Akkaya HalkTV'de gündeme ilişkin değerlendirmede bulundu

"300 bin esnaf kepenk indirdi, AVM'ler esnafın canına okuyor. Ama AVM yasası niye çıkmadı konuşulmadı, ana muhalefet temsilcisi konuşturulmadı"


CHP Genel Başkan Yardımcısı Yakup Akkaya, 18 Eylül 2014 tarihinde Halk TV'de Öğleden Sonra Programına konuk oldu. Gündemle ilgili değerlendirmelerde bulundu. Elif Doğan Şentürk'ün sorularını cevaplandıran Akkaya, Başbakanın son günlerde kullandığı dili, AHİM'in zorunlu din dersine ilişkin kararı, TESK Genel Kurulu'nda CHP temsilcisine söz verilmemesi, Torba Kanun'daki düzenlemeler ve Çalışma Bakanı'nın açıklamalarına ilişkin aşağıdaki değerlendirmelerde bulundu.

Elif Doğan Şentürk: "Öncelikle Başbakan Davutoğlu'nun söylemlerine bakalım. Başbakan muhatap benim dedi ama icraatlara, direktiflere bakarak da muhatabın Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğu izlenimi bulunmaktadır. Bu konu ile ilgili neler söylemek istersiniz?"
Yakup Akkaya: "Başbakan seçilmiş değil, atanmış bir Başbakan, yüksek rakımlardan idare ediliyor. Rüştünü ispat etmesi için seçilmesi gerekir. Bu kafayla zor; AKP'de yarışmalı bir seçim olsun, iddia ediyorum seçilemez.

İlk icraatı nedir biliyor musunuz? Elektrik borcu olan çiftçilerin tarımsal teşvik nedeniyle devletten alacağı primleri elektrik patronlarına ödeme uygulaması, üstelik kanunsuz bir uygulama. Hele dünkü açıklaması traji komik. Zorunlu din dersi ile ilgili ahim kararı karşısında ben marksist değilim ama işim gereği öğrendim demesi Sayın atanmış Başbakana, siz kaç yaşınızda marksizmi okudunuz, zorunlu ders miydi? Şu anda bile bildiğim kadarıyla marksizm üniversitelerde resmi olarak okutulmuyor. Ayrıca AHİM zorunlu din dersi ilköğretimde yasaklanmalıdır diyor. Atama Başbakan sosyal medyanın tiye alınanların başında yer almaya başladı. Buda onun için bir aşamadır. Sayın Genel Başkanımız bankacılık konusunda tarihi bir uyarı yaptı. Bu uyarıyı anlayan çapta bir Başbakan olmadığı açık, çünkü yüksek rakım ne derse o olacak bunu biliyor, kurşun asker gibi bir bankayı hedef alan açıklamaların etkisi sadece o bankayla olmaz. Bankacılık sistemini krize sürükleyebilir. Bu durum hepimizi etkiler. Bunu anlamayacak kadar öngörüsü bulunmamaktadır."


Elif Doğan Şentürk: "Dün TESK Genel Kurulu gerçekleştirildi ve muhalefete söz verilmedi. Bu konu ile ilgili neler söyleyeceksiniz?"
Yakup Akkaya: "Dün esnaf ve sanatkârların genel kurulu vardı. Burada CHP'ye söz hakkı verilmedi. Kongrede esnafın sorunları dile getirilir konuşulmadı. Yaklaşık 300 bin esnaf niye kepenk indirdi konuşulmadı. AVM'ler esnafın canına okuyor. AVM yasası niye çıkmadı konuşulmadı. İcra dairelerinin sayısı, yediemin bürolarının sayısı niye arttı konuşulmadı. Genel kurul AKP'nin şov alanına çevrildi. TESK yönetimi korkak bir yapıda bunu gördük. Şimdi göreceksiniz TESK başkanı sayın genel başkanımızla görüşmek için hangi yüzle olacaksa zemin hazırlığı içindedir.

Esnafın, sanatkârın sorunlarının dile getirilmesine izin vermeyen bir yapı olmaz olsun. Böyle bir anlayışın teskin üyelerine faydası yoktur."


Elif Doğan Şentürk: "Torba Kanunda neler gördünüz? Sizi tatmin etti mi? Size danışıldı mı?"
Yakup Akkaya: "Yaşama ucubesi (torba kanun) Aslında bir çorba kanundur.

Mayıs 2014 60 madde olarak meclise sunuldu. 146 madde olarak yasallaştı. İş kanununda yapılan değişiklik 8 madde. her biri ayrı konular olan kanunların aynı torbada birlikte görüşülmesi, yasama sürecinin gayri ciddiliğini gösteriyor.

Madenciye ve taşeron işçisine müjde diye sunulan torba yasa sonuç itibariyle bir kaç iyileştirme dışında çalışma hayatında bir iyileştirme getirmiyor. Örneğin Soma'da hayatını kaybeden maden işçilerinin ailelerine sağlanan haklar, Zonguldak'ta hayatını kaybeden işçilerin ailelerine yansımıyor.

Taşeron işçiliği kaldırmıyor. Tersine kalıcı hale getiriliyor. Özelleştirme, rödovans aynen korunuyor.

Torba yasa ile grev gözcülerinin zorunlu ihtiyaçlarının karşılanması ile ilgili yönetmelik yürürlükten kaldırılıyor. Yani suda yok, tuvalette"


Elif Doğan Şentürk: "İşçi ölümleri deyince Çalışma ve Sosyal Güvenlik  Bakanlığı akla geliyor. Siz işçi ölümleri İle İlgili yapılan açıklamanın ardından Çalışma Bakanı Faruk Çelik'e istifa çağrısı yaptınız. Kılıçdaroğlu'nu hem siyaseten hem de bürokraside başarısız diye istifaya çağıran bu zavallılığı diye de cümleler kullandınız. Bu konu ile ilgili neler söyleyeceksiniz?"
Yakup Akkaya: "Sayın Bakan, Genel Başkanımızın kendisi hakkında istifa çağrısına, kendisine yakışmayan bir üslupla cevap veriyor. Yavuz hırsız misali genel başkanımızın istifa etmesi gerektiğini söylüyor. Sayın Bakanın bu söylemi sosyal medyada tiye alınıyor.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, Faruk Çelik yaptığı açıklamada iş kazalarına ilişkin "Türkiye'nin Avrupa birincisi, dünya üçüncüsü" olduğuna dair herhangi bir istatistik olmadığını söylüyor.

Öncelikle Uluslararası Çalışma Örgütü'nün ve Dünya Sağlık Örgütü'nün iş kazalarına, meslek haslıklarına ilişkin istatistikleri bulunmaktadır. Bunlar, kamuya açıktır ve isteyen internetten girip bakabilir. Son istatistiklere göre de bu tanım Türkiye açısından doğru bir tanımdır. İstatistiklerin çıktılarını getirdim. Bakan'da yoksa bunları kendisine verebiliriz.

Ayrıca, başka bir ayrıntı daha vereyim. Bu istatistikler için bilgiler Çalışma Bakanlığı tarafından ilgili örgütlere resmi olarak gönderilmektedir. Dolayısıyla asıl bakan yanıltılıyor, ya da yönettiği örgütü bilmiyor. İşte tam da bu yüzden istifa etmelidir.

Faruk Çelik, kendi basiretsizliğini gizlemek için bilinen yönteme başvuruyor. Geçmişteki olayları çarpıt, çamur at izi kalsın. Bakın bakan ne diyor: Sayın Kılıçdaroğlu kendi dönemindeki SSK’yı masaya yatırsın ve bugün SGK’nın, sosyal güvenlik sisteminin hangi noktada olduğunu kendi dönemiyle mukayese etsin. Tabloyu net bir şekilde görme imkânı var. Türkiye, bu dönem içinde ne kazanımlar elde etti, vatandaşlarımız ne kazanımlar elde etti"

Öncelikle, genel başkanımız görev yaptığı o dönemde bir siyasetçi seçilmiş bir yetkili değildi. Bakan, önce o dönemde kimin siyaseten yetkili olduğunu öğrensin. Bu şu demektir. Bugün SGK'nın tek yetkilisi Yadigar hanımdır. Faruk Çelik'in hiçbir yetkisi, günahı yoktur. Buna çocuklar bile inanmaz. Dahası genel başkanımızın genel müdür olduğu dönemde SSK'nın hastalık sigortası harcamaları açık vermiyordu. AKP döneminde ise özel sağlık kuruluşlarına aktarılan kaynaklar, SGK'nın şu andaki en büyük açık kalemini oluşturuyor. İnsana sorarlar, madem güzel bir yasa çıkardınız, Bu yasayı 5 yıl içerisinde neden onlarca kez değiştirdiniz. Genel Sağlık Sigortası getirdiniz, gelir testi getirdiniz, yaklaşık 12 milyon yurttaşımızdan kaç kişi gelir testi yaptırdı. Kaç yurttaşımızın devlete birikmiş borcu var. Bunları açıklasınlar, genel sağlık sigortası sistemi iflas etmiştir. Bakan yavuz hırsız misali gerçekleri ve başarısızlığını saklamak için saldırıyor.

Faruk Çelik Genel Başkanımızın Milletvekili olduğunu, ne zaman göreve geldiğini başbakan olmadığını da bilmiyor. Faruk Çelik "Türkiye'nin daha önce iş sağlığı güvenliği yasası bulunmadığını vurgulayan çelik, o dönemlerde Kemal Kılıçdaroğlu'nun neden bu yasayı ve demode olan İş Kanunu'nu çıkarmadığını" soruyor.

Buna cevap bile vermeye gerek yok aslında. Çıkardıkları iş kanunu, çalışanların aleyhine, esnekleşmeyi, sermayeyi koruyucu bir kanun. İşçilerin alacaklarını bile koruyamıyor, bırakın işlerini korusun.

İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'na gelince, bizim Parti Programımızda ve Seçim Bildirgemizde gerçekten işçiyi koruyan bir iş sağlığı ve güvenliği kanunu yapma sözümüz var. Faruk çelik döneminde çıkarılan kanunun iş kazalarını önlemediği gibi arttırdığını da her gün görüyoruz. İş güvenliğini, işyeri hekimliğini sermayeye işverene bağlayacaksınız, piyasalaştıracaksınız, denetimi yapmayacaksınız, sadece kanunla para cezası getireceksiniz. Sendikaları dışlayacaksınız. Sonra da biz ne kadar iyi kanun çıkardık diyeceksiniz. 6331 Sayılı Kanun tam bir fiyaskodur. Sayın Bakana burdan soruyorum: Neden yürürlük tarihini 2016'ya erteledin? Torba Kanun'da neden kapsamı koruma önlemlerini daraltıyorsun, Neden denetimleri yaptırmıyorsun? Önce bunları kamuoyuna açıklasın."


Elif Doğan Şentürk: "Programımız burda sona eriyor. Söylemek istediğiniz son bir şey var mı?"
Yakup Akkaya: "Van depreminin ardından evlerinden olan, yakınlarını kaybeden Vanlılar, İŞKUR'un toplum yararına çalışma projesi kapsamında çalışan ve sayısı 7 bin 286 olan işçiler yerel seçimlerden sonra 13 Haziran'da işlerine son verildi. Temmuz ayından itibaren Van'da eylemlere başlayan işçilere zaman zaman polis müdahaleleri de oldu. Van'da gerçekleştirdikleri basın açıklamalarından sonuç alamayan işçiler Tekrar işe alınmaları talebiyle Van'da 90 günlük oturma eylemi yaptılar. Buradan da sonuç alamayan işçilerden 150'si, seslerini duyurabilmek için 10 Eylül'de Ankara'ya doğru yaya olarak yola çıktı. Ne yazık ki bu işler de polis şiddetiyle karşı karşıya kaldılar.

15 Eylül 2014 tarihinde Ankara'ya ulaşan işçiler Güvenpark'ta oturma eylemine başladılar.

Yaşanılan deprem sonrasında bir seçim stratejisi olarak yüksek sayıda geçici işçi çalıştırılması, Van'daki bu tür işlerin sona ermesi nedeniyle Siyasi iktidarın elinde patlamıştır. Diğer illerde de buna benzer eylemlerin ortaya çıkabileceği ortadadır.

İşçilerin anlatımlarına göre Cumhurbaşkanlığı seçimleri esnasında RTE işçilere söz vermiş, ancak bu söz tutulmamıştır.

Bülent Arınç, Yerel seçimlerden sonra işçilerin temsilcileriyle görüşmesi esnasında "Van'da biz kaybettik, siz de kaybettiniz." Demiştir. AKP'nin anlayışı işte budur.

İşçiler, çocuklarını dahi okula gönderemediklerini, çünkü okula gönderecek paraları olmadığını belirtiyorlar. Bir an önce bu işçilerin sorunlarını çözmek gerekir."

Anahtar Kelimeler
    Cuma, 19 Eylül 2014 17:08

Bağlantılı Konular