Koç: "Gelmezsen gelme, Türkiye senin kişisel kapris cumhuriyetin değil"

CHP Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Haluk Koç MYK Genel Başkan Kılıçdaroğlu başkanlığında çalışmalarını sürdürürken basın toplantısı yaptı ve soruları yanıtla.

CHP Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Haluk Koç'un konuşması şöyle;

"Değerli arkadaşlarım,

Bu haftada yoğun bir siyaset akışı içerisindeyiz. Hemen ilk konu şu anda çalışmalarını sürdürmekte olan yasal mı yoksa toplanmasında yasal sıkıntı var mı? Ciddi boyutta tartışılması gereken AKP olağanüstü kongresi.

Hepiniz biliyorsunuz 15 Ağustos akşamından itibaren Türkiye'de adeta bir darbe koşulları gerçekleşti ve ciddi bir hukuk darbesinin içinden geçtiğimiz bir dönem yaşıyoruz. Şimdi bu tarihten yani 15 Ağustos-27 Ağustos bugün arasında açık bir anayasa ihlalinin yaşandığı bir süreçten bahsediyorum.

Buna çok dikkat çektik. YSK'nın cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili resmi sonuçları ilan etmesinden, mazbatayı TBMM'ye vermesinden, sonuçların yayınlaması için elden Başbakanlığa, Resmi Gazeteye göndermesinden itibaren hukuken yaşanması gereken doğal süreçler olduğunun altını çizdik ve bu süreçlerde gerek mevcut cumhurbaşkanlığı makamının, Başbakanlık makamının belirli kademelerini, TBMM Başkanlığının, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının çok ciddi atması gereken adımlar olduğunu, bunların atılmadığını, tek kişinin dayatmasıyla, yönlendirmesiyle, talimatıyla ne derseniz deyin açık, ortak bir anayasayı ihlal suçu işlendiğini belirttik.

Bunu parti sözcüsü olarak ben defaten açıkladım. Grup Başkanvekillerimiz ifade ettiler. Yine hukuk işlerinden sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Konya Milletvekilimiz Atila Kart TBMM'de yaptığı açıklamalarda ifade etti. Gerekli başvuruları da önce kişisel daha sonrada en son olarak Pazartesi günü CHP tüzel kişiliği adına Anayasa Mahkemesine başvurarak yaptık. Yani hem siyasi çıkışımızı ortaya koyduk hem hukuksak ihlal yönlerini yargı önüne getirmeye çalıştık. Getirdik.


Değerli arkadaşlarım,

Bu hukuksuzluk dönemi bugün aleni bir aşamaya geldi. Bugün toplanan konuşmamın başında ifade ettiğim AKP 1.Olağanüstü Kurultayı hukuksuz bir süreç içinde toplanmıştır. Şimdi 10 Ağustos'ta cumhurbaşkanı seçilen ve 15 Ağustosta resmileşen başka bir hukuk bildirimine gerek olmadan (kanuni açıklamasını yapıyorum) resmileşen ve cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan bugün AKP Kongresine katılmıştır. Kongreyi açmıştır. Bir siyasi parti genel başkanı gibi bir konuşma jargonu sergilemiştir. Yine hedefinde CHP. Bir cumhurbaşkanı bir siyasi partinin kongresinde ana muhalefet partisine ağzına geleni söyleme hakkını kendinde bulmaktadır. O zaman bu rejimin adını koymamız lazım.


Değerli Basın Mensupları,

Devlet, devlet eliyle maalesef hukuk devleti olmaktan çıkartılmış durumdadır. Tek bir kişinin talimatlarına, beklentilerine, dayatmalarına teslim edilmiştir. Bu tablo vahim bir tablodur. Bunu defaten söyledim. Bir cumhurbaşkanının bir siyasi partinin kongresinde o partinin genel başkanıymış gibi konuşması, açması kongreyi, yönlendirmesi, hukuka meydan okumaktır. Hukuk tanımazlıktır. Artık bu noktaya ulaşmış durumdadır. Onun için bugün yapılan AKP kongresi yasal dayanaktan yoksundur. Şu anda mevcut hükümet zaten düşmüş durumda. Ama yeni hükümete görevi devredecek bir hükümette maalesef fiilen yoktur Türkiye'de.
 

Diğer bir vahim ihlal konusu daha var. Bunu hukukçular belirttiler ben bir kere daha huzurlarınızda altını çizmek istiyorum. Konu 6271 sayılı Cumhurbaşkanlığı Yasası ve bunun 14/2. Maddesi. Son derece önemli. O maddeyi okuyorum; Adaylar, cumhurbaşkanı adayları, Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenecek adaylık başvurusu süresi içinde mal bildiriminde bulunmaktadır. Seçilen adayın mal bildirimi, seçim sonuçlarının kesinleşmesini müteakip Resmî Gazetede yayımlanır. Bu hüküm var. Şimdi buna göre TBMM Başkanı ne yapmalı? TBMM Başkanı Resmi Gazetede bu mal bildiriminin yayınlanmasını sağlamak zorunda kanunen.
 

Değerli arkadaşlarım, kanunsuz emir ve talimat yoluyla seçim sonuçlarının Resmi Gazetede yayımını kim engelledi? Başbakanlık makamı engelledi? Seçilmiş cumhurbaşkanı ve düşen hükümet yanında TBMM Başkanı da mal bildirimini Resmi Gazetede yayımlatmamak suretiyle yukarıda sözü edilen suç ilişkilerinin ve buna dair oluşumların maalesef içinde yer almış durumdadır.
 

Bir kere daha ifade ediyorum, daha öncede bunu söyledim, hatta tebessüm ederek söyledim;  Sayın Çiçek çok alınıyor bunları biz vurguladığımız zaman, anımsattığımız zaman. Ama yine kendi partisinden biri söylemişti; TBMM makamı bir süs makamı değildir. Bir protokol makamı değildir. Görevleri ve yetkileri vardır. Görevlerini ve yetkilerini görevlerini yerine getirmeyen, yetkilerini kullanmayan bir TBMM Başkanlığı da demin bahsettiğim suçların ortağı durumuna düşmüş noktadadır.
 

Değerli arkadaşlarım, bu konuda iç hukuk yolu, Yargıtay'a yaptığımız başvuru, oradan topun TBMM Başkanlığına atılması, sonuçsuzluk karşısında Pazartesi günü CHP bireysel başvuru yanında CHP adına tüzel kişilik adına Anayasa Mahkemesine de konuyla ilgili başvurusunu yapmıştır. Yani 15 Ağustostan itibaren de seçilmiş cumhurbaşkanının kanunsuz emir ve talimatları üzerine görev yapar hale gelen tüm kurumlar için işlemlerin değerlendirilmesi için CHP bu başvurusunu yapmıştır.
 

Anayasa Mahkemesinin bugün bu konuda bir karar vermesi gerekmektedir. Şimdiye kadar bireysel başvurularda Türkiye'yi daraltan zaman zaman özelleştirilen, talimatlandırılan, yönlendirilen hukuk kavramları ve uygulamaları karşısında Türkiye'nin evrensel hukuk doğrusunu bulma noktasında önünü açabilen Anayasa Mahkemesi örnekleri var, Balyozdaki hak ihlalleri ve diğer tahliyeler. Bu konuda da evrensel hukuk boyutunda anayasa ihlalinin bugün başvurumuz üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından mutlaka olumlu bir sonuca bağlanması beklenmelidir. Hukuk bunu göstermektedir. Son icraatları da Anayasa Mahkemesinin bununla uyumludur. Bu uyumun devam etmesini siyaseten değil hukuken beklemek her Türkiye Cumhuriyeti yurttaşının beklentisi içindedir.
 

Değerli arkadaşlarım, bir diğer konu biliyorsunuz tartışmalarla geçen adli yıl törenlerinin konuşma seremonisi kısmına ait Recep Tayyip Erdoğan'ın kişisel kaprisi. Yargıtay Başkanlar Kurulunun aldığı karar önemlidir. Barolar Birliği Başkanı Sayın Feyzioğlu'nun konuşmasını oy çokluğuyla değil aslında oy birliğiyle alınması gereken bir karardır.  Oy çokluğu diye ifade edilmiştir alınan karar. Burada hemen şunu vurgulayalım; maalesef Recep Tayyip Erdoğan'ın kişisel kaprisleri ve talepleri sınır tanımamaktadır. Hiçbir hukuk kuralı tarafından sınırlanmamaktadır, sınırlanamamaktadır. Her teamülü delik deşik edebileceğine kendisini öyle inandırmış ki tek yetkili güç kanun benim ne istersem yaparım, her şey benim talimatımla şekillenir. Mevcut yasal, Anayasal çerçeve git işine. Bu tabiri de kullanmıştı biliyorsunuz. Yargıtay yargı bileşenlerinden belki de en önemlisi olan savunma grubunun örgütlü yapısı olan Türkiye Barolar birliğinin Sayın Başkanının adli yıl açılışında konuşma yapmasını kabul etmiştir. Recep Tayyip Erdoğan'ın kaprisi ortada. Daha da gelmem. Gelmezsen gelme.
 

Birisi dur demek zorunda artık. Burası senin kişisel kapris cumhuriyetin değil. Burası bir hukuk devleti, o hukuk devletinin adı da Türkiye Cumhuriyeti devleti. Kurumları var, kuralları var, yasaları var, Anayasası var. Senin kafana göre, senin keyfine göre, senin meşrebine göre, senin özel ilişkilerine göre, senin özel beklentilerine göre hiçbir kurum, hiçbir uygulama vücut bulamaz. Bunu cumhurbaşkanı değil istersen ne olursan ol bunu o kafanın içine sok. cevap budur. Bu olmalıdır.
 

Değerli arkadaşlarım,

Tabi bunların mantığında özledikleri düzende demin söylediğim hususlar yok tabi. Bunların mantığında ne var? Bunların mantığında zaten eleştiriye tahammül yok. Eleştiriye yerde yok. Sadece sınırsız övgü ve sorgusuz biat var. Hukuku özelleştirmek var ve bağımlı kılmak var. İtiraz edenin tasfiyesi, sorgulayanın bir şekilde, bir yolla etkisizleştirilmesi var. Başka ne var bunların mantığında? Özledikleri düzende? Çıkar ilişkileriyle bağlanmış suç ortaklığının (burası önemli bakın) zorunlu siyasi yol arkadaşlığına dönüştüğü bir devamlılık var bu siyaset içerisinde. Kapalı zarf usulü başbakan ataması. Yeni kadroların belirlenmesi. Cuma günü kabinenin şekillenmesi. Yani burada hep çıkar ilişkileriyle bağlanmış ya geçmişte ortak bir suçu paylaşmanın birlikte suç ortağı olmanın üstünü örtme telaşı ya da böylesi bir yol arkadaşlığı. Yola çıkarken ki kardeşlik hukuku, geçmiş olsun o bitti. Onlar tasfiyede. Zorunlu ikamette. Zorunlu hicrette. Geçen hafta söylemiştim bu tabirleri. Başka ne var bunların özellikleri düzende? Kardeşe şantaj var. Açık kapalı tehdit var. Perde önü perde arkası. Sonuçta tek bir gerçek karşımıza çıkıyor, tek adam dayatması var. Tek adam projesi var. Yani bunun adı tiranlık var.
 

Bir başka önemli konu; bu arada bu önemli konuya geçmeden AKP kongresiyle ilgilide birkaç gözlemimi belirteyim; hepiniz şunu söyleyeceksiniz, ne kadar düzenli, ne kadar intizamlı. Değerli arkadaşlarım, Kuzey Kore görüntülerine bizim karnımız tok. Yani hatırlıyorsunuz, ağla diyecek herkes ağlayacak, gül diyecek herkes gülecek, el salla diyecek herkes el sallayacak. Böyle bir görünüm. Yani bu disiplin değil tam biatin şekillendiği bir fotoğrafıdır.
 

Belki de en hassas ama üzerinde az tartışılan konulardan bir tanesi Almanya olayı. Alman gizli sevisinin Türkiye'yi dinlediği iddialarının ortaya dökülmesinden bugüne kadar 10 gün geçti. Çıt yok. Yakın medyada da çıt yok. Yorum yok. Hatırlıyorsunuz her konuda uzman değil mi bunlar? Hele Recep Bey, Recep Tayyip Erdoğan her konuda uzman. Her konuda mütefekkir eski deyimle. Her konuda söyleyecek sözü olan, şimdi alınan istihbarata göre Türkiye'yi her boyutuyla dinlemiş. Bunlar açığa döküldü. Peki, bu konunun üzerine ne beklersiniz? Hey Merkel tarzında bir girişle değil mi? Alışılagelmiş meydan okuyan konuşmalardan bir tanesini. Var mı ey Merkel? Çıt yok. Sanki unutulsun, gazete kupürlerinde kalsın, bir iki kendini bilmez köşe yazarı bir iki yazı daha yazarsa okunsun geçsin. Bir iki günden sonra gündemden düşer gider. Beklenti bu.
 

Değerli arkadaşlarım,

Sen Kadıköy vapurundan inen kadınların görüntüsü hakkında bile fikir yürüten bir adamsın. Bu hususta söyleyeceğin bir şey yok mu? Dinlemişler usta, dinlemişler. Ne dinlemişler acaba? Niye korkuyorsunuz? Zülfü yâre dokunan ne var acaba o dinlenenler arasında? Eski Wikiekls Belgelerinde, eski ABD Büyükelçisinin kriptolarından alıntılar var. İsviçre bankalarında sekiz ayrı hesabının olduğunu söylüyor orada. Kozinoğlu'nun anıları var rahmetlinin. Miktarlar var İsviçre bankalarında. Alman istihbaratının dinlemesine bunlar mı takıldı? Bunların tekrar tartışılmasını mı istemiyorsun? Zülfi yâre dokunan bu mu? Başka? Başka ne rahatsız ediyor seni ve kapalı zarf usulü göreve getirdiğin Başbakanı? Ne rahatsız ediyor? Işid başta olmak üzere radikal terör örgütlerince kurduğunuz ilişkiler. Silah, mühimmat transferiyle ilgili bir şeyler takıldı mı o istihbarata? Belgelendi mi süreç? Türkiye üzerinden Işid başta olmak üzere o radikal gruplara personel transferi, eleman transferi, lojistik destek saplanması belgelendi mi o kayıtlarda? Yakaladılar mı sizi kulağımızdan? Neden korkuyorsunuz? Senin tabirinle niye dayılanamıyorsun Almanya'ya.
 

Değerli arkadaşlarım,

Bu iş tartışılmasın, üstü örtülsün yani altında hangi gerçekleri unutturmak istiyorsunuz? Sen değil miydin Almanya'yı Gezi olaylarını dolaylı olarak destekledi diye meydanlarda yuhalatan? Amigoluk yaparak yuhalatan? Adamlar dinlemişler. Mahremine girmişler. Siz ülkeyi şantaja açık hale getirdiniz. Sadece birbirinize tuzak kurmuyorsunuz. Sadece birbirinize şantaj yapmıyorsunuz. Siz ülkeyi uluslararası rehine durumuna düşüyorsunuz. Siz ülkeyi ulusal çıkarlarını bu ülkenin şantaja teslim ettiniz.
 

Değerli arkadaşlarım,

Her noktada etrafları sarılmış. İstediği kadar tören yapsın, istediği kadar vaveylayla güller atsın, karanfiller atsın gece uyku uyuyamıyor. Her taraftan sarılmış. Belgeli, kanıtlı. Eninde sonunda o çember daralacak.
 

Değerli arkadaşlarım,

Biliyorsunuz yarın yemin töreni var. Bu yemin töreni MYK'da çok ciddi tartışılıyor. Hele bugün güya cumhurbaşkanı bir siyasi partinin kongresinde yaptığı konuşma ortada. Bir cumhurbaşkanının ana muhalefet partisine söylediği sözler ortada. 15 Ağustostan bugüne kadar Anayasayı kendi talimatıyla çeşitli devlet kurumlarına ortak suç işleterek ihlal ettik diyor orada da. Şöyle bir tablo; Anayasayı açıkça ihlal eden birisi yarın Anayasaya sadakat üzerine yemin edecek. Yalan yemine tanıklık yapılacak. Efendim, milletin iradesine karşısınız. Milletin iradesine falan karşı değiliz. Hukuk devletinin iğfal edilmesine karşıyız. Hukukun içinin boşaltılmasına karşıyız. Tek kişinin keyfiyle Türkiye'de geçerlilikte olan Anayasanın içinin boşaltılmasına karşıyız. Yarın Grup Başkanvekillerimiz konuyla ilgili, tutumumuzla ilgili, grubumuzun tutumuyla ilgili açıklamayı yapacaklar, değerlendirmelerini sunacaklar.
 

Tabi bir de bu yemin törenine davetliler var. Medyadan görüyoruz. Bunu da gülümseyerek ifade ediyorum. Dikkat edin bir tane demokrasisi gelişmiş, hukuk devleti kavramından ödün vermeyen, tek bir çağdaş demokrasinin lideri icabet etmiyor. Bunun karşısında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından aranan, suçlu bulunan lider koşarak geliyor. Herkesin demokrasi ligi kendine. Herkes kendi demokrasi liginde yemin ediyor. Görüntü o.
 

Değerli arkadaşlarım,

Bir söz vardır, bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim derler. Demin söylediğim gibi yemin törenini izlemeye gelen kimliklerin bazıları kendisinin de ne olduğunu da anlatıyor, özetliyor.

Son bir süreç; bir yeni Türkiye kavramı var. Bugün bizce hukuksuz olan kongrenin ana teması sloganı da o. Yeni Türkiye. Ne kast edildiği tartışılıyor. Ne kast edildiği çok açık. Değerli arkadaşlarım, bakın konuşmanın en önemli bölümü belki de burası. 2003'den beri söyledik, 2003'den beri tavır aldık. Başlarda statükocu olarak suçlandık. Yol kesici olarak suçlandık. Güya bunlarla demokrasiye gidilecekmiş biz demokratikleşmeyi engelliyormuşuz gibi suçlandık. Gün geçti gerçekler teker teker herkesin kafasına uygun biçimde düşmeye başladı. İlk yılların methiye düzen kadrosu bugün elinden kalemi, gazetesinden köşesi alınmış vaziyette. Kapalı toplantı sonrası tek kişinin takdir ve tayiniyle başbakanlığa getirilen ya da getirilecek olan kişinin Dışişleri Bakanlığı görevi süresince Türkiye'yi sıkıntıdan sıkıntıya, sorundan soruna taşıyan kişi olduğunu hiç kimsenin unutmaması gerekiyor. Bu kişinin kafasının arkası net. Önü de net. Şimdi uygulama noktasında. Düşüncesi şu; 1923'den itibaren cumhuriyet dönemini tarihin akışı içerisinde 100 yıllık bir ara dönem kabul ediyor bu kişi ve kendi tarif ettiği o stratejik dehlizlerde Türkiye Cumhuriyeti devletine yeni inanç temelli ittifaklar arayan ve böylesi bir dünyanın merkezinde olan bir ülke rolü biçiyor. Gördüğü rüya bu. Bir de rüya tabirleri var. Bunu şimdi elde ettiği siyasi pozisyonu ile gerçeğe dönüştürmek istiyor. Yani bir geçmiş zaman özlemcisi öyle diyelim.
 

Değerli arkadaşlarım,

Çağrım çok açık ve net. Bu ülkenin harcında, kurtuluşunda, kuruluşunda, demokrasisini geliştirme mücadelesinde ortak olan, birlikte bedel ödeyen, birlikte ölen, birlikte direnen, zaman zaman beliren faşizm tehlikesine karşı birlikte can veren tüm devrimcileri, tün yurtseverleri, tüm demokratları, tüm kökenlerden gelen ve birlikte faşizme demin söylediğin direnen tüm insanlarımızı açık söylüyorum; Türkü, Kürdü, Alevi'si, Sünni'si tümünü bu geçmiş özlemini devlet kavramında yeniden inşa etmeyi kendisine strateji çizmiş bu yeni figüre karşı, bu kopya figüre karşı hep beraber kardeşlik, eşit yurttaşlık, özgürlük, birlikte yaşam ve demokrasi mücadelesinde yeniden bağımsız Türkiye mücadelesinde bir ve beraber olmaya birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz. Unutmayın bunların panzehri demokrasidir, özgürlüktür ve ortak kardeşliğimizdir. Ben bunu da başaracağımızı inanıyorum.
 

Bu arada bir haber iletildi, bunu sizlere duyuruyorum; AKP Kongresinde akreditasyon alamayan basın kuruluşları var. Demokrasi şampiyonlarının karnesi. Yeniçağ, Birgün, Aydınlık, Halk TV, Ulusal Kanal, Bugün TV, Samanyolu Haber, Kanaltürk TV, Zaman Gazetesi ve Cihan Haber. Demokrasi şampiyonlarına ithaf olunur.
 

Evet, sizlerin sorusu varsa yanıtlayabilirim;

Soru: "Öyle görünüyor ki Sayın Davutoğlu bu akşam Genel Başkam olacak. Hükümeti kurma görevini alacak. CHP olarak kendisine bir kutlama mesajı gönderecek misiniz? Başbakanlığı döneminde ilişkileriniz nasıl olacak? Bir kredi açmayı düşünüyor musunuz?"

Soru: "CHP daha çok Erdoğan'ı hedef alarak muhalefetini sürdürüyordu. Bundan sonraki aşamada Davutoğlu mu hedef alınacak yoksa Erdoğan mı?"

Haluk Koç: "Yok birbirlerinden farkı. Hepsi Osmanlı Bankası öyle diyeyim reklamdaki gibi. Bizim derdimiz kişilerle değil. Kişilerin dayatmaya çalıştığı hukuk tanımazlıklar, Anayasa tanımazlıklar. Bunlara karşı hukuk devletine saygılı oldukları ölçüde saygılı oluruz. Anayasa mevcut çerçeve içerisinde saygılı oldukları sürece saygılı oluruz. Bu geniş bir değerlendirme oldu. Her iki kişi içinde düşüncelerimi bulundukları yeni noktalar çerçevesinde hem yasal çerçeve hem Anayasal çerçeve hem de siyasi çerçeve bakımından tespitlerimi yapmış bulunuyorum. Sorunun ikinci kısmına ilk tespitlerimi de eklerseniz bütünü çıkıyor."

 

Soru: "Geçen hafta belirttiniz Genel Başkanda söyledi yarın ki yemin törenine katılmayacağım dedi. Ancak bireysel olarak katılmayacağının altını çizdi. Bugünkü MYK'da CHP grubu olarak katılmama gibi bir konu görüşülüyor mu?"

Haluk Koç: "Konu tartışılıyor. Bugün yasa tanımazlığın, Anayasa ihlal etme ihtirasının devam ettiğini görüyoruz ve AKP Kongresinde yaptığı konuşma bunun zirveye çıktığı bir konuşma. Bir cumhurbaşkanı kimliğiyle bir siyasi parti kongresinde şimdiye kadar Türkiye'nin tanık olmadığı bir süreci işletmeye çalışıyor. Tabi ki bu gelişmeler çerçevesinde değerlendirmelerimiz oluyor. Yarın Grup Başkanvekillerimiz hem bu değerlendirmeleri yapacaklar hem de tavrımızı sizlerle paylaşacaklar."

Soru: "Süheyl Batum açılım yasasının iptali için AYM'ye bir dilekçe sundu ve ilk imzayı attı. Bu durum MYK gündemine geldi mi, gelecek mi ve tavrınız ne olacak?"

Haluk Koç: "Bir Sayın Milletvekilimizin grup çalışmaları içerisinde müracaat edeceği yer grup yönetimidir. Grup yönetimi süreci değerlendirir ve ona göre bir tavır alır. Bireysel tavırla gruba bağlı milletvekilliği sıfatı yürümez. Onu ifade etmek istiyorum. Daha önce bu konuda 5 yıl Grup Başkanvekilliği bir arkadaşınızın deneyimiyle konuşuyorum.

Bu arada parti içiyle ilgili soru yok. Çok gündemde değil. Gündem tamamen bu yaşadığımız süreç. Burada da biz kendi akışımızı sürdürüyoruz. Hiç kimseye verilecek bir cevap yok. Herkes düşüncelerini ifade ediyor. O süreci de yaşayıp göreceğiz. Ben herkese başarılar diliyorum. Kendi demokratik anlayışımızı, kendi sürecimizi kendimiz yaşayacağız.

Sizlere iyi çalışmalar diliyorum."

Anahtar Kelimeler
    Çarşamba, 27 Ağustos 2014 17:00

Bağlantılı Konular