Tekin: "Kurultaydan sonra Türkiye'yi köy köy dolaşacağız"

CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin "Kurultay'dan sonra kesinlikle seferberlik ilan edeceğiz. Köy köy kasaba kasaba dolaşıp Türkiye gerçeklerini, hükümetin yaptıklarını anlatacağız. Artık içe dönük kavgaya, mücadeleye tahammül etmemiz mümkün değildir" dedi.

CHP kongresine ne kediler ne de çantacılar giremeyecek diyen CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin Sözcü'nün sorularını şöyle yanıtladı;

Gazeteci: "Gürsel bey Türkiye gündeminde birçok konu var. Bunlardan en önemlisi Türkiye'nin yurtdışı kaynaklı dinlenmesi. Ekonomi önemli bir gündem maddesi. Bu seçim sürecinde bir hükümet kurulurken kim gelecek ekonomi yönetimine belli değildi ve bir beklenti oluştu. Avrupa'daki etki nasıl Türkiye'ye yansıyacak pek belli değil. Ekonomistler borsaya bakıp karar vermeye çalışıyorlar. Onun dışında IŞİD zaten başlı başına bir sorun, rehineler var. Bunları konuşmak yerine daha çok CHP'yi tartışıyor medya. Hem bu konular hakkında ne düşünüyorsunuz, hem de CHP bu süreçte ön plana çıkartılmaya çalışılıyor? Amaçlanan ne sizce? Siyaseten nasıl okuyorsunuz bunu?"

Gürsel Tekin: "Maalesef basınımızın, medyamızın böyle geçmiş yıllara baktığımızda çok fikri takip vardı. Yani geçmişi sorgulamak vardı. Birçok meseleleri iyi analiz etmek için en azından Sözcü gazetesinin arşivlerine girdiğinizde Türkiye'nin geçmiş fotoğrafını çok net bir şekilde görebilirsiniz. Birçok gazetelerde görmek mümkün olmayabilir. Ama Sözcü gazetesinin manşetlerine baktığınızda örneğin dinlemelerle ilgili ilk kez Sözcü gazetesi dinlemelerin nasıl olduğunu, hatta sadece yurttaşların, siyasi partilerin, MHP'nin, CHP'nin, işadamlarının dinlenmesi değil, aynı zamanda Başbakanında dinlendiğini ilk kez Sözcü gazetesinde okudum ve bunun üzerine de soru önergesi verdim. Ama ne yazık ki tabi bunlar Türkiye kamuoyunda özellikle akşamları televizyonlarda tartışılan konular değildir. Şimdi yeni bir usul, yeni bir adet gelmiş. AKP'yi iktidarı eleştirmenin bedelleri çok ağırdır. Hiçbir gazeteci, hiçbir televizyon Sözcü gazetesi gibi bağımsız, kısmen birçok gazetelerde var onlara da haksızlık yapmak istemiyorum. Onlar gibi bağımsız olmadığı için bu tartışmaları gündemde tutmak gibi bir durumları sözkonusu değil.

Mesela son yaşamış olduğumuz olayların en son Türkiye'deki dinlemeler biliyorsunuz ne zamanki Başbakan sorun haline getirdiyse tartışma konusu oldu. Yani Sayın Erdoğan sorun haline getirmeseydi yine o tartışmayacaktı. Sayın Erdoğan'da 17 Aralık ve 25 Aralık'ın intikamını almak için özellikle tartıştırdı. Elbette şunu altını çizerek söylüyorum hiç kimsenin dinlenmesini kabul etmiyorum. Yasadışı dinlemeleri kabul etmek mümkün değildir. Dünyanın hiçbir yerinde de bunu kabul etmek mümkün değil. Şimdi bu kadar stratejik bir ülkenin Ortadoğu coğrafyasının bakın bir tarafta Rusya'yla her ne kadar sorun gözükmüyor gibiyse de sorun yaşıyoruz. Onu biraz açmak istemiyorum.

İki; Ortadoğu coğrafyasındaki yani bütün komşularımızla İran, Irak, Suriye bütünüyle Mısır dahil hepsiyle sorun yaşıyoruz. Avrupa'yla sorun yaşıyoruz. Neredeyse Asya'daki birçok ülkeyle sorunlu hale gelmişiz. Böylesi sorunlu bir dönemde Türkiye Cumhuriyetini bir başka ülke dinliyor. Sonra iki ülke çıktı özellikle Almanya'yı anlatmak istiyorum. Almanya, Alman gazetesi bunu ilan etti çok enteresandır. Yani Türk gazeteleri cesaret edip bunu haber yapamadı. Kaldı ki, bu çok bir milli meseledir. Yani hani bir milli duruş diyorlar ya tam da burada milli duruş sergilenmesi lazım. Amerika'nın Almanya'yı dinlediği dönem ve kamuoyuna yansıdığı an Almanya'nın bütün televizyonları, bütün gazeteleri, bütün siyasi partileri sağda, solda, yeşilinde, komünistine demeden herkes müthiş bir duruş sergiledi. İşte onun adı milli duruştur. Hani herkes bir milli duruş falan arıyor ya. Neydi o milli duruş? Almanya'nın bunu kabul etmesi mümkün değildir. Alman Başbakanını hiç kimse dinleyemez ve Amerika bu Alman kamuoyunun bu tepkisinden dolayı dönüp Almanya'dan özür dilemek zorunda kaldı. Ve bu bizim manzara yani Türkiye'nin dinlendiğini Alman hükümeti kendisi kabul etti. Biliyorsunuz Amerika önce hayır haberimiz yok yani Almanya gibi net bir duruş da sergilemedi. Alman Başbakanı dedi ki biz dinliyoruz ama NATO ülkelerini dinlemiyoruz. Galiba Merkel Türkiye'nin bir NATO ülkesi olduğundan da haberi yokmuş. Haberi olmaz olur mu varda Türkiye'yi ciddiye almıyor. Ama daha acı olan Alman Dışişleri Bakanı Türkiye'dir dinlenir dedi. Bu çok onur kırıcı bir cümle. Bunu kabul etmek mümkün değil."

Gazeteci: "İkili oynuyor dedi. Başka yere başka türlü şey yapıyor, bize karşı"

Gürsel Tekin: "Tabi o detaylarını açmak istemiyorum. Yani bu cümlelerin karşısında iktidarın Alman televizyonunun haberine tahammül edemezken bir Dışişleri Bakanının bu cümlelerine tahammül etmesi mümkün değildir. Bunun arkasında neyin olup olmadığını doğrusu merak ediyoruz.

Bizim televizyonlarda, gazetelerde bu demecimiz maalesef haber bile olmadı. Ben bir Alman gazetesiyle konuştum onlarda çok geniş yer verdi. Ana muhalefet olarak bunu bizim kabul etmemiz mümkün değildir. Yani müttefik olan bir ülkeyi biz dinleriz ama bu dinlemede çok normaldir gibi bir bakanın cümlesini kabul etmemiz mümkün değil. Bu onur kırıcı bir cümledir. Bundan dolayı Türkiye'de derhal Alman Dışişleri Bakanı ve Almanya'nın Türkiye'den özür dilemesini bekliyoruz dedik. Sadece biz söyledik. Ama beklerdik ki iktidarıyla muhalefetiyle, gazetesiyle, televizyonuyla bu Türkiye'nin en önemli meseleleri konusunda bir milli duruş sergilesin. Maalesef bu tabloyu görmek mümkün değil. Daha bunun güncelliği, mürekkebi kurumazken İngiltere'yle Amerika'da dinliyormuş. Şimdi halen bu saate kadar dışişleri yetkililerinin bu meseleyle ilgili çıkıp Türkiye kamuoyunu tatmin edecek bir cümle kullanmış değil.

Şimdi hepimiz biliyoruz bu dinlemelerin Türkiye'nin başına nasıl sorunlar açacağını özellikle altını çizerek söylüyorum. Bizim yanı başımızdaki komşularımızla olan ilişkilerin o ilişkilerden dolayı oradaki yasadışı örgütlerle Türkiye'nin ilişkilerinin bunların tamamı acaba dinlendi mi? Bizim savcılarımızın hazırlamış olduğu fezlekelerde yardım adı altında giden silahlar belli örgütlere mi gitti? Bunlar mı dinlendi? Bir para trafiğimi dinlendi? Bu suskunluğu anlamakta zorluk çekiyoruz. Bütün bunlar belki bugün iktidar suskun kalabilir ama yarın Türkiye'ye çok ağır bir fatura çıkarılabilir. Bu konuda ben Türk kamuoyunun, basının, medyanın en azından bu meselelerden duyarlı olması lazım."

Gazeteci: "Almanya Dışişleri Bakanının söylemesi o şeylerin hepsi dinlendiği. O bizim Suriye sınırıyla Irak olaylarının hepsini onlar biliyorlar. Şimdi ellerinde belgeler var onların."

Gürsel Tekin: "İşte onu diyorum. Yani bu çok tehlikeli. Yani biz Türkiye gibi çok önemli bir ülkenin böyle uluslararası bir hani iktidarın bir deyimi vardı ya biz küresel ülke olduk. Küresel oyuncak haline getirirlerse Türkiye'nin imajını toplamak çok zordur. Belli ki iktidarın suskunluğunun arka planında bir şey var. Bu nedir doğrusu tam bizde kavrayabilmiş değiliz."

Gazeteci: "Suçlu çocuklar gibi."

Gürsel Tekin: "Kesinlikle. Yani hepiniz hatırlarsınız gezi parkı sürecinde bir Alman televizyonunun haberine tahammül edemeyen bir iktidarın böylesine ağır bir şey karşısında suskun kalması herhalde çok manidar bir şey olması gerekir diye düşünüyorum."

Gazeteci: "Peki hükümette kabine görev dağılımı yapıldı. Hem gelen isimlere, hem görev dağılımlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?"

Gürsel Tekin: "Şimdi tabi iktidar AKP dönemi sivil toplum örgütlerine, devletin kurumlarına, basına, medyaya ayar verdiği gibi kendi içinde de bir ayar verdi yani bakanlar kuruluna falan baktığımızda da. Tam bir tek parti dönemi otoritesi içerisinde işte kongre nasıl yapılır, aday kim olur, imzalar nasıl toplanır falan hepimizin işte Başbakanın sürekli böyle ağzına sakız etmiş olduğu tek parti dönemi var ya işte tek parti dönemi bugünkü AKP'nin uygulamalarıdır.

Şimdi buradaki manzaraya baktığımızda özellikle dış politika konusunda Türkiye'yi çok zor durumda bırakan Sayın Davutoğlu'nu tercih etmesi doğrusu çok şaşırtıcı. Yani çok önemli bir deyim var sorun yaratanlar sorunu çözemezler. Bütün bu sorunların mimarı Sayın Davutoğlu'dur. Yani Suriye meselesi, İran meselesi, Irak, Mısır. Hemen hemen Ortadoğu'daki bütün ülkelerle sorunumuzun mimarı Sayın Davutoğlu."

Gazeteci: "Obama'nın parmakla çağırdığı."

Gürsel Tekin: "Tabi o ayrı bir şey ama bütün bu sorunların karşısında Sayın Davutoğlu'nun tercih edilmesi Başbakanında yani şuandaki Cumhurbaşkanı, Eski Başbakanında kriteri şu olmuştu özelliklede o da kamuoyuna yansıdı. Birinci önceliği Türkiye'nin geleceği olmadığını çok net bir şekilde ifade etti. Dedi ki, kardeşim Sayın Davutoğlu paralel yapıyla mücadele ettiği için Başbakan oldu. Şimdi bu çok şaşırtıcı."

Gazeteci: "AKP'de böyle bir şey yok mu yani böyle bir başka adam yok mu?"

Gürsel Tekin: "Bilemiyorum. Demek ki kriterleri, ne kadar mücadele, hangi alanda mücadele. Öbür arkadaşları çok mücadele edememiş. Hatta bir kısım liste dışında kalanlar paralel yapıyla net bir şekilde mücadele edemediği için bunun dışında kaldı. Şimdi bir ülkenin geleceğini sadece iç meselelerinizin kavgası üzerine kurmaya çalışırsanız bu çok tehlikeli. Yani bu tercih bu olmamalı. Tam tersine yani şunu deseydi inandırıcı bir şey olurdu. Evet çok ciddi sorunlar yaşıyoruz dış politikada. Bu dış politikada yeni bir yol haritasıyla Sayın Davutoğlu bu çözümleri getirecek deseydi belki anlaşılır bir tarafı olurdu. Şimdi belli ki ne dış politikada yeni bir yol haritası var, ne de ekonomide yeni bir yol haritası var. Tamamen yol haritaları paralel yapıyla mücadele etmek üzerine kurulmuş. Ama paralel yapıyla mücadele etmek üzerine kurarsanız Türkiye'nin ekonomisini de çökertirsiniz, Türkiye'nin dış politikasında da çıkmazlara sokulduğu gibi daha çok ağır bedellerle karşı karşıya kalırsınız.

Elbette hukuksuzluk nerede varsa mücadele edilsin. Buna hiç itiraz yok. İster paralel, ister yandaş, ister yoldaş, ister kim olursa olsun. Ama bütün bunları rafa kaldırıp, hukuku yok sayıp, yargıyı yok sayıp işte sadece yolsuzlukla mücadele eden polisleri bugün cezalandırmak bunun bedeli çok ağır."

Gazeteci: "Bütün paralel yapı o polisler mi? Polisler nereden emir alıyor?"

Gürsel Tekin: "Polis, asker amirlerinden emir alır. Amirleri bakanlarından emir alır."

Gazeteci: "Amir nerede?"

Gürsel Tekin: "Demek ki doğrusu bu 12 yıldır biz ülkeyi AKP yönetiyor zannediyorduk AKP yönetmiyormuş yani bu net bir şekilde de o çıktı. Yani Başbakan kendisi de itiraf ediyor."

Gazeteci: "Bütün emniyetten polisler alınıyor. Yani görev yapmış polisler alınıyor. Polis birbirinden emir alıyor. O zaman nerede il müdürleri? İl müdüründen habersiz mi yaptılar bunları?"

Gürsel Tekin: "Kesinlikle. Bakın, hepimiz biliriz özellikle güvenlik konusunda gerek askeri, gerek polis güvenliği. Bir hiyerarşik yapı içerisinde gider. Yani hiçbir polis, hiçbir amir, hiçbir asker kendi inisiyatifini kullanmaz. Bütün bunlara baktığımızda eğer burada bir suç unsuru varsa dönemin İçişleri Bakanının soruşturmaya tabi tutulması lazım."

Gazeteci: "Artı birde Ergenekon'la Balyoz olayında bu polisler görev yaptı, bu polislere emir verildi."

Gürsel Tekin: "O zaman destan yazan polislerdi."

Gazeteci: "Şimdi 17 Aralık operasyonunu bu polisler yaptı diye şimdi suçlu oldular. O zaman ilk aldıkları görevde Ergenekon Balyoz'da destan yazan polisler şimdi vatan hainimi oldular?"

Gürsel Tekin: "Maalesef tamda iktidarın tarifi o noktada. Yani onu kendileri de itiraf etti. Biz bir iktidar düşünün yani CHP iktidar, Sayın Kılıçdaroğlu Başbakan aşağıda olup bitenlerden haberi yok. Sonra çıkıyoruz… Bu başka bir piar. Yani bütün bunlara baktığımızda bu iktidarın söylemleri bile iktidarı çökertmesi lazım. Bir başkasının bir şey söylemesine gerek yok. Çıktılar binlerce insanın mağduriyeti var özellikle Ergenekon Balyozda kendileri itiraf ettiler. Dediler ki kumpas kurulmuş. Kim kumpas kuruyor devletin kurumları. Devletin kurumlarını kim yönetiyor? İktidar. İktidarı kim? Sen. Yani bu itiraf bile başlı başına bir hukuki gerekçedir yani. Bu ülkenin savcılarının dava açması lazım. Yani bir itiraf üzerine dava açması lazım."

Gazeteci: "O zaman diyorlardı ki, o zaman Deniz Baykal CHP başkanıydı Deniz Baykal bunların avukatımı diyorlardı. Şimdi tersine döndü. Birde 25 Aralık operasyonu bitti. Yani dosya kapandı. Yani nasıl bir adalettir?"

Gürsel Tekin: "CHP eleştirilebilir. Elbette CHP tabu değildir. Biz her türlü eleştiriden de nasibimizi alırız. Eleştiriler bizi zenginleştirir hakaret olmadığı sürece. 2003 yılında özellikle 1 Mart tezkeresi döneminde gazetelerin tamamına bakarsanız maalesef acımasızca CHP eleştirilmiştir. Hayır dediği için 1 Mart tezkeresine.

Bakın, Sayın Baykal'ın çok önemli cümlelerini altını çizerek söylüyorum. Ortadoğu coğrafyası kanamalı bir coğrafyadır. Sakın ha 90 yıllık cumhuriyet tarihinin tamamına bakın bu kanamalı coğrafyada hep barıştan yana olmuştur. Burada bunun bir parçası olmayın. Bunun bir parçası olursanız hem Ortadoğu'yu paramparça edersiniz, hem de kendiniz çok ciddi Türkiye olarak zarar görürsünüz. Şimdi hiç kimse ya helal olsun bu CHP'nin öngörüsüne, yıllar önce söylediklerine bak şimdi Türkiye'nin geldiği noktaya. 2003 yılında söylüyor. Bugün baktığımız noktada ne? Bu noktada.

Hukuksuzlukla ilgili çok güzel bir cümle var. Adalet kutup yıldızı gibidir. Dünya döner o hep sabit yerinde kalır. Adaletle oynamayın, oynarsanız bir gün sizde bu tuzağa düşersiniz. Bu uyarıları CHP yapmış. Bunu yaptığı için Ergenekoncusun, Balyozcusun, darbecisin dediler. Şimdi geldiğimiz nokta ne?"

Gazeteci: "Şimdi bu polislerde darbeci oldu."

Gürsel Tekin: "Niye darbeci olsun? Mesela suçluyu yakalamak darbecilikse valla helal olsun o darbecilere. Yani ortada suç unsurları var, ortada belgeler, bilgiler var. Benim polisim hangi siyasal yapıda olup olmadığı beni çok ilgilendirmez. İster cemaatçi olsun, ister solcu, ister sağcı yasanın kendisine vermiş olduğu yetkiyi harfi harfiyen yerine getirmişse o polis kim olursa olsun CHP onun arkasında olur."

Gazeteci: "O zamanda onlar görev yapıyorlardı emir alıyorlardı. İçişleri Bakanı o zaman hepsinin haberi vardı."

Gürsel Tekin: "Olmaz olur mu?"

Gazeteci: "Paşaları evlerinden saat 5'te aldılar. Onlar vatan haini miydi?"

Gürsel Tekin: "İradenin yani hükmeden iradenin haberi olmadan bir ülkenin Genelkurmay Başkanı gözaltına alınabilir mi? Böyle bir şey mümkün mü, olabilir mi? Hatta daha ileri gidiyorum bütün bu operasyonların tamamı merkeze bildirilmeden hiçbir şey olmaz. Şimdi ne oluyor? Polisin görevi ne? Savcı bütün delileri toplar, delillerin üzerine polise talimat everir. Polisin ne suçu var? Polis bu yasa üzerine, bu talimat üzerine görevini yerine getirmek zorunda. Bunu suç unsuru olarak kabul edebilir misiniz? Polis gitmiş çocuklarınızın evinde para yakalamış bu polis suçlu. Savcıda suçlu. İşte yeni Türkiye dedikleri, özellikle iktidarın yeni Türkiye dediği her şeyin yasak yolsuzluğun serbest olduğu bir Türkiye demek istiyor. İşte yeni Türkiye. Biz bu yeni Türkiye'yi yıkmak istiyoruz. Demokrasinin, özgürlüğün, hukukun, insanların rahatlıkla kendisini ifade edebileceği Türkiye arayışımız var. Bu AKP'nin yeni Türkiye'sini tarihe gömmek istiyoruz."

Gazeteci: "Şimdi şöyle bir şey var. Tabi ki hep AKP, CHP birde MHP birbirleri öyle şey yapılıyor. İki taraf muhalefet bir tarafta iktidar partisi. Şimdi ben şey yapıyorum yani bugün CHP halkın karşısına çıkıp da benim ekonomi programım bu, ben bununla uğraşacağım, ben şey yapacağım. AKP'ye cevap vermese, muhatap almasa bence bu daha iyi değil mi? Yani halka ifade yani halka ben bunu yapacağım. Ben geldiğim zaman  ekonomide bunu yapacağım, ben zaman ekmeği bilmem kaç para yapacağım. Bu sözler verilse, bir de AKP'yle uğraşmasa CHP bence daha iyi değil mi?"

Gürsel Tekin: "Çok haklısınız. Şimdi bu tam tarif etmiş olduğunuz şey demokratik ülkeler için geçerli. Bir Almanya, bir İngiltere, bir Fransa için çok geçerli. Nedir bunun geçerliliği? Almanya'daki bir televizyon eğer Alman ekonomisini tartışmak istiyorsa iktidarıyla, muhalefetiyle bütün partileri toplar ve ekonomiyle ilgili onların düşüncelerini alır. Şimdi biz nerede konuşacağız? Bir kere bu imkanı AKP sınırlamış. Yani AKP'yle müzakere etme şansınız yok. Geçmiş dönemlerde biliyorsunuz bütün siyasi partilerin liderleri masa etrafında toplanırdı ve hayranlıkla izlerdik. Ben hatırladım rahmetlik Erbakan, rahmetlik Özal aynı zamanda siyasete bir mizahta getirirlerdi. Yurttaş olarak da bir maç seyreder gibi sizde ne yapardınız seyredersiniz evet kimin söylemleri daha inandırıcı. Şimdi bu olanaklar yok. Bu olanaklar olmadığı gibi CHP'nin 2010 yılında 41 tane projesi vardı. 41 tane projesinin tamamını bu haram medyanın gazetecileri televizyonlarda tartışıyordu. Nereden bulacaklar bu aile sigortasını, kaynağı ne. Kaynağı işte ayakkabı kutusu. Kaynağı Bilal'in kasası. Yani kaynak dediği bütçenin %1,5'u 7 milyon yurttaşa bütün sosyal devlette olması gereken. Biz yeni bir şey icat etmiş değiliz. Bugün bütün medeni ülkelerde sosyal devlette olması gereken aile sigortasını anlatamadık. Parayı nereden bulacaklar, şudur budur falan filan aradan bir türlü derdimizi anlatamadık."

Gazeteci: "Oralardan oy alacağını tahmin etmiyordunuz. Şimdi bunun önü nasıl kesilir? Bunlar zaten valiliklerde de oluyor bu. AKP kendi teşkilatını"

Gürsel Tekin: "Teşkilatla yapmıyor."

Gazeteci: "Nasıl yapıyor?"

Gürsel Tekin: "Devletle yapıyor şimdi. Devlette teşkilatı oldu şuanda. Mesela bu dönem seçimde hiçbir kaymakam, hiçbir vali izin alamadı. Bu sosyal yardımlar kamuoyunun bilmesi gerekir bu AKP'nin projesi değil. Bu proje rahmetlik Ecevit döneminde Sayın Hasan Gemici'nin projesidir. Yani bugün sağlık, yeşilkart vs. Ama bunun CHP bütün bu sosyal yardımları bir hukuki zemine oturtmak istiyor, bir anayasal hak haline getirmek istiyor. Ne demek kaymakam, kim kaymakam? Kaymakam dediğin benden maaş alan bir adam. Vali dediğin benim ödediğim vergilerle maaş alan bir adam. Belediye başkanı dediğin benim vergilerimle maaş alan bir adam bana lütuf edecek yok be kardeşim sen kimsin? Ben bu yurttaşın vatandaşıyım. 76 milyon yurttaş işsiz, yoksul, sefalet kim olursa olsun herkes vergi mükellefi. Şimdi bak bir yudum su içiyim vergi ödeyeceğim. Yoksul su içmiyor mu? Yoksul evine ekmek almıyor mu? Yoksul sigara almıyor mu? Tamamı vergi ödüyor. Dünyanın en ağır vergisini de maalesef bizim Türkiye'de ödüyor. Bu ödemiş olduğu vergilerde CHP diyor ki hani halktan alıp halka vereceğiz ya hak yolu. Halktan aldığımız vergilerle vatandaşa geçimini sağlayabilmesi için bunu aile sigortası dediğimiz sosyal devlette olması gereken bu projeyi mutlak mutlak yasal hale getireceğiz. Böyle iktidarların iki dudağı arasında insanların yaşamı olabilir mi? Böyle bir şey kabul edilebilir mi? Şimdi kaymakam çağırıyor bunların örnekleri var. Muhtara diyor ki, senin köyünde diyor geçen dönem az oy çıktı keseceğim. Örnekleri var."

Gazeteci: "Neyi kesecek?"

Gürsel Tekin: "Yardımları kesiyor. Elektrikleri kesildi, suyu kesildi. Örnek diyorsanız Niğde'nin Kömürlü köyü. Sadece Alevi köyü olduğu için o köy cezalandırıldı. Böyle bir baskıcı, ceberut bir devlet anlayışı oluşturuldu iktidarın denetimiyle. Bunu darmadağın edeceğiz. Hizmet eden devlet baskı kuran devlet değil. Aile sigortası geldiği zaman göreceksiniz ki her seçmenden bağımsız bir birey olacak ve"

Gazeteci: "Bunu halka bir ara anlattınız olmadı."

Gürsel Tekin: "Anlatacağız birebir gidip anlatacağız. Köy köy anlatacağız, kasaba kasaba anlatacağız. Çünkü sonuç itibariyle bu sadece CHP içinde. Niye ısrarla CHP oy versin? Ne hakkınız var. Yani sosyal devlette olması gereken hakkını verirken sen ısrarla ona CHP. Bırak kardeşim bağımsız kime canı istiyorsa ona oy versin. Siyasal tercihini rahatlıkla kendisi kullansın. Bunu vatandaşlarımızın net anlayabilmesi için bu nedir aile sigortası? Mesela şimdi bunu merak edenlerde olacak. 2,5 milyon Almanya'da yurttaşımız var. İşte birçok Avrupa ülkelerine baktığımızda ortalama 4 – 5 milyon yurttaşımız var. Bizim buradan Almanya'ya gitmiş, Alman değil bakın Almanya'ya gitmiş, orada işçi olmuş şuanda işsiz. Alman diyor ki hayır kardeşim sen bu ülkenin vatandaşısın. Sen iş bulana kadar ben devlet olarak sana bakmak zorundayım. Biz de onu kendi vatandaşımıza yapacağız. Almanların bizim vatandaşlara yaptığını biz Türkiye Cumhuriyeti olarak kendi vatandaşlarımıza yapacağız. Bu da bütçenin %2'sidir. Yani bu 17 Aralık – 25 Aralık'ta çalınan 87 milyar Euronun sadece 2 milyar eurosudur."

Gazeteci: "Bu resmi olarak mı?"

Gürsel Tekin: "Tabi yasal çerçeve."

Gazeteci: "Şimdi AKP'nin yaptığı?"

Gürsel Tekin: "Değiştireceğiz onu."

Gazeteci: "Gayri resmi mi?"

Gürsel Tekin: "Tabi gayri resmi."

Gazeteci: "10 milyon evlerine veriyor."

Gürsel Tekin: "Veriyor. Birde seçim dönemi özellikle işte seçim dönemi baskıcı. Buradan kurtaracağız. Gelişmiş ülkelerde olduğu gibi bir anayasal hak olan anayasal hak haline getireceğiz."

Gazeteci: "İnşallah başarırsınız."

Gürsel Tekin: "Kesinlikle başarılmayacak bir şey yok."

Gazeteci: "Bu 49 tane rehine uzun bir zaman geçti hiç aileleriyle falan temas ediyor musunuz? Durumları nedir?"

Gürsel Tekin: "İstiyorsanız hemen telefon açayım daha dün sabah konsolosumuzun babasıyla, annesiyle konuştum. Hemen hemen ortalama hafta olmasa da 15 günde bir konuşuyoruz. Büyük ızdırap çekiyorlar. Bayram günü aradım. Hani bunlar din iman dersi veriyorlar ya. Sayın Bülent Arınç aynı zamanda biliyorsunuz Bursa milletvekilidir. Konsolosumuzun babası, annesi Bursa'da yaşıyor. Bir bayramdır hadi gidemediniz işiniz yoğun bir telefon diye bir şey var. Size çocuklarının canını teslim etmiş bir anneyi, babayı arayıp da bir derdiniz var mı, bir kederiniz var mı diye sormuyorsunuz. Ama aynı gün çıkıyorsun kadınların nasıl davranıp davranamayacağını, nasıl gülüp gülmeyeceğine karar vereceksin. Hanım anamız 24 saat ağlıyor. Ey Sayın Bülent Arınç telefonu yoksa ara beni vereyim sana. Takip etmez olur muyuz? Çok yakinen takip ediyoruz."

Gazeteci: "Hükümet açıklama yapıyor diyor ki irtibatlarımız var."

Gürsel Tekin: "Bir gün aramamışlar. İstiyorsanız yanınızda arayalım."

Gazeteci: "Bunlarla görüşme yok değil mi çocuklarıyla görüşme yok?"

Gürsel Tekin: "Hayır hiçbir gün. İstiyorsanız canlı yayın olarak ben sizi buradan"

Gazeteci: "Hükümet şey yapıyor."

Gürsel Tekin: "Yalan söylüyor. Bir anne, bir baba yalan söyler mi? Ben ısrarla acaba bayram günü ertesi 3 – 4 gün sonra aradım bayramda arayan soran oldu mu? Hayır dedi hiç kimse. Bilgi veren var mı? Hayır, hiç kimse. Ben hatta dedim ki bir televizyon programına çıkıyordum. Amca dedim katılır mısın? Katılırım dedi. Sonra aradı beni; oğlum telefonumuzu dinliyor dedi. Çocuğun başına bir şey gelir diye konuşmam dedi.

Niye 49 tane rehin unutturuluyor? Kim rehin? Türkiye Cumhuriyeti rehindir. Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı, Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı, Türkiye Cumhuriyetinin iktidarı rehindir orada. Konsolosluk ya. Bakın karşıda Rus konsolosluğu var. Ne var orada? Rus bayrağı var. Orası nedir? Rusya'dır. Şimdi oraya giriyorsun, o bayrağı indiriyorsun, o vatandaşları alıp götürüyorsun. Almanya'da 5 tane vatandaşı rehin aldılar 24 saatte gitti aldı.

Şimdi devletin rehin alınmış buna da yasak getirmişsin kimse konuşmasın. Bunu bir sıradan rehin gibi görürsek hem içerideki o devleti adına görev yapan kardeşlerimize haksızlık yapmış oluruz. Hem de Türkiye'ye haksızlık yapmış oluruz. Türkiye Cumhuriyeti Işid tarafından rehin alınmıştır. Türkçesi budur.

İstiyorsanız ben size konsolosumuzun babasının, annesinin telefonunu veririm. Onlarla da konuşursunuz. Çok büyük acılar içinde. Düşünün bir anne, bir baba… Her şeyi gizleyin. Uçak düşer gizleyin. 53 tane adam şey olur gizleyin. 49 kişi rehin alınır gizleyin. Gizle gizle nereye kadar gizleyeceğiz. Biz gizliyoruz da elin ülkesi bak işte sizi afişe ediyor. İktidar bu kadar sessiz kaldığına göre benimde kaygılarım, kuşlarım var."

Gazeteci: "Kurultaydan sonra diyorsunuz bütün CHP sokaklara dökülecek."

Gürsel Tekin: "Kesinlikle. Bir seferberliktir. Sayın Genel Başkanımız çok sayıda milletvekili arkadaşımız zaten bu seferberlik içindeydiler. İnanın hemen hemen bütün arkadaşlarımız ama bu kez daha yaygın bir halde, örgütler, ahtapot gibi olacak örgütler. İçe dönük mücadeleye, içe dönük kavgaya tahammül etmemiz mümkün değildir. Onun görevi kendi arkadaşının paçasını çekmek değil. Onun görevi Türkiye'yi çok sıkıntılı bir sürece götürmüş, iktidarın karşısında mücadele edecek. Birbirimizi yersek ne olur? 30 yıldır birbirimizi yiyoruz. Yazık günah değil mi bize? Buna son vereceğiz."

Gazeteci: "Derin çatlak mı gerçekten bu? Çünkü öyle başlıklar atıldı. Nasıl değerlendiriyorsunuz bunu?"

Gürsel Tekin: "Vallahi bizim nerede çatlağımız var, nerede derinliğimiz var bilmiyorum. Ben 27 tane kurultay yaşamı bir insanım klasik, bildik CHP Kurultayıdır. Bu da oluyor. Önümüzdeki bu kongrede de Sayın Genel Başkanımız özellikle Türkiye'nin çok can alıcı üç meselesine değinecek. Bunun bir tanesi ekonomi. İki; dış politika. Üç; eğitim. Eğitimin geldiği duruma bakın."

Gazeteci: "Eğitimde şu; paran varsa çocuğunu özel okulda okutursun. Paran yoksa normal imam hatibe gidecek."

Gürsel Tekin: "Yani şimdi düşünün, çocuklarımızın tercihini bir anne baba olarak siz yapmayacaksınız Ankara'da oturan bir bürokrat sizin çocuğunuzun nerede ne okuyacağına karar verecek. Bu üç mesele Türkiye'nin, CHP'nin en önemli meselelerinden bir tanesi olacak.

Dün hem Başbakan Davutoğlu niye buna ihtiyaç duyduysa hem de Taner Yıldız CHP ile ilgili ağır eleştiriler oldu. Başbakan daha yeni geldin. Otur koltuğuna. Nefes al. Ondan sonra ne diyeceksen de. Alelacele Başbakanda modasını yerine getirmek için CHP ile meşgul oldu. Ama şu cümleler çok önemli cümleler, altı çizilecek çok önemli cümleler vardı. Fesat, fitneye izin vermeyeceğiz. Muhalefet gibi, CHP gibi olmayacağız. Ben şimdi dün gece gittim uyudum. Allah Allah, CHP'de kim kime ihanet etti? Hangi kardeş kardeşi sırtından vurdu görmedim?

Şimdi bunlara bakın. Sayın Gül'le Sayın Erdoğan kardeş değil miydi? Kardeşini bir gece yarısı yasayla by-pass etmedi mi? Kardeşi çıkıp CHP'ye çağrı yapmadı mı? CHP beni kurtar demedi mi? CHP Anayasa Mahkemesine gitmedi mi? CHP Anayasa Mahkemesine gitti ve siyasal süreçte önünü açtı.

Sayın Gül'ün eşi değil herhangi birimizin eşi mesela diyelim ki, Faik Beyin, benim ya da herhangi bir arkadaşımızın eşi Ya bu Kemal Kılıçdaroğlu'nun ekibi 28 Şubatta bize yaşatmadıklarını yaşattı deseydi herhalde bütün gazetelerin sürmanşeti olurdu. Çok ağır cümledir. Hanımefendinin kullandığı cümleye bakın; ne diyorsunuz siz? Siz 28 Şubata darbe demediniz mi? Bir darbeden daha kötü, daha zulümlü bir dönem yaşadık diyor. Kim diyor? Kardeşinizin eşi söylüyor.

Sayın Ali Babacan, çok önemli finans kuruluşlarının toplantısında dünyanın birçok finans kuruluşları bu 17 Aralıktaki bakanların yolsuzluk operasyonuyla ilgili Sayın Ali Babacan zavallı savunmaya da girecek durumda değil. Çünkü belgeleri bilgiler hepsini biliyorlar. Bu para trafiğini de takip etmişleri, biliyorlar. Bunun üzerine Sayın Ali Babacan oradan kurtulmanın bir tek yolu olarak önümüzdeki süreçte kapsamlı bir yolsuzluk yasası çıkmazsa ben oraya oturmam diyor. Hiçbir gazete yazdı mı bunu?

Sayın Cemil Çiçek, demokrasinin kıymetini bilin diyor. Şimdi öbür tarafta mesela birçok iktidar yetkililerinin kullanmış olduğu cümleler var. Bunların hepsi altı çizilecek cümleler. Şimdi sen nereden fesat, fitne arıyorsun. Fesatta sizin içinizde, fitnede sizin içinizde, siz birbirinize tuzak kuruyorsunuz sonra bu tuzağı CHP'ye bulaştırmak istiyorsunuz.

CHP dediğiniz perdesi ev gibidir. Demokrasilerde de öyle olması gerekiyor. Öyle kapalı devreyle, birbirinizi yiyeceksiniz, sonra birbirinize, başkalarına fatura keseceksiniz"

Gazeteci: "AKP bu oyunlara CHP'yi sokmak istiyor"

Gürsel Tekin: "Biz girmiyoruz ama bir Başbakanın fesat fitne demesi. Fesat fitneyi kendi içinizde arayın."

Gazeteci: "Onun taktiği bu. Halkı o şekilde inandırıyor."

Gürsel Tekin: "Sayın Bülent Arınç'ın söylediği cümleler yenilir, yutulur cümleler değil."

Gazeteci: "Değil ama Bülent Arınç'ta elinden bazı yetkiler alındı. Gene o koltukta oturuyor."

Gürsel Tekin: "O bizi çok ilgilendirmez ama tabi bizi ilgilendiren önce Türkiye'nin geleceğidir. Türkiye'nin geleceğiyle ilgili CHP olarak çok ciddi hazırlıklarımız var. Bugünün hazırlıkları değil. Sayın Genel Başkanımız yerel seçim biter bitmez hem yeni ekonomiyle ilgili hem demokrasiyle ilgili, hukuk devletiyle ilgili çok ciddi çalışmalar yaptırdı. Ben bunu işte bu cumhurbaşkanlığı seçimi bittikten sonra kamuoyuyla paylaşalım uğraşı içindeydi. Kurultay oldu, hayırlısı olsun. Kurultaydan sonra da belki kurultayda ana başlıklarıyla paylaşacak. Ama Türkiye'de gerçekten 76 milyonun beklentisine cevap verebilecek çok önemli projeler var."

Gazeteci: "Kurultayla ilgili Bakan Taner Yıldız'ın ilginç bir göndermesi oldu; sandalyeleri sabitlesinler… Sandalyeler mi uçuşacak? Bakan sizce bunu nereden çıkardı veya neden böyle bir yorum yapma ihtiyacı duydu?"

Gürsel Tekin: "Biz devlet partisi değiliz. Bir devlet düzeni, AKP'nin kongresine gittim. AKP'nin kongresiyle ilgili çok yorum yapmak istemiyorum. Sonuç itibariyle bir misafir olarak gittiğim için. Yoksa bir roman yazarım kongreyle ilgili. O cümlelere girmek istemiyorum. CHP kültürünü almış hiç kimsenin sandalyeye elini atması mümkün değildir. Ama CHP'de demokrasi işleyecektir. Herkes özgürce düşüncesini ifade edecektir.biz bir devlet partisi değiliz halkın partisiyiz."

Gazeteci: "Bakan bunu sizce neye dayanarak söylüyor? İlginç bir benzetme gibi geldi bana. Sanki bir şey bilip de söylemek gibi."

Gürsel Tekin: "Özellikle Gezi Parkı daha sonraki birçok olaylarda devletin kurumlarında iktidarın kullanmış olduğu sosyal medya dahil. Sosyal medyada biliyorsunuz bir gazete manşetinde belgeleriyle de koydu. Yani özellikle Başbakanlıkta bazı kirli oyunların nasıl planlandığını. Ama çantacılarla ilgili önlememizi almışız. Yani nasıl trafoya kediler girmişti ya. CHP kongresine ne kediler ne de çantacılar giremeyecek. Benim ne demek istediğimi Sayın Taner Yıldız anlar."

Gazeteci: "Bu kurultay farklı bir kurultay olacak. İlk defa Kemal Beye rakip çıkacak. Yıllardır CHP'de çalışan bir insansın. Bu kurultay CHP'de ne değiştirecek?"

Gürsel Tekin: "Sayın Genel Başkanımızla 2009 yılından itibaren beraber çalışıyoruz. Kendisinin partiyi kırmadan dökmeden Türkiye'nin ihtiyaçları konusunda çok önemli projeleri vardı. Zaman zaman çok sekteye uğradı. Örneğin, çok önemli projeler açıklanırken bir arkadaşımızın aykırı bir açıklaması o bütün projeleri ortadan kaldırıyor. Uyarılara rağmen, bütün ikazlara rağmen arkadaşlarımız kurumsal kimliğe çok zarar verdiler. Sayın Genel Başkanımızın kendi içinde demokrasiyi sınırsız işlettiğini herkesin bilmesi gerekiyor. Aslında bir kısım insanların kızgınlığı sen de niye Tayyip Erdoğan gibi davranmıyorsun. Onun da altını çizerek söyleyeyim. Muhalefet edenler dahil olmak üzere.

Partilerde, CHP'de gelenektir, kültürdür. Elbette bu kurultaylar, kongreler olacaktır. Sayın Kılıçdaroğlu'yla ilgili çok önemli birkaç şey söylemek istiyorum. Tabi belki okuyunca kızabilir ama aslında CHP'nin bütün liderleri için geçerli olan bir kavramdır. Çok merak edenler hani bu CHP, CHP diyor ya gerçekten bir derin CHP var yani. O derin CHP'yle de çok gurur duyuyorum. Mustafa Kemal Atatürk Türkiye'yi kuruyor düşünebiliyor musunuz? Kendisine Türkiye'nin yarısını servet edinebilirdi. Ankara'da bir tane arsasını satıyor, İş Bankasına hisse olarak atıyor. İş Bankasını kurmalarının temel amacı daha çok esnafa, sanayiciye kredi sağlasın diye. Kendisine servet edinmiyor. İsmet Paşa dönemin tek şefi biliyorsunuz. İsmet Paşa döneminde düşünün İstanbul elinde. İki boğazın yarısını istediği zaman çocuklarına tapu edebilecek imkanları var. Antalya'da İsmet Paşa'ya bir tane o dönemin ağası çok da sever İsmet Paşa'yı 100 dönüm arsa bağışlıyor. Ertesi gün İsmet Paşa o arsayı alıyor devletin vakfına bağışlıyor. Bağış alan son dönemlerdeki Başbakanlarımızın yaptığını hepiniz biliyorsunuz. Sayın Ecevit'i anlatmama gerek var mı? Sayın Ecevit'in eğer isterseniz bir gün evine gittiğinizde o mütevazi yaşamın nasıl olduğunu görürsünüz. Sayın Altan Öymen. Sayın Hikmet Çetin. Sayın Deniz Baykal ve Sayın Kılıçdaroğlu. Hepsinin bir ortak özelliği var. Farklı bir şeyleri olabilir. Ama hepsinin ortak özelliği çok dürüst.

CHP böyle bir partidir. Hepimiz bilerek bunu görmeliyiz. Ondan dolayıdır CHP çok eleştirilir, çok partili sisteme geçtiğimiz tarihten bu yana Türkiye'de 400 tane siyasi parti kurulmuştur. Ama aralıksız darbe dönemleri hariç aralıksız yaşamını sürdüren tek partidir CHP. O da ne? Dürüstlükten. Hani bu din-iman edebiyatı yapanlar var ya. Şimdi ben din dersi almadım. Ama elhamdülillah din terbiyesi aldım. Haram, hak, hukuk, yalan bunlar bizim vazgeçilmez temel öğretilerimizdi. Sabah annem bir şey söylerdi, rahmetlik babam bir şey söylerdi ve öyle öğrenirdik.

Şimdi bütün bunlara baktığımızda hak, hukuk, Allah, kuran tam da CHP'nin yöneticilerine uygun. Hiçbir tanesi elini harama bulaştırmamış. Aslında Sayın Kılıçdaroğlu öğrenmek için AKP'lilerden öğrenmek lazım. Yani kendi mesai arkadaşlarından. Biliyorsunuz Türkiye'de gerçekten hesap uzmanlığı konusunda bir numaradır. Rahmetli Özal bütün bütçe görüşmelerinden önce Sayın Kılıdaroğlu'na gönderirmiş bir; gözden geçirsin diye. İki; Teftiş Kurulu Başkanı aynı zamanda AKP milletvekili sorabilirsiniz. Kendisinin bana ifadesi. Kitap yazıyorum, kitabımın 25 sayfasını Sayın Kılıçdaroğlu'na ayırdım. Bürokrasi yaşamımda ilk kez bu kadar düzenli, bu kadar dürüst bir adam gördüm.

Birçok iktidarın, dönemlerin mağduriyeti oldu Sayın Genel Başkanımız sonra Sayın Genel Başkan emekli oluyor. Emekli olduktan sonra burası çok önemli, ilk kez sizlerle paylaşıyorum. Bu son dönemlerde bu kadar mezhep çatışmalarının, Müslüman coğrafyasındaki bu sorunların üstesinden gelebileceği düşüncesiyle Ekmel Beyi tercih etmişti. Ekmel Beyi Türkiye keşke kaybetmeseydi. Sadece Türkiye kaybetmedi aynı zamanda Ekmel Beyin kaybedişi Müslüman coğrafyasında da büyük bir kayıp oldu. Çünkü sorunu yaratanlar sorunu çözemezler."

Gazeteci: "CHP'nin bundan sonraki şeyi yepyeni bir kadro mu? Slogan ne?"

Gürsel Tekin: "Slogan daha çok birlik, bütünlük, kardeşlik. Yani CHP'deki birlik, bütünlük değil Türkiye'deki birlik, bütünlük, kardeşlik. Gerçekten Türkiye'de çok ciddi ayrışmalar söz konusu. Bugün belki görmüyor olabilirsiniz. Bir coğrafyayı gezdiğinizde, Türkiye coğrafyasında nasıl ayrıştığımızı, nasıl mahallelerin gettolaştığını, Alevi, Sünni çatışmasının, Suriye'den gelen yurttaşlarımızla buradaki yurttaşlarımızın arasındaki çatışmaların, doğu ve güneydoğudaki sorunların çok had safhaya geldiğini hepimizin görmesi lazım. Bütün bunların yeniden inşa edilmesi lazım. Bunun adresi mazlumların limanı olacak CHP. Hangi siyasal düşüncede olursa olsun CHP herkesin bütün mazlumların imanı olacaktır."

Gazeteci: "Sarıgül var mı?"

Gürsel Tekin: "Sayın Sarıgül bugün galiba bir açıklama yapmış. Aday olmayacağını ifade etmiş."

Gazeteci: "Muharrem İnce de diğer muhalif kanat için ne dersiniz?"

Gürsel Tekin: "Onlarda bizim ailemizin birer parçalarıdır. 4 yıldır Muharrem arkadaşımızla çalışıyoruz. Son derece birbirimizi seven, saygılı olan insanlarız. Muharrem Bey CHP kültüründen gelen bir insandır. O konuda bir kısım arkadaşlarımı da ayrı tutmak istiyorum.

Şu haksızlığı da yapmak istemiyoruz. Ama Sayın Kııçdaroğlu'da partiyi %30'larda almadı. Yani bu eleştiriyi yapan arkadaşlarımın da insafsızlık yapmaması lazım. Makul olmasa da ciddi bir artış var. Ama bu asla bizi tatmin eden bir artış değildir. Tabi ki bunun tek şeyi iktidar olmaktır. Sayın Kılıçdaroğlu'da iktidar olmak için inanın çok ciddi çaba sarf ediyor. Tatili yok, gecesi yok, gündüzü yok, evi yok, barkı yok. Bu kadar çalışıyor. Her şeyin bir hakkını vermemiz lazım. Eksikler yok mu? Elbette eksikler var. Bu kurultayda bu eksiklerin önemli bir kısmının giderileceği inancı içindeyim."

Gazeteci: "Çok teşekkürler."

Anahtar Kelimeler
    Perşembe, 04 Eylül 2014 17:17

Bağlantılı Konular