"Bütün dünyada polis hırsızı kovalar, Türkiye'de hırsızlar polisleri kovalamaya başladı"

CHP Sözcüsü Prof. Dr. Haluk Koç "Bugün inlerine giriyoruz naraları atanların, yarın aynı şekilde inlerine girileceğinden hiç şüpheniz olmasın..." dedi.

"Şimdi kurgucular, senaryo yazanlar, oyun kurucular kendi aralarında hesaplaşmaya başladılar. Başkalarına beraberce oynadıkları oyunu şimdi birbirlerine karşı sergiliyorlar. Yani bir kesimi için bunlardan sap döndü, saman döndü, hesapta döndü bir kesimi için."

"Beyin yıkamanın, algı operasyonlarının ve yalanın fütursuzca kullanıldığı, takiyenin insaf sınırlarını aşacak şekilde sergilendiği, yandaşların yalakalıkta sınır filan tanımadığı, yenidünya rekorları kırdığı siyaset adına utanılacak bir dönem yaşıyoruz. Vicdanı mühürlü olmayan her insan isyan edecek konumda..."

"Başbakanın kalbi Ali diyor,  dili Muaviye söylüyor..."

"Bu kişinin bir yardımcısı, daha önce köklü bir siyasi geleneği temsil eden partinin genel başkanlığını yapmış. Siyasi vicdanının ücreti neyse verilmiş, ödenmiş ya da kiralanmış ya da satın alınmış ve yeni pozisyonun da her geçen gün sahibini sesi rolüne soyunmuş, başlamış Yatağan’da bir sahur toplantısında şakımaya"

"Bu kişi kim biliyor musunuz? Bu kişi bu siyasi vicdanının kirası ya da satın alma bedeli ödenerek yeni kimliğine kavuşturulmuş bu kişi daha önce o köklü siyasi partinin başında genel başkanken bugün methiyeler düzdüğü Başbakana neler söylemiş neler. Bu kifayetsiz ahlak düşkünü kişiye o sözleri hep hatırlatılacaktır. Yuh olsun sana Başbakan yuh diyor bir parti toplantısında. Dediler ki seçimlerde durmak yok yola devam. Evet, aynen öyle yapıyorlar. Yolsuzluğa, işsizliğe devam ediyorlar."

"Şimdi ey "soylu", sen bırak bu lafları, hele Kılıçdaroğlu'nu bırak senin aklın yetmez, boyun yetmez, izanın yetmez, düsturun yetmez. Bütün bu söylediklerini sana kaça yalattılar? Sen ondan haber bana. Bedelin ne senin? Ne ödediler, ne vadettiler sana? Otur oturduğun yerde kes sesini haddini bil, bu defterler hep önüne gelecektir senin. Siyasi karnen bu. Adam bile olamazsın."

"Kadir Gecesini kutluyor, şehit olan  3 Mehmet'imize rahmet, Ailelerine ve milletimize de sabır diliyorum"

"Nasıl bir çatışmayla şehit oldular? Genelkurmay mahcup açıklamalar yapıyor. Öyle ya, bir yandan çözüm, arayış, bir yanda Işid, bir yanda PKK, bir yanda kaçakçılık, sınırlar kevgir. Olan bu ülkenin yine gariban Mehmet'lerine oluyor."


CHP Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Prof.Dr. Haluk Koç düzenlediği basın toplantısında iç ve dış sorunları şöyle değerlendirdi:

"Değerli arkadaşlarım, cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası için Sayın Genel Başkanımız Anadolu'da. Bugün Afyon, Isparta ve Burdur'da olacak. O yüzden MYK toplanmadı ama haftalık siyasi değerlendirmemizi CHP adına yapmak için huzurlarınızdayım.

Öncelikle bugün Kadir Gecesi. Bu son derece önemli. Yalanı gerçekten, haramı helalden, günahı da sevaptan ayırabilen tüm samimi inanların bu önemli gecesini, Kadir Gecesini kutlayarak başlamak istiyorum.

Bu arada 3 Mehmet'imiz şehit oldu. Şanlıurfa'nın Suriye sınırı bölgesinde. Onlara da Allahtan rahmet diliyorum. Ailelerine ve milletimize yine sabır diliyorum.

Tabi hangi tür bir çatışmayla şehit oldular. Önce bir kaçakçılarla girilen çatışmada şehit edildiler şeklinde haber çıktı. Daha sonra PKK-PYD uzantılarıyla girilen bir çatışmada şehit edildikleri haberi çıktı. Hala konu karışık. Genelkurmay mahcup açıklamalar yapıyor. Öyle ya bir yandan çözüm, arayış, bir yanda Işid, bir yanda PKK, bir yanda kaçakçılık, sınırlar kevgir. Olan bu ülkenin yine gariban Mehmet'lerine oluyor. Ülkenin Başbakanı, cumhurbaşkanı adayı olan kişi dün şehit aileleriyle iftar yemeği, yine yandaş şehit aileleri de yaratılmış vaziyette ne yazık ki ve onlara şunu söylüyor; biz Öcalan'la hiçbir zaman görüşmedik, el sıkışmadık. Yalanın her boyutu artık en kutsal günlerde dahi, en kutsal sofralarda dahi bozuk para gibi kullanılır hale gelmiş durumda.

Değerli arkadaşlarım, aziz yurttaşlarımız, sevgili yurttaşlarımız devlet destekli iktidar makinasının etrafı kasıp kavurduğu günlerden geçiyoruz. Ortalık toz duman. Sizlerde izliyorsunuz. Beyin yıkamanın, algı operasyonlarının ve yalanın fütursuzca kullanıldığı, takiyenin insaf sınırlarını aşacak şekilde sergilendiği, yandaşların yalakalıkta sınır filan tanımadığı, yenidünya rekorları kırdığı siyaset adına utanılacak bir dönem yaşıyoruz aslında. Yalanın, iftiranın, çarpıtmanın hunharca tedavülde tutulduğu, eşit olmayan, adil olmayan bir cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası yürütülüyor Türkiye'de. Yakın coğrafyamızda yaşanan acı olaylar ortada. Vicdanı mühürlü olmayan her insan isyan edecek konumda. Tanık olduğumuz vahşet manzaraları insanlığımızı adeta sorgulatacak noktaya kadar gelmiş durumda.

İsrail Gazze'ye dönük savaş suçu sayılacak, devlet terörü karşısında Türkiye'de AKP iktidarının yürüttüğü ucuz gürültü siyaseti tam bir ahlaki çöküntü ve iflas belgeseli halinde. Alışıldık bir ikiyüzlü siyaset anlayışı ve çaresizlik hakim tabloya. Bir yandan İsrail’in insafsız saldırılarına tepki gösterir gibi davranıp içerinin gazını almak taktiği, diğer yandan İsrail ile her türlü ekonomik, savunma ve güvenlik işbirliği paslaşmasını sürdüren bir anlayış. Bir yandan batıyı İsrail’e karşı niye yaptırım yapmıyorsunuz diye azarlayan, onları yaptırıma davet eden bir suçlama diğer yandan Türkiye–İsrail ticari ilişkilerinin en üst düzeyde devam ettirilmesi gerçeği.

Bu konuda 10 gündür gerek Sayın Kemal Kılıçdaroğlu gerek parti sözcüsü olarak ben gerek diğer parti yetkililerimizin gündeme getirdiği sorular açık ve net. Bu konularda cevap yok, yalan çok. Kıvırmanın biri bin para adeta. Bir kere daha milletimizin önünde meydanlarda atıp tutan bu kişiye ve biadçı kadrolarına açıkça soruyoruz bir; Musul-Kerkük ham petrolünü Ceyhan'dan yüklediğiniz tankerlerle İsrail'e sattınız mı satmadınız mı? Basit bir soru. Kuzey Irak petrolünü Ceyhan'a aktarıp, tankerlere doldurup İsrail'e sattınız mı satmadınız mı? Ayrıca Türkiye'den İsrail'e jet yakıtı satmadınız mı satmadınız mı? Bakın medyaya bakın. He türlü bilgi, belge, not medyada açık açık yayınlanıyor. Konşimentolar yayınlanıyor. TÜİK'in raporları yayınlanıyor. Alışverişin belgesi ortada.

Değerli arkadaşlarım, Enerji Bakanı Tamer Yıldız Bey, bu konuda hala tatmin edici bir cevabın yok mu? İki; İsrail'in hava savunma sistemini tamamlayan ve kontrolü ABD'de olan Kürecik radar sisteminin faaliyeti İsrail'in bütün bu vahşet gösterilerine karşı hala Türkiye'de devam edecek mi etmeyecek mi etmeyecek mi?

Bu da çok açık.  Sayın Kılıçdaroğlu söyledi, Sayın Loğoğlu yazılı açıklama yaptı. Bizler söyledik. Meclisteki arkadaşlarımız dile getirdiler. Yani hem katil diyeceksin show yapacaksın, one munite diye efeleneceksin yeri geldiğinde hem de katile kalkan olacaksın. Katile koruma sağlayacaksın. Kendi toprakların üzerinden. Bu ne iş ya? Gerçekten bu ne iş usta? Söyleyeceğin bir şey yok mu bu hususta diye bir tekerleme yapmak gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, amaç açık, hedef belli. Yani İran, Irak, Suriye, Filistin ve Lübnan'da konuşlanan İsrail'e karşıt gruplardan İsrail’e dönük hava saldırılarının erken uyarı sistemiyle Kürecik üzerinden önceden İsrail'e bildirilip İsrail'in güvenliğinin sağlanması. Sen bunu yapıyor musun yapmıyor musun Türkiye üzerinden? Açık konuş. Evet, yapıyorsun. Ne diye bağırıyorsun meydanlarda? Ne diye iftar sofralarında süslü laflar ediyorsun boyunu aşıp?

Değerli arkadaşlarım, üçüncü soru; mahdumları da ilgilendiriyor burası. İsrail'le ticari ilişkilerinizin boyutu nedir? Yani Gazze'ye bu insafsız saldırılar sürerken bir açıklama yapmayı düşünüyor musunuz bu konuda? 2010 Mayıs. Bu tarihi hatırlarsınız. Mavi Marmara olayının yaşandığı tarihtir.  İsrail'in 1961'den beri üye olmak istediği OECD'ye siz Mayıs 2010'da Türkiye vetosunu kaldırıp, İsrail’in yolunu açıp, üyeliğini sağladınız mı sağlamadınız mı? Vetoyu nasıl kaldırdınız? Ne karşılığında kaldırdınız? Hangi telkinlerle kaldırdınız?

Değerli arkadaşlarım, cevap; cevap yine yok. Parmağı yoruldu artık Rabia yapamıyor. Eli düştü. Başka bir soru; dikkat edin ateşkes çalışmaları bir şekilde sürdürülüyor. Nereden sürdürülüyor? Mısır üzerinden sürdürülüyor. Hani sizin şu diplomatik ilişkilerinizin koptuğu Mısır'dan. Dikkat edin ABD Dışişleri Bakanı John Kerry Mısır'ı diplomatik merkez yaptı bu konuda. Bizim ki ne diyor? Obama'yla görüşemiyorum diyor. Es selamünaleyküm Tayyip Bey. Yani beni takan yok diyor. Seni takan yok tabi. Senin nokta kadar değerin kalmadı, itibarın kalmadı farkında değil misin? Boşuna mı söylüyoruz yıllardır. Boşuna mı uyarıyoruz bu dış politika bataklığını. Yanındaki stratejik dehayla beraber… ikrar ediyor. Hiçbir ağırlığı olmadığını, itibarsızlığını ikrar ediyor, doğruluyor. Kendi ağzından söylüyor bunu. Obama'yla görüşemiyoruz diyor. Ancak John Baden'la görüşebiliriz diyor. Değerli arkadaşlarım, arada bir aynanın önünde gerçeği görüyor. Hala daha bu yanlış dış politika tercihini sorgulama durumunda değiller görüyor musunuz?

Altıncı soru; Suriye'yle Irak'ta Işid belasını Müslümanların başına musallat eden sizin politikalarınızın bugün bölgede eli kolu bağlanmış, Türkiye manzarasındaki etkisini daha hala kavrayamadınız mı Allah aşkına? Unutmayın bu Işid Türk bayrağını indirdi Musul'da biliyorsunuz. Konsolosluk görevlileriniz hala rehin. Belki cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi bir showa hazırlanılıyor onu bilmiyoruz. Filistin bayrağını aynı Işid hem de bugünlerde yakıyor. Kim besledi bu Işid'i? Kimin kollarında büyüdü bu Işid? Kim silah verdi? Kim eğitim verdi? Kim Türkiye topraklarını bu insanlara yolgeçen hanı yaptı? Kim yaralılarını, hastalarını Hatay'da, Antakya'da, Urfa'da tedavi ettirdi? Çıtınız çıkmıyor değil mi? Işid’in akıttığı kanda sizin eliniz yok mu?

Değerli arkadaşlarım, şimdi Kuzey Irak'taki petrolü Ceyhan üzerinden İsrail'e akıtanlar bu ilişkiyi kuranlar bugün meydanlarda, süslü iftar sofralarında Gazze için ağlıyorlar. Sizi gidi yalancılar sizi. Sizi gidi iki yüzlüler sizi.

Değerli arkadaşlarım, şimdi söyleyeceğim kişi de aynı bahçenin bülbülü oldu ya. Oradan bir örnek vereceğim. Biliyorsunuz bir ara Has Partinin Genel Başkanıydı Sayın Numan Kurtuldu'dan bahsediyorum. Pardon Kurtulmuş'tan bahsediyorum. Has Parti Genel Başkanıyken şöyle diyor bakın çıkarttık. Sayın Başbakan bu tür fırçaları güzel yapıyor. Bir fırça daha hatırlıyoruz Davos'ta one munite demesi. Gerçekten de yüreğimize su serpilmişti. Ama neden dendi bu? İsrail saldırganlığını arttırdı. Bunun durdurulması lazım diye. Ama ondan sonra İsrail’e destek kararı aldınız. Geçtiğimiz sene 2010 Mayıs ayında Türkiye İsrail'in OECD üyeliğini onayladı. Veto ettiğimiz takdirde üye olması mümkün değildi. Numan Bey söylüyor bunu. Veto ettiğimiz takdirde üye olması mümkün değildi daha önce birçok ülke veto etmişti otel lobisinde değil, BM'de OECD salonlarında one munite demek marifettir. Acı cümle şu; Sayın Başbakanın kalbi Ali diyor dili Muaviye söylüyor. Şimdi Numan Bey bu ihtiraslı kişinin yanında yardımcı görevi görüyor.

İşte böyle Recep Bey. İki yüzlü siyasetçi aynı Pazar tezgahı gibidir arkadaşlar. Yani tezgahın önüne sözlerin hep iyilerini, güzellerini koyarlar. Ama arkada ise yalanlar vardır. Çürükler vardır, kötüler vardır. Asrın yolsuzluk iddiaları alnının çatında yazan, duran bir de bu ikiyüzlü politikalarla cumhurbaşkanı olmak isteyen bir kifayetsiz muhteris. Karşımızdaki fotoğraf bu.

Yine bir söz var, alçak ruhlu insanların yüksek çıkması aynen maymunun ağaca tırmanması gibidir. Bunlar yükseldikçe altlarındaki pislikler daha çok görünür hale gelir. Yaşadığımızda bu. Bir yere tırmanmaya çalışıyor aynı maymunun ağaca çıkması gibi altındaki pislik daha net görünür hale geliyor.

Değerli arkadaşlarım, bu beceriksiz kadronun şefi bu haldeyken arkasındaki tayfa duracak mı? Ne gezer. Onlarda saçmalama turlarına devam ediyorlar. Hele bir tanesi var ki evlere şenlik. Adını bile söylemeye gerek yok. Tarifi yeter. Siyaset literatüründe çok sık rastlanır. Bir kişi siyaset çizgisinden dönüp başka bir çizgiye asker yazılır ise o kişi o çizgideki mevcutlardan çok daha saldırgan olur, çok daha kesin cümlelerle siyaset yapmaya başlar. Çünkü dönerek geldiği yerde kendisini benimsetmek ister. Kendisini kanıtlamak ister. Onlardan olduğunu ifade etmek ister. İşte böyle biri.

Daha önce köklü bir siyasi geleneği temsil eden bir partinin genel başkanlığını yapmış. Neyse, siyasi vicdanının ücreti neyse verilmiş, ödenmiş ya da kiralanmış ya da satın alınmış ve yeni pozisyonun da her geçen gün sahibini sesi rolüne soyunmuş, başlamış Yatağan’da bir sahur toplantısında şakımaya. Neler söylüyor? Kılıçdaroğlu denen mahluk karşımızda. Bu mahluk siyasete girmiş bir musibet. CHP'nin başına geçmiş bir musibet. Ahlaktan nasibini almamış. Aylardan beri hakaret ediyor. Onu buradan uyarıyorum, Başbakanımızla ilgili en ufak bir şey söylerse Allaha yemin ederim ki, Allah inanacak sanki kendisine onu sokağa çıkmaz hale getiririz. Gaza gelmiş anlatıyor.

Değerli arkadaşlarım, bu kişi kim biliyor musunuz? Bu kişi bu siyasi vicdanının kirası ya da satın alma bedeli ödenerek yeni kimliğine kavuşturulmuş bu kişi daha önce o köklü siyasi partinin başında genel başkanken bugün methiyeler düzdüğü Başbakana neler söylemiş neler. Siyasi karnesinde bu hep hatırlatılacaktır kendisine. Bu kifayetsiz ahlak düşkünü kişiye o sözleri hep hatırlatılacaktır. Yuh olsun sana Başbakan yuh diyor bir parti toplantısında. Mehmet Akif gibi erdemli, dürüst olacaksın, dürüst. Dediler ki seçimlerde durmak yok yola devam. Evet, aynen öyle yapıyorlar. Yolsuzluğa, işsizliğe devam ediyorlar. Ondan sonra gaza gelme devam ediyor, dönüyor taraftarlarına asla yüzünüzü yere baktırtmayacağım diyor. Kendinin yüzü de vücudu da yerden kalmış vaziyette değil şu anda.

Değerli arkadaşlarım, devam ediyor; 20 Nisan 2008 İzmir'de Aliağa'da bu ülkenin herkese çatan ve kaos yaratan bir Başbakanı var ki akşam evine gittiğinde karısına ve çocuklarına boynu bükük kalan esnafın, çiftçinin yerine kendi koymuyor. Kendisi evindekilerin yüzüne nasıl bakıyor? Başbakan at üstünde durmayı nasıl beceremediyse ülke yönetmeyi de aynı şekilde beceremiyor. Bu soylu arkadaş söylüyor.

Tarih 10 Aralık 2008 yer İzmir. AKP hükümeti yanlış ekonomik politika tercihleriyle bayramları da millete zehir etti. İnsanlarımız gülmeyi unuttu. Beceriksizlik ve yetersizlikle Türkiye'yi krizle karşı karşıya bıraktılar. Paçalarından yolsuzluk akıyor bunların. Türkiye’de ihale ve yandaş belediyeciliği yapılmaktadır.

Devam ediyor kardeşimiz; 25 Şubat 2009. Kocaeli'ne geçiyor bu sefer. Halk 29 Martta bu hükümete zıkkım kökünü gösterecek diyor. Her üç gençten birisi işsizlik girdabı içinde, fabrikalar kapanmış, anlatıyor, anlatıyor.

25 Şubat 2009. Derince'ye geçiyor. Yolsuzlukla mücadele edeceğim diyen hükümet Türkiye'yi yolsuzluk çukuru içine batırdı. Bu ülkeyi rant ülkesi yapmayacağım dedi. Sayın Başbakan rantın babası haline getirdi. Bunlar yarımda doktor, yarım hoca.

Daha çok var değerli arkadaşlarım. Yani şimdi söylüyor Başbakan padişah olmak istiyor diyen bu. Bu hükümete zıkkımın kökünü göstereceğiz diyen bu. Hükümet yolsuzluk çukurunun içinde diyen bu. Başkana rantın babasını getirdi diyen bu. At üzerinde duramayan, ülkeyi yönetemez diyen bu.

Şimdi ey soylu arkadaş! Sen bırak bu lafları, hele Kılıçdaroğlu'nu bırak senin aklın yetmez, boyun yetmez, izanın yetmez, düsturun yetmez. Bütün bu söylediklerini sana kaça yalattılar? Sen ondan haber bana. Bütün bu söylediklerin senin ağzından çıkma. Sana kaça yalattılar bunu? Bedelin ne senin? Ne ödediler sana? Ne vadettiler sana? Otur oturduğun yerde kes sesini haddini bil, bu defterle hep önüne gelecektir senin. Senin siyasi karnen bu. Adam bile olamazsın.

Değerli arkadaşlarım, işte siyasetteki tuzluk deniyordu ya, gerçek tuzluklar bunlar. Şimdi daha önce söylediklerini unutmuş yeni sofrasında kullanılmayı bekliyor. Bu siyaset zavallısına ihtiyaç ortaya çıktığında kim olduğu her zaman kendi sözleriyle hatırlatılır.

Değerli arkadaşlarım, bir iki ufak konu daha var. Bunlardan bir tanesi biliyorsunuz özel yargı oluşturuluyor artık. Bu Sulh Ceza Mahkemeleri kapatılıyor Sulh Ceza hakimlikleri kuruluyor ve tek yetkili hakim. Ne yapacak bunlar? Kim işaret edilirse siyasi otorite tarafından, kim hedef gösterilirse artık o kişinin gözaltına alınması, tutuklanması, malvarlığına el konulması, haksız yere hapse atılması bu kişilerin tek başına vereceği karara bağlı hale getiriliyor. Çok tartışılacak atamalar yapıldı HSYK üzerinden. Birkaç tanesini söyleyeceğiz. Bilin, bilinsin.

HSYK, hani şu meşhur Rıza Zarraf var ya ve bakan çocuklarını Rıza Zarraf'la beraber tahliye eden İslam Çiçek adlı yargıcı 3 Nolu Sulh Ceza Hakimi olarak atadı. Başka, Süleyman Aslan, şu ayakkabı kutuları hikayesinin kahramanı. Bu kişinin de içinde bulunduğu 6 kişiyi bu 17 Aralık soruşturmasında tahliye den Hakim Hulusi Pur’u 2 Nolu Sulh Ceza Hakimi olarak atadı. 4.Sulh Ceza Hakimliğine Süleyman Aslan’ın malvarlığı üzerindeki tedbir kararını kaldıran Recep Uyanık adlı Hakim Sulh Ceza Hakimi olarak atandı.

Değerli arkadaşlarım, tezgah bu. Bunun üzerine şimdi yeni bir olay başladı dün gece sabaha karşı sahur saatlerinde. Bütün dünyada polis ne yapar? Görevi nedir? Hırsızı kovalar değil mi? Türkiye'de işler tersine döndü. Hırsızlar polisleri kovalamaya başladı. Şimdi Ergenekon, Balyoz, KCK, casusluk davası, Oda TV davalarını hatırlıyorsunuz. Süreçleri tekrar etmiyorum. Kurguyu biliyorsunuz, kumpası biliyorsunuz, tezgahı biliyorsunuz, bu tezgahın iki başında kimler oturdu bu senaryoyu yazdılar, kurguyu çizdiler, bu süreci çalıştırdılar, Ali Tatar'ın kanına kim girdi? Bunların hepsini biliyoruz. Yaşananları da biliyoruz.

Şimdi bu kurgucular, bu senaryo yazanlar, bu oyun kurucular kendi aralarında hesaplaşmaya başladılar. Başkalarına beraberce oynadıkları oyunu şimdi birbirlerine karşı sergiliyorlar. Yani bir kesimi için bunlardan sap döndü, saman döndü, hesapta döndü bir kesimi için.

Şimdi manzara hep aynı. Sabah ve sabaha karşı baskınları dikkat edin. Kelepçeler, medya servisleri, itibarsızlaştırmalar, kişisel hikayeler… Değerli arkadaşlarım, peşinen suç isnatları, tezgahlar, hazırlanmış tertip iddialar, kurgular aynı bu filmi daha önce seyrettik. Hatırlayacaksınız.

Şimdi bugün inlerine giriyoruz nağraları atanların, hiç unutmayın yarın aynı şekilde inlerine girileceğinden aynı şekilde inlerine girileceğinden hiç şüpheniz olmasın. İşte onun için değerli basın çalışanları, aziz milletimiz işte onun için bağımsız ve siyasi vesayetten arınmış bir yargı sistemi dedik CHP olarak. İşte onun için kuvvetler ayrılığı ilkesinin tahrip edilmemesi gereğini ifade ettik inançla. İşte onun için adalet bir gün herkese lazım olacaktır dedik, diyoruz. İşte onun için eğer adalet çökerse bir ülkede devlet çöker dedik. İşte onun için mahkemeler siyasi talimatla çalışmaz evrensel hukuk rehberi yargıda kural olmalıdır dedik. Herhalde en tepedeki, en kirli kadro bu konuda hesap verme günü geldiğinde bu çağrıları anlayacak ama onlar içinde iş işten geçmiş olacak.

Bakın 2008'den 2014'e geldiğimizde 6 yılda iklim bir kesim için döndü. Tezgahı kuranların bir kısmı diğer kuranlar tarafından tezgaha alındı. 5-6 yıla kalmaz ilk tezgahı kuranlar dünkü tezgahı kuranlarda aynı tezgaha girerler. Eğer yargı bağımsız olmaz ve söylediğim çerçevede oluşturulmaz ise.

Değerli arkadaşlarım, birkaç konu var. Çok kısa. Milli İstihbarat Teşkilatı görev kapsamını genişletiyor öyle gözüküyor. TİB Başbakanın ifadesiyle canım gerek yok bunu kapatalım artık MİT'e bağlayalım deniyor. Yani bir büyük gözaltı, biri bizi gözetliyor evi Türkiye zaten herkes dinleniyor, herkes takip ediliyor. Al Sayın Başbakan. TİB’e gerek yok zaten. MİT yapıyor o işi. Ayrıca MİT'in koruması da var. İstediği haltı karıştırabilir. İstediği tezgahı kurabilir. Nasıl olsa kanunla koruma altında. Öyle mi? Bu cümle demokratik bir ülkede sarf edilebilir mi? Demokratik bir ülkede Başbakan sıfatı taşıyan bir kişi TİB uhdesindeki görev alanını ülkenin istihbarat teşkilatı görev kapsamına sokma niyetini ifade edebilir mi? Çıt yok Türkiye'de. Adım adım diktatörlük dediğimiz zaman niye kızıyorsun? Niye köpürüyorsun? Senden demokrat olmaz, senden bir halt olmaz dediğimizde niye kızıyorsun?

Değerli arkadaşlarım, takip edilecek konulardan bir tanesi, biliyorsunuz mecliste bir torba yasa var. Torba yasa görüşmeleri devam ediyor. Çok sayıda atama bekleyen öğretmen var. Bu kardeşlerimize sesleniyorum. Sosyal bilimlerde, tarihte, yabancı dilde, felsefede çok sayıda öğretmen kardeşimiz var atama bekliyorlar ve bugün ya da yarın bu kanunun 74.maddesi gündeme gelecek. 74.maddesi üzerinde CHP Grubunun bir önergesi verilecek. Ben o önergeyi şimdiden paylaşıyorum ve bu şekilde beklentisi olan arkadaşlarımın öğretmenlik ataması bekleyen kardeşlerimizin ailelerinin iktidar partisi milletvekillerine grubuna baskı yapmaları için çağrıda bulunuyorum. CHP'nin önergesi 74.maddede verilecek. Arkadaşlarımız dile getirecekler. 130 bin öğretmen açığı olan ülkemizde 300 binin üzerinde öğretmen adayı atanmayı beklerken toplamda 35 bin kadro verilmesi yeterli değildir. Bu önergeyle 35 bin kişilik kadro adedinin 100 bine çıkarılması CHP tarafından mecliste dile getirilecek.

