Kılıçdaroğlu: "Ben 30 Ağustos'ta 'muhatabımız Hükümettir, Davutoğlu'dur' dedim"

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu kurultaydan sonra ilk kez toplanan MYK'da açıklamalarda bulundu ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.

"Değerli basın mensupları, Genel Merkezimize hoşgeldiniz. Kurultayımızı yaptık, Cumartesi günü Parti Meclisimizi topladık. Bugün ilk Merkez Yönetim Kurulu toplantısını yapıyoruz. Türkiye'nin içinde bulunduğu koşulları üç aşağı beş yukarı hepimiz biliyoruz. Bu süreçte en büyük sorumluluğu taşıyacak parti Cumhuriyet Halk Partisidir. Bu sorumluluğun bilincinde hareket edeceğiz.

Zaman zaman siyasal tartışmalar sertleşse de Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz önümüzdeki süreçte ağırlıklı olarak projelerimizi kamuoyunun gündemine getireceğiz. Çünkü vatandaş kavgadan bıktı çözüm istiyor. Dünya kadar derdi var, borç batağının içinde, çocuğu, kızı işsiz. Dolayısıyla bizim Türkiye'yi aydınlığa çıkaracak, vatandaşı rahatlatacak projelerle toplumun önüne çıkmamız lazım. Önümüzdeki süreçte bunu göreceksiniz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak kararlı, tutarlı, Türkiye'nin gerçekleriyle örtüşen, sorunlara gerçekten de akılcı çözümler üreten bir Cumhuriyet Halk Partisi göreceksiniz.

İlk ateşi kurultayda verdik. Parti Meclisimizde bu tartışmalar devam ederek sürecek. Merkez Yönetim Kurulunda da ilk tartışmaları yapacağız, olgunlaştıracağız, Parti Meclisimize indireceğiz ve sonunda da halkın önüne çıkacağız.

Benim kısaca söylemek istediklerim bunlar. Sorularınız olursa soruları yanıtlayım.

Soru: "Gazetelere de yansıyan bir başlık var. Başbakan Cumhurbaşkanını muhatap almadan benim muhatap diyor. Ne diyorsunuz?"

Soru: "Efendim birde bununla bağlantılı olarak Sayın Başbakan kutuplaştırıcı bir dil kullanmadığını ancak muhalefet liderlerinden aynı duyarlılığı göremediğini belirterek yumuşama çağrısı da yaptı. Sizde kavgadan bıktı vatandaş dediniz. Bu açıklamanız ona yönelik bir yanıt olarak değerlendirilebilir mi?"
Kemal Kılıçdaroğlu: "Sayın Başbakanın danışmaları iyi çalışmıyor. Sayın Başbakan bizim ne söylediğimizi biraz gecikerek herhalde öğrendi. Benim 30 Ağustos'ta kullandığım cümle şu değerli arkadaşlarım. Bundan sonra muhatabımız hükümettir, Başbakan Ahmet Davutoğlu'dur. 30 Ağustos'ta söylemişim. O yeni öğrenmiş. Bu da bir aşama tabi. Ama değerli arkadaşlarım, elbette ki bizim muhatabımız hükümet olacaktır.

Demokrasilerde olması gerekende budur. Cumhurbaşkanlığı makamı farklı, Başbakanlık makamı farklıdır. Ama biz Davutoğlu'ndan şunu da bekleriz. Bir Başbakan gibi davranmasını isteriz. Yani kukla Başbakan olmasını istemeyiz. Kişiliğinin gereğini yapmak durumundadır. Ben ülkeyi yönetiyorum, ülkeyi yönetirken bütün sorumluluk bendedir, sorumluluk bana verildi. Dolayısıyla ben bağımsız karar alacağım bakanlarımla beraber ve bunu uygulayacağım diyorsa bir sorunumuz yoktur.

Bu nedenle ben Sayın Davutoğlu'nu adli yılın açılış törenine gitmemesini eleştirmiştim. Cumhurbaşkanı şu veya bu şekilde kırgınlık göstermiş olabilir, gitmemiş olabilir. Ama Başbakanın gitmesi gerekiyordu o toplantıya. O nedenle başka bir otoriteden bağımsız olarak Davutoğlu'nun ben ülkeyi yönetmeye talibim, ülkeyi yöneteceğim, bu konudaki karar bende, sorumlulukta bende demesini ve bunu eyleme dönüştürmesini bekliyorum. Bunu yaptığı zaman zaten Başbakan olarak bizim muhatabımız olacaktır bu gayet doğaldır.

Sizin sorunuza gelince, Parti Meclisinde söyledim toplumu geren kim? Muhalefet olarak biz hükümeti eleştirdiğimizde toplum geriliyor diye bir düşünce egemense bu yanlış. Adımız üstünde muhalefet partisi. Biz muhalefet edeceğiz. Bütün demokrasilerde muhalefet partisi olmak zorundadır zaten. Yani her ülkede mutlaka bir iktidar vardır ama demokrasilerde ayrıca muhalefette vardır. Biz hükümetin yanlışlarını dile getirdiğimiz zaman veya dillendirdiğimiz zaman bu toplumu germez. Toplumu düşünmeye sevk eder. Ama kimlik eksenli siyaset yaparsanız, insanların mezhebine, inancına, yaşam tarzına veya kimliğine yönelik politika yaparsanız o zaman bu toplumu ayrıştırır ve toplumda gereksiz gerginliklere yol açar.

