İnce, “Kimyasal zehir ile insanlık suçu işlendi.” diye suç duyurusunda bulundu

İnce, “TOMA araçlarındaki suya kimyasal zehir ilave edilip vatandaşların üzerine sıkılarak apaçık bir şekilde insanlık suçu işlenmiştir” dedi.

CHP Grup Başkanvekili Muharrem İNCE, İstanbul’da Gezi Parkı eylemcilerine sıkılan suya kimyasal madde katılması ve eylemcilere orantısız güç kullanılması nedeniyle İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ve polisler hakkında ‘görevi ihmal’, ‘zor kullanım yetkisine ilişkin sınırın aşılması’ suçlarından yargılanmaları amacıyla suç duyurusunda bulundu.


İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına iletilmek üzere Ankara Başsavcılığına verilen  suç duyurusunda, Gezi Parkı ile ilgili hukuksuzluğa tepki gösterenlere karşı ağır biçimde müdahale edildiği ve orantısız güç kullanıldığı belirtilirek, “Bu da yetmezmiş gibi bir de TOMA araçlarındaki suya kimyasal zehir ilave edilerek vatandaşların üzerine sıkılarak apaçık bir şekilde insanlık suçu işlenmiştir” denildi.

Kimyasal zehir içeren suların sıkılmasının Türkiye için ‘utanç kaynağı’ olduğu vurgulanan suç duyurusunda, anayasa ve AİHS’ye aykırı davranan vali, emniyet müdürü ve polislerin TCK’da yer alan görevi kötüye kullanma ve zor kullanım yetkisine ilişkin sınırı aşma suçunu işledikleri kaydedildi.
İnce’nin avukatı aracılığıyla yaptığı suç duyurusu şöyle:

İSTANBUL CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

Gönderilmek Üzere

ANKARA CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’NA

ŞİKAYET EDEN      : Muharrem İNCE (Yalova Milletvekili) – TBMM

VEKİLİ                       : AV. HALUK PEKŞEN (T.C. 25484656580)

ŞÜPHELİLER          : 1- Hüseyin ÇAPKIN – İstanbul Emniyet Müdürü

2- Hüseyin Avni MUTLU – İstanbul Valisi

3- Görevli polis memurları

SUÇ                             : “Görevi İhmal”, “Zor Kullanma Yetkisine İlişkin Sınırın Aşılması” suçları

KONU                         : Şüpheliler hakkında gerekli soruşturmanın yapılarak haklarında kamu davası açılması talebidir.

AÇIKLAMALAR       :

1.     I.                 MADDİ OLAYLAR:

Sayın savcılık makamının da yazılı ve sözlü basından kolaylıkla takip edebildiği üzere, Taksim Meydanı Yayalaştırma Projesi kapsamında Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilmesi üzerine birçok vatandaş buna tepki göstermiştir. Konu hakkında İdare Mahkemesinden alınan yürütmenin durdurulması kararına rağmen, yıkım çalışmalarına devam edilmesi neticesinde, bu hukuksuzluğa tepki gösteren vatandaşlara Emniyet güçleri oldukça ağır bir şekilde müdahale etmiş ve orantısız güç kullanmıştır. Yapılan müdahaleler artık sadece Taksim Gezi Parkı’ndan  ibaret kalmayıp, tüm ülkeye yayılmıştır. Basından ve sosyal medyadan kolaylıkla takip edildiği üzere, polis müdahalesi ile vatandaşlara oldukça yoğun bir şekilde biber gazı kullanılmış ve hatta bu yetmezmiş gibi bir de TOMA araçlarındaki suya kimyasal zehir ilave edilerek, vatandaşların üzerlerine sıkılarak apaçık bir şekilde insanlık suçu işlenmiştir.

YARGI KARARINA RAĞMEN, Taksim Gezi Parkı’nın yıkılarak AVM ve konut yapılması projesine tepki gösteren birçok Sanatçı, sivil toplum gönüllüleri, milletvekilleri bu insanlık dışı uygulamaya engel olmak isteseler de, emniyet güçlerince gerek Taksim Gezi Parkı gerekse ülkenin dört bir yanı, adeta bir “savaş alanına” dönüştürülmüştür. Oysa ki, söz konusu yeşil alana sahip çıkmak için mücadele veren vatandaşlarımızın amacı, mevcut yeşil alanın katledilmesinin önüne geçebilmek ve seslerini duyurabilmektir.

Ne var ki, emniyet güçlerinin uyguladığı şiddet ancak ve ancak azılı bir teröriste uygulanabilecek düzeyde ve ağırlıkta olup, sosyal hukuk devletinde tepkilerini dile getirmek isteyen yurttaşların, polislerce böylesine “hırpalanması”, şiddete maruz bırakılması ve daha da vahimi KİMYASAL ZEHİR İÇEREN TAZYİKLİ SULARIN vatandaşların üzerlerine sıkılması gerçekten de içler acısı ve Ülkemiz için utanç kaynağıdır.

Bu itibarla, böylesi HUKUK DIŞI ve hatta İNSANLIK DIŞI uygulamanın, hukuki ve cezai sonuçlarının olması hukuk devletinin bir gereği olup, Sayın Savcılığınızca konuya gereken önem ve hassasiyet verileceği inancı ile şüpheliler hakkında soruşturma başlatılması hukuk, hakkaniyet ve vicdan gereğidir.

1.     II.             HUKUKİ AÇIKLAMALAR:

Devletin en asli fonksiyonu yurttaşlarının can ve mal güvenliğini sağlamaktır. Devlet bu işlevini yerine getirmek için kamu düzeni ve kamu güvenliği gereği her türlü öngörüde bulunarak önceden tüm tedbirleri alır. Yurttaşın can güvenliğini sağlarken kamu düzeni ve güvenliği için süreklilik arz edebilen tehditlere karşı tedbir alınması kamunun asli işlevidir.

Siyasal iktidarın nereden olursa olsun rant elde etme mantığı yaşanan acıları daha da büyütmüştür. Yurttaşın en temel hakkı olan yaşam hakkı ve uzantısı olan güvenlik hakkı, ne yazık ki artık olağan bir hak olmaktan çok olağanüstü bir hak haline gelmiştir.

Ülkenin çeşitli yerlerinde kendi yurttaşına böylesine “EZİYET” edilmesi, dünyada eşi benzeri olmayan ve hiçbir şekilde kamu hizmeti anlayışıyla açıklanamayan içler acısı bir durumdan öteye değer taşımamaktadır.

Kamunun en önemli görevlerinden birisi de kamu hizmetidir. Kamu hizmetinin gereği gibi ve derhal işletilmesi kamu görevlilerinin zorunlu görevidir. Bunun gereğinin yerine getirilmemesi açıkça görevi ihmal ve görevi kötüye kullanma suçlarına vücut verecektir.

Bilindiği üzere, TCK’ muzun 257. maddesinde “Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veyakamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” hükmüne yer verilmiştir.

Ceza Kanunumuzun konu ile ilgili maddesinde ayrıca suçun unsurları olarak kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına sebebiyet vermek ya da kişilere haksız bir kazanç sağlamak unsurları sayılmıştır.

Görevleri gereği İstanbul Valiliği ve Emniyet Müdürlüğü;  Anayasa, yasa, tüzük ve yönetmelikler ile belirlenen kurallara ve yerleşmiş İnsan Hakları ilkeleri doğrultusunda, kamu ve birey yararı dengesini adil bir düzeyde sağlamak ve amaçlanan sonucu makul bir şekilde icra etmekle yükümlü oldukları halde, açıkça görevlerini yerine getirmemiş ve kötüye kullanmışlardır.

Zira şüpheliler, basında yer alan olay yeri görüntüleriyle de açıkça görüldüğü üzere, vatandaşların üzerine yoğun olarak biber gazı, gaz bombası ve TOMA’lardan tazyikli su sıkarak Gezi Parkı için direnenlere orantısız ve insan haklarına açıça hiçe sayar şekilde şiddet uygulamış ve sosyal medyada dolaşan tazyikli suya maruz kalan yurttaşların fotoğraflarında vücutlarında kabarcıklar olduğu görülmüştür. TOMA’lardaki suyun içine katılan maddenin yoğun bir kimyasal madde olduğu ve birçok vatandaşın tazyikli suyun içindeki kimyasal maddenin yol açtığı yaralanmalar ve ciltte ortaya çıkan tahrişler ve kabarmalar şikayeti ile hastanelere gittiği ve vatandaşalrın ne denli ağır bir şiddete maruz kaldıkları, sosyal medyada açıkça görülmektedir.

