"Çocuklar öldürülmesin diye, öncelikle bir ateşkesin sağlanması lazım"

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Trabzon ve ilçelerini ziyaret ettikten sonra Giresun'a geçti, binlerce kişinin katıldığı iftar yemeğinden sonra Giresun'da NTV'nin canlı yayınına konuk oldu ve Oğuz Haksever'in güncel konularla ilgili sorularını yanıtladı.

Oğuz Haksever: Cumhurbaşkanlığı seçimi kampanyasında artık özellikle Ekmeleddin İhsanoğlu'yu destekleyen liderlerde sahadalar. En azından Devlet Bahçeli MHP lideri bazı açıklamalar yapıyor, özel açıklamalar yapıyor bu konuda. Cumhuriyet Halk Partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu'da Karadeniz’de bu Ekmeleddin İhsanoğlu'nun kampanyası için çalışıyor. Giresun'dayız. Giresun kalesinin altındaki bir mekandayız ve Kılıçdaroğlu'yla birlikteyiz. Çok teşekkür ederiz bize zaman ayırdığınız için Sayın Kılıçdaroğlu.
Kemal Kılıçdaroğlu: Giresun'a hoşgeldiniz.

Oğuz Haksever: Teşekkür ederim. Biz haberciler en güncelin, en güncelini sorarak başlamak isteriz. Son bilgi bu birleşik devletlerdeki Musevi kongresinin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a verdiği ödülü geri istemesi. Ben bugün sizi takip edebilseydim hemen sorardım. Şimdi sorabiliyorum buyurun.
Kemal Kılıçdaroğlu: Gazze'de yaşanan dram dolayısıyla ben Erdoğan'a bir çağrıda bulunmuştum bu madalyayı iade et diye. İade edersen daha şık olur. Ama hiç ses çıkmadı. İade de etmedi. Ama şunlar söylendi. Efendim işte oranın İsrail'le ne ilgisi var. Yani Yahudi kongresi bir karar almış, vermiş, dolayısıyla o da bu madalyayı almış. Eğer iade etseydi kendi iradesiyle iade etmiş olacaktı. Ama şimdi onlar karar aldılar, nasıl madalya verilmesine karar aldılarsa şimdi başka bir karar alarak bize geri ver diyorlar. Ben merak ediyorum Erdoğan hangi yüzle götürüp verecek ve nasıl verecek? Eğer bizim sözümüzü dinleseydi çünkü o bizim yaptığımız her eleştiriyi kendi aleyhine bir eleştiri olarak algılıyor. Oysa dış politika iç politikaya malzeme edilmeyecek kadar önemli bir alandır ve dış politikanın milli olması şarttır. Bütün siyasal partilerin dış politika konusunda ortak söylem geliştirmeleri gerekir. Ama öyle bir dış politika izleniyor ki o Türkiye'ye zarar verir noktaya getirdiler. Bu noktada. Ve Türkiye zarar görüyor dış politikadan AKP'nin izlediği.

Onun üzerine biz kendisini defalarca uyardık. Sadece bu madalya bunun çok küçük bir örneğidir. Suriye konusunda uyardık, Irak konusunda uyardık, Mısır konusunda uyardık. Yanlış yapıyorsunuz dedik, Mavi Marmara konusunda uyardık. Ama her seferinde hayır sizin söylediğiniz yanlış, bizim dediğimiz doğrudur dedi. Bugün yalnızlaşan bir Türkiye var. Şimdi yarın madalyayı iade edip etmeyeceğini bende merak ediyorum ve nasıl iade edecek onu da merak ediyorum. Kendi özgür iradesiyle iade edebilseydi inisiyatif kendisinde olacaktı. Şimdi inisiyatif kendisinde yok ve diyorlar ki size verdiğimiz madalyayı bize iade et diyorlar. Bu da tıpış tıpış götürecek iade edecek.


Oğuz Haksever: Gazze'den devam edelim o zaman biraz. Soruşturmalara da geleceğiz elbette bu son şeye ama dış politikasını biraz öncede söylediniz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, ana muhalefet olarak eleştiriyorsunuz. Burada acaba öngördüğünüz politika yürürlükte olsaydı Türkiye Gazze konusunda daha etkin olabilir miydi ne dersiniz?
Kemal Kılıçdaroğlu: Bizim öngördüğümüz dış politika yürürlükte olsaydı bugün Suriye'de bu tablo yaşanmazdı, Irak’ta bu tablo yaşanmazdı. Eminim Filistin'de bu tablo yaşanmazdı. Mısır'da farklı bir tablo yaşanırdı. Ama bunların hepsi ihmal edildi. Az öncede söyledim biz dış politikanın milli olması gerektiğine inanan bir gelenekten geliyoruz. Çünkü dışarıya karşı içerden ortak sesin çıkması kadar başka bir güzellik olamaz. Ama bu her seferinde alındı bir tarafa atıldı.

Şimdi Ortadoğu'ya bakalım. Suriye'yle aramızda kan davası var. Irak merkezi yönetimi tamamen dışladık. Irak üçe bölündü fiilen. Öyle bir gelişme var. Orada 49 vatandaşımız şuanda rehin IŞİD'in elinde. Mısır'a bakıyoruz bizim gönderdiğimiz büyükelçiyi istenmeyen adam ilan ettiler ve geri gönderdiler biz sizi kabul etmiyoruz diye ve Türkiye tamamen dışlandı. İsrail'le zaten ilişkilerimiz Mavi Marmara'dan sonra koptu. Sayın Mahmut Abbas Türkiye'ye davet edildi. Hükümet çağırdı Türkiye'ye. Kendi iradesiyle gelmiş değil. Türkiye'ye geldi ve yaptığı bir açıklama çok ama çok önemliydi. Filistin'le İsrail arasında 2012'ye dayanan koşullarda bir anlaşma sağlamak üzereyiz. İsrail bunu kabul etti, Filistin'inde kabul etmesi lazım. Biz kabul edersek İsrail zor durumda kalacaktır diye. Ve Türkiye'nin bu anlaşmayı sağlayanda Mısır. Ve Sayın Mahmut Abbas şu açıklamayı yaptı. Bizim isteğimiz üzerine Mısır devreye girdi dedi. Orada çok önemli bir gelişme yaşandığı anlaşılıyor Mısır'ın devreye girmesiyle. Bir ateşkes çıkacak ortaya. Ama Mısır Dışişleri Bakanı o arada bir açıklama yaptı. Biz Filistin'le İsrail arasında ateşkesi sağlayacağız ama bunu engelleyen Katar ve Türkiye. Bu şuana kadar hiç yalanlanmadı. Düşünebiliyor musunuz Gazze için ağlıyoruz ama kan akması için elimizden geleni yapıyoruz. Oysa orada öncelikle bir ateşkesin sağlanması lazım çocuklar öldürülmesin diye. Biz arkadan bir çağrıda daha bulunduk gerçekten İsrail'e ders vermek istiyor musunuz? Orantısız güç kullanan İsrail hükümetine ders vermek istiyor musunuz? O zaman Malatya Kürecik'teki istasyonun şalterini indirin. Kürecik istasyonunun haberleşmesini indirin, yaptırmayın. Çünkü bu sürekli İsrail’e bilgi taşıyor. Dediler ki bu NATO'nun. Bu da doğru değildi. Çünkü NATO'nun yaptığı resmi açıklama var. Diyor ki, 2014'ün sonunda bu NATO'ya devredilecektir diyor.

Şimdi ben NATO'ya mı inanacağım, Recep Tayyip Erdoğan'a mı inanacağım? NATO yalan söylemez herhalde niye yalan söylesin. Bir gerekçesi de yok. Ama bu adam yalan söylüyor kimse kusura bakmasın. İndir kardeşim onu. Efendim buradan İsrail’e bilgi gitmiyor. O da yalan. 2012'de İsrail - Amerika arasında bir ortak tatbikat yapıldı. Amacı neydi biliyor musunuz? Kürecik radar istasyonuyla benzeri olan İsrail’deki radar istasyonu arasındaki bilgi iletişimi test edildi karşılıklı. Arkasından Amerikan dışişlerinin yaptığı bir açıklama var. Kürecik radar istasyonundan elde edilen bilgileri NATO'ya ve dostlarımıza eş zamanlı veririz dedi. Daha ne desinler?

Şimdi Erdoğan çok konuşuyor. Sabah, öğle, akşam her saat konuşuyor. Konuşmakla dış politikada sorunlar çözülseydi şimdiye kadar çözülürdü zaten. Çünkü ondan daha fazla konuşan yok. Dış politikada iş yapacaksınız. Ama bunu yaparken de kararlı bir tutum sergilemeniz lazım. Yoksa bol bol konuşup hiçbir şey yapmamak, hamaset nutuklarıyla milleti kandırmak bir yere götürmez. Biz Suriye konusunda ısrar ettik yanlış yapıyorsunuz Suriye konusunda dedik. Suriye'de insan hakları ihlalleri var mı? Var tabi. Eleştirelim mi? Elbette eleştirelim. Ama Suriye'ye silah göndermeyelim. El Kaide militanlarını dünyanın değişik ülkelerinden toplayıp Hatay üzerinden Suriye'ye göndermeyelim.

Bakın en son biz başka belgelerde açıkladık. Tırlarla silah gönderiliyor Suriye'ye El Kaide ve IŞİD'a. Şuanda bizim 49 vatandaşımızı rehin alan IŞİD’in elindeki silahlar Türkiye'den gönderilen silahlardır. O dosyanın içinde yani yargıdaki dosyanın içinde savcının ifadesi var, polisin ifadesi var, emniyetçilerin ifadesi var. Düşünün tırlar yakalanıyor MİT'e ait olduğu söyleniyor. MİT Adana bölge başkanı o tırların MİT'e ait olduğunu bilmiyor. Ama Erdoğan biliyor. Silahlar Esenboğa'dan yüklendi yabancı bir uçakla. Nereden geliyor bunlar? Katar'dan geliyor. Bu tabloya baktığınız zaman 90 yıllık bir cumhuriyet tarihinde hiçbir zaman biz başka bir ülkeye, bir Müslüman ülkeye birbirlerini öldürsünler diye silah göndermedik. Hiç yapmadık biz bunu. Erdoğan hükümeti dönemi hariç. Erdoğan kalkıp bunlar yalandır diyemiyor artık. Derse emin olun biz bunların filmlerini de yayınlayacağız. Roketler. Dendi ki, efendim biz Suriye'ye insani yardım amaçlı malzeme gönderiyoruz. Oğuz bey, insani yardım amaçlı tırlar niye gizli götürülür? İçinde yiyecek vardır, içinde giyecek vardır, içinde çocuk maması vardır, içinde çocuk bezi vardır, içinde zeytin vardır diyelim. Bunlar gizli değil ki zaten. Ama siz gizli bir şeyler götürüyorsunuz. O yiyecek maddesi değil, insani yardım malzemesi değil. İnsanı öldüren malzeme onlar. Biz bunu söyledik.


Oğuz Haksever: Türkmenlere gidiyor argümanını...
Kemal Kılıçdaroğlu: Tabi sonra efendim biz bunları Türkmenlere gönderiyoruz diye. Türkmenler açıklama yaptılar bize silah falan gelmedi diye. Zaten Türkmenleri unuttuk biz. Türkmenler unutuldu. Öldürülüyor Türkmenler. Yas mı ilan ettik? Hayır. Onların sorunlarına sahip mi çıktık? Hayır. Emin olun şimdi biz Türkmenlere acaba yardım nasıl ulaştırırız diye biz şuanda araştırma yapıyoruz. Konuştuk bazı liderlerle bizim belediyelerimiz oradaki Türkmenlere acaba nasıl yardım götürebiliriz, nasıl insani yardım taşıyabiliriz onun araştırmasını yapıyoruz. Söz verildi bize eğer onları yapabilirsek sağlarız. Aynı zamanda Gazze'de Kızılay'ında bir yeri var. Kızılay insani yardım amaçlı olarak Gazze'de uzun süredir bulunuyor zaten. Mavi Marmara'dan da önce Kızılay oradaydı. Biz Kızılay’la da temasa geçeceğiz. Yani Gazze'ye ne tür yardım yapılıyorsa bize ihtiyaçları bildirin, biz bütün yardımları Kızılay'a teslim edeceğiz onlar götürüp Gazze'de oradaki vatandaşlara versinler.

Bakın, bizim politikamız, amacımız bu. Mısır'a gelelim. Mısır Ortadoğu'nun en önemli ülkesidir. Kilit taşıdır Ortadoğu'nun. Yani bir anlamda Ortadoğu'nun ağabeyi konumundadır. Biz Mısır'ı tamamen devre dışı bıraktık. Erdoğan çıktı El Ezher üniversitesi şeyhine çok ağır hakaretlerde bulundu. Şimdi El Ezher şeyhi bütün Mısır halkı için görüşü ne olursa olsun çok önemli bir makamdır. Oraya hakaret ettiğiniz andan itibaren bütün Mısır halkını aşağılamış oluyorsunuz, öyle algılanıyor. Bir ülkenin Başbakanı böyle bir dil kullanabilir mi? Dış politika ayrı, iç politika ayrı. İç politikada biz kavga edebiliriz. Sorun yok sonuçta biz aynı ülkede yaşıyoruz. Bugün kavga ederiz, yarın barışırız. Bir araya geliriz, sohbet ederiz. Ama 3 gün sonra tekrar kavga edebiliriz. Ama dış politika böyle değildir. Dış politikada yaptığınız bir kavganın veya aldığınız hatalı bir kararın ülkelerin tarihinde derin izler bıraktığını unutmamak gerekiyor. Cezayir'in bağımsızlığını hatırlarsınız. Birleşmiş Milletlerde Cezayir'in bağımsızlığı oylandı ve biz Cezayir'in bağımsızlığına evet demedik. Cezayir halkı bunu unutmadı. Ki orada Cezayirliler kendi ulusal kurtuluş savaşlarını verirken göğüslerinde Mustafa Kemal Atatürk'ün fotoğrafları vardı. Çünkü ilk milli kurtuluş hareketini başlatan oydu. Sonra ne oldu? Rahmetli Özal gitti Cezayir'e ve Cezayirlilerden özür diledi. Bakın aradan kaç yıl geçti, kaç Başbakan geçti ancak o yarayı öyle temizleyebildik.

Şimdi Mısır'la, Suriye'yle, Irak'la nasıl temizleyeceğiz biz bunu. Lübnan'la. Bakın, BM Güvenlik Konseyinin olağanüstü toplanması gerektiğini Ürdün istiyor ve Ürdün’ün isteği üzerine toplanıyor. Eskiden bir olay olduğu zaman Ortadoğu’da gelip Türkiye'nin kapısı çalınırdı. Gel aracı ol ve bizi barıştır diye. Şimdi hiçbir ülke Türkiye'nin kapısını çalmıyor. Nasıl böyle bir tabloyu yaratıyoruz. Yazık günah değil mi bu ülkeye?

Bakın, bir şey daha söyleyeyim Oğuz bey bu çok önemli. İsrail'i eleştirirken biz İsrail halkını eleştirmiyoruz. Bizde de Musevi vatandaşlar var. Şimdi onlara da bir linç girişimi uygulanıyor. Bunlar yanlış. İsrail'de İsrail halkının bir kısmı Netanyahu politikasını zaten eleştiriyor. Onlarda isyan ediyorlar. Onlarda Gazze'ye bu tür saldırının doğru olmadığını kabul ediyorlar. Yani onlarda bizim gibi düşünüyorlar. Biz blok olarak bütün İsrail'i ya da blok olarak Türkiye'deki Yahudileri de dahil edip hepsine linç girişimi uygularsak bu da yanlıştır. Biz İsrail hükümetinin Gazze'ye uyguladığı politikanın yanlışlığına ve o hükümetin Gazze'de yol açtığı katliamların protestosunu yapmak için biz hareket etmeliyiz. Yani onun dışında böyle herkesi ya da her Musevi vatandaşı kalkıp da suçlamak doğru değil. Bununda özenle altını çizmek isterim.

    Cuma, 25 Temmuz 2014 14:52

Bağlantılı Konular

Yandex.Metrica