Haluk Koç gazetecilerin sorularını yanıtladı

CHP Sözcüsü Koç, "Anayasal ve hukuk sistemi aşındırılarak 15-27 Ağustos arasında gerek AKP'nin içi, gerekse AKP'nin dışındaki sorumluluklar bakımından kanun hükümlerinin dışına çıkacak kişinin yemin töreninin bizim için havada kaldığı çok açıktır" dedi.

CHP Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Prof.Dr. Haluk Koç MYK Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu Başkanlığı'nda çalışmalarını sürdürürken basın toplantsı yaptı ve gazetecilerin sorularını da şöyle yanıtladı;

"Hoşgeldiniz. 10 Ağustos Pazar günü yapılan seçimlerle ilgili değerlendirmelerin ve tartışmaların yapıldığı bir haftadayız. Ama öncelikli olarak bu tartışmaların iç ve dış kısmına geçmeden önce karşımızda ortaya çıkan bir anayasal süreçle ilgili görüşlerimi ifade ederek başlamak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, anayasamızın 101. maddesinin son fıkrası ve 102. maddesinin içindeki fıkralar çok açık, net bir yol haritası, hukuki yol haritası ortaya koyuyor. Şimdi burada baktığımız zaman cumhurbaşkanı seçilen kişinin seçildiği andan itibaren ki bu YSK'nın resmi seçim sonuçlarını ilan etmesiyle tarif edilen bir süreçtir. Bu da takvime göre 15 Ağustos akşamı yapılacaktır YSK tarafından seçilen kişinin TBMM üyeliği ve partisiyle olan ilişiği kesilir diyor. Bunun için ayrıca bir tebligata, ayrıca bir hukuki değerlendirmeye gerek yoktur. Hukuken otomatikman bu süreç bu şekilde çalışır diyor. Çok net bir tespit. Yani göreve başlaması beklenmeden bu süreç, bu takvim çalışır diyor.

Şimdi burada hukuken bu statü belirlenmiş demektir 15 Ağustos akşamı. Şimdi yaşananlara bakalım. Yine anayasada yemin etmesi, mazbata alması değil seçilmiş olma tarifi yapılıyor. Demin söyleyegeldiğim olay. YSK ne zaman ilan edecek? 15 Ağustos. Bugün 13 Ağustos. Cuma günü resmi sonuçları ilan ettiği anda seçilen cumhurbaşkanının hem TBMM üyeliği, hem siyasi partisiyle ilgili bağlantısı otomatikman bitiyor.

Şimdi 27 Ağustos gününü iktidar partisi hukuki bağı partisiyle sonlanmış birisi iktidar partisinin yeni Genel Başkanını belirleyecek olan kongresini açmaya yelteniyor. Belirleyici olmaya yelteniyor. Böylesi bir garabetle karşı karşıyayız.

Şimdi burada Recep Tayyip Erdoğan'ın bu hükümler çerçevesinde siyasi partiler yasasında da ilgili maddeler anayasa bağlantılı olarak bu hükmü doğruluyor. Bu sıfatıyla bu kongreyi yönetmesi söz konusu değildir. Mevzubahis bile değildir. Yine bu bağlamda değerli arkadaşlarım Recep Tayyip Erdoğan'ın iştirak ettiği AKP yetkili organlarının tesis ettiği tüm işlemler hukuken yok hükmünde olacaktır. 27 Ağustos tarihinde yapılacak kongrenin de tüm sonuçlarıyla beraber yok hükmünde olması doğal sonucu ortaya çıkacaktır.

15 - 27 Ağustos arasındaki tasarruflara gelince, yine Başbakan olarak bu tarif ettiğim tarih dilimi içerisinde tesis edeceği tüm işlemler de yok hükmünde olacaktır. Bu bağlamda Başbakanın imzasıyla başta TBMM olmak üzere anayasal organlara gönderilen yazışmaların iadesi ve işleme alınmaması gerekmektedir. Burada TBMM Başkanı Sayın Cemil Çiçek'e de önemli bir hukuk görevi düşüyor işgal ettiği koltuk dolayısıyla.

Değerli arkadaşlarım, bu işlemlerle ilgili tüm itirazlarımızı ben hukuki boyut değerlendirmesine ilgili yasaların maddelerini, hukuki terimlerini ekleyerek sizleri bunaltmak istemiyorum. Ama dün Konya milletvekilimiz Sayın Atila Kart Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına bu süreçle ilgili başvuruda bulundu. Bugünde bir ek dilekçeyle sanıyorum bu başvurusunu güçlendirecek. Bundan sonra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının anayasanın 101, 102 ve seçim yasalarındaki ilgili maddeler AKP'nin siyasi partiler yasasına paralel olarak bulundurmakla yükümlü olduğu tüzüğündeki 78 madde bağlamında çok net bir hukuki değerlendirme yapması gerekiyor.

Bunun sonucu nedir? Bunun sonucu %51,7-8'le Cumhurbaşkanı seçilen kişinin daha ilk adımda anayasanın bu konuyu düzenleyen temel hükümlerini hiçe sayarak anayasa ihlaline daha ilk günden, ilk adımdan başlamış olması ve önümüzdeki süreçte kafasındaki tek adam rejimine gidecek, anayasayı takmayacak, uygulamaları bozacak bir devlet krizinin, bir rejim krizinin kapısı açılmaktadır. Bu üstümüze vazife mi? Evet üstümüze vazife çünkü hukukun üstünlüğünü savunuyoruz. Hukukun üstünlüğünü savunan bir siyasi partinin en temel hukuk kurallarının göz göre göre çiğnenme noktasına gelmesi durumunda mutlaka siyasi tepkisini ortaya koyması ve gerekli hukuki mercileri uyarması gerekmektedir. Bu konudaki başvurumuzu demin belirttiğim gibi Sayın Atila Kart yapmıştır.

Bu önemli bir konudur. Bugün dikkat edecek olursanız İbrahim Kaboğlu'ndan Sayın Erdoğan Teziç'e değişik saygınlığı olan anayasa hukukçularının benzer yorumlarını medyada ve sosyal medyada çok açık, net, anlaşılabilir bir şekilde hukuki boyutuyla da görebilirsiniz.

Değerli arkadaşlarım, 1980 sonrasında yapılan tüm seçimlere baktığımızda hemen hemen en düşük katılım oranını yaşadığımız bir Pazar gününü geçirdik. Recep Tayyip Erdoğan ilk turda seçilebilmek için %51,8'lik oy oranını bu düşük katılım oranı ile sağladığı gerçeğinin altını çizmek istiyoruz. Bu durum hangi koşullarda gerçekleşti? Devlet olanaklarının tek bir adayın arkasında yığıldığı, devlet olanakları deyince büyük organizasyon gücünü de birlikte ifade etmek istiyorum. Çeşitli mahfillerden gelen çok büyük bir ekonomik desteğin kullanıldığı, her türlü güç dengesinin demokratik olmayan insafsız bir şekilde adaylar arasında dağıldığı, kullanıldığı bir seçimi kendi lehinde kullanan bir aday Cumhurbaşkanı seçilmiştir ve başarılıdır yorumları bunun arkasından izlenmektedir, gelmektedir. Bu kişinin kampanya boyunca kullanmaktan çekinmediği cümleleri hatırlatmak istemiyorum. Yani her türlü bölücü, ötekileştirici, nefret söylemleri, yalan dolu ifadeler, hakaretler üstleneceği yeni görev noktasındaki sorumlulukları taşımayı maalesef en baştan tartışmalı hale getirmektedir. Alışılagelmiş seçim sonrası balkon konuşması yapıldı. Burada dile getirdiği hususlarda bazı düzeltme cümleleri vardı. Ama kendisine oy vermeyen %49'luk, 50'lik kesim üzerinde bu düzeltme cümleleri pek etkili olacak gibi gözükmüyor. Herkesin Cumhurbaşkanı değil, bunu kendisi de ifade ettiği için söylüyorum. Sadece kendisine oy verenlerin temsilini üstleneceğini zaten yürüttüğü kampanya sırasında bizzat kendisi konuşmalarında kin ve nefretle ifade edegeldi. Bu sonuçlarla Çankaya'da anayasal temeli olmayan fiili bir başkanlık sistemine geçilmiş gibi mevcut hukuki, siyasi, idari sistemi zorlayacak eylem ve söylemlere bundan sonrada tanık olabiliriz. Konuşmamın başında ifade ettiğim husus gibi. Yani bir yeni devlet ve rejim krizine doğru süratle sürükleniyoruz.

Seçim gecesi açıklamamda gazetecilerin, sizlerin sorusu üzerine seçim sonrasındaki tartışmaların daha çok AKP içinde yaşanacak fetret dönemine dönük olacağını vurgulamıştır. Daha hiçbir tartışma yokken o gece saat 21.30'da. Nitekim hemen ertesi gün Sayın Abdullah Gül 28 Ağustos'ta tekrar aktif siyasete döneceğini, hizmet etmek istediğini, bu partinin kurucusu olduğunu beyan etmiş ve bunun bir saat sonrasında AKP yetkili kurulları toplanarak yeni Genel Başkanı belirlemek için 28 Ağustos'tan bir gün öncesine 27 Ağustos'a randevu vermiştir. Yani daha sonra sürece baktığımız zaman Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül cephelerinden ikinci sözcülerin devreye girdiğini, bunların medyaya yansıyan acıkmalarının ciddi bir iç tasfiye, iç çekişme sürecinin iktidar partisi içinde yaşandığını, yaşanabileceğini ortaya koyuyor.

Yani biraz espriyle süsleyelim isterseniz. Balkon konuşması sırasında fonda mahdum Bilal Erdoğan'ın ayağı takılarak tökezlediğini gördük değil mi. Bu fiziki bir tökezlemeydi. Ama esas o gece balkondan siyaset olarak Abdullah Gül düşmüştür. Düşen Bilal Erdoğan arkadaki değil. Abdullah Gül balkondan siyaset olarak düşmüştür o gece.

Değerli arkadaşlarım, sizi biraz geriye götüreceğim. 24 Nisan 2007 tarih. AKP grup toplantısı oluyor, mecliste Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılacak ve Recep Tayyip Erdoğan kararını açıklıyor. Sayın Abdullah Gül kardeşimiz adayımızdır. Hatırlayacaksınız o günü ve cümleyi.

Şimdi bu söylemden partime geri döneceğim, hizmete devam edeceğim beyanlarına rağmen balkondan ve ertesi günü alınan 27 Ağustos tarihli kongre kararından, açıklamasından çıkan Abdullah Gül kardeşine sana gelecek planlarında yer yok mesajı çıkmaktadır. Bu mesajın bu şekilde okunması gayet doğaldır.

Yani şimdi bakıyorsunuz tartışmalara birilerinin özgül ağırlığı gerçekten sıfırlanır pozisyonda. Kimi kastettiğimi değerlendiriyorsunuz. Suçlamalarına yeni yetmeler başkaldırdı, yeni yetmeler şunları çeviriyor gibi ifadeler ekleniyor. Bu yeni yetmeler olarak ifade ettiği kesimden tren hareket halinde. Hareket halindeki trene bilinmez diye Gül'e bu mesaj iletiliyor. Bunlara tanık oluyorsunuz. Yani asli hukukla beraber kardeşlik hukukunun da sona erdiğini bu beyandan görüyoruz.

Twitter mesajcılığıyla ünlü bir eski gazeteci milletvekili ve ona partinin kıdemlilerinden eski bir grup başkanvekilinin şuanda genel başkan yardımcısının medya üzerinden verdiği çok ağır cevaplar sözkonusu. Yani ortalık toz duman, kimin eli kimin cebinde belli değil bu süreçte. Tam da bu ortamda hayır AKP gündemde olmamalı, gündemde o tartışmalar olmamalı, gündeme biz CHP olarak kendimizi taşımalıyız diyen, gayretkeşliğe soyunan istirahatteki Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımızın açıklamaları geldi.

Değerli arkadaşlarım, şimdi yani bu tartışmalar AKP içinde derinleşip siyasi bulanıklık yaşanırken Cumhuriyet Halk Partisi içinden yapılan bu turfanda açıklamalar projektörleri AKP'nin üzerinden çekip, uzaklaştırıp CHP üzerine odaklandırmaya yarayan açıklamalardır. Zaten buna bir teşne durumda olan bir medya yapımız var. Sizleri bu suçlamaları yaparken hiçbirinizi kastetmediğimi defaten söyledim hatırlıyorsunuz. Nasıl olurda biz AKP'deki tartışmaları medya gündeminden uzakta tutabiliriz arayışında olanlara bir can simidi atılmıştır. Tekrar gündem CHP. Nasıl olsa vurmak kolay, CHP'yi tartışmak kolay, karşılığında bir mesuliyeti yok, bir sorumluluğu yok, bir yaptırımı yok ve bu tabloya girilmiştir.

Şimdi bakın, Cumhuriyet Halk Partisinin çatıda geniş bir uzlaşıya dönük aday çıkartma stratejisi bazı eleştiriler olsa da ki bunları saygıyla karşılıyoruz. Genelde doğru bir siyasi tavır olarak değerlendirilmektedir. Geneli kastederek söylüyorum. İkinci tercih olan yolu isterseniz konuşalım. Neydi o? Her siyasi parti grubu. Yani 20 imza olabilecek yapı kendi adayını ilk turda çıkartsın daha sonra ikinci tura kalırsa ikinci turda yarışılsın.

Değerli arkadaşlarım, çatı aday tercihine eleştiri getirenlerin eğer ikinci yol tutulsaydı neden ortak bir uzlaşı arama şansı vardı, böyle bir mutabakat sağlanabilirdi, bu şansı niye kullanmadınız cephesinde yer alacaklarından hiçbirinizin şüphesi olmasın. Burada ilke sözkonusu değildir. Burada ben yakın dönem siyasi beklentimi, çıkarımı nasıl sağlarım güdüsü maalesef ön plandadır. Bunu üzülerek söylüyorum. Her parti kendi adayıyla katılsaydı ve seçimler ikinci tura kalırdı tezini savunanların şu sonucu da hesap etmesi lazım. İkinci turda çok daha büyük bir oy yüzdesiyle seçilecek olan Recep Tayyip Erdoğan bu sefer ilk turdaki sonuç, rakam unutulacak ikinci turdaki % bilmem kaçlık oy oranını kafasındaki anayasayı iğdiş etme, fiili başkanlık sistemine geçiş için kendisine çok yüksek bir milli irade desteği olarak kullanacaktı. Hem de tepe tepe kullanacaktı.

Değerli arkadaşlarım, bunların hesaba katılmayan yönler olduğunu ifade etmek istiyorum. İlk turda Sayın İhsanoğlu'nun adaylığına partili olmalarına rağmen destek vermeme, alanda sorumluluk almama ve katılımın azalması yönünde tercihlerde bulunma yolunu seçenlerin eleştiriden önce kendi tavırlarını etik olarak da sorgulamaları gerekmektedir. Eğer bir siyasi parti mensubuysanız. Tüm ekonomik yokluklara, peş peşe gelen seçimlerin örgütte yarattığı yorgunluklara ve Haziran ayında partili olma sorumluluğu ve kimliği kısmen unutularak Sayın İhsanoğlu etrafında oluşturulan seçmenin sandıktan uzaklaşmasına yol açabilecek haksız tartışmalar hatırlandığında bugün hesap soruyoruz diye ortaya çıkanların öncelikle kendilerinden hesap sorulması gereken kişiler olduğu herkesin bilgisi dahilindedir. Cumhuriyet Halk Partisinin eksikleri olabilir. Ekonomik yoksullukları, yetersizlikleri olabilir ki bunlar vakidir. O işten de sorumlu olduğum için söylüyorum. Bir devlet partisi haline gelen AKP'yle mukayese edildiğinde organizasyon kusurları da olabilir. Bunların hepsini değerlendiriyorum. Ama Cumhuriyet Halk Partisinin bu seçimlerde ortak aday noktasında ve geniş bir siyasi mutabakat arama yönündeki tavrı, iyi niyeti tabiri caizse bunu da ekleyelim siyasi fedakarlığı birçok gözlemci tarafından bugün teslim edilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi kuralları, tüzüğü, programı, ilkeleri olan bir siyasi partidir. Günübirlik kurulmuş bir siyasi çatı değildir. Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminin kendilerine göre taleplerle ortaya çıkanlara karşı tavrı da çok açık ve nettir. Hiçbir Cumhuriyet Halk Partisi yöneticisi başta Sayın Genel Başkanımız olmak üzere eğer bir kurultay çağrısı yapılacak ise hiçbir kurultay delegemize imza verin ya da vermeyin yönünde bir telkinde bulunmayacaklardır. Bunu Sayın Kılıçdaroğlu bugün çeşitli gazetelerde çıkan söyleşilerinde de ifade etmiş bende buradan tekrar ediyorum. İstedikleri imzalar toplandığında yine hiçbirisinin kurultayın toplanacağından bir endişesi olmamalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi artık kendi yakın dönem siyasi beklentilerini öne alarak siyaset yapma tarzına, AKP'nin fetret tartışmalarına girdiği şu dönemde asla izin vermeyecektir.

Özetle; Cumhuriyet Halk Partisi kendi koyduğu stratejinin ve seçim sonuçlarının özeleştirisi de dahil mutlaka değerlendirmesini yapıyor ve yapacaktır da. Ancak tartışmaların AKP içinden uzaklaşılıp kendi içine çevrilmesini de önleyecek siyasi stratejisini geliştirme durumundadır.

Burada bir kez daha tüm olanaksızlıklara, eşitsizliklere ve parti içinden kapa karıştıranlara rağmen tüm özverisini sahaya yansıtmaya çalışan cefakar CHP parti örgütlerine, partililerimize ve partili olmayan sorumluluk sahibi yurttaşlarımıza bir kere daha bu güç koşullar altında gösterdikleri sabır, direnç ve çalışma azmi için huzurlarınızda teşekkür ediyoruz.

Değerli arkadaşlarım, şimdi 15 Ağustos tarihi ve 15 Ağustos tarihinde YSK'nın kesin resmi sonuçları açıkladıktan sonra Anayasanın ilgili maddelerinde belirttiğim hususlar çerçevesinde Türkiye'nin izleyeceği hukuk yolu görülecek, tartışılacak. Ya olayın başından itibaren Anayasanın ayaklar altına alındığı bir sürecin başlangıcına gideceğiz ya da kurallara uygun bir gelişmeyi takip edeceğiz."

Benim bugünlük özetlemek istediklerim bu. Açık yüreklilikle hem iç hem dış sorunları gereken adreslerle beraber özetlemeye çalıştım. Sorular varsa alabilirim.

Soru: "15 Ağustosla ilgili olarak Sayın Kart'ın Yargıtay'a yaptığı bu başvuruya yanıtı ne zaman bekliyorsunuz? Eğer Yargıtay'dan olumsuz bir yanıt gelirse bundan sonraki seçim sürecine ilişkin teknik bilgi… İkinci olarak da bu milletvekilleriyle ilgili olarak Sayın Kılıçdaroğlu'nun bazı ifadeleri var. Bu hastalıklı zihniyetten kurtulmaya kararlıyız şeklinde. Bu milletvekilleri için belki disipline sevk edilmeleri olabilir mi veya herhangi başka bir şey? Bir girişimde bulunacak mısınız parti olarak?"

Haluk Koç: "Ben bu konuyla ilgili görüşlerimizi çok net ifade ettim. Sorunuzun ilk bölümüne gelince; bununla ilgili biliyorsunuz miatlı konulardaki hukuk başvuruları o miat içerisinde, o tarih dilimi içerisinde sonuçlandırılması gerekir. Bu Anayasa Mahkemesine yapılan başvurularda da söz konusudur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının da önünde böyle bir değerlendirme gereği vardır. Bu tarih içerisinde mutlaka bir sonuca varacaklardır. Yoksa demin söylediğim gibi gerek AKP Genel Başkanlığı gerek Başbakanlık noktasında yapılacak her türlü tasarruf hukuken boş hükmünde olacaktır. Mevcut Anayasal ve yasal mevzuat içerisinde bunu değerlendiriyorum. Bu Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının demin söylediğim gibi bu tarih dilimi özelliği dikkate alınarak vermesi gereken bir hukuki karadır."

Soru: "Anayasa Mahkemesine başvuru yapacak mısınız?"

Haluk Koç: "Biliyorsunuz Anayasa Mahkemesi daha sonraki aşama. Önce Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığını görelim. Ama demin söylediğim gibi Anayasal hukuku uygulamamak, çiğnemek gibi bir keyfiyet çıkıyor karşımıza. Bunun sonrasında nelere yol açabileceğini de bir hukuk devletinde, hukukun üstünlüğünün savunulduğu bir devlette ne gibi olumsuz etkilere yol açabileceğini rejim krizi olarak ifade ettiğim olay odur. Nelere yol açabileceğinin de çok iyi hesaplanması gerekir. Biz güçlüyüz. Her zaman olduğu gibi hukuku kendi tasarruflarımıza göre uyarlarız. Öyle hukuk kararları alır yolumuza devam ederiz mantığı bir hukuk devletinde söz konusu değildir. Hele de bu noktada, hem Anayasal hem yasal çerçevenin zorunlu kıldığı bazı adımların atılması gerekmektedir."

Soru: "Bugünkü MYK toplantısında yaptığınız özeleştiri ne yöndeydi? Muhaliflere yönelik eleştirilerinizi yaptınız ama 28 Ağustosta yapılacak yemin törenine katılacak mısınız CHP milletvekilleri olarak?"

Haluk Koç: "O yetkili kurullarımızda daha sonra tekrar değerlendirilir. Öncelikle demin söylediğim Anayasal ve hukuk sistemi aşındırılarak 15-27 Ağustos arasında gerek AKP'nin içi bakımından gerekse AKP'nin dışındaki sorumluluklar bakımından kanun hükümlerinin dışına çıkıp böyle bir çerçeve içerisinde kendini tarif edecek kişinin yemin töreninin bizim için havada kaldığı çok açıktır. Bu sorudan cevabı o şekilde özetleyebilirim."

Soru: "Parti içi muhalefete yönelik Genel Başkanın bu tartışmaların devam ettirmeyeceği yönünde bugün net bir açıklaması var. Genel Merkezin tasarrufu parti içi muhalefete yönelik ne olacak? İkinci olarak da özeleştirinin sonucunda yapılacak tasarruf ne olacak?"

Haluk Koç: "Özeleştiri dedim ya, CHP seçim haritası önümüzde. Genellikle baktığımız zaman %38,5'luk oy oranının CHP'nin oy yoğunluğu olduğu bölgelerde çok ciddi bir şekilde korunduğunu gösteriyor. Bunu konuyla ilgili analistler belirtiyor. Teker tekerde yorumlar çıkmaya başlıyor. Eksik olan yerler var. Mevsim özellikleri, demin söylediğim gibi adaylığın ortaya çıkışında yaratılan istifhamlar bu sürece olumsuz etki yapanlar nedenler. Bütün bu faktörler parti boyutu bakımından ele alınacak. Daha detaylı bir değerlendirme mutlaka yapılacak. Kastım odur.

Diğer konuya gelince, kurultay talebinde bulundular. Kurallar çok açık. Onu söylüyorum. Biz engelleyici değiliz. Hiçbir şekilde hiçbir kurultay delegesine sakın ha imza vermeyin şeklinde bir üst yönetici baskısı oluşturmuyoruz. İmza sayısı toplandığı zaman herkesin kurultayında istenilen gündemle toplanacağını bilmesi gerekir. Onu ifade istedim."

Soru: "Sayın İhsanoğlu'nu çok sayıda parti destekledi ancak beklenilen oy alınamadı. Bu partilerden oy gelmedi mi? Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Neden gelmedi?"

Haluk Koç: "Demin söyledim. Tabi sandıktan çıkan oyun şu partiden, bu partiden geldiğini belirleme gibi bir şansımız yok. Elimizdeki veriler son yerel seçimde siyasi partilerin o seçim bölgesinde aldıkları oylar üzerinden yapılan bir temel karşılaştırmayla ancak bir yorumda bulunmayı mümkün kılıyor. Demin söylediğim değerli arkadaşımızın sorusuna yanıt olarak verdiğim cümlelerde CHP'nin oy yoğunluğunun olduğu bölgelerde çok belirgin eksikliklerin olmadığı yönünde. Seçime katılma, mevsimsel koşullar bunlar Türkiye'nin gerçekleri. Yani kimseyi suçlamıyoruz. Bir yaz döneminde büyük kentlerden sadece tatil için değil yanlış anlaşılmasın, Anadolu gerçeğini biliyorsunuz. Birçok yerde çok değişken kırsal alana geçiş oluyor. Mesela Karadeniz Bölgesine İstanbul, İzmir, Bursa, Ankara gibi bölgelerden çok ciddi bir gidiş vardır. Yine tarım işçilerinin mevsimlik yer değiştirilmeleri söz konusudur. Yani katılım bir tek tatile gidip sorumluluk hissetmeyen şeklinde tarif edilen kitleyle kaim değildir. Çok farklıdır.

Bütün bunlar demin söylediğim gibi siyaset bilimcilerinin, istatistikçilerin değerlendirmesiyle ortaya çıkacaktır. Oradan gelen raporlara göre de nerede eksiğimiz var, nerede gediğimiz var bütün bunlarda bizim değerlendirmemiz içinde olacaktır."

Soru: "Bu eleştirileri ve kurultay çağrılarını yapanlar arasında bir de Grup Başkanvekili var. Genel Başkanı temsil eden bir kişi. Bununla ilgili bir adım atılacak mı? Bu söylediklerinizden, yaptığınız açıklamalardan o 6 milletvekiliyle ilgili disiplin süreci başlatılmamıştır açıklaması var."

Haluk Koç: "Daha önce benzer bir süreci ben parti içindeki yönetim anlayışı değişsin diye 2007-2008 yılında Grup Başkanvekilliğine tekrar aday olmayarak bir 3 aylık periyotta bir değerlendirme olmaması üzerine tamamen siyasi etik ve siyasi ahlak çerçevesi içerisinde yerine getirmiş, onun pratiğini yapmış bir arkadaşınızım. Çünkü Grup Başkanvekilliği Genel Başkanın vekaleti demektir. Onun için bu tezleri ileri süren Sayın Arkadaşımız mutlaka şu anda taşıdığı sıfatın söylediği sözlerle uyuşur olup olmadığını değerlendirecek kadar siyaset birikimi olan, deneyimi olan bir arkadaştır. Gereği herhalde kendisi tarafından yapılır."

Soru: "YSK mazbatayı Meclis Başkanına gönderecek. Meclis Başkanın da 28'ine kadar bekleteceği ifade ediliyor bunu. Bu konuda bir çağrınız olacak mı?"

Haluk Koç: "Çok çağrımız oldu bu kürsüden Sayın cemil Çiçek'e hatırlıyorsunuz. Bu soruşturma komisyonun bir türlü çalışmaya başlamaması dahil son tarih dilimindekini söylüyorum; Sayın Cemil Çiçek TBMM'nin Başkanı değil AKP'nin Meclis Başkanı gibi davranmakta beis görmedi. Üzülerek söylüyorum bunu. Sayın Çiçek yani bu eleştiri kişisel değildir. Eylemleriyle ilgili, tasarruflarıyla ilgili bir eleştiridir.

Şimdi kanun çok açık. Anayasa çok açık ve sen onu tutacaksın, kanun ne diyor? YSK resmi sonucu açıkladığından itibaren herhangi bir bildirime gerek yoktur diyor. Yani hukuki bir işleme gerek yok, otomatik olarak bu süreç hem parti üyeliğinden hem TBMM üyeliğinden o kişinin düşmesiyle sonuçlanır diyor. Yani hükümet başkanlığı da söz konusu değildir. Hükümet başkanlığı bölümü Sayın Çiçek'i ilgilendirir. Başbakan imzasıyla bu tarihten sonra TBMM'yi muhatap alacak her türlü yazışma hukuken yok hükmündedir. Sayın Çiçek eğer hokus pokus olayına girmezse, hukukken yok olanları var kabul ederse kendisi de hukuki müeyyidenin, hukuki sorumluluğun en başında kişi değerlendirilecektir. Bu çok açık. Yani hukuka karşı çıkma, hukuku çiğneme hakkı Başbakan, Meclis Başkanı bütün AKP kademeleri için özel bir hak değildir. Buna Sayın Cemil Çiçek'de dahildir."

Soru: "Sayın milletvekili toplantıya katıldı mı? Bir değerlendirmesi oldu mu?"

Haluk Koç: "Bugün gelmedi."

Soru: "Sizce parti içi muhalefet olarak adlandırdığınız gün bu açıklamayı yapan milletvekillerinin istifa mı etmesi gerekir. Şu andaki delege yapısına göre kurultay için imza toplamaları son derece doğal görünüyor. Genel Başkanın olağanüstü bir kurultay çağrısı olabilir mi? Tüzük Kurultayı ya da başka bir kurultay çağrısı olur mu?"

Haluk Koç: "Başından itibaren engel olup daha sonrasında siyasi çalışmalara katılmama konusunda direnç sergileyen arkadaşlarımızın mutlaka dayandıkları bir güç vardır. O güçlerini bir toplasınlar. O güçler bir ortaya çıksın. Siyaseten bir şekillensin tabi ki Genel Merkez olarak bizde onu değerlendirir ama hiç kimsenin yarışma hakkını da elinden almayız.

Teşekkür ediyorum."

    Çarşamba, 13 Ağustos 2014 18:14

Bağlantılı Konular