Ajanslardan geçen fotoğraflarda polisin TOMA aracının içine 10 litrelik bidonlardan yoğun kimyasal zehir içeren biber gazını boşalttığı görülmektedir. Tüm bunlara binaen İstanbul Valisi’nin açıklaması ise, hiçbir şekilde sağlığa zararlı madde olmadığı ve hatta suyun içine kimyasal madde veya biber gazı değil de ilaç katıldığı söylenmiştir. Oysa bu hiçbir şekilde gerçeklerle örtüşmemektedir. Gerek İstanbul Valiliği gerekse İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevlerini yerine getirmemekte ve kamuoyuna yanıltıcı vermektedir.

Öyle görünmektedir ki, şüphelilerce ORANTISIZ GÜÇ kullanılarak, açıkça SUÇ İŞLENMİŞTİR.

Bu itibarla, AİHS ve anayasa ile güvence altına alınmış olan HİÇ KİMSENİN GAYRİ İNSANİ YAHUT HAYSİYET KIRICI CEZA VEYA MUAMELEYE TABİ TUTULAMAYACAĞI, İFADE HÜRRİYETİ, TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ DÜZENLEME HAKKININ özüne orantısız bir güçle müdahale edilerek, Hakkın kullanılamaz hale getirilmesi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Zor Kullanma Yetkisine İlişkin Sınırın Aşılması” kenar başlıklı 256. Maddesinin de ihlali olup, şüphelilerin cezalandırılmaları mevzuat gereğidir.

Bilindiği üzere göreve ilişkin bir hizmetin veya işlemin bilerek ve isteyerek yapılmaması veya geç yapılmasıyla suç oluşur. Görevi ihmal; görevin hangi nedenler ile olursa olsun, yasa ve kuralların gösterdiği usul ve esaslara aykırı biçimde yapılması veya yerine getirilmesidir. Yasal yetkinin aşılması, yasal yöntem ve biçime, ön koşullara uyulmaması, takdir yetkisinin hukukun öngördüğü amacın dışında kullanılması suretiyle işlenen fiiller, TCK 257 nci maddesi ile yaptırıma bağlanan görevi ihmal ve görevi kötüye kullanma suçunu oluşturur.

Bununla birlikte, suç mahallinde görevli polis memurlarınca uygulanan şiddetin neticesi olarak, vatandaşlar gerek fiziki ve gerekse ruhen zarar görmüş ve yıpratılarak fiziki sakatlıklara varan müessir fiil uygulanmıştır. Dolayısıyla, Sayın Savcılığınızca olay yerindeki polis memurlarının bir an evvel tespit edilmesi ile suç eylemi içeren fiillerinin cezalandırılması gerekmektedir.

Bu itibarla, Devlet tüm asli fonksiyonlarıyla anayasal düzeni korumak ve yurttaşların haklarını eksiksiz ve ödünsüz kullanabilmeleri için gerekli olan her türlü olanağı sağlamak ve tedbiri almak zorunluluğundadır. Anayasa gereği Devlet bu sorumluluğundan şu yada bu gerekçelerle kaçamaz.

Tüm bu sebepler ile görevinin gereklerini yerine getirmeyen ve bu suretle de kamunun mağduriyetine sebebiyet veren şüphelilerin atılı fiili işledikleri, bir diğer anlatımla atılı suçun unsurlarının oluştuğu açıktır. Bu nedenle, şüpheliler hakkında kamu davası açılarak eylemlerine uyan ceza hükmü ile cezalandırılması gerekmektedir.

YASAL DAYANAK            : T.C. Anayasası, TCK, CMK ve sair mevzuat.

SONUÇ VE İSTEM           : Yukarıda açıklanan ve resen gözetilecek nedenlerle; şüpheliler hakkında gerekli soruşturmanın yapılarak haklarında eylemlerine uyan ceza hükmü ile cezalandırılmaları için haklarında kamu davası açılmasına karar verilmesini saygılarımla talep ederim.”

    Çarşamba, 19 Haziran 2013 19:19

Bağlantılı Konular