Mertse AKP, eğer bu soruna çözüm bulmak istiyor ise bu önergeye destek vermeye yüreği yetmese bile bir benzerini verir, birleştirir,  bu arkadaşlarımızın bir kısmının talebi bugün yarın ramazanın son günlerinde karşılanmış olur.

CHP'nin önergesi açık, net. Tüm atama bekleyen öğretmen arkadaşlarımdan, ailelerinden destek bekliyoruz ve iktidar grubuna hangi araçla kurarsanız kurun baskı kurun. Parmak çoğunluğu onlarda.

Evet, değerli arkadaşlarım, son çağrım biliyorsunuz bu adaletsiz seçim kampanyası süratle 10 Ağustos'a gidiyor. Bir tarafta kibirden başı dönmüş, yaptığı yanlışların içinde bocalayan Türkiye'yi itibarsızlaştırmış, gittikçe kapalı devre bir ülke haline getirecek olan meydan meydan devletin atıyla, eşeğiyle, uçağıyla dolaşan, konuşma şehvetini bir türlü sınırlayamayıp kendini meydanlarda yalan yanlış ifade etmeye çalışan bir kişi arkasında her türlü destek, diğer tarafta mazbut, olgun, mütevazi, imkanları sınırlı adaylar Sayın İhsanoğlu var.

Sevgili yurttaşlarımız, Sayın İhsanoğlu bir üst uzlaşma adayıdır. Hiçbir siyasi parti kimliği taşımamaktadır, ne CHP'lidir ne MHP'lidir. Sadece tek adam diktası oluşturmak isteyen, demokrasiyi kökünden yok etmek isteyen bir kifayetsiz muhterise karşı içeride güveni, huzuru, dışarıda itibarı sağlayacak demokratik parlamenter sistemin Anayasada yazılı şekliyle devamını savunan, kuvvetler ayrılığı ilkesine inanan, hukuk devletini, demokrasiyi tüm kurumlarıyla yaşama geçirme iddiasını ortaya koyan, herkese huzur veren, sevecen, bu toplumun makul değer yargılarıyla, ortalama değer yargılarıyla buluşmuş, herkesi kucaklayan, sakin, olgun Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu.

10 Ağustosta görevinizi yapın. Bu kibir düşkünlerini, bu gözü dönmüşleri sandıkta sevindirmeyin. Sayın İhsanoğlu'na çok geniş bir destek var. 10 Ağustosta sandığa gidin ben Türkiye'nin onurlu, itibarlı, huzurlu bir ülke olmasını istiyorum, oyumu Ekmeleddin İhsanoğlu'na veriyorum tercihini yapın ve kampanyasına sosyal medyada banka hesapları var. İş Bankası ve Ziraat Bankası hesapları var. Çok güç yürütülüyor kampanya. 1 lira olsun, 5 lira olsun, 10 lira olsun bir katkı verin. Ben boyun eğmiyorum AKP'nin baskısına, zulmüne deyip sizde sesinizi çıkartın. Sizde bir ıslık çalın. Sizde bir el atın. Sizde bir omuz verin ve 10 Ağustosta da oyunuzu Türkiye için verin, demokrasi için verin, huzur için verin, itibar için verin.

Evet, değerli arkadaşlarım, sizlerin soruları varsa gerçi gündemi epey toparlamaya çalıştım. Sormak istediğiniz son operasyonlar dahil her konudaki düşüncelerimi açıkladım. Unuttuğum, sormak istediğiniz soru yoksa size iyi çalışmalar dileyim.

Başarılar diliyorum."

    Çarşamba, 23 Temmuz 2014 16:03

Bağlantılı Konular