Şimdi ben Sayın Davutoğlu'na açık ve net soruyorum kimlik siyaseti kim yapıyor? Başbakan olarak toplumu gerginlikten uzaklaştırmak istiyorsa bugüne kadar kendi partisinde yapılan kimlik siyasetine son vermesi lazım. Her insanın, her bireyin, her yurttaşın kimliğine, yaşam tarzına, inancına, mezhebine saygı gösterecek ve bunları siyaset konusu yapmayacak. Yapmıyorsa görecek ki toplumda bir gerginlik olmuyor.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak toplumu ayrıştıran ve kutuplaştıran bu politikaya kesinlikle karşı çıkıyoruz. Bugüne kadarda kimlik siyaseti yapmadık, mezhep siyaseti yapmadık. Yaşam tarzı siyaseti yapmadık. Herkesin yaşam tarzına, kimliğine, inancına saygı gösterdik. Göstermeye de devam edeceğiz. Davutoğlu kimlik siyasetinin ne tür felaketlere yol açtığını öğrenmek istiyorsa bir toplumda Ortadoğu bataklığına baksın. Gerginlik nerede var, nerede kan akıyor, nerede bu politika bu tür sonuçlar verdi Ortadoğu’ya baktığında bunların tamamını görecektir."


Soru: "Efendim bu konuyla bağlantılı olarak izlinizle bir soru daha sormak istiyorum. IŞİD'e karşı mücadele için Cidde bildirisine Türkiye imza koymadı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? IŞİD'in elindeki Türk rehineler gözönünde bulundurulduğunda Türkiye bir uluslararası koalisyona ne ölçüde destek vermeli?"
Kemal Kılıçdaroğlu: "Sayın Davutoğlu başka bir otoriteden bağımsız olarak gerçekten ben Başbakanlık yapmak istiyorum diyorsa Türkiye Cumhuriyetinin geleneklerine uygun davranmak zorundadır. Bunu da hatırlatmak isterim. Nedir o gelenek biliyor musunuz? Dışişleri Bakanlığı müsteşarları belli aralıklarla gelir ana muhalefet partisi liderine bilgi verirler. Bu geleneği de hatırlatmak isterim. Sadece o değil, devletin kilit noktalarındaki bürokratlar gelir bilgi verirler. Bu aksayarak devam ediyor. Ben Başbakanım, yetki bendedir diyorsa bu geleneği sürdürmesi lazım. Demokrasi için bu zorunludur. Ülkenin ortak çıkarlarını düşünmek içinde bu zorunludur.

IŞİD bir terör örgütüdür. Mademki terörden en büyük zararı gören Türkiye'dir o zaman her türlü terörle mücadele edilmelidir. Ve şunun da yanıtını ben Sayın Davutoğlu'ndan beklerim. Musul Başkonsolosluğunda 49 rehine neden ve hangi gerekçelerle o çalışanlar Türkiye'ye getirilmedi ve IŞİD'in elinde rehine olarak bırakıldı. Kimin kararıydı bu? MİT'in uyardığı söyleniyor. Ama birileri siz orada kalın, size bir şey olmaz güvencesi verdi. O birileri kim? Sayın Davutoğlu'nun bunu da açıklaması gerekir."


Soru: "İlginç bir fotoğraf yansıdı ABD Dışişleri Bakanının Başbakan Erdoğan'ın sırtını sıvazlarken. Ne düşünüyorsunuz fotoğrafı görünce?"
Kemal Kılıçdaroğlu: "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sırtını sıvazlarken. Beni rahatsız eden bir kare o."

Soru: "Bedelli askerlik yeniden dillendirilmeye başladı. Sizin de daha önce bu konuda çalışmalarınız vardı. Bir bedelli askerlik çıktı. Yeni bir uygulamaya nasıl bakarsınız?"
Kemal Kılıçdaroğlu: "Bizim o konuda yaptığımız açıklamalar sadece bir döneme sınırlı değil. Bizim açıklamalarımızın kalıcılığı var. Biz öyle düşünüyoruz. Bedelli askerlik derken sadece bedel ödeyen kişiler değil belli konumda olan ama bedel ödemeyecek mali durumu elvermeyen kişilerinde kısa dönem askerlik yapmasını öngören bir projemiz. Geçen seçimlerde açıklamıştık bu seçimlerde onun devamını getireceğiz. Ayrıca askerlik süresinin kısaltılması gerektiğini de yine Cumhuriyet Halk Partisi olarak dile getirmiştik. Aynı görüşlerimizin arkasındayız.

Teşekkürler arkadaşlar."

    Pazartesi, 15 Eylül 2014 16:27

Bağlantılı Konular