Yıldırım: "Ben yeni süreçte Alo Davutoğlu hattı açıldı diye görüyorum"

CHP Genel Başkan yardımcısı Emel Yıldırım Halk Tv'nin canlı yayını “Güne Başlarken” de soruları yanıtladı.

Sunucu: "Gündemdeki gelişmeleri CHP'nin Genel Başkan Yardımcılarından Emel Yıldırım'la konuşacağız. Hoşgeldiniz."

Emel Yıldırım: "Hoşbulduk."

Sunucu: "Şimdi gündeme bakınca diğer gazetelerde yoğunluklu olarak bu dinleme gündeme getirildiği, Almanya'dan sonra Amerika'nın da, İngiltere'nin de Türkiye'yi takip ettiği haberlerine baktık. Beni en çok güldüren başlıklardan birisi Star'daydı onu belirtmeden geçemeyeceğim. Türkiye'yi o kadar önemli ki herkes dinliyor gibi bir vurgu yapmış. Herkes merak ediyor demiş. Aman ne güzel biz çok merak edilen bir ülkeyiz vurgusunu ben aldım oradan.

Kabineyi nasıl buldunuz buradan başlayalım."

Emel Yıldırım: "Kabineyi ben bir seçim kabinesi gibi gördüm. Çok fazla değişiklik yok zaten 4 bakan değişti malum. Mümkün olduğunca bir denge tutturmaya çalışmışlar. Yani bir problem olmasın Abdullah Gül'ün ayrılmasıyla birlikte, Abdullah Gül'ün daha doğrusu devre dışı bırakılmasıyla birlikte kendi parti bütünlükleri içinde bir problem yaşanmaması için Ali Babacan ve Bülent Arınç içerde tutulmuş diye gördüm. Ama ne olursa olsun sonuçta yine Erdoğan'ın kabinesidir ve ben yeni süreçte Alo Davutoğlu hattı açıldı diye görüyorum. Bundan sonra artık az önce okuduğunuz gibi hükümet programından diğer çalışmalara kadar her konuda Tayyip Erdoğan'ın müdahil olacağı açık. Zaten anayasayı çiğneye çiğneye geldiği makamda esas hedefleri yarı başkanlık sistemi ya da bir partili Cumhurbaşkanlığı sistemi olduğuna göre bu çerçevede bir yapıyı sürdürmeye çalışacaklar. Tayyip Erdoğan yerinde durduğu sürece anayasada tanımı olan Cumhurbaşkanlığı görevini ifa ettiği sürece tabi ki bir sorun olmayacaktır ama ben böyle bir ihtimal hiç görmüyorum. Geliş süreci bile son derece problemli. Biliyorsunuz 13 gün boyunca anayasayı çiğneye çiğneye çiğneye Cumhurbaşkanlığı makamına oturdu. Hükümet programına müdahalesinden de belli. Sonuçta değişen bir şey yok. Ama bizim muhatabımız öncelikle hükümettir CHP olarak. Karıştığı ölçüde de elbette Tayyip Erdoğan'a da gereken cevap verilecektir."

Sunucu: "Hükümet programına müdahale edilişi eğer Taraf'ın haberi bugün doğru çıkarsa bir gerçeği ortaya koyuyor. Sizin de söylediğiniz gibi bir Erdoğan kabinesiyle karşı karşıyayız demektir oluyor galiba."

Emel Yıldırım: "Aynen öyle. Zaten Davutoğlu'nun biliyorsunuz seçilmesine kadar her şey tek kişi tarafından belirlendi. Onlar tabi bütün bunları yaptığımız istişareler, görüşmeler vs. gibi çeşitli tanımlar ya da kalıplar arasına sıkıştırmaya çalışıyorlar ya da perdelemeye çalışıyorlar ama günler öncesinden Davutoğlu'nun olacağı belliydi. Kendi içlerindeki problemleri kapatmanın yolu olarak da zaten hani televizyonlarda biliyorsunuz çok büyük bir algı operasyonları da yürütülüyor. Sanki her şey güllük gülistanlık, her şey normal gidiyormuş gibi. Davutoğlu'yla gitmeyi tercih etti. Görünen o ki en güvendiği, kendisine en sadık bulduğu kişi Davutoğlu."

Sunucu: "Yani şöyle yorumlayabiliriz herhalde. Arınç ve Babacan'ın kalışı zaten hani biri iş dünyası öbürü de partide son derece güçlü ve Gül'e destek verdiği de açık görünen Arınç. Kavga çıkarmadan seçime gitmek gibi mi algılayalım?"

Emel Yıldırım: "2015 seçimleri önemli. Belki daha önce bir erken seçimde olası. Mümkün olduğunca o süreci sorunsuz geçirmek istiyorlar gibi geliyor. Yani mümkün olduğunca dengeleri tutup en iyi oyu almak gibi hedefleri olacaktır doğal olarak. Ama ben bu yapının da çok gideceğini düşünmüyorum. Aslında onlar tabi ne yaparlarsa yapsınlar, nasıl bir çalışma yürütülürlerse yürütsünler bizi çok da ilgilendirmiyor. Biz CHP olarak kendi yolumuza bakıyoruz. O onların artık kendi içişleridir diye düşünüyoruz."

Sunucu: "Bu haftanın takviminde zaten hükümetle ilgili bir takvim var. TBMM olağanüstü toplanacak bugün. AKP'nin grubu da var. Davutoğlu ilk kez grup toplantısı yapıyor."

Emel Yıldırım: "Hükümet programı okunacak. Hükümet programına ilişkin ben iki şey okumuştum. İki noktaya, iki temelden yola çıktıklarını söylüyorlar. Bir tanesi katılımcı demokrasi, diğeri hukukun üstünlüğü. Hakikaten çok güldüm okuduğumda. Katılımcı demokrasiyi çünkü biz gezi olaylarında gördük ne kadar benimsediklerini. İnsanlar bir kente, bir parka sahip çıkmaya çalışırken başlarına gelenler ve bir savaş yaşandı. Bütün Türkiye'ye dağılan bir isyan yaşandı. Katılımcı demokrasiden herhalde bunu anlıyorlar kendileri. Katmamayı yani.

Hukukun üstünlüğü meselesi, ikisine vurgu yaptıkları için söylüyorum. Zaten hukukun üstünlüğü de üstünlerin hukuksuzluğuna döndüğü çok açık. Onu da Bilal Erdoğan'ın ifade vermesi sürecinde nasıl anladıklarının en somut göstergelerinden biridir ki zaten hukukun üstünlüğü her gün çiğneniyor dediğim gibi. Yani hükümet programı bence bir göz boyamadan başka bir şey değil."

Sunucu: "Okunacak, bugün göreceğiz ve merak edilen konuyu da o göz boyamanın ötesinde emanetçilik konusu netleşir bugün 14.00'de meclis açıldığında. Eğer müdahale Taraf'ın söylediği haber doğru çıkarsa, o müdahale doğru çıkarsa bu emanetçilik konusu da artık bir algı olarak yerleşecek bir durum olacaktır. Bir gerçeklik payı olacaktır.

Diğer konuya geçelim. Bugün adli yıl açılışı var. Az sonra adli yıl açılışına Genelkurmay Başkanı, kabineden hiç kimse ve Cumhurbaşkanının katılmadığı 70 yıllık teamülün gerçekleşmeyeceği bir şekilde bir krizle açılıyor. Ne diyelim? Hayırlı olsun elbette yeni adli yıl ama yargıda olanı nasıl tarif edelim?"

Emel Yıldırım: "Aslında tabi şuan çok acıklı bir durum var. Öncelikle bir defa bugün 1 Eylül Dünya Barış günü. Ben herkesin dünya barış gününü kutluyorum. Atatürk'ün önemini bir kez daha burada görüyoruz. Yurtta barış, dünyada barış diyen. Şimdi barış gününde konuştuğumuz konulara bakın. Daha haftanın ilk günü hükümet programı, oradaki kavga, gürültü. Şimdi adli yılın açılışı. Adli yılın açılında yaşanacak olan gerginlikler. Emanetçi olmama meselesinin zaten en açık göstergelerinden biri. Daha dakika bir gol bir Tayyip Erdoğan katılmıyor. Davutoğlu niye katılmıyor hiç anlaşılır gibi değil. Yani ülke açısından, hukukun üstünlüğü açısından, kuvvetler ayrılığı prensibinin tümüyle yok edilmesi açısından çok vahim görüyorum aslında tabloyu. Tayyip Erdoğan'ın geçmişte Feyzioğlu'yla yaşadığı polemik nedeniyle artık Cumhurbaşkanlığı mertebesine gelmiş bir insanın yasalarda yeri olmasına rağmen sırf bu gerekçeyle katılmaması olacak iş değil.

İkincisi, Tayyip Erdoğan katılmıyor diye Başbakanın, ilgili bakanın, diğerlerinin katılmaması zaten kendi aralarındaki vesayeti ortaya koyuyor, emanetçiliği ortaya koyuyor. Onlar Tayyip Erdoğan katılmayınca bizde katılmayacağız oluyor. Katılamıyoruz oluyor. Belki de korktukları için katılamıyorlar. Genelkurmay Başkanında bir bahaneyle katılmaması demek ki göze alamıyor. Yani bir dikta rejiminin en somut göstergelerini bugün yaşıyoruz."

Sunucu: "Bu törenin durumu dikta rejiminin göstergesi diyorsunuz."

Emel Yıldırım: "Aynen öyle. Yani Tayyip Erdoğan katılmıyor diye geçmişte Feyzioğlu'nun Barolar Birliği Başkanının eleştirilerine tahammül edemediği için orada bir polemik yaşadığı için ve bu sebeple katılmadığı için devletin diğer kademelerinin yasalarda yer almasına rağmen yani en önemli günde böyle bir toplantıya katılmıyor olmaları, açılış gününe katılmıyor olmaları hukuka verdikleri değeri zaten gösteriyor. Hukuku yok sayıyorlar dolayısıyla tam bir diktatöryal yapıyı gösteren bir somut örnektir bu."

Sunucu: "Oradaki fotoğrafı ben bir hatırlatmak istiyorum o törende Feyzioğlu'nun cümleleri, eleştirileri. Yargı adli yıl açılışında böyle törenlerde yargı mensuplarının hükümete tepkisini, eleştirilerini, kendi sistemlerinde yaşadıkları sorunları aktarışını hep gördük. Bu vesileyle yargı yasama ve yürütmeye mesajlarını veriyor. Şimdi böyle bir temayül vardı. O eleştiriler sıralanırken bir anda Başbakan ayağa kalktı ve tartışmaya girdi dinleme tahammülü gösteremeyerek tartışmaya girdi o gün ve ardından da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yatıştırmaya çalışırken ona rağmen devam etti bu polemik ve ardından da hadi deyip Cumhurbaşkanı Gül'de peşine takılmak üzere Genelkurmay Başkanı da peşine takılmak üzere salondan çıktılar. Yani bu da Türkiye'nin gördüğü bir şey değildi. Genelkurmay Başkanının duruşu, Cumhurbaşkanının, Başbakanın arkasından böyle gidişi. Bunlarda Türkiye'deki o kuvvetler ayrımında bir sıkıntı olduğunu gösteriyor sanki."

Emel Yıldırım: "Aslında her konuda sıkıntı olduğunu gösteriyor. Bir defa demokrasi anlayışının gelişmemiş olduğunu gösteriyor. Eleştiriye tahammül olmadığını gösteriyor. Hukuka zaten saygının olmadığını gösteriyor. Demokrasi kültüründen nasibini almayan insanlar böyle tavırlar koyabiliyorlar. Yani aslında o kadar vahim ki neresinden tutsanız elinde kalır bir durum var orada o gün özellikle. Geçmiş yıllarda da biliyorsunuz hep adli yıl açılışlarında bu tür konuşmalar yapılmıştır. Siyaset eleştirilmiştir. Bunlarda aslında toplumda kuvvetler ayrılığı dediğimiz prensibin bir gereğidir. Bütün kurumlar birbirlerini dengeler, eleştirir ve belli bir ayar sağlanır. Kimse kimsenin üstünde değildir. Ama şimdi bugünler unutuldu, normal günler yaşamıyoruz bunun altını çizmek lazım. Şimdi baktığımızda yine televizyonlarda yandaş medyada, bütün televizyonlarda o günde tartışılırken ve sonrası tartışılırken AKP'nin akademisyenleri, AKP'nin gazetecileri şöyle şeyler filan söylüyorlar. Artık bundan sonra bir düzene girecek."

Sunucu: "Yargı vesayeti kalktı gibi."

Emel Yıldırım: "Hayır düzene girecek kelimesi çok önemli. Yani bir daha diyorlar Fevzioğlu'nun çıkışı gibi konuşmalar olmayacak. Artık bundan sonra her şey düzene girecek."

Sunucu: "Tek ses."

Emel Yıldırım: "Aynen. Yani düzenden kasıt bundan sonra her şey merkezin söylediği gibi onun çerçevesinde biçimlenecek ve öyle konuşulacak. Aykırı ses, farklı ses ya da aksi ses çıkmayacak manasında cümleler kuruluyor. Tabi aslında geldiğimiz noktada benim gördüğüm bir güce tapınma hali yaşanıyor. Yani bir güce biat, gücün etrafında öbeklenme, bir gücün yarattığı korku. Böyle acayip bir toplumsal psikolojiye girildi. Toplumsal demeyim ama daha çok da medyada ve güç odaklarında, belli noktalarda ülke yönetiminde bir güce biat meselesi artık esas mesele haline gelmeye başladı. Ama şunun unutulmaması gerektiğini düşünüyorum. İktidara yakın noktalar, iktidara yakın odaklar ya da medyadaki kendine köşe yazarı diyen, gazeteci diyen, akademisyen ya da araştırmacı diyen algı operasyonlarında kullanılan insanlarında yaymaya çalıştığı bu. Güç iklimini artık halk aslında amiyane tabirle yemiyor. Gezi olayları bunun en güzel örneği olmuştur. O yaymak istedikleri korku imparatorluğu ya da güç ikliminin ilk kırılma noktası gezi olaylarıdır. Bundan sonrada istedikleri kadar kendi ortamlarında, kendi havalarında televizyonlar kanallarıyla ya da basın kanalıyla bazı gücün getirdiği iklimi yaymaya çalışsalar da bu halk o duvarı aşalı çok oldu. Gezi olaylarından sonra artık başka bir toplum var burada.

Dolayısıyla ben gelecekten umutluyum. Bunlar ne yaparlarsa yapsınlar kendi korkularında boğulacaklar o çok açık bana göre."

Sunucu: "Şöyle yorumlayabilir miyiz acaba? Şimdi her ne kadar yerel seçimler geçti, Cumhurbaşkanlığı seçimleri geçti, bir umutsuzluk havası yayıldı topluma ama şöyle herhalde bakmak gerekiyor diye düşünüyorum. Şimdi Cumhurbaşkanlığı seçimleri Erdoğan'ın en güçlü girdiği aslında mantıken seçimler. Çünkü orada bir duygusal durumda var bir vefada var. Hani bunca yıl sonra köşke taşıma duygusu AKP kanadında var idi. Bunu bir tespit olarak bir yere koyduğumuzda çıka çıka çıplak rakam diye baktığımız zaman %38 gibi bir rakam görüyoruz. Şimdi bu bütün en tepedeki bir vurguyla bundan sonra o kadar tepede olmayacağını varsayarak bu auraya rağmen çıka çıka %38'e çıktı. Bu da büyük bir rakamdır ona bir şey söylemiyorum. Ona oy veren insanlarında oylarına saygı duyuyorum. Onunla bir hesapta değilim. Sadece şunu anlamaya çalışıyorum bunca baskılamaya karşın yapılabilen bu oldu. Buda demektir ki bir düşüş var galiba."

Emel Yıldırım: "2011 seçimlerinden sonra son yerel seçimlerde biliyorsunuz onların oy oranları %43'e düştü. En yüksek oy oranın1 2011'de elde ettiler. Yine bir not düşmek için 2011'de bile referandumu götürecek milletvekili sayısını elde edememişlerdi bir defa onu bir yazalım. 2011'den buyana AKP'nin oylarında düşüş var. Şimdi Cumhurbaşkanlığı seçiminde bir oy kaybı olmadı AKP'de. Aynı yerde duruyor yani 6 puan düştüler ve orada kaldılar. Ama Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarına gelirsek ülkede ilk defa 4'te 1 insan oy kullanmadı. Oy verenlerin 4'te 1'i seçimlerde oyunu kullanmadı. Dediğiniz gibi Türkiye toplumunun %38'inin oylarıyla seçildi. Bu da 20 milyon kişiye tekabül ediyor. Yani 77 milyonun 20 milyonuyla seçildi. Aynı şekilde medyasıyla, devlet olanaklarıyla, parayla, pulla, tankla, tüfekle, polisiyle, askeriyle alabildikleri maksimum oy bu oldu.

Yani şunu söylemeye çalışıyorum. 2011'den buyana AKP'nin oylarında ciddi bir düşüş var esasında. Bu düşüş daha da gidecek. Aslında bütün panikte buradan kaynaklanıyor."

Sunucu: "Tek ses olması arzusu buradan kaynaklanıyor. Muhalif hiçbir sese tahammül olmaması."

Emel Yıldırım: "Şimdi bir taraftan da şöyle bir durum var tabi. Yani Tayyip Erdoğan iktidara mahkum. İktidardan düştüğü an yüce divana gideceğini biliyor. Bütün dosyaların ortaya çıkacağını biliyor. Zaten o dosyalar biliyorsunuz şuan Almanya'nın elinde belli ki dinlemelerden çıkmış onları da ayrı bir başlık içinde konuşuruz ama. Almanya'da biliyor, etrafımızda olup bitenler yani yolsuzluk dosyaları, yolsuzluk tapeleri 17 Aralık, 25 Aralık olayları. Sonuçta baktığımızda bir şekilde iktidardan düşerse yüce divana gideceği kesin. Hukuk çiğnemeleri ihlalleri yani suç çok büyük. Normalinde yine unuttuğumuz şeyleri hatırlatmak için söylüyorum demokrasilerde nedir bir parti iktidara gelir, bir müddet sonra seçim olduğunda iktidardan düşebilir, koalisyon olabilir. Bundan daha normal bir şey yok. Ama bunlar beyaz kefen giydik deyip olayı bir ölüm kalım meselesine getirdiler. Bu kadar ölüm kalım meselesi haline getirmek zaten iktidarda olmayı demokrasinin ruhuna aykırı bir şey. Yani parti kazanır, kaybeder bu demokrasi içinde gayet olağan, gayet normal süreçlerdir."

Sunucu: "Orada bir algı operasyonu var galiba yolsuzlukları örtmek bağlamında."

Emel Yıldırım: "Hayır koalisyona bile tahammülleri yok. Çünkü koalisyon olduğu zaman hangi bakanlığın kimin elinde olacağı belli değil. Hangi dosyaların nereden çıkacağı belli değil. O kadar korkuyorlar ki aslında halka yaymaya çalıştıkları korkudan katbekat fazlası kendileri korkuyorlar. Çünkü yaptıkları suçu biliyorlar, suçlarının farkındalar. Bu suçların ortaya çıkmasından korkuyorlar, iktidardan düşmekten korkuyorlar. Hepsinin ileride kendilerine yani iktidardan düştüklerinde yüce divana götürüleceğini de biliyorlar. Bu sefer ne oluyor? İktidardan düşmemek için ama bir taraftan da oylar düşüyor. Oylar düştükçe baskıyı artırıyorlar. Baskıyı artırdıkça oylar düşüyor. Tabi bu arada gezi olaylarında bütün ezberler bozuldu. Zannettiler ki toplum suspus, ne kadar baskı uygularsak uygulayalım ses çıkmıyor, bir şey olmuyor. Ama şimdi gördüler. Bu gördükleri o isyan ikinci kez böyle bir şey çıkabilir korkusu bunlardaki paranoyayı daha da artırdı. Ama ne yaparlarsa yapsınlar halkın sağduyusu var. Birde şöyle bir şey oldu tabi. Bu %38'le seçildiler ama tabi ki halkın iradesine saygımız sonsuz ama şurada affedersiniz Ermeni diyen Ermeniler oy vermedi. Affedersiniz Rum, affedersiniz Gürcü, Kürtlere Zerdüşt. Yani öyle bir toplumsal ayrışma, öyle bir kutuplaşma yarattı ki. Bir taraftan gazetecilere edepsiz kadın mı demedi, yoksa çiftçiye ananı da al git terbiyesizlik yapma diye mi bağırmadı? Yani böyle bir fütursuzluk, böyle bir ayrımcılık. Bunun şöylede bir bence sosyolojik sonuçları var. Tayyip Erdoğan kendisini  kurtarmak için, iktidarını sağlamlaştırmak için toplumsal ayrışmayı, yarılmayı da gözalmış durumda ama çok daha tehlikeli bir durum oluyor esasında bütün topluma kin ve nefret tohumları serpiyor. Bunlar bugünden yarına kalkacak şeyler değil. Eskiden biz geçmişte AKP öncesinde insana insan diye bakardık bir insana baktığımız zaman orada Alevi'yi görmezdik, Sünni'yi görmezdik ya da Kürtmüş, Türkmüş, Çerkezmiş, Ermeniymiş, Rummuş hep zenginliğimiz diye övündüğümüz değerlerdi. Ama şimdi o ayrışmayla Berkin Elvan'ın annesini yuhalattıran Tayyip Erdoğan, Genel Başkanımızın işte Alevi olduğuna gönderme yaparak mitinglerde yuhalattıran Tayyip Erdoğan çok tehlikeli bir oyun oynuyor. Bu kin ve nefret duygularını çocuklarımıza, gelecek kuşaklara taşıyor. Yani düşünebiliyor musunuz bizler bu dünyadan göçüp gideceğiz ama arkada o Alevi, bu Çerkez, bu Rum, Ermeni gibi ayrımlarla ayrışmış bir toplum kalacak. Yani bunun vebali çok ağır ve biz buna asla izin vermeyeceğiz. Sonuna kadarda bu ayrımcılığın, bu ötekileştirmenin karşısında duracağız her türlü mücadeleyi de yapmaya hazırız."

Sunucu: "Şimdi bir korkudan söz ederken şunu bir hatırlatalım istiyorum ve oradan Almanya'daki gündeme getirdiği aslında yeni olmayan Amerika'nın da her zaman dinlediği haberlerine girelim. Şimdi Türkiye'de şöyle bir şey oldu. Birkaç senedir plan bütçe komisyonlarına normalde bütçe yazılırken Sayıştay raporları vs. gelir ve Türkiye'nin bütçesi görülürken bütçenin delikleri de tartışılır. Bütçedeki kara deliklerde tartışılır. O havuzdan kaçanlar tartışılır. O Sayıştay raporları artık gelemiyor. Şimdi bunu bir tespit edelim, hatırlatalım izleyenlerimize. Sayıştay raporları gelemediği için o karadelikleri görme şansı TBMM'de azalmıştır. Rapor diye gelen şeyler eksik olduğu için muhalefet milletvekilleri son derece yoğun bir şekilde başka türlü çabalarla gündeme getirmeye çalışıyorlar Türkiye'nin kaynaklarının nereye israf olduğunu bulmaya çalışıyorlar. Bunu bir yere tespit edelim. Sonra 17 Aralık, 25 Aralık operasyonuna bakalım. Darbe yapılıyor bana diye yaygara koparken arkada para kasaları, ayakkabı kutularında dolarlar ve para sayma makinaları gibi görüntüler ortada ciddi büyük paraların kayda kuyda alınmadan uçtuğunu, birileri arasında dolaştığını gösteriyor. Elbette yargıya intikal etmesi gerekir ve ona göre bizimde o ithamları dile getirmemiz gerekir. Ama ortada çok ciddi bir şüphe var. 4 bakanın istifası var ve o 4 bakanın yanısıra Başbakanın ve oğlunun ses kayıtları var. TÜBİTAK'ın raporuna rağmen o başka raporlarda var çünkü. Dolayısıyla büyük, kocaman bir şüphenin altında bir yolsuzluk vurgusu var. Şimdi İsviçre'de paralardan söz ediliyor. Almanya'da dinliyor, İngiltere'de maliye bakanını takip etmiş, Amerika'da herkesi dinlemiş. Çok önemli bir ülkeyiz biz herkes bizi dinliyor. Ne diyeceğiz şimdi buna?"

Emel Yıldırım: "Valla yazık bir durum ne diyebiliriz. Yani Türkiye'nin bu kadar itibarsızlaştığı bir dönem herhalde olmadı. Düşünebiliyor musunuz yani bir taraftan IŞİD'in elinde 49 rehin var. 3 ay oldu insanlar rehin olalı bizim Dışişleri görevlilerimiz üstelik. Terörist bile diyemiyoruz. IŞİD'e terörist diyemiyor. İktidar terörist diyemiyor. Niye? IŞİD'e rehin olmuş durumda. Çünkü silahları gönderdi, onunla işbirliği var geçmişte. Bu açık biliniyor. Şimdi Almanya'nın dinlemesi en önce o patlamıştı. Almanya yıllarca Türkiye'yi dinliyor bu arada ellerindeki bilgiler, belgeler, kaynaklara dayanan verilere göre İsviçre bankalarında Tayyip Erdoğan'ın o 8 ayrı hesabı olduğu bilgileri ellerinde var Almanya'nın. IŞİD'e silah gönderildiği Türkiye'den hükümet aracılığıyla IŞİD'e gönderilen silahlardan bilgisi var. Aynı zamanda dediğiniz gibi 17 Aralık, 25 Aralık bu büyük yolsuzluk olaylarının tapeleri, dinlemeleri her şeyi var. Yani her şeyi biliyor Almanya."

Sunucu: "Biz bilmiyoruz ama. Bizim birde yayın yasaklarımız var konuşamıyoruz da bazı şeyleri."

Emel Yıldırım: "Konuşamıyoruz da fazlada o zaman konuşmayalım ama şöyle bir şey var. Geçmişte yine gezi olayları sırasında faiz lobisi deyip Almanya'ya, Amerika'ya çatan her gün sabah akşam çatan Tayyip Erdoğan ve şurakasından hiç ses yok. Almanya'ya ses çıkartamıyor, hiçbir şey söyleyemiyor. Havuz medyasına bakın haberini yapmıyorlar, yapamıyorlar. Ne diyecekler? Bütün bizim kirli çamaşırlar her şey Almanya'nın elinde. Almanya'da rehin olmuş durumda. Yani Tayyip Erdoğan IŞİD'e rehin olduğu gibi şuan Almanya'ya rehin. Yetmedi çıktı ortaya Amerika'da dinlemiş, İngiltere'de dinlemiş. Yani bizim ülkenin bütün sırları, her şeyi bunların elinde. Tabi bu arada bunun bir Tayyip Erdoğan kısmı var. Tayyip Erdoğan'ın hukuksuzlukları, yolsuzlukları, silah sevkiyatları vs. bir boyutu var. Aynı zamanda daha da vahimi devletin sırları ellerinde. Bir taraftan da en itibarlı ülkeyiz diye bunlar övünüyorlar. Ama baktığınız zaman acayip tuhaf bir tabloyla karşı karşıyayız."

Sunucu: "İlk akla gelen şantaja mı maruz kalıyor acaba diye insan düşünüyor."

Emel Yıldırım: "Zaten o şantaj-rehin ilişkisi iç içedir biliyorsunuz. Rehin oldun ki susuyorsun. Nerede kaldı o havuz medyası? Her şeyde sürekli bağıran hani dediğim gibi Gezi olaylarında bizim gençlerimize o kadar bombalar yağdırılırken, 8 gencimizin öldüğü yerde dünya kadar yaralının olduğu yerde dış şeyler yayınlar diye olayı önemsediler diye onlara etmediği lafı bırakmayan hükümetten ve havuz medyasından gık çıkmıyor. Bu çok acayip bir durum.

Demek ki çok ciddi bir tehdit var. Bu hem onlar açısından hem ülke açısından çok vahim bir durumdur. İtibarsızlaşmada yani dünya çapındaki itibarsızlaşmada geldiğimiz son noktadır. Şimdi bir taraftan etrafımız bizim Ortadoğu'daki sınırlarımız zaten yangın yeri. Rehinlerimiz orada. Şimdi bütün bunları kim yaptı? Aslında AKP hükümeti ve Davutoğlu doktrinidir. Davutoğlu doktrininin çöktüğü çok açık orada. Yani bütün planlar altüst oldu. Üç tane ülkede şu an bizim büyükelçimiz yok Ortadoğu'da. Almanya'ya, Amerika'ya, İngiltere'ye dinlemeler nedeniyle rehiniz. Işid ile dediğim gibi terörist bile diyemeyen bir iktidar var. 49 rehinimiz orada 3 aydır duruyor. Yani bunu da başarı diye bizim topluma pompalayan bir medyamız var. Söylenecek söz yok."

Sunucu: "Kurultay yaklaşıyor. Hazırlıklarda devam ediyor. İki aday var. Ne çıkar bu kurultaydan? Ne mesajı verecek CHP'liler?"

Emel Yıldırım: "Bizde kurultay olduğu an herkes tabi belirli ezberler var. Belli klişeler var. İşte CHP gene kurultaylar partisi durumu. Bir noktada doğru. Biz çok kurultay yapıyoruz gerçekten. Bizim kurultaylarımızda başka kurultaya benzemiyor. AKP'nin kurultayına hiç benzemiyor. Bu doğru. AKP'nin kurultayına baktığımız zaman ben Hitler Almanya'sını görüyorum. Oturma düzeninden gazetecilerin çalışma biçime kadar, konuşma tarzından seçimlerin ya da o mekanizmanın işlemesine kadar. Çünkü AKP'de kongreler şöyle oluyor yapı itibariyle, ideoloji itibariyle öyle oluyor. Bir karar veren var Tayyip Erdoğan. Onun emir-konta zinciri içinde herkes bekliyor, sen görevlisin, sen değilsin, sen şuradasın, sen değilsin şeklinde alttan gelen bir çaba, bir mücadele yok. Dolayısıyla salondaki düzen, intizam tam diktatöryel yapıya uygun, otoriter sisteme uygun. Her şey önceden belli. Her şey önceden kurgulanmış durumda. Almanya'daki vardır Hitlerin konuşma yaptığı salonlar. Salonlar aynı düzen. Aynı intizam.

Tabi bizim arkadaşlara, yani genel olarak hem basından hem diğer genel kamuoyu algısı açısından baktığını zaman ne kadar düzenli, ne kadar düzgün, ne kadar her şey sistematik gibi algılanıyor. Evet, gördüğünüz zaman bir otoriter sistem içinde her şey tıkır tıkır işliyor görünüyor ama demokrasinin olmadığı bir kurultaydan bahsediliyor.

Şimdi bizimkine geldiğimiz zaman bizim partililerimiz bir defa biat kültüründen gelmiyorlar. En önemli farklardan biri aramızda odur. Orada bir biat kültürü asıldır ve ona göre üsteki ne derse o olur. Bizde özgür bireyler var ve özgür düşünceler var. Herkes düşüncesini savunuyor. Artık Türkiye'de özgürlükler ve demokrasi unutulduğu için bizimkiler iyice bir aykırı gelmeye başladı.

Geçtiğimiz kurultaylarda da hatta bir gazeteci arkadaşımlar birlikte geçen kurultayda yan yana oturuyoruz. Sizin dedi, hep böyle şey oluyor. Bak dedi ortalıkta bir sürü insan dolaşıyor. AKP'nin hiç böyle olmuyor dedi. O sırada ortalıkta dolaşıyor dediği kişiler PM'ye girmek isteyen adaylar, ellerinde broşürler, kartlar kendilerini tanıtmaya çalışıyorlar ve oy istiyorlar. Oy almak için herkes birbiriyle bir iletişim halinde. O arada birileri slogan atıyor, anahtar listeler çıkmış, anahtar listeler üzerinden herkes bir mücadele içinde. Orada var mı yok mu?

Yani böyle bir kaynayan bir durum. Ama tam bir aslında demokrasi şöleni yaşanıyor orada. Herkes kendisini bir şekilde listeye yazdırmaya çalışıyor. Bundan daha iyi bir şey olabilir mi? Bu bir demokrasinin zenginliğidir. Demokrasi şenliğidir. Bunlar bir karmaşa gibi algılanır oldu. Bu çok vahim bir şey.

Şimdi önümüzdeki kurultayda da bizim kurultayımızda da bu kez iki adaylı gidiyoruz. Evet, Muharrem İnce'de aday olarak çıktı. Yine biz aynı demokrasi şenliğini yaşayacağız. Bu birlik ve kardeşlik kurultayı dedik. Hiç kimse hiçbir şey olacağını düşünmesin, hepimiz şu an ülkenin geldiği koşullarda demokrasi daha fazla demokrasi, daha kararlı hukuk, daha kararlı özgürlük mücadelesi için gene biz kol kola hep birlikte mücadeleye devam edeceğiz. Bu bizim partimizin kurultayından çıkacak sonuç ne olursa olsun tabi ki hep birlikte ülke mücadelesine, demokrasi mücadelesine devam edeceğiz.

Dolayısıyla ben şenlik havasında geçeceğini düşünüyorum. İnsanlarda şunu asla unutmasınlar ki az önce söylediğim gibi birkaç şey unutulmasın. Bir tanesi, dediğim gibi 2011 seçimlerden bu yana AKP'nin oyları düşüyor. İkincisi, Gezi olayları. Asla unutulmasın, insanlardaki uyanış. Üçüncüsü, biz CHP olarak bu mücadelede sonuna kadar varız. Öz öncede söyledim. Geçmiş dönemlerden farkımız şu; AKP iktidarıyla daha doğrusu o dikta rejimiyle, o zorba iktidarla halkın arasında bir tek CHP var. Geçmişte sendikalar vardı. Sivil toplum örgütleri vardı. Üniversiteler vardı. Hukuk fakülteleri vardı. Herkesin sesi kesildi. Hiç kimse bu demokrasi mücadelesinde yer alamıyor. Ama Gezi olaylarıyla bu korku yıkıldı. Bundan sonra o sendikalar, sivil toplum örgütleri, üniversiteler, kurumlar arada demokrasinin kurumları yer almasa da şu an iktidarla halk arasında sadece CHP var. Sonuna kadarda CHP olacak. Halkın gücüyle, iktidara, demokrasiye ulaşacağımıza ben kesinlikle inanıyorum.

Önümüzdeki dönem seçimlere kadar olan süreç tabi ki çok zorlu bir süreç olacak. Çünkü bütün devlet mekanizmalarını ele geçirmiş bir iktidar var. Valisiyle, kaymakamıyla, polisiyle, medyasıyla. Fiili durumu hukuk diye yutturuyorlar. Yani bir fiili durum yaratılıyor, işte partili cumhurbaşkanı ya da yarı başkanlık sistemi gibi durumlar yaratılarak bize fiili durumu gerçek durummuş gibi dayatmaya çalışılıyor. Medya aracılığıyla ve diğer baskı aralarıyla.

Ama her şeyin dayandığı bir nokta vardır. Türkiye'nin o dayanma sınırını aşalı çok oldu. Önümüzdeki seçimler gerçekten çok önemli. Önümüzdeki seçimlerde AKP'ye artık hak ettiği yere göndereceğiz."

Sunucu: "Bunun için CHP'nin güç tazeleme kurultayı mı diyelim bu kurultaya?"

Emel Yıldırım: "İktidar kurultayı da, iktidara yürüyüş kurultayı da diyebilirsiniz. Birlik, kardeşlik… Burada yalnız şunu söyleyeyim; birlik, kardeşlik elbette bütünleşme hep beraber mücadele bu esas ilkemiz. Ama biz alabildiğince özgürlük diyen bir toplumuz. Özgürlükler bizim için ne kadar elzemse parti disiplini de o kadar elzem artık.

Yani şunun altını çizmek lazım. Genel Başkanın da söylediği gibi özgürlükler parti disipliniyle çelişen bir şey değildir. Parti disiplini eski siyasi hareketlerde de bu böyledir. Siz görüşünüzü, her tür görüşünüzü bizim gibi sosyal demokrat bir partide her şekilde dile getirirsiniz. Yetkili organlarında, PM'de, milletvekili grubunda, MYK'da her yerde her tür görüşünüzü dile getirebilirsiniz. Ama yeter ki görüşlerinizi kamuoyunda kişisel görüşlerinizi kamuoyu önünde tartışmaya açmayın ya da kişisel görüşlerinizi medya aracılığıyla partiye dayatmaya çalışmayın.

Yani sonuçta hepimizi bağlayan parti kararları, parti politikaları vardır. Biz bu kurultaydan iki şeyle çıkacağız. Bir; iktidar hedefi, iki; parti disiplini. Bundan sonra parti disiplini içinde çok çalışarak iktidarı hedefleyip bu AKP'yi göndermektir amacımız."

Sunucu: "Kurultay aynı zamanda bir özeleştiri alanı olabilecek mi? Çünkü yerel seçimlerde de cumhurbaşkanlığı seçiminde de sağa kayma olsun, isimler üzerinde tartışmalar olsun, CHP'nin Altıoku'nun güncellenmesi gibi yorumlar olsun. Bazı eleştiriler ve bazılarında yorumlar kafa karışıklığı yaratabilir diye sormak istiyorum. Kurultay bu anlamda da netliği sağlayacak mı?"

Emel Yıldırım: "Eleştiren olması tabi sosyal demokrat partide son derece doğal. Yalnız bu eleştirilerin partiyi yıpratıcı boyutlara getirilmemesi lazım. Bir partinin büyümesinden korkmamak lazım. Sosyal demokrat ilkelerimize sonuna kadar elbette sahip çıkıyoruz. Ama yine herkesin hem bizim parti tabanımızın, hem bize oy verenlerin hem de daha da geniş olarak Türkiye'deki tüm vatandaşların şunu ısrarla altını çiziyorum ki, normal zamanlarda değiliz. Yani normal zamanlarda değilizden kastım bir tek parti iktidarı yaşıyoruz. Bir dikta rejimi yaşıyoruz. Bir devlet partisi haline gelmiş bir AKP ve bir parti devleti sistemindeyiz. Bu ne demek? Karşımda bir güç var ve onun karşısında mücadele edecek başka kesimler var.

Şimdi burada biz sosyal demokrat ideolojimize bağlı kalarak iktidar yürüyüşünde son derece kararlı olmak durumundayız. Öyle bir parti, dışarıdan gelen bir kişiyle, dışarıdan gelen şuradan buradan kişiyle sağa sola kaymaz. O kişiler zaten o partinin ideolojisini kabul etmiştir. O parti politikalarını benimsemiştir. O nedenle bize geliyordur. Gelen kişiyi biz CHP'li kabul ederiz. Bir parti oraya buraya kolay kaymaz. Ama her yeni insan geldiğinde parti sağa kaydı, soldan geldi sola kaydı böyle bir şey olamaz.

Eğer herkese böyle bir gerekçe bulursak bizim parti büyüyemez. Bizim partimizi büyütmemiz gerekiyor. Yeni insanları katmamız gerekiyor. Hangi kesimde olursa olsun AKP'ye karşı verilecek demokrasi mücadelesinde ben CHP çatısı altında bu mücadeleyi vereceğim diyen kim varsa o gelebilir. Bu bizim ideolojimizden niye vazgeçmemiz anlamına geliyor ben onu anlamıyorum.

Sonuçta hepimiz bu ideoloji için bir araya gelmiş ve bu çerçevede politika yapan insanlarız. Sonuna kadarda sahip çıkıyoruz. Ne solculuğumuzdan vazgeçeriz ne de ülkemizden."

Sunucu: "Çok teşekkür ediyoruz."

Anahtar Kelimeler
    Pazartesi, 01 Eylül 2014 18:14

Bağlantılı Konular