıdan da CHP'nin, Kürt sorununun çözümünde temel aktör haline gelmesi gerektiğini düşünüyorum. Nitekim, 20 Haziran 2014 tarihinde CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Diyarbakır'da gerçekleştirdiği bir toplantıda bu perspektifi ayrıntılı bir biçimde ilan etti.

Buna göre, geçmişten geleceğe, sorunun tüm boyutlarının çözümü için somut önerilerimizi sıraladı:

- Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve Mahalli İdareler Avrupa Antlaşması(Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartnamesi) Türkiye'nin koyduğu çekincelerin kaldırılmasını istiyoruz.
- Dersim arşivlerinin açılması ve bu katliamın arkasındaki tüm sır perdelerinin aralanmasını istiyoruz.
- 1980 askeri darbesinin vahşetinin sembolü haline gelen Diyarbakır Cezaevi'nin insan hakları ve demokrasi müzesi yapılmasını istiyoruz. Biz bunu talep ederken, Tayyip Erdoğan Diyarbakır'daki bir mitinginde halka "daha modern bir cezaevi" vaadinde bulundu! Bence bu bile Erdoğan'ın Kürt meselesine bakışını özetliyordu.
- Sivil siyasetin önündeki temel engellerin, yasaların kaldırılmasını istiyoruz ve bunun için somut öneriler sunuyoruz.
- İnsanlığa karşı suçların zaman aşımına uğramamasını ve bunların etkin bir biçimde soruşturulup nihayete erdirilmesini talep ediyoruz.
- Geçmiş travmaları hatırlatan isimlerin değiştirilmesini istiyoruz.
- AKP nasıl ki Şengal katliamına sessiz kaldıysa, Saddam'ın gerçekleştirdiği Halepçe katliamına da Türkiye sessiz kalmıştı. Bu katliamın resmen tanınmasını talep ediyoruz.
- Kobani'den kaçan sivillerden bazıları daha geçen günlerde sınırdaki mayın tarlalarında yaralandılar. Bu mayınlı araziler sadece bölgedeki sivil halk için tehlike oluşturuyor. Diyoruz ki, bu mayınları Ottowa Sözleşmesi uyarınca da temizleyelim ve arazileri yerel, topraksız halka dağıtalım.
- Çatışma döneminde binlerce köy boşaltıldı. İnsanların köylerine dönmesi için yeniden bir çalışma başlatmayı talep ediyoruz.
- Toplumsal barışı bozan en önemli sorunlardan biri de paramiliter güçlerden oluşan koruculuktur. Bu sistemi kaldıralım ve korucuları başka alanlarda istihdam edelim diyoruz.
- Faili meçhulleri, yargısız infazları araştıralım ve failleri bulup yargı önüne çıkaralım diyoruz. Faili meçhullerde zaman aşımı olmasın diyoruz.
- Çözüm sürecini şeffaf bir biçimde yürütelim, AKP'nin yaptığı gibi değil, bağımsız bir Akil İnsanlar Heyeti oluşturalım, diyoruz. Meclis güvencesi altında bir bağımsız "Hakikatleri Araştırma Komisyonu" oluşturalım diyoruz.
- AKP, "işkenceye sıfır tolerans" diyor. Ama veriler de gösteriyor ki Türkiye'de işkence sistematik bir devlet politikası olarak sürdürülüyor. İşkence ve işkencecileri araştıralım ve buna karşı önlem alalım diyoruz.
- Türkiye genelindeki gösterilerde ve özellikle Kürtlerin ağırlıklı olduğu bölgelerde, hiç hız kesmeden, güvenlik güçlerinin halka karşı karşı aşırı güç kullanımına son verilmesini istiyoruz.
- Roboski Katliamı'nın şeffaf biçimde soruşturulmasını ve her türlü kademedeki askeri ve siyasi sorumluların yargılanmasını talep ediyoruz.
- Biz, Kürt sorununun kalıcı çözümü konusunda muhataplarla yapılacak görüşmelere değil, bu sürecin belirsizliklere mahkum edilmesine karşıyız. AKP, çözüm sürecini rehin almıştır. Bunun önüne geçmek için toplumun tüm kesimleri, STK'ları, kurumları, inisiyatifleri, siyasi partileri sürece dahil edelim, somut bir yol haritası oluşturup TBMM'de bunu tartışmaya açalım diyoruz.

Sıraladıklarım, çok temel ve somut adımlardır. Bunlar da, sadece Kürt Meselesi ile ilgili adımlardır. Bunun dışında, Gezi Protestolarından Roboski'ye, Şengal ve Kobani'de yaşanan insanlık dramı sonucu Türkiye'ye gelen mağdurlardan, Soma'da yaşanan maden faciasına, Türkiye'deki tüm önemli toplumsal olaylarda, CHP en başından beri, her anda, takibi bir an bırakmaksızın bilfiil sahada, olay yerinde olmuştur, siyasi çözüm üretmeye çalışmıştır.

Bunun dışında da, Meclis'in milletvekillerine tanıdığı imkanların tümünü kullanarak, Türkiye'nin demokrasi, eşitsizlik, hak ve özgürlükler sorunlarını en çok dile, gündeme getiren parti de CHP'dir.

Her geçen gün daha da karmaşıklaşan bir doğası olan Kürt Meselesi, şu an resmen CHP'nin Meclis'te önermiş olduğu ve sıraladığım adımlarla elbette çözülmez.

Ama Türkiye özelinde, bu kanunen önerdiğimiz ve AKP'nin Meclis çoğunluğunu kullanarak engellediği bu uygulamalarla, tüm Türkiye, tüm bölge birçok açıdan rahat bir nefes alır. Sadece bu adımlarla bile, demokratikleşme ve Kürt Sorunu'nun çözümünde büyük mesafe katetmiş oluruz."

    Cumartesi, 27 Eylül 2014 12:23

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica