Kılıçdaroğlu, CHP'nin 91. Kuruluş Yıldönümü nedeniyle sohbet toplantısı düzenledi

Kemal Kılıçdaroğlu CHP'nin 91. Kuruluş yıldönümü nedeniyle düzenlenen sohbet toplantısında ders verdi, ufuk açtı; "Ne ezilen, ne ezen, insanca, hakça bir düzen. Doğru, ama bunun mihenk taşı ekonomi, üreteceğiz" dedi.

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu 9 Eylül CHP'nin 91. Kuruluş yıldönümü nedeniyle Genel Merkez'de düzenlenen sohbet toplantısında ilk sözü en genç PM üyesi Ezgi Akar'a verdi ve daha sonra bir konuşma yaparak şunları söyledi;

"Değerli arkadaşlarım, bizim için önemli bir gün. Ama bugün aynı zamanda Türkiye içinde çok önemli bir gün. Çünkü ulusal kurtuluş savaşı sonrası öngörülen hedeflerin kalıcı olmasını sağlamak için bir siyasal yapılanmaya gerek vardı ve o siyasal yapılanmanın temelini Anadolu ve Rumeli Kuvva-i Milliye Dernekleri oluşturuyordu. Ve o Cumhuriyet Halk Partisi olarak şekillendi. Geçmişe baktığımızda hepimizin mutlaka ailesinde bir CHP'li vardır. Türkiye'deki bütün aileler için söylüyorum. Her ailede mutlaka bir Cumhuriyet Halk Partili vardır. Ya babası veya dedesi mutlaka Cumhuriyet Halk Partilidir. Cumhuriyet Halk Partisine gidip oy vermiştir.

Şimdi biz aynı felsefeyi, aynı amacı yeniden gerçekleştirmek durumundayız. Yeniden mücadele etmek durumundayız.

Kısa bir tarihçe izledik. Aslına baktığımızda son kurultayda söylediğim üreten Türkiye modelinin 1920'lerde hayata geçirildiğini görüyoruz. Bana sorarsanız bir ülke nasıl güçlenir, bir ülkenin saygınlığı nasıl artar? Üç tane yolu var arkadaşlar. Ekonomi, ekonomi, ekonomi. Üretirseniz güçlüsünüz, üretirseniz çalışkansınız, üretirseniz satarsınız, üretirseniz istihdam yaratırsınız, üretirseniz gençliğe umut olursunuz, üretirseniz genç üniversiteyi veya okulu bitirdiğinde ben iş bulacağım der. İşin yolu budur. Üreteceğiz. Daha ulusal kurtuluş savaşının hemen sonrasında İzmir İktisat Kongresi toplanıyor. Çünkü savaş meydanlarından çıkanların hiçbirisi ekonomi eğitimi görmemiş. Bütün hayatları savaşla geçmiş. Bağımsızlık savaşı yapmışlar. İzmir İktisat Kongresi önemli bir kilometre taşıdır.

Sonra devletçilik politikası. Anadolu'nun her tarafına fabrika kurulmak. Özel sermaye yok. Tek kişi var devlet yapacak başka seçenek yok. Ama fabrikanın bir ile gitmesi orada sadece fabrika kurulması anlamında değil. Malatya'da bez fabrikası kuruluyorsa oraya mühendis gidiyor. Hiç mühendisi olmayan bir coğrafyaya mühendis gönderiyorsunuz, ustabaşı gönderiyorsunuz, istihdam yaratıyorsunuz. Baktığımız zaman Türkiye kendi geçmişini sorgulayarak geleceğe daha güçlü hazırlanıyor.

Savaş sanayi belki hiç dillendirilmeyen bir olay. 1925 Kayseri'de uçak fabrikasının temelini atıyorlar. Az önce dinlediniz dışarıya uçak ihraç eden bir Türkiye'yi düşünün. 1930'da ancak merkez bankasını kuruyor o genç Türkiye Cumhuriyeti. Kendi parasını basacak matbaası bile yok, bankası bile yok. Ama bu felsefeden yola çıkanlar geçmişin tüm borçlarını üstleniyorlar. Biz borçlarımızı ödeyeceğiz. Osmanlının borcu benim borcumdur diyor ve tamamını ödüyorlar.

O nedenle ne ezen, ne ezilen doğru. İnsanca, hakça bir düzen. Ama bunun mihenk taşı ekonomi, üreteceğiz. O yıllarda bez üretiyorduk. Sadece biz değil Avrupa'da bez üretiyordu. Uçak yapmaya çalışıyorduk. Avrupa'da uçak yapıyordu. O yıllarda otomobilde üretmeye çalıştık. Denizaltıyı yapmaya kalkıştık. İlk denizaltının omurgasını Haliç'te kurduk, oluşturduk.

Şimdi geliyorum 2014'lere, yani bilgi ekonomisine. Üreteceğiz ama neyi üreteceğiz? Bez mi? Hayır. Katma değeri yüksek ürün üreteceğiz. Kurultayda söyledim bir kamyon dolusu domates karşıdan bir cep telefonu. O daha karlı. Demek ki bizim katma değeri yüksek ürün üretmemiz gerekiyor. Nasıl yapacağız bunu? Bilgi ekonomisini yaşama geçirerek. Üniversitelerin bilgi üretmesini sağlayarak. Bu düzende üniversiteler bilgi üretmiyor. Biz üniversitelerin bilgi üretmesini istiyoruz. Bunu yapabildiğimiz zaman güçlü ülke olacağız. Eğer Güney Kore'den önce otomobil yapmışsanız ve bugün otomobil markanız yoksa ve Güney Kore'nin dünya çapında 3 büyük markası varsa oturup düşünmemiz gerekiyor.

Yine kurultayda söylemiştim bize gelişmekte olan ülke diyorlar. 60 yıldır kaderimiz değişmedi. 60 yıldır gelişmekte olan ülke. Niye bize gelişmiş ülke demiyorlar. Ekonomiyi ihmal ettiğimiz için, kaynakları yanlış kullandığımız için, savurgan bir ekonomiyi izlediğimiz için, sağlıklı bir planlama yapmadığımız için, üniversitelere, eğitime gerekli önemi vermediğimiz için. O halde yeni bir süreci başlatmak zorundayız. İşçisiyle, çiftçisiyle, köylüsüyle, emeklisiyle, memuruyla, sanayicisiyle, esnafıyla yeni bir süreci başlatmak zorundayız. Yeni bir hamleyi başlatmak zorundayız. Nedir bu yeni hamle? Ekonomiye gereken önemi vermek. Eskiden biz sosyal demokratlar sadece paylaşımdan söz ederdik. Hakça bölüşeceğiz. İyi de önce üreteceksiniz ki bölüşeceksiniz. Şimdi onu söylüyoruz. Önce üreteceğiz sonra hakça bölüşeceğiz. Kimse aç ve açıkta kalmayacak. Herkesin işi, herkesin aşı olacak. Bunu yaptığımız zaman Türkiye güçlü ülke olacaktır. Herkesin önünde saygı duyduğu bir ülke olacaktır Türkiye. Amaç bu değil mi? Saygın bir ülke olmak değil mi? Tüketen bir ekonomi saygın bir ekonomi olmaz. Üretirseniz olur. Yine kurultayda söylemiştim ilk televizyon Amerika'da bulundu. Ama bugün Amerika'da televizyon üretimi yok. Onlar başka şey üretiyorlar. Biz 1800'lerde üretilen çamaşır makinasını üretmekle övünüyoruz. Bu bizim ne kadar gerilerde olduğumuzu gösteren tipik bir örnektir. Katma değeri yüksek ürün üreteceğiz bu girdaptan çıkmak için. Adına şimdi orta gelir tuzağı diyorlar. Orta gelir tuzağından çıkmak için. Son 3 yıldır milli gelirimiz sadece 170 dolar arttı. Sadece 170 dolar. 11 bin doları bulamadık hala. Hep 10 bin dolarlar civarında kalıyoruz. İspanya'yı alın son 10 yılda milli gelirini 15 bin dolardan 30 bin dolara çıkardı. Bu ekonomik kriz içinde. Biz ne yaptık? 11 bin doları bile bulamadık. Eğer bunu sorgulayabilirsek ve bunu anlatabilirsek Cumhuriyet Halk Partisinin ekonomi konusunda ve Türkiye konusunda neyi düşündüğünü çok daha iyi anlatmış olacağız. Dünyayı okuyoruz, dünyayı da biliyoruz, kendimizi de biliyoruz. Olağanüstü kaynaklarımız var onu da biliyoruz. Ama iyi yönetemiyoruz. Yönetemediğimiz için hep geride kalıyoruz. Oysa çocuklarımız bunu hak etmiyor.

İki gencimiz CHP'nin ne olduğunu anlatmaya çalıştı Ezgi. Evet Cumhuriyet Halk Partisi öyle. Hep yeni şeyler söyledik. Türkiye'de ilk şeyleri hep biz söyledik. Anayasa Mahkemesini ilk biz söyledik. Hukukun üstünlüğünü önce biz söyledik. Özgür üniversiteler, özerk üniversite önce biz söyledik. Gençler üniversitede yönetime katılsın önce biz söyledik. Şimdi üreten Türkiye diyoruz. Şimdi bilgi toplumu diyoruz. Şimdi bilgi ekonomisi diyoruz. Şimdi zeka ekonomisi diyoruz. Şimdi yine üniversitelerin özerkliğinden söz ediyoruz. Üniversiteler bilgi üretsin diyoruz. Eğitim sistemi tümüyle değişsin diyoruz. Sorgulayan eğitim gelsin diyoruz. Hep yeni şeyler söylüyoruz. Bu bizim dünyayı ne kadar iyi okuduğumuzu gösteren temel kuraldır ve bizim öngörümüzün ne kadar güçlü olduğunu gösteren temel ögelerdir. Buradan yola çıkacağız. Biz hep değiştik. Değişirken Türkiye'yi de değiştirdik. Bugünün verileriyle geçmişi okumaya çalışanlar var. Arada bir okursunuz. Efendim neden demokrasi zamanında gelmedi. Çok partili rejim niye hemen 1920'lerden sonra olmadı. Okuma yazma oranı %8. O da tartışmalı. Bazı bilim insanları %3 olduğunu söyler. %8 diyelim. Hakkari'de seçim yaparsanız, Diyarbakır'da, Trabzon'da seçim yaparsanız okuma yazma bilen kişiyi sandığa koyacaksınız. Okuma yazma bilen kişi yok. Falih Rıfkı Atay Çankaya kitabında yazar anılarında. Ankara'nın ilk yılları, cumhuriyetin ilk yılları. Derki, gider Ankara garında beklerdik fötr şapkalı, kravatlı birisi inerse bu mutlaka okuma yazma biliyor onu alıp devlet dairesine memur yapardık. Böyle bir arayışımız vardı. Türkiye oralardan geldi. O günün koşullarını unutarak bugünün koşullarıyla geçmişi sorgulamak kadar büyük bir hatanın içine düşmememiz gerekiyor. Çok büyük değişimler ve dönüşümler oldu. Bunu hazmedenlerde oldu, hazmetmeyenlerde oldu. Ama o değişimi, dönüşümü gerçekleştirmek ve sürdürmek zorundayız.

Tabi üretim diyoruz, güzel Türkiye diyoruz, herkese aş, iş diyoruz. Ama bütün bunları sağlayacak temel bir kural vardır hukukun üstünlüğü ve demokrasi. Birbirinden ayrılmaz iki kardeş. İşadamı üretecek. Nasıl? Kendisini hukukun güvencesinde görecek. Bir sabah TMSF kalkmış benim bütün malvarlığıma el koymuş diye bir kaygı duymayacak. Hukukun üstünlüğü budur. Herkes kendisini hukukun güvencesi altında hissedecek. Sanayicide, üniversitedeki öğrencide, işsizde hak isteyecek. Geliri olmayan aile hak isteyecek, yoksulluğumu gider diyecek, ey sosyal devlet diyecek. Bunu yaptığımız zaman, bunu anlattığımız zaman, toplumla bu bağlamda kaynaştığımız zaman emin olun farklı bir Türkiye olacak. Uygarlıktan kopan bir Türkiye değil, 1963'te İsmet İnönü Ankara anlaşmasını imzaladığı zaman biz uygarlıkla artık buluşuyoruz mesajı vermişti. Bugün AB'den uzaklaşıyoruz, uygar dünyadan kopuyoruz. Hepimizin oturup tekrar düşünmesi lazım. Bizim taşıdığımız kaygıları sadece Cumhuriyet Halk Partililer olarak biz taşımıyoruz. Bizim taşıdığımız kaygıları uygar olmamızı isteyen, uygar dünyayla bütünleşmemizi isteyen uygar dünyada taşıyor. Aynı kaygıları taşıyorlar. Nereye gidiyor bu Türkiye diyorlar.

O nedenle hepimizin sorumluluğu fazla. Gençler partimize ne kadar gelirlerse, bizimle ne kadar birleşirlerse, bizi ne kadar aşarlarsa biz o kadar mutlu oluruz. Çünkü bir ülkenin geleceği gençlere bağlı. Onları ne kadar iyi yetiştirirsek Türkiye o kadar saygın bir ülke olacaktır. Rahat konuşabilmeliler, düşüncelerini rahat açıklayabilmeliler gençler. Hedefimiz bu.

Dev çınar yeni filiz dedik her zaman. Evet bir çınarız. Dünyanın en eski ve en köklü 3 veya 4 siyasal partisinden birisiyiz. Ama sürekli yeni filizlerimiz var. Zaman zaman gençler gelip şikayet ederler. Partiye üye olmak istiyoruz ama bir sürü engel var. Onu da aştık. Şimdi internete girenler, internet üzerinden partiye üye oluyorlar. Onların üyelik kartları doğrudan doğruya evlerine, adreslerine gidiyor. Bu yeniliği de ilk başlatan parti biziz. Teknolojiden de yararlanıyoruz. Artık ben üye olmak istiyorum, önümde engeller çıkıyoru kabul etmiyoruz. Engel yok artık. Partiye gelin hep beraber güzel Türkiye'yi yeniden inşa edelim.

Kuşkusuz bugün partimizin kuruluşu ama aynı zamanda önemli bir gün bugün. İzmir'in de kurtuluşu. İlk kurşun İzmir'de atılmıştı, Hasan Tahsin ve koca Nazım'ın dediği gibi Akdeniz'de bir kısrak başı gibi uzanan bu ülke bizim, bu memleket bizim derken İzmir'de de son noktayı koydular. İzmir'imizin tarihimizde çok önemli bir yeri var. İlk İktisat Kongresi de İzmir'dedir. İlk uluslararası fuarımızda da İzmir'dedir. İzmir bizim batıya açık penceremizdir. İzmir'in böyle bir güzelliği daha var. Ben bu güzel günde yeni PM üyelerimizle kısmen tanıştık. Asıl toplantımızı cumartesi günü yapacağız. Bir araya geleceğiz. Oturup sohbet edeceğiz, konuşacağız. Bugün arkadaşlar bir sohbet toplantısı demişlerdi. Böylece küçük bir sohbet yapma imkanımız oldu.

Hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Sağ olun, var olun diyorum."

    Salı, 09 Eylül 2014 14:41

Bağlantılı